Fransız yazarı Antoine Galland, (1646-1715) Sultan IV. Mehmed Hân devri hakkında bize su mâlumatı vermektedir: "7 Mayıs 1672 Cumartesi günü, Sultan IV. Mehmed, Lehistan seferine çıkmak üzere İstanbul'dan ayrıldı. Hayatımda, bundan daha güzel, daha muhteşem bir alay görmedim. Dünyanın hiçbir yerinde, bundan daha parlak, daha düzenli, daha zengin bir geçit töreni yapı-lamaz. Ordunun bizzat padi-şahın kumandası altında İstanbul'dan çıkışı, güneşin doğmasından başlayarak 5 saat sürdü. Polonya sınırına kadar olan merkezlerdeki birlikler, yolda bu orduya ka-tılacaklardı. Geçen asker ka-dar atları da muhteşemdi. İnsan hangisini seyredeceği-
ni şaşırıyordu. İlk birlikler geçtikten sonra,
" kalabalık bir Mehter Takımı yürümeye başladı. Hem Ye-niçeri adımlarıyla yürüyor, hem de çalıp söylüyorlardı. Kösler ve davullar vurduğu zaman yer yerinden oynuyor-du. Gösterdikleri ihtişam, muazzamdı. Mehter Takı-mı'ndan sonra gene, sonu gelmez gibi görünen birlikler geçmeye başladı. Seyreden-leri, hayretle karışık bir hay-ranlık içinde bırakıyorlardı...'
ZEKA BULMACASI
KAÇ İNSAN
Şekilde, kaç adet insan res-mi görülüyor? Cevabı yarın)
GÜNÜN TARİHİ
...........
HIZIR GÜNLERİ
Bir sene; Hızır Günleri (Yeşil Mevsim) ve Kasım Günleri ol-mak üzere ikiye ayrılır. Mayıs ayının 6'sında Hızır Günleri ile yaz başlar ve 186 gün sürerek 7 Kasım'da sona erer. Kasım Günleri de, Kasım ayının 8'inde başlar, Şubat ayının 29 çektiği yıllarda 180 gün, diğer yıllarda ise 179 gün sürer ve 5 Mayıs'ta sona erer. Hızır Günleri yaz, Kasım Günleri de kış devresini ifade eder.
"Türklerin riâyet ettikleri İslâ-mın beş şartının dördüncüsü zekâttır. İşte bu şart mûcibince her sene servetlerinin kırkta bi-rini fukaraya vermek mecbûriye-tindedirler. Eğer akrabaları için-de fakirler varsa onları diğerle-rine tercih ile mükelleftirler. Fa-kir yoksa zekâtlarını fakir kom-şularına ve o da yoksa önlerine gelen fukaraya verirler. Türkler bu şartın ifasında kusur etmez-ler, çünkü çok hayırseverler Din ve mezhep tefrik etmeksizin ister Müslüman, ister Hıristi-yan, ister Yahudi olsun, bütün muhtaçlara yardım ederler. Onun için Türkler arasında fuka-raya pek az tesadüf edilir. Böy-le demekle Türkleri dilencilikten meneden yegâne amilin zengin-lerinde görülen şefkat ve merha-metten ibaret olduğunu söyle-mek istemiyorum. Benim kana-atime göre, diğer birtakım se-bepler daha vardır. Meselâ; Türklerin çoğu padişahtan aylık alır, az masrafla yaşarlar, az şeyle mükellef yemek yaparlar. Meselâ; bir pilav, biraz et ve suyla muhteşem bir ziyafet çe-kerler, fakat hayrat ve hasenat-ları büyüktür. Kimisi daha ha-yattayken servetiyle fukaraya
bakar, kimisi ölürken hastane-de ler tesisi, yahut köprülerle ker-vansaraylar veyahut yol boyla-rında çeşmeler ve bunlara mü-masil şeyler inşası için muazzam sermayeler bırakır, hatta bir-çoklan da bu hayrat ve hasena-tı daha sağlıklarında yaparlar. Paralarıyla hayrat yapamayan-lar anayolların tamirinde çalışa-rak, yol boylarındaki su hazine-lerini doldurarak, sel sulannın ci-. varında durup yolculara tehlike işareti vererek kollarıyla hayır iş-lerler. Bütün bunlara mukabil katiyen para almazlar ve hatta eğer teklif edilecek olursa para için değil, fi-sebilillah çalıştıkla-rını söyleyerek reddederler..." Fransız seyyah M. de Thevenat 1665
ZEKA BULMACASI
YUMURTALAR
Bir masanın etrafında 15 çocuk ve masanın üstünde bir tabak içinde de 15 tane yumurta var. Her çocuk bi-rer yumurta aldı. Tabakta daha bir yumurta kaldı, bu mümkün mü? (Cevabı yarın)
Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan çöküşüne kadar geçen 623 senede otuz altı padişah hükümdarlık yap-tı. Bu padişahlar, sadece Osmanlı Devleti'nin padişahı değillerdi. Aynı zamanda dokuzuncu padişah olan Yavuz Sultan Selim'in 1516 yılında halifelik unvanını almasından sonra 407 sene boyunca "müslümanların halífesi" sıfatını da taşımışlardır.
Padişahlar arasında en uzun hü-kümdarlığı kırk altı sene ile Kanûnî Sultan Süleyman, en kısa hüküm-
Kız: Remziye
Erkek: Rasim
darlığı da üç ay süre ile 5. Murad yapmıştır.
Osmanlı padişahlarının tümü, şeh-zadelik döneminde devrin ulaştığı dü zeye göre son derece iyi eğitim gör müşlerdir. Din ve fen ilimlerinde en iyi hocalardan dersler alan padişahla-rin çoğu aynı zamanda dönemlerinin önde gelen sanatkârlarından olmuş lardır. Padişahların yirmi ikisi şair, on ikisi hattat, sekizi bestekår, biri ku-yumcu, biri yay ve ok ustası, biri de marangozdu. İstisnasız hepsi sporcu ve askerdi. 4. Murad ata binme ve ağırlık kaldırmada, Sultan Abdülaziz özellikle de güreşte başarılıydılar.
"Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz."
on Mice, Talk10
SADAKA TAŞI
E ski İstanbul'da yardımların göze batmadan yapılması için "sada-ka taşları kullanılırdı. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermer-den olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşıması için birkaç basamak konurdu.
Ihtiyacı olmasına rağmen dilenmek ten çekinenler gecenin geç saatlerinde
Çocuklarınıza İsim
taşın yanına gelir ama bırakılan meb-lağın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul'u-nu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta bo-yunca kimsenin gelmediğini yazmıştı.
İstanbul'un dört yerinde sadaka ta-şı vardı: Şu anda sadece birisi ayak-ta kalmış. Üsküdar'da Gülfen Hatun Camii'nin avlusunda dikili olanı, ama o da yarısından fazlası toprağa gömülü vaziyette duruyor.
"- Gündüz, ne tedbir idelüm? Ne veçhile küffåra huruç idelüm? Böyle âtıl durmaktan ne faide var?" "- Imdi civarımızda olan nahiyeleri ve vilâyetleri
vuralum.
Osman Gazi öldüğü zaman, Sakarya vadisinde-ki bütün kaleler zapt edilmiş, Bursa, İznik ve İzmit de muhasara edilmişti.
Tahsin Ünal Osmanlılarda Fazilet Mücadelesi,
s. 23
"- Olmaz. Bu doğru rey değüldür. Zira civa-rımızdaki nahiyeleri ve vilâyetleri mamurdur. Buraları harap etmek olmaz. Şehrin şenliği halk iledir. Kendi elimizle, kendimizin olacak yerleri yıkıp harabezâr eylemek olmaz. Rey-i sevab bu-dur kim, çevre komşularımızla iyi geçinelim. Bi-lecik tekfuruna, ettiğimiz gibi, sonra zuhur eden
"Rızkının bollaştırılmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse sıla-i rahimde (akraba ziyaretinde) bulunsun." Buhâri, Edeb 12
OSMANLI'DA AİLE HAYATI
Meşhur Fransız edibi Pierre Loti, dîni, kül-türü ve ırkı başka olduğu halde İstanbul'da yaşayan Türklerin İslami nezih, ahlak ve ada-bının hayranı olmuş, daima yazılarında bu duyguları tasvir etmiştir. Der ki:
"Müslüman Türklerin hayatları, kelimenin tam manasıyla başka bir dünyadır. Dünyanın başka hiçbir evinde bir erkek, hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz. Bu gerçe-ğin sırrı, Türk evinin kadını tarafından hazır-lanışındadır. İddia ederek söylüyorum; bir müslüman Türkün evinde odalar bile özel ve
Çocuklarınıza İsim Erkek: Abdurrahim Kız: Samia
maksatlı bir ahengi ve döşeme üslubu ile ha-zırlanmıştır. Evin sahibesi olan kadının giyi-nişi başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar ahenk içindedir. Kadın evine o kadar düşkün, temiz-liğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek öylesine zeka ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşamüzeri büyük bir hasretle kapıdan girer. Kadının temizliği maddi plan-da bir çiçek kadar saftır. Bu maddi temizliği, kadının ruh temizliğinden gelir. O kadın, içki,
"Ben yetim ile yetim işine bakan kimseyle beraber Cennet'te şöyle bulunacağız (Peygamberimiz şehadet ve orta parmağını birbirine değdirerek göstermiştir)." Buhâri, Talak 25, Edeb 24
ARTAN YEVMİYE
Bâyezid Cami-i şerîfinin inşaatında çalışan usta ve işçilerin gündeliklerinin kaçar akçe olduğu tespit edilmişti. Bun-lar her gün küplere konarak bir köşeye bırakılır, herkes de küpten kendi payına düşeni alırdı. Ancak her gün küpteki ak-çelerde bir yevmiye artmaktaydı. Bunun üzerine kimin kendi payını alıp almadığı araştırıldı ve nihayet fakir bir işçinin bu İşi yaptığı öğrenildi. Adamcağızın akşam olunca bir yolunu bulup akçesini alma-dan inşaattan ayrıldığı öğrenildi. Kendi-
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Mahmud Sami Kız: Hilye
sine bunu niçin yaptığını sorulunca; fakir işçi, sırrının ortaya çıkmasından mahcup bir şekilde;
"- Benim malım-mülküm yok! Bu se-beple şu fânî dünyada murad ettiğim gibi maddî bir hayır yapamadığım için daima mahzunum. Hiç olmazsa bu caminin inşa-atında para almadan çalışayım da gönlü-mü ferahlatıcı bir hayır işlemiş olayım diye düşündüm..." dedi.
"İnsanlara en güzel şekilde muamele et." Tirmizi, Birr 55
İRLANDA'YA UZANAN YARDIM
1923'te Lozan'da Türkiye ile alakalı müzakereler yapılırken Yahya Kemal de oradadır. Avrupalı bütün delege ve temsilciler Türkiye aleyhine oy verirken, sadece İrlandalı temsilci her oylamada lehimize parmak kaldırır. Bu durum Yahya Kemal'in dikkatini çeker. Bir fırsatını bulup;
"-Herkes bizim aleyhimizdeyken, siz her sefe-rinde lehimize oy kullaniyorsunuz. Bunun sebebi nedir?" diye sorar. İrlandalı temsilci;
"-Böyle yapmaya mecburum. Benim gibi her Irlandalı da buna mecburdur. Biz 1845-1852 yıl ları arasında açlık ve kıtlıktan kırılıp, ölümle bo-ğuşurken Avrupalılardan hiçbir yardım ve destek görmedik. Ama sizin atalarınız Osmanlılar, yardım
Çocuklarınıza İsim Erkek: Üftade Kız: Mevhibe
olarak bize hem para hem de gemiler dolusu erzak gönderdi. Bu yardım çok sayıda İrlandalının hayatta kalmasına vesile oldu. O zor günlerde bize insanca, dostça uzanan eli asla unutamayız. Siz her zaman desteklenmeye lâyık bir milletsiniz; bunu fazlasıyla hak ediyorsunuz!" diye cevap verir.
Gerçekten de Sultan Abdülmecid; kıtlık feläketini duyduğunda, bin pound nakdi yardım gönderir. Fa-kat bununla yetinmez. Mayıs 1847'de gıda madde-si ve tohum yüklettiği beş gemiyi gizlice İrlanda'ya gönderir. İngiliz donanmasının engellemelerine rağmen bu beş gemi Drogheda Limanı'na yükünü indirerek nüfusunun dörtte birini kıtlığa feda eden İrlanda halkına unutulmaz bir iyilikte bulunur.
"Biriniz bir şey içerken içtiği kabın içine nefes vermesin." (Müslim, Tahåret, 63)
OSMANLI'DA ŞEHİRLEŞME
Osmanlı Devleti'ndeki inşaat işlerinden en üst düzeyde sorumlu teşkilat Hassa Mimarları Ocağı'ydı.
Osmanlı mimarları inşa edecekleri binalar için önceden bir plan hazırlarlardı. Buna, plan veya kroki tabirleri yerine Osmanlı mimari terminolojisinde "re-sim ve tasvir" denilirdi.
Mimari tayin gerekçelerinde istenen mesleki va-sıflardan biri de resim veya tasvirde maharet sahibi olunması idi. Mimarbaşı veya hassa mimarlarından bi alındıktan sonra Divan-ı Hümayun'da tetkik edi-birisi tarafından hazırlanan planlar, padişahın tasvi-lir ve uygun görüldüğü bir hükümle mimarbaşına bildirilirdi.
İstanbul'daki evlerin yapılış tarzı da kanunlarla
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Hamdi Kız: Meysûre
belirlenmişti. Ana caddeleri daraltacağı ve yangın-ların yayılmasını kolaylaştıracağı için evlerin önüne onsekiz parmağı aşan şahnişin çıkartılmasına, çardak ve dükkân yapılmasına veya üzerlerine tahtopus in-şasına izin verilmiyordu. Yeni yapılan binaların kargir (taş) olması, saçakların tuğla ve kiremitten yapılma-sı, ahşap yapılmaması emrediliyordu. Ayrıca Müslü-man ve gayrı müslim evlerinin yüksekliği de farklı idi. Müslüman evlerinin 12, gayrı müslim evlerinin 9 zira yüksekliğinde yapılması müslüman evlerinin 3, gayrı müslim evlerinin 2 kattan fazla olmaması ve gayri müslimlerin cami civarında ev yapmamaları, eğer önceden yapmış iseler Müslümanlara satmaları kanun icabı idi.
"İnsanlar nazarında kişiyi yücelten malı ise de Allah katında onu yücelten takvasıdır."
Tirmizi, Tefsiru'l-Kur'ân, 49
AHİLİK VE TİCARET AHLÂKI
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Ahilik ör-gütleri, "Bol, kaliteli, ucuz üretim, tüketici hakla-rı ve tüketicilerin korunması" felsefesini düstur edinmiştir. Ahi esnafında "Müşteri velinimettir".
Örneğin Pabuççular Loncası tarafından gerçekleş-tirilen, kalitesiz pabuç yapan ustanın "Pabucunu dama atma" eylemiyle bir yandan tüketici koru-nurken öte yandan meslek ve sanatta kalitesiz mala cevaz verilmesi ve haksız rekabet önlenmiş-tir. Yine Osmanlılar zamanında kurulan "İhtisap Ağalığı" kuruluşu da pazar denetimi yoluyla aynı işlevi gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.
Selçuklu ve Osmanlı'daki Ahi Birlikleri ve Lonca sistemleri İslam iş ahlakının ve tüketiciyi koruma
Çocuklarınıza İsim
Erkek:
Sadri Kız:
Kadriye
duyarlılığının somut uygulamalarını yansıtmışlar-dır. 17. yüzyıldan kalma Denizli
Babadağlılar Çarşısı'nın kapısındaki şu dizeler-de esnaf şöyle uyarılmaktadır:
"İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost edineceği kişiye
dikkat etsin!" (Tirmizi, Zühd, 45)
İHSAN KABUL EDEMEM!
Sultan Vahîdeddin Han, İtalya'ya sürgün gittiği zaman, San Remo'da kiralık bir villåda kalmaya başladı. Oradayken Kral Emanuel, Vahîdeddin Han'a bir yaver gönderip;
"Ülkenin muhtelif yerlerinde saraylarım vardır. Nerede oturmak istiyorsa emrine âmâdedir. Kendisine aylık belli bir miktar liret tahsis edilmiştir." diye haber gönderdi.
Sultan Vahîdeddin bunların hiçbirisini kabul etmedi.
Yaveri Miralay Fahri ENGİN o sırada tercümanlık yapıyordu;
"-Efendim bu kadar ikramı reddediyorsunuz. Herhâlde mutfağınızda kuru soğan bile olmadığını bilmiyorsunuz!." dedi.
Bunun üzerine Sultan Vahîdeddin;
"-Fahri Bey, maiyyetimde bulunmaya mecbur değilsiniz. Zor geliyorsa ayrılınız. Ben müslümanların halîfesi sıfatıyla bir gayr-i müslim hükümdarın ihsanını kabul edemem!"
"(Allah'ım!) Zenginlikle imtihan edilmenin kötülüğünden sana sığınırım. Fakirlikle imtihan edilmenin kötülüğünden de sana sığınırım." (Buhârî, Deavât, 39)
PADİŞAHIN HUZURUNDA İLMÎ MÜZAKERE: HUZUR DERSLERİ
Osmanlı Devleti'nde padişahın huzurunda bir usul çerçevesinde yapılan ilmi müzakerelere huzur dersleri adı verilir. Padişah hu-zurunda ilmi müzakere geleneği Osman Gazi dönemiyle başlasa da, huzur derslerinin düzenli bir ilmî faaliyete dönüşmesi 18. yüz yılda Sultan III. Ahmed zamanında gerçekleşmiştir.
Özgür ilim ortamını teşvik etmek, ilim adamlarına gereken saygıyı gös-termek amacıyla tertip edilen hu-zur dersleri, Ramazan ayının belirli günlerinde, padişahın uygun gör-düğü yerde yapılırdı. Katılımcılar; padişah, dersi arz eden (mukarrir),
ona soru soranlar (muhataplar) ve dinleyicilerden oluşuyordu. Der-sin bütün katılımcıları önceden belirlenir, padişah dâhil herkes dersi minderler üzerinde yerde oturarak dinlerlerdi.
Huzur dersleri mukarririn ön-ceden belirlenen bir ayeti tefsir et-mesiyle başlar, ardından muhatap olarak katılanlar, mukarrire sorular yöneltirlerdi. Herkes kıdem ve liya-kat sırasına göre konuşma hakkına sahip olur, gündeme gelen soru ve itirazlarla özgür bir ilmî tartışma ortamı oluşurdu. Dersin sonunda mukarrir ve muhataplara padişahın ihsanları sunulurdu.
SÖZÜN ÖZÜ
Talebe, hakikatler olan bir mesleğin insanıdır, mekteplerin diploma müşterisi ve istikbalin mevki dilencisi değil.
GÜNÜN "Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de beni DUASI yöneten, himaye eden sensin." (Yūsuf, 12/101)
OSMANLI DEVLETİ
Malazgirt Savaşı ile milletimize kapısı açılan Anadolu ve Batı coğ-rafyası, İslam dünyasının liderliğini elinde tutan Selçuklu Devleti'nin zayıflamasıyla elimizden çıkma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş ti. İşte böyle bir ortamda Osmanlı Devleti kuruldu. Osmanlı Devle-ti'nin kurulması, İslam dünyasında yeni bir diriliş oldu. Osmanlının üstlendiği bu misyon çok geniş bir alanda uzun bir süre, tam altı asır devam etti. Tarihte bu kadar uzun ömürlü başka bir devlet bulunma-maktadır.
Yapısı ve kurumları bakımından da göz kamaştırıcı bir tabloya ka-
vuşan Osmanlı Devleti, Bosna'dan Yemen'e, Kafkasya'dan Kırım'a ka-dar, farklı iklimlerdeki farklı insan yapılarına hakim olmuş, bununla birlikte bu toplumlara din hürriyeti sağlamış ve toplumsal örgütlen-meleri yönünde müsamaha gös-termiştir.
Din ve inanca asla baskı yapma-mıştır. Eğer Osmanlılar, insanları kılıç zoru ve ateşte yakma korku-suyla kendi dinlerine kazandırma düşüncesinde olsalardı, Batı'nın, Avrupa'nın dinî ve sosyal coğrafyası bugünkünden çok farklı olurdu.
SÖZÜN ÖZÜ
Ferman çıkar,dal
kılıçlar takınır, Meydanlarda Rabbe
dua okunur,
Gölgemizden bütün
cihan sakınır, Kosovalar, Plevneler bizsizdir,
Yosun tutmuş camilerim ıssızdır, Boynu bükük
minareler öksüzdür, Açmaz olmuş
Kızanlığın gülleri, Biz neyledik o koskoca elleri?..
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanı Abdurrahman Şen, Kadın ve Demokrasi Derneği'nin tertiplediği, "Kültür Sanatın Neresindeyiz?" başlıklı mülakata konuk oldu. Şen, derneğin Üs-küdar'daki merkezinde gerçekleştirilen faaliyette, sanatçıların kendi kimlikleriyle var olmaktan rahatsızlık duymayacaklan sivil toplum kuruluşlarına büyük ihtiyaç olduğunu söyledi. Kültürel sahadaki
eksiklerin tamamlanmasının çok kolay olmadığını kaydeden Şen, şöyle konuştu: Burada bazen şöyle bir yanılgıya düşebi-liyoruz. Bir inşaatı üç vardiyaya çıkartıp, bir senede biter denilen yeri dört ayda teslim edebilirsiniz ama kültürde 'Arka-daşlar kültürel alanda çok geriyiz' denil-diğinde aynı hızla sonuç almak elbette mümkün değildir. Eğitim silsileyle devam etmesi gereken bir hadise...
uşün, Ruslara karşı Kafkasya'yı arağa kaldıran mücâhid, nam-1 diğer "Kafkas Kartalı" Şeyh Şa-mil'in vefat yıl dönümü... Şeyh Şamil, yirmi sene kahramanca cihad
yaparak, Rus ordularını perişan etti. Ancak o günlerde Osmanlı idaresi Alî ve Fuad Pâşa'nın ve bunların yetiştirdiği mason-ların ellerine kalmıştı. Bunlar da, İngilizin siyasetine göre hareket ettiler. Dağıstanlı Şeyh Şâmil cihad yaparken seyirci kaldı-lar. Rus kuwetleri, Anadolu'dan gelen silâh ikmål yollarını kesince dayanma güçleri kalmadı ve 6 Eylül 1859'da teslim olmak mecbûriyetinde kaldı... Daha sonra mü-saade edildi ve İstanbul üzerinden hacca gitti. 1871'de Medîre'de Hakk'ın rahmetine kavuşan Şeyh Şâmı, Cennetü'l-Bakî Kab-ristanı'na defnedildi..
★★★
İmam Şeyh Şâmil, cihâd hareketinin hızını kesmeden devamı içn kânunlar koymuştu. Bilhassa Ruslarla anlaşma yapılmasını teklif edenlerin cezalandırıacağını bildirdi. Durum böyleyken iki Çeçen'den Rusların Müslüman köylerine yaptığı zulüm ve işkenceleri dinle-yen Şeyh Şâmil'in arnesi, oğlundan Ruslarla bir anlaşma yapmasını istedi. Bu sözle bey-ninden vurulmuşa dönen İmâm Şâmil, nâib-
leriyle görüştükten sonra şu kararı verdi: -Muhterem anama yüz sopa vurula-caktır!..
Omuzları çökmüş, yaptığı hatânın üzüntü-süyle rengi solmuş bi hâlde oğluna bakan
Hadislerde görülen ikinci tür meseller, veciz konuşma özelliğine sahip olan Hz. Peygamber’in (bk. CEVÂMİU’l-KELİM) darbımesel halinde yaygınlaşan özlü sözleridir. Onun Huneyn Gazvesi’nde savaşın şiddetlendiği anda söylediği, “Bu tandırın kızıştığı zamandır” sözü ile (Müslim, “Cihâd”, 76) “İktisat eden muhtaç olmaz” (Müsned, I, 447); “Öyle söz vardır ki dinleyene sihir gibi tesir eder” (Buhârî, “Ṭıb”, 51; Müslim, “Cumʿa”, 47); “Mümin aynı yılan deliğinden iki defa sokulmaz” (Buhârî, “Edeb”, 83; Müslim, “Zühd”, 63); “Utanmadıktan sonra istediğini yapabilirsin” (Buhârî, “Enbiyâʾ”, 54) meâlindeki hadisleri bu türün belli başlı örnekleridir. Resûl-i Ekrem’in söylediği emsalin bir kısmının mefhum olarak daha önce Araplar tarafından bilindiği düşünülebilir. Onun zaman zaman ünlü Arap şairlerinin dillerde dolaşan bazı beyitlerini veya bu beyitlerin bir bölümünü mesel yerinde kullandığı da görülmektedir. Tarafe b. Abd’in, “Azık vermediğin kimse sana haberler getirir” mısraı (Müsned, VI, 31, 146; Tirmizî, “Edeb”, 70) bu tarz kullanımın örneklerinden biridir.
Sahâbe ve tâbiînden bazılarının mesel haline gelmiş sözleri bulunmakla beraber (İbn Düreyd, s. 36-55; Seâlibî, s. 28-35; Abdülmecîd Katâmiş, s. 169-174) bunlar Câhiliye devrinde söylenen mesellere nisbetle oldukça azdır. Bu durum, müslümanların Kur’an ve hadislerdeki mesellere büyük önem verip onlarla yetinmesi ve ancak nâdir hallerde mesel kullanma ihtiyacı duyması ile açıklanabilir. Hulefâ-yi Râşidîn içinde en çok meseli bulunan Hz. Ali’dir. Muallim Nâci onun mesellerinden 280 kadarını derleyerek Emsâl-i Ali adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (İstanbul 1303). Hz. Ali’nin bazı meselleri şöyledir: “Kanaatkârda gam olmaz”; “İlmin kemali hilim iledir”; “Dindar olan kurtulur”; “İlim her rütbenin üzerinde bir rütbedir.” Bunun yanında, “Bülbülün çektiği dili belâsıdır” atasözünün bir nevi karşılığı olmak üzere Hz. Ebû Bekir’in söylediği, “Belâ söz söylemeye dayalıdır”; Hz. Ömer’in, “Sevgin yük olmasın, öfken yok etmesin” ve evini kuşatan âsiler yüzünden ıstırabının son dereceye vardığını anlatmak üzere Hz. Osman’ın Hz. Ali’ye yazdığı mektuptaki, “Kolan sıyrılıp devenin memelerini geçti” sözleri meşhur birer mesel olmuştur. Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes‘ûd, Muâviye b. Ebû Süfyân ve Amr b. Âs gibi sahâbîlerin de emsal tarzında sözleri vardır.
3093- Benden sonra size dört fitne gelecektir. Dördüncü-sü sağırlık ve körlüktür. Bu, ümmetime öyle bir bela getirecek ki, bu bela onları yılan gibi kıvrandıracak, dine uygun olan prensip-ler inkar edilecek, uygun olmayanlar kabul görecek. Kalpleri aynı bedenlerin öldüğü gibi ölecek.
3094- Hac ile umre arasını birleştirin. (Yani birbiri ardın-ca yapın). Çünkü bunlar ömrü artırır, fakirliği giderir, günahları da demirci körüğünün demirdeki kir ve pası erittiği gibi eritirler.
٣٠٩٥ - تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ فَإِنَّهُمَا يَنْفِيَانِ الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفِي الْكَيْرَ خُبْثِ الْحَدِيدِ وَالذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَلَيْسَ لِلْحَجَّةِ الْمَبْرُورَةِ ثَوَابٌ إِلا ت حسن صحيح غريب ن حب حل عن ابن مسعود الجنة (حم وابن زنجويه
3095- Hac ile umreyi birbiri ardınca yapın. Çünkü bun-lar fakirliği giderir, günahları demirci körüğünün demir, altın, gümüş pasını eritip giderdiği gibi giderirler. Kabul olunan haccın karşılığı cennetten başkası değildir.
3097- Cennet ehlinin elbisesi, abdestin ulaştığı yerlere kadar ulaşacaktır.
۳۰۹۸- تبا لِلذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ قِيلَ فَمَا نَدَّخِرُ قَالَ لِسَانًا ذَاكِرًا وَقَلْبًا شَاكِرًا وَزَوْجَةً تَعِينُ عَلَى الْآخِرَة" (حم عن رجل من الصحابة)
3098- "Kahrolsun altın ile gümüş"
"Peki, dünyada sahip olacağımız şey nedir öyleyse?" diye sorduklarında şu cevabı verdiler: "Zikreden bir dil, şükreden bir kalp, ahiret için sana yardımcı olacak bir hanım."
3099- Cuma günü melekler mescitlerin kapısına gönde-rilir ve onlar ilk gelenlerden başlayarak sırası ile bütün gelenleri kaydederler. Yalnız imam minbere çıktığı zaman sahifeler dürülür (artık kimseyi kaydetmezler ondan sonra).
٣١٠٠ - تَبْكِينَ أَوْ لا تَبْكِينَ مَا زَالَتِ الْمَلَائِكَةُ تُظِلُّهُ بِأَجْنِحَتِهَا حَتَّى رَفَعْتُمُوهُ" (حم خ م ن عن جابر قال لما قتل ابى جعلت عمتى تبكى فقال رسول الله صلى
الله عليه وسلم فذكره
3100- Şehit için ister ağla, ister ağlama. Siz onu kaldırın-caya kadar, melekler devamlı olarak onu kanatları ile gölgeler-ler.
Dış politikadaki dehası ile, sömürgecili ğin en azgın döneminde, üç kıt'a üzerinde. ki topraklarını korudu. Savaşa inanmazdı. İngiltere başbakanı Gladstone'un koyduğu "Haç'ın bir defa girdiği bir yere hilal av det edemez" prensibinin bütün Avrupalı lar'ca geçerli olduğunu biliyordu. Ince po-litikaya inanırdı. Diplomasiye güvenirdi. Bu nu en iyi uygulayan devlet adamlarından bi-ridir. Dehşetli bir gerçekçi idi ve hayalpe-restlikle ilgisi yoktu. Bu tutumu, Ingiltere, Fransa, Rusya'yı çok kızdırdı. Bir şey kopa-ramamanın hıncı ve çaresizliği içinde, git-tikçe daha geniş ölçüde hükümdarın şah-sını hedef aldılar. Bunu resmen yapmadı-lar. Fakat basın ve istihbarat teşkilatlarıyle
II. Abdülhamid devrinde Osmanlı istih-barat teşkilatı geliştirilmiş ve modern-leştirilmiştir. Yine bu dönemde Midhat Paşa Tuna valiliği sırasında burada özel-likle Bulgarlar'a karşı örnek bir gizli po-lis teşkilatı kurmuştur. Makedonya'daki ayaklanmalar ve gizli teşkilât için Ayna-roz'a Boşnak Hasib adlı bir ajan yerleş-tirilmiş, bundan çeşitli ihbarlar alınmış-tır. II. Abdülhamid'in özel casusları ha-fiyelerdi. Bu hükümdar zamanında kar-şı faaliyette bulunan çoğu gayri müslim casuslar da vardı. Bunlardan yahudi asıl-lı Emanuel Karasu, II. Abdülhamid'e kar-şı kurulan casusluk teşkilatının başına getirilmiş, padişahın tahttan indirilmesi için çalışmış ve sonunda bunu başar-mıştır. II. Abdülhamid'i tahttan indiren İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin iktidarı zamanında kurulan Teşkilât-ı Mahsûsa ise gerçek mânada çağdaş bir casusluk teşkilatıydı.
Devlet aleyhine faaliyet gösterenlerin cezası her devirde ağır olmuştur. Nite-kim İstanbul'un fethi sırasında Bizans lehine casusluk yapmakla itham edilen Vezîriāzam Çandarlı Halil Paşa XV. yüz-yıl ortalarında, yine casuslukla itham edilen Yorgaki adlı zimmî ise XVII. vüz-
YanıtlaSil
yuksel21 Mayıs 2026 01:04 GÜNÜN TARİHİ
TARİHİ BİR İHÂNET
Sultan II. Abdülhamid Hâna hâl'ini tebliğ edecek heyetin seçi-minde, İttihatçılar, ihanete varan bir hata işlediler. Seçilen heyet, Ayan meclisinden Ermeni Aram ve Bahriye Feriki Arif Hikmet, Selanik mebûsu Yahudi Emânuel Karasu ve Arnavut Esad Top-tanî'den meydana geliyordu. Ermeni Aram'ın düşmanlığı, Abdül-hamid Hânın Anadolu'da bir Ermenistan kurdurtmamış olmasıdır. Yahudi Emânuel Karasu, Türk düşmanlığı ile meşhurdur. Arnavut Esâd Toptanî padişahın eski yâverlerindendi. Efendisinden sonra Türkiye'ye de ihanet etmiş bir hâindir. Bu hadîseden sonra, Yıldız Sarayı İttihatçılar tarafından yağma edilmiştir. Yıldız'ın çok zengin kütüphanesi, Hafız-ı kütüp olan Sabri Bey tarafından kur-tarılmıştır. Sabri Bey, kapının önüne yatarak, askerlerin içeri gir-melerini önlemiş, böylece kütüphaneye girilememiştir.
"31 Mart Vakası'nın geniş değerlendirilmesi gereken bir olay ol-duğuna işaret eden Tarihçi Mustafa Armağan; (31 Mart Vakası) Si-yonizmin komplike bir olayıdır. Masonlar bunu sahipleniyor." diyor.
Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışarıdalar.
İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..
İşın kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi araların-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..
Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının içinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil eumiş gözukuvor. Bu işler, bu adamlan oraya so-kup, Işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-dükiarini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..
Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..
Adamlar kendilerinden çok eminier, "biz gide nzotekiler gelir, ama sonuçta bu düzen böyle de-vam eder anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,
İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..
Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yasanan örtülü hesaplaşmaların davası aynca görülecek..
Yerin sira 26 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha vüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunlann tümü-nú mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer va adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane da yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genei af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor lar..
"Sana niçin yaptığını sorduklarında, utanacağın ve yalanlamaya kalkacağın işleri yapmaktan çekin,"
Hazret-i Ali (Radıyallahu Anb)
"Nefsin, azgın bir binek atından daha çok şiddetle gemlenmeye muhtaçtır."
Hasen-i Basri (Rahmetullahi Aleyh)
"İnsanları iki şey mahveder: Fazla mal toplama hırsı ve çok konuşmak."
Ibrahim en-Neba'i (Rahmetullahi Aleyh)
"Müslüman o kimsedir ki, İslâm'ın emirlerine uyar, fakat İslâm'ı kendine uydurmaya kalkmaz. İslam'ı kendine uydurmaya çalışan kimse, hakiki Müslüman olamaz."
Mahmud Efendi (Kuddise Sirrubû) Hazretleri
"Anneler helâl yemeli, edepli olmalı. Zirá kötü huylar anne sütüyle çocuğa geçer, ergenlikte ortaya çıkar."
İmam-ı Gazali (Rahmetullahi Aleyh)
"Nefse günahtan kaçmak, ibadet yapmaktan daha zor gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır."
İmam-ı Rabbani (Kuddise Sirrubû) Hazretleri
"Adâletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Sonunda büküm isabetli olsa da, geciken adâlet zulümdür."
3192- İlmi, kaldırılmadan önce öğrenin. Çünkü biriniz, yanındakine ne zaman muhtaç olacağını bilemez. İlim öğrenme. lisiniz. Gösterişten bidata sapmaktan, aşırı derine dalmaktan ka-çının. Eskilerle yetinin.
3193- İlim öğrenin. Çünkü onu Allah için öğrenmek haş-
yetin (Allah korkusunun) bir ifadesidir. Onu talep etmek ibadettir. Müzakeresi ise tesbihtir. Onu araştırmak da cihattır. (Deylemi'den ilaveten): Bilmeyene onu öğretmek sadakadır. Ehline bezletmek yakınlıktır. Zira o, helalin ve haramın alamet yeridir. Cennet yo-lunun nurlanmış işaretleridir. Yalnızlık arkadaşı, vahşette enisi, halvette konuşanı, darda ve genişlikte delili, düşmanlara karşı silahı, dostlar yanında zineti, gariplikte yakınıdır. Allah onunla bir kısım kavmi yükseltir de cennette önder kılar.
.a.s) مكتوم mektûm, mektume مكتومه ketm'den): 1. ketmolunmuş, gizli, sak-11. 2. hükümetten gizli tutulan. Emval-i mektûme: vergiden kaçırılan mallar. Mâl-i mektûm: gizli, saklı mal. Nüfûs-i mektûme: kütüğe kaydolunmamış kimse-ler. Vâridât-ı mektûme : deftere geçirilme-yerek şahıs elinde kalan devlet geliri.
mektûm mühimme : tar. Osmanlı
Devleti'nde Bâbıâlî'den gizli olarak yazılan ferman ve hükümlerin kopyaları.
mektûmat مكتومات ai mektûme'nin c.(: hükümeten kaçırılarak, gizli tutulan, yazdırılmayan vergi, gelir, nüfus, mal. ["mektûmat" evvelce, ekseriyâ me'murlar tarafından "ihtilasat" mânâsına kullanı-lırdı].
mekuk مكوك )..( : mekik, dokumacılıkta "atkı" veya "argaç” denilen ve enine olan iplikleri uzunlamasına olanların arasından geçirmeye yarayan masuralı âlet.
Cezası çekilen suça tekrar ceza verilmez. (T.H.) 358:Esk. haya.
Ceza günahın lâzım-ı zâtisidir. (Sn.) 21.
Her hükümetin bir kanunu var. O kanuna göre ceza verir, (T.H.) 229:Esk. hayatı
İki ceza birden verilmez. (M.) 417:29. Mektup, Es'ile-i Sitte, 5. si İstanbul'da bir esnafın cinayetiyle Bağdat'daki bir esnafı ceza-landırmak. (M.) 66:16. Mektup, 2. nokta
Tesirli ceza Allah'ın emirleri namıyla olur. (H.Ş.) 83:6. kelime
3204- Gece yansı gök kapılan açılır bir münadi seslenir: "Dua eden yok mu? Duası kabul edilecek. İsteyen yok mu? Dilegi verilecek. Sikuntida olan yok mu? Sikintisi bertaral edilecek." Oşür alıcı ile zaniye kadının dualan kabul edilmez. Bü-yük cürüm işledikleri için bunlardan başka tüm müslümanlann yaphiklan duayı Allah kabul eder.
٣٢٠٥- تفتح أبواب الجنة يوم الأثنين ويوم الخميس فيغفر الله فيهما لكن عبد مسلم لا يُشرك بالله شَيْئًا إلا رجلاً كانت بينه وبين أخيه شحناء فَيُقَالُ انْظُرُوا هَذَيْن حَتَّى يَصْطلحا (م) وابن زنجويه د ت حب عن أبي هريرة)
3205- Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapılan açı-Ir. Allah kendisine ortak koşmayan her müslüman kulunu affe-der. Ancak din kardeşi ile kendi arasında dargınlık bulunan kim-seyi bağışlamaz. "Birbirleri ile barışıncaya kadar bekletin." bunla-n emrini verir.
İmam Süyûtî, 3 Ekim 1445'te Kahire'de doğdu. Annesinin Türk veya Çerkez asıllı bir câriye oldu-ğu belirtilir. Babası vefât edince altı yaşında yetim kaldı. Aile bü-yükleri tarafından himaye edildi ve dinî ilimler tahsil etti. Sekizin-de hafız oldu, on yedisinde kitap te'lif etti, on sekizinde ders ver-
meye başladı. Tefsir, hadis ve fi-kıh ilimlerinde derinleşti. İmam Süyûtî, 18 Ekim 1505 tarihinde vefat etti. Kabri, Kahirededir.
*
İmam Süyûtîye «İbnü'l-Kü-tüb> yani «Kitapların Oğlu» de-nirdi. Zira ilim ehli olan babası bir gün mütalâa etmek üzere hanımın dan bir kitap isteyince, hanımı kü-tüphaneden kitabı getirmeye git-ti. Kitapların arasında iken sancısı
başladı ve İmam Süyûtîyi bu kü-tüphanede doğurdu. (Kamil ÇAKIN, Celaleddin es-Süyüti», Dini Araştırmalar Dergisi, Ankara, 2001, c. 4, s. 10,7-8)
6.637 yorum:
«En Eski ‹Eski 6601 – 6637 / 6637GÜNÜN TARİHİ
LEHİSTAN (POLONYA)
SEFERİ
Fransız yazarı Antoine Galland, (1646-1715) Sultan IV. Mehmed Hân devri hakkında bize su mâlumatı vermektedir: "7 Mayıs 1672 Cumartesi günü, Sultan IV. Mehmed, Lehistan seferine çıkmak üzere İstanbul'dan ayrıldı. Hayatımda, bundan daha güzel, daha muhteşem bir alay görmedim. Dünyanın hiçbir yerinde, bundan daha parlak, daha düzenli, daha zengin bir geçit töreni yapı-lamaz. Ordunun bizzat padi-şahın kumandası altında İstanbul'dan çıkışı, güneşin doğmasından başlayarak 5 saat sürdü. Polonya sınırına kadar olan merkezlerdeki birlikler, yolda bu orduya ka-tılacaklardı. Geçen asker ka-dar atları da muhteşemdi. İnsan hangisini seyredeceği-
ni şaşırıyordu. İlk birlikler geçtikten sonra,
" kalabalık bir Mehter Takımı yürümeye başladı. Hem Ye-niçeri adımlarıyla yürüyor, hem de çalıp söylüyorlardı. Kösler ve davullar vurduğu zaman yer yerinden oynuyor-du. Gösterdikleri ihtişam, muazzamdı. Mehter Takı-mı'ndan sonra gene, sonu gelmez gibi görünen birlikler geçmeye başladı. Seyreden-leri, hayretle karışık bir hay-ranlık içinde bırakıyorlardı...'
ZEKA BULMACASI
KAÇ İNSAN
Şekilde, kaç adet insan res-mi görülüyor? Cevabı yarın)
GÜNÜN TARİHİ
...........
HIZIR GÜNLERİ
Bir sene; Hızır Günleri (Yeşil Mevsim) ve Kasım Günleri ol-mak üzere ikiye ayrılır. Mayıs ayının 6'sında Hızır Günleri ile yaz başlar ve 186 gün sürerek 7 Kasım'da sona erer. Kasım Günleri de, Kasım ayının 8'inde başlar, Şubat ayının 29 çektiği yıllarda 180 gün, diğer yıllarda ise 179 gün sürer ve 5 Mayıs'ta sona erer. Hızır Günleri yaz, Kasım Günleri de kış devresini ifade eder.
Erkek: Mürşid - Kız: Mürşide - Yemek: Pirinç çorbası, Barbunya, Ciğerli pilav, Cacık.
TARİH ... OSMANLILARDA ZEKAT VE HAYRAT
"Türklerin riâyet ettikleri İslâ-mın beş şartının dördüncüsü zekâttır. İşte bu şart mûcibince her sene servetlerinin kırkta bi-rini fukaraya vermek mecbûriye-tindedirler. Eğer akrabaları için-de fakirler varsa onları diğerle-rine tercih ile mükelleftirler. Fa-kir yoksa zekâtlarını fakir kom-şularına ve o da yoksa önlerine gelen fukaraya verirler. Türkler bu şartın ifasında kusur etmez-ler, çünkü çok hayırseverler Din ve mezhep tefrik etmeksizin ister Müslüman, ister Hıristi-yan, ister Yahudi olsun, bütün muhtaçlara yardım ederler. Onun için Türkler arasında fuka-raya pek az tesadüf edilir. Böy-le demekle Türkleri dilencilikten meneden yegâne amilin zengin-lerinde görülen şefkat ve merha-metten ibaret olduğunu söyle-mek istemiyorum. Benim kana-atime göre, diğer birtakım se-bepler daha vardır. Meselâ; Türklerin çoğu padişahtan aylık alır, az masrafla yaşarlar, az şeyle mükellef yemek yaparlar. Meselâ; bir pilav, biraz et ve suyla muhteşem bir ziyafet çe-kerler, fakat hayrat ve hasenat-ları büyüktür. Kimisi daha ha-yattayken servetiyle fukaraya
bakar, kimisi ölürken hastane-de ler tesisi, yahut köprülerle ker-vansaraylar veyahut yol boyla-rında çeşmeler ve bunlara mü-masil şeyler inşası için muazzam sermayeler bırakır, hatta bir-çoklan da bu hayrat ve hasena-tı daha sağlıklarında yaparlar. Paralarıyla hayrat yapamayan-lar anayolların tamirinde çalışa-rak, yol boylarındaki su hazine-lerini doldurarak, sel sulannın ci-. varında durup yolculara tehlike işareti vererek kollarıyla hayır iş-lerler. Bütün bunlara mukabil katiyen para almazlar ve hatta eğer teklif edilecek olursa para için değil, fi-sebilillah çalıştıkla-rını söyleyerek reddederler..." Fransız seyyah M. de Thevenat 1665
ZEKA BULMACASI
YUMURTALAR
Bir masanın etrafında 15 çocuk ve masanın üstünde bir tabak içinde de 15 tane yumurta var. Her çocuk bi-rer yumurta aldı. Tabakta daha bir yumurta kaldı, bu mümkün mü? (Cevabı yarın)
Erkek: Nurullah - Kız: Mihriban - Yemek: Tarhana çorbası, Patlıcan oturtma, Salata..
Osmanlı Padişahları
Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan çöküşüne kadar geçen 623 senede otuz altı padişah hükümdarlık yap-tı. Bu padişahlar, sadece Osmanlı Devleti'nin padişahı değillerdi. Aynı zamanda dokuzuncu padişah olan Yavuz Sultan Selim'in 1516 yılında halifelik unvanını almasından sonra 407 sene boyunca "müslümanların halífesi" sıfatını da taşımışlardır.
Padişahlar arasında en uzun hü-kümdarlığı kırk altı sene ile Kanûnî Sultan Süleyman, en kısa hüküm-
Kız: Remziye
Erkek: Rasim
darlığı da üç ay süre ile 5. Murad yapmıştır.
Osmanlı padişahlarının tümü, şeh-zadelik döneminde devrin ulaştığı dü zeye göre son derece iyi eğitim gör müşlerdir. Din ve fen ilimlerinde en iyi hocalardan dersler alan padişahla-rin çoğu aynı zamanda dönemlerinin önde gelen sanatkârlarından olmuş lardır. Padişahların yirmi ikisi şair, on ikisi hattat, sekizi bestekår, biri ku-yumcu, biri yay ve ok ustası, biri de marangozdu. İstisnasız hepsi sporcu ve askerdi. 4. Murad ata binme ve ağırlık kaldırmada, Sultan Abdülaziz özellikle de güreşte başarılıydılar.
Lütfen takvim yapraklarını yere atmayınız!
"Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz."
on Mice, Talk10
SADAKA TAŞI
E ski İstanbul'da yardımların göze batmadan yapılması için "sada-ka taşları kullanılırdı. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermer-den olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşıması için birkaç basamak konurdu.
Ihtiyacı olmasına rağmen dilenmek ten çekinenler gecenin geç saatlerinde
Çocuklarınıza İsim
taşın yanına gelir ama bırakılan meb-lağın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul'u-nu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta bo-yunca kimsenin gelmediğini yazmıştı.
İstanbul'un dört yerinde sadaka ta-şı vardı: Şu anda sadece birisi ayak-ta kalmış. Üsküdar'da Gülfen Hatun Camii'nin avlusunda dikili olanı, ama o da yarısından fazlası toprağa gömülü vaziyette duruyor.
Erkek: Mektum Kiz. Hüsniye
Takvim Tapraklaries Tere Atmayers
"Allah'ım! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!"
(Ebû Dâvûd, Vitr, 26)
ŞEHİRLERİ HARAP ETMEDEN
Osman Gazi, Eskişehir ve Karacahisar'ı aldıktan sonra bir gün kardeşi Gündüz Bey'e:
fırsatları kaçırmayıp, harap etmeden kaleleri zapt edelim." dedi.
"- Gündüz, ne tedbir idelüm? Ne veçhile küffåra huruç idelüm? Böyle âtıl durmaktan ne faide var?" "- Imdi civarımızda olan nahiyeleri ve vilâyetleri
vuralum.
Osman Gazi öldüğü zaman, Sakarya vadisinde-ki bütün kaleler zapt edilmiş, Bursa, İznik ve İzmit de muhasara edilmişti.
Tahsin Ünal Osmanlılarda Fazilet Mücadelesi,
s. 23
"- Olmaz. Bu doğru rey değüldür. Zira civa-rımızdaki nahiyeleri ve vilâyetleri mamurdur. Buraları harap etmek olmaz. Şehrin şenliği halk iledir. Kendi elimizle, kendimizin olacak yerleri yıkıp harabezâr eylemek olmaz. Rey-i sevab bu-dur kim, çevre komşularımızla iyi geçinelim. Bi-lecik tekfuruna, ettiğimiz gibi, sonra zuhur eden
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Abdülkerim Kız: Züleyha
Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız
"Rızkının bollaştırılmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse sıla-i rahimde (akraba ziyaretinde) bulunsun." Buhâri, Edeb 12
OSMANLI'DA AİLE HAYATI
Meşhur Fransız edibi Pierre Loti, dîni, kül-türü ve ırkı başka olduğu halde İstanbul'da yaşayan Türklerin İslami nezih, ahlak ve ada-bının hayranı olmuş, daima yazılarında bu duyguları tasvir etmiştir. Der ki:
"Müslüman Türklerin hayatları, kelimenin tam manasıyla başka bir dünyadır. Dünyanın başka hiçbir evinde bir erkek, hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz. Bu gerçe-ğin sırrı, Türk evinin kadını tarafından hazır-lanışındadır. İddia ederek söylüyorum; bir müslüman Türkün evinde odalar bile özel ve
Çocuklarınıza İsim Erkek: Abdurrahim Kız: Samia
maksatlı bir ahengi ve döşeme üslubu ile ha-zırlanmıştır. Evin sahibesi olan kadının giyi-nişi başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar ahenk içindedir. Kadın evine o kadar düşkün, temiz-liğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek öylesine zeka ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşamüzeri büyük bir hasretle kapıdan girer. Kadının temizliği maddi plan-da bir çiçek kadar saftır. Bu maddi temizliği, kadının ruh temizliğinden gelir. O kadın, içki,
kumar ve dış dünyayı bilmez."
Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız
"Ben yetim ile yetim işine bakan kimseyle beraber Cennet'te şöyle bulunacağız (Peygamberimiz şehadet ve orta parmağını birbirine değdirerek göstermiştir)." Buhâri, Talak 25, Edeb 24
ARTAN YEVMİYE
Bâyezid Cami-i şerîfinin inşaatında çalışan usta ve işçilerin gündeliklerinin kaçar akçe olduğu tespit edilmişti. Bun-lar her gün küplere konarak bir köşeye bırakılır, herkes de küpten kendi payına düşeni alırdı. Ancak her gün küpteki ak-çelerde bir yevmiye artmaktaydı. Bunun üzerine kimin kendi payını alıp almadığı araştırıldı ve nihayet fakir bir işçinin bu İşi yaptığı öğrenildi. Adamcağızın akşam olunca bir yolunu bulup akçesini alma-dan inşaattan ayrıldığı öğrenildi. Kendi-
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Mahmud Sami Kız: Hilye
sine bunu niçin yaptığını sorulunca; fakir işçi, sırrının ortaya çıkmasından mahcup bir şekilde;
"- Benim malım-mülküm yok! Bu se-beple şu fânî dünyada murad ettiğim gibi maddî bir hayır yapamadığım için daima mahzunum. Hiç olmazsa bu caminin inşa-atında para almadan çalışayım da gönlü-mü ferahlatıcı bir hayır işlemiş olayım diye düşündüm..." dedi.
İşte padişahıyla, işçisiyle Osmanlı böyle
bir toplumdu.
Takvim Yapraklarını
Yere Atmayınız
"İnsanlara en güzel şekilde muamele et." Tirmizi, Birr 55
İRLANDA'YA UZANAN YARDIM
1923'te Lozan'da Türkiye ile alakalı müzakereler yapılırken Yahya Kemal de oradadır. Avrupalı bütün delege ve temsilciler Türkiye aleyhine oy verirken, sadece İrlandalı temsilci her oylamada lehimize parmak kaldırır. Bu durum Yahya Kemal'in dikkatini çeker. Bir fırsatını bulup;
"-Herkes bizim aleyhimizdeyken, siz her sefe-rinde lehimize oy kullaniyorsunuz. Bunun sebebi nedir?" diye sorar. İrlandalı temsilci;
"-Böyle yapmaya mecburum. Benim gibi her Irlandalı da buna mecburdur. Biz 1845-1852 yıl ları arasında açlık ve kıtlıktan kırılıp, ölümle bo-ğuşurken Avrupalılardan hiçbir yardım ve destek görmedik. Ama sizin atalarınız Osmanlılar, yardım
Çocuklarınıza İsim Erkek: Üftade Kız: Mevhibe
olarak bize hem para hem de gemiler dolusu erzak gönderdi. Bu yardım çok sayıda İrlandalının hayatta kalmasına vesile oldu. O zor günlerde bize insanca, dostça uzanan eli asla unutamayız. Siz her zaman desteklenmeye lâyık bir milletsiniz; bunu fazlasıyla hak ediyorsunuz!" diye cevap verir.
Gerçekten de Sultan Abdülmecid; kıtlık feläketini duyduğunda, bin pound nakdi yardım gönderir. Fa-kat bununla yetinmez. Mayıs 1847'de gıda madde-si ve tohum yüklettiği beş gemiyi gizlice İrlanda'ya gönderir. İngiliz donanmasının engellemelerine rağmen bu beş gemi Drogheda Limanı'na yükünü indirerek nüfusunun dörtte birini kıtlığa feda eden İrlanda halkına unutulmaz bir iyilikte bulunur.
Altınoluk Dergisi Tel: (0212) 671 0700
"Biriniz bir şey içerken içtiği kabın içine nefes vermesin." (Müslim, Tahåret, 63)
OSMANLI'DA ŞEHİRLEŞME
Osmanlı Devleti'ndeki inşaat işlerinden en üst düzeyde sorumlu teşkilat Hassa Mimarları Ocağı'ydı.
Osmanlı mimarları inşa edecekleri binalar için önceden bir plan hazırlarlardı. Buna, plan veya kroki tabirleri yerine Osmanlı mimari terminolojisinde "re-sim ve tasvir" denilirdi.
Mimari tayin gerekçelerinde istenen mesleki va-sıflardan biri de resim veya tasvirde maharet sahibi olunması idi. Mimarbaşı veya hassa mimarlarından bi alındıktan sonra Divan-ı Hümayun'da tetkik edi-birisi tarafından hazırlanan planlar, padişahın tasvi-lir ve uygun görüldüğü bir hükümle mimarbaşına bildirilirdi.
İstanbul'daki evlerin yapılış tarzı da kanunlarla
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Hamdi Kız: Meysûre
belirlenmişti. Ana caddeleri daraltacağı ve yangın-ların yayılmasını kolaylaştıracağı için evlerin önüne onsekiz parmağı aşan şahnişin çıkartılmasına, çardak ve dükkân yapılmasına veya üzerlerine tahtopus in-şasına izin verilmiyordu. Yeni yapılan binaların kargir (taş) olması, saçakların tuğla ve kiremitten yapılma-sı, ahşap yapılmaması emrediliyordu. Ayrıca Müslü-man ve gayrı müslim evlerinin yüksekliği de farklı idi. Müslüman evlerinin 12, gayrı müslim evlerinin 9 zira yüksekliğinde yapılması müslüman evlerinin 3, gayrı müslim evlerinin 2 kattan fazla olmaması ve gayri müslimlerin cami civarında ev yapmamaları, eğer önceden yapmış iseler Müslümanlara satmaları kanun icabı idi.
Fatma Afyoncu, Hassa Mimarlar Ocağı
Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız
"İnsanlar nazarında kişiyi yücelten malı ise de Allah katında onu yücelten takvasıdır."
Tirmizi, Tefsiru'l-Kur'ân, 49
AHİLİK VE TİCARET AHLÂKI
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Ahilik ör-gütleri, "Bol, kaliteli, ucuz üretim, tüketici hakla-rı ve tüketicilerin korunması" felsefesini düstur edinmiştir. Ahi esnafında "Müşteri velinimettir".
Örneğin Pabuççular Loncası tarafından gerçekleş-tirilen, kalitesiz pabuç yapan ustanın "Pabucunu dama atma" eylemiyle bir yandan tüketici koru-nurken öte yandan meslek ve sanatta kalitesiz mala cevaz verilmesi ve haksız rekabet önlenmiş-tir. Yine Osmanlılar zamanında kurulan "İhtisap Ağalığı" kuruluşu da pazar denetimi yoluyla aynı işlevi gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.
Selçuklu ve Osmanlı'daki Ahi Birlikleri ve Lonca sistemleri İslam iş ahlakının ve tüketiciyi koruma
Çocuklarınıza İsim
Erkek:
Sadri Kız:
Kadriye
duyarlılığının somut uygulamalarını yansıtmışlar-dır. 17. yüzyıldan kalma Denizli
Babadağlılar Çarşısı'nın kapısındaki şu dizeler-de esnaf şöyle uyarılmaktadır:
"Sevgi göster herkese ha!
Selamdan kaçınma sakın
İnsanları ayırma ha!
Hepsine adil ver hakkın Niyetin iyi olsun ha!
Her şeyin gerçeğin söyle
Hayırlıdan ayrılma ha!
İyi belle unutma ha!
Önce hizmet sonra sensin."
Ferda Hekimci, Sürdürülebilirliğin Tüketim Boyutu, sh. 15
Altınoluk Dergisi Tel: (0212) 671 07 00
"İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost edineceği kişiye
dikkat etsin!" (Tirmizi, Zühd, 45)
İHSAN KABUL EDEMEM!
Sultan Vahîdeddin Han, İtalya'ya sürgün gittiği zaman, San Remo'da kiralık bir villåda kalmaya başladı. Oradayken Kral Emanuel, Vahîdeddin Han'a bir yaver gönderip;
"Ülkenin muhtelif yerlerinde saraylarım vardır. Nerede oturmak istiyorsa emrine âmâdedir. Kendisine aylık belli bir miktar liret tahsis edilmiştir." diye haber gönderdi.
Sultan Vahîdeddin bunların hiçbirisini kabul etmedi.
Yaveri Miralay Fahri ENGİN o sırada tercümanlık yapıyordu;
"-Efendim bu kadar ikramı reddediyorsunuz. Herhâlde mutfağınızda kuru soğan bile olmadığını bilmiyorsunuz!." dedi.
Bunun üzerine Sultan Vahîdeddin;
"-Fahri Bey, maiyyetimde bulunmaya mecbur değilsiniz. Zor geliyorsa ayrılınız. Ben müslümanların halîfesi sıfatıyla bir gayr-i müslim hükümdarın ihsanını kabul edemem!"
dedi.
Erkek: Fevzi Kız: Meryem
Çocuklarınıza İsim
Erkam Matbaası Tel: (0212)
GÜNÜN
DUASI
"(Allah'ım!) Zenginlikle imtihan edilmenin kötülüğünden sana sığınırım. Fakirlikle imtihan edilmenin kötülüğünden de sana sığınırım." (Buhârî, Deavât, 39)
PADİŞAHIN HUZURUNDA İLMÎ MÜZAKERE: HUZUR DERSLERİ
Osmanlı Devleti'nde padişahın huzurunda bir usul çerçevesinde yapılan ilmi müzakerelere huzur dersleri adı verilir. Padişah hu-zurunda ilmi müzakere geleneği Osman Gazi dönemiyle başlasa da, huzur derslerinin düzenli bir ilmî faaliyete dönüşmesi 18. yüz yılda Sultan III. Ahmed zamanında gerçekleşmiştir.
Özgür ilim ortamını teşvik etmek, ilim adamlarına gereken saygıyı gös-termek amacıyla tertip edilen hu-zur dersleri, Ramazan ayının belirli günlerinde, padişahın uygun gör-düğü yerde yapılırdı. Katılımcılar; padişah, dersi arz eden (mukarrir),
ona soru soranlar (muhataplar) ve dinleyicilerden oluşuyordu. Der-sin bütün katılımcıları önceden belirlenir, padişah dâhil herkes dersi minderler üzerinde yerde oturarak dinlerlerdi.
Huzur dersleri mukarririn ön-ceden belirlenen bir ayeti tefsir et-mesiyle başlar, ardından muhatap olarak katılanlar, mukarrire sorular yöneltirlerdi. Herkes kıdem ve liya-kat sırasına göre konuşma hakkına sahip olur, gündeme gelen soru ve itirazlarla özgür bir ilmî tartışma ortamı oluşurdu. Dersin sonunda mukarrir ve muhataplara padişahın ihsanları sunulurdu.
SÖZÜN ÖZÜ
Talebe, hakikatler olan bir mesleğin insanıdır, mekteplerin diploma müşterisi ve istikbalin mevki dilencisi değil.
peşinde koşmayı
meslek edinen
insandır, gayesi manevî olgunlaşma
Nurettin Topçu
GÜNÜN "Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de beni DUASI yöneten, himaye eden sensin." (Yūsuf, 12/101)
OSMANLI DEVLETİ
Malazgirt Savaşı ile milletimize kapısı açılan Anadolu ve Batı coğ-rafyası, İslam dünyasının liderliğini elinde tutan Selçuklu Devleti'nin zayıflamasıyla elimizden çıkma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş ti. İşte böyle bir ortamda Osmanlı Devleti kuruldu. Osmanlı Devle-ti'nin kurulması, İslam dünyasında yeni bir diriliş oldu. Osmanlının üstlendiği bu misyon çok geniş bir alanda uzun bir süre, tam altı asır devam etti. Tarihte bu kadar uzun ömürlü başka bir devlet bulunma-maktadır.
Yapısı ve kurumları bakımından da göz kamaştırıcı bir tabloya ka-
vuşan Osmanlı Devleti, Bosna'dan Yemen'e, Kafkasya'dan Kırım'a ka-dar, farklı iklimlerdeki farklı insan yapılarına hakim olmuş, bununla birlikte bu toplumlara din hürriyeti sağlamış ve toplumsal örgütlen-meleri yönünde müsamaha gös-termiştir.
Din ve inanca asla baskı yapma-mıştır. Eğer Osmanlılar, insanları kılıç zoru ve ateşte yakma korku-suyla kendi dinlerine kazandırma düşüncesinde olsalardı, Batı'nın, Avrupa'nın dinî ve sosyal coğrafyası bugünkünden çok farklı olurdu.
SÖZÜN ÖZÜ
Ferman çıkar,dal
kılıçlar takınır, Meydanlarda Rabbe
dua okunur,
Gölgemizden bütün
cihan sakınır, Kosovalar, Plevneler bizsizdir,
Yosun tutmuş camilerim ıssızdır, Boynu bükük
minareler öksüzdür, Açmaz olmuş
Kızanlığın gülleri, Biz neyledik o koskoca elleri?..
Osman Yüksel Serdengeçti
'Kültür'deki eksiklik kolay kapanmıyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanı Abdurrahman Şen, Kadın ve Demokrasi Derneği'nin tertiplediği, "Kültür Sanatın Neresindeyiz?" başlıklı mülakata konuk oldu. Şen, derneğin Üs-küdar'daki merkezinde gerçekleştirilen faaliyette, sanatçıların kendi kimlikleriyle var olmaktan rahatsızlık duymayacaklan sivil toplum kuruluşlarına büyük ihtiyaç olduğunu söyledi. Kültürel sahadaki
eksiklerin tamamlanmasının çok kolay olmadığını kaydeden Şen, şöyle konuştu: Burada bazen şöyle bir yanılgıya düşebi-liyoruz. Bir inşaatı üç vardiyaya çıkartıp, bir senede biter denilen yeri dört ayda teslim edebilirsiniz ama kültürde 'Arka-daşlar kültürel alanda çok geriyiz' denil-diğinde aynı hızla sonuç almak elbette mümkün değildir. Eğitim silsileyle devam etmesi gereken bir hadise...
TAŞLITARLA
HAKAN DURAK
7 Sa'ban
B
uşün, Ruslara karşı Kafkasya'yı arağa kaldıran mücâhid, nam-1 diğer "Kafkas Kartalı" Şeyh Şa-mil'in vefat yıl dönümü... Şeyh Şamil, yirmi sene kahramanca cihad
yaparak, Rus ordularını perişan etti. Ancak o günlerde Osmanlı idaresi Alî ve Fuad Pâşa'nın ve bunların yetiştirdiği mason-ların ellerine kalmıştı. Bunlar da, İngilizin siyasetine göre hareket ettiler. Dağıstanlı Şeyh Şâmil cihad yaparken seyirci kaldı-lar. Rus kuwetleri, Anadolu'dan gelen silâh ikmål yollarını kesince dayanma güçleri kalmadı ve 6 Eylül 1859'da teslim olmak mecbûriyetinde kaldı... Daha sonra mü-saade edildi ve İstanbul üzerinden hacca gitti. 1871'de Medîre'de Hakk'ın rahmetine kavuşan Şeyh Şâmı, Cennetü'l-Bakî Kab-ristanı'na defnedildi..
★★★
İmam Şeyh Şâmil, cihâd hareketinin hızını kesmeden devamı içn kânunlar koymuştu. Bilhassa Ruslarla anlaşma yapılmasını teklif edenlerin cezalandırıacağını bildirdi. Durum böyleyken iki Çeçen'den Rusların Müslüman köylerine yaptığı zulüm ve işkenceleri dinle-yen Şeyh Şâmil'in arnesi, oğlundan Ruslarla bir anlaşma yapmasını istedi. Bu sözle bey-ninden vurulmuşa dönen İmâm Şâmil, nâib-
leriyle görüştükten sonra şu kararı verdi: -Muhterem anama yüz sopa vurula-caktır!..
Omuzları çökmüş, yaptığı hatânın üzüntü-süyle rengi solmuş bi hâlde oğluna bakan
-U
Hadislerde görülen ikinci tür meseller, veciz konuşma özelliğine sahip olan Hz. Peygamber’in (bk. CEVÂMİU’l-KELİM) darbımesel halinde yaygınlaşan özlü sözleridir. Onun Huneyn Gazvesi’nde savaşın şiddetlendiği anda söylediği, “Bu tandırın kızıştığı zamandır” sözü ile (Müslim, “Cihâd”, 76) “İktisat eden muhtaç olmaz” (Müsned, I, 447); “Öyle söz vardır ki dinleyene sihir gibi tesir eder” (Buhârî, “Ṭıb”, 51; Müslim, “Cumʿa”, 47); “Mümin aynı yılan deliğinden iki defa sokulmaz” (Buhârî, “Edeb”, 83; Müslim, “Zühd”, 63); “Utanmadıktan sonra istediğini yapabilirsin” (Buhârî, “Enbiyâʾ”, 54) meâlindeki hadisleri bu türün belli başlı örnekleridir. Resûl-i Ekrem’in söylediği emsalin bir kısmının mefhum olarak daha önce Araplar tarafından bilindiği düşünülebilir. Onun zaman zaman ünlü Arap şairlerinin dillerde dolaşan bazı beyitlerini veya bu beyitlerin bir bölümünü mesel yerinde kullandığı da görülmektedir. Tarafe b. Abd’in, “Azık vermediğin kimse sana haberler getirir” mısraı (Müsned, VI, 31, 146; Tirmizî, “Edeb”, 70) bu tarz kullanımın örneklerinden biridir.
Sahâbe ve tâbiînden bazılarının mesel haline gelmiş sözleri bulunmakla beraber (İbn Düreyd, s. 36-55; Seâlibî, s. 28-35; Abdülmecîd Katâmiş, s. 169-174) bunlar Câhiliye devrinde söylenen mesellere nisbetle oldukça azdır. Bu durum, müslümanların Kur’an ve hadislerdeki mesellere büyük önem verip onlarla yetinmesi ve ancak nâdir hallerde mesel kullanma ihtiyacı duyması ile açıklanabilir. Hulefâ-yi Râşidîn içinde en çok meseli bulunan Hz. Ali’dir. Muallim Nâci onun mesellerinden 280 kadarını derleyerek Emsâl-i Ali adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (İstanbul 1303). Hz. Ali’nin bazı meselleri şöyledir: “Kanaatkârda gam olmaz”; “İlmin kemali hilim iledir”; “Dindar olan kurtulur”; “İlim her rütbenin üzerinde bir rütbedir.” Bunun yanında, “Bülbülün çektiği dili belâsıdır” atasözünün bir nevi karşılığı olmak üzere Hz. Ebû Bekir’in söylediği, “Belâ söz söylemeye dayalıdır”; Hz. Ömer’in, “Sevgin yük olmasın, öfken yok etmesin” ve evini kuşatan âsiler yüzünden ıstırabının son dereceye vardığını anlatmak üzere Hz. Osman’ın Hz. Ali’ye yazdığı mektuptaki, “Kolan sıyrılıp devenin memelerini geçti” sözleri meşhur birer mesel olmuştur. Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes‘ûd, Muâviye b. Ebû Süfyân ve Amr b. Âs gibi sahâbîlerin de emsal tarzında sözleri vardır.
حرف التاء
۳۰۹۳- تَأْتِيكُمْ مِنْ بَعْدِى أَرْبَعُ فِتَنِ فَالرَّابِعَةُ الصَّمَاءَ الْعُمْيَاءَ الْمُطْبِقَةَ تَعْرُكُ الأُمَّةُ فِيهَا بِالْبَلَاءِ عَرُكَ الاِمَّمِ حَتَّى يُنْكَرَ فِيهَا الْمَعْرُوفُ وَيُعْرَفُ فِيهَا الْمُنْكَرُ تَمُوتُ فِيهَا قُلُوبُهُمْ كَمَا تَمُوتُ أَبْدَانُهُمْ (نعيم بن حماد في الفتن عن اى هريرة (ضعیف)
3093- Benden sonra size dört fitne gelecektir. Dördüncü-sü sağırlık ve körlüktür. Bu, ümmetime öyle bir bela getirecek ki, bu bela onları yılan gibi kıvrandıracak, dine uygun olan prensip-ler inkar edilecek, uygun olmayanlar kabul görecek. Kalpleri aynı bedenlerin öldüğü gibi ölecek.
٣٠٩٤ - تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ فَإِنَّ مُتَابَعَةَ بَيْنَهُمَا يَزِيدَانِ فِي الْأَجَلِ وَيَنْفِيَانِ الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفَى الْكِيْرَ الْخُبْثَ (حم والحميدي والعدنى هب ض عن عمر
3094- Hac ile umre arasını birleştirin. (Yani birbiri ardın-ca yapın). Çünkü bunlar ömrü artırır, fakirliği giderir, günahları da demirci körüğünün demirdeki kir ve pası erittiği gibi eritirler.
٣٠٩٥ - تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ فَإِنَّهُمَا يَنْفِيَانِ الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفِي الْكَيْرَ خُبْثِ الْحَدِيدِ وَالذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَلَيْسَ لِلْحَجَّةِ الْمَبْرُورَةِ ثَوَابٌ إِلا ت حسن صحيح غريب ن حب حل عن ابن مسعود الجنة (حم وابن زنجويه
3095- Hac ile umreyi birbiri ardınca yapın. Çünkü bun-lar fakirliği giderir, günahları demirci körüğünün demir, altın, gümüş pasını eritip giderdiği gibi giderirler. Kabul olunan haccın karşılığı cennetten başkası değildir.
-742
-۳۰۹۶ ثانى الملائكة بأبى بكر مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصَّدِّيقِينَ تَزُفَهُ إلى الجنة وفا
الديلمي عن جابر)
3096- Kıyamet günü melekler, peygamberler ve siddik larla beraber Ebu Bekir'e gelirler. Onu alıp hemen alelacele doğru cennete götürürler.
۳۰۹۷ - تَبْلُغُ حِلْيَةُ أَهْلِ الْجَنَّةِ مَبْلَغَ الْوُضُوءِ" (حب عن ابي هريرة)
3097- Cennet ehlinin elbisesi, abdestin ulaştığı yerlere kadar ulaşacaktır.
۳۰۹۸- تبا لِلذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ قِيلَ فَمَا نَدَّخِرُ قَالَ لِسَانًا ذَاكِرًا وَقَلْبًا شَاكِرًا وَزَوْجَةً تَعِينُ عَلَى الْآخِرَة" (حم عن رجل من الصحابة)
3098- "Kahrolsun altın ile gümüş"
"Peki, dünyada sahip olacağımız şey nedir öyleyse?" diye sorduklarında şu cevabı verdiler: "Zikreden bir dil, şükreden bir kalp, ahiret için sana yardımcı olacak bir hanım."
۳۰۹۹- تُبْعَثُ الْمَلائِكَةُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِلَى أَبْوَابِ الْمَسَاجِدِ يَكْتُبُونَ الأَوَّلَ فَالْأَوَّلُ فَإِذَا صَعَدَ الإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ طُوِيَتِ الصُّحُفُ (طب عن ابي امامة)
3099- Cuma günü melekler mescitlerin kapısına gönde-rilir ve onlar ilk gelenlerden başlayarak sırası ile bütün gelenleri kaydederler. Yalnız imam minbere çıktığı zaman sahifeler dürülür (artık kimseyi kaydetmezler ondan sonra).
٣١٠٠ - تَبْكِينَ أَوْ لا تَبْكِينَ مَا زَالَتِ الْمَلَائِكَةُ تُظِلُّهُ بِأَجْنِحَتِهَا حَتَّى رَفَعْتُمُوهُ" (حم خ م ن عن جابر قال لما قتل ابى جعلت عمتى تبكى فقال رسول الله صلى
الله عليه وسلم فذكره
3100- Şehit için ister ağla, ister ağlama. Siz onu kaldırın-caya kadar, melekler devamlı olarak onu kanatları ile gölgeler-ler.
743
Dış politikadaki dehası ile, sömürgecili ğin en azgın döneminde, üç kıt'a üzerinde. ki topraklarını korudu. Savaşa inanmazdı. İngiltere başbakanı Gladstone'un koyduğu "Haç'ın bir defa girdiği bir yere hilal av det edemez" prensibinin bütün Avrupalı lar'ca geçerli olduğunu biliyordu. Ince po-litikaya inanırdı. Diplomasiye güvenirdi. Bu nu en iyi uygulayan devlet adamlarından bi-ridir. Dehşetli bir gerçekçi idi ve hayalpe-restlikle ilgisi yoktu. Bu tutumu, Ingiltere, Fransa, Rusya'yı çok kızdırdı. Bir şey kopa-ramamanın hıncı ve çaresizliği içinde, git-tikçe daha geniş ölçüde hükümdarın şah-sını hedef aldılar. Bunu resmen yapmadı-lar. Fakat basın ve istihbarat teşkilatlarıyle
gerçekleştirdiler. Ekonomiu
YAZAN
YILMAZ ÖZTUNA AYVAZ GÖKDEMİR
TÜRKİYE'DE ASKERİ MÜDAHALELER
II. Abdülhamid devrinde Osmanlı istih-barat teşkilatı geliştirilmiş ve modern-leştirilmiştir. Yine bu dönemde Midhat Paşa Tuna valiliği sırasında burada özel-likle Bulgarlar'a karşı örnek bir gizli po-lis teşkilatı kurmuştur. Makedonya'daki ayaklanmalar ve gizli teşkilât için Ayna-roz'a Boşnak Hasib adlı bir ajan yerleş-tirilmiş, bundan çeşitli ihbarlar alınmış-tır. II. Abdülhamid'in özel casusları ha-fiyelerdi. Bu hükümdar zamanında kar-şı faaliyette bulunan çoğu gayri müslim casuslar da vardı. Bunlardan yahudi asıl-lı Emanuel Karasu, II. Abdülhamid'e kar-şı kurulan casusluk teşkilatının başına getirilmiş, padişahın tahttan indirilmesi için çalışmış ve sonunda bunu başar-mıştır. II. Abdülhamid'i tahttan indiren İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin iktidarı zamanında kurulan Teşkilât-ı Mahsûsa ise gerçek mânada çağdaş bir casusluk teşkilatıydı.
Devlet aleyhine faaliyet gösterenlerin cezası her devirde ağır olmuştur. Nite-kim İstanbul'un fethi sırasında Bizans lehine casusluk yapmakla itham edilen Vezîriāzam Çandarlı Halil Paşa XV. yüz-yıl ortalarında, yine casuslukla itham edilen Yorgaki adlı zimmî ise XVII. vüz-
YanıtlaSil
yuksel21 Mayıs 2026 01:04
GÜNÜN TARİHİ
TARİHİ BİR İHÂNET
Sultan II. Abdülhamid Hâna hâl'ini tebliğ edecek heyetin seçi-minde, İttihatçılar, ihanete varan bir hata işlediler. Seçilen heyet, Ayan meclisinden Ermeni Aram ve Bahriye Feriki Arif Hikmet, Selanik mebûsu Yahudi Emânuel Karasu ve Arnavut Esad Top-tanî'den meydana geliyordu. Ermeni Aram'ın düşmanlığı, Abdül-hamid Hânın Anadolu'da bir Ermenistan kurdurtmamış olmasıdır. Yahudi Emânuel Karasu, Türk düşmanlığı ile meşhurdur. Arnavut Esâd Toptanî padişahın eski yâverlerindendi. Efendisinden sonra Türkiye'ye de ihanet etmiş bir hâindir. Bu hadîseden sonra, Yıldız Sarayı İttihatçılar tarafından yağma edilmiştir. Yıldız'ın çok zengin kütüphanesi, Hafız-ı kütüp olan Sabri Bey tarafından kur-tarılmıştır. Sabri Bey, kapının önüne yatarak, askerlerin içeri gir-melerini önlemiş, böylece kütüphaneye girilememiştir.
"31 Mart Vakası'nın geniş değerlendirilmesi gereken bir olay ol-duğuna işaret eden Tarihçi Mustafa Armağan; (31 Mart Vakası) Si-yonizmin komplike bir olayıdır. Masonlar bunu sahipleniyor." diyor.
Elif ile T birleşecek
bütun dünyaya meydan okuyacak.
Abdurrahman DİLİPAK
abdurrahmandilipak@yeniakit.com
Derin yapı
Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışarıdalar.
İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..
İşın kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi araların-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..
Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının içinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil eumiş gözukuvor. Bu işler, bu adamlan oraya so-kup, Işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-dükiarini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..
Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..
Adamlar kendilerinden çok eminier, "biz gide nzotekiler gelir, ama sonuçta bu düzen böyle de-vam eder anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,
İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..
Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yasanan örtülü hesaplaşmaların davası aynca görülecek..
Yerin sira 26 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha vüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunlann tümü-nú mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer va adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane da yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genei af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor lar..
٤٠٠ - كَانَ لا يَأْكُلُ مُتَّكِنًا وَلا يَطَأُ عَقَبَهُ رَجُلانِ (حم عن ابن عمرو)
400- Yaslanarak yemek yemezdi. Arkasından iki kişi yü-rümezdi.
٤٠١ - كَانَ لا يَأْكُلُ مِنْ هَدِيَّةٍ حَتَّى يَأْمُرَ صَاحِبَهَا أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا لِلشَّاةِ الَّتِي اهْدِيَتْ لَهُ (طب عن عمار)
401- Kendisine hediye edilen o mahut zehirli koyundan sonra, sahibi yemedikçe hediye olarak sunulan şeyden katiyyen yemezdi.
Hikmetti Soyles
"Sana niçin yaptığını sorduklarında, utanacağın ve yalanlamaya kalkacağın işleri yapmaktan çekin,"
Hazret-i Ali (Radıyallahu Anb)
"Nefsin, azgın bir binek atından daha çok şiddetle gemlenmeye muhtaçtır."
Hasen-i Basri (Rahmetullahi Aleyh)
"İnsanları iki şey mahveder: Fazla mal toplama hırsı ve çok konuşmak."
Ibrahim en-Neba'i (Rahmetullahi Aleyh)
"Müslüman o kimsedir ki, İslâm'ın emirlerine uyar, fakat İslâm'ı kendine uydurmaya kalkmaz. İslam'ı kendine uydurmaya çalışan kimse, hakiki Müslüman olamaz."
Mahmud Efendi (Kuddise Sirrubû) Hazretleri
"Anneler helâl yemeli, edepli olmalı. Zirá kötü huylar anne sütüyle çocuğa geçer, ergenlikte ortaya çıkar."
İmam-ı Gazali (Rahmetullahi Aleyh)
"Nefse günahtan kaçmak, ibadet yapmaktan daha zor gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır."
İmam-ı Rabbani (Kuddise Sirrubû) Hazretleri
"Adâletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Sonunda büküm isabetli olsa da, geciken adâlet zulümdür."
Orhan Gazi Hàn (Rahmetullahi Aleyb)
44
18. CİLT
MEFHUMLAR FİHRİSTİ
Fitne-isyan: 5, 147.
Fitnenin çeşitleri: 13, 205-206.
Fitne Hz. Osman (r.a.)'ın hilafetiyle başladı: 17, 152.
Fitne patlak verince yapılacak tavsiye: 13, 177-178.
Fitne sebebiyle zaman fenalaşması: 17, 562,
Fitnenin geldiği cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13, 281-82-83.
Fitnenin girmediği ev kalmaz: 13, 274-75.
Fitnenin vasıfları: 13, 255-56.
Fitne sırasında Müslümanların takip edeceği siyaset: 13, 184.
Fitne yavaş gelişir: 13, 256-57.
81
Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır: 13, 269.
Fitneye karışmanın yasak olması: 13, 181-82.
Fitneye karışan sahâbeler: 13, 335-36.
Fitneyi ihbar: 13, 172.
Fitne zamanında dilini tutmak: 13, 201-202.
Fitne zamanında din lafta kalır: 13, 264-65.
Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13, 189-90-91.
Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve şaşkınlık olur: 13, 262-63.
Fitne zamanında irtidat artar: 13, 267-68.
Fitne zamanında kerahet: 13, 202.
Fitne zamanı katl vak'aları artar: 13, 271-72.
Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermemesi: 13, 178.
Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13, 194-95.
Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet malı) helal addedilir: 13, 274.
Fitne zamanında silah edinmemek: 13, 203-204.
Fitne zamanında terk-i diyâr etmek: 13, 191-92.
Fitne zamanında yalan artar: 13, 260.
Fitne zamanında zenginlik artar: 13, 268-69.
Fitnecileri yalnız bırakmak: 13, 188-89.
Demirbaş fitne: 13, 206.
Dört büyük fitne: 13, 230.
İctimaî kargaşa olarak fitne: 13, 168-69.
İsmen zikredilen fitneler: 13, 209-210.
İsmen zikredilmeyen fitneler: 13, 229.
MEFHUMLAR FİHRİSTİ
83
18. CİLT
Milletin devlete karşı yaptığı vefasızlık: 12, 145.
Gaflet: 6, 116.
Galinos: 10, 524-25.
Ganimetler ve fey: 4, 105.
Ganimet içinde bulunan Müslüman malları, ganimete mi dahil yoksa sahi-bine mi iade edilir: 4, 165.
Ganimet malını yağmalama lâşe yemek gibidir: 4, 159.
Ganimet malları: 2, 383-84.
Ganimet payını almakta sabırsızlık gösteren Bedeviler: 7, 81.
Ganimetten çalanın dünyevi cezası: 4, 157.
Ganimet dağıtımı hususunda imam muhayyerdir: 7, 82.
Hz. Ali'nin (r.a.) ganimetten aldığı cariye ile o gün temasta bulunması: 12, 85.
Hz. Ali'nin ganimet taksiminde görevlendirilmesi: 12, 85.
Bazan Resulüllah (s.a.v.)'ın Müellefe-i Kuluba ganimetten fazla pay ver-mesi: 4, 122.
Diğer ümmetlere helal olmayan ganimetten Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)'e helal olması: 4, 149.
Komutanın ganimetten ayrı olarak askere verdiği hediye miktarı: 4, 120.
Kureyşin meşhurlarına verilen savaş ganimetleri: 12, 71.
Resulüllah (s.a.v.)'tan sonra O'nun ganimetten alacağı pay kimlere verilir: 4, 67.
Resulüllah (s.a.v.) ganimetten çalanın cenaze namazını kıldırmazdı: 4, 156.
Ganimetten çalan kimsenin dünyevî ve uhrevî cezası: 4, 152.
Ganimetten çalan kimsenin tevbe etmesi mümkün müdür?: 4, 155.
Ganimetten pay alan Zevi'l-Kurba kimdir?: 4, 130.
İslâm'a ısındırmak için kafire savaş ganimetinden pay vermesi: 11, 377.
Sağlığında Zevi'l-Kurba'ya ganimeti dağıtmakla Hz. Ali'yi görevlendirmesi:
4, 135.
Taksim edilmeden önce temellük edilemez: 1, 469.
Taksim edilmeyen ganimet malından satmamak: 11, 355.
Zahmetsiz ganimet: 9, 123.
Garânîk hadisesi: 8, 215-19.
Gars kuyusu: 7, 221.
GASB BÖLÜMÜ: 12, 113.
Gasbın azı da çoğu da haramdır: 12, 114.
Arazi gasbı büyük günahlardandır: 12, 115.
Haksız yere mal gasbedenin kıyametteki cezası: 12, 113.
HADİS ANSİKLOPEDİSİ
KÜTÜB-İ SİTTE
Prof. Dr. İbrahim Canan
18
3192- İlmi, kaldırılmadan önce öğrenin. Çünkü biriniz, yanındakine ne zaman muhtaç olacağını bilemez. İlim öğrenme. lisiniz. Gösterişten bidata sapmaktan, aşırı derine dalmaktan ka-çının. Eskilerle yetinin.
۳۱۹۳ - تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ فَإِنَّ تَعْلِيمَهُ اللهِ خَشْيَةٌ وَطَلَبَهُ عِبَادَةٌ وَمُذَاكَرَتَهُ تَسْبِيحٌ وَالْبَحْثُ عَنْهُ جِهَاد خط عن معاذ وفيه كنانة بن جيلة ضعيف والديلمي) وَزَادَ وَتَعْلِيمُهُ لِمَنْ لاَ يُعَلِّمُهُ صَدَقَةٌ وَبَذْلُهُ لاَهْلِهِ قُرْبَةٌ لأَنَّهُ مَعَالِمُ الْحَلَالِ وَالْحَرَامِ وَمَنَارُ سَبِيلِ الْجَنَّةِ وَالْأَنِيسُ فِي الْوَحْشَةِ وَالصَّاحِبُ فِي الْوَحْدَةِ وَالْمُحَدِّثُ فِي الْخَلْوَةِ وَالدَّلِيلُ عَلَى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالسّلاحُ عَلَى الْأَعْدَاءِ وَالزَّيْنُ عِنْدَ الْآخِلاءِ وَالْقُرْبُ عِنْدَ الْغُرَبَاءِ يَرْفَعُ اللَّهُ بِهِ أَقْوَامًا فَيَجْعَلُهُمْ فِي الْجَنَّةِ قَادَةً
ورواء ابن لال وابو نعيم بطوله عن معاذ موقوفا
3193- İlim öğrenin. Çünkü onu Allah için öğrenmek haş-
yetin (Allah korkusunun) bir ifadesidir. Onu talep etmek ibadettir. Müzakeresi ise tesbihtir. Onu araştırmak da cihattır. (Deylemi'den ilaveten): Bilmeyene onu öğretmek sadakadır. Ehline bezletmek yakınlıktır. Zira o, helalin ve haramın alamet yeridir. Cennet yo-lunun nurlanmış işaretleridir. Yalnızlık arkadaşı, vahşette enisi, halvette konuşanı, darda ve genişlikte delili, düşmanlara karşı silahı, dostlar yanında zineti, gariplikte yakınıdır. Allah onunla bir kısım kavmi yükseltir de cennette önder kılar.
٣١٩٤ - تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ جُبِّ الْحَزْنِ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا جُبُّ الْحَزَنِ قَالَ وَادٍ فِي جَهَنَّمَ تَتَعَوَّذُ مِنْهُ جَهَنَّمُ كُلَّ يَوْمِ أَرْبَعِمِائَةِ مَرَّةٍ يَدْخُلُهُ الْقُرَّاءُ الْمُرَاؤُنَ
-764
YanıtlaSil
yuksel29 Mayıs 2026 23:44
Hurilerin yetmiş hulle arkasından ilikleri görünmesi. (S.) 461: 28. Söz; (M.) 374:28. Mektup, 8. mesele, 4. nükte
İnsandaki duygular Cennette inkişaf eder. (L.) 160:20. Lem'a, 7. sebep, haşiye
Kararsız cismaniyetin ebediyetle alakası nedir? (S.) 459:28. Söz
Mü'min Cennete lâyık bir mahiyet kazanır. (S.) 32:6. Söz
Mü'minler Cennette Allah'ı görecekler. (S.) 534, 535:31. Söz 4. esas, 4, 5. meyve
On beş yaşından küçük olarak ölen çocuklar. (K.L.) 191.
CERBEZE
Ayn ayrı kusurları cerbeze ile toplamak. (D.H.Ö.) 21; (T.H.) 59.
Büyük işlerde yalnız kusurları gören cerbezelik ile aldanır veya aldatır. (Mn.) 73.
Cerbeze bir hâkimdir. (Tl. İç. R.) 1:192.
Cerbeze bütün çeşitleriyle garipliklerin makinasıdır. (Mn.) 73.
Cerbezenin fikirleri tesiri. (Tl. İç. R.) 1:192.
Cerbeze ihtilaf sebebidir. (Tl. İç. R.) 1:190.
Cerbeze ile insan adâlet yaparken zulme düşüyor. (D.H.Ö.) 21; (Τ.Η.) 59.
Cerbeze müthiş bir hastalık ve musibettir. (H.Ş.) 147:2. Zey. 2. kıs.
Cerbeze nedir? (İ.İ.) 29; (Tl. İç. R.) 1:190; (T.H.) 223:Esk. hayatı
Cerbezenin şe'ni bir seyyieyi sünbüllendirerek hasenata galip etmektir. (Mn.) 73.
İngiliz siyasetinin cerbezesi. (H. St.) 98-106:1-6. hatveler
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51; (Τ.Η.) 71.
Peygamberimizin mesleği aldatmaktan ve cerbezeden müstağ-nidir. (H.Ş.) 148:2. zeylin 2. kısmı; (L.) 57:11. Lem'a, 3. mes.
Propağanda zâlim cerbezenin gayr-i meşrû çocuğudur. (Tl. İç. Reç.) 1:201.
FİHRİST/132
FERİT DEVELLİOĞLU
OSMANLICA - TÜRKÇE
ANSİKLOPEDİK
LÛGAT
AK AYDIN
KİTABEVİ
mektûbî-i sadr-i âlî: sadrâzam mektupcu-su.
mektûf مكتوف ))as): iki eli arkasına bağlan-
mış.
.a.s) مكتوم mektûm, mektume مكتومه ketm'den): 1. ketmolunmuş, gizli, sak-11. 2. hükümetten gizli tutulan. Emval-i mektûme: vergiden kaçırılan mallar. Mâl-i mektûm: gizli, saklı mal. Nüfûs-i mektûme: kütüğe kaydolunmamış kimse-ler. Vâridât-ı mektûme : deftere geçirilme-yerek şahıs elinde kalan devlet geliri.
mektûm mühimme : tar. Osmanlı
Devleti'nde Bâbıâlî'den gizli olarak yazılan ferman ve hükümlerin kopyaları.
mektûmat مكتومات ai mektûme'nin c.(: hükümeten kaçırılarak, gizli tutulan, yazdırılmayan vergi, gelir, nüfus, mal. ["mektûmat" evvelce, ekseriyâ me'murlar tarafından "ihtilasat" mânâsına kullanı-lırdı].
mekuk مكوك )..( : mekik, dokumacılıkta "atkı" veya "argaç” denilen ve enine olan iplikleri uzunlamasına olanların arasından geçirmeye yarayan masuralı âlet.
كول
me'kûlât): eklolunmuş,
me'kûl'ün c.): yiyecek-
Ceza amelin cinsine göredir. (21. Mektup) 241.
Cezası çekilen suça tekrar ceza verilmez. (T.H.) 358:Esk. haya.
Ceza günahın lâzım-ı zâtisidir. (Sn.) 21.
Her hükümetin bir kanunu var. O kanuna göre ceza verir, (T.H.) 229:Esk. hayatı
İki ceza birden verilmez. (M.) 417:29. Mektup, Es'ile-i Sitte, 5. si İstanbul'da bir esnafın cinayetiyle Bağdat'daki bir esnafı ceza-landırmak. (M.) 66:16. Mektup, 2. nokta
Tesirli ceza Allah'ın emirleri namıyla olur. (H.Ş.) 83:6. kelime
CİFİR VE EBCED HESABI
Âlimler ve cifir hesabı. (S.T.) 80:1. Şua
Asr-1 Saadette cifir. (S.T.) 45, 80:27. Mektup, 1. Şua
Asr Sûresi, 2. Dünya Savaşı'nın Anadolu'ya sıçramayacağını müjde verir. (E.L.) 1:25.
Cifir hesabı. (K.L.) 15, 36, 41, 51, 54, 136, 137, 140, 151, 152; (L.N.) 79, 80.
Cifir ilmi meraklı ve zevkli bir meşgaledir. (L.N.) 79.
Cifir ilminin üstadı Hz. Ali'dir. (S.T. Ten.) 150, 161:28. Lem'a; (S.T.) 80.
Edebiyatçıların cifir hesabını kullanmaları. (S.T.) 80:1. Şua Fil Sûresinin cifir hesabı. (K.L.) 169; (S.T.) 45.
Gıybeti zecreden âyetin cifir hesabı. (S.T.) 53:27. Mektup
"inne'l-insane le yetka" âyetinin cifir hesabı taguta bakıyor. (E.L.) 25.
İslamın başına gelen rejim (1333'de). (K.L.) 74.
Kur'ân kelimesinin cifir hesabı. (M.) 415:29. Mektup, 6. kısım, Kudsî bir Tarihçe
Risale-i Nurlarla ilgili bir cifir hesabı. (S.T. Ten.) 150:28. Lem'a Tevâfuk cifir ilminin anahtarlarındandır. (S.T.) 129:8. Lem'a
Yakın tarihle ilgili bazı hesaplar. (Tils.) 172-176.
FIHRIST/134
CİHAT
Asrımızın cihadı iman-ı tahkiki kılıncıyla olur. (Ş.) 228:11. Şua 11. mesele; (H.Ş.) 41.
Bediüzzaman, cihat ile ubudiyet ve takvâyı beraber götürdü.
(S.) 711:Konferans Bu zamanın cihadı muhabbet ve sevdirmekledir, korkutmakla değil. (Mk. İç. R.) 2:298.
Cihad farz-ı kifaye iken farz-ı ayın olmuş. (H.Ş.) 151:2. zeylin 2. kıs
Cihad-1 haricîyi Şeriatın kesin delillerinin elmas kılınçlarına ha-
vale edeceğiz. (D.H.Ö.) 64; (T.H.) 54; (Mk. İç. R.) 2:272.
Fen ve sanat silahıyla îlây-ı kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehil, fakr ve ihtilaf-1 efkara karşı cihad edeceğiz. (D.H.Ö.) 64; (T.H.) 64.
Hac ve zekât gibi cihatta da niyetin tasarrufu azdır. (H.Ş.) 151: 2. zeylin 2. kısmı
Hariçteki cihad başkadır, dahildeki başkadır. (E.L.) 1:39, 2:214. Hayatı koruma cihadı. (S.) 57:10. Söz
Herkes kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asga-rında cihad-1 ekber ile mükelleftir. (D.H.Ö.) 62; (T.Н.) 53.
İhtilafa karşı ittihatla cihad edeceğiz. (Mk. İç. R.) 2:273.
Mânevî cihad. (E.L.) 2:214, 217.
Müslümanların vazifesi Allah yolunda cihat etmektir. (E.L.) 2:57.
Savaşta karşı tarafın çocukları. (E.L.) 1:39. Zârurete karşı çalışmakla cihat edeceğiz. (Mk. İç. R.) 2:272.
3204- Gece yansı gök kapılan açılır bir münadi seslenir: "Dua eden yok mu? Duası kabul edilecek. İsteyen yok mu? Dilegi verilecek. Sikuntida olan yok mu? Sikintisi bertaral edilecek." Oşür alıcı ile zaniye kadının dualan kabul edilmez. Bü-yük cürüm işledikleri için bunlardan başka tüm müslümanlann yaphiklan duayı Allah kabul eder.
٣٢٠٥- تفتح أبواب الجنة يوم الأثنين ويوم الخميس فيغفر الله فيهما لكن عبد مسلم لا يُشرك بالله شَيْئًا إلا رجلاً كانت بينه وبين أخيه شحناء فَيُقَالُ انْظُرُوا هَذَيْن حَتَّى يَصْطلحا (م) وابن زنجويه د ت حب عن أبي هريرة)
3205- Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapılan açı-Ir. Allah kendisine ortak koşmayan her müslüman kulunu affe-der. Ancak din kardeşi ile kendi arasında dargınlık bulunan kim-seyi bağışlamaz. "Birbirleri ile barışıncaya kadar bekletin." bunla-n emrini verir.
٣٢٠٦ - تُفْتَحُ فِيهِ يَعْنِي فِي رَمَضَانَ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ وَتُغْلَقُ فِيهِ أَبْوَابُ النَّارِ وَتُغَلُّ فِيهِ الشَّيَاطِينُ وَيُنَادِى مُنَادٍ كُلَّ لَيْلَةٍ يَا بَاغِيَ الْخَيْرِ هَلُمَّ وَيَا بَاغِيَ الشَّرِ أقصر (ن حب عن عتبة بن فرقد)
3206- Onda (Ramazan ayı kastediliyor) cennet kapıları
açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur. Her gece biri şöyle seslenir: "Ey hayn isteyen gel. Ey şer isteyicisi geri dur."
۳۲۰۷ - تَفَكَّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ قِيَامٍ لَيْلَةٍ (صالح ابن احمد في كتاب التبصرة
مرفوعا عن انس ابو الشيخ في العظمة
3207- Bir saat düşünmek, bir gecelik ibadetten daha iyi-
dir.
۳۲۰۸ - تَفَكَّرُوا فِي كُلِّ شَيْءٍ وَلاَ تَفَكَّرُوا فِي ذَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ بَيْنَ السَّمَاءِ
-767
Tiyb çok zordur.
dükkanı kapatıp camiye gidersen Tiyb olur.
cemaat le kilamazsan namazı tiyblikten çıkar.
Mehmed Zahid kotku
Akra fm.
YanıtlaSil
yuksel1 Haziran 2026 08:21
Tiyb çok temiz helal demek tir.
Tiyb çok zordur.
dükkanı kapatıp camiye gidersen Tiyb olur.
cemaat le kilamazsan namazı tiyblikten çıkar.
Mehmed Zahid kotku
Akra fm.
YanıtlaSil
yuksel1 Haziran 2026 08:21
Tiyb çok temiz helal demek tir.
KÜTÜPHANE DOĞUMHÂNE OLDU
İmam Süyûtî, 3 Ekim 1445'te Kahire'de doğdu. Annesinin Türk veya Çerkez asıllı bir câriye oldu-ğu belirtilir. Babası vefât edince altı yaşında yetim kaldı. Aile bü-yükleri tarafından himaye edildi ve dinî ilimler tahsil etti. Sekizin-de hafız oldu, on yedisinde kitap te'lif etti, on sekizinde ders ver-
meye başladı. Tefsir, hadis ve fi-kıh ilimlerinde derinleşti. İmam Süyûtî, 18 Ekim 1505 tarihinde vefat etti. Kabri, Kahirededir.
*
İmam Süyûtîye «İbnü'l-Kü-tüb> yani «Kitapların Oğlu» de-nirdi. Zira ilim ehli olan babası bir gün mütalâa etmek üzere hanımın dan bir kitap isteyince, hanımı kü-tüphaneden kitabı getirmeye git-ti. Kitapların arasında iken sancısı
başladı ve İmam Süyûtîyi bu kü-tüphanede doğurdu. (Kamil ÇAKIN, Celaleddin es-Süyüti», Dini Araştırmalar Dergisi, Ankara, 2001, c. 4, s. 10,7-8)
Yorum Gönder