"Türklerin riâyet ettikleri İslâ-mın beş şartının dördüncüsü zekâttır. İşte bu şart mûcibince her sene servetlerinin kırkta bi-rini fukaraya vermek mecbûriye-tindedirler. Eğer akrabaları için-de fakirler varsa onları diğerle-rine tercih ile mükelleftirler. Fa-kir yoksa zekâtlarını fakir kom-şularına ve o da yoksa önlerine gelen fukaraya verirler. Türkler bu şartın ifasında kusur etmez-ler, çünkü çok hayırseverler Din ve mezhep tefrik etmeksizin ister Müslüman, ister Hıristi-yan, ister Yahudi olsun, bütün muhtaçlara yardım ederler. Onun için Türkler arasında fuka-raya pek az tesadüf edilir. Böy-le demekle Türkleri dilencilikten meneden yegâne amilin zengin-lerinde görülen şefkat ve merha-metten ibaret olduğunu söyle-mek istemiyorum. Benim kana-atime göre, diğer birtakım se-bepler daha vardır. Meselâ; Türklerin çoğu padişahtan aylık alır, az masrafla yaşarlar, az şeyle mükellef yemek yaparlar. Meselâ; bir pilav, biraz et ve suyla muhteşem bir ziyafet çe-kerler, fakat hayrat ve hasenat-ları büyüktür. Kimisi daha ha-yattayken servetiyle fukaraya
bakar, kimisi ölürken hastane-de ler tesisi, yahut köprülerle ker-vansaraylar veyahut yol boyla-rında çeşmeler ve bunlara mü-masil şeyler inşası için muazzam sermayeler bırakır, hatta bir-çoklan da bu hayrat ve hasena-tı daha sağlıklarında yaparlar. Paralarıyla hayrat yapamayan-lar anayolların tamirinde çalışa-rak, yol boylarındaki su hazine-lerini doldurarak, sel sulannın ci-. varında durup yolculara tehlike işareti vererek kollarıyla hayır iş-lerler. Bütün bunlara mukabil katiyen para almazlar ve hatta eğer teklif edilecek olursa para için değil, fi-sebilillah çalıştıkla-rını söyleyerek reddederler..." Fransız seyyah M. de Thevenat 1665
ZEKA BULMACASI
YUMURTALAR
Bir masanın etrafında 15 çocuk ve masanın üstünde bir tabak içinde de 15 tane yumurta var. Her çocuk bi-rer yumurta aldı. Tabakta daha bir yumurta kaldı, bu mümkün mü? (Cevabı yarın)
Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan çöküşüne kadar geçen 623 senede otuz altı padişah hükümdarlık yap-tı. Bu padişahlar, sadece Osmanlı Devleti'nin padişahı değillerdi. Aynı zamanda dokuzuncu padişah olan Yavuz Sultan Selim'in 1516 yılında halifelik unvanını almasından sonra 407 sene boyunca "müslümanların halífesi" sıfatını da taşımışlardır.
Padişahlar arasında en uzun hü-kümdarlığı kırk altı sene ile Kanûnî Sultan Süleyman, en kısa hüküm-
Kız: Remziye
Erkek: Rasim
darlığı da üç ay süre ile 5. Murad yapmıştır.
Osmanlı padişahlarının tümü, şeh-zadelik döneminde devrin ulaştığı dü zeye göre son derece iyi eğitim gör müşlerdir. Din ve fen ilimlerinde en iyi hocalardan dersler alan padişahla-rin çoğu aynı zamanda dönemlerinin önde gelen sanatkârlarından olmuş lardır. Padişahların yirmi ikisi şair, on ikisi hattat, sekizi bestekår, biri ku-yumcu, biri yay ve ok ustası, biri de marangozdu. İstisnasız hepsi sporcu ve askerdi. 4. Murad ata binme ve ağırlık kaldırmada, Sultan Abdülaziz özellikle de güreşte başarılıydılar.
"Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz."
on Mice, Talk10
SADAKA TAŞI
E ski İstanbul'da yardımların göze batmadan yapılması için "sada-ka taşları kullanılırdı. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermer-den olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşıması için birkaç basamak konurdu.
Ihtiyacı olmasına rağmen dilenmek ten çekinenler gecenin geç saatlerinde
Çocuklarınıza İsim
taşın yanına gelir ama bırakılan meb-lağın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul'u-nu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta bo-yunca kimsenin gelmediğini yazmıştı.
İstanbul'un dört yerinde sadaka ta-şı vardı: Şu anda sadece birisi ayak-ta kalmış. Üsküdar'da Gülfen Hatun Camii'nin avlusunda dikili olanı, ama o da yarısından fazlası toprağa gömülü vaziyette duruyor.
"- Gündüz, ne tedbir idelüm? Ne veçhile küffåra huruç idelüm? Böyle âtıl durmaktan ne faide var?" "- Imdi civarımızda olan nahiyeleri ve vilâyetleri
vuralum.
Osman Gazi öldüğü zaman, Sakarya vadisinde-ki bütün kaleler zapt edilmiş, Bursa, İznik ve İzmit de muhasara edilmişti.
Tahsin Ünal Osmanlılarda Fazilet Mücadelesi,
s. 23
"- Olmaz. Bu doğru rey değüldür. Zira civa-rımızdaki nahiyeleri ve vilâyetleri mamurdur. Buraları harap etmek olmaz. Şehrin şenliği halk iledir. Kendi elimizle, kendimizin olacak yerleri yıkıp harabezâr eylemek olmaz. Rey-i sevab bu-dur kim, çevre komşularımızla iyi geçinelim. Bi-lecik tekfuruna, ettiğimiz gibi, sonra zuhur eden
"Rızkının bollaştırılmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse sıla-i rahimde (akraba ziyaretinde) bulunsun." Buhâri, Edeb 12
OSMANLI'DA AİLE HAYATI
Meşhur Fransız edibi Pierre Loti, dîni, kül-türü ve ırkı başka olduğu halde İstanbul'da yaşayan Türklerin İslami nezih, ahlak ve ada-bının hayranı olmuş, daima yazılarında bu duyguları tasvir etmiştir. Der ki:
"Müslüman Türklerin hayatları, kelimenin tam manasıyla başka bir dünyadır. Dünyanın başka hiçbir evinde bir erkek, hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz. Bu gerçe-ğin sırrı, Türk evinin kadını tarafından hazır-lanışındadır. İddia ederek söylüyorum; bir müslüman Türkün evinde odalar bile özel ve
Çocuklarınıza İsim Erkek: Abdurrahim Kız: Samia
maksatlı bir ahengi ve döşeme üslubu ile ha-zırlanmıştır. Evin sahibesi olan kadının giyi-nişi başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar ahenk içindedir. Kadın evine o kadar düşkün, temiz-liğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek öylesine zeka ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşamüzeri büyük bir hasretle kapıdan girer. Kadının temizliği maddi plan-da bir çiçek kadar saftır. Bu maddi temizliği, kadının ruh temizliğinden gelir. O kadın, içki,
"Ben yetim ile yetim işine bakan kimseyle beraber Cennet'te şöyle bulunacağız (Peygamberimiz şehadet ve orta parmağını birbirine değdirerek göstermiştir)." Buhâri, Talak 25, Edeb 24
ARTAN YEVMİYE
Bâyezid Cami-i şerîfinin inşaatında çalışan usta ve işçilerin gündeliklerinin kaçar akçe olduğu tespit edilmişti. Bun-lar her gün küplere konarak bir köşeye bırakılır, herkes de küpten kendi payına düşeni alırdı. Ancak her gün küpteki ak-çelerde bir yevmiye artmaktaydı. Bunun üzerine kimin kendi payını alıp almadığı araştırıldı ve nihayet fakir bir işçinin bu İşi yaptığı öğrenildi. Adamcağızın akşam olunca bir yolunu bulup akçesini alma-dan inşaattan ayrıldığı öğrenildi. Kendi-
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Mahmud Sami Kız: Hilye
sine bunu niçin yaptığını sorulunca; fakir işçi, sırrının ortaya çıkmasından mahcup bir şekilde;
"- Benim malım-mülküm yok! Bu se-beple şu fânî dünyada murad ettiğim gibi maddî bir hayır yapamadığım için daima mahzunum. Hiç olmazsa bu caminin inşa-atında para almadan çalışayım da gönlü-mü ferahlatıcı bir hayır işlemiş olayım diye düşündüm..." dedi.
"İnsanlara en güzel şekilde muamele et." Tirmizi, Birr 55
İRLANDA'YA UZANAN YARDIM
1923'te Lozan'da Türkiye ile alakalı müzakereler yapılırken Yahya Kemal de oradadır. Avrupalı bütün delege ve temsilciler Türkiye aleyhine oy verirken, sadece İrlandalı temsilci her oylamada lehimize parmak kaldırır. Bu durum Yahya Kemal'in dikkatini çeker. Bir fırsatını bulup;
"-Herkes bizim aleyhimizdeyken, siz her sefe-rinde lehimize oy kullaniyorsunuz. Bunun sebebi nedir?" diye sorar. İrlandalı temsilci;
"-Böyle yapmaya mecburum. Benim gibi her Irlandalı da buna mecburdur. Biz 1845-1852 yıl ları arasında açlık ve kıtlıktan kırılıp, ölümle bo-ğuşurken Avrupalılardan hiçbir yardım ve destek görmedik. Ama sizin atalarınız Osmanlılar, yardım
Çocuklarınıza İsim Erkek: Üftade Kız: Mevhibe
olarak bize hem para hem de gemiler dolusu erzak gönderdi. Bu yardım çok sayıda İrlandalının hayatta kalmasına vesile oldu. O zor günlerde bize insanca, dostça uzanan eli asla unutamayız. Siz her zaman desteklenmeye lâyık bir milletsiniz; bunu fazlasıyla hak ediyorsunuz!" diye cevap verir.
Gerçekten de Sultan Abdülmecid; kıtlık feläketini duyduğunda, bin pound nakdi yardım gönderir. Fa-kat bununla yetinmez. Mayıs 1847'de gıda madde-si ve tohum yüklettiği beş gemiyi gizlice İrlanda'ya gönderir. İngiliz donanmasının engellemelerine rağmen bu beş gemi Drogheda Limanı'na yükünü indirerek nüfusunun dörtte birini kıtlığa feda eden İrlanda halkına unutulmaz bir iyilikte bulunur.
"Biriniz bir şey içerken içtiği kabın içine nefes vermesin." (Müslim, Tahåret, 63)
OSMANLI'DA ŞEHİRLEŞME
Osmanlı Devleti'ndeki inşaat işlerinden en üst düzeyde sorumlu teşkilat Hassa Mimarları Ocağı'ydı.
Osmanlı mimarları inşa edecekleri binalar için önceden bir plan hazırlarlardı. Buna, plan veya kroki tabirleri yerine Osmanlı mimari terminolojisinde "re-sim ve tasvir" denilirdi.
Mimari tayin gerekçelerinde istenen mesleki va-sıflardan biri de resim veya tasvirde maharet sahibi olunması idi. Mimarbaşı veya hassa mimarlarından bi alındıktan sonra Divan-ı Hümayun'da tetkik edi-birisi tarafından hazırlanan planlar, padişahın tasvi-lir ve uygun görüldüğü bir hükümle mimarbaşına bildirilirdi.
İstanbul'daki evlerin yapılış tarzı da kanunlarla
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Hamdi Kız: Meysûre
belirlenmişti. Ana caddeleri daraltacağı ve yangın-ların yayılmasını kolaylaştıracağı için evlerin önüne onsekiz parmağı aşan şahnişin çıkartılmasına, çardak ve dükkân yapılmasına veya üzerlerine tahtopus in-şasına izin verilmiyordu. Yeni yapılan binaların kargir (taş) olması, saçakların tuğla ve kiremitten yapılma-sı, ahşap yapılmaması emrediliyordu. Ayrıca Müslü-man ve gayrı müslim evlerinin yüksekliği de farklı idi. Müslüman evlerinin 12, gayrı müslim evlerinin 9 zira yüksekliğinde yapılması müslüman evlerinin 3, gayrı müslim evlerinin 2 kattan fazla olmaması ve gayri müslimlerin cami civarında ev yapmamaları, eğer önceden yapmış iseler Müslümanlara satmaları kanun icabı idi.
"İnsanlar nazarında kişiyi yücelten malı ise de Allah katında onu yücelten takvasıdır."
Tirmizi, Tefsiru'l-Kur'ân, 49
AHİLİK VE TİCARET AHLÂKI
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Ahilik ör-gütleri, "Bol, kaliteli, ucuz üretim, tüketici hakla-rı ve tüketicilerin korunması" felsefesini düstur edinmiştir. Ahi esnafında "Müşteri velinimettir".
Örneğin Pabuççular Loncası tarafından gerçekleş-tirilen, kalitesiz pabuç yapan ustanın "Pabucunu dama atma" eylemiyle bir yandan tüketici koru-nurken öte yandan meslek ve sanatta kalitesiz mala cevaz verilmesi ve haksız rekabet önlenmiş-tir. Yine Osmanlılar zamanında kurulan "İhtisap Ağalığı" kuruluşu da pazar denetimi yoluyla aynı işlevi gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.
Selçuklu ve Osmanlı'daki Ahi Birlikleri ve Lonca sistemleri İslam iş ahlakının ve tüketiciyi koruma
Çocuklarınıza İsim
Erkek:
Sadri Kız:
Kadriye
duyarlılığının somut uygulamalarını yansıtmışlar-dır. 17. yüzyıldan kalma Denizli
Babadağlılar Çarşısı'nın kapısındaki şu dizeler-de esnaf şöyle uyarılmaktadır:
"İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost edineceği kişiye
dikkat etsin!" (Tirmizi, Zühd, 45)
İHSAN KABUL EDEMEM!
Sultan Vahîdeddin Han, İtalya'ya sürgün gittiği zaman, San Remo'da kiralık bir villåda kalmaya başladı. Oradayken Kral Emanuel, Vahîdeddin Han'a bir yaver gönderip;
"Ülkenin muhtelif yerlerinde saraylarım vardır. Nerede oturmak istiyorsa emrine âmâdedir. Kendisine aylık belli bir miktar liret tahsis edilmiştir." diye haber gönderdi.
Sultan Vahîdeddin bunların hiçbirisini kabul etmedi.
Yaveri Miralay Fahri ENGİN o sırada tercümanlık yapıyordu;
"-Efendim bu kadar ikramı reddediyorsunuz. Herhâlde mutfağınızda kuru soğan bile olmadığını bilmiyorsunuz!." dedi.
Bunun üzerine Sultan Vahîdeddin;
"-Fahri Bey, maiyyetimde bulunmaya mecbur değilsiniz. Zor geliyorsa ayrılınız. Ben müslümanların halîfesi sıfatıyla bir gayr-i müslim hükümdarın ihsanını kabul edemem!"
"(Allah'ım!) Zenginlikle imtihan edilmenin kötülüğünden sana sığınırım. Fakirlikle imtihan edilmenin kötülüğünden de sana sığınırım." (Buhârî, Deavât, 39)
PADİŞAHIN HUZURUNDA İLMÎ MÜZAKERE: HUZUR DERSLERİ
Osmanlı Devleti'nde padişahın huzurunda bir usul çerçevesinde yapılan ilmi müzakerelere huzur dersleri adı verilir. Padişah hu-zurunda ilmi müzakere geleneği Osman Gazi dönemiyle başlasa da, huzur derslerinin düzenli bir ilmî faaliyete dönüşmesi 18. yüz yılda Sultan III. Ahmed zamanında gerçekleşmiştir.
Özgür ilim ortamını teşvik etmek, ilim adamlarına gereken saygıyı gös-termek amacıyla tertip edilen hu-zur dersleri, Ramazan ayının belirli günlerinde, padişahın uygun gör-düğü yerde yapılırdı. Katılımcılar; padişah, dersi arz eden (mukarrir),
ona soru soranlar (muhataplar) ve dinleyicilerden oluşuyordu. Der-sin bütün katılımcıları önceden belirlenir, padişah dâhil herkes dersi minderler üzerinde yerde oturarak dinlerlerdi.
Huzur dersleri mukarririn ön-ceden belirlenen bir ayeti tefsir et-mesiyle başlar, ardından muhatap olarak katılanlar, mukarrire sorular yöneltirlerdi. Herkes kıdem ve liya-kat sırasına göre konuşma hakkına sahip olur, gündeme gelen soru ve itirazlarla özgür bir ilmî tartışma ortamı oluşurdu. Dersin sonunda mukarrir ve muhataplara padişahın ihsanları sunulurdu.
SÖZÜN ÖZÜ
Talebe, hakikatler olan bir mesleğin insanıdır, mekteplerin diploma müşterisi ve istikbalin mevki dilencisi değil.
GÜNÜN "Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de beni DUASI yöneten, himaye eden sensin." (Yūsuf, 12/101)
OSMANLI DEVLETİ
Malazgirt Savaşı ile milletimize kapısı açılan Anadolu ve Batı coğ-rafyası, İslam dünyasının liderliğini elinde tutan Selçuklu Devleti'nin zayıflamasıyla elimizden çıkma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş ti. İşte böyle bir ortamda Osmanlı Devleti kuruldu. Osmanlı Devle-ti'nin kurulması, İslam dünyasında yeni bir diriliş oldu. Osmanlının üstlendiği bu misyon çok geniş bir alanda uzun bir süre, tam altı asır devam etti. Tarihte bu kadar uzun ömürlü başka bir devlet bulunma-maktadır.
Yapısı ve kurumları bakımından da göz kamaştırıcı bir tabloya ka-
vuşan Osmanlı Devleti, Bosna'dan Yemen'e, Kafkasya'dan Kırım'a ka-dar, farklı iklimlerdeki farklı insan yapılarına hakim olmuş, bununla birlikte bu toplumlara din hürriyeti sağlamış ve toplumsal örgütlen-meleri yönünde müsamaha gös-termiştir.
Din ve inanca asla baskı yapma-mıştır. Eğer Osmanlılar, insanları kılıç zoru ve ateşte yakma korku-suyla kendi dinlerine kazandırma düşüncesinde olsalardı, Batı'nın, Avrupa'nın dinî ve sosyal coğrafyası bugünkünden çok farklı olurdu.
SÖZÜN ÖZÜ
Ferman çıkar,dal
kılıçlar takınır, Meydanlarda Rabbe
dua okunur,
Gölgemizden bütün
cihan sakınır, Kosovalar, Plevneler bizsizdir,
Yosun tutmuş camilerim ıssızdır, Boynu bükük
minareler öksüzdür, Açmaz olmuş
Kızanlığın gülleri, Biz neyledik o koskoca elleri?..
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanı Abdurrahman Şen, Kadın ve Demokrasi Derneği'nin tertiplediği, "Kültür Sanatın Neresindeyiz?" başlıklı mülakata konuk oldu. Şen, derneğin Üs-küdar'daki merkezinde gerçekleştirilen faaliyette, sanatçıların kendi kimlikleriyle var olmaktan rahatsızlık duymayacaklan sivil toplum kuruluşlarına büyük ihtiyaç olduğunu söyledi. Kültürel sahadaki
eksiklerin tamamlanmasının çok kolay olmadığını kaydeden Şen, şöyle konuştu: Burada bazen şöyle bir yanılgıya düşebi-liyoruz. Bir inşaatı üç vardiyaya çıkartıp, bir senede biter denilen yeri dört ayda teslim edebilirsiniz ama kültürde 'Arka-daşlar kültürel alanda çok geriyiz' denil-diğinde aynı hızla sonuç almak elbette mümkün değildir. Eğitim silsileyle devam etmesi gereken bir hadise...
uşün, Ruslara karşı Kafkasya'yı arağa kaldıran mücâhid, nam-1 diğer "Kafkas Kartalı" Şeyh Şa-mil'in vefat yıl dönümü... Şeyh Şamil, yirmi sene kahramanca cihad
yaparak, Rus ordularını perişan etti. Ancak o günlerde Osmanlı idaresi Alî ve Fuad Pâşa'nın ve bunların yetiştirdiği mason-ların ellerine kalmıştı. Bunlar da, İngilizin siyasetine göre hareket ettiler. Dağıstanlı Şeyh Şâmil cihad yaparken seyirci kaldı-lar. Rus kuwetleri, Anadolu'dan gelen silâh ikmål yollarını kesince dayanma güçleri kalmadı ve 6 Eylül 1859'da teslim olmak mecbûriyetinde kaldı... Daha sonra mü-saade edildi ve İstanbul üzerinden hacca gitti. 1871'de Medîre'de Hakk'ın rahmetine kavuşan Şeyh Şâmı, Cennetü'l-Bakî Kab-ristanı'na defnedildi..
★★★
İmam Şeyh Şâmil, cihâd hareketinin hızını kesmeden devamı içn kânunlar koymuştu. Bilhassa Ruslarla anlaşma yapılmasını teklif edenlerin cezalandırıacağını bildirdi. Durum böyleyken iki Çeçen'den Rusların Müslüman köylerine yaptığı zulüm ve işkenceleri dinle-yen Şeyh Şâmil'in arnesi, oğlundan Ruslarla bir anlaşma yapmasını istedi. Bu sözle bey-ninden vurulmuşa dönen İmâm Şâmil, nâib-
leriyle görüştükten sonra şu kararı verdi: -Muhterem anama yüz sopa vurula-caktır!..
Omuzları çökmüş, yaptığı hatânın üzüntü-süyle rengi solmuş bi hâlde oğluna bakan
Hadislerde görülen ikinci tür meseller, veciz konuşma özelliğine sahip olan Hz. Peygamber’in (bk. CEVÂMİU’l-KELİM) darbımesel halinde yaygınlaşan özlü sözleridir. Onun Huneyn Gazvesi’nde savaşın şiddetlendiği anda söylediği, “Bu tandırın kızıştığı zamandır” sözü ile (Müslim, “Cihâd”, 76) “İktisat eden muhtaç olmaz” (Müsned, I, 447); “Öyle söz vardır ki dinleyene sihir gibi tesir eder” (Buhârî, “Ṭıb”, 51; Müslim, “Cumʿa”, 47); “Mümin aynı yılan deliğinden iki defa sokulmaz” (Buhârî, “Edeb”, 83; Müslim, “Zühd”, 63); “Utanmadıktan sonra istediğini yapabilirsin” (Buhârî, “Enbiyâʾ”, 54) meâlindeki hadisleri bu türün belli başlı örnekleridir. Resûl-i Ekrem’in söylediği emsalin bir kısmının mefhum olarak daha önce Araplar tarafından bilindiği düşünülebilir. Onun zaman zaman ünlü Arap şairlerinin dillerde dolaşan bazı beyitlerini veya bu beyitlerin bir bölümünü mesel yerinde kullandığı da görülmektedir. Tarafe b. Abd’in, “Azık vermediğin kimse sana haberler getirir” mısraı (Müsned, VI, 31, 146; Tirmizî, “Edeb”, 70) bu tarz kullanımın örneklerinden biridir.
Sahâbe ve tâbiînden bazılarının mesel haline gelmiş sözleri bulunmakla beraber (İbn Düreyd, s. 36-55; Seâlibî, s. 28-35; Abdülmecîd Katâmiş, s. 169-174) bunlar Câhiliye devrinde söylenen mesellere nisbetle oldukça azdır. Bu durum, müslümanların Kur’an ve hadislerdeki mesellere büyük önem verip onlarla yetinmesi ve ancak nâdir hallerde mesel kullanma ihtiyacı duyması ile açıklanabilir. Hulefâ-yi Râşidîn içinde en çok meseli bulunan Hz. Ali’dir. Muallim Nâci onun mesellerinden 280 kadarını derleyerek Emsâl-i Ali adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (İstanbul 1303). Hz. Ali’nin bazı meselleri şöyledir: “Kanaatkârda gam olmaz”; “İlmin kemali hilim iledir”; “Dindar olan kurtulur”; “İlim her rütbenin üzerinde bir rütbedir.” Bunun yanında, “Bülbülün çektiği dili belâsıdır” atasözünün bir nevi karşılığı olmak üzere Hz. Ebû Bekir’in söylediği, “Belâ söz söylemeye dayalıdır”; Hz. Ömer’in, “Sevgin yük olmasın, öfken yok etmesin” ve evini kuşatan âsiler yüzünden ıstırabının son dereceye vardığını anlatmak üzere Hz. Osman’ın Hz. Ali’ye yazdığı mektuptaki, “Kolan sıyrılıp devenin memelerini geçti” sözleri meşhur birer mesel olmuştur. Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes‘ûd, Muâviye b. Ebû Süfyân ve Amr b. Âs gibi sahâbîlerin de emsal tarzında sözleri vardır.
3093- Benden sonra size dört fitne gelecektir. Dördüncü-sü sağırlık ve körlüktür. Bu, ümmetime öyle bir bela getirecek ki, bu bela onları yılan gibi kıvrandıracak, dine uygun olan prensip-ler inkar edilecek, uygun olmayanlar kabul görecek. Kalpleri aynı bedenlerin öldüğü gibi ölecek.
3094- Hac ile umre arasını birleştirin. (Yani birbiri ardın-ca yapın). Çünkü bunlar ömrü artırır, fakirliği giderir, günahları da demirci körüğünün demirdeki kir ve pası erittiği gibi eritirler.
٣٠٩٥ - تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ فَإِنَّهُمَا يَنْفِيَانِ الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفِي الْكَيْرَ خُبْثِ الْحَدِيدِ وَالذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَلَيْسَ لِلْحَجَّةِ الْمَبْرُورَةِ ثَوَابٌ إِلا ت حسن صحيح غريب ن حب حل عن ابن مسعود الجنة (حم وابن زنجويه
3095- Hac ile umreyi birbiri ardınca yapın. Çünkü bun-lar fakirliği giderir, günahları demirci körüğünün demir, altın, gümüş pasını eritip giderdiği gibi giderirler. Kabul olunan haccın karşılığı cennetten başkası değildir.
3097- Cennet ehlinin elbisesi, abdestin ulaştığı yerlere kadar ulaşacaktır.
۳۰۹۸- تبا لِلذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ قِيلَ فَمَا نَدَّخِرُ قَالَ لِسَانًا ذَاكِرًا وَقَلْبًا شَاكِرًا وَزَوْجَةً تَعِينُ عَلَى الْآخِرَة" (حم عن رجل من الصحابة)
3098- "Kahrolsun altın ile gümüş"
"Peki, dünyada sahip olacağımız şey nedir öyleyse?" diye sorduklarında şu cevabı verdiler: "Zikreden bir dil, şükreden bir kalp, ahiret için sana yardımcı olacak bir hanım."
3099- Cuma günü melekler mescitlerin kapısına gönde-rilir ve onlar ilk gelenlerden başlayarak sırası ile bütün gelenleri kaydederler. Yalnız imam minbere çıktığı zaman sahifeler dürülür (artık kimseyi kaydetmezler ondan sonra).
٣١٠٠ - تَبْكِينَ أَوْ لا تَبْكِينَ مَا زَالَتِ الْمَلَائِكَةُ تُظِلُّهُ بِأَجْنِحَتِهَا حَتَّى رَفَعْتُمُوهُ" (حم خ م ن عن جابر قال لما قتل ابى جعلت عمتى تبكى فقال رسول الله صلى
الله عليه وسلم فذكره
3100- Şehit için ister ağla, ister ağlama. Siz onu kaldırın-caya kadar, melekler devamlı olarak onu kanatları ile gölgeler-ler.
Dış politikadaki dehası ile, sömürgecili ğin en azgın döneminde, üç kıt'a üzerinde. ki topraklarını korudu. Savaşa inanmazdı. İngiltere başbakanı Gladstone'un koyduğu "Haç'ın bir defa girdiği bir yere hilal av det edemez" prensibinin bütün Avrupalı lar'ca geçerli olduğunu biliyordu. Ince po-litikaya inanırdı. Diplomasiye güvenirdi. Bu nu en iyi uygulayan devlet adamlarından bi-ridir. Dehşetli bir gerçekçi idi ve hayalpe-restlikle ilgisi yoktu. Bu tutumu, Ingiltere, Fransa, Rusya'yı çok kızdırdı. Bir şey kopa-ramamanın hıncı ve çaresizliği içinde, git-tikçe daha geniş ölçüde hükümdarın şah-sını hedef aldılar. Bunu resmen yapmadı-lar. Fakat basın ve istihbarat teşkilatlarıyle
II. Abdülhamid devrinde Osmanlı istih-barat teşkilatı geliştirilmiş ve modern-leştirilmiştir. Yine bu dönemde Midhat Paşa Tuna valiliği sırasında burada özel-likle Bulgarlar'a karşı örnek bir gizli po-lis teşkilatı kurmuştur. Makedonya'daki ayaklanmalar ve gizli teşkilât için Ayna-roz'a Boşnak Hasib adlı bir ajan yerleş-tirilmiş, bundan çeşitli ihbarlar alınmış-tır. II. Abdülhamid'in özel casusları ha-fiyelerdi. Bu hükümdar zamanında kar-şı faaliyette bulunan çoğu gayri müslim casuslar da vardı. Bunlardan yahudi asıl-lı Emanuel Karasu, II. Abdülhamid'e kar-şı kurulan casusluk teşkilatının başına getirilmiş, padişahın tahttan indirilmesi için çalışmış ve sonunda bunu başar-mıştır. II. Abdülhamid'i tahttan indiren İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin iktidarı zamanında kurulan Teşkilât-ı Mahsûsa ise gerçek mânada çağdaş bir casusluk teşkilatıydı.
Devlet aleyhine faaliyet gösterenlerin cezası her devirde ağır olmuştur. Nite-kim İstanbul'un fethi sırasında Bizans lehine casusluk yapmakla itham edilen Vezîriāzam Çandarlı Halil Paşa XV. yüz-yıl ortalarında, yine casuslukla itham edilen Yorgaki adlı zimmî ise XVII. vüz-
YanıtlaSil
yuksel21 Mayıs 2026 01:04 GÜNÜN TARİHİ
TARİHİ BİR İHÂNET
Sultan II. Abdülhamid Hâna hâl'ini tebliğ edecek heyetin seçi-minde, İttihatçılar, ihanete varan bir hata işlediler. Seçilen heyet, Ayan meclisinden Ermeni Aram ve Bahriye Feriki Arif Hikmet, Selanik mebûsu Yahudi Emânuel Karasu ve Arnavut Esad Top-tanî'den meydana geliyordu. Ermeni Aram'ın düşmanlığı, Abdül-hamid Hânın Anadolu'da bir Ermenistan kurdurtmamış olmasıdır. Yahudi Emânuel Karasu, Türk düşmanlığı ile meşhurdur. Arnavut Esâd Toptanî padişahın eski yâverlerindendi. Efendisinden sonra Türkiye'ye de ihanet etmiş bir hâindir. Bu hadîseden sonra, Yıldız Sarayı İttihatçılar tarafından yağma edilmiştir. Yıldız'ın çok zengin kütüphanesi, Hafız-ı kütüp olan Sabri Bey tarafından kur-tarılmıştır. Sabri Bey, kapının önüne yatarak, askerlerin içeri gir-melerini önlemiş, böylece kütüphaneye girilememiştir.
"31 Mart Vakası'nın geniş değerlendirilmesi gereken bir olay ol-duğuna işaret eden Tarihçi Mustafa Armağan; (31 Mart Vakası) Si-yonizmin komplike bir olayıdır. Masonlar bunu sahipleniyor." diyor.
Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışarıdalar.
İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..
İşın kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi araların-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..
Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının içinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil eumiş gözukuvor. Bu işler, bu adamlan oraya so-kup, Işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-dükiarini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..
Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..
Adamlar kendilerinden çok eminier, "biz gide nzotekiler gelir, ama sonuçta bu düzen böyle de-vam eder anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,
İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..
Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yasanan örtülü hesaplaşmaların davası aynca görülecek..
Yerin sira 26 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha vüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunlann tümü-nú mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer va adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane da yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genei af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor lar..
3192- İlmi, kaldırılmadan önce öğrenin. Çünkü biriniz, yanındakine ne zaman muhtaç olacağını bilemez. İlim öğrenme. lisiniz. Gösterişten bidata sapmaktan, aşırı derine dalmaktan ka-çının. Eskilerle yetinin.
3193- İlim öğrenin. Çünkü onu Allah için öğrenmek haş-
yetin (Allah korkusunun) bir ifadesidir. Onu talep etmek ibadettir. Müzakeresi ise tesbihtir. Onu araştırmak da cihattır. (Deylemi'den ilaveten): Bilmeyene onu öğretmek sadakadır. Ehline bezletmek yakınlıktır. Zira o, helalin ve haramın alamet yeridir. Cennet yo-lunun nurlanmış işaretleridir. Yalnızlık arkadaşı, vahşette enisi, halvette konuşanı, darda ve genişlikte delili, düşmanlara karşı silahı, dostlar yanında zineti, gariplikte yakınıdır. Allah onunla bir kısım kavmi yükseltir de cennette önder kılar.
.a.s) مكتوم mektûm, mektume مكتومه ketm'den): 1. ketmolunmuş, gizli, sak-11. 2. hükümetten gizli tutulan. Emval-i mektûme: vergiden kaçırılan mallar. Mâl-i mektûm: gizli, saklı mal. Nüfûs-i mektûme: kütüğe kaydolunmamış kimse-ler. Vâridât-ı mektûme : deftere geçirilme-yerek şahıs elinde kalan devlet geliri.
mektûm mühimme : tar. Osmanlı
Devleti'nde Bâbıâlî'den gizli olarak yazılan ferman ve hükümlerin kopyaları.
mektûmat مكتومات ai mektûme'nin c.(: hükümeten kaçırılarak, gizli tutulan, yazdırılmayan vergi, gelir, nüfus, mal. ["mektûmat" evvelce, ekseriyâ me'murlar tarafından "ihtilasat" mânâsına kullanı-lırdı].
mekuk مكوك )..( : mekik, dokumacılıkta "atkı" veya "argaç” denilen ve enine olan iplikleri uzunlamasına olanların arasından geçirmeye yarayan masuralı âlet.
Cezası çekilen suça tekrar ceza verilmez. (T.H.) 358:Esk. haya.
Ceza günahın lâzım-ı zâtisidir. (Sn.) 21.
Her hükümetin bir kanunu var. O kanuna göre ceza verir, (T.H.) 229:Esk. hayatı
İki ceza birden verilmez. (M.) 417:29. Mektup, Es'ile-i Sitte, 5. si İstanbul'da bir esnafın cinayetiyle Bağdat'daki bir esnafı ceza-landırmak. (M.) 66:16. Mektup, 2. nokta
Tesirli ceza Allah'ın emirleri namıyla olur. (H.Ş.) 83:6. kelime
3204- Gece yansı gök kapılan açılır bir münadi seslenir: "Dua eden yok mu? Duası kabul edilecek. İsteyen yok mu? Dilegi verilecek. Sikuntida olan yok mu? Sikintisi bertaral edilecek." Oşür alıcı ile zaniye kadının dualan kabul edilmez. Bü-yük cürüm işledikleri için bunlardan başka tüm müslümanlann yaphiklan duayı Allah kabul eder.
٣٢٠٥- تفتح أبواب الجنة يوم الأثنين ويوم الخميس فيغفر الله فيهما لكن عبد مسلم لا يُشرك بالله شَيْئًا إلا رجلاً كانت بينه وبين أخيه شحناء فَيُقَالُ انْظُرُوا هَذَيْن حَتَّى يَصْطلحا (م) وابن زنجويه د ت حب عن أبي هريرة)
3205- Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapılan açı-Ir. Allah kendisine ortak koşmayan her müslüman kulunu affe-der. Ancak din kardeşi ile kendi arasında dargınlık bulunan kim-seyi bağışlamaz. "Birbirleri ile barışıncaya kadar bekletin." bunla-n emrini verir.
İmam Süyûtî, 3 Ekim 1445'te Kahire'de doğdu. Annesinin Türk veya Çerkez asıllı bir câriye oldu-ğu belirtilir. Babası vefât edince altı yaşında yetim kaldı. Aile bü-yükleri tarafından himaye edildi ve dinî ilimler tahsil etti. Sekizin-de hafız oldu, on yedisinde kitap te'lif etti, on sekizinde ders ver-
meye başladı. Tefsir, hadis ve fi-kıh ilimlerinde derinleşti. İmam Süyûtî, 18 Ekim 1505 tarihinde vefat etti. Kabri, Kahirededir.
*
İmam Süyûtîye «İbnü'l-Kü-tüb> yani «Kitapların Oğlu» de-nirdi. Zira ilim ehli olan babası bir gün mütalâa etmek üzere hanımın dan bir kitap isteyince, hanımı kü-tüphaneden kitabı getirmeye git-ti. Kitapların arasında iken sancısı
başladı ve İmam Süyûtîyi bu kü-tüphanede doğurdu. (Kamil ÇAKIN, Celaleddin es-Süyüti», Dini Araştırmalar Dergisi, Ankara, 2001, c. 4, s. 10,7-8)
kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu kaldıracak; sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra ısıran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.
٣٢٣٤ - تَكُونُ لَأَصْحَابِى زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد بن الحنفية عن ابيه)
3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.
3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hi-yanette bulunup her birinin altında on iki bin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.
3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öl-dürmek helal sayılacak. İkincisinde hem o, hem de mal, üçüncü-sünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.
yuksel4 Haziran 2026 00:20 النبتُ ويُكذِّبُ فيها الصَّادِقُ ويُصَدِّقُ فيها الْكَاذِبُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ ويُحوِّنُ فيها الأمين وتنطق فيها الرويبضة قيل يا رَسُولَ اللهِ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ من لا يُوبه له (طب عن عوف بن مالك)
3238- Deccal'den önce aldatıcı yıllar olacak. O yıllarda yağmur çok, bitki az olacak, doğru söyleyen yalanlanacak, yalan söyleyense doğrulanacak, haline güvenilecek emin olan kişi hain sayılacak, Ruvaybıza konuşacak. "Ruvaybıza nedir ey Allah'ın Ra-sulü?" diye sordular. "Ruvaybıza, kendisine önem verilmeyen ki-şi." buyurdu.
3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü te-menni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki, in-sanlar kendilerinden çok daha az bilgisi bulunan adama gelip ondan medet umarlar.
Şu karanlık dünyada yol alınmaz güneşsiz, Dâvâ adamı olmaz; gözyaşsız, kalp ateşsiz, Er meydanında kayıp, ancak reklâmda eşsiz;
Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Gönlü gülzâr eyleyip, kalbini açmak gerek, Nefsi put eyleyenden hemence kaçmak gerek! Sırât'ın üzerinden huzurla geçmek gerek! Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Hasenî niyet ile hakkı haykır sözünden, Aldatma hiç kimseyi, hile saçma özünden, Aşkla yürü her dâim, can Nebî'nin izinden; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
عر
YanıtlaSil
yuksel5 Haziran 2026 05:45 Muhteşem Bir Máziden İhtişamlı Yaunlara...
YUZAKI
YIL 21 ARALIK 2025
AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSİ
3252- Mehir hususunda kolaylık gösterin. Çünkü kişi ka-dına (mutaddan fazla) mehir verirse bu nefsinde evlendiği kadına karşı bir düşmanlık olarak kalır.
nı bulur: 3253- Üç şey vardır ki, bunları hisseden kişi imanın tadı-
malı, a) Allah ve Rasulü kendisine herşeyden fazla sevimli ol-
b) Kişi sevdiğini ancak Allah için sevmeli,
c) Allah kendisini küfür belasından kurtardıktan sonra,
tekrar küfre dönmekten ateşe atılmak gibi ürküp nefret etmeli.
٣٢٥٤ - ثَلَاثُ دَعَوَاةٍ لاَ تُرَدُّ دَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ وَدَعْوَةُ الصَّائِمِ وَدَعْوَةُ الْمَسَافِرِ (ابو الحسن بن مهروية في كتاب الثلاثيات ق ض عن انس)
3254- Üç dua vardır ki, katiyyen geri çevrilmez:
a) Babanın çocuğuna duası,
b) Oruçlu kimsenin duası,
c) Misafirin duası.
-778
YanıtlaSil
yuksel6 Haziran 2026 00:39 ٣٢٥٥- ثلاث فيهنَّ شَفَاءٌ مِنْ كلّ دَاءِ إِلا السَّامَ السَّنَا وَالسَّنُوتَ قَالَ
مُحَمَّدٌ وَنَسِيَتْ الثَّالِثَةَ (ن ض وسمويه عن انس)
3255- Üç şey var ki, ölümden başka her şeye şifadır:
a) Lâ ilâhe illellâh diyene ilişmemek, Biz bunu diyen kimseyi, günahı yüzünden tekfir etmeyiz ve işlediği herhangi bir kötü amel sebebiyle de İslam'dan çıkarmayız.-
b) Cihat ki, beni Allah, peygamber olarak gönderdiği günden, ümmetimin en sonu Deccal'ı öldürünceye kadar devam edecektir. Onu ne zalimin zulmü ne de adilin adaleti katiyyen ip-tal edemez.
c) Bütün kaderlerin Cenabı Hakk'ın takdir ettiği zaman-da meydana geleceğine iman etmektir.
Önceki projenin bir varyasyonu. Amaç, düşman ajanlardan bilgi almak için "doğruluk serumu" niteliğinde bir madde geliştirmekti. Program ayrıca "uyuyan ajan" (zihinsel olarak programlanmış, gerektiğinde harekete geçirilen tetikçi) yaratılmasına yönelik çalışmaları da kapsıyordu.
Sao Paulo,
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:16 PAPERCLIP OPERASYONU
(1945-1947)
Nükleer, kimyasal ve balistik silahlar alanında Nazi rejimi için çalışmış Alman bilim insanları ve mühendislerin gizlice kaçırılarak ABD'ye transfer edilmesini amaçlayan operasyondu.
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:17 PHOENIX PROJESİ
(Ocak 1968 - Ağustos 1971)
Vietkong destekçilerini hedef alan gözaltı ve öldürme programi. Güney Vietnam'da binlerce sivilin
hayatını kaybetmesine yol açtı
HINT
OKY
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:19 CIA GİZLİ OPERASYONLARI
Komünizmin yayılmasına karşı yürüttüğü mücadelede CIA'in gizli operasyonları dünyanın dört bir yanına yayıldı. Ancak kendi kuruluş yasalarında yer alan hükümlerin aksine, kurum en gizli deneylerinden bazılarını Amerikan vatandaşları üzerinde de gerçekleştirdi.
CIA'İN EN ÜNLÜ PROJELERİ
CIA H
Doktor
canlı b
yerles
icin h
amel
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:21 CIA HİÇ HAYVANLARI CASUS OLARAK KULLANDI MI?
BU DÜŞÜNCEL
nyanın e, kurum
Doktor Sidney Gottlieb tarafından hazırlanan MKULTRA projesi raporuna göre, CIA bir kediyi canlı bir "keşif aracı"na dönüştürmeye çalıştı. Ajanlar hayvanın içine kablolar ve piller yerleştirdi. Kedi aç bırakılarak gözetleme alanında kalması sağlandı. Hayvan nihayet görev için hazır hale geldiğinde ise, sokağı geçerken bir kamyonun çarpması sonucu öldü. Kedinin ameliyatı ve boşa giden ekipmanların maliyeti, o dönemin parasıyla 15 bin dolan buldu.
LSD
GE
KUZEY
AUZ
Ca
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:24 CENTRAL INTELLIGENCE
GİZLİ
SERVİSLER
GÖLGELERDE GİZLENEN AJANLAR VE KİMSENİN GÖRÜP BİLMEDİĞİ, ADI KONMAMIŞ SAVAŞLAR
FBI
FB
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:26 akasya akasya, kitap
ANKARA'DA GİZLİ İSRAİL
DEVLETİ Mİ VAR?
Hasan DEMİR
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:28 GİZLENEN AJANL
DİĞİ, ADI KONY
F
OPERASYONLAR at beglama faaliyetleri, aikastlar ve daha fazlas
ALİ KUZU
HEDEF TÜRKİYE
KUTSAL KASE
Yabancı istihbarat kuruluşlarının Kutsal Kase'si Türkiye'dir. Kutsal Kase Türkiye, çok acıdır ama bir casus cennetidir. ABD, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa, İran ve benzeri ülkelerin casusları Türkiye söz konusu olduğunda, almış oldukları eğitimlerinin "gizlilik" gibi teknik düzeydeki temel hususları bir kenara bırakarak, pervasızca "icra-i faaliyet" gösterebilmektedirler.
"CIA ve KGB kızdıkları bazı ülkelerde, doğruluğu hakkında kesin bilgilere sahip olunmayan belgeleri, o ülkelerde tiraji yüksek olmayan gazetelere ulaştırırlar ve ülkeyi birbirine katarlar. Belge gercekmiş, değilmiş kimse üzerinde durmazdı önceleri... Bu belgeyi alanlar da 'Bu belgeyi bana neden verdiler? Amaçları nedir?' diye en ufak bir sorgulama yapmadan yazar... O ülkelerde bunlar hep oldu..."
Ali Kuzu'nun kaleminden yabancılar için Kutsal Kase olarak görülen ülkemiz üzerinde oynanan tüm oyunlardan haberdar olacaksınız.
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar HUD A. S. Mayıs 22, 2024 Devamı İBRAHİM A. S. Mayıs 22, 2024 Devamı SALİH A. S. Mayıs 22, 2024 Devamı Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
yuksel Vasiyet ve mustafa Profili ziyaret edin Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
liderlerine yönelik suikastlar gerçekleştirmek amacıyla oluşturulmuş gizli bir CIA programı.
PAS OKY
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:10 (07.08.1960 - 22.10.1962)
Fidel Castro'yu herhangi bir yolla ortadan kaldırmayı hedefleyen planlar bütünü. Bu operasyon, Kennedy yönetimi döneminde ZR/RIFLE projesi kapsamındaki tüm eylemleri bu hedef etrafında yoğunlaştırdı.
k
CIA, 1940'lardan 1970'lere uzanan dönemde komünizme karşı yürüttüğü amansız mücadele kapsamında dünyanın dört bir yanında gizli operasyonlar gerçekleştirdi
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:12 MKULTRA PROJESİ
(13.04.1953-14.08.1964)
Uyuşturucular, cerrahi müdahaleler ve psikolojik testler kullanarak
Ümmetim onbeş kötü hasleti işlerse başlarına gelecek belayı hak etmişlerdir.
- Yâ Resulellah! Onlar nelerdir?
Ganimetin (Devlet malının) muayyen kişiler arasında dolaş-ması. Emanetin ganimet bilinmesi. Zekâtın ağır bir cereme kabul edil-mesi. Kişinin karısına itaat edip annesine karşı gelmesi. Arkadaş ve dostlarına iyi davranıp, babasına cefa etmesi. Mescidlerde yüksek sesle konuşulması. En alçak ve adi kimselerin idareci olarak başa
549
YanıtlaSil
yuksel14 Haziran 2026 01:08 geçmesi. Şerrinden korkularak kişiye ikram ve itibar edilmesi. İçki İçmenin yaygın hale gelmesi. Erkeklerin ipekli elbise giymesi. Şar-kıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinilmesi. Bu ümmetten, sonunun geç-mişlerine lânet okuması.
İşte o zaman bir kızıl rüzgâr veya yere batma veya kılık değiş-tirme gibi bir belâ beklesinler.» (Tirmizî)
«Karanlık gece kıtaları gibi fitnelerden önce iyi amellere koşun. Bu karışıklıklar içinde, kişi mümin olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlayacak ve mümin olarak akşamlayıp kafir olarak sabahlaya-caktır. Onlardan biri, dünyanın değersiz bir metai mukabilinde dini-ni satacaktır.» (Tirmizî).
<>> (Tirmizî).
<<Buhranlı zamanlarda ibadet bana hicret gibidir.» (Müslim) «Allah-ü Teâlâ'nın kıyamet emri gelinceye kadar ümmetinden
Hakk'a yardımcı olan bir zümre daima bulunacaktır. Muhalefet eden-ler onlara zarar veremeyecektir.» (Ebu Davud)
sistemin bir parçası haline ge-nin tirdiğini kaydetti. Dervişoğlu, "Türk siyasetini zehirleyen de-rin devlet safsatasını kökünden reddediyoruz. Bizim felsefe-miz nettir; bir devletin derini olmaz, hukuku olur" ifadelerini
3577- İslam'ın en yüksek zirvesi, Allah yolunda savaş-maktır. Ona ancak üstünleri nail olur.
٣٥٧٨- ذَكَاةُ الْجَنِينِ ذَكَاةُ أُمِّهِ" (الدارمي د والبغوى والشاشي حل ك ق ض عن جابر طب ك حم ت د ع هـ حب قط عن ستة آخر)
3578- Ceninin (hayvanın karnındaki yavrunun) boğaz-lanması, annesinin kesilmesi ile tahakkuk eder.
٣٥٧٩ - ذَكَاةُ الْجَنِينِ إِذَا أَشْعَرَ ذَكَاةُ أُمِّهِ وَلَكِنَّهُ يُذْبَحُ حَتَّى يَنْصَابُ مَا فِيهِ مِنَ الدَّمِ (ك عن ابن عمر)
3579- Tüylenmiş canlı yavrunun boğazlanması, annesi boğazlandığında tahakkuk eder. Lakin o yavru helal olmadığın-dan değil de ondaki kanın dökülmesi için kesilir.
3580- Peygamberleri anmak ibadet sayılır. Salihlerden söz etmek günahlara keffaret sayılır. Ölümü hatırlamak sadaka-dır. Cehennemi hatırlamak cihat sayılır. Kabri hatırlamak sizi cennete yaklaştırır, kıyameti hatırlamak sizi ateşten uzaklaştırır. En üstün ibadet, hileleri bırakmaktır. Alimin sermayesi kibiri terk et-mektir. Cennetin sermayesi ise hasedi terk etmektir. Günahlara karşı pişmanlık duymaksa gerçek tevbenin tâ kendisidir.
3581- İnsanların Allah'tan affetmesini dilemedikleri bü-yük bir günah vardır. O da dünya sevgisidir.
856
YanıtlaSil
yuksel15 Haziran 2026 02:07 ٣٥٨٢- ذنب العالم ذنب واحد وذنب الجاهِلِ ذَنْبَانِ الْعَالَمُ يُعَذِّبُ عَلَى ركوبه الذنب والجاهل يُعَذِّبُ على ركوبه الذَّنْب وَتَركُهُ الْعِلْم الديلمي عن ابن عباس)
3582- Alimin günahı bir günahtır. Cahilinki iki günahtır. Ålim, günaha düşmesi ile azap olunur. Cahil ise hem günaha düştüğü, hem de öğrenmediği için azap olunur.
٣٥٨٣ - ذَهابُ الْبَصَرِ مَغْفِرَةٌ لِلذُّنُوبِ وَذَهَابُ السَّمَعِ مَغْفِرَةٌ لِلذُّنُوبِ وَمَا نقص مِنَ الْجَسَدِ فَعَلَى قَدْر ذَلِكَ (عد والديلمي خط عن ابن مسعود)
3583- Körlük günahların mağfiret edilmesini sağlar, sa-ğırlık günahların affedilmesini sağlar. Cesetten eksik olan her a-za, kendi ölçüsü nisbetinde günahların affını sağlar.
حرف الراء
٣٥٨٤ - رَأَتْ أَمَى حِينَ وَضَعَتْنِي سَطَعَ مِنْهَا نُورٌ أَضَانَتْ لَهُ قُصُورُ بَصَرِي ابن سعد عن ابي العجفاء
3584- Annem beni doğurduğunda, kendinden bir nur yükselip ta Basra'nın köşklerini aydınlattığını gördü.
٣٥٨٥ - رَأَتْ أُمّى كَأَنَّهُ خَرَجَ مِنْهَا نُورٌ أَضَانَتْ مِنْهُ قُصُورُ الشَّامِ (ابن سعد عن ابي امامة
3585- Annem kendisinden bir nur çıkıp Şam saraylarını aydınlattığını gördü.
ten fini ve şevkan ileyhi. Ve tâzimen likadrihi. Ve likevnihi sallallahü teâlâ aleyhi ve selleme chlen lizâlike fet kabbelha minni bifadlike vec'alni min ibadikes sålihine. Ve veffıkni likıraetihā aleddevâmi bi-câhihi indeke ve sallallahü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ve selleme.
Açıklama:
Eûzü billahi mineşneştânirracim. Yâni:
Ben recim (koğulmuş) olan şeytandan, bu kitabı okurken vesveseye dalmaktan ve lafızlarını değiştirmekten şanı yüce Allah'a sığınırım.
Bismillahirrahmanirrahim. Yâni:
Allahü Tébareke ve Teâlâ'nın mübarek isimleriyle bu kitabı ve içindekileri okumaya başladım. Öyle Allahü Zülcelâli vel İkram ki dünyada ve âhirette bütün nimetleri vericidir.
Elhamdü lillahi rabbil âlemîn. Yâni:
Bütün hamd edicilerin hamdi, âlemlerin Rabbisi olan şanı yü-ce Allah'a mahsustur ve såbittir.
Hasbiyellahü ve ni'mel vekil. Yâni:
Her işte, benim hasebim ve yeterim ancak şanı yüce Allah-tır. Hassaten, bu kitap içinde olan salavat-ı şerifeleri okumakta O'na tam bir tevekkül ile tevekkül ettim ve yüz tuttum. Dilimi yanlış oku-maktan, düzensiz okumaktan ve kalbimi başka ayrı şeylerle uğraş-maktan korusun. O şanı yüce Allah ne güzel vekildir.
Lâyıksız, yakışıksız hallerden kendimi çevirmeğe ve bu kita-
bı ve içinde olan salavat-ı şerifeleri okumaya kuvvetim ve liyakatım, gücüm yoktur. Ancak engellerden, mâni şeylerden kurtuluş Hak Cel-le ve Alå'nın korumasiyledir. Okumağa kudret ve liyakat ancak yü-ce ve yüksek olan Hak Celle ve Alâ'nın yardımı iledir.
Allahümme innî überriü min havli ve kuvveti ilâ havlike ve kuv-
vetike. Yâni:
Ya Allah, ben kendimi kudret ve kuvvetimden uzak tutarım. Çünkü kuvvet ve kudret sendedir. Senin kudret ve inâyetinle sala-vatla meşgul olurum.
Allahümme etakarrebü ileyke. Yâni:
Ya Allah, ben sana tam bir yaklaşma ile yaklaşmayı murad ederim.
Bissalāti alâ seyyidinâ Muhammedin. Yâni:
Seyyidimiz ve büyüğümüz ve Efendimiz Muhammedil Musta-
İslam medeniyetinde okuma ve bilgi edinme ibadet olarak görülmüştür. Bilginin neticesi güzel ahlaktır. Bilgi, hikmet ve ahlak bir bütündür. İnsanı öte-leyen, huzur ve güvene katkı sunmayan, davranış güzelliğine dönüşmeyen bilgi muteber görülmemiştir. Bu inanç ve gayeyle Müslümanlar, 7. asırdan 17. asra kadar matematikten edebiyata, astronomiden sanata kadar ilmin her sahasında insanlığa öncülük etmişlerdir. Bilgiyi güç devşirip zayıfları ezmek, yeryüzünü sömürmek için kullanmamışlardır. Ürettikleri bilgi ve teknikle dünyayı imar etmiş, adalet ve merhametin teminatı olmuşlardır. Bugün yaşadığımız bilgi ve teknoloji çağındaysa ilahi kaynaklı bilgi hayatın dışına itilmiş; hikmet, irfan ve güzel ahlaktan soyutlanan bilgi, insafsız bir güce dönüşmeye başlamıştır. Hayatımız fiziksel bakımdan kolaylaşırken geleceğe dair umutlar azalmış. kaygılar artmıştır. Unutmayalım ki insanlığın huzuru, bilgiyi yönetenlerin vicdanına, insan ve âlem tasavvuruna, merhamet ve adalet anlayışına bağlıdır.
وَتَعَالَى وَعِزَّتِى وَجَلالِي لأَنْصُرَنَّكَ وَلَوْ بَعْدَ حِينٍ (ط حم ت حسن هـ ق عن ابي هريرة وروى حب صدره الى قوله المظلوم
3325- Üç kişinin duası reddedilmez: Adil hükümdar, oruçlunun iftar anındaki duası, bir de mazlumun duası. Allah onu bulutların üstüne çıkarır, ona gök kapılarını açar ve Rab Teba-rake ve Teala şöyle der: "İzzetim ve Celalim hakkı için bir zaman sonra dahi olsa mutlaka sana yardım edeceğim."
3619- Allah, Ebu Bekir'i esirgesin. Bana kızını verdi, hic. ret yurduna iletti. Bilal'ı da kendi parasıyla azat etti. Bana İslam-'da faydalı olan mal, Ebu Bekir'in bana verdiği mal olmuştur. Al-lah Ömer'i de esirgesin. Acı olsa bile daima hakkı söylemiştir. Hak, Osman'ı da esirgesin. Melekler bile ondan haya ediyor. Kendi malından Tebük gazasında orduyu teçhiz etmiştir ve mes. cidimizi genişlettik ki şimdi hepimizi alacak kadar genişlemiştir. Allah Ali'yi de esirgesin. Allah'ım! Nerede olursa olsun, Hakk'ı o-nunla bulundur.
3620- Gece kalkıp namaz kılan, sonra çocuklarını kal-dırıp namazlarını kıldıran kişiye Allah rahmet etsin. Gece kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandırıp namaz kılmasına vesile olan kadına da Allah rahmet etsin.
3623- Allah, helal kazanç elde edip israfa kaçmadan harcayan, fakir ve muhtaç kalacağı kıyamet günü için de (biraz muhtaçlara) ayıran kişiye rahmet etsin.
3624- Irz veya mal bakımından, üzerinde bir müslüman kardeşinin hakkını taşıyıp da onunla ölmeden helallaşan kişiye Allah rahmet etsin. Çünkü orada kıyamette ne dinar var, ne de dirhem. Eğer sevapları varsa, hak sahibi tarafından sevapların-dan alınır, sevapları yoksa kendisine onların günahlarından yük-letilir.
Ben davetçi ve tebliğci olarak gönderildim. Hidayeti verme meselesinde rolüm yok. (Hidayet Allah'tandır.) İblis de süsleyici, bezeyici olarak halk edildi. Aldanmakta dalalette payı yok. Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 245 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
"Sana niçin yaptığını sorduklarında, utanacağın ve yalanlamaya kalkacağın işleri yapmaktan çekin."
Hazret-i Ali (Radıyallahu Anh)
"Nefsin, azgın bir binek atından daha çok şiddetle gemlenmeye muhtaçtır,"
Hasen-i Basri (Rahmetullahi Aleyh)
"İnsanları iki şey mahveder: Fazla mal toplama hırsı ve çok konuşmak,"
İbrahim en-Neba'i (Rahmetullahi Aleyh)
"Müslüman o kimsedir ki, İslâm'ın emirlerine uyar, fakat İslam'ı kendine uydurmaya kalkmaz. İslam'ı kendine uydurmaya çalışan kimse, hakiki Müslüman olamaz."
Mahmud Efendi (Kuddise Sirrubů) Hazretleri
"Anneler helal yemeli, edepli olmalı. Zira kötü huylar anne sütüyle çocuğa geçer, ergenlikte ortaya çıkar."
İmam-ı Gazali (Rahmetullahi Aleyh)
"Nefse günahtan kaçmak, ibadet yapmaktan daha zor gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır."
İmam-ı Rabbani (Kuddise Sirrubů) Hazretleri
"Adâletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Sonunda büküm isabetli olsa da, geciken adalet zulümdür."
Orban Gàzi Hân (Rahmetullahi Aleyb)
YanıtlaSil
yuksel21 Haziran 2026 07:41 Hicret-i Nebeviyye Esas Alınarak Başlayan 1448. Hicri Yılbaşınızı Tebrik Eder ve Aşûrá Günümüzün İslâm Ümmetinin Halâsına Vesile Olmasını Cenâb-ı Mevladan Niyaz Ederiz!
Lalegtu
Aylık İlim, Kültür ve Fikir Dergisi
Lâlegül Dergisi Yıl:14 Sayı:160 Zülhicce - Muharrem 1447-1448
«Çocuklarınıza atıcılığı öğretiniz. Çünkü atıcıık düşmanı kırıp geçirir. (1)
Fezâ çağında müslümanlar kendilerini nasıl koruma-lıdır?
Bunu izah eden bir âyeti kerime ile birkaç hadisi şe-rif arzedeceğiz...:
(Küfür ehli «siz müslümanlara karşı bir millettir.)
...
Bir gün Peygamber Efendimiz bazı sahabeye:
<- Yakında diğer milletler, oburların yemek tabağı üzerine üşüşmeleri gibi üzerinize üşüşeceklerdir. diye bu-yurdular.
Meclisde bulunanlardan biri:
- O gün için biz sayıca az mı olacağız?
Peygamber Efendimiz:
<<<- Hayır! Hatta o gün bu gündeki olan sayımızdan pek fazlasınız. Ancak sel süprüntüsünden farkımız olma-yacak. Günahlarınızdan ötürü Allah düşmanınızın yüreğin-den sizin korku saçan heybetinizi sökecektir. Sizin yüre-ğinize de VEHEN atacaktır.»
yuksel22 Haziran 2026 09:00 <-Vehen: Sizin hayatta kalıp yaşamayı sevmeniz ve ölümden korkmanızdır. buyurdular. (2)
Bu hadisi şerif şimdi içinde yaşadığımız bir hakikatı tasvir etmektedir. İslâm milleti, ilk önce Endülüsü kaybet-tikten sonra Türkistan, Kırım, Balkanları kaybetmiştir. Halen Türkiyemiz Kıbrıs için, Arabistan, Filistin, Somali ve Sudan Eriterya bir harp içinde sayılırlar. Nijerya yeni harpten çıkmış ise de durumu ciddidir. Pakistan ile Hin-distan harpten harbe girerler. Bu hâli bu hadisi şerifin anlattışından daha açık anlatmak mümkün mü?
1 KORKUTMA YOLU :
Kur'an-ı Kerîm, böyle bir hale geldiğimizde kendi-mizi nasıl koruyacağımızı şöyle bildirmiştir:
«O kâfirler yakalarını kurtarıp geçtiklerini ve sizi âciz bırakacaklarını asla zannetmesinler. Siz de onlara karşı her türlü kuvveti hazırlayın, at yularından başlaya-rak ki, bununla Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınız olanları ve bunlardan başka sizin bilmeyip de Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutasınız.>>
(Enfal sûresi: A: 59-60)
Bu âyeti kerimede iki mühim mesele bulunmaktadır: Biri askerî hazırlık, diğeri de bu hazırlıktan istenilen ğâye.
Hazırlık noktasına gelince, bunu izah eden bir hadisi şerif müslimde ve Ebû Davûd'da rivayet edilmiştir ve anlamı şöyledir:
Enfal sûresindeki âyeti kerîme vahy edildikten sonra Peygamber Efendimiz bu kısmı tefsir ve izah ederlerken şöyle buyurmuşlardır:
lyi bilin ki, güç ve kuvvet atmaktadır. İyi bilin ki, güç ve kuvvet atmaktadır. İyi bilin ki, güç ve kuvvet at-maktadır.) (3)
Sîreti İbni Hişam da (4) Peygamber Efendimiz İslâm tarihinde kullanışı ilk sayılan Mancılık-ı Taif muhasara-sında kendi elleri ile ilk defa kullanmışlardır. (5)
***
Düşmana uzaktan atmak onunla karşı karşıya çarpış-maktan daha iyi ve daha fa'aldir. Kurşun, bomba ve füze atmak süngüden daha fazla korkutur, ancak süngünün fazileti bambaşka.
Sevgili Peygamberimiz, Enfal sûresindeki âyeti keri-mede zikredilen kuvveti atmak'ta olduğunu tekrarla bu-yurup bu hakikatı tesbit ediyorlar. Bu sebebten bizim bu kuvveti en önce elde etmemiz gerekirdi.
Bu hazırlıktan istenilen, insanları öldürmek, canla-rına kıymak değil; gaye, insan hürriyetine taarruz, az-gınlık ve ifsad edenlere mani olmaktır. Onları öldürmek değil, korkutmaktır.
(3) Müslim tefsir babı. Ebu Dâvud, 2/12.
(4) Taif Muhasarası.
(5) Bak teratib-ul İdariyye, 1/373.
82
YanıtlaSil
yuksel22 Haziran 2026 09:03 Bugünün iki büyük devleti, devamlı icad etmekte ol-dukları silahlarla birbirlerini korkuttukları gibi diğer devuetleri de yerlerinde durduruyorlar. Hatta isteklerini bildirmekle alıyorlar... Korkutmakta budur... Fakat fesada ifsada bürülüdür. Hürriyet ve adâlet bunun neresinde?...
2 KORUNMA YOLU:
Diğer bir hadisi şerif ise şöyledir:
(Batıdan bir fitne gelir, Doğudan da diğer bir fitne gelir, her ikisi de Şam'ın içinde karşılaşırlarsa; o zaman yerin altı yerin üzerinden daha hayırlıdır.) (6)
Arapçada Şam; Sûriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin'e verilen isimdir. Şam'ın içi ise, şimdiki mâlum olayların cereyan ettiği bölgedir.
Batıdan gelen fitne Avrupa ve Amerika'cılıktır ki, bu İsrail çehresinde görünüyor.
Doğu fitnesi de şimdiki doğu devletlerinin tutunduğu fikri dâvâdır ve bu dâvâ mâlum Arap devletleri tarafın-dan kiminin arzusu kiminin mecburiyeti sebebiyle güdül-mektedir.
Yerin altı yerin yüzünden daha hayırlı olduğuna ge-lince, o da şöylece îzâh edilir ki gâyemiz bu noktayı ar-zetmektir:
İslâmiyyet,
<<Düşmanla çarpışmayı dilemeyin fakat karşılaştığı-nızda çarpışın kaçmayın.»
diye buyurmaktadır. Böyle bir emirde bulunan Din, fit-nelerin geldiği bir anda yerin altını tercih edin diye emir buyurmaz. Bilakis çarpışmayı emreder. Şu halde düşma-nın atacağı BOMBA, FÜZE ve kurşun gibi uzaktan atılacak maddeler tehlikesinden korunmak için, yerin altı yerin yüzünden daha hayırlıdır, daha emindir, zafere daha elverişlidir, demek istenmiştir.
(Son zaman yakın olunca Semâdan kazif (atmak) hasif (yıkıntı ve çöküntü) ve mesih (hilkat değişmesi) vaki olacaktır.)
İbni Mâce: 4062
Kazif, uçaktan atmakla ve Top, Füze fırlatmakla vaki olur.
Hasif ise, bu atma sonucu meydana gelecek yıkıntı ve çöküntüdür.
Mesih de, Amerikanın Hiroşima'ya attığı Atom bom-bası sonucu meydana geldi. O patlamadan ölmeyenlerin çoklarının hilkati değişmişti, hatta bunlardan doğan bazı çocuklar bozuk simālarla doğdukları resmen nakil edil-miştir.
Modern ilim, Bomba, Top, Füze ve Kurşun atışının ciddî te'sirinden dolayı yer altı sığınaklar kullanılmasını uygun görmüştür. Bilhassa Atoma karşı Kubbe biçiminde yer altı sığınakları düşünmüş ve bazı batı devletleri de bunu gerçekleştirmiştir.
184
YanıtlaSil
yuksel22 Haziran 2026 09:05 ŞU HALDE MÜSLÜMAN NE YAPMALI?
1 Fezâ hâkimiyyetini sağlamalı,
2 Düşman saldırısından canını kurtarmak ve düş-manı yıldırmak için düşmanın Fezâdan veya uzaktan ata-cağı maddelerin zararından kurtulması için yer altından istifade etmeli.
***
Fezâ hâkimiyyeti: Yerden fezâya, fezadan fezaya, fezâden yere korkutucu, icabında öldürücü silâhlar yap-makla olacaktır.
Yerde kalmak için yer altında muhkem sığınaklar yapmalı ve bu sığınaklarda maişeti temin edecek madde-leri bulundurmalıdır.
***
Her müslüman feza hakimiyyeti için devletin açtığı <<> yardım kampan-yasına devamlı yardım etmelidir.
Bir de ROKET fabrikaları açmaya acele etmeli ve buna teşvikte bulunmalıdır. O zaman sevgili Peygamberi-mizin çağrısına kabul cevabını vermiş ve şöyle demiş olu-
ruz:
Sana salât ve selâm olsun ey Sevgili Peygamberimiz.
185
YanıtlaSil
yuksel22 Haziran 2026 09:06 KUR'AN IŞIĞINDA KAİNAT VE GÖKLERİN FETH
Ordudaki Gülen yapılanmasıyla ilgili soruşturmaları yüzünden FETÖ'cü hainlerin kumpaslarıyla cezaevine giren Askeri Hâkim Üçok, 15 Temmuz'u yorumladı: Darbe olsaydı, katliam yapıp binlerce insanı öldürdükten sonra Pensilvanya'daki alçak gelirdi ve Türkiye'nin tek hâkimi olurdu
HBATATUCAN
Kuvvetlerindeks
ISA TATLICAN
Naanator:
hir sey olany di Persilvanya'daki
Turkiye'ye eniorek
Komutanları rehin alıp Erdoğan'ı öldüreceklerdi
Sabah, 25 Temmuz 2016
YanıtlaSil
yuksel23 Haziran 2026 23:27 yıkmaya
le dolu in büyük
Mısır'a,
ZÜ, S.
Ahmed Morsy:
Ellen Laipson:
BÜYÜKADA'DA 10 CIA AJANI
ÖZEL HASER
FETÖ yandaşı Henri Barkey'in 15 Temmuz'da Büyükada'da organize ettiği buluşmaya 6 Türk'le birlikte CIA'yla dirsək təmasında olan 10 yabancı da katıldı. Darbo püskürtülünce aynı gece hepsi otuli tork otti.
Julia Romano:
Sylvia Tiryaki:
yolunu konuşanan nerdeyse mis Tema Turkiyeye get up
REZERVASYON 2 GÜNLÜK
Samir Sumaidale:
Marwa Daudy:
İhanet
'İÇ SAVAŞ UZMANLARI Mase Serye ve hakkala
kötü.
Menni Karokhai
Ellie Geranmayeh:
HADERN DETAYLARI TE
Ali Vaez:
rüyor büyük
ona, küm der.
İdamlık katil MASADA!
YanıtlaSil
yuksel23 Haziran 2026 23:30 Darbenin komuta merkezi İNCİRLİK
Darbe girişimi Akıncılar üssünden değil, İncirlik'ten yönetildi silahlar Incirlik'ten alındı lis'te cok sayıda toplantı yapılırken
WABD'LI HEYETLE GORUSTU Darbenin kurmaylana-dan 39. Mekanize Tugay Komutanı Hasan Polat. Incirlik'te ABD'lerie 12 kez bulustu. Polat. Hatay'da da da dal Washing ton'dan gelen heyetlerle sık sık görüştü. İncirlik görüşme lerinde cuntaya, sivillerin direnişinin durmaması halind PKK/PYD militantarmın devreye gireceği garantisi veri
CIA BAŞKANI: HENÜZ BİTMEDI
. 15 Temmuz'da Malatya'ya inen & kargo uçağındaki "Erdoğan'sız döneme hazır olun" talimatları verildi.
ERDOGAN'SIZ SUREC GELECEK" Ceysul Mücahidin ve Ensar Grubu'nun Komutanı Albay Ebubekir. Yeni Safak'a son 1 yıl Adana ve Reyhani da muhalillerle toplantılar yapan Pentagon temsilcilerinin "Erdoğan'sız sürece hazır olury ve tercihintzi yapım" dediğini aktarch. Ebubekir karargahımızı vurturuz diye tehdit edildiklerini de söyledi. 14
Rahim içindeki dokunun birtakım âletlerle kazınarak alınma sı mânâsına gelen kürtaj (küretaj) kesinlikle bir doğum kontrol yönte-mi olmamasına rağmen, maalesef çoğu kez bu şekilde uygulanmakta-dır. Her cerrâhî müdahalede olduğu gibi pek çok olumsuz ihtimali bün-yesinde taşıyan bu işlem akabinde; mevcut hâmilelik devam edebilece-ği gibi, basit bir enfeksiyondan, ciddî kanamalara, rahim kaybından ha-yatî tehlikeye kadar değişen ağır ne-ticelerle karşılaşılabilmektedir. Tek-nolojik gelişmeler, bu cerrâhî mü-dâhalenin kadınlar açısından daha konforlu hâle getirildiğini iddia etse de ilerlemiş hamilelik haftalarında yapılan kürtaj işlemleri, çocuk yaş taki hamilelikler ve merdiven altı metotlar göz önünde bulunduruldu-ğunda ortaya çıkan sonuçların, kâğıt üzerindeki istatistiklerden daha va-him olduğunu görürüz.
Güncel Veriler ve Ülkemizdeki Kanûnî Düzenlemeler
Dünya Sağlık Teşkilatı'nın
(WHO) güncel verilerine göre; dün-ya genelinde her yıl yaklaşık 225 milyon hamilelik meydana gel-mekte, bunların 132 milyonu canlı doğumla neticelenmektedir. Yılda 73 milyon kürtaj yapılmakta (gün-de 200.000); bütün hamileliklerin yaklaşık %29'u ve istenmeyen ha-mileliklerin %61'i kürtajla sonlan-dırılmaktadır.
Yılda 33 milyon kürtajın güven-siz ortamlarda yapıldığı tahmin edilmekte; bu vakaların %97'si ge-lişmekte olan ülkelerde gerçekleş-mektedir. Anne ölümlerinin %4,7-%13,2'si kürtaj kaynaklı olumsuz gelişmeler sebebiyle yaşanmakta lık problemleri neticesinde hasta-ve yılda 7 milyon kadın, kalıcı sağ-neye yatırılmaktadır.
Ülkemizde 1983 yılından beri yürürlükte olan düzenlemelere
Şebnem
YanıtlaSil
yuksel24 Haziran 2026 06:12 -
göre kürtaj, hamileliğin 10. hafta-sına kadar meşrû hâle getirilmiştir. 10 haftayı geçmiş hamileliklerde ise tıbbî zarurete dair hekim rapo-ru gerekmekte, 18 yaşından büyük ve bekâr kadınlar kendi rızâlarıyla, evli olanlar beylerinin de rızâsını alarak (vesika ile) bu işlemi yaptı-rabilmektedir. 18 yaşından küçük-lerde velî izni aranırken; 15 yaş altı vak'alarda hem velî izni hem de adlî mercilere bildirim zarûreti bu-lunmaktadır.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ülkemizde her yıl 15 yaş altında binlerce hamilelik bildirilmektedir. Dünya genelinde ise 10-14 yaş ara-sındaki çocuklarda (çok genç ado-lesanlar) gerçekleşen gebelik son-landırmaları, acı bir tıbbî gerçeklik olarak istatistiklerde yer almak-tadır. Gelişmekte olan ülkelerde her yıl yaklaşık 3,9 milyon güvenli olmayan kürtaj yaptırıldığı tahmin edilmekte ve bunun yaş aralığının 15-19 olduğu bildirilmektedir. Has-
ta haklan ve gizlilik kuralları se-bebiyle resmi rakamlara tahminî kikatte bildirilenin çok üstünde ol-olarak yansıyan bu değerlerin, ha-duğu düşünülmektedir.
TÜİK tarafından paylaşılan son doğum istatistikleri, Türkiye'de do-ğurganlık hızının Cumhuriyet ta-rihindeki en alt sınır olan 1,48 de-ğerine gerilediğini göstermektedir. Nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,10'un oldukça altında kalan bu tabloya rağmen; hiçbir korun-ma yöntemi kullanmadığı hâlde hâmile kalan kadınların %80'inden fazlası, sadece çocuk istemedikleri gerekçesiyle kürtaja başvurmakta-dır.
Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştır-ması (TNSA) ve muhtelif akademik raporlara göre; kadınların yaklaşık %15-20'si hayatlarında en az bir kez isteyerek kürtaj yaptırmakta-dır. Ülkemizde her 100 gebelikten 5-6'sı kürtajla sonlandırılmakta; yıllık tahliye sayısının 100.000 ile 120.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir.
15-49 yaş arası her 1.000 kadın başına yaklaşılı
YanıtlaSil
yuksel24 Haziran 2026 06:15 yıllık
120.000 ara
edilmektedir.
15-49 yaş arası her 1.000 kadın başına yaklaşık 6,751 düzeyinde kaydedilen bu oran; hâlihazırda evladı olan ve başka çocuk iste-meyen 25-34 yaş grubundaki ka-dınlarda, âdeta bir "aile planla-ması yöntemi gibi" uygulanarak en yüksek seviyesine ulaşmakta-dır. Şehirli ve eğitimli nüfusta bu eğilim yükselmekte, kürtajların büyük çoğunluğu özel sağlık ku-ruluşlarında gerçekleştirilmekte-dir. (%70-80)
Âilem mi, Kariyerim mi?
Kapitalist ve modern sistemin dayatmalan, anneliğin ne kadar mühim bir vazife olduğunu unut-turmaya çalışırken; kadınlar "ça-lışma hayatı, kariyer ve aile" üç-geninde nerede konumlanacağını belirlemekte güçlük yaşıyor. Aile-sine sahip çıkan, onların hizme-tinde olan, çocuklarını büyütmeye çalışan kadın iltifat göreceği yerde, bazen bizzat kendi ailesi içinde dışlanıp ötekileştiriliyor.
Kadın-erkek arasında bulun-ması gereken fıtrî çizginin ihlali, kadınların şahsiyetleri ve müreb-bîlikleri yerine dişilikleriyle ön planda olmaları gerektiğinin, med-ya aracılığı ile sürekli gündem edil-mesi, gayr-i meşrû ilişkilerin hem tabiîleştirilmesi hem de çocukluk diyeceğimiz yaşlara kadar inmesi, bu problemi derinleştirmektedir.
Aile müessesesinin korunma-sında yeterince emek sarf edilme-mesi, evliliklerin zorlaştırılarak nikâh akdi yerine "partner" birlik-teliklerinin artması, haz odaklı ve anlık keyiflere göre hayat tarzının özendirilmesi, kendine bile taham-mül edemeyen fertlerin bir başka-sının sorumluluğunu hiç almak istememesi gibi sebeplerle; top-lumumuz aile kurmaktan gitgide uzaklaşmaktadır.
Babalar Nerede?
Yuvasını kursa bile çocuk sa-hibi olmayı düşünmeyenlerin sa-yısı hiç de az değildir. Sekülerizm (dünyevîleşme), batı hayranlığı ve mâneviyat eksikliği, ekonomik veya başka sebeplerle ikinci-ü-
YanıtlaSil
yuksel24 Haziran 2026 06:22 -çüncü çocuğun bakılamayacağı - korkusu, zihni veya bedeni engeli - olan çocuklarla hayatın "kâbus"a dönüşeceği fikirleri vs. kadınla-n kürtaj masasına iten diğer bazı sebeplerdir. Kadınlar, kocalarının yeterince sorumluluk almaktan kaçındıklarını; çocuk sahibi olsalar bile onu tek başına yetiştirmek ve büyütmek zorunda kalacaklarının bir kehânet değil, hakikat olduğu-nu ifade etmektedirler.
haberle-Medyaya yansıyan re baktığımızda bu durumun bir vâkıa olduğunu, görünen köyün kılavuz istemediğini üzülerek görmekteyiz. Zira evli olup da ev-lât sahibi olmak isteyen hanımlar, beylerinden kâfi derecede destek bulamamaktadır. Bazı erkekler baba olma sorumluluğundan kaç-makta, planlanmamış hamilelik-lerin sonlandırılması hususunda hanımlarına baskı yapmakta, hat-tâ bazen bizzat kürtajın müsebbibi olmaktadırlar. (Devam edecek...)
Dipnotlar:
1- Bu rakam, dünya genelinde 1000 kadın başına 30-40'lara yükselmektedir.
Şebnem
75
YanıtlaSil
yuksel24 Haziran 2026 06:24 korun-
hâlde inden Hikleri nakta-
emik aştır-aşık bir kta-ten ta; :1
TÜİK TARAFINDAN PAYLAŞILAN SON DOĞUM İSTATİSTİKLERİ, TÜRKİYE'DE DOĞUR-GANLIK HIZININ CUMHURİYET TARİHİNDEKİ EN ALT SINIR OLAN 1,48 DEĞERİNE GE-RİLEDİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR. NÜFUSUN KENDİNİ YENİLEME EŞİĞİ OLAN 2,10'UN OLDUKÇA ALTINDA KALAN BU TABLOYA RAĞMEN; HİÇBİR KORUNMA YÖNTEMİ KULLANMADIĞI HÂLDE HÂMİLE KALAN KADINLARIN %80'İNDEN FAZLASI, SADECE ÇOCUK İSTEMEDİKLERİ GEREKÇESİYLE KÜRTAJA BAŞVURMAKTADIR.
Sira ile Afganistan, Irak ve rurkiye'yi işgal etmek için 11 Evlül'ü tezgahlayan ABD derin devleti, Türkiye'nin işgalinde tüm ümidini 1 Mart 2003 tezkeresine bağlamıştı. Masonik örgüt FETÖ'nün elebaşısı Gülen ise 1999'da ABD'ye kaçmamış, aksine ABD tarafından traktan sonra işgale uğrayacak olan Turkiye'nin başına getirilmek üzere eğitilmek üzere korumaya alınmıştı.
TBMM, 1 Mart 2003'de "1 Mart tezkeresi" olarak geçen tarihi bir oylamaya hazırlanıyordu. Oylamaya katılan 533 milletvekilinden 264'u yetki tezkeresinin kabulü yönünde
oy kullanırken, 250 milletvekili ret oyu vermişti. 19 milletvekili ise çekimser kalmıştı. Tezkerenin kabulü için 268 milletvekilinin kabul oyu vermesi gerekiyordu. Bu nedenle tezkere kabul edilmedi. Böylece ABD'nin 62 bin askeri, 60 helikopteri ve 255 uçağını Türkiye'de konuşlandırma ve buradan Irak'a girme, ayrıca Türkiye'nin Yeşilköy hariç tüm hava ve deniz limanları ile hava sahasını kullanma planı yatmış oldu. Mesele sadece Irak'ın işgali değildi. ABD bu bahaneyle Türkiye'ye çok miktarda asker konuşlandıracaktı. Bunun için de büyük miktarda
askeri teçhizat getirecekti. Irak'ın işgali başarılı olursa, Türkiye ve Irak'taki askerler Türkiye'yi işgale yöneleceklerdi. Elbette bu, ABD'nin o günlerde dile getirdiği bir şey olmadığı gibi kamuoyunda da pek konuşulmuyordu.
Oylama neticesini 2 Mart'ta "Meclis 'Barış' Dedi" başlığıyla manşetine taşıyan Yeni Şafak, "Tarihi oylamalarından birini yapan TBMM, yurtdışına asker gönderme ve yabancı askerlerin Türkiye'de konuşlanması için hükümete istediği yetkiyi vermedi" demişti. Ancak bundan evveli de vardı.
Sûfiler genellikle ahlâka ve manevî hâl ve tecrübe. lere ait konuları ele aldıkları için zayıf hadisleri çokça kullanmaları büyük bir problem olarak değerlendiril-memiş, ancak çok zayıf, hatta uydurma rivayetleri eser-lerine almaları ve bunları kabul ettirebilmek için "Keşfen sahihtir." vb. yorumlara sarılmaları muhaddislerle sufi-lerin aralarının açılmasına sebep olmuştur. Onlara göre bilgi kaynakları duyu organları, akıl ve nakille sınırlı değildir. Rüya, keşif, ilham, yakaza vb. bilgi yollarıyla elde edilen bilgilere de itimat edilmesi gerekir. Hatta bu metotlarla elde edilen bilgiler, doğrudan vasıtasız elde edilen bilgiler olduğundan daha sağlam ve daha bağla-yıcı bilgilerdir. Ancak kişiye vehbî olarak verilen bu bil-gilerin subjektif olduğu ve genel bir hüküm koyamaya-cağı ortadadır. Rüyada Hz. Peygamber'den hadis işitme, hadisin doğru olup olmadığını rüyada Hz. Peygamber'e sorup sorgulama vb. uygulamalara itibar etmeleri veya o güne kadar hiç kimsenin işitmediği, hiçbir kitapta rast-lanmayan bir rivayetin keşif yoluyla sahih olduğunu ortaya koymaya çalışmaları, sûfîlere diğer İslâmî ilim-lerle meşgul olan ulemanın ağır eleştiriler yöneltmesine sebep olmuştur.
Genel itibarıyla sûfîlerin hadislere getirdikleri tasav-vufî yorumlar şerh edebiyatı içinde bir zenginlik olarak kabul edilirler. Ancak onların zühdü veya felsefeyi esas alan anlayışları, mezhep ve meşrepleri, itidal ve aşırılık-ları vb. yorumlarını etkilemiş ve bu yorumların İslam'ın bütünlüğü içerisinde değerlendirilmesi zarureti ortaya çıkmıştır. Bu değerlendirmelerde bütünü reddetme gibi bir yol tercih edilmemeli, sûfilerin anlayış farklılıklarına dikkat edilmeli ve Kur'ân ve sünnete bağlılıklarını her
3664- Rabbimden, müşriklerin çocuklarını benim hatırım için bağışlamasını diledim, bağışladı ve onları cennete koydu.
٣٦٦٥ - سَئَلْتُ رَبِّي فِيمَا يَخْتَلِفُ فِيهِ أَصْحَابِي مِنْ بَعْدِي فَأَوْحَى إِلَيَّ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ أَصْحَابَكَ عِنْدِى بِمَنْزِلَةِ النُّجُومِ فِي السَّمَاءِ بَعْضُهَا أَضْوَءُ مِنْ بَعْضٍ فَمَنْ أَخَذَ بِشَيْءٍ مِمَّا هَمَّ عَلَيْهِ مِنْ اِخْتِلَافِهِمْ فَهُوَ عِنْدِي عَلَى هُدًى (ابو نصر وقال غريب والديلمي ونظام الملك فى اماليه والرافعى عن عمر وفيه عبد الرحيم بن زيد العمى عن ابيه ضعيفان)
3665- Rabbimden, benden sonra ashabımın ihtilafa dü-şecekleri meselelerdeki hatalarını affetmesini diledim. Buna şöyle vahyetti: "Ya Muhammed! Ashabın, nezdimde semadaki yıldızlar gibidir. Birbirinden aydındır. (Bazısı diğerinden daha bilgilidir.) Onların ihtilafa düştükleri meselelerden kim alıp tatbik ederse o nezdimde hidayet üzeredir."
3666- Ey Alil Ben senin hakkında Allah'tan beş şey dile-dim. Dördünü verdi, birini vermedi: Ümmetimin (benden sonra) senin emrin altında birleşmelerini diledim, vermedi. Senin hakkın-da verdikleri, yer yarıldığında (insanlar dirileceği zaman) ilk diri-lecek olan ben ve sen olacağız. Elinde Liväü'l-Hamd bulunmuş bir halde evvelkileri ve sonrakileri geçip, önümde yürüyeceksin. Benden sonra mü'minlerin velisi sen olacaksın. Rabbim senin hakkında bunu bana ihsan etti.
3667- Allah Azze ve Celle'den, seni (ümmetim üzerine) takdim etmesini üç defa istedim, kabul etmedi. Ebu Bekir'i takdim etti. (Bunu Hazreti Ali'ye dediler.)
٣٦٦٨ - سَئَلْتُ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ أَنْ لَا أَتَزَوَّجَ إِلَى أَحَدٍ مِنْ أُمَّتِي وَلَا يَتَزَوَّجَ إِلَى أَحَدٍ مِنْ أُمَّتِي إِلا كَانَ مَعِي فِي الْجَنَّةِ فَأَعْطَانِي ذَلِكَ (طب ك عن عبد الله بن ابى
اولى كر وابن النجار عن ابن عمرو
3668- Rabbim Azze ve Celle'den, ümmetimden kendisi
ile evleneceğim kadının cennette benimle beraber olmasını dile-dim, bunu bana ihsan etti.
٣٦٦٩ - سَئَلْتُ رَبِّى اَنْ لا يُزَوّجَ إِلا مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَلَا أَتَزَوَّجُ إِلا مِنْ أَهْلِ الجنَّة" (الشيرازي عن ابن عباس)
3669- Rabbim Azze ve Celle'den cennet ehlinden olan kadınla evlendirilmemi, cennet ehlinden olan kadınla evlenmemi istedim.
3403- Hâmil-i Kur'an, İslam sancağının hâmilidir. Kim ona ikramda bulunursa Allah ona ikram eder. Kim de ona ihanet ederse, Allah Azze ve Celle'nin laneti üzerine olsun.
٣٤٠٤ - حَامِلاتُ وَالِدَاتٌ مُرْضِعَاتٌ رَحِيمَاتٌ بِأَوْلادِهِنَّ لَوْ لا مَا يَأْتِينَ إِلَى أَزْوَاجِهِنَّ دَخَلَ مُصَلِّيَاتُهُنَّ الْجَنَّةَ (ط) حم وابن منيع هـ طب ك ض عن ابي امامة)
3404- (Şu kadınlar var ya) Yüklenicilerdir, emziren vali-delerdir, evlatlarına merhamet edicilerdir. Şayet kocalarına ezi-yetleri olmasaydı, sırf namazları sayesinde cennete girerlerdi.
3405- Ebu Bekr ile Ömer'i sevmek sünnettir. Onlardan nefret etmek küfürdür. Ensarı sevmek imandan, onlardan nefret etmek ise küfürden ileri gelir. Arab'ı sevmek imandan, onlardan nefret etmek ise küfürden ileri gelir.
٣٤٠٦ - حُبُّ عَلِيّ يَأْكُلُ الذُّنُوبَ كَمَا تَأْكُلُ النَّارُ الْخَطَبَ (كر عن ابن عباس و اورده ابن الجوزي في الموضوعات
zadan hayırlıdır. Hacca gitmiş olan kimsenin namına gazaya çık-mak on hac yapmaktan hayırlıdır. Denizde harbe açılmak, kara-daki on gazadan hayırlıdır. Denizi geçen, tüm dereleri geçen gi-bidir. Su yüzünde gaza eden, kanı içinde kıvranan şehit gibidir.
“Allah onları, onlar da Allah’ı severler” (el-Mâide 5/54) ifadesi Allah’la kullar arasındaki karşılıklı sevgiyi vurgulamaktadır. Allah’ın isimlerinden olan vedûd (Hûd 11/90; el-Burûc 85/14) onun kullarını çok sevdiğini ifade eder. Allah’a nisbet edilen yerlerde O’nun takvâ sahiplerini, iyilik severleri, maddî ve mânevî temizliğe önem verenleri, tevekkül ehlini, sabırlı davrananları, adaletli olanları, kahramanları, Hz. Peygamber’e uyanları sevdiği; inkârcıları, zulüm ve haksızlık yapanları, günahlarda ısrar edenleri, böbürlenip övünenleri, büyüklük taslayıp gerçeklere karşı çıkanları, nankörleri, hainleri, aşırılığa sapanları, şımarıkları sevmediği bildirilir.
nimetini, ziynetini idrak edin. O nispetle Hazret-i Allah'a gönül verin. Allah için çalışın. Görüyorsunuz gaye yok, maksat yok, menfaat yok. Bunların hepsi Allah için yapılıyor. Bu cihad, küfrü söndürmek içindir.
Seyyid-i Kainat Sebeb-i Mevcûdat -sallallahu aleyhi ve sellem-
Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:
و 101 النَّاسُ كُلُّهُمْ هَلَكَةٌ الا الْعَالِمِينَ وَالْعَالِمُونَ كُلُّهُمْ هَلَكَةٌ إِلَّا الْعَامِلِينَ وَالْعَامِلُونَ كُلُّهُمْ هَلَكَةٌ الا الْمُخْلِصِينَ وَالْمُخْلِصُونَ عَلَى خَطَرٍ عَظِيمٍ
"İnsanlar helâk olmuşlardır, ancak âlimler müstesna. Âlimler de helâk olmuşlardır, ilmi ile amel edenler müstesna. İlmiyle amel edenler de helâk olmuşlardır, ihlás sahipleri müstesna.
İhlas sahipleri de büyük bir tehlike üzerindedirler." (Keşf-ül hafa) Yolun özü; ihlas, istikamet, mahviyettir, Yol bu ün paulo alınır
Affet Allah'ım Sen'den habersiz aldı-ğım her nefesten.
Allah dostunu gördüm bundan altı yıl evvel
Bir akşamdı ki, zaman donacak ka-dar güzel
Bana yakan gözlerle bir kerecik bak-tınız
Ruhuma büyük temel çivisi çaktınız
Sual: Ey veli! İnsan nasıl olmalı söyle!
Cevap: Son anda nasıl olacaksa hep öyle.
Kur'an'da gafletle ilgili âyetlere baktı-ğımızda, gafletin çoğunlukla müminlere değil ancak kalpleri, gözleri ve kulakları mühürlenmis inkarcılara nispet edildiğini
YanıtlaSil
yuksel5 Temmuz 2026 05:09 İşitmeyen, Görmeyen, Hakkı İdrak Etmeyen
GÂFİLLERDEN OLMA!
SAYI: 485
TEMMUZ 2026 MUHARREM 1448 www.altinoluk.com
02 531004
07
・ 220.00も
YanıtlaSil
yuksel5 Temmuz 2026 05:10 ALTINOLUK
40
İnsanların hesap verme vakti iyice yaklaştı; fakat onlar hâlâ koyu bir gaflet ve umursamazlık içinde gerçeklerden inatla yüz çeviriyorlar.
Kim de Allah'a ve peygamberine isyan eder, Al-lah'ım (CC) bu sınırlarını çiğneyip geçerse onu da, içinde daim kahcı olarak, ateşe koyar. Onun için hor ve hakir edici bir azab vardır. (66)
Hanefi fukahası, feraize göre dağıtılmamış olan malın, haram olarak intikal ettiği hususunda mütte-fiktirler. Buna «Haram li gayrihi demişlerdir. Bu se-beple mü'min kadınlar, miras meselesinde Allah'ın koyduğu hududlara riayet hususunda titiz davranma ıdırlar. Hiçbir zaman unutmamalıdırlar ki, mülk Al-lah'ındır. O'nun koyduğu hududların dışında hudud-lar çizenler tağut'turlar.
selenin ehemmiyetini ortaya koyar, Talak'ta saka da, ciddi de birdir. Bir insan zevcini, şaka niyeti ile dahi bosasa, aralarındaki bağ sona егер.
NİKAH'IN FESH OLMASI
İslâm'da nikâh imana istinat eder. Eşlerden her hangi birisi zarurat-ı diniyyeden olan herhangi bir se yi (Mesela, ahiret gününü, namazı, orucu, şeriat') in kår ederse, nikahları fesh olmuştur. Bu sebeble her Mü'min «Elfaz-ı Küfr'ü öğrenmek zorundadır, bu da farz-ı ayın olan ilimlerdendir, (60) Bilhassa laik egi tim sisteminden geçmiş olan müslümanların ve farz-ı ayn olan ilimlerden habersiz olanların, herhangi bir dini meselede Allah ve Resûlü nasıl emrettiyse dog rusu odur, ona itikad ederim demesi gerekir.
Bugün, câhilliğin verdiği cüretle inanılması zaruri olan birçok mesele inkâr olunmakta ve nikahın feshi sağlanmaktadır ki, bu korkunç bir tehlikedir. Mesélá, bir kimse, ben insanların çoğuna uymak anlamında olan Ideolojilere kalben itikad ediyorum dese, Kur -an-ı Kerim'in birçok ayetini reddetmiş olur ki, nikâhı o anda fesh olur. Bu durumda derhal tecdid-i iman ve nikâh gerekir. Mü'min kadın ve erkeklerin bu husus-larda dikkatli olması zarurettir, (61)
(60) İbn-i Abidin A.g.e. C: 1 Sh: 29
(61) Nikah'ın hangi hallerde fesh olacağı hususu muteber fıkıh kitaplarında en ince ayrıntılarına kadar izah edil-miştir. Bu hususta şunları tavsiye edebiliriz: BİLMEN. Ömer Nasûhi Hukukı İslamiyye ve Istilahı fıkhiyye Kamusu İst: 1976 2. Cild; HALEBİ, İbrahim - İzahlı Mülteká El-Ebhûr Tercemesi İst: 1979 2. Cild. fbn'ul Hümam, Feth'ul Kadir, 4. Cild Sh: 407 ve diğerleri. «El-faz-ı Küfrə bilinmeden, fesh'in önüne geçmek imkân-sızdır. Bu sebeble İbn-i Abidin, Reddü'l Muhtar'ında, bu bahsi farz-ı ayn ilimler içinde zikre:miştir.
getirilmemesi için tıbbi müdahale yapılmasıdır. Hal-buki azide ana rahmine düşmesine engelleme hususu mevcuttur.
Ayrıca en çok tartışılan hususlardan birisi de, do-tum kontrol haplarının kullanılıp kullanılımayacağı hususudur.
Bu meselede kesin bir hükme varmadan, doğum kontrolünün sebepleri üzerinde durmak mecburiyeti vardır. Eğer, batı emperyalistlerinin iddia ettiği gibi, nüfus kontrol altına alınmazsa, açlık meselesi ortaya çıkacak mıdır? Eğer çıkması mümkün isə yaşıyan İnsanların, sırf kendi çıkarları için, dünyaya gelecek-leri engellemesi ne derece Insani olacaktır? Bunlara kesin cevaplar bulmak zorundayız. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak:
Evládlarınızı fakirlik korkusu ile öldürmeyiniz.
Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Hakikat, onları öldürmek büyük bir suçtur.» (46)
buyurmaktadır. Gerçekten, insanlar, kendi hırs ve menfaatlerine düşkündürler. Lüks ve israfın alabildi-ğine arttığı çağımızın kokuşmuş sistemleri, gelecek insanı ortadan kaldırmak gayretine düşmüştür. Yuka-rıda bahsettiğimiz ayet-i kerime, açıkça bizleri uyar-makta ve gelecek çocuğun rızkının Allah tarafından verileceğini müjdelemektedir. Kaldı ki, bugün dünya-nın belirli bölgelerinde açlık hadisesi mevcuttur. Bu Üretimin eksikliğinden değil, tüketimin tağutların in-hisarından kurtulamamış olmasındandır.
İslam insanlığın hayrına olmıyan hiçbir şeye cevaz vermez. Doğum kontrolünün insanı olduğunu izah
etmək mümkün değildir. O halde, azl meselesine si-ğınıp, doğum kontrolüne cevaz aramak güçtür. (*)
C. BOŞANMA
1. KISA BİR TARİHÇE
Hz. Adem'den (AS) bu yana devam eden insanlık tarihinde, tevhid akidesinde herhangi bir değişiklik ol-mamıştır. Ancak zaman zaman insanlar arasındaki münasebetlerin tanziminde farklılık meydana geldiği İslâm ulemasınca kabul edilmiştir.
Kabil'in, kardeşi Habil'i ailę sistemini ve vahiy dü-zenini ortadan kaldırmak kastı ile öldürmesinden bu yana, tağuti sistemlerin varlığına şahit oluyoruz. Ta-ğuti sistemlerde üç çeşit boşanma mevcuttur. Bun -lar:
1. Hususi ve serbest Hoşanma
2. Evlilikte adem-i zevål
3. Boşanma sebeblerine ve mahkeme usulüne müstenit boşanma. (47)
Birinci tip boşanma: Tek taraflı ve tek cinsin ira-desine dayanan boşanma şeklidir. Bazı müsteşrikler, erkeğin hiçbir sebeb göstermeden karısını boşayabi-leceği gerekçesini ileri sürerek İslam'ın Serbest bo-şanmadan yana olduğu iddiasındadırlar. Bilhassa Türkiye'de yayınlanan bütün ansiklopedilerde bu hu-
(*) Doğum kontrolü, Liberalizm'in klasik okulundan papaz Malthus'un teorisidir. Bu papaz Bırakınız yapsınlar, bi-rakınız geçsinler sloganına, bırakınız ölsünler'i ilave etmiştir. (M.Α.)
(47) SCHWARZ, Dr. Andreas (Ord. Prof) Aile Hukuku Sh: 130-132
٦٠ - أَبْغَضُ الرِّجَالِ إِلَى اللهِ تَعَالَى الْبَلِيعُ الَّذِي يَتَخَلَّلُ بِلِسَانِهِ تَخَلَّلَ الْبَقَرَةِ بِلِسَانِهَا (ابو نصر السجزي في الابانة عن ابن عمرو)
60- "İnsanlar arasında Allah'ın en çok buğzettiği adam (yalanı doğru, doğruyu yalan göstermek için), sığırın geviş getirdi-ği gibi dilini kullanan, belagat sahibi insandır."
lâı verdim. Fakat, buna karşı-lık, bütün mâneviyatlarını el. lerinden aldım. İşte vesikala-rım» demiş, her maddeye ait vesikayı ayrı ayrı reise vermiş ve kâtiplere okutmasını rica etmiştir. «Dinlemekle ikna ol-mayan arkadaşlar da, lûtfen hademeler vasıtası ile gönderi-len vesikaları incelesinler» de. miştir. Bu gizli maddelerin birkaçını burada bildirelim:
İslâmiyetin temellerinin balta-lanması, tevhid_i tedrisat ka-nunu, yâni bütün medreselerin kapatılması, müslümanların kâ firlere benzetilmesi, Kur'an-ı azimüşşanın mekteplerden kal-dırılması, okutulmaması ve bun lar gibi daha nice değişiklikler kabul edildi. Bütün bu yenilik. lerle birlikte, Lozan muahede-sinden kırk elli sene Türkiye'de müslümanlığın ya sak edilmesi ve hristiyanlığın ilân edilmesi de, Lozan'a dik-te ettirilen gizli maddeler ara sında idi. sonra
Âhiret. Materyalist akımların ulûhiyyeti reddetmesinin neticesi olarak ölüm sonrası hayatı da inkâr etmesi Said Nursi’nin bu konuya daha çok yönelmesine sebep olmuştur. Haşrin aklî ispatını yapmaya İbn Sînâ’nın bile cesaret edemediğini söyleyen Nursi, Rûm sûresinde (30/50) yeryüzünün kış mevsiminde ölü hale gelmesinden sonra rahmetinin eseri olarak Allah tarafından canlandırılması gibi Cenâb-ı Hakk’ın ölüleri dirilteceği şeklindeki beyandan ilham alarak Allah’ın birer ismine dayandırdığı on iki yöntemle âhiret hayatını kanıtlamaya çalışır. Meselâ adl isminin gereği olarak tam bir adaletin tecelli etmesi beklendiği halde bu dünyada birçok kimse hak ettiği mükâfatı veya cezayı görmeden hayata veda etmektedir. Bu durumda insan aklı mükâfat ve cezalarının başka bir yere ve zamana ertelendiğine hükmetmek zorundadır. Ayrıca bu dünyada meydana gelen olaylar, saltanatlar, hızla akıp giden hayatlar vb. göz önüne alındığında onların daha mükemmel ve bâki bir hayata doğru gittiği anlaşılır. Âhiretin varlığı kabul edilmediği takdirde küçük bir taşa büyük dağ kadar hikmet ve gayeler veya büyük bir dağa çok az anlam ve görev yüklemek gibi bir durum ortaya çıkar. Bu ise akıl sahiplerinin kabul edemeyeceği bir şeydir. Kâinattaki işleyişin âhirete yönelik anlamlar içerdiğini ve ancak ebedî bir hayatın kabulü halinde fâni hayatın değer kazanacağını vurgulayan Said Nursi, kozmik sistemin sadece kısa bir ömür için yaratılmasının hikmetle bağdaşmayacağını söyler. Yaratılışta israf ve abes işler bulunmadığına göre sorumluluklarını yerine getiren insanların hiçliğe atılması düşünülemez. Sonsuzluk arzusunun gerçekleşmeyip dünyadaki mutlulukların yarım kalması yaratılış hikmetiyle uyuşmaz. Dünya hayatındaki tecrübeler de göstermektedir ki selim yaratılışları bozulmayan insanları tatmin edecek olan yegâne şey ebedî mutluluktur. Allah’ın rahmeti sonsuz olduğuna göre O bize kısmî mutlulukları tattırdığı gibi tam mutlulukları da lutfeder. Bu da ancak meşakkatli dünya hayatının ardından âhiretin gelmesiyle gerçekleşebilir (Külliyât, s. 19-43).
Ümmetimden iki şahıs çıkacak. Bunlardan birine Allah vehbî ilim verecek. Diğerinin ise ümmet-i Muhammede fitnesi şey-tandan daha tesirli olacak." (Tıls.) 177.
Hadiselerin iyi-kötü, müsbet-menfi oluşu, nereden baktığınız la alakalıdır. Almanların "Ka-vimler Göçü" dediği büyük hadi-
seye, Fransızlar "Barbar İstilāsı" der. Lozan, Ankara hükümeti için diplomatik bir muvaffakiyet-tir. Her ulus-devlet, kurucu an-tlaşmaya kudsiyet atfettiği gibi, Lozan da böyle lanse edilmiştir. "Osmanlının küllerinden doğan yeni devletin kurucu vesikası" âdeta bir mukaddes metindir.
Sayesinde sıfırdan bir devlet kazandıkları düşünülürse, Lo-zan, Ankara kahramanları için bir "zafer"; saltanatı, hilafeti, medresesi, tekkesi, şerî hukuku, fesi ile koskoca mazisini kaybe-den muhafazakârlar için de inandıkları dünyanın yıkıldığını tescilleyen bir "hezimet" ve 1914'te dünyanın altı büyük im-paratorluğundan biri iken 10 sene dolmadan ehemmiyetsiz bir Asya devletçiğine dönüşün vesikası olduğu söylenebilir...
635
98
Sevr, ölü doğmuş bir vesikaydı; Lo-zan'ın mukaddimesi idi. Asıl hedef, Lo-zan'dı. Bunun için Sevr'de tarafı olma-dığı bir harbe girerek milletlerarası dü-zeni tehdit eden Türkleri biraz hırpala-mak; bir başka deyişle "Ölümü göste-rip sıtmaya razı etmek!" hedeflenmişti. İkisi de zamanın şartları çerçevesinde politik aktörler tarafından dikte ettiril-miştir. Fazlasını yapmaya ne Lozan he-yetinin ne de Ankara'nın gücü vardı.
27
A
MA
AL
DE
EN
E
EN
M
AS
YE
T
K
N
A
Lozan da, Sevr gibi, yaklaşık yüz yıldır parçalanmakta olan Osmanlı Devleti'nin, Wilson Prensipleri çerçe-vesinde ulus-devletlere bölünmesi planıdır. Şu kadar ki Sevr Antlaşması ile altı asırlık Osmanlı Devleti varlığı-nı devam ettirecekken Lozan Antlaş-ması ile Suriye, Irak gibi yeni bir Tür-kiye kurulmuştur.
Daily Telegraph 27 Aralık 1923 Curzon diyor ki: Türkler acemi bir halı satıcısı gibiydi. Ne iste-sek kolayca kabul ettiler.
one bu konuda iknaya çalismis, ancak o. "Hilafet Osmanoğullarının kalıntısıdır ve on larla beraber gitmelidir diyerek reddetmıştır.
bkz Armstrong. Mustafa Kemal'in Hayatı
10 Mustafa Sabri, Kemalistlerin Fransız devrimini taklit ederek ülkeyi laikleştirmeye çalıştığını görmuştur
Devrime kadar Kilise, Avrupa'da yegane otorite sahibiydi. Beğenmediği kralları dahi aforoz ederek alaşağı edebiliyordu. Otoritesine karşı gelen herkesi engizisyon mahkeme-leri ile şiddetli bir şekilde cezalandırıyordu. Farklı görüş ve düşünceleri savunan bilim adamlarını yakmaya kadar varan vahşi cezalarla yıldırmaya, bastırmaya çalışıyorlardı
Halk din adamlarının sömürü, zulüm ve baskısından bıkmıştı. Kilise ve din adam-larına karşı ayaklanan Avrupalı, kiliseyle beraber dini de hayatlarından çıkarıp attı. Din ışlerinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karışmaması ilkesini, yani laikliği be-nimsediler
Görülduğü gibi, laıklık tamamen Batı şartlarında oluşmuş, Batıya özel bir kavram-dır. İslamiyete tatbik edilmesi kesinlikle mümkün değildir. İslâm ve laiklik birbirleriyle asla bağdaşmaz, Islám nazarında laiklik, ládinîliğin ta kendisidir. Zira, devlet işlerine ka-rışmayan bir İslam dini yoktur. Böyle bir dın varsa bu Islām değildir.
11Ey okuyucu! Halifelerin istubdat ve zulümlerinden bahseden Halil Hulki ve llyas Sami gibi kimseler her zaman çıkarları doğrultusunda zalim ve diktatörlerin yanında yer almışlar, kendilerini onların hizmet ve uşaklığına adamışlardır.
Onları eğer biraz araştırırsan, İttihatçılar döneminde Enver, Talat ve Cemal'in etra-fında pervane olduklarını, şimdi de çıkarları doğrultusunda Mustafa Kemal'in sadık uşaklığını yaptıklarını görürsün. Böyle kimseler, Anayasanın ilanından önce de Abdül-hamid'in etrafında pervane olmuşlardı. Cenab-ı Hak çıkarlarının kölesi bu münafıkların serrinden Muslümanları korusun! (Mustafa Sabri)
dir lan yüzde 5 in yönetimi ise isimleri Musluman, ozleri laiklerin elinde
manların durumundan çok daha kötudur Cunku Seyh Resid Riza in Bu ikinci kısım Muslamanların durumu, birinci kısımdakı Müsta da dediği gibi laikler İslam'a karşı diğer duşmanlardan daha siddeth, Is lam'ı tahrib ve tahrif etmede daha beceriklidirler:
Frenkleşmiş Muslumanlar, Islâm'a ve Muslumana gayrimuslimler. den daha duşman ve daha zararlıdırlar."
Nasıl olmasın kı? Onlar Muslümanlarla aynı kan, dil ve toprakları paylaşıyorlar, beraber yaşıyorlar. Bugün Anadolu bunların kontroller altındadır. Tüm guç ve hileleriyle din kalesini içerden fethetmeye çalış maktadırlar. Bunlar her ne kadar gerçek Müslümanlara göre sayıca az olsalar da, güç ve etkinlik bakımından çok daha üstündürler. Bunlar bugün hilafet ve yönetimi birbirinden ayırmayı başardılar. Nihai hedef. leri ise dinin etkinliğini kırmak, hükümlerini silmek ve dini dünya ve siyasetten tecrid etmektir. 5
Insanı üzen ve kahreden şey, dini kökünden kazımak isteyen bu ta-ifenin, gündüzleyin yıldızları görebilecek kadar keskin gözlere, planla-rını her turlü tehlikelere rağmen uygulayacak cesaret ve atılganlığa, hızlılığa sahip olmalarıdır. Bâtıllarına sarılma hususunda birbirleriyle yardımlaşma ve dayanışma içindedirler.
Dindar Müslümanlara gelince: Kardeşlerinin imdat çığlıklarına ku-lak tıkamışlar, kendilerini evlerine hapsetmişlerdir. Rahatlarını ve evde oturup ibadet etmeyi tercih ederler, tå ki zulüm eli olanlara da uzansın! Bu gafil ve cahiller "Oturan, ayaktakilerden hayırlıdır" anlamındaki fit-ne hadislerine imtisal ettiklerini söylemektedirler.
Böylece İslâm ve Müslümanlara karşı sorumluluklarından kurtul-maya çalışırlar.
Gerçekte ise, sözkonusu hadisler, hak ve bâtılın birbirinden ayırı edilemediği, neyin hak ve neyin bâtıl olduğunun belli olmadığı olay ve zamanlarda yapılması gerekeni ifade eder.
Günümüzde ise hak ve bâtıl ayrılmıştır. Bir yanda Islām, diğer yan-da ise küfür ve dinsizliğin olduğu amansız bir savaş sözkonusudur. Bir yanda Allah'ın dini; diğer yanda ise mahzā laiklik! O halde öne sürü-len bu bahanenin hiçbir haklı ve geçerli yanı yoktur.
Birtakım bahaneler öne sürerek Allah'ın dinine yardım etmeyenle-rin özürleri, zalimlerin özürlerinin hiçbir fayda etmeyeceği günde-kabul etmeyecektir
tumnalar olmakla beraber, Muslumanlarım seçkimlerimin hali boyle Laiklerin yanında ver ahp, Islam ve Muslumanlarla savaşanlar elhette Gamman shamdat
Muslumanlarm avamı ise derin kas uykusundaki canlılar gibidirler Haktan cok batila, dosttan çok dusmana yakındırlar. Cimriler gibi bir akun azne ve bahanelere sarılmakta, en küçük bir gayret gösterme mektedirler
to vil boyunca din duşmanı tagutlardan kendimi ve dinimi koruya Anek için hieret edip, Islam aleminde dolaşmaya başladım. Karşılaştı gim manzara beni saskına çevirdi
Musluman halk, benim ülkemdeki ladint yöneticileri tanımamakta, onların Islam devletini, hilaletini yıktığını bilmemektedirler. Hatta M Kemali kendilerine örnek almakta, lider edinmektedirler.
Bent uzen diğer birşey de; alim ve aydınların, yönetimin zulüm ve slamından korktukları için değil de, sırf kamuoyundaki genel yaygın kanaate ters düşmemek için, hakikati anlatamamaları, bilakis gizleme-leridir.
O alim ve aydınların çoğu, İslam ve hükümlerine savaş açan, hayat-tan silmeye çalışanlara olan düşmanlığımı açıklamamamı tavsiye ettiler.
Maksatları beni sıkıntı ve eziyetlerden korumaktı. Yazıklar olsun! Eğer susacak ve konuşmayacak idiysem niye yurdumu terkettim. Hayatımı ve geçimimi onca tehlikelere attım. Bu yolda bundan çok daha büyük sıkıntı ve zorluklar çektikten sonra, niçin davamdan döneyim?
Alim ve aydınlara düşen; cahillere uymak, onların yolundan gitmek midir? Yoksa onları irşad etmek; yanlışlarını göstermek midir?
Yazık ki yazık! Ben dini savunurken Müslümanlardan destek değil, köstek göreceğim. Müslümanların dininden ezayı gidermeye çalışırken, Müslümanların ezasına maruz kalacağım!
O halde hayat kötü, ilaç hastalıktır ki, doktor hastaya tabi oluyor. Islām, bu yeni ve gizli düşmanlarından, ayrıca korkak ve ahmak dostla-rından gördüğü zararı, hiçbir eski düşmanından görmemiştir.
Ne yazık ki, uyuyanlar için uykusuz kalmışım!
Resulullah (sav) şöyle buyuruyor:
"Ümmetimin zalime 'sen zalimsin' demekten korktuğunu gördüğün za-man onlara veda et. "6
Insanlara ayle bu zaman gelecek ki, doğru söyleyen valanlanacak valancı doğrulanacak, emin hain olarak göralecek, hain the emin görnle cektir Danyanın en mutlu insanı Allah ve Resulane inanmayan Lalca ogla
Bu giristen sonra, başarı Allahlandır diyerek asıl konumuza bagla yalım
Kemalistlerin hilafet ve hükümeti birbirinden ayırmalarının Islam şeriatına aykırı olduğu selim fitrat sahipleri için hiçbir tartışma ve araş tırmaya yer bırakmayacak kadar açık, bedihi bir gerçektir.
Müslümanların bir gün bu mesele üzerinde tartışacakları hiç hatırı ma gelmezdil
Bu olayda, Muslumanların göremedikleri çok ince bir nokta vardır. Bu olayın şeriata aykırılığı normal olarak değerlendirilemez. Bu olay, günahkar Müslümanların bazen iyi, bazen kötü ameller işleyip, bunları birbirine karıştırması olayına benzemez. Çünko Allah'ın böyle kullarını affetme olasılığı vardır. Kemalistler ise bu olayı bilinçli olarak tasarla mış ve yapmışlardır. Çünkü onların asıl hedefleri tamamen lalam şeri atından yukümluluklerinden kurtulmaktır. Şeriatı yok etmektir.
Boylece bir bakıma halife tarafindan egemen oldukları devletlen is lam şeriatına uygun olarak yönetmek uzere atanınmış oluyorlardı
dur Bilakis Abdulmecidin kendisi, Ankara hukometi tarafından atan Oysa Ankara hukometinin ne vekaleti, ne de atanmat sözkonusu miştir
Tarihi vesikalar, halifenin sultan ve emirleri atadığım gösterir. Aksh ne delalet eden bir vesikaya rastlamak ise mümkün değildir.
3. Tariht vesikalardan anlaşıldığı üzere geçmiş mustaz af halifeler donemindeki halifeler emir ve sultanlara, Islam şeriatını uygulamalan üzerine hükümet yetkisi ve vekaleti verirlerdi.
Kemalistler ise, sırf dint hükümler uygulanmasın diye, hilafet ma kamını maskaralık hale sokmuşlardır
4- Geçmiş dönemde vuku bulan başkaldırılar, İslam dinine değil, halifelerin şahsına veya otoritelerine yönelikti. Günümüzde ise hedef bizzat İslam dinidir. İslam dini hayattan sökülüp atılmak istenmektedir.
FRANSIZ DEVRİMINI TAKLIT 10
5- Kemalistler, Fransızların kilise ve devlet işlerini birbirinden ayır makla sonuçlanan büyük devrimlerini taklit etmeye çalışmaktadırlar. Beyanatları ve eylemleri bunu gösteriyor.
Muslüman ulemanın ise, bu devrimin tahlilini yapmak bir yana, daha bu devrimden bile haberleri yok.
Dolayısıyla da hilafet ve devlet işlerinin ne anlama geleceğini idrak edemiyorlar!
6- Geçmiş dönemdeki emir ve sultanlar, halifeden aldıkları vekalet dolayısıyla, halifenin halifeleri konumundaydılar. Böylece hilafet ve hü-kûmet etme yetkilerine sahip olmaları hasebiyle filen halife-sultan idi-ler. Aslında gerçek halife onlardı. Hükümet etine olanağından yoksun halifenin halifeliği ise, isimden ibaretti.
Hilafet, Resulullah (sav)in ümmetini yönetmek üzere, ona vekalet etmekten ibarettir. Kısaca, kim Islam şeriatını uygular ve Müslümanla rın çıkarlarını sağlayıp korursa, ünvanı halife olmasa da, gerçek halife odur. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor. "Ey Davud! Biz seni yeryüzünde ha life kıldık. O halde insanlar arasında hükmet" (Sad süresi).
Bu esasa binaen, diyebiliriz ki, yönetim ve hükmetme gücune sahip bir sultanın halifeliği, hükümet etme gücünden yoksun halifenin hali-feliğinden daha geçerli ve daha sahihtir. Şeriatm ruhuna ve usulüne da-ha uygundur.
nasıl diledikleri gibi müsadere ettiklerinin açık bir belgesi. Bu kitabın bendeki çok az sa yısından bir tanesini değerli arkadaşım eski Meşihakatul-Islamiye vekili Mehmed Za-hide hediye etmiştim. O da diğer bir kitabımla beraber (Müctehidlerin Kıymeti) bu ki tabımı Müslümanların istifade etmesi için Kahire Merkez Kütüphanesine bağışladığını bildirdi. Her ne kadar bu kitapların dili Türkçe ise de umulur ki, istifade edenler olur. (Mustafa Sabri)
YanıtlaSil
yuksel14 Temmuz 2026 10:13 CAMIU D-DUVEL
CAMIU'D-DÜVEL
Osmanlı Tarihi (1299-1481)
Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah
Yayıma Haz. Doç. Dr. Ahmet Ağırakıça (Büyük boy)
"Müneccimbaşı Tarihi" adıyla ün kazanmış olan Câmiu'd-Düvel, daha çok "Sahäifu'l-Ahbar ünvanıyla, yazılışından kısa bir süre sonra yapılmış Türkçe tercümesiyle tanınır. İslami genel dünya tarihi yazma geleneğinin son temsilcisi sayılabilecek bu muhteşem eser, Islâm ve Osmanlı tarihiyle uğraşanların daima başvurmak zorunluluğu duydukları bir kaynak kitap olma özelliği taşıyor. Buna karşılık eserin aslı basılmadığı için pratik ve teknik zorluklar yüzünden pek az istisnayla hemen bütün araştırmacılar tarafından sadece Türkçe tercümesinden yararlanılmasının ilmi bakımdan sakıncalı olacağı açıktır. Bu düşünceden hareketle gerçekleştirdiğimiz çalışmanın, konuyla ilgilenen meraklı okuyucular ve araştırmacılar için yararlı olacağını umuyoruz.
Yeni Hind seyhi Gandi, meydan okuyucu olum orucunu tuttu
Belk, Hind ve Sindin seyhulistami ise olaman kenarında gezinmekte
Ancak dki eru arasında, inkar edilemeyecek acaip ve ebedi bir fark vardı
bulmakla beraber oruc tutmakta, Ben ise Mısır'a geldiğimden beri birşey bulama-
Onun orucu rom insanların mevzubahsi olurken, Benin erucumdan ise benden başka kimsenin haberi yok."
Konumuz Gandi değil, ama okuyucunun dikkatini önemli bir noktaya çevirmek is-morum Medyanın Gandiye büyük ilgisinin asıl nedeni, onun bu tavırlarıyla ülkede In-gihzlere karşı Muslumanların başlattığı İslamı cihad hareketine engel olması nedeniyle-du
Seyhulislam Mustala Sabri daha sonra, Islam yolunda çektiği sıkıntılara değiniyor:
"Cektiğim tüm sıkıntılar İslam yolunda Ben ölürsem bile, benden sonra o yaşasın Cagdas Muslimanlara rağmen yaşasın, ki Onlar dinlerini ziyan ettiler, ahtlerine vefa etmediler Benim gibisi ölür bilinmez, Eger seyhleri Hind seyhi olsaydı!"
Abdulfettah Ebu Gudde (Safahat min Sabri'l-Ulema)
Turkiye'de Arap harflerinin kaldırılması, Türk milleti ile Kur'ân-ı Kerim arasında engel koymak içindi. Böylece bir hükümet kararıyla Türk milleti, tüm bir kültür mira-sından mahrum bırakılıyor, halk bir gün içinde okuma-yazma bilmeyen ümmi konumu-na düşürülüyordu. Bu tarihin en garip kararlarından biridir. Bundan dolayı, Türkiye şimdiye kadar ne uluslararası çapta bir edebiyatçı, ne bir bilim adamı, ne de tarihçi ye-tiştirmiştir. Nasıl yetişsin? Yazmayı daha iki nesil önce keşfettiler.
bkz. Muhammed Celal Keşk, Hıvar fi Ankara.
Hadisi, Ahmed, Tirmizi ve Ibni Mace, Sehl b. Saad'dan rivayet etmişlerdir.
Dint Müceddidler isimli kitabımda, bu sözün bir hadis olmadığını açıklamıştım. Bu kitap henuz daha yeni basılmışken, aniden İstanbul'dan ayrılmamız gerekti. Ne yazık ki kitabımın basılmış bir nüshasını almaya vaktim olmadı. 950 adet kitap, Evkaf Matba-asında iken, gazetelerden anladığıma göre Kemalist hükümet tarafından müsadere edil-miştir. Kitap, laiklerin zayıf akıllarıyla eleştirdikleri birçok İslamı hükmü savunmaktay-h. Eger Islam uleması bu kitabı görebilselerdi, sonra da Kemalistlerin bu kitabı müsade-re ederek yayılmasını engellediklerini bilselerdi, sadece bu husus, onların anlayışlarını düzeltmeye ve işin gerçek yüzünü görmelerine yeterdi. İşte Kemalistlerin ilme göster-dikleri saygı! İşte fikir hürriyeti! Bana ait bir malı ki bir nüshasıbır Türk lirası idi-
Kemalistlerm bedenlerinde, Itihatçıların ruhlarını yeniden tade ettiler Bunun için de. galip devlet salatıyla, Istanbul hukümetinin tüm olumlu icraatlarını engellediler. Huka metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalısı ha kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların Izmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir. Şüphesiz Ingilizler bu tyliklerini Mustafa Kemal'den korktukları için değil, bazı çıkarları doğrul tusunda yapmışlardır. İngilizler böylece Mustafa Kemal'i muzaffer komutan olarak, Müslümanların gözunde kahramanlaşmasım istediler. Zira onun Islam'a olan tavrının farkındaydılar. Kendilerinin yapamadıklarını, o yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu.
O halde, ben nasıl İngilizlerle anlaşmakla suçlanıyorum? Hakikat şu ki, İngilizler vatanımızı işgal ederek tüm zenginliklerimize el koydular, biz ise, boş ceplerimizle ulke mizi terketmek zorunda kaldık. Biz, devletin en ust makamlarına yükselmemize rag men, devletin olan bir çöpe dahi dokunmadık. Sermayemiz, yoksulluk ve iffetimizden ibarettir. Devletin malını canımız pahasına korumaya çalıştık. İngilizlerin bize tek iyili-gi, İstanbul'dan güvenli bir şekilde ayrılmamızı temin etmeleri olmuştu. Zira o gün Ke-malistler Ali Kemal Bey'i ele geçirerek şehid etmişlerdi. Yanımızda ancak giyeceklerimiz ve birkaç ev eşyası vardı. Geminin ancak üçüncü mevkiine binebildik. Ailemin arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olmasına rağmen, bizi soğuktan koruyacak kışlık giysiler-den mahrumduk.
Ingilizlerin bizi zorla ülkemizden çıkarmamalarına ve çıkarken de bize yumuşak davranmalarına, Kemalistlerin ise ülkeyi bizden temizlediklerine dayandırarak mı bizi vatan haini, ülke satıcısı ilan etmekteler? Madem öyle, ülkeyi İngilizlerden niçin temiz lemediler? Bu büyük mutluluğa erişmek için, gerekli güç ve maharetten mi yoksunlar, yoksa ülkeyi İngilizler'e satan aslında onlar mı? Bizim yoksulluğumuz, güvenilirliğimi-zin en büyük kanıtı olduğu gibi, bazı hasımlarımızın zenginlikleri rakiplerimiz hakkın da şüphe uyandırmaktadır. Zira onlar bu zenginliklerine, Ingilizlerin ülkeyi işgal etme lerinden sonra kavuşmuşlardır. Bu acı ittihamdan dolayı, kimse bizi kınamasın. Çünkü onların bize yönelttikleri mantıkla karşılık veriyorum. Bu luks saraylar onlara babaların-dan mı kaldı?
(Mustafa Sabri)
Şeyhülislam Mustafa Sabrinin, hasımlarını cevaptan aciz bırakan sözleri. Sonra, gazetelerden Hindli lider Gandi'nin, Ingilizleri protesto amacıyla oruç tuttuğunu öğreni yor ve duyguları bir anda alevleniyor. Bunu, yazdığı şiirde söyle ifade ediyor.
Bu kıyaslama, bugun için de geçerlidir Bu milliyetçı, Batıcı ve ithal rejimlerinin ayıbı olarak sırıtmaktadır Insafla düşünelim Sorunlarımız daha çoğalmış, kımlığımız sı-lınmış ve birliğimiz yıtirilmemiş mıdır? Düşmanlarımız bızı dilediklerı yöne şimdi daha çok süruklemiyorlar mı?
2Sözünü ettiğimiz bu gerçekler iyice araştırılırsa, Ismet Paşa'nın Lozan Konferansın-da elde ettiğı başarı konusunda ipucu elde edilebilir Ismet Paşa, Lozan'da, Osmanlı Devleti'ni ezen kapıtülasyonların ve Batı devletlerine tanınan diğer ayrıcalıkların kaldı-rılması başarısını göstermiştir. Peki, savaş meydanlarında Ingilizlere karşı hiçbir başarı gösteremeyen Ismet Paşa, acaba Lozan'da bu başarıyı nasıl gösterdi?
Lozan Konferansının dağılıp, siyasi heyetlerin kendi ülkelerine dönmelerinden son-ra, Ingiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, İsmet Paşa'nın başarısındaki gizli sırra işaret et-miştır İngiliz Parlamentosunda bu konu tartışılırken, bazı parlamenterler Lozan Antlaş-masının sonuçlarına itiraz etmekte, bunun Ingilizler için siyasi bir yenilgi olduğunu sa-vunmaktaydılar. Bunun üzerine müsteşar, şöyle demiştir: "Türklerin eski devletleriyle yeni ulusal devletleri arasındaki farkı iyi ölçün. Yani yeni devlet, geçmişiyle ve İslâm älemiyle ilişkilerini koparmış, kendi içine kapanmış küçük bir devletçiktir. Osmanlı devleti defalarca Yunan'ı yenmiş, Atina kapılarına kadar dayanmıştı, ama yabancılara ta-nınan bu imtiyazları kaldıramamıştı.
Istanbul ve Ankara gazeteleri arasında yaşanan gerginlikten sonra, Istanbul'da bası-lan Vakit gazetesi, sözünü ettiğimiz Lozan başarısının gizli sırlarına değinmişti. Gazete-nin yazarlarından Mehmed Asım 10 Kasım 1923 tarihli başyazısında şöyle diyor: "Ingi-liz gazetelerinin, hilafet ve yönetim şekli böyle oldukça, azınlıkların haklarının savunu-lamayacağını ve yönetimin çağdaşlaşamayacağını yazdıklarını unutmadık. Sevr Antlas-masının bu denli ağır maddeler içermesinin nedeni, devletin hilafet hükümeti tarafından yönetilmesiydi."
Ingilizler, Sultan Vahdeddin'le anlaşıp devletin bu yapısını değiştiremediler, ama Ke-malistlerle anlaşarak bu gayelerine ulaştılar.
* Ingiliz vesikalarından öğrendiğimize göre, Lozan'da yapılan gizli görüşmelerde In-gilizler barış için şu şartları koymuşlardı: 1- Kesin olarak hilafetin kaldırılması, 2- Tür-kiye'de Islam şeriatının kaldırılması, 3- Türkiye'deki tüm dini faaliyetlerin durdurulma-sı, 4- Osmanlı anayasasının yeni, laik anayasa ile değiştirilmesi.
3Savaş henüz daha yeni bitmişti ve biz büyük bir yenilgiye uğramıştık. Oysa Mısır için böyle birşey söz konusu değildi. Yeni bir savaşa girmekten kaçındığımız için bizi mazur görmeleri gerekiyor. Sonra Ingilizlerin ülkemizi işgal etmelerine sebep olanlar, Kemalistlerin kardeş ve ortakları İtuhatçılardır. İngilizler, hedeflerinı tamamlamak için,
3859- Sağ elini ağrı duyduğun yere koy, yedi kere oraya onu şöyle diyerek sür: "Eûzü bi izzetillâhi ve kudratihî min şerri mâ ecidü." Her sürmede bunu oku.
-٣٨٦٠ ضَعِى يَدَكِ عَلَيْهِ ثُمَّ قُولى ثَلاَثَ مَرَّاتٍ بِسْمِ اللهِ اللَّهُمَّ أَذْهِبْ عَلَى مَّرَ مَا أَجِدُ بِدَعْوَةِ نَبِيِّكَ الطَّيِّبِ الْمُبَارَكِ الْمَكِينِ عِنْدَكَ بِسْمِ اللهِ الخرائطى كر عن اسما بنت ابى بكر قالت خرج فى عنفى خراج فتخوفت منه فسألت النبي ع ص قال فذكره)
3860- Elini çıbanın üstüne koy, üç kere şöyle de:
"Bismillah. Allâhümme ezhib annî şerre mâ ecidü bi dô. veti nebiyyiket tayibil mübârakil mekîni ındeke bismillah."
٣٨٦١ - ضُمَّ سَعْدٌ فِي الْقَبْرِ ضُمَّةً فَدَعْوَتُ اللَّهَ أَنْ يَكْشِفَ عَنْهُ (ابن سعد والحكيم ك عن ابن عمر)
3861- Sa'd (r.a.)'a kabri iyice daraldı. Onu rahata ka-vuşturması için Allah'a dua ettim.
3862- Sağ elini kalbinin üstüne koy, onu sür ve şöyle de:
"Bismillah* Allâhümme dêvinî bi devâike veşfinî bi şifâike ve ağninî bi fadlike ammen sivâke vahzir annî ezâke" duayı Ra-sulü Ekrem bir kadına öğretmiştir.
3863- Allah'ın masiyetini emretmedikçe, bir müslümanın hükümdara itaat etmesi vazgeçmez bir görevdir. Allah'a masiyeti emrettiği zaman ona katiyyen itaat yoktur.
٣٨٦٤ - طَاعَةُ النِّسَاءِ نَدَامَةٌ (عق والقضاعي وابو على الحداد في معجمه كر عن عائشة)
getirir. 3864- Mühim işlerde kadınlara boyun eğmek pişmanlık
dan ilgisini kesmiş kimseye durmadan beddua eden silasi rahim den dolayı gülüyorum." Ben de: "(Sıla-i rahimi etmeyenle edilme yen) arasında kaç kuşak var?" diye sordum. O da: "Bes baba ku şak diye cevap verdi."
-٨٤ اثاني جبريل فقال لى أن الله يأمرك أن تأمر أَصْحَابَكَ أنْ يَرْفَعُوا أصواتهم بالتلبية فانها من شعار الحج (حم) هـ ع هب حب ك ض طب وعبد بن حميد وابن خزيمة عن زيد بن خالد)
84- "Cebrail bana gelip şöyle dedi: "Allah ashabina, tel.
biyede seslerini yükseltmelerini emretmen için ferman buyuruyor. Çünkü o, haccın alametindendir."
أَتَانِي جِبْرِيلُ بِقِدْرٍ يُقَالُ لَهُ الْكَفِيتَ فَأَكَلْتُ مِنْهُ أَكْلَةً فَأَعْطِيتُ قُوَّةَ أَرْبَعِينَ رَجُلاً فِي الجَمَاعِ (حل عن صفوان عن أبي هريرة)
85- "Cebrail bana adını (kifit) denilen bir kapla geldi. Ben de içindeki cennet yemeğinden yedim. Bunun üzerine bang kırk kişinin cinsi münasebet gücü verildi."
innâ ileyhi râciûn" dedi. Ben de: "Evet, inna lillâhi ve innâ ileyhi 86- "Cebrail bana ansızın (hemen) gelip: "İnnâ lillâhi ve
36
YanıtlaSil
yuksel15 Temmuz 2026 01:56 ráción. Neden böyle söyledin ey Cibril?" dedim. Cebrail: "Um-metin senden az sonra fitneye düşecektir" dedi. Ben: "Küfür fitne si mi yoksa sapıklık fitnesi mi?" diye sordum. O da: "Hepsi de olacak" diye cevap verdi. Ben de: "Onlara ben Allah'ın kitabını bırakıyorum, şu halde nereden anz olacak bu hal onlara?" de-dim. Cebrail: "Allah'ın kitabı ile amel etmeyecekler. Bundan do-layı sapacaklar ve bunun ilki de âlimleri ve amirleri tarafından olacaktır. Çünkü emirler insanlara haklarını vermeyecekler. On-lar da bu sebeple çarpışacaklar. Alimler de emirlerin arzularına tabi olacaklar, sapıklığa iyice dalıp gidecekler dedi. Ben de: "Onlardan kurtulmak isteyen bundan nasıl kurtulur?" diye tekrar sordum. Cebrail de: "Onların yanından uzaklaşarak ve sabrede-rek. Kendilerine verdiklerini alıp, vermediklerini de terk edenler (kurtulacaklar bu fitneden)" dedi.
87- "Bana Cibril gelip dedi ki: Ey Muhammed! Rabbin sana selam söylüyor ve şöyle diyor: "Kullarım arasında imanını ancak zenginlikle muhafaza edenler vardır. Onları fakir kılarsam hemen küfre saparlar. Kullarım içinde fakirlikle imanlarını koru-yanlar da vardır. Onları zengin yaparsam hemen küfre saparlar. Kullarım içinde imanlarını sıhhat sayesinde koruyanlar da var. Şayet onları hasta yaparsam hemen küfre saparlar."
88- "Cibril bana gelip şöyle dedi: "Ey Muhammed! Al-lah, şaraba, onu yapan, yaptırana, içene, taşıyana ve kendisine taşınana, satana, satın alana, içene, içtirene lanet etmiştir."
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 46 1 Sizden biri hoşuna giderken bir rüya gördüğünde sol gördüğünde üç defa tükürsün ve şeytandan Allah'a sığınsın ve üzerinde olduğu yanından başka bir yere dönsün. Hz. Câbir (ra) 46 2 Sizden biri hoşlandığı bir rüya görürse o ancak Allah'tandır. Öyle ise Allah'a hamd etsin ve onu anlatsın. Bunun gayrısını, yani hoşlanmadığı bir rüya görürse, o da ancak şeytandandır. Bulunduğu yerde Allah'a sığınsın ve onu hiç kimseye anlatmasın. Bu takdirde kendisine bir zarar olmaz. Hz. Ebû Said (ra) 46 3 Sizden biri kendinde, malinde veya kardeşinde hoşuna giden bir şey görürse bereketle dua etsin. Zira nazar haktır. Hz. Amr İbni Rabia (ra) 46 4 Sizden biri derde yaşadığı birini gördüğünde kendi kendine: "Hamd olsun o Allah'a ki, onu mübtela ettiği şeyden bana afiyet verdi. Onun ve pek çok kulunun üzerine beni tafdil etti." derse bu, nimetin şükrü olur. Hz. Ebû Hüreyre (ra) 46 5 Sizden biri bir ölüm gerçekleştiğinde onunla birlikte yürümeyecekse cenazeyi arkada bırakıncaya kadar, yahud cenaze onu arkada bırakana kadar, yahud da o onu arkada bırakmazdan önce cenaze yere indirilinceye kadar ayakta kalsın. Hz. Abir İbni Rebia (ra) 46 6 Sizden biri yaralanmış veya kızıl olduğundan kendinden üstün birini görürse, kendisine ait olanın daha yüksek birine bakması, kendinden daha aşağısına bakması. Hz. Ebû Hüreyre (ra) 46 7 insanların alışverişlerini, emanetlerini hafife aldıklarını, ve -parmaklarını bir arada geçirip-böyle bir şekilde görüldüğün zaman evini tercih et, lisanına sahip ol, maruf kişinin al, münkeri bırak, kendi işlerinile zamanlarında ol ve aminin olanları bırakır. Hz. Abdullah İbni Amr (ra) 46 8 Ümmetimin zalime "Sen zalimsin" demekten korkulannu görürseniz başarısız olursunuz. Hz. Abdullah İbni Amr (ra) 46 9 Alimin sultanla çok sıkı ihtilatta olduğunu görürsen bil ki, o hırsızdır. Hz. Ebû Hüreyre (ra) 46 10 Bir kul masiyetlere devam ederken, dünyadan sevdiği şeyleri Allah'ın ona tavsiye ettiği zaman, bu muhakkak ki o kimse için Allah'tan bir "istidraç" tır. Hz. Ukbe İbni Amir (ra) 46 11 Kardeşinde haya, emanet ve sıdk gibi üç hasleti görüldüğünde ondan (dilediğin bir şeyi) ricada bulun. detayları göremediğinde ricada bulunmuyor. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 46 12 Şayet ahiretle ilgili bir şey talep edildiğinde onun sana kolaylaştırıldığı ve ancak, dünya çapında arzu edilen bir şeyin zorlaştırıldığı görüldüğünde bunu bil ki, sen mutlaka güzel bir hal üzerindesin. Yine de sen ahirette eklenen bir değişiklik zorlaştırılıyor ve dünya çapındaki arzunun sağladığı bir şeyin sana kolaylaştırıldığını görüyorsen bil ki, sen kötü bir hal üzerindesin. Hz. Ömer (ra) 46 13 Mezi görüldüğünde uzvunu yıkadı ve namaz abdesti gibi abdest al, meni (fışkırarak) geldiğinde gusül abdesti al. Hz. Ali (ra) 46 14 İki mü'min kardeşinin arzdan bir karış toprak için muhhasama göreceğinde, o yerden hemen çık. Hz. Ebüdderda (ra) 46 15 Müteşabih ayetlere tabi kişilere gördüğünüzde, işte onlar Allah'ın Kur'an'da isimlendirdiği kimselerdir ki, yetişenlerden uzak durun. Hz. Âişe (r.anha
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 389 1 Semadan inen ve semaya çıkan hiç bir melek yoktur ki, Lâ havle velâ kuvvete illâ billah demesin. Hz. Ebû Hüreyre (ra) 389 2 Hiç bir sadaka malının eksiltir olmadığı. Allah affeden kulun ancak izzetini arttırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse, Allah da onu yükseltir. Hz. Ebû Hüreyre (ra) 389 3 Sizin yazdığınız ve Bana ulaşan şu kitaplar nedir? Allah'ın kitabı ile bir kitab mı? Nerede ise Allah onu yazmanızdan gazab sürecek. Allah isterse geceleyin onu yürütür, yapraklarında ve bazında ondan bir şey bırakmaz onu giderir. Kimin de hayrını murad ederse "Lâ ilahe illallah"ı baki eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 389 4 Bir kavim ahdi bozarsa aralarında katl zuhur eder. Bir kavimde fuhuş zahir olursa onların ölümü musallat olur. Bir kavim de zekatını verense Allah'ın desteklediği yağmuru tutar (Bereket kalır). Hz. Abdullah İbni Büreyde (ra) 389 5 Bir adam, yetmiş şeytandan kurtulmadıkça, sadakadan elinden bir şey çıkaramaz. Hz. Büreyde (ra) 389 6 Erkek ve kadın mü'mine nefsine, çocuğa ve malına, Allah'a mulaki zamana kadar bela gelinceye kadar devam eder, nihayet bir günahı kalmayana kadar. Hz. Ebû Hüreyre (ra) 389 7 Bende olan hayrı Benden asla saklamam. Kim iffetli kalmak isterse Allah ona iffet verir. Kim mustağni kalmak üzere Allah onu ağani olarak kullanır. Kim sabr etmek isterse Allah onu kullanır. Hiç bir kimseye ata ve hayır cihetiyle "sabır"dan daha geniş daha ihsan verilmemiştir. Hz. Ebû Said (ra) 389 8 Sizden biri bir din kardeşinin nefsinde veya malinde hoşuna giden bir şeye gelen onu tebrik etsin ve "Bârekallah" desin. Zira nazar haktır. Hz. Sehl (ra) 389 9 Seni beni dinlemeye, sana sabaha geldiğinde ve akşama vardığında şöyle söylemeni tavsiye etmeme ne mani oluyor? "Ya hayyu ya kayyum, birahmetike esteğîsu aslih lî ve şe'nî küllihî ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin" (Ya Hayyu ya Kayyum Rahmetinden istimdad ederim. Bütün işimi islah et ve beni göz kapayacak kadar bir zaman bile nefsime bırakmaya kadar) Hz. Enes (ra) 389 10 Maîşeti müşkilleşmiş bir kimsenin evinden geldiğinde bunu demesine ne mani var?: "Bismillahi alâ nefsî ve mâlî ve dînî Allahümme raddinî, bi kadâike ve bâriklî fîmâ kuddiralî hattâ lâ uhibbe ta'cîle mâ ahharte ve te'hîra mâ acelte." (Allah adı ile başlar, nefsimi, malımı ve dinimi korumasını dilerim. Hz. İbni Ömer (r.anhüma
Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 247 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
3922- Allah, Adem Aleyhisselam'a bin sanat öğretti ve ona şöyle buyurdu: "Çocuğuna ve zürriyetine de ki: "Sabredemi-yorsanız, dünya maişetini ve geçimini bu sanatlarda çalışarak isteyin, dini alet ederek maişet temin etmeyi istemeyin. Çünkü din sadece bana mahsustur, benim için icra edilir. Dünyayı din ile is-teyenin vay haline, vay haline!"
٣٩٢٣ - عَلِّمُوا الصَّبِيَّ الصَّلَوةَ ابْنَ سَبْعِ سِنِينَ وَاضْرِبُوهُ عَلَيْهَا ابْنَ عَشَرَ حم طب ك ت صحيح عن مسرة)
3923- Çocuğa yedi yaşına girince namazı öğretin, on yaşına girince kılmazsa dövün.
3924- Bir valide beş hasletin bulunması gerekir: Hakkıy-la ganimet toplama, onu yerinde harcamak, halkın işlerini gör-mek için bildiği iyi kimsenin yardımını istemek, halka iyi davran-mak (onları zor durumda bırakıp helak etmemek), bugünkü işi yarına bırakmamak.
5. Idarecileri Allah'ın Kitabı ile amel etmeyip, indirdiği hüküm lerden işlerine geleni seçtikçe, Allah onların hesabını kendi araların da görur (fitne, fesat ve anarşi belasına maruz kalırlar)." (Ibn-i Mace, Fiten, 22, Hakim, IV, 583/8623; Beyhaki, Suab, III, 197)
Rasûlullah K Efendimiz şöyle buyuruyorlar:
"(İdarecilik ve håkimlik gibi) işlerini kadınlara veren bir toplum kesinlikle felaha eremez!" (Buhari, Meğāzi, 82)
"İdarecileriniz hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz cömert kimselerse, işlerinizi aranızda istişare ile hallediyorsanız, bu durum da yerin üstü, altından hayırlıdır.
Eğer idarecileriniz şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleri niz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden daha hayırlıdır." (Tirmizi, Fiten, 78/2266)
Zira böyle bir toplumda artık dînin emirlerini ikäme imkânı kalmaz...
Hazret-i Ali anlatıyor:
Rasûlullah bir gün:
"-Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belânın gelmesi vâcip olur!" buyurmuşlardı.
Yanındakiler:
"-Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?" diye sordular.
Rasûlullah Efendimiz şöyle sıraladı:
"1. Ganimet (yani millî servet, fakir-fukarâya uğramadan sade-ce zengin ve mevkî sahibi kimseler arasında) tedâvül eden bir metâ hâline geldiği,
2. Emanet, ganimet gibi görülüp hıyânet edildiği,
YanıtlaSil
yuksel22 Temmuz 2026 06:25 204
EBEDİYET YOLCULUĞU
3. Zekât, ibadet olarak görülmeyip büyük bir yük ve kayıp ola rak teläkki edildiği.
9. Bir milletin idarecisi en alcakları olduğu, (Nitekim bu, zaman zaman dünyanın muhtelif devletlerinde görülebilen bir hådisedir.)
10. Bir kişiye şerrinden korkularak hürmet edildiği,
11. Çeşitli isimlerle îmâl edilen içkilerin serbestçe içildiği,
12. İpek elbiselerin erkekler tarafından giyildiği,
13-14. Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletlerine alâka arttığı, (Günü-müzde sanat, bale, konser vb. adlar altında; bar, gazino ve benzeri sa-lonlarda ve hatta radyo, televizyon gibi çeşitli mecrâlarda -maalesef- çok yaygın hâldedir.)
15. Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip ge-çenlere lânet ettiği zaman, (Günümüzde bazı gâfillerin ecdâdımız Osmanlı'ya ve geçmiş İslâm âlimlerine buğz etmesi gibi.)
İşte o zaman, (mü'minlerin ruhlarını kabzeden) kızıl rüzgârı, ye re batışı veya domuz ve maymunlara çevrilmeyi, 110 zelzeleyi ve gök-ten taş yağmasını bekleyin.
Ondan sonra birbiri ardınca pek çok alâmet zuhûr eder ve bun-lar, ipi kopan eski bir gerdanlığın ardı ardına düşen taneleri gibi bir-birini takip ederler. "111
۳۹۲۵ عِلْمُ البَاطِن سِرٌّ مِنْ أَسْرَارِ الله تَعَالَى وَحُكْمُ مِنْ حُكم الله يقذفه فى
قُلُوب مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِباده الديلمى عن على)
3925- İlm-i bâtın, Allah'ın sırlarından bir sır, Allah'ın hik. metlerinden bir hikmettir. Bunu dilediği kulların kalplerine koyar.
٣٩٢٦ - عَلَيْكَ بكثرة السُّجُود فَإِنَّكَ لاَ تَسْجُدُ اللهَ سَجْدَةَ الأَ رَفَعَكَ اللهُ بمَا دَرَجَةً وَحَطَّ عَنْكَ بِمَا خَطِيئَةً (حم) م ت حسن صحيح ن هـ حب وابن خزيمة عن لوبان وابي الدرداء معا)
3926- Secdeye devam etmelisin. Çünkü ne zaman Allah. 'a bir secde yaparsan, mutlaka sana bir derece ihsan eder, bir hatanı (amel defterinden) düşürür.
۳۹۲۷- عَلَيْكَ السَّمْعَ وَالطَّاعَةَ فِي عُسْرِكَ وَيُسْرِكَ وَمَنْشَطِكَ وَمَكْرَهِكَ وَأَثْرَةِ عَلَيْكَ (حم م ن وابن جرير عن ابي هريرة)
3927- Güçlükte, kolaylıkta, neşe ve üzüntü hallerinde ol-sun, mutlaka emiri dinleyip itaat etmelisin.
۳۹۲۸ - عَلَيْكَ بِطِيبِ الْكَلاَمِ وَبَدْلِ السَّلامِ وَإِطْعَامِ الطَّعَامِ (حب عن هاني بن يزيد )
3928- Güzel söz söylemelisin, bol selam vermelisin. Ye-mek yedirmelisin.
۳۹۲۹ - عَلَيْكَ بِالصَّوْمِ فَإِنَّهُ لاَ مِثْلَ لَهُ (حم ن ع حب طب ك هب ق ض وابن خزيمة عن ابي امامة)
yoktur. 3929- Oruç tutmalısın. Çünkü onun ibadette benzeri
yuksel23 Temmuz 2026 01:34 kapılanından bir kapıdır. Cehennem kapılarından bir kapı olan 3934- Doğrudan ayılmayın. Çünkü doğruluk, cennet yalandan da şiddetle kaçının.
3936- Gece ibadetine önem vermelisiniz. Bu sizden ön. ceki salih kişilerin adetidir. Çünkü gece ibadeti kişiyi Allah'a yak. laştırır, günahtan uzaklaştırır, kötülükleri bertaraf eder, cesetten hastalıkları da kovar.
3937- Hüzünden ayrılmayın. Çünkü o, kalbin anahtarı-dır. "Ey Allah'ın Rasulü! Hüzün nasıl olur?" diye sordular. "Kendi-nizi açlık ve susuzlukla terbiye edin." buyurdu.
Is qüvenliği kavramı modern bir terim olmakla birlikte, İslâm dini ve Peygamber Efendimizin (asm) hadisleri, can güvenliğini koruma, işi sağ-lam ve güzel yapma, kul hakkına riayet etme ve adaleti gözetme gibi temel ilkelerle iş güvenliğine işaret eden önemli esaslar koymuştur.
İş güvenliği ile doğrudan ilişkilendirilebilecek, işin sağlam yapılması, can ve mal emniyetine önem verilmesi gibi konuları içeren bazı hadis-i şeriflere bakarsak:
1. İŞİN SAĞLAM VE GÜZEL YAPILMASI
İş güvenliğinin temelini, yapılan işin özenle, ku-sursuz ve sağlam bir şekilde yapılması oluşturur. "Allah Teâlâ, birinizin yaptığı işi en güzel şekilde yapmasından ( itkan) memnun kalır."
Bu hadis, işin sağlam yapılmasının önemini vur-gular. İşin sağlam ve hatasız yapılması, hem kaza-ların önlenmesi hem de üretilen mal ve hizmetin kalitesi açısından hayatî öneme sahiptir. (Taberāni, Mu'cemü'l-Kebir, XXIV, 306.)
2.CAN GÜVENLİĞİ VE İNSAN HAYSİYETİNİN KORUNMASI
İslâm, can emniyetini temel haklardan sayar. Bu, çalışma ortamında da geçerlidir.
"Gerçek Müslüman, diğer insanların elinden ve dilinden selamette olduğu, gerçek mü'min de in-sanların kanları ve malları konusunda güvende ol-duğu kimsedir."
İnsanların can ve mal güvenliğini tehdit etme-mek, Müslümanlığın temel vasıflarındandır. İşve-ren, işçinin hayatını tehlikeye atacak bir ortam oluşturmamalıdır.
İşçiye gücünün yetmeyeceği işi yüklememek: "Onlar (hizmetinizde çalışanlar) sizin kardeşleriniz olup Allah onları sizin sorumluluğunuz altına kıl-mıştır. Böyle bir din kardeşi eli altında bulunan kimse, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giy-dirsin. Onlara güçlerinin yetmeyeceği işleri yükle-meyiniz. Şayet yüklerseniz onlara yardımcı olunuz"
İşçiye kapasitesinin üzerinde ve sağlığını tehli-keye atacak zorlukta iş yüklememek, iş güvenliği-nin önemli bir unsurudur. Eğer zor bir iş verilecek-se, işveren buna yardım etmeli ve iş yükünü azalt-malıdır. (Buhârî, Itk, 16.)
İşçiye kapasitesinin üzerinde ve sagligi keye atacak zorlukta iş yüklememek, iş güvenliği-nin önemli bir unsurudur. Eğer zor bir is verilecek-se, işveren buna yardım etmeli ve iş yükünü azalt malıdır. (Buhârl, Itk, 16.)
3. İŞÇİ HAKKININ VE ÜCRETİNİN ADALETLE ÖDENMESİ
İş güvenliği, sadece fiziki koşullarla sınırlı değil-dir, işçinin mali ve ruhi güvenliğini de içerir. "Çalı-şana ücretini, alın teri kurumadan önce veriniz." (İbni Mace, Rühün, 4.)
Ücretin zamanında ve eksiksiz ödenmesi, İşçi-nin emeğinin karşılığını hemen alması, onun eko-nomik güvencesini sağlar.
"Üç kişi vardır ki, kıyamet günü ben onların düş manı olacağım: (...) üçüncüsü de bir işçi tutup da onun emeğini istediği gibi kullanıp (işini bitirip) hakkını vermeyen istismarcılar." (Buhârí, Büyü, 106)
İşçinin emeğinin ve hakkının gasp edilmesi bü-yük bir haksızlıktır. Bu hadis, işçi haklarını koruma-da işverene ağır bir sorumluluk yükler.
4. EMANETE RİAYET VE SORUMLULUK BİLİNCİ
İşçinin de iş güvenliğine katkıda bulunması ge-reken sorumlulukları vardır.
"Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz. Hizmetçi, efendisinin malı üzerin-de çobandır ve emri altındakilerden sorumludur." (Buhâri, Cum'a, 11; Müslim, İmâre, 20)
İşçi, işverenin malını, teçhizatını ve çalıştığı yeri korumaktan sorumludur. Bu, ekipmanların doğru kullanılmasını ve işyerine zarar verilmemesini içe-rir ki, bu da dolaylı olarak iş güvenliğini etkiler.
Bu hadisler ve ilkeler, İslâm'ın, çalışma hayatın-da adalet, hakkaniyet, can emniyeti ve işi en iyi şekilde yapma gibi evrensel değerlere verdiği önemi göstermektedir. (Devam edecek)
am, udu er-an-sa-en-m-erin ye-if-atır. ne-ma in-ey ak, n-eli ir,
Bekâya giden yol ölümden geçer, Ordaki yerini dünyada seçer, Burda ektiğini ukbada biçer, Burası mezraa ahiret beyder.
Bu dünya bir handır yolcular için, Her gelen gidiyor durmazlar niçin? Cennet-Cehennemi bu handa seçin, Bu fânî hayattan bekâya geçin.
Bir misafirhane, bu fânî dünya, Burda kalmak ise pek boş bir hülya, Ahiret yolunda kalmayın yaya, Burada hazırlan dâr-ı bekâya.
Şimşek gibi geçer bu fânî hayat, Bâkî hayatadır burdan seyahat, Yolculukta lazım âlât edevât, Sana lazım şeyler sabır ve sebat.
Hayat sel gibidir akıp gidiyor, Sele kapılanlar heder oluyor, Cenab-ı Hak bize "çare var" diyor, "İman kalesine gir kurtul" diyor.
Hayatın binası yıkılır çabuk, Gün çabuk bitiyor kararır ufuk, Hemen her gün düşer binadan bir taş, Masiyete girme hemen uzaklaş.
Haraba yüz tutar bu fânî beden, Bunu anlamalı niçin ve neden, Burda bittiğinde senin vazifen, Hesap vereceksin her amelinden.
Esma-i Hüsna'nın aynası dünya, Bunları başlayın hep okumaya, Tefekkürle başlar anlaşılmaya, Tevhide deliller bitmez saymaya.
MEHMED KOVANCI
mehmet_kovanci_19@hotmail.com
sadüf üzerine kura niyetin en bâriz b anlamak için değ sürekli şüphe ün akıl, kâinattaki % zamı, rahmeti, İ mezden gelip; iza ratuvarda veya kavrayamadığı % hane ederek büt mu inkâr etmeye
٣۹۷۱ غريبتان كلمة حكمة من سفيه فاقبلوها وكلمة سفه من حكيم اغْفِرُوهَا فَإِنَّهُ لاَ حَلِيمَ إِلا ذُو عثرة ولا حكيم الأ ذو تجربة الديلمي من
علی) 3977. İki garip şey vardır: Bir sefih kimseden çıka "hikmet sözü ki, onu kabul edin. Hâkim adamın sefih sÖZÜ, K onu affedin. Zira hiçbir hakim yoktur ki, ayağı sürçmesin. Ve hic bir hakim yoktur ki, tecrübe sahibi olmasın.
3978- Kapları örtün. Kırbaları bağlayın. Çünkü senenir içinde vebanın nazil olduğu bir gece vardır. Üstü örtülmemiş kap veya bağlanmamış kırbanın içine mutlaka o vebadan bir şeyle düşer.
3979- Kapların üstünü örtün. Su kaplarının (deriden o-lanlann) başını bağlayın. Kapıları kapatın, lambayı söndürün. Çünkü şeytan başı bağlanmış su kaplarına hulul edemez, kapıyı açamaz. Üstü örtülü kabı da açamaz. Kabını örtecek odun par-çasından başka bir şey bulamazsa Besmele çekip onu örtsün. Çünkü küçük bir fare bile ev halkının başına evi yıkabilir.
۳۹۸۰ - غَسْلُ الإِنَاءِ وَطَهَارَةُ الْفِنَاءِ يُورَثَانِ الْغِنَى (خط وابن النجار عن انس)
3980- Kaplan yıkamak, evin önünü temizlemek zenginlik
getirir.
952-
YanıtlaSil
yuksel28 Temmuz 2026 01:15 ۳۹۸۱ - غَزْوَةً فِي الْبَحْرِ خَيْرٌ مِنْ عَشْرِ غَرَوَاةٍ فِي الْبَرِّ وَمَنْ أَجَاز البحر فَكَانَمَا أَجَازَ الْأَوْدِيَةَ كُلَّهَا وَالْمَايِدُ فِيهِ كَالْمُتَشَحَطِ فِي دَمِهِ" (ك عن ابن عمرو)
3981- Denizde yapılan harp, karada yapılan harptan on derece fazladır. Denizi geçen, bütün vadileri geçmiş demektir. Denize batan, kanı içinde kımıldayan şehit gibidir.
3982- İki aşırı sevgi sizi iyice saracak. Yaşama sevgisi, cehalet sevgisi. İşte o zaman ne ma'rufu emredeceksiniz, ne de münkerden nehyedeceksiniz. Allah'ın kitabı ile sünneti tatbik e-denler, ilk hicret eden muhacirlerle ensar gibidir.
۳۹۸۳ - غَطَّوا حُرْمَةَ عَوْرَتِهِ فَإِنَّ حُرْمَةَ عَوْرَةِ الصَّغِيرِ كَحُرْمَةِ عَوْرَةِ الْكَبِيرِ وَلَا يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَى كَاشِفِ عَوْرَةٍ (ك وتعقب عن محمد بن عياض)
3983- Onun (küçük çocuğun) avretini de kapatın. Çün-kü küçüğün avretinin haram oluşu büyük kimsenin avretinin ha-ram oluşu gibidir. Allah avret açıcısını sevmez.
Bütün yayın hakları Türkiye Diyanet Vakfı'na aittir. Bu eser, Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık Ticaret İşletmesi Yönetim Kurulu'nun 29.12.2022 tarih ve 174 sayılı kararı ile basılmıştır.
TDVA
YAYIN MATBAACILIK TİC. İŞLETMESİ BASIMEVİ | PRINTING HOUSE
PEKİN Üniversitesi tarafından yürü-tülen araştırmada, insan beyninin kıvrımlı yüzeyini 10 milisaniyenin al-tında bir sürede ve yüksek hassasiyetle modelleyebilen yeni bir memristör çip geliştirildi. Çin Bilimler Akademisi Şanghay Mikrosistem ve Bilgi Tekno-lojileri Enstitüsü iş birliğiyle üretilen çiple ilgili çalışma, "Science" dergisin-de yayımlandı. Zaman içinde karma-şık sistemleri takip etmek üzere nöral ağları matematiksel denklemlerle eş-leştiren yapay zeka sistemleri; fiziksel modelleme, tıbbî görüntüleme ve 3 boyutlu beyin rekonstrüksiyonunda kullanılıyor. Ancak geleneksel bilgisa-yarların bellek ile işlemci arasında sü-rekli veri transferi yapması, işlem sü-recini yavaşlatarak yüksek enerji tü-ketimine yol açıyordu. Yeni geliştirilen çip, kritik hesaplamaları doğrudan ve-rilerin depolandığı yerde gerçekleşti-rerek bellek ile işlemci arasındaki veri aktarımı ihtiyacını ortadan kaldırdı. Bu sayede beyin modelleme süreçleri çok daha hızlı ve düşük enerjiyle ta-mamlandı. 40 nanometrelik üretim süreciyle imal edilen ve 0,28 milimet-rekarelik alan kaplayan çip, 50 MHz frekansında çalışıyor. TRT Haber
Bana göre önümüzdeki yüzyılın en önemli felsefi sorularından biri de tam olarak budur.
Bu yazı, Papa XIV. Leo'nun yapay zekâ uyarıları, Yuval Noah Harari'nin "hackable humans" (Hacklenebilir insanlar) kavramı ve Said Nursînin 1 Eskişehir Hapishanesi'nde inşa ettiği e tefekkür mesleğinin özü olan "irade, tefekkür ve hakikat" anlayışıyla bir-- likte okunduğunda çok daha güçlü bir çerçeve kazanacaktır (29. Lema).
-
i -
-
Özellikle Nursî'nin insan zihnini yalnızca bilgi üreten bir mekanizma değil, hakikati arayan ve ahlâkî so-rumluluk taşıyan bir emanet olarak görmesi, Meerloo'nun zihinsel öz-gürlüğe yaptığı vurguyla dikkat çeki-ci bir diyalog kurmaktadır.
Bedenimiz gibi, zihnimiz de bize verilmiş bir emanet ise, bu emanete sahip çıkmak ve korumak öncelikli vazifemiz olmalıdır.
sunu kendimize yönelte-bilmektir. Fikrî tevazuyu içselleştir-
mek; iyi bir dinleyici olmaktır.
Belki de eğitim sistemlerinin önündeki en önemli görev artık yal-nızca bilgi aktarmak değildir; zihin-sel bağımsızlığı koruyabilecek birey-ler yetiştirmektir. Çünkü özgürlüğü-müz yalnızca konuşma hakkımızla ölçülmez.
Gerçek özgürlük, başkalarının bi-zim yerimize düşünmesine izin ver-memektir.
Bugün kendime ve öğrencilerime sık sık şu soruyu soruyorum:
Zihnimizi gerçekten biz mi yöneti-yoruz, yoksa görünmez algoritmala-rın, ekonomik çıkarların, siyasî pro-pagandaların ve dijital platformların yönlendirdiği bir akışın içinde mi ya-şıyoruz?
Bu soru yalnızca teknolojiyle ilgili değildir.
Bu soru, insan olmanın ne anlama geldiğiyle ilgilidir. Viktor Frankl, İn-sanın Anlam Arayışı kitabında, “İn-san her şeye katlanabilir; ama anlam-sızlığa katlanamaz” demişti.
Bana göre önümüzdeki yüzyılın en önemli felsefî sorularından biri de tam olarak budur,
i statistiklere göre ülkemizde iste ğe bağlı kürtajların %90'ını evli ve -çocuk sahibi kadınlar yaptırmak tadır. Bekârlarda ve gayr-i meşrû iliş kilerdeki oranların düşüklüğünün temel sebebi, bu gruptaki işlemlerin ekseriyetle kayıt dışı kalmasıdır.
Zorla yaptırılan kürtajlar ve ka-dınların en fitrî duygulan olan "an-neliğin" baskı altına alınması, onlan psikolojik olarak derin bir yıkıma sü rüklemektedir. Neticede karşımıza; kariyer sahibi olduğu, çalışıp para kazandığı hâlde, görünüşte özgür ve özenilen lâkin hakikatte antidepre-san kullanan, mutsuz ve yorgun bir kadın profili çıkmaktadır. Bir gökde-len dairesinde evcil hayvan besle-yerek tesellî bulmaya çalışan asrın "modern" kadını, aslında rûhundaki derin boşluğu bunlarla doldurmaya çalışmaktadır.
Tabiî hâlâ evliliğini devam ettire-biliyorsa... Zira bu ağır travmadan sonra pek çok kadın, kendisini kür-taja zorlayan kocasını terk etmekte,
hatta yaşadığı cinnet hâlinin tesiriy-le kendisine veya varsa diğer çocuk-larına zarar verebilmektedir. Zira hâmilelikte salgılanan hormonlar, anne ile bebeği arasında duygusal bir bağın oluşmasına yol açmakta-dır. Tıbbî zarûrete bağlı olsun veya olmasın kürtaj sonrasında kadın-lar, suçluluk, pişmanlık, ret ve inkâr, öfke, depresyon, boşluk, kayıp hissi, hüzün gibi karmaşık duygular yaşa-makta ve ciddî bir psikolojik deste-ğe ihtiyaç duymaktadırlar.
Elbette teknik imkânlar, yapılan işlemlerin insanın ruh dünyasında meydana getirdiği tahribatla ilgile-nemez. Lâkin insan, sadece beden-den ibâret bir varlık değildir. Üstelik kürtaj; rahme sımsıkı tutunurken vücuda salgılattığı hormonlarla da annenin rûhuyla kenetlenen bir varlığın, hayatına son vermenin adıdır. Bu rühî tahribâtın müşahhas neticesini göstermesi bakımından, zikredilen şu çalışmalar câlib-i dik-kattir:
٢٦٣ - إِذَا ابْتَلَى الله العبد المُسلم ببلاء في جَسَدِهِ قَالَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ اكْتُبْ له صلاح عمله الَّذِي كَانَ يَعْمَلُ فَإِنْ شَفَاهُ غَسَلَهُ وَطَهَّرَهُ وَإِنْ قبضه غفر له ورحمة (حم عن انس)
263- Allahü Teala müslüman kulunu cesedinde bir bela-ya maruz bıraktığı zaman, Allah Azze ve Celle şöyle buyurur: "Ey melek! Onun yapmış olduğu güzel amelini yaz." Şayet hastalığın-dan iyileşip kalkarsa onu yıkar ve tertemiz kılar. Kabzederse (has-talıktan ölürse) onu bağışlar ve esirger.
264- Allah bir kula buğzetti mi, ondan hayayı çıkarır. Ondan haya kalkınca, kimse tarafından sevilmediği gibi, kendisi de kimseyi sevemez. (Yine) ondan emaneti çıkarır, emanet çı-kınca ondan rahmet de çıkar. Rahmet çıkınca İslam bağlantısı kopuverir. Ondan İslam bağı kopuverince de artık onu azılı bir şeytan olarak görürsün.
265- Müslümanlar, ehli ulemaya buğzettiklerinde çarşı ve pazarlarını imar ettikleri ve dirhem elde etmek için evlendikleri zaman, Allah onlara dört şey gönderir. Kıtlık, hükümdarın zulmü, iş başında olanlardan hıyanet, düşman saldırısı.
...Mücahid, Yüce Allah'a itaat yolunda nefsinin isteklerine karşı mücadele
İYİ VE KÖTÜNÜN MÜCADELE ALANI: NEFİS
Nefis; iyiliği ve kötülüğü, fazileti ve rezaleti aynı anda barındıran bir alan-dır. İyiliği ve fazileti egemen kılmak için nefisle edilen mücadele insanın kendisiyle, hırslarıyla, sınırsız istek ve arzularıyla imtihanından başka bir şey değildir. Resûl-i Ekrem bu mücadelenin önemine bizzat değinerek şöyle buyurmuştur: "Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır..." (Tirmizi, Sifat-kayame, 25) İnsanın, kendisinden ve ailesinden başlamak suretiyle ciddi bir nefis ve irade eğitimi alması gerekmektedir. Zira sık sık rastladığımız ahlaki yozlaşmaların temelinde, insanın iradesini basiretsizce kullanarak nefsine boyun eğmesi, adeta onun sınırsız arzularının esiri durumuna düşmesi yatmaktadır. Bugün hapishanelerin dolup taşması, intihar olayları, aile içi huzursuzluklar ve toplumu sarsan daha birçok olumsuzluğun; bireyin bir anda, kontrolsüzce yaptığı davranışlardan, nefsinin gayrimeşru ve geçici isteklerine boyun eğmesinden kaynaklandığı unutulmamalıdır.
YanıtlaSil
yuksel8 Ağustos 2026 11:22 Mücahid, Tüce Allalia laut yolunda nefsinin isteklerine karşı mücadele eden Antisedited)
İYİ VE KÖTÜNÜN MÜCADELE ALANI: NEFİS
Nefis iyiliği ve kötülugu, fazileti ve rezaleti aynı anda barındıran bir alan-dır. İyiliği ve fazileti egemen kılmak için nefisle edilen mücadele insanın kendisiyle, hırslarıyla, sınırsız istek ve arzularıyla imtihanımdan başka bir şey değildir. Resül-i Ekrem bu mücadelenin önemine bizzat değinerek şöyle buyurmuştur: "Akılı kişi, nefsine hakim olan ve ölüm sonrası için çalışandır..." 25 Insanın, kendisinden ve ailesinden başlamak suretiyle eiddi bir nefis ve irade eğitimi alması gerekmektedir. Zira sık sık rastladığımız ahlaki yozlaşmaların temelinde, insanın iradesini basiretsizce kullanarak nefsine boyun eğmesi, adeta onun sınırsız arzularının esiri durumuna düşmesi yatmaktadır. Bugün hapishanelerin dolup taşması, intihar olayları, aile içi huzursuzluklar ve toplumu sarsan daha birçok olumsuzluğun: bireyin bir anda, kontrolsüzce yaptığı davranışlardan, nefsinin gayrimeşru ve geçici isteklerine boyun eğmesinden kaynaklandığı unutulmamalıdır.
Yoksul biri, müminlerin annesi Hr. Age demerging bingin yardım istemişti. Osurada evinde tek bir ekmekten başka bir şey bulunmayam Hz. Aişe, anath cariyesine "Ekmeği ona ver." dedi. Cartye "Orucu için başka bir şey yok!" deyince Ha. Aise tekur "Ekmeği ona ver?" dedi. Car devamını şöyle anlatmiştir: "Aişe'nin dediğini yaptım. Akşam olunca b ekmeğe sarılmış vaziyette koyun eti hediye edildi..."Gal mektedir ki Peygamberimizin hediyeleşme konusundaki şefkatlive frdokir ball, hane halkına da sirayet etmişti. 2. Allah'n hediyeyi gönülifien vermi daima daha güzeliyle mükafatlandıracağı haber vermişti. Hediye, yürek ten duyulan bir sevginin nişanesidir. Bu yüzdendir ki azlığına çokluğuna, değerli veya değersiz oluşuna bakarak hediyede kusur aramak, hediyeleme adahı ile uyuşmaz. Ayrıca Sevgili Peygamberimiz, maddi yönden fakir ama gönlü zengin insanlarla karşılık hediyeleşmeye ayrıca duen gösteringtie
Bu noktada antidepresanlar cidden tedavi için mi kullanılıyor sorusunu sormamız gerekiyor. Hastalıkları tedavi ederken semptomları gider-mekle sınırlı kalmak yerine sorunun kaynağını bulup ortadan kaldırmak gereklidir. Düşünsenize, uzun süredir başınız ağrıdığı için doktora gidi-yorsunuz ve doktor MR, tomografi çekmeden size ilaç yazıp gönderiyor. Günümüzde antidepresan tedavisi de bu örnekten pek de farklı değil. İlaç kullanımını açığa çıkaran sebepler toplumsal. Toplumsal sorunları anlayıp onlarla mücadele etmek yerine onlara tıbbi çözümler üret-meye çalışan bir sağlık sisteminde, antidepresan kullanımı daha da artmaya devam edecektir.
Peki gerçek tedavi nasıl olur?
İlaçların bazıları hastalığı tedavi ederken bazıları da tedavi süreçlerinde semptomları baskılayarak hastaya iyi gelmektedir.
YanıtlaSil
yuksel9 Ağustos 2026 01:55 Antidepresanlar İyileştirmek için mi var?
GÜNLÜK
emeğin sesi, gerçeğin habercisi
EMEP Milletvekili
evrensel
ANTIDEPRESAN paylaşımı da hayatımızın bir parçası oldu. İnsanlar neden antidepresan kullanma ihtiya-cı hissediyor? İlaç kullanımını açığa çıkaran sebepler toplumsal. Asıl soru şu: Kahve masasında birbirimize anti-depresan uzattığımız bir toplumda, bizi asıl uyutan ilaçlar mı, yoksa bu ilaçları
Modern dünyanın en büyük sorunlarından birisi gücün, ahlaka teslim olmamasıdır. Savaş tam anlamıyla bir güç gösterisidir ve ahlâktan ayı düşünüldüğünde bir zulüm aracına dönüşmesi kaçınılmazdır. Allah'ın rızasını ve merhamete çağısını dikkate almayan zihinler, paslı kalpler, nasırlaşmış vicdanlar, lekelenmiş gönüller savaşa girmişse, basiret ve fazilet ummak imkânsız hale gelecektir. Savaş toprak kazanmaktan önce gönül kazanmayı amaçlıyorsa; kin, intikam ve ganirnet için değil, huzur, barış ve adalet için yapılıyorsa; her türlü ayrımcılığın, baskının, fesadın ve fitnenin dirilmesine değil ortadan kalkmasına hizmet ediyorsa; dayanışmanın, özgürlüğün, ahlakın ve hukukun tesis edilmesini sağlıyorsa, işte o zaman insanidir. O zaman adı Çanakkale'dir!
YanıtlaSil
yuksel14 Ağustos 2026 10:58 Diyanet Ihlers Baskanlığı Yayınlan 1095
Kim hiçbir ortağı olmayan, tek olan Allah'a ihlasla ibadet ederek, namazı dosdoğru kılarak, zekâtı vererek dünyadan ayrılırsa, Allah kendisinden razı olduğu halde ölmüs olur. (Ibn Mice, Sünnet, 9)
SÂLİH AMELİN ÖZÜ: İHLAS
İhlas; iş, davranış ve ibadetleri sadece Allah için yapmak manasına gelir. Gösteriş, övünme ve çıkar amacıyla başkasına duyurulmaya çalışılan diğer
bir ifadeyle Allah'tan başkası adına, başkasının gözüne girmek için yapılan bir işin faydası yoktur. İhlasın niyetle doğrudan ilgisi vardır. Zira ameller niyetlere göre değer kazanır veya kaybeder. Bir amel Allah için yapılırsa ihlas, gösteriş için yapılırsa riya olur. İnsanların Allah katındaki kıymeti, dış görünüşlerine ve mal varlıklarına göre değil niyetlerinin samimiyetine ve işledikleri amellere göredir. Niyetin samimiyeti ihlaslı amelle, kalbin temizliği de dışa yansıyan samimi tutum ve davranışlarla belli olur. Amelin onaylamadığı bir kalp te-mizliği ve iyi niyet iddiası samimiyetten ve inandırıcılıktan uzaktır. Hayatı ve ölümü, hangimizin daha iyi amel yapacağını sınamak için yarattığını bildiren (Mülk, 67/2) Cenab-ı Hakk'ın bireysel ve toplumsal alanda sonucu görülmeyen
soyut bir kalp temizliği iddiasına değer vermeyeceği açıktır.
Onlar cennetten asla çıkarılmayacaklardır (1). Keza onlar için cennette tükenmez ve ebedi bir nimet vardır. Kendileri de orada ebe di kalıcıdırlar (2).
YİRMİUÇUNCU BAB
CEHENNEM HALKI İLE İSTİHZA EDİLMESİ
Abdullah bin Mübarek ile başka hadisçiler rivayet ederek, yüce Allah'ın, (Asıll Allah onlarla istihza ve alay eder (3) sözü hakkın-ta şöyle demişlerdir.
Ateşin içinde olduğu halde, cehennem halkına:
Artık çıkınız, denilerek kendilerine cehennemin kapıları açı lır. Onlar cehennemin kapılarını açılmış görünce çıkmak isteyerek Kapılara doğru hücum ederler. Yuce Allah'ın:
İşte bugünde iman edenler (cennette) süslü tahtlarının üze rinde o kafirlere bakarak gülecekler. (Nasıl) o kafirler işleyegeldik-lerinin cezasına çarpıldılar mı? (Evet çarpıldılar) (4) buyurduğu gi-bi, mü'minler de (cennette) süslü tahtlar üzerinde (oturarak) onları seyredecekler. Cehennem ahalisi kapılara varınca önlerine kapılar kapatılır. İşte bu da yüce Allah'ın, (Asıl) Allah onlarla istihza eder sözüdur. Cehennem ahalisinin önlerine kapılar kapatıldığı zaman da mü'minler onların hallerine gülerler.
Ka'bü'l-Ahbar (r.a.) şöyle derdi: Muhakkak cennet ile cehennem arasında birtakım delik ve pencereler vardır. Bir mü'min dünyada-ki düşmanını görmek isteyince o deliklerin bazısından bakıp görür. Allah Taala bir ayette şöyle buyurmuştur:
Derken (mü'min kimse) bir bakıp onu cehennemin ta orta sında görür, (5). Vallahi bize ulaştı ki, mü'min cehenneme baktığı zaman cehennem halkının kafataslarının kaynadığını görür de ken-disinden giderilen azaptan dolayı Allah'a şükreder. Allah Taala ku-luna, cehennemdeki babasını tanıtmasaydı, dünyadaki gelip geçen güzelliklerin babasından değişip gitmiş olmasından dolayı o kul ba-basını tanıyamazdı.
Hadis-i şerifte Resül-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz:
888 Dünyada Allah'ın kulları ile alay edenler (yok mu) onla-ra kıyamet gününde cennetin kapıları açılarak kendilerine:
Buyurunuz, cennete giriniz, denilir. Onlar gelince kapı kapa tılır. Sonra ikinci defa tekrar açılır ve onlara:
Cennete giriniz, denilir. Onlar gelince tekrar kapı kapatılır. Üçüncü olarak onlara açılır və davet olunur. Fakat onlar gelmezler. Yüce ve münezzeh olan Allah onlara:
Kullarımla istihza eden sizlerdiniz. Sizler insanların en son hesabı görülenlerisiniz, buyurur. Onlar da terin içinde boğuluncaya kadar sıcakta dikilir, dururlar. Nihayet:
Ey Rabbimiz, ateşe dahi olsa bizi bu bekleme yerinden al gö-tür, diye nida ederler. Halbuki onlar cehennemde ne olduğunu biliyor-lar. Fakat onlar malışer yerindeki kendilerinde olan azaptan cehenne-me girilmesini kendilerine daha hafif görürler, buyurmuştur.
Keza hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
489 Kıyamet gününde birtakım insanların cemete girmeleri emredilir. Onlar da cennete yaklaşarak cennetin kokusunu koklayıp köşklerine ve içlerinde cennetliklere Allah'ın hazırladığı nimetleri gö rünce, oradan dönsünler, çünkü onların cennette nasipleri yoktur, di-ye nida olunur. Onlar da büyük bir hasret ve üzüntü ile geri dönerler. Kendileri gibi ne öncekiler ne de sonrakiler geri dönmemişlerdi. Bu-nun üzerine onlar:
Ey Rabbimiz, sen sevabından bize gösterdiğini ve connette dostlarına hazırladığın nimetleri bize göstermezden önce bizi cehenne-me soksaydın bize elbette daha hafif olurdu, derler. Allah Taala da onlara:
kajolerintz-Ben bunu size kasten yaptım. Çünkü siz tenha yerlere çekilin-ce büyük günahları işlemekle bana meydan okuyordunuz. Fakat in-sanlarla karşılaşınca mütevazi ve Allah'tan korkuyor bir halde karşı-laşıyordunuz. İnsanlara karşı riyalarlık ederdiniz. Ama den bana verdiğiniz şeyler başkaydı. İnsanlardan korktunuz ama ben-den korkmadınız. İnsanları (gözünüzde) büyüttünüz fakat benim bü-yüklüğümə inanmadınız. İşte bugün ben de sizi sevaptan mahrum et-mekle beraber size en acı azabı tattıracağım, buyurur.
Bu hadis-i şerifi İmam Gazalf (r.a.) Ihyau (Ulumi'd-Din) kitabında zikretmiştir.
Ben derim ki: Cenab-ı Hakkın hadisteki, sizler tenha yerlerde bü-yük günahları işlemek suretiyle bana meydan okuyordunuz, sözünden dolayı bu azar ve tevblhin zahiri bu sözün mü'minlerin asileri hakkın-dadır. Çünkü kafirin tenha yerde Rabbına günah işlemesi düşünüle-mez. Zira onun küfrü açıktır.
Şimdi Allah Taala'dan bizleri mağfiret etmesini Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam'ın ümmeti olmamız hasebişle ona ikram için bize ceza vermeden geçmesini isteriz.
Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet olunan hadis-i şerifte geldi ki Re-sül-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
490 Allah Taâlä her insan için cennette bir mesken, cehennem. de de bir mesken yaratmıştır. Mü'minler cennetteki kendi menzillerini alırlar ve kâtirler cehenneme gönderildiğinden, käfirlerin (cennetteki) menzillerini de mirasçı olarak paylaşırlar. Bu hadis-i şerifi sahih is-nadla İbni Máce rivayet etmiştir.
Başka rivayetteki hadis-i şerifte Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz şöy-le buyurmuştur:
annette 491 Sizden hiçbir kimse yok ki muhakkak onun biri öbürü cehennemde olmak üzere iki yeri vardır. O öldüğü zaman cehen-neme girerse cennet ehli onun (cennetteki) menziline mirasçı olarak sahip olur. İşte bu da yüce Allah'ın, «Onlar vâris olanların ta kendi-leridir (1) meallndeki sözüdür.
Ålemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
YİRMİBEŞİNCİ BAB
CENNET İLE CEHENNEM AHALİSİNİN EBEDİ OLUŞU, SIRAT ÜZERİNDE ÖLÜMÜN KESİLMESİ VE ÖLÜMÜ KESENİN KİM OLACAĞI
Imam Buhari'nin (Abdullah) bin Ömer'den (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerifte Allah'ın Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
492 Cennet halkı cennete, cehennem halkı da cehenneme vardık-ları zaman, ölüm getirilerek tâ cennet ile cehennem arasında durduru-lur. Sonra boğazlanır. Daha sonra da bir münadi:
Ey cennet abalisi, artık ölüm yoktur ve ey cehennem ahalisi, artık (size de) ölum yoktur, diye nida eder. Bunun üzerine cennet aha-lisinin sevinci bir ferah daha eklenerek artar. Cehennem ehlinin hü-zün ve kederi ise bir kat daha artar.
Imam Müslim'in Ebu Said el-Hudri'den (r.a.) rivayet ettiği hadis-t şerifte Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
493 Kıyamet günü (cennet ehli cennete, cehennemlikler de ce-henneme ayrıldıktan sonra) ölüm (denilen nesne) aklı karalı alaca bir koç suretinde olarak getirilir ve cennet lle cehennem arasında durduru-lur. Müteakiben:
Ey cennet ahalisi, sizler bunu tanıyor musunuz? diye sorulur. Cennetlikler hemen boyunlarını uzatıp başlarını ona doğru kaldırarak o koça bakarlar ve:
- Evet biz onu tanıyoruz, o ölümdür, derler. Sonra: Ey cehennem ahalisi, sizler de bunu tanıyor musunuz? denilir. Onlar da baslarım kaldırıp boyunlarını uzatarale ona doğru bakarlar ve:
Evet tanıyoruz, bu ölüradür, derler. Bunu taldben koç suretin-deki ölümün (cennet ile cehennem arasında) kesilmesi eurolunur ve derhal boğazlanır. Bundan sonra:
Ey cennet ahalisi sizler cennette ebedi yaşayacaksınız, artıle bir daha ölüm yoktur. Ve ey cehennem halkı sizler de karargahınızda cbedisiniz. Artık (size de) ölüm yoktur, denilir. Bundan sonra Allah'ın Resülü şu ayet-i kerimeyi okudu:
Sen onları ilahi emrin yerini bulduğu vakit lle, hasret (ve ne-damet) günü ile korkut. Onlar hâlâ gaflet içindedirler, onlar hala Iman etmiyorlar. Şüphe yok kı arza ve onun olacağız. Onlar (nihayet) bize döndürüleceklerdir (1). Allah'ın Resülti üzerindekilere biz varis
bu ayet-1 kerimeyi okurken eli ile dünyaya işaret etmiştir. İbni Mâce'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte Resûl-1 Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
494 Kıyamet gününde ölüm getirilir ve sırat köprüsü üzerinde Jurdurulur. Sonra:
Ey cennet ahalisi, diye nida olunur. Cennet ahalisi bulunduk-ları şerefli mevkilerinden çıkarılmalarından korkarak bakarlar. Sonra, ey cehennem halkı, diye nida olunur. Onlar da İçinde bulundukları yer-den çıkarılmalarını ümid ederek ferah ve sevinç içinde bakarlar. Sonra:
Bunu tanıyor musunuz? diye sorulur. Her iki tarafın ahalisi:
Evet tanıyoruz, o ölümdür, derler. Bunu takiben koç suretinde-ki ölümün kesilmesi emredilir ve derhal o sırat üzerinde boğazlanır. Bundan sonra her iki zümreye (yani cennet halkı ile cehennem ahali-sine) kavuşup hissetmekte olduğunuz şeyde ebedisiniz, artık ölüm yok-tur, denilir.
Başka rivayette ravi şunu ziyade etmiştir:
495 Eğer bir kimse sevincinden ölseydi muhakkak (o gün sevin-cinden) cennet halkı ölürdü. Herhangi bir kimse de üzüntüsünden öl-müş olsaydı muhakkak (o gün üzüntüsünden) cehennem halkı ölür-lerdi.
İmam Ebü'l-Kasım bin- Kays «Halu'n-Na'leyn adındaki kita-bında, Şeyh Muhyiddin (İbni Arabi) de Fütuhatında, ölümü boğazla-ma işini yapan Yahya aleyhisselam efendimizdir, diye zikretmişlerdir. Bunlardan başkası da, Ölümü kesme işini bizzat Cebrail aleyhisselam yapacaktır demiştir.
İmam Ebü'l-Kasım bin Kays'ın ibaresi şöyledir:
İyi bil ki (hadîste) zikredilen koçun kesilme İşini Zekeriyya'nın oğlu Yahya (a.s.) yapar ki, onu Peygamber'in (s.a.v.) önünde şerefli emriyle boğazlayıp keser. onun
Imam Kurtubi der ki: Bu hadislerin sahih olmasıyla beraber, her iki tarafın (yahut cennet ile cehennemin) ahalisi bulundukları yerde. sonsuzluğa, uzaklığa doğru ölümsüz olarak sürekli kalacaklarının ebe diliği ve devamlılığı hususunda bir nassdır. Ayrıca Allah Taálá ccher.. nem ahalisi hakkında:
Öldürülmezler ki ölsünler. (Cehennemin) azabından velev bir kısmı onlardan kaldırılıp hafifletilmez, (1) buyurmuştur.
Keza:
(İyice) tatmaları Käfirlerin derileri, her yaup piştikçe azabı İçin onları derilerle (yenileyip) değiştireceğiz, (2) buyurmuştur.
Yine Allah Taală:
İşte o küfredenler (yok mu) onlar için ateşten elbiseler bięft. miştir. Onların başlarının üzerine de kaynar su dökülecektir (3).
-Bununla da karınlarının İçinde ne varsa hepsi ve derileri eriti-lir. Onlar İçin demirden topuz ve gürzler de vardır. Her ne zaman ora-dan, (çektiklerl)ızdıraptan (dolayı) çıkmak isterlerse de yine içerisi-ne doğru geri çevirilirler. (Ve kendilerine): yakıcı azabı tadın, (de-nilir) (4).
Her kim, Cehennem halkı cehennemden çıkacaklar, cehennemin hepsi çatıları çökmüş, duvarları üstüne yıkılmış vaziyette boş olarak kalacaktır, cehennem fani olacak ve zail olup gidecektir derse, o kim-se sahih senetle nakledilen hadisin iktiza ettiği mânânın dışına çıkmış tır. Ve Peygamberin getirdiği âyetler ile Ehl-i sünnetin, âdil imamla-rın ittifak ettikleri şeye muhalefet etmiştir. Iler kim mü'minlerin yo-lundan başkasına uyup giderse onu döndüğü o yolda bırakırız. (Fakat ahirette de) kendisini cehenneme koyarız. O ne kötü bir yerdir (5).
Ancak İçerisinde mü'minlerin âsîlerinin bulunduğu cehennemin üst tabakasından şafaatle mü'minler çıkınca orası boşalır. Başka yeri boşalmaz. Orası da kenarlarında su teresi, su kerdemesi denilen bitki biten yerdir. Şöyle denilmiştir:
- Bir şahıs Şam'da Enes bin Malik'in (r.a.) yanına gelerek ona su kerdemesinin yenilmesinden sormuş. Enes de o sırada bu bitki ce-hennemin ağzının kenarında biter, diye konuşurmuş. Enes ona:
- O bitkinin yenilmesinde bir beis yoktur, diye cevap verdiği bi-ze ulaşmıştır. Bunu Hafız Ebu Bekr el-Hatib rivayet etmiştir.
Bezzar, Amr bin el-As'ın oğlu Abdullah'dan (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle demiştir:
Cehennem üzerine öyle zaman gelecek ki rüzgârlar kapılarını döver de içlerinde (mü'minlerin âsîlerinden) hiçbir kimse bulunmaz.
Bu hadiste Peygamber'in (s.a.v.) zikri yoktur. İmam Kurtubi der ki: Bu hadis bize mevkuf olarak rivayet olundu.
de.
e
Şeyh Muhyiddin ibni Arabi'nin «Fütühatürl-Mekkiyye deki ibaresi
şöyledir:
Biliniz ki cehennem halkı cehenneme girdikleri zaman üzerlerine cehennemin kapıları öyle bir kapanışla kapatılır ki, ondan sonra son-suz ebedlerde, sonsuz zamanlarda bir daha açılma yoktur.
Cehennemden, cehennem ehlinin çıkacağı anlaşılarak gelen her şeyden murad içerisinde müminlerin asilerinin bulunduğu en üst taba-gafletden, yanlışlıktan sakınınız. kasıdır. Mü'minlerin âsîleri şefaatle (oradan) çıkarlar. Binaenaleyh
Allah'a sığınınız. Ey kardeşler (im) bunu böylece biliniz de imansız olarak ölmekten
4123- Müslümanın bir müslümanla çarpışması küfürdür Ona sövmesi ise fasıklıktır. Bir müslümana, kardeşinden üç gün. den fazla dargın durması helal olmaz.
4125- Çiçek ve iğneleri kadınlara vermekle emrolunduk. Çiçek onlara Yemen'den gelmiştir. İğne ise üzerlerinde cizye bu-lunan zimmet ehlinden onlar namına alınmıştır.
٤١٢٦ - قَدِ اجْتَمَعَ فِي يَوْمِكُمْ هَذَا عِيدَانِ فَمَنْ شَاءَ أَجْزَنَهُ مِنَ الْجُمُعَةِ وَإِنَّا مَجْمُعُونَ إِنْ شَاءَ اللهُ د هـ ك ق عن أبي هريرة هـ عن ابن عباس هـ عن ابن عمر)
4126- Sizin bugününüzde iki bayram bir araya gelmiştir.
İsteyene bu bayram namazı cumaya da kifayet eder. Fakat biz inşaaallah yine geleceğiz.
٤١٢٧ - قَدْ رَحِمَهَا اللهُ بِرَحْمَتَيْهَا ابْنَيْهَا (طب) عن الحسن قال جانت امرأة الى النبي ء م ومعها ابنان لها فاعطاها ثلاث تمرات فاعطت بينها كل واحد منهما تمرة فاكلا تمرتيهما ثم جعلا ينظران الى امهما فشقت تمرتها نصفين بينهما قال فذكره)
G
4127- Allah ona, çocuklarına karşı gösterdiği şefkatten
"İyilik eden kimseye zamanı geldiğinde başkalarının da iyilik..." edeceğini anlatmak için "İyilik eden iyilik bulur." deriz. Ayrıca bu atasözünü genellikle insanların ihtiyacını gi-dermek için koşturan ve iyilik yapmaktan geri durmayan in-sanlardan bahsederken bir saygı ifadesi olarak da kullanırız.
Özellikle yaptığı iyiliği başa kakmayanların ve sırf Allah'ın hoşnutluğunu gözeterek iyilik yapanların ahirette görecekleri hürmet ve ikram daha büyük olacaktır. Nihayetinde "Kim zer-re miktarı hayır yapmışsa onun (karşılığını) görür."11
Bu ilahi bir hüküm olup yapacağımız hayırlı, yani iyi işle-rin sayısını artırmaya bakalım. Gerçi insanı, insandan uzaklaş-tıran ve iyilik yapmaktan soğutan bazı etkenler de yok değil-dir. Sözgelişi kıskançlık, haset, yalan, dedikodu veya iftira gibi asılsız sözler, iyilik edenlerin önündeki en büyük engellerden birkaçıdır. Biz yine de iyilik yapmak için fırsat kollayalım. İyi
11 Zilzal Suresi 7. Ayet Tefsiri
-90-
YanıtlaSil
yuksel17 Ağustos 2026 22:11 ve samimiyetle yapılan her işin sadaka ve ibadet hük-de olduğunu unutmayalım lütfen.
"Bu minvalde kişinin anne babasına iyilik etmesi, bir ga-hanın gözünun yaşını silmesi, bir öksüzün ya da yetimin sanı okşaması, bir öğrencinin masraflarını karşılaması, bir yara saygı gösterilmesi, bir hamileye otobüste yer verilmesi je ibadettir 12 Yeter ki biz niyetlerimizi güzel kuralım, alıp verdiğimiz her nefes bile ibadete dönüşecektir.
Tıpkı iyilik edenlerin iyilik bulması gibi kötülük edenlerin gelecektir. Kaba kuvvetini veya bulunduğu mevki-makamı de yapmış oldukları kötülüklerin karşılığını görecekleri gün kötu niyetle kullanan kisi bilmelidir ki her "Kim... zerre mik-un şer işlemişse onu (karşılığını)..." görecektir. 13 Bundan hic kimsenin şüphesi olmasın.
Şu yeryüzünden öyle itibarlı, varlıklı, güçlü kuvvetli kim-seler gelip geçmiştir ki artık onların esamesi bile okunmaz olmuştur. Bizim de geleceğimiz nokta işte burasıdır; toprak olup gitmektir ama bu bir yok oluş değildir.
Peki ya, nedir?
Elbette yeniden bir diriliştir.
Kur'an-ı bir ifadeyle söylemek gerekirse: "(O gün) Sûra üflenecek, ardından -Allah'ın diledikleri dışında- göklerde ve yerde bulunanların hepsi düşüp ölecek; sonra sûra yeniden üflenecek ve onlar birden ayağa kalkmış, etrafa bakıyor ola-caklar. "14
Şimdi gelelim en can alıcı soruya; herkesin Allah'ın huzu-runa toplanacağı o dehşetli günde, O'nun huzuruna neyle veya nasıl bir şekilde varmak isterdiniz?
12 Hadislerle İslam II İbadet / Kulluğun Gereği s. 32
13 Zilzal Suresi 8. Ayet Tefsiri
14 Zümer Suresi 68. Ayet Tefsiri
-91-
YanıtlaSil
yuksel17 Ağustos 2026 22:12 Herhalde kimse O'nun huzuruna dünyadayken slema olduğu kötülükler ile çıkmak istemezdi. O hâlde zerre mil size önemsiz gibi görünen bu küçücük iyilikler sayesinde "O kadar da olsa iyilik yapmaktan geri durmayalım. Bakars sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altından ırmaklar akan cennet-lere, adn cennetleri içindeki güzel köşklere koyar. İşte büyük kurtuluş budur."15 İyilikleriniz kabul, ibadetleriniz makbul olsun.
371- (Kıtlık zamanında) susuzluk ve açlık şiddetlenince bir ekmek, bir de büyük kap suyla yetin de kendi kendine dünya ve dünya ehline helak olmak vardır de.
۳۷۲ - إِذَا اشْتَرَى أَحَدُكُمْ لَحْمًا فَلْيُكْثِرُ مَرَقَتَهُ فَإِنْ لَمْ يُصِبْ أَحَدُكُمْ لَحْمًا أَصَابَ مَرَقًا وَهُوَ أَحَدُ اللَّحْمَيْنِ (ت) طب ك هب عن علقمة بن عبد الله المزني عن ابيه)
372- Sizden biriniz et satın aldığı zaman onun yemeğini (suyunu) çoğaltsın. Çünkü birinize et isabet etmezse (hiç olmazsa) suyunu bulur ki, ona etin hassası geçmiştir.
373- Pabuç satın aldığın zaman yenisini al. Elbise satın aldığın zaman yenisini al ve hayvan satın aldığında da en pahalı-sını al. Yanında bir kavmin efendisi bulunursa ona ikram et.
٣٧٤ - إِذَا اشْتَرَيْتَ بَيْعًا فَلا تَبِعْهُ حَتَّى تَقْبُضَهُ (حم ن حب قط والباوردى والقاسم بن اصبغ ومحمد بن عبد الملك عن حكيم بن خرام
374- Bir şeyi satın aldığın zaman, onu tam teslim alma-
dan satma.
٣٧٥ - إِذَا اشْتَكَى أَحَدُكُمْ فَلْيَضَعْ يَدَهُ حَيْثُ يَجِدُ أَلَمُهُ ثُمَّ لِيَقُلْ: أَعُوذُ بِعِزَّةِ اللهِ وَقُدْرَتِهِ مِنْ شَرِّ مَا أَجِدُ وَأُحَاذِرُ سَبْعًا (م عن عثمان بن ابی العاص)
375- Birinizin bir sancı (ağrı)sı olursa, elini sancının bulu-nduğu yere koysun ve yedi kere şöyle desin: "Eûzü bi izzetillâhi ve kudratihî min şerri mâ ecidü ve ühâziru."
4164- Kişinin müslüman kardeşi ile gece ibadet etmesi, bir sene mescitteki itikafından hayırlıdır.
-٤١٦٥- قيدوا العلم بالكتابة خط كر عن انس طب ك قط خط فى تقييد العلم
كر عن ابن عمر وطب عن انس ك عن عمر )
4165- İlmi yazı ile kaydedin.
٤١٦٦ - قَيِّدْهَا وَتَوَكَّلْ (خط) كر عن ابن عمر قال قلت يا رسول الله ارسل واتوكل قال فذكره قال خط متروك طب هب كر عن جعفر عن ابيه)
4166- Onu bağla da, sonra tevekkül et. (Birisi, devesini saliverip de mi tevekkül edeceğini sorduğunda bu hadis varit ol-muştur.)
٤١٦٧ - قِيلَ لِي يَا مُحَمَّدُ لِتَتُمْ عَيْنُكَ وَلِتَسْمَعْ أُذُنُكَ وَلِيَعِ قَلْبُكَ فَنَامَتْ عَيْنِي وَوَعَى قَلْبِي وَسَمِعَتْ أُذُنِي (ابن سعد عن ابي بكر بن عبد الله مرسلا)
4167- Bana melekler tarafından şöyle denildi: "Ey Mu-hammed! Gözün uyusun, kulağın dinlesin. Kalbin de ezberlesin. Bunun üzerine gözüm uyudu, kalbim ezberledi ve kulağım da i-şitip dinledi."
arasında kafiyeli olan pendnameler, ahlâk ve edebe dair âyet, hadis ve kelâm-ı kibarların sıkça kullanıldığı metinlerdir:
Bitir bir işi gayre sonra yüz tut Ki bir koltukta sığmaz iki karpuz Döner şerre sakın uzatma hayrı Uzat şerri ki hayra döner seyri Nasihat edicek dinle uluyu Kalırsın dinlemez isen uluyu Bu pendin dinlemedin mi ananın Ki olmaz oğlu kızı utananın
Pendnameye örnek olarak gösterilen yukarıdaki metin-de görüldüğü üzere pendname ya daha önceden söylenmiş hikmetli sözlere atıfta bulunmakta ya da doğrudan doğruya nasihat etmektedir. Nitekim birinci beyitte "Bir koltuğa iki karpuz sığmaz" atasözü, ikinci beyitte "Hayırda acele edi-niz" hadisi, üçüncü beyitte "Ulu sözü dinlemeyen uluyakalır" atasözü dördüncü beyitte ise "Utananın oğlu kızı olmamış" atasözü ekseninde nasihat edilmeye çalışılmıştır. 14
sehl-i mümteni: "Kolaylık" anlamına gelen "sehl" ile
"imtina eden, çekinen, zor olan" anlamına gelen "mümteni" kelimelerinin birleşmesinden doğan sehl-i mümteni tamla-ması "zorluktaki kolaylık" gibi bir anlama gelmektedir. Bu terim edebiyatta, sade ve düz olması nedeniyle yazılması ko-laymış gibi görünen ancak yoğunluğu ve dilinin ustaca kulla-nımından dolayı taklit edilmesi mümkün olmayan eserler için kullanılmaktadır. Akif, bu terimi şu sözlerle tarif eder: "Her-kes söyleyebilir zannolunduğu hâlde herkesin kârı olmayan sözlerdir ki güzel bir meal en tabii bir üslup gayet revân bir tarzda nazm edilirse meydana gelen şiir sehl-i mümteni
14 Ayrıntılı bilgi için bkz. Cem Dilçin, a.g.e., s. 188.
YanıtlaSil
yuksel31 Ağustos 2026 05:53 Safahat'ta Özlü Sözler
225
olur."15 Akif'in sehl-i mümteniye verdiği bazı örnekler ise şu şekildedir:
Reşadı anlamaz âdem, dalâli anlamadan (Naci)
Berg ü barından biz el çektik bu fâni gülşenin Meyve-i maksûd ister olsun ister olmasın (Fasih Dede)
Çeşm-i insaf kadar kâmile mîzân olmaz Kişi noksânını bilmek gibi irfân olmaz (Talib)
Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner Gam u şâdî-yi felek böyle gelir, böyle gider (Enderunlu Vasıf)
167 Afganistan...208 ellikle dikkat edin lütfen. Atatürk, 1927 yılında, Türkiye Cumhu-yeti'ne bir Islâm Devleti diyor). Türkiye, İran ve Hindistan'ı, diğerlerini, Suriye ve Irak'ı saymıyor. O gün için bağım-Buraya da önemle dikkat: Fransız ve Ingilizlerin elinde olan Suud'u. devlet olarak sadece bu üçünü görüyor). Ve bugün İslâm Devletleri halktığında, Hilafet, yeniden tesis edilecektir. Ama eskisi gibi baba-üsüdür. Günü geldiğinde; İslâm Devletleri tekrar güçlenip ayağa jan oğula değil; aşağıdan yukarıya doğru oluşturulacak bir kurul yoluyla olacaktır. 209
Rahmetli Aytunç Altındal, bu son paragrafı teyit ederken, vasiyet-te de bu minvalde madde olduğunu, bunu açıklayacağını, yazacağını 210 etti. söyledikten hemen sonra, anlaşılmaz bir hızla akciğer kanserinden vefat
Bütün bu yazdıklarım olmasa, tek başına telaffuz etmeyeceğim bir Atatürk'ün vasiyetinin 2. maddesinin bu konu olduğunu iletti. teyit daha var ki; kendisi, okuduğu iddiasıyla, bir kaynağım olarak bana,
Vasiyet kısmı, iddia. Ama, iddianın önce Altındal'dan gelmiş olması. iddiayı çok kuvvetli yapıyor. Ki benim kaynağım da, iddiayı boşa dile getirmeyecek türden, önemli bir kaynak. Ama iddia ve vasiyet kısmını yok saysak bile; Atatürk'ün Hilafeti kaldırmadığı; günün şartlarında, İngilizlerden ve onun piyonlarından koruduğu211 apaçık ortada...
Birileri, İngilizlerin, Amerikalıların, Hilafet konusunda, o günlerde de, hålen bugün de hangi oyunları çevirdiğini; ve hâlâ görünürde bizden olan birileri üzerinden Hilafeti tesis ederek, İslâm Dünyası'nı yönetmeye çalıştığı gerçeğini açıkladığı için (Bkz. Aytunç Altındal'ın, "2000'li Yıl-
Modernist Müslüman Mustafa Kemal (Haz. Bekir Biçer), s. 137, 138, Ebabil Yayınları, 1. Baskı, 2008.
Ramazan Boyacıoğlu - "Atatürk'ün Hilafetle İlgili Görüşleri", s. 133, 134, Atatürk Araş-tırma Merkezi Dergisi, Cilt 8, Sayı 37, s. 99-136, 1997 (https://dergipark.org.tr/en/down-land/article-file/1663894); Nutuk, s. 433, 434, 1927, Ankara; Haydar Baş - Hoş Geldin Atatürk, s. 543-545, İcmal Yayıncılık, 3. Baskı, 2017; Atatürk'ün Bütün Eserleri, C. 14, s. 338, 339, Kaynak Yayınları, 2015.
Derin Tarih, Şule Yıldırım - "Merhum Aytunç Altındal: 'Mustafa Kemal'in Vasiyet Ettiği Hilafet Gelirse BM'de Türkiye 6. Daimi Üye Olur'", Ekim 2016 (https://www.derintarih. com/soylesi/merhum-aytunc-altindal-mustafa-kemalin-vasiyet-ettigi-hilafet-gelirse-bm-de-turkive-6-daimi-uve-olur/); Habertürk.com - "Atatürk'ü gizli vasiyeti var mı?", 12 Aralık 2013 (https://www.haberturk.com/polemik/haber/902677-ataturku-gizli-vasiye-ti-var-mi): Ahmet Akgül - Bizim Atatürk, s. 283., Buğra Yayınları, 17. Baskı, 2018; Baran Aydan-Aratürk'ün Gizlenen Vasiyeti, s. 25 vd.. Destek Yayınları, 5. Baskı, 2019. Haydar Bag-
Hoş Geldin Atatürk, s. 153 vd.. Icmal Yayıncılık, 3. Baskı, 2017. 111 Sinan Meydan - Panzehir: Gerçeğe Çağrı, s. 294, İnkılap Kitabevi. 6. Baskı, 2017.
YanıtlaSil
yuksel5 Eylül 2026 07:53 168
ASIL KAN
larda Hilafet Girişimleri" konulu mülakatı212) ve bizim uhdemizde Hi-lafeti korumak ve var etmek uğruna ölürken, ölüm seçeneğini de kabul-lenirken; diğer birileri hâlen "Atatürk Hilafeti kaldırdı!" diyerek İngiliz Muhipliği yapmaya devam ediyor. Birileri de cahilce Hilafeti aşağılarken Papa eli öpüyor. Geçelim.
Geçelim de biz yolumuza bakalım. Daha, Tam Bağımsız Devletimizi, yeniden güçlendireceğiz. Daha Hilafet Kurulu'nu kuracağız. Daha, in-sanlığa yeniden medeniyet önderliği yapacağız.
Derin Tarih, Sule Yıldırım - "Merhum Aytunç Altındal: 'Mustafa Kemal'in Vasiyet
Ettiği Hilafet Gelirse BM'de Türkiye 6. Daimî Uye Olur", Ekim 2016 (https://www.der-.com/soylesi/merhum-aytunc-altindal-mustafa-kemalin-vasiyet-ettigi-hilafer-ge e-bmde-rurkiye-6-daimi-uye-olur/); A Haber Resmî YouTube Kanalı - "A HABER ALALTINDAL: "TÜRKİYE BM'DE 6. DAİMİ ÜYE OLABİLİR" (https://www.youtube
intarih.com/
com/watch?v=HZSqE2r4Jiw&ab_channel=AHaber)
YanıtlaSil
yuksel5 Eylül 2026 07:55 ASIL KAN
ÇAKIROĞLU ŞEHİT MUSTAFA PAŞAM
KAZIM YURDAKUL
EDITOR ORHAN EFE ÖZENC
Lopus
YanıtlaSil
yuksel5 Eylül 2026 07:58 Eray Haciosmanoğlu
değmemek, her türlü direnişi bundan sonra ihanet elemanı yapar. Samimiyetin yegâne sağlaması budur!
Davanda samimi isen ve düşmana meydan okuyorsan gu-rur etmez, onu yenen her bilginin peşine düşer, gerçek ile ha-reket edersin. Dedikodu üretmez, bu bilgiyi veya yalanı sahip-lenir, açığa çıkarır, herkesi susturursun. Hatta oradan vurur, üstüne meydan okursun.
Doğru ise ülken yok, anlamıyor musun? Doğru ise içerde-ler! İçeride inanılmaz bir kıyım yaşanıyor ve yenileri yolda iken patinaj çekme! Düşman içeride ise onu saklamanın tek yolu olanları "dış güçler veya küreselciler" gibi isimlerle anmaktır. Haçlılar yerli ve milli kılığında!
Burayı deşip dağıtmayan, anlamlı bir yalanlama ortaya ko-yamayan hiç kimseyi ciddiye almadığımız gibi neye hizmet ettiğinin de takipçisi olacağız. Bu işin altında kalmamak için; yalan ise açığa çıkar, doğru ise buna göre vaziyet al. Bu kadar basit.
Hasan Mezarcı ile Ali Şükrü Bey'in başına Lozan yüzünden ne geldi?
'Bu konunun gölge' ile ne ilgisi var' veya 'kişi delirdi, kendi-ni mehdi ilan etti' de diyebilirsiniz. Ancak kendisinin önceki dönemde söylediği sözlerin bir kısmını Lozan ve Sevr'in aynılı-ğı üzerinden saklanan bir işgale işaret ettiğine bir kafa yoralım. Bunları söylediği için cezaevinde biyokimyasal bir saldırıya uğramış olamaz mı?
Yazının çok sert bölümlerini çıkararak veriyorum.
Hasan Mezarcı: "Ali Şükrü Bey Trabzon Milletvekili. 21-27 Ocak 1923 tarihinde meclis kürsüsüne çıkıyor ve Lozan'a itiraz ediyor."
Bir ay sonra Trabzon Milletvekili Halil Şükrü Bey Çankayanın çay bahçesinde ölü bulundu, gömülü bulundu...
GOLGE En Kusursuz Savas Kimsenin Farkında Olmadığı Savustar
meclisine darbe yapılıyor. Şehidimizin kanı da gidiyor. Askerimi-Ve iki gün sonra da birinci meclisine darbe yapuliyor. Miller in can da gidiyor...
Hükümet yok, darbe yemiş... Lozan'a gidiyor Lozan'da hon-feransa Ingilizler, Fransızlar, İtalyanlar sırayla başkanlık yapı-yorlar. Bizim heyete de katiplik veriyorlar. Onlar söyliyor bizim kátip yazıyor. Verilen toprağın listesi 4 milyon kilometre have. Is-met Paşa'nın imzaladığı toprak. Verilen toprak. Ingilize, Fransız'a verilen toprak 4 milyon kilometre kare. Türkiye'nin 8 katı.
Demirel'e göre Kemalistlere göre bu bir dış politika meselesi-dir... Bizi ilgilendirmez diyorlar. Demek ki Bakü bizim için dış politika meselesi ama Rusya için iç politika meselesi, gördünüz mü kafayı? Bağdat bizim için dış politika meselesi, Bosna Hersek bizim için dış politika meselesi Batum bizim için dış politika me-selesi. Gördün mü kafayı? Çünkü kafa dar. Ne demiş ozan:
"Bu hududu kimler çizmiş gönlüme dar geliyor dar ge-liyor gardaşım."
Yani bu hudut Türkiye'ye dar geliyor.
Tunusu Fransızlara terk ettik. Libya'yı İtalyanlara, Suriye'yi Fransızlara, Türkiye'yi Irak'ı İngilizlere tek tek bütün Kafkaslar-daki Balkanlardaki hepsini tek tek yazıyorlar. Ondan sonra son bir madde daha yazıyorlar Lozana, ola ki bir karış bir toprak parçası unutulmuştur diye burada listede sınırlananların dışında bir yer daha varsa Türkiye onlarla da ilgilenmeyecek diyorlar. O da var. Bu da yetmiyor diyor ki İslam hukukunu kaldıracağınızı da taahhüt edin bakalım diyor. Yani Lozan'da resmen var."
Hukuk sistemimiz de ipotek altına alınmıştır. Hangi hukukla muamele göreceğimize de Lozan karar veriyor. İslam hukukunu
201
YanıtlaSil
yuksel5 Eylül 2026 08:00 Eray Hacıosmanoğlu
kaldıracaksın, Haçlı (Roma, Italya) hukukunu getireceksin diyor. Bizim heyet tamam diyor altını imzalıyor. Olay budur.
Neyi kaybetmişsek doğrusunu söyleseydiler bu millet 70 sene-vatandaşlarıyla buluşmak için büyük bir çalışma yapardı. Neyi den beri eski topraklarıyla, kaybettiği topraklarıyla, kaybettiği kaybetmişse onu kazanmaya çalışırdı. Neyi kaybetmiş? Hürriye-tini. Onu kazanmaya çalışırdı. Neyi kaybetmiş? Hilafetini. Onu kazanmaya çalışırdı.
Peki, Suriye'yi kim kurtardı o zaman Allah aşkına? Cevap versinler kurtulduk diyenler. Irak'ı kim kurtardı? Hicaz'ı kim kurtardı? Libyayı kim kurtardı? Mısır'ı kim kurtardı? Fas'ı, Cezayir'i, Tunusu kim kurtardı? Irak ne kadar kurtulduysa Tür-kiye de o kadar kurtuldu. Suriye ne kadar kurtulduysa Türkiye o kadar kurtuldu. Irak'ın sınırını kim çizdiyse Türkiye'nin sınırını da o çizdi. Suriye'nin sınırını....
Bizim 6 asırlık vilayetlerimiz bunlar. Ve Irak'ın Suriye'nin düzenini kim kurduysa Türkiye'nin düzenini o kurdu. Müslü-manların arasındaki sınırların tamamını kaldıracağız ki rahat-ladığımızı hissedelim. Öyleyse değerli arkadaşlarım, ne olmuş? 70 seneden beri bu millete neden kurtulduk diye yalan söylüyor-sunuz? Siz Lozan masasında 4 milyon kilometre toprağı resmen bıraktınız mı? Kurtulduk.... Verdik kurtulduk... Batı Trakya'yı verdik kurtulduk. Adaları verdik kurtulduk. "...
Şimdi bu ifadelerden ne anlıyoruz? Onu ortalıkta 'mehdi' diye gezdirenler acaba bu işgalin de tezgâhlayanı olamaz mı? Resmen bu millete sorgulanamaz bu alan için meydan oku-muyorlar mı?
Bırakın bu konular doğruydu değil idi kısmını... Doğru-luğunda şüphe olmamasına rağmen ihtimali için bile bu işin peşine düşülür. Katledilen aileler, parçalanan ülkeler ve inanıl-maz bir sefalet düzeni için tam bir kontrol yolda iken hakika-tin bâtıla galip gelmesi şarttır.
GOLGE En Kusursuz Savaş Kimsenin Farkında Olmadığı Savaştır
Ali Şükrü Bey'in öldürülüp 1923'te meclis bahçesine gö-mülmesi meselesi, gerçekten de o günlerin düğümünü çözecek olaydır. Aslına bakarsanız Ali Şükrü Bey tam da bu tür konuş-ma yaptığı için öldürüldü. Hasan Mezarcı tam da bu konuş-mayı yaptığı için belki de delirdi. Delirtildi... Veya 'mehdi' ilan edildi... Kim biliyor?
Çok garip değil mi? Sevr ve Lozan'a dokunan çarpılıyor. Nedir bunun adı? Bu nasıl hakikat? Bu aslında neden bu kadar önemli? Neyi saklıyorlar?
Lozan/Sevr'in aynı olup saklanması demek, işgal kuvvetle-rinin hâlâ partiler üstü bir yetkiyle içeride gizleniyor demektir. Bu durumda kararları biz veremediğimize göre partiye dayalı bir umut imkânsız görünüyor. Hatta parti algoritması toplu-mu temsil kılıfıyla kandırmak içindir. Durumun ciddiyeti an-laşılıyor mu?
Bakara suresi 140-150 arasındaki Kıble ayetleri, "Yüzünü nerede olursan ol hakikate dön" der. Ben dahil kişilerin bu davada zerre hükmü yoktur.
"Sakın yanlış yolda olanlara bel bağlamayın; yoksa o ateş sizi de yakar. Sizin Allah ile aranıza girecek bir dostu-nuz yoktur." Hud, 113
ROCKEFELLER VAKFI ve KEMALİZM PROGRAMI
Tarih 11 Kasım 1954/Cumhuriyet Gazetesi Aşağıdaki bel-ge Cumhuriyet gazetesine ait. Ancak burada enteresan bir bil-giyi daha vereyim. Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nâdî'nin ailesinin isimlerine bakın! Tiraje, Ratip, Bihin, Mary Elizabeth, Homer Lange, David Tonge. Bir de Cumhuriyet gazetesi yazarı Doğan Nâdî'nin iki torununun adlarına bakın! Riley ve Waylon. İyi de hani kurtulmasaydık bizim adımız Yorgo olacaktı? Neyse aşağıdaki konu daha önemli. Konumu-za dönelim.
203
YanıtlaSil
yuksel5 Eylül 2026 08:03 Eray Haciosmanoğlu
dı, olmayacak... Gelmedi ve gelmeyecek. Sen, ben ve biz... İşte vatan da bu devlet de.
Bu aslında olanı anlayıp dünyayı onlara dar edebileceğimiz bir savaş. Ne duruyorsun?
Altta kalanın canı çıksın.
"Yeryüzünde böbürlenmelerini ve Allah'ın mesajlarıma karşı, kötü düzenler kurma çabalarını artırdı. Halbuki bü-tün kötü düzenler, sonunda sadece sahiplerine dolanır. Yoksa onlar, önceki günahkarların sürüklendikleri yoldan başka bir şey mi bekliyorlar? Sen Allah'ın tuttuğu yol ve yöntemde hiç-bir değişiklik göremezsin; evet sen, Allah'ın yol ve yönteminde sağa sola sapma da bulamazsın." Fatır, 43
Dünyadaki Roma işgal sisteminin çalışma prensipleri:
1- Birleşmiş Milletler Antlaşmaları:
BM'ye üye olan ulus devletler BM antlaşmaları uyarınca dev-let olma haklarını Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyine dev-retmiştir. BM'nin alacağı her karar kanun hükmündedir ve ulus devletler harfiyen yerine getirmek zorundadır.
Anayasanın 90. Maddesi bu konuyu uluslararası antlaşmalar olarak ele alır.
Ulus devletler düşmanlarına savaş ilan edemez, istediği sila-hı üretemez, istediği kadar silah üretemez, istediği kadar ordu barındıramaz. Ulus devletlerin devlet olma vasıfları ellerinden alındığı için tüm ulus devletlerin askerî bakanlıklarının adı sa-vunma bakanlığıdır. Bir devletin savunma bakanlığı olmaz, savaş bakanlığı olur. BM ulus devlet ordularını ve silahlarını istediği gibi kullanabilir, istediği ulus devlete savaş ilan edebilir, düşman olarak belirlediği bölgenin elektrik, su, gıda, internetini kesebilir, yollarını kapatabilir.
Buradan anlaşılacağı üzere ulus devletler egemenlik hakları
GÖLGE En Kusursuz Savaş Kimsenin Farkında Olmadığı Savaştır
elinden alınmış devlet olmayan BM'ye bağlı unsurlardır.
2- Hastane Düzeni
Roma'nın işgal düzeninin en önemli ayağı 'Hastane Şövalye-leri Askerî Düzeni'dir.
Bugün bu şövalyelik, Malta Şövalyeleri olarak tüm dünyada sağlık sistemini kontrol etmektedir. Bu düzen binli yıllarda Haçlı seferleri sırasında Haçlılara sağlık hizmeti vermek için kurulmuş-tur. Daha sonra Müslümanlarla savaşan askerî bir yapıya bürün-düler. Kudüs'ten Kıbrıs'a, Kıbrıs'tan Rodos'a, Rodos'tan Malta'ya yerleştiler. Osmanlı ile en çok savaşan askerî tarikattır. Bugün dünyada hastanecilik, ambulans, kan toplanması, aşı, ilaç, tıbbi cihazlar bu şövalye düzeninin kontrolündedir. Aytunç Altındal bu konuyu kitapları ve videoları ile çok defa dile getirmiştir. He-Man çizgi filmleriyle büyüyenler bilirler. Kahramanın göğsünde-ki logo, Malta şövalyeleri logosuyla aynıdır. Üstelik ülke genelin-deki birçok hastane de aynı.
Bu kitap sadece size gelecekte olacakları haber verme niyeti taşımaz. Aynı zamanda yüz yıldır saklanan işgali ve size saldıran tüm yapıların aynı işgalin devamı olan bir mekanizma olduğunu anlamanızı sağlamaya yarar.
"Inkârcılar da birbirlerinin (yardımcıları, koruyucuları, mütte-fikleri ve) dostlarıdır. Eğer (siz de kendi aranızda ittifak sağlayarak) gerekeni yapmazsanız, yeryüzünde bir karışıklık ve büyük bir bozul-ma olacaktır." Enfal, 73
Yeryüzündeki âlimler, gökyüzunu yıldızlar gibidir. (Ibn Hanbel, II, 1516)
KUFELİ BİR ALİM: EBÛ HANÎFE
İmâm-ı Azam olarak da tanınan Ebû Hanîfe, İslam hukuk düşüncesinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. İmâm-ı Âzam ünvanı, hukuki düşünceye yaptığı katkı ve çağdaşları arasında sahip olduğu üstün konumdan kaynak-lanmaktadır. 699 yılında Kûfe'de doğmuştur. Ticaretle uğraşan varlıklı bir aileden gelen Ebû Hanîfe, ilim öğrenmeden önce kumaş tüccarlığı yapmış; daha sonra ilim hayatına atılmıştır. Hayatı maddi sıkıntıdan uzak geçmiş, Kur'an'ı ezberleyip kıraat ilmini öğrenmiştir. Zeki olan Ebû Hanîfe, çevredeki âlimler tarafından ilme yönlendirildi. Akaid ve cedel ilmini öğrenen Ebû Hanîfe, inkârcılarla tartışarak Ehl-i sünnet anlayışının oluşmasına katkı-da bulundu. Fıkha yönelmesinin sebepleriyle ilgili farklı rivayetler olsa da, Hammad b. Ebû Süleyman'ın öğrencisi olarak fıkıhta uzmanlaştığı belir-tilmektedir. Ebû Hanîfe, Hammad'ın ölümünden sonra onun yerine ders vermeye başlamış ve binlerce öğrenci yetiştirmiştir.
Uldugunu da görmü-yoruz. Aksine biz sizin yalancı olduğunu-zu düşünüyoruz." (Hûd, 27)
Hz. Peygamber'e karşı koyanlar da Ebu Cehil, Ebu Leheb ve Ümeyye bin Halef gibi Mekke'nin kodaman ve kibirli takımıydı. Onlar Bilal, Ammar, Süheyb gibi gariban-larla aynı karede görülmek istemiyorlar-dı. Hz. Peygamber'den kendileri için özel gün belirlemesini istiyorlardı. Zaten Hz. Peygamber'i peygamberliğe lâyık görmü-yorlardı. Çünkü yetim ve fakir idi. "Onlar bu Kur'an iki büyük şehirden (Mekke ve Taif'ten) bir büyük adama indirilse ol-maz mıydı?" (Zuhruf, 31) Velid bin Muğire şöyle demişti: "Kureyş'in büyüğü ve efen-disi olan ben yahut Sakif kabilesinin ulusu Amr bin Umeyr dururken Kur'an Muham-med'e mi inecek?"
Tarih baştan sona bu imansız müc-rim ve müstekbirlerle mü'min, gariban ve müstezafların mücadelesiyle doludur. Günümüzün mücadeleleri de aynı çizgi ve tarzda devam etmektedir. Para, silah ve medya gücüne sahip modern firavun-lar dünyamızı kaosa ve uçuruma sürükle-mektedirler.
Tevbe suresini okuduğunuzda, cihadın, nasıl zorlu bir şey olduğunu, insanın nasıl bir iç muhasebe ya-şadığını, cihad karşısındaki tavrımızın Allah Teala nezdinde nasıl karşılandığını daha iyi anlıyorsunuz.
Cihad büyük bir şey.
Büyük bir imtihan.
Can ve mal imtihanı.
Allah Teala, mü'minler Tebük savaşı için seferberli-ğe çağrıldığında yaşanan tereddütleri Tevbe sure-sinde çok ürpertici bir lisanla bizlere bildiriyor:
"Ey iman edenler! Size ne oluyor da, "Allah yolun-da cihada çıkın" denildiğinde, bazılarınız ağırdan alarak bulunduğunuz yerden kımıldamak istemi-yorsunuz. Yoksa siz, ahireti bırakıp, sadece dün-ya hayatına mı razı oldunuz?" (Tevbe, 38)
-Cihada çağrıldığınızda bulunduğunuz yere mıhla-nıp, çakılıp kaldınız.
-Yoksa ahireti bırakıp dünyaya mı razı oldunuz?
Böyle bir iş olabiliyor demek ki cihadla insan ara-sındaki ilişki.
Tebük'ten geri kalanlardan mazeret gösteremeyen bir kısım insana günlerce boykot uygulanıyor.
Boykot.
Müslüman toplum içinde müthiş bir yalnızlaşma cezası veriliyor.
Böyle bir şey cihadla Müslümanın ilişkisi.
Ama böyle zor bir imtihan bile, içindeki niyetle de-ğer ve anlam kazanıyor.
"Küçük cihad - Büyük cihad" kavramları İşte Tebük gibi "Zor savaş" diye nitelenen bir seferle bağlantılı olarak İslam kültür potasına giriyor.
Tebük'ü "Küçü cihad" diye nitelemek...
Ve Tebük'ten "Büyük cihad"a doğru yol almak...
Verilen bilgilerden öğreniyoruz ki, bizzat Rasulul-lah sallalahü aleyhi ve sellemin fem-i saadetinden duydukları bu kıyaslama bile Tebük'ün kahraman-larını şaşırtıyor.
-Büyük cihad nasıl bir şey ki,. Tebük'ten daha büyük olsun?
Nefsi adam etmek.
Şuuru-bilinci masivadan arındırmak.
Her şeyi, ve tabii cihadı Allah için yapmak.
Allah rızasının önüne başka şeyler geçirerek amel defterini sıfırlamamak.
İç dünyada böyle bir operasyon yapmak kolay de-ğil.
İç dünyayı bu çerçeve içinde sürekli zaptu rapt al-tında tutmak kolay değil.
"Kötülüğü emreden" bir iç güç karşısında sürekli teyakkuz halinde bulunmak kolay değil.
Asıl zorlu savaş orada yaşanacak.
Altınoluk, aslında 25 yıldır insanın bu zorlu savaşına dikkat çekerek, o alanda karşı karşıya kalınan-kalı-nacak olan problemleri tahlil ederek geliyor.
Bu sayımızda "can imtihanı" olarak mal ve can ciha-
dı ile kalb imtihanı olarak nefs cihadını değerlendi-relim istedik.
"Küçük cihad" denilen can ve mal imtihanını asla küçümsüyor değiliz.
Onun büyüklüğü, malı ve canı ortaya koymak ge-rektiği zaman görülür.
Ama, "Büyük cihad" denen hadise de, insanı sürekli
nöbette tutan o yüzden de, varlığımızın tüm hüc-relerini seferberlik ruhuyla donatmayı zaruri kılan bir mesele...
İnsan, karşısında müşahhas bir düşman görürse, onu önemsememek edemez.
Ama, içinde mevzilenen ve kendi varlığına yapışan bir yokediciyi görmeyebilir, ihmal edebilir, önem-semeyebilir, hatta kendisinin olmazsa olmazı gibi telakki edebilir.
Onun farkında olmak. Ve ona karşı uyanık olmak.
Tasavvuf bunun için bir bilinç inşası demek.
Altınoluk, böyle bir hassasiyet sunmaya çalışıyor.
Dileriz kendi içimizde ve okuyucu dostlarımızın yü-
reğinde böyle bir diriliğe vesile olunur.
Sizleri Kasım sayımızla başbaşa bırakıyor, saygılar sunuyoruz. Allah'a emanet olunuz..
"Suya sabuna dokunmak" ifadesi, aslın-da risk alan, konforu bozan ve hakikati di-le getiren metinler için kullanılır. Yani kimseyi rahatsız etmeyen değil; bilakis rahatsız ederek düşündüren yazılardır.
Bu yazılar, toplumsal sorunlara değinir, yanlışı açıkça eleştirir, menfaat, çıkar, ada-letsizlik gibi konulara girer.
Hem yazanın, hem okuyanın konfor alanını sarsar.
Bu tarz yazılar çoğu zaman eleştirilir, tepki çeker, ama aynı zamanda etki bira-kır. Aslında "suya sabuna dokunan yazı", "hakkı söylemekten çekinmemek" anla-mındadır.
Özellikle: "Menfaat-i şahsiyeye himmeti hasretmek" eleştirisi, tarafgirlik ve taassu-bun reddi, vicdanın susturulmasına karşı çıkış, bunların hepsi tam anlamıyla bu ka-tegoriye girer.
Sessizliğin bir konforu vardır. Suya sa-buna dokunmak bu konforu bozar. Bedel ödetir. İnsan da en çok haksızlık karşısın-da sessizliğin konforuna kapıldığı anlarda kaybeder. Yani yanlışı gördüğü halde sus-tuğu zaman.
Bugün herkes doğruları biliyor; fakat çok azı konuşuyor. Çünkü konuşmanın bir bedeli vardır. İşini kaybetmek, dışlan-mak, yalnız kalmak, rahatını ve itibarını
kaybetmek... Bunların hepsi bir ihtimal dir. Konuşmanın bir bedeli, varsa susma nın da bir bedeli vardır.
Peki, susmanın bedeli nedir?
mak da cesaret değildir. Susmanın bedeli Her susmak fazilet değildir. Her konuş bazen vicdandadır. Eğer vicdan kalmışsa. Vicdan sustukça, yanlışlar cesaret bulur. Adaletsizlik büyür ve bir süre sonra insan, sustuğu şeyin parçası haline gelir.
Belki de en tehlikeli kötülük, yapılan değil; normalleşendir.
hakikati rahatsız etmeyen, hiçbir yan-Suya sabuna dokunmayan yazılar; lışla yüzleşmeyen, kimsenin konfor alanını bozmayan yazılardır. Böyle ya-zılar çoğu zaman okunur ama iz bırak-mez, vicdanı sarsmaz. Bu yazılarda ge-maz. Çünkü risk taşımaz, bedel iste-nel geçer cümleler kurulur, herkesin kabul edeceği kadar yüzeysel kalınır, problemin adını söylemekten bile ka-
çınılır, sistem, nefis veya modern alış-kanlıklar eleştirilmez, netice de okuya-ni rahatsız etmek yerine uyuşturur.
Oysa hakikat zaten biraz sarsıcıdır. Ha kikati, tamamen steril håle getirmek, onun tesirini etkisizleştirmek olur.
letten bahsedilemez, bencillikten bah-Çünkü zulümden bahsetmeden ada-setmeden ahlâk, menfaatperestlikten bahsetmeden ihlás, her türlü bağımlı-lıktan bahsetmeden hürriyet, anlatıla-maz. Vicdan körelmesinden bahsetme-den insanlık da konuşulamaz.
san, okuduğu bir yazıda kendisini gör-Hasılı, hakiki fikir biraz yük taşır. İn-meli, rahatsız olmalı, hatta iç muhase-beye zorlanmalıdır. Çünkü vicdan ço-uyanır. ğu zaman konforla değil; sarsıntıyla
kaç kişiyi memnun ettiğinde değil; kaç ki-Bu yüzden bazen bir yazının değeri, şiyi rahatsız ettiğinde ortaya çıkar.
ve da
Küçü
Bediuzzan
ri'nin Barla'y
mu program vün düstun
antara sahne
minin önced vakit geçim zırladı; cem ya ve hall tesisin ba
4334- Her şeyin bir ilerleyişi, bir de geri gidişi vard Kabilenin hepsinin fakih olması, dinin ilerleyişinin alametidir. B veya iki kuru kafalı kimse hariç bütün kabilenin onu iyi anlamas dır. Dinin geri gidişi, bir veya iki fakih olan kişi hariç, tüm kabile. nin o dini anlamamasıdır. O iki kimsenin de (kabilesi tarafından sözleri geçmez ve zelil görünmeleridir. İnançları hiçbir yardımcı bulamamalarıdır. ve gayelerinde
٤٣٣٥ - لِكُلِّ شَيْءٍ حِلْيَةٌ وَحِلْيَةُ الْقُرْآنِ الصَّوْتُ الْحَسَنُ" (عب ك خط ض عن
انس وابو نعيم عن ابن عباس)
tir. 4335- Her şeyin ziyneti vardır. Kur'an'ın ziyneti güzel ses-
4336- Her şeyin bir esası (temeli) vardır. İmanın temeli veradır. Her şeyin fer'i (dalı) vardır. İmanın fer'i (dalı) sabırdır. Her şeyin bir hörgücü (tepesi) vardır. Bu ümmetin hörgücü am-cam Abbas'tır. Her şeyin bir torunu vardır. Bu ümmetin torunu Hasan ile Hüseyin'dir. Her şeyin bir kanadı vardır. Bu ümmetin ümmetin kalkanı Ali b. Ebi Tâlib'dir. kanadı Ebu Bekr ile Ömer'dir. Her şeyin bir kalkanı vardır. Bu
-٤٣٣٧- لكلّ شَيْء حَقِيقَةٌ وَمَا بَلَغَ عَبْدٌ حَقِيقَةَ الإِيمَانِ حَتَّى يَعْلَمَ اَنَّ مَا أَصَابَهُ لَمْ يَكُن ليُخطئهُ وَمَا أَخْطَانُهُ لَم يكن ليُصيبه (حم) طب ن عن أبي الدرداء)
4337- Her şeyin bir hakikatı vardır. Kul imanın hakika-tına, başına gelen şeyde kendisinin hatası olmadığına (ancak başına gelenin kaderde yazılmış olduğuna), hatasından ötürü ba-
1032-
YanıtlaSil
yuksel20 Eylül 2026 08:36 ulaşamaz. şına gelmeyen şeyin de kaderde öyle yazılı olduğunu bilmedikçe
٤٣٣٨ - لكل شئ زكاةَ وَزَكَاةَ الجَسَد الصَّوْمُ هب هـ عن ابى هريرة طب عد
هب عن سهل بن سعد) 4338- Her şeyin bir zekâtı (sadakası) vardır. Cesedin ze-kâtı (sadakası) ise oruçtur.
٤٣٣٩ - لِكُلِّ شَيْءٍ مَعْدِنٌ وَمَعْدِنُ التَّقْوَى قُلُوبُ الْعَارِفِينَ" (طب عن ابن
عمر) 4339- Her şeyin bir kaynağı vardır. Takvanın kaynağı, ariflerin kalpleridir.
٤٣٤٠ - لِكُلِّ شَيْءٍ مِفْتَاحٌ وَمِفْتَاحُ السَّمَوَاتِ قَوْلُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ (طب عن معقل بن يسار عن ابي هريرة
4340- Her şeyin bir anahtarı vardır. Göklerin anahtarı "Lô ilâhe illellâh" sözüdür.
4341- Her şeyin özü vardır. İmanın özü namazdır. Na-mazın da özü iftitah tekbiridir.
٤٣٤٢ - لِكُلِّ قَلْبٍ وَسْوَاسٌ فَإِذَا فَتَقَ الْوَسْوَاسُ حِجَابَ الْقَلْبِ نَطَقَ بِهِ اللِّسَانُ وَأُخِذَ بِهِ الْعَبْدُ وَإِذَا لَمْ يُفْتَقِ الْقَلْبُ وَلَمْ يَنْطُقْ بِهِ النِّسَانُ فَلَا حَرَجٌ الديلمي كر عن عائشة وفيه محمد بن سليمان قال عق حدث ببواطيل)
4342- Her kalbin bir vesvesesi vardır. Eğer vesvese kalp perdesini yırtarsa dil de onu konuşur ve onunla sorumlu tutulur. Eğer kalp perdesini yırtamazsa tabii ki dil de onu söylemez ve günaha girmez.
4334- Her şeyin bir ilerleyişi, bir de geri gidişi vard Kabilenin hepsinin fakih olması, dinin ilerleyişinin alametidir. B veya iki kuru kafalı kimse hariç bütün kabilenin onu iyi anlamas dır. Dinin geri gidişi, bir veya iki fakih olan kişi hariç, tüm kabile. nin o dini anlamamasıdır. O iki kimsenin de (kabilesi tarafından sözleri geçmez ve zelil görünmeleridir. İnançları hiçbir yardımcı bulamamalarıdır. ve gayelerinde
٤٣٣٥ - لِكُلِّ شَيْءٍ حِلْيَةٌ وَحِلْيَةُ الْقُرْآنِ الصَّوْتُ الْحَسَنُ" (عب ك خط ض عن
انس وابو نعيم عن ابن عباس)
tir. 4335- Her şeyin ziyneti vardır. Kur'an'ın ziyneti güzel ses-
4336- Her şeyin bir esası (temeli) vardır. İmanın temeli veradır. Her şeyin fer'i (dalı) vardır. İmanın fer'i (dalı) sabırdır. Her şeyin bir hörgücü (tepesi) vardır. Bu ümmetin hörgücü am-cam Abbas'tır. Her şeyin bir torunu vardır. Bu ümmetin torunu Hasan ile Hüseyin'dir. Her şeyin bir kanadı vardır. Bu ümmetin ümmetin kalkanı Ali b. Ebi Tâlib'dir. kanadı Ebu Bekr ile Ömer'dir. Her şeyin bir kalkanı vardır. Bu
-٤٣٣٧- لكلّ شَيْء حَقِيقَةٌ وَمَا بَلَغَ عَبْدٌ حَقِيقَةَ الإِيمَانِ حَتَّى يَعْلَمَ اَنَّ مَا أَصَابَهُ لَمْ يَكُن ليُخطئهُ وَمَا أَخْطَانُهُ لَم يكن ليُصيبه (حم) طب ن عن أبي الدرداء)
4337- Her şeyin bir hakikatı vardır. Kul imanın hakika-tına, başına gelen şeyde kendisinin hatası olmadığına (ancak başına gelenin kaderde yazılmış olduğuna), hatasından ötürü ba-
1032-
YanıtlaSil
yuksel20 Eylül 2026 08:36 ulaşamaz. şına gelmeyen şeyin de kaderde öyle yazılı olduğunu bilmedikçe
٤٣٣٨ - لكل شئ زكاةَ وَزَكَاةَ الجَسَد الصَّوْمُ هب هـ عن ابى هريرة طب عد
هب عن سهل بن سعد) 4338- Her şeyin bir zekâtı (sadakası) vardır. Cesedin ze-kâtı (sadakası) ise oruçtur.
٤٣٣٩ - لِكُلِّ شَيْءٍ مَعْدِنٌ وَمَعْدِنُ التَّقْوَى قُلُوبُ الْعَارِفِينَ" (طب عن ابن
عمر) 4339- Her şeyin bir kaynağı vardır. Takvanın kaynağı, ariflerin kalpleridir.
٤٣٤٠ - لِكُلِّ شَيْءٍ مِفْتَاحٌ وَمِفْتَاحُ السَّمَوَاتِ قَوْلُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ (طب عن معقل بن يسار عن ابي هريرة
4340- Her şeyin bir anahtarı vardır. Göklerin anahtarı "Lô ilâhe illellâh" sözüdür.
4341- Her şeyin özü vardır. İmanın özü namazdır. Na-mazın da özü iftitah tekbiridir.
٤٣٤٢ - لِكُلِّ قَلْبٍ وَسْوَاسٌ فَإِذَا فَتَقَ الْوَسْوَاسُ حِجَابَ الْقَلْبِ نَطَقَ بِهِ اللِّسَانُ وَأُخِذَ بِهِ الْعَبْدُ وَإِذَا لَمْ يُفْتَقِ الْقَلْبُ وَلَمْ يَنْطُقْ بِهِ النِّسَانُ فَلَا حَرَجٌ الديلمي كر عن عائشة وفيه محمد بن سليمان قال عق حدث ببواطيل)
4342- Her kalbin bir vesvesesi vardır. Eğer vesvese kalp perdesini yırtarsa dil de onu konuşur ve onunla sorumlu tutulur. Eğer kalp perdesini yırtamazsa tabii ki dil de onu söylemez ve günaha girmez.
Rasûlullah Efendimiz'in nebevi terbiyesi altında yetişmiş olan ashâb-ı kiram, Allah ve Rasûlü'ne öyle bir muhabbetle bağlandılar ki;
Onların gözlerinde ve gönüllerinde, dünyanın bütün câzibe-leri adeta bir çakıl taşı gibi değersiz hâle geldi.
Onlar, yarın nefislerinin varacağı konağın kabir olacağı şuuru içinde yaşadılar.
Yine onlar Allâha ve Rasûlü'ne muhabbetle râm olup bütün gayretlerini İslâm'ın intişârına sarf ettikleri için, Cenâb-ı Hak dünyayı onların ayaklarının altına serdi. Kısa sürede İslâm fetihleri kıtalara ulaştı. Ülkeler fethedilip ganîmetler Medîne-i Münevve-re'ye aktığında bile, ashâb-ı kirâmın evlerinin dekoru değişmedi. Yine kifâyet miktarıyla yetinip ihtiyaç fazlasını infâk ettiler. Ne kendilerine haddinden fazla harcayıp israfa sürüklendiler, ne de kendilerine biriktirip cimrilik ettiler.
Zamanımızın amansız hastalıklarından biri olan; aşırı tüketim, oburluk, lüks ve gösteriş, sahâbe neslinin tanımadığı bir hayat tarzı idi. Onlar; dünya nimetlerini, Allah ve Rasûlü'nün rızâ ve muhabbetine nâil olabilmek için bir vasıta hükmünde gördüler. Asla vasıtayı gaye hâline getirmediler. Yani dünya nimetlerini gönüllerinde putlaştıran gafillerden olmadılar.
Böylece onlar, nice müjdelere mazhar oldular. İnşâallah, âhirza-manda onların ardından giden sâlih mü'minler de aynı müjdelere nâil olacaktır. Zira Efendimiz buyurur:
"Ümmetimden dâimâ hak üzere galip ve zâhir bir tâife hiç eksik olmayacaktır. Muhalifleri (dalâlet ehli) onlara zarar vere-meyecektir." (Müslim, Imåre, 170-174)
Ne mutlu asr-ı saâdetten akseden fazîletleri hayatlarında ve ailelerinde yaşama ve yaşatma gayreti içinde olanlara!..
6.749 yorum:
«En Eski ‹Eski 6601 – 6749 / 6749TARİH ... OSMANLILARDA ZEKAT VE HAYRAT
"Türklerin riâyet ettikleri İslâ-mın beş şartının dördüncüsü zekâttır. İşte bu şart mûcibince her sene servetlerinin kırkta bi-rini fukaraya vermek mecbûriye-tindedirler. Eğer akrabaları için-de fakirler varsa onları diğerle-rine tercih ile mükelleftirler. Fa-kir yoksa zekâtlarını fakir kom-şularına ve o da yoksa önlerine gelen fukaraya verirler. Türkler bu şartın ifasında kusur etmez-ler, çünkü çok hayırseverler Din ve mezhep tefrik etmeksizin ister Müslüman, ister Hıristi-yan, ister Yahudi olsun, bütün muhtaçlara yardım ederler. Onun için Türkler arasında fuka-raya pek az tesadüf edilir. Böy-le demekle Türkleri dilencilikten meneden yegâne amilin zengin-lerinde görülen şefkat ve merha-metten ibaret olduğunu söyle-mek istemiyorum. Benim kana-atime göre, diğer birtakım se-bepler daha vardır. Meselâ; Türklerin çoğu padişahtan aylık alır, az masrafla yaşarlar, az şeyle mükellef yemek yaparlar. Meselâ; bir pilav, biraz et ve suyla muhteşem bir ziyafet çe-kerler, fakat hayrat ve hasenat-ları büyüktür. Kimisi daha ha-yattayken servetiyle fukaraya
bakar, kimisi ölürken hastane-de ler tesisi, yahut köprülerle ker-vansaraylar veyahut yol boyla-rında çeşmeler ve bunlara mü-masil şeyler inşası için muazzam sermayeler bırakır, hatta bir-çoklan da bu hayrat ve hasena-tı daha sağlıklarında yaparlar. Paralarıyla hayrat yapamayan-lar anayolların tamirinde çalışa-rak, yol boylarındaki su hazine-lerini doldurarak, sel sulannın ci-. varında durup yolculara tehlike işareti vererek kollarıyla hayır iş-lerler. Bütün bunlara mukabil katiyen para almazlar ve hatta eğer teklif edilecek olursa para için değil, fi-sebilillah çalıştıkla-rını söyleyerek reddederler..." Fransız seyyah M. de Thevenat 1665
ZEKA BULMACASI
YUMURTALAR
Bir masanın etrafında 15 çocuk ve masanın üstünde bir tabak içinde de 15 tane yumurta var. Her çocuk bi-rer yumurta aldı. Tabakta daha bir yumurta kaldı, bu mümkün mü? (Cevabı yarın)
Erkek: Nurullah - Kız: Mihriban - Yemek: Tarhana çorbası, Patlıcan oturtma, Salata..
Osmanlı Padişahları
Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan çöküşüne kadar geçen 623 senede otuz altı padişah hükümdarlık yap-tı. Bu padişahlar, sadece Osmanlı Devleti'nin padişahı değillerdi. Aynı zamanda dokuzuncu padişah olan Yavuz Sultan Selim'in 1516 yılında halifelik unvanını almasından sonra 407 sene boyunca "müslümanların halífesi" sıfatını da taşımışlardır.
Padişahlar arasında en uzun hü-kümdarlığı kırk altı sene ile Kanûnî Sultan Süleyman, en kısa hüküm-
Kız: Remziye
Erkek: Rasim
darlığı da üç ay süre ile 5. Murad yapmıştır.
Osmanlı padişahlarının tümü, şeh-zadelik döneminde devrin ulaştığı dü zeye göre son derece iyi eğitim gör müşlerdir. Din ve fen ilimlerinde en iyi hocalardan dersler alan padişahla-rin çoğu aynı zamanda dönemlerinin önde gelen sanatkârlarından olmuş lardır. Padişahların yirmi ikisi şair, on ikisi hattat, sekizi bestekår, biri ku-yumcu, biri yay ve ok ustası, biri de marangozdu. İstisnasız hepsi sporcu ve askerdi. 4. Murad ata binme ve ağırlık kaldırmada, Sultan Abdülaziz özellikle de güreşte başarılıydılar.
Lütfen takvim yapraklarını yere atmayınız!
"Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz."
on Mice, Talk10
SADAKA TAŞI
E ski İstanbul'da yardımların göze batmadan yapılması için "sada-ka taşları kullanılırdı. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermer-den olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşıması için birkaç basamak konurdu.
Ihtiyacı olmasına rağmen dilenmek ten çekinenler gecenin geç saatlerinde
Çocuklarınıza İsim
taşın yanına gelir ama bırakılan meb-lağın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul'u-nu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta bo-yunca kimsenin gelmediğini yazmıştı.
İstanbul'un dört yerinde sadaka ta-şı vardı: Şu anda sadece birisi ayak-ta kalmış. Üsküdar'da Gülfen Hatun Camii'nin avlusunda dikili olanı, ama o da yarısından fazlası toprağa gömülü vaziyette duruyor.
Erkek: Mektum Kiz. Hüsniye
Takvim Tapraklaries Tere Atmayers
"Allah'ım! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!"
(Ebû Dâvûd, Vitr, 26)
ŞEHİRLERİ HARAP ETMEDEN
Osman Gazi, Eskişehir ve Karacahisar'ı aldıktan sonra bir gün kardeşi Gündüz Bey'e:
fırsatları kaçırmayıp, harap etmeden kaleleri zapt edelim." dedi.
"- Gündüz, ne tedbir idelüm? Ne veçhile küffåra huruç idelüm? Böyle âtıl durmaktan ne faide var?" "- Imdi civarımızda olan nahiyeleri ve vilâyetleri
vuralum.
Osman Gazi öldüğü zaman, Sakarya vadisinde-ki bütün kaleler zapt edilmiş, Bursa, İznik ve İzmit de muhasara edilmişti.
Tahsin Ünal Osmanlılarda Fazilet Mücadelesi,
s. 23
"- Olmaz. Bu doğru rey değüldür. Zira civa-rımızdaki nahiyeleri ve vilâyetleri mamurdur. Buraları harap etmek olmaz. Şehrin şenliği halk iledir. Kendi elimizle, kendimizin olacak yerleri yıkıp harabezâr eylemek olmaz. Rey-i sevab bu-dur kim, çevre komşularımızla iyi geçinelim. Bi-lecik tekfuruna, ettiğimiz gibi, sonra zuhur eden
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Abdülkerim Kız: Züleyha
Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız
"Rızkının bollaştırılmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse sıla-i rahimde (akraba ziyaretinde) bulunsun." Buhâri, Edeb 12
OSMANLI'DA AİLE HAYATI
Meşhur Fransız edibi Pierre Loti, dîni, kül-türü ve ırkı başka olduğu halde İstanbul'da yaşayan Türklerin İslami nezih, ahlak ve ada-bının hayranı olmuş, daima yazılarında bu duyguları tasvir etmiştir. Der ki:
"Müslüman Türklerin hayatları, kelimenin tam manasıyla başka bir dünyadır. Dünyanın başka hiçbir evinde bir erkek, hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz. Bu gerçe-ğin sırrı, Türk evinin kadını tarafından hazır-lanışındadır. İddia ederek söylüyorum; bir müslüman Türkün evinde odalar bile özel ve
Çocuklarınıza İsim Erkek: Abdurrahim Kız: Samia
maksatlı bir ahengi ve döşeme üslubu ile ha-zırlanmıştır. Evin sahibesi olan kadının giyi-nişi başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar ahenk içindedir. Kadın evine o kadar düşkün, temiz-liğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek öylesine zeka ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşamüzeri büyük bir hasretle kapıdan girer. Kadının temizliği maddi plan-da bir çiçek kadar saftır. Bu maddi temizliği, kadının ruh temizliğinden gelir. O kadın, içki,
kumar ve dış dünyayı bilmez."
Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız
"Ben yetim ile yetim işine bakan kimseyle beraber Cennet'te şöyle bulunacağız (Peygamberimiz şehadet ve orta parmağını birbirine değdirerek göstermiştir)." Buhâri, Talak 25, Edeb 24
ARTAN YEVMİYE
Bâyezid Cami-i şerîfinin inşaatında çalışan usta ve işçilerin gündeliklerinin kaçar akçe olduğu tespit edilmişti. Bun-lar her gün küplere konarak bir köşeye bırakılır, herkes de küpten kendi payına düşeni alırdı. Ancak her gün küpteki ak-çelerde bir yevmiye artmaktaydı. Bunun üzerine kimin kendi payını alıp almadığı araştırıldı ve nihayet fakir bir işçinin bu İşi yaptığı öğrenildi. Adamcağızın akşam olunca bir yolunu bulup akçesini alma-dan inşaattan ayrıldığı öğrenildi. Kendi-
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Mahmud Sami Kız: Hilye
sine bunu niçin yaptığını sorulunca; fakir işçi, sırrının ortaya çıkmasından mahcup bir şekilde;
"- Benim malım-mülküm yok! Bu se-beple şu fânî dünyada murad ettiğim gibi maddî bir hayır yapamadığım için daima mahzunum. Hiç olmazsa bu caminin inşa-atında para almadan çalışayım da gönlü-mü ferahlatıcı bir hayır işlemiş olayım diye düşündüm..." dedi.
İşte padişahıyla, işçisiyle Osmanlı böyle
bir toplumdu.
Takvim Yapraklarını
Yere Atmayınız
"İnsanlara en güzel şekilde muamele et." Tirmizi, Birr 55
İRLANDA'YA UZANAN YARDIM
1923'te Lozan'da Türkiye ile alakalı müzakereler yapılırken Yahya Kemal de oradadır. Avrupalı bütün delege ve temsilciler Türkiye aleyhine oy verirken, sadece İrlandalı temsilci her oylamada lehimize parmak kaldırır. Bu durum Yahya Kemal'in dikkatini çeker. Bir fırsatını bulup;
"-Herkes bizim aleyhimizdeyken, siz her sefe-rinde lehimize oy kullaniyorsunuz. Bunun sebebi nedir?" diye sorar. İrlandalı temsilci;
"-Böyle yapmaya mecburum. Benim gibi her Irlandalı da buna mecburdur. Biz 1845-1852 yıl ları arasında açlık ve kıtlıktan kırılıp, ölümle bo-ğuşurken Avrupalılardan hiçbir yardım ve destek görmedik. Ama sizin atalarınız Osmanlılar, yardım
Çocuklarınıza İsim Erkek: Üftade Kız: Mevhibe
olarak bize hem para hem de gemiler dolusu erzak gönderdi. Bu yardım çok sayıda İrlandalının hayatta kalmasına vesile oldu. O zor günlerde bize insanca, dostça uzanan eli asla unutamayız. Siz her zaman desteklenmeye lâyık bir milletsiniz; bunu fazlasıyla hak ediyorsunuz!" diye cevap verir.
Gerçekten de Sultan Abdülmecid; kıtlık feläketini duyduğunda, bin pound nakdi yardım gönderir. Fa-kat bununla yetinmez. Mayıs 1847'de gıda madde-si ve tohum yüklettiği beş gemiyi gizlice İrlanda'ya gönderir. İngiliz donanmasının engellemelerine rağmen bu beş gemi Drogheda Limanı'na yükünü indirerek nüfusunun dörtte birini kıtlığa feda eden İrlanda halkına unutulmaz bir iyilikte bulunur.
Altınoluk Dergisi Tel: (0212) 671 0700
"Biriniz bir şey içerken içtiği kabın içine nefes vermesin." (Müslim, Tahåret, 63)
OSMANLI'DA ŞEHİRLEŞME
Osmanlı Devleti'ndeki inşaat işlerinden en üst düzeyde sorumlu teşkilat Hassa Mimarları Ocağı'ydı.
Osmanlı mimarları inşa edecekleri binalar için önceden bir plan hazırlarlardı. Buna, plan veya kroki tabirleri yerine Osmanlı mimari terminolojisinde "re-sim ve tasvir" denilirdi.
Mimari tayin gerekçelerinde istenen mesleki va-sıflardan biri de resim veya tasvirde maharet sahibi olunması idi. Mimarbaşı veya hassa mimarlarından bi alındıktan sonra Divan-ı Hümayun'da tetkik edi-birisi tarafından hazırlanan planlar, padişahın tasvi-lir ve uygun görüldüğü bir hükümle mimarbaşına bildirilirdi.
İstanbul'daki evlerin yapılış tarzı da kanunlarla
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Hamdi Kız: Meysûre
belirlenmişti. Ana caddeleri daraltacağı ve yangın-ların yayılmasını kolaylaştıracağı için evlerin önüne onsekiz parmağı aşan şahnişin çıkartılmasına, çardak ve dükkân yapılmasına veya üzerlerine tahtopus in-şasına izin verilmiyordu. Yeni yapılan binaların kargir (taş) olması, saçakların tuğla ve kiremitten yapılma-sı, ahşap yapılmaması emrediliyordu. Ayrıca Müslü-man ve gayrı müslim evlerinin yüksekliği de farklı idi. Müslüman evlerinin 12, gayrı müslim evlerinin 9 zira yüksekliğinde yapılması müslüman evlerinin 3, gayrı müslim evlerinin 2 kattan fazla olmaması ve gayri müslimlerin cami civarında ev yapmamaları, eğer önceden yapmış iseler Müslümanlara satmaları kanun icabı idi.
Fatma Afyoncu, Hassa Mimarlar Ocağı
Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız
"İnsanlar nazarında kişiyi yücelten malı ise de Allah katında onu yücelten takvasıdır."
Tirmizi, Tefsiru'l-Kur'ân, 49
AHİLİK VE TİCARET AHLÂKI
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Ahilik ör-gütleri, "Bol, kaliteli, ucuz üretim, tüketici hakla-rı ve tüketicilerin korunması" felsefesini düstur edinmiştir. Ahi esnafında "Müşteri velinimettir".
Örneğin Pabuççular Loncası tarafından gerçekleş-tirilen, kalitesiz pabuç yapan ustanın "Pabucunu dama atma" eylemiyle bir yandan tüketici koru-nurken öte yandan meslek ve sanatta kalitesiz mala cevaz verilmesi ve haksız rekabet önlenmiş-tir. Yine Osmanlılar zamanında kurulan "İhtisap Ağalığı" kuruluşu da pazar denetimi yoluyla aynı işlevi gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.
Selçuklu ve Osmanlı'daki Ahi Birlikleri ve Lonca sistemleri İslam iş ahlakının ve tüketiciyi koruma
Çocuklarınıza İsim
Erkek:
Sadri Kız:
Kadriye
duyarlılığının somut uygulamalarını yansıtmışlar-dır. 17. yüzyıldan kalma Denizli
Babadağlılar Çarşısı'nın kapısındaki şu dizeler-de esnaf şöyle uyarılmaktadır:
"Sevgi göster herkese ha!
Selamdan kaçınma sakın
İnsanları ayırma ha!
Hepsine adil ver hakkın Niyetin iyi olsun ha!
Her şeyin gerçeğin söyle
Hayırlıdan ayrılma ha!
İyi belle unutma ha!
Önce hizmet sonra sensin."
Ferda Hekimci, Sürdürülebilirliğin Tüketim Boyutu, sh. 15
Altınoluk Dergisi Tel: (0212) 671 07 00
"İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost edineceği kişiye
dikkat etsin!" (Tirmizi, Zühd, 45)
İHSAN KABUL EDEMEM!
Sultan Vahîdeddin Han, İtalya'ya sürgün gittiği zaman, San Remo'da kiralık bir villåda kalmaya başladı. Oradayken Kral Emanuel, Vahîdeddin Han'a bir yaver gönderip;
"Ülkenin muhtelif yerlerinde saraylarım vardır. Nerede oturmak istiyorsa emrine âmâdedir. Kendisine aylık belli bir miktar liret tahsis edilmiştir." diye haber gönderdi.
Sultan Vahîdeddin bunların hiçbirisini kabul etmedi.
Yaveri Miralay Fahri ENGİN o sırada tercümanlık yapıyordu;
"-Efendim bu kadar ikramı reddediyorsunuz. Herhâlde mutfağınızda kuru soğan bile olmadığını bilmiyorsunuz!." dedi.
Bunun üzerine Sultan Vahîdeddin;
"-Fahri Bey, maiyyetimde bulunmaya mecbur değilsiniz. Zor geliyorsa ayrılınız. Ben müslümanların halîfesi sıfatıyla bir gayr-i müslim hükümdarın ihsanını kabul edemem!"
dedi.
Erkek: Fevzi Kız: Meryem
Çocuklarınıza İsim
Erkam Matbaası Tel: (0212)
GÜNÜN
DUASI
"(Allah'ım!) Zenginlikle imtihan edilmenin kötülüğünden sana sığınırım. Fakirlikle imtihan edilmenin kötülüğünden de sana sığınırım." (Buhârî, Deavât, 39)
PADİŞAHIN HUZURUNDA İLMÎ MÜZAKERE: HUZUR DERSLERİ
Osmanlı Devleti'nde padişahın huzurunda bir usul çerçevesinde yapılan ilmi müzakerelere huzur dersleri adı verilir. Padişah hu-zurunda ilmi müzakere geleneği Osman Gazi dönemiyle başlasa da, huzur derslerinin düzenli bir ilmî faaliyete dönüşmesi 18. yüz yılda Sultan III. Ahmed zamanında gerçekleşmiştir.
Özgür ilim ortamını teşvik etmek, ilim adamlarına gereken saygıyı gös-termek amacıyla tertip edilen hu-zur dersleri, Ramazan ayının belirli günlerinde, padişahın uygun gör-düğü yerde yapılırdı. Katılımcılar; padişah, dersi arz eden (mukarrir),
ona soru soranlar (muhataplar) ve dinleyicilerden oluşuyordu. Der-sin bütün katılımcıları önceden belirlenir, padişah dâhil herkes dersi minderler üzerinde yerde oturarak dinlerlerdi.
Huzur dersleri mukarririn ön-ceden belirlenen bir ayeti tefsir et-mesiyle başlar, ardından muhatap olarak katılanlar, mukarrire sorular yöneltirlerdi. Herkes kıdem ve liya-kat sırasına göre konuşma hakkına sahip olur, gündeme gelen soru ve itirazlarla özgür bir ilmî tartışma ortamı oluşurdu. Dersin sonunda mukarrir ve muhataplara padişahın ihsanları sunulurdu.
SÖZÜN ÖZÜ
Talebe, hakikatler olan bir mesleğin insanıdır, mekteplerin diploma müşterisi ve istikbalin mevki dilencisi değil.
peşinde koşmayı
meslek edinen
insandır, gayesi manevî olgunlaşma
Nurettin Topçu
GÜNÜN "Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de beni DUASI yöneten, himaye eden sensin." (Yūsuf, 12/101)
OSMANLI DEVLETİ
Malazgirt Savaşı ile milletimize kapısı açılan Anadolu ve Batı coğ-rafyası, İslam dünyasının liderliğini elinde tutan Selçuklu Devleti'nin zayıflamasıyla elimizden çıkma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş ti. İşte böyle bir ortamda Osmanlı Devleti kuruldu. Osmanlı Devle-ti'nin kurulması, İslam dünyasında yeni bir diriliş oldu. Osmanlının üstlendiği bu misyon çok geniş bir alanda uzun bir süre, tam altı asır devam etti. Tarihte bu kadar uzun ömürlü başka bir devlet bulunma-maktadır.
Yapısı ve kurumları bakımından da göz kamaştırıcı bir tabloya ka-
vuşan Osmanlı Devleti, Bosna'dan Yemen'e, Kafkasya'dan Kırım'a ka-dar, farklı iklimlerdeki farklı insan yapılarına hakim olmuş, bununla birlikte bu toplumlara din hürriyeti sağlamış ve toplumsal örgütlen-meleri yönünde müsamaha gös-termiştir.
Din ve inanca asla baskı yapma-mıştır. Eğer Osmanlılar, insanları kılıç zoru ve ateşte yakma korku-suyla kendi dinlerine kazandırma düşüncesinde olsalardı, Batı'nın, Avrupa'nın dinî ve sosyal coğrafyası bugünkünden çok farklı olurdu.
SÖZÜN ÖZÜ
Ferman çıkar,dal
kılıçlar takınır, Meydanlarda Rabbe
dua okunur,
Gölgemizden bütün
cihan sakınır, Kosovalar, Plevneler bizsizdir,
Yosun tutmuş camilerim ıssızdır, Boynu bükük
minareler öksüzdür, Açmaz olmuş
Kızanlığın gülleri, Biz neyledik o koskoca elleri?..
Osman Yüksel Serdengeçti
'Kültür'deki eksiklik kolay kapanmıyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanı Abdurrahman Şen, Kadın ve Demokrasi Derneği'nin tertiplediği, "Kültür Sanatın Neresindeyiz?" başlıklı mülakata konuk oldu. Şen, derneğin Üs-küdar'daki merkezinde gerçekleştirilen faaliyette, sanatçıların kendi kimlikleriyle var olmaktan rahatsızlık duymayacaklan sivil toplum kuruluşlarına büyük ihtiyaç olduğunu söyledi. Kültürel sahadaki
eksiklerin tamamlanmasının çok kolay olmadığını kaydeden Şen, şöyle konuştu: Burada bazen şöyle bir yanılgıya düşebi-liyoruz. Bir inşaatı üç vardiyaya çıkartıp, bir senede biter denilen yeri dört ayda teslim edebilirsiniz ama kültürde 'Arka-daşlar kültürel alanda çok geriyiz' denil-diğinde aynı hızla sonuç almak elbette mümkün değildir. Eğitim silsileyle devam etmesi gereken bir hadise...
TAŞLITARLA
HAKAN DURAK
7 Sa'ban
B
uşün, Ruslara karşı Kafkasya'yı arağa kaldıran mücâhid, nam-1 diğer "Kafkas Kartalı" Şeyh Şa-mil'in vefat yıl dönümü... Şeyh Şamil, yirmi sene kahramanca cihad
yaparak, Rus ordularını perişan etti. Ancak o günlerde Osmanlı idaresi Alî ve Fuad Pâşa'nın ve bunların yetiştirdiği mason-ların ellerine kalmıştı. Bunlar da, İngilizin siyasetine göre hareket ettiler. Dağıstanlı Şeyh Şâmil cihad yaparken seyirci kaldı-lar. Rus kuwetleri, Anadolu'dan gelen silâh ikmål yollarını kesince dayanma güçleri kalmadı ve 6 Eylül 1859'da teslim olmak mecbûriyetinde kaldı... Daha sonra mü-saade edildi ve İstanbul üzerinden hacca gitti. 1871'de Medîre'de Hakk'ın rahmetine kavuşan Şeyh Şâmı, Cennetü'l-Bakî Kab-ristanı'na defnedildi..
★★★
İmam Şeyh Şâmil, cihâd hareketinin hızını kesmeden devamı içn kânunlar koymuştu. Bilhassa Ruslarla anlaşma yapılmasını teklif edenlerin cezalandırıacağını bildirdi. Durum böyleyken iki Çeçen'den Rusların Müslüman köylerine yaptığı zulüm ve işkenceleri dinle-yen Şeyh Şâmil'in arnesi, oğlundan Ruslarla bir anlaşma yapmasını istedi. Bu sözle bey-ninden vurulmuşa dönen İmâm Şâmil, nâib-
leriyle görüştükten sonra şu kararı verdi: -Muhterem anama yüz sopa vurula-caktır!..
Omuzları çökmüş, yaptığı hatânın üzüntü-süyle rengi solmuş bi hâlde oğluna bakan
-U
Hadislerde görülen ikinci tür meseller, veciz konuşma özelliğine sahip olan Hz. Peygamber’in (bk. CEVÂMİU’l-KELİM) darbımesel halinde yaygınlaşan özlü sözleridir. Onun Huneyn Gazvesi’nde savaşın şiddetlendiği anda söylediği, “Bu tandırın kızıştığı zamandır” sözü ile (Müslim, “Cihâd”, 76) “İktisat eden muhtaç olmaz” (Müsned, I, 447); “Öyle söz vardır ki dinleyene sihir gibi tesir eder” (Buhârî, “Ṭıb”, 51; Müslim, “Cumʿa”, 47); “Mümin aynı yılan deliğinden iki defa sokulmaz” (Buhârî, “Edeb”, 83; Müslim, “Zühd”, 63); “Utanmadıktan sonra istediğini yapabilirsin” (Buhârî, “Enbiyâʾ”, 54) meâlindeki hadisleri bu türün belli başlı örnekleridir. Resûl-i Ekrem’in söylediği emsalin bir kısmının mefhum olarak daha önce Araplar tarafından bilindiği düşünülebilir. Onun zaman zaman ünlü Arap şairlerinin dillerde dolaşan bazı beyitlerini veya bu beyitlerin bir bölümünü mesel yerinde kullandığı da görülmektedir. Tarafe b. Abd’in, “Azık vermediğin kimse sana haberler getirir” mısraı (Müsned, VI, 31, 146; Tirmizî, “Edeb”, 70) bu tarz kullanımın örneklerinden biridir.
Sahâbe ve tâbiînden bazılarının mesel haline gelmiş sözleri bulunmakla beraber (İbn Düreyd, s. 36-55; Seâlibî, s. 28-35; Abdülmecîd Katâmiş, s. 169-174) bunlar Câhiliye devrinde söylenen mesellere nisbetle oldukça azdır. Bu durum, müslümanların Kur’an ve hadislerdeki mesellere büyük önem verip onlarla yetinmesi ve ancak nâdir hallerde mesel kullanma ihtiyacı duyması ile açıklanabilir. Hulefâ-yi Râşidîn içinde en çok meseli bulunan Hz. Ali’dir. Muallim Nâci onun mesellerinden 280 kadarını derleyerek Emsâl-i Ali adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (İstanbul 1303). Hz. Ali’nin bazı meselleri şöyledir: “Kanaatkârda gam olmaz”; “İlmin kemali hilim iledir”; “Dindar olan kurtulur”; “İlim her rütbenin üzerinde bir rütbedir.” Bunun yanında, “Bülbülün çektiği dili belâsıdır” atasözünün bir nevi karşılığı olmak üzere Hz. Ebû Bekir’in söylediği, “Belâ söz söylemeye dayalıdır”; Hz. Ömer’in, “Sevgin yük olmasın, öfken yok etmesin” ve evini kuşatan âsiler yüzünden ıstırabının son dereceye vardığını anlatmak üzere Hz. Osman’ın Hz. Ali’ye yazdığı mektuptaki, “Kolan sıyrılıp devenin memelerini geçti” sözleri meşhur birer mesel olmuştur. Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes‘ûd, Muâviye b. Ebû Süfyân ve Amr b. Âs gibi sahâbîlerin de emsal tarzında sözleri vardır.
حرف التاء
۳۰۹۳- تَأْتِيكُمْ مِنْ بَعْدِى أَرْبَعُ فِتَنِ فَالرَّابِعَةُ الصَّمَاءَ الْعُمْيَاءَ الْمُطْبِقَةَ تَعْرُكُ الأُمَّةُ فِيهَا بِالْبَلَاءِ عَرُكَ الاِمَّمِ حَتَّى يُنْكَرَ فِيهَا الْمَعْرُوفُ وَيُعْرَفُ فِيهَا الْمُنْكَرُ تَمُوتُ فِيهَا قُلُوبُهُمْ كَمَا تَمُوتُ أَبْدَانُهُمْ (نعيم بن حماد في الفتن عن اى هريرة (ضعیف)
3093- Benden sonra size dört fitne gelecektir. Dördüncü-sü sağırlık ve körlüktür. Bu, ümmetime öyle bir bela getirecek ki, bu bela onları yılan gibi kıvrandıracak, dine uygun olan prensip-ler inkar edilecek, uygun olmayanlar kabul görecek. Kalpleri aynı bedenlerin öldüğü gibi ölecek.
٣٠٩٤ - تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ فَإِنَّ مُتَابَعَةَ بَيْنَهُمَا يَزِيدَانِ فِي الْأَجَلِ وَيَنْفِيَانِ الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفَى الْكِيْرَ الْخُبْثَ (حم والحميدي والعدنى هب ض عن عمر
3094- Hac ile umre arasını birleştirin. (Yani birbiri ardın-ca yapın). Çünkü bunlar ömrü artırır, fakirliği giderir, günahları da demirci körüğünün demirdeki kir ve pası erittiği gibi eritirler.
٣٠٩٥ - تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ فَإِنَّهُمَا يَنْفِيَانِ الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفِي الْكَيْرَ خُبْثِ الْحَدِيدِ وَالذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَلَيْسَ لِلْحَجَّةِ الْمَبْرُورَةِ ثَوَابٌ إِلا ت حسن صحيح غريب ن حب حل عن ابن مسعود الجنة (حم وابن زنجويه
3095- Hac ile umreyi birbiri ardınca yapın. Çünkü bun-lar fakirliği giderir, günahları demirci körüğünün demir, altın, gümüş pasını eritip giderdiği gibi giderirler. Kabul olunan haccın karşılığı cennetten başkası değildir.
-742
-۳۰۹۶ ثانى الملائكة بأبى بكر مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصَّدِّيقِينَ تَزُفَهُ إلى الجنة وفا
الديلمي عن جابر)
3096- Kıyamet günü melekler, peygamberler ve siddik larla beraber Ebu Bekir'e gelirler. Onu alıp hemen alelacele doğru cennete götürürler.
۳۰۹۷ - تَبْلُغُ حِلْيَةُ أَهْلِ الْجَنَّةِ مَبْلَغَ الْوُضُوءِ" (حب عن ابي هريرة)
3097- Cennet ehlinin elbisesi, abdestin ulaştığı yerlere kadar ulaşacaktır.
۳۰۹۸- تبا لِلذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ قِيلَ فَمَا نَدَّخِرُ قَالَ لِسَانًا ذَاكِرًا وَقَلْبًا شَاكِرًا وَزَوْجَةً تَعِينُ عَلَى الْآخِرَة" (حم عن رجل من الصحابة)
3098- "Kahrolsun altın ile gümüş"
"Peki, dünyada sahip olacağımız şey nedir öyleyse?" diye sorduklarında şu cevabı verdiler: "Zikreden bir dil, şükreden bir kalp, ahiret için sana yardımcı olacak bir hanım."
۳۰۹۹- تُبْعَثُ الْمَلائِكَةُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِلَى أَبْوَابِ الْمَسَاجِدِ يَكْتُبُونَ الأَوَّلَ فَالْأَوَّلُ فَإِذَا صَعَدَ الإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ طُوِيَتِ الصُّحُفُ (طب عن ابي امامة)
3099- Cuma günü melekler mescitlerin kapısına gönde-rilir ve onlar ilk gelenlerden başlayarak sırası ile bütün gelenleri kaydederler. Yalnız imam minbere çıktığı zaman sahifeler dürülür (artık kimseyi kaydetmezler ondan sonra).
٣١٠٠ - تَبْكِينَ أَوْ لا تَبْكِينَ مَا زَالَتِ الْمَلَائِكَةُ تُظِلُّهُ بِأَجْنِحَتِهَا حَتَّى رَفَعْتُمُوهُ" (حم خ م ن عن جابر قال لما قتل ابى جعلت عمتى تبكى فقال رسول الله صلى
الله عليه وسلم فذكره
3100- Şehit için ister ağla, ister ağlama. Siz onu kaldırın-caya kadar, melekler devamlı olarak onu kanatları ile gölgeler-ler.
743
Dış politikadaki dehası ile, sömürgecili ğin en azgın döneminde, üç kıt'a üzerinde. ki topraklarını korudu. Savaşa inanmazdı. İngiltere başbakanı Gladstone'un koyduğu "Haç'ın bir defa girdiği bir yere hilal av det edemez" prensibinin bütün Avrupalı lar'ca geçerli olduğunu biliyordu. Ince po-litikaya inanırdı. Diplomasiye güvenirdi. Bu nu en iyi uygulayan devlet adamlarından bi-ridir. Dehşetli bir gerçekçi idi ve hayalpe-restlikle ilgisi yoktu. Bu tutumu, Ingiltere, Fransa, Rusya'yı çok kızdırdı. Bir şey kopa-ramamanın hıncı ve çaresizliği içinde, git-tikçe daha geniş ölçüde hükümdarın şah-sını hedef aldılar. Bunu resmen yapmadı-lar. Fakat basın ve istihbarat teşkilatlarıyle
gerçekleştirdiler. Ekonomiu
YAZAN
YILMAZ ÖZTUNA AYVAZ GÖKDEMİR
TÜRKİYE'DE ASKERİ MÜDAHALELER
II. Abdülhamid devrinde Osmanlı istih-barat teşkilatı geliştirilmiş ve modern-leştirilmiştir. Yine bu dönemde Midhat Paşa Tuna valiliği sırasında burada özel-likle Bulgarlar'a karşı örnek bir gizli po-lis teşkilatı kurmuştur. Makedonya'daki ayaklanmalar ve gizli teşkilât için Ayna-roz'a Boşnak Hasib adlı bir ajan yerleş-tirilmiş, bundan çeşitli ihbarlar alınmış-tır. II. Abdülhamid'in özel casusları ha-fiyelerdi. Bu hükümdar zamanında kar-şı faaliyette bulunan çoğu gayri müslim casuslar da vardı. Bunlardan yahudi asıl-lı Emanuel Karasu, II. Abdülhamid'e kar-şı kurulan casusluk teşkilatının başına getirilmiş, padişahın tahttan indirilmesi için çalışmış ve sonunda bunu başar-mıştır. II. Abdülhamid'i tahttan indiren İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin iktidarı zamanında kurulan Teşkilât-ı Mahsûsa ise gerçek mânada çağdaş bir casusluk teşkilatıydı.
Devlet aleyhine faaliyet gösterenlerin cezası her devirde ağır olmuştur. Nite-kim İstanbul'un fethi sırasında Bizans lehine casusluk yapmakla itham edilen Vezîriāzam Çandarlı Halil Paşa XV. yüz-yıl ortalarında, yine casuslukla itham edilen Yorgaki adlı zimmî ise XVII. vüz-
YanıtlaSil
yuksel21 Mayıs 2026 01:04
GÜNÜN TARİHİ
TARİHİ BİR İHÂNET
Sultan II. Abdülhamid Hâna hâl'ini tebliğ edecek heyetin seçi-minde, İttihatçılar, ihanete varan bir hata işlediler. Seçilen heyet, Ayan meclisinden Ermeni Aram ve Bahriye Feriki Arif Hikmet, Selanik mebûsu Yahudi Emânuel Karasu ve Arnavut Esad Top-tanî'den meydana geliyordu. Ermeni Aram'ın düşmanlığı, Abdül-hamid Hânın Anadolu'da bir Ermenistan kurdurtmamış olmasıdır. Yahudi Emânuel Karasu, Türk düşmanlığı ile meşhurdur. Arnavut Esâd Toptanî padişahın eski yâverlerindendi. Efendisinden sonra Türkiye'ye de ihanet etmiş bir hâindir. Bu hadîseden sonra, Yıldız Sarayı İttihatçılar tarafından yağma edilmiştir. Yıldız'ın çok zengin kütüphanesi, Hafız-ı kütüp olan Sabri Bey tarafından kur-tarılmıştır. Sabri Bey, kapının önüne yatarak, askerlerin içeri gir-melerini önlemiş, böylece kütüphaneye girilememiştir.
"31 Mart Vakası'nın geniş değerlendirilmesi gereken bir olay ol-duğuna işaret eden Tarihçi Mustafa Armağan; (31 Mart Vakası) Si-yonizmin komplike bir olayıdır. Masonlar bunu sahipleniyor." diyor.
Elif ile T birleşecek
bütun dünyaya meydan okuyacak.
Abdurrahman DİLİPAK
abdurrahmandilipak@yeniakit.com
Derin yapı
Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışarıdalar.
İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..
İşın kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi araların-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..
Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının içinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil eumiş gözukuvor. Bu işler, bu adamlan oraya so-kup, Işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-dükiarini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..
Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..
Adamlar kendilerinden çok eminier, "biz gide nzotekiler gelir, ama sonuçta bu düzen böyle de-vam eder anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,
İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..
Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yasanan örtülü hesaplaşmaların davası aynca görülecek..
Yerin sira 26 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha vüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunlann tümü-nú mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer va adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane da yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genei af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor lar..
٤٠٠ - كَانَ لا يَأْكُلُ مُتَّكِنًا وَلا يَطَأُ عَقَبَهُ رَجُلانِ (حم عن ابن عمرو)
400- Yaslanarak yemek yemezdi. Arkasından iki kişi yü-rümezdi.
٤٠١ - كَانَ لا يَأْكُلُ مِنْ هَدِيَّةٍ حَتَّى يَأْمُرَ صَاحِبَهَا أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا لِلشَّاةِ الَّتِي اهْدِيَتْ لَهُ (طب عن عمار)
401- Kendisine hediye edilen o mahut zehirli koyundan sonra, sahibi yemedikçe hediye olarak sunulan şeyden katiyyen yemezdi.
18. CİLT
MEFHUMLAR FİHRİSTİ
Fitne-isyan: 5, 147.
Fitnenin çeşitleri: 13, 205-206.
Fitne Hz. Osman (r.a.)'ın hilafetiyle başladı: 17, 152.
Fitne patlak verince yapılacak tavsiye: 13, 177-178.
Fitne sebebiyle zaman fenalaşması: 17, 562,
Fitnenin geldiği cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13, 281-82-83.
Fitnenin girmediği ev kalmaz: 13, 274-75.
Fitnenin vasıfları: 13, 255-56.
Fitne sırasında Müslümanların takip edeceği siyaset: 13, 184.
Fitne yavaş gelişir: 13, 256-57.
81
Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır: 13, 269.
Fitneye karışmanın yasak olması: 13, 181-82.
Fitneye karışan sahâbeler: 13, 335-36.
Fitneyi ihbar: 13, 172.
Fitne zamanında dilini tutmak: 13, 201-202.
Fitne zamanında din lafta kalır: 13, 264-65.
Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13, 189-90-91.
Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve şaşkınlık olur: 13, 262-63.
Fitne zamanında irtidat artar: 13, 267-68.
Fitne zamanında kerahet: 13, 202.
Fitne zamanı katl vak'aları artar: 13, 271-72.
Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermemesi: 13, 178.
Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13, 194-95.
Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet malı) helal addedilir: 13, 274.
Fitne zamanında silah edinmemek: 13, 203-204.
Fitne zamanında terk-i diyâr etmek: 13, 191-92.
Fitne zamanında yalan artar: 13, 260.
Fitne zamanında zenginlik artar: 13, 268-69.
Fitnecileri yalnız bırakmak: 13, 188-89.
Demirbaş fitne: 13, 206.
Dört büyük fitne: 13, 230.
İctimaî kargaşa olarak fitne: 13, 168-69.
İsmen zikredilen fitneler: 13, 209-210.
İsmen zikredilmeyen fitneler: 13, 229.
MEFHUMLAR FİHRİSTİ
83
18. CİLT
Milletin devlete karşı yaptığı vefasızlık: 12, 145.
Gaflet: 6, 116.
Galinos: 10, 524-25.
Ganimetler ve fey: 4, 105.
Ganimet içinde bulunan Müslüman malları, ganimete mi dahil yoksa sahi-bine mi iade edilir: 4, 165.
Ganimet malını yağmalama lâşe yemek gibidir: 4, 159.
Ganimet malları: 2, 383-84.
Ganimet payını almakta sabırsızlık gösteren Bedeviler: 7, 81.
Ganimetten çalanın dünyevi cezası: 4, 157.
Ganimet dağıtımı hususunda imam muhayyerdir: 7, 82.
Hz. Ali'nin (r.a.) ganimetten aldığı cariye ile o gün temasta bulunması: 12, 85.
Hz. Ali'nin ganimet taksiminde görevlendirilmesi: 12, 85.
Bazan Resulüllah (s.a.v.)'ın Müellefe-i Kuluba ganimetten fazla pay ver-mesi: 4, 122.
Diğer ümmetlere helal olmayan ganimetten Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)'e helal olması: 4, 149.
Komutanın ganimetten ayrı olarak askere verdiği hediye miktarı: 4, 120.
Kureyşin meşhurlarına verilen savaş ganimetleri: 12, 71.
Resulüllah (s.a.v.)'tan sonra O'nun ganimetten alacağı pay kimlere verilir: 4, 67.
Resulüllah (s.a.v.) ganimetten çalanın cenaze namazını kıldırmazdı: 4, 156.
Ganimetten çalan kimsenin dünyevî ve uhrevî cezası: 4, 152.
Ganimetten çalan kimsenin tevbe etmesi mümkün müdür?: 4, 155.
Ganimetten pay alan Zevi'l-Kurba kimdir?: 4, 130.
İslâm'a ısındırmak için kafire savaş ganimetinden pay vermesi: 11, 377.
Sağlığında Zevi'l-Kurba'ya ganimeti dağıtmakla Hz. Ali'yi görevlendirmesi:
4, 135.
Taksim edilmeden önce temellük edilemez: 1, 469.
Taksim edilmeyen ganimet malından satmamak: 11, 355.
Zahmetsiz ganimet: 9, 123.
Garânîk hadisesi: 8, 215-19.
Gars kuyusu: 7, 221.
GASB BÖLÜMÜ: 12, 113.
Gasbın azı da çoğu da haramdır: 12, 114.
Arazi gasbı büyük günahlardandır: 12, 115.
Haksız yere mal gasbedenin kıyametteki cezası: 12, 113.
HADİS ANSİKLOPEDİSİ
KÜTÜB-İ SİTTE
Prof. Dr. İbrahim Canan
18
3192- İlmi, kaldırılmadan önce öğrenin. Çünkü biriniz, yanındakine ne zaman muhtaç olacağını bilemez. İlim öğrenme. lisiniz. Gösterişten bidata sapmaktan, aşırı derine dalmaktan ka-çının. Eskilerle yetinin.
۳۱۹۳ - تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ فَإِنَّ تَعْلِيمَهُ اللهِ خَشْيَةٌ وَطَلَبَهُ عِبَادَةٌ وَمُذَاكَرَتَهُ تَسْبِيحٌ وَالْبَحْثُ عَنْهُ جِهَاد خط عن معاذ وفيه كنانة بن جيلة ضعيف والديلمي) وَزَادَ وَتَعْلِيمُهُ لِمَنْ لاَ يُعَلِّمُهُ صَدَقَةٌ وَبَذْلُهُ لاَهْلِهِ قُرْبَةٌ لأَنَّهُ مَعَالِمُ الْحَلَالِ وَالْحَرَامِ وَمَنَارُ سَبِيلِ الْجَنَّةِ وَالْأَنِيسُ فِي الْوَحْشَةِ وَالصَّاحِبُ فِي الْوَحْدَةِ وَالْمُحَدِّثُ فِي الْخَلْوَةِ وَالدَّلِيلُ عَلَى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالسّلاحُ عَلَى الْأَعْدَاءِ وَالزَّيْنُ عِنْدَ الْآخِلاءِ وَالْقُرْبُ عِنْدَ الْغُرَبَاءِ يَرْفَعُ اللَّهُ بِهِ أَقْوَامًا فَيَجْعَلُهُمْ فِي الْجَنَّةِ قَادَةً
ورواء ابن لال وابو نعيم بطوله عن معاذ موقوفا
3193- İlim öğrenin. Çünkü onu Allah için öğrenmek haş-
yetin (Allah korkusunun) bir ifadesidir. Onu talep etmek ibadettir. Müzakeresi ise tesbihtir. Onu araştırmak da cihattır. (Deylemi'den ilaveten): Bilmeyene onu öğretmek sadakadır. Ehline bezletmek yakınlıktır. Zira o, helalin ve haramın alamet yeridir. Cennet yo-lunun nurlanmış işaretleridir. Yalnızlık arkadaşı, vahşette enisi, halvette konuşanı, darda ve genişlikte delili, düşmanlara karşı silahı, dostlar yanında zineti, gariplikte yakınıdır. Allah onunla bir kısım kavmi yükseltir de cennette önder kılar.
٣١٩٤ - تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ جُبِّ الْحَزْنِ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا جُبُّ الْحَزَنِ قَالَ وَادٍ فِي جَهَنَّمَ تَتَعَوَّذُ مِنْهُ جَهَنَّمُ كُلَّ يَوْمِ أَرْبَعِمِائَةِ مَرَّةٍ يَدْخُلُهُ الْقُرَّاءُ الْمُرَاؤُنَ
-764
YanıtlaSil
yuksel29 Mayıs 2026 23:44
Hurilerin yetmiş hulle arkasından ilikleri görünmesi. (S.) 461: 28. Söz; (M.) 374:28. Mektup, 8. mesele, 4. nükte
İnsandaki duygular Cennette inkişaf eder. (L.) 160:20. Lem'a, 7. sebep, haşiye
Kararsız cismaniyetin ebediyetle alakası nedir? (S.) 459:28. Söz
Mü'min Cennete lâyık bir mahiyet kazanır. (S.) 32:6. Söz
Mü'minler Cennette Allah'ı görecekler. (S.) 534, 535:31. Söz 4. esas, 4, 5. meyve
On beş yaşından küçük olarak ölen çocuklar. (K.L.) 191.
CERBEZE
Ayn ayrı kusurları cerbeze ile toplamak. (D.H.Ö.) 21; (T.H.) 59.
Büyük işlerde yalnız kusurları gören cerbezelik ile aldanır veya aldatır. (Mn.) 73.
Cerbeze bir hâkimdir. (Tl. İç. R.) 1:192.
Cerbeze bütün çeşitleriyle garipliklerin makinasıdır. (Mn.) 73.
Cerbezenin fikirleri tesiri. (Tl. İç. R.) 1:192.
Cerbeze ihtilaf sebebidir. (Tl. İç. R.) 1:190.
Cerbeze ile insan adâlet yaparken zulme düşüyor. (D.H.Ö.) 21; (Τ.Η.) 59.
Cerbeze müthiş bir hastalık ve musibettir. (H.Ş.) 147:2. Zey. 2. kıs.
Cerbeze nedir? (İ.İ.) 29; (Tl. İç. R.) 1:190; (T.H.) 223:Esk. hayatı
Cerbezenin şe'ni bir seyyieyi sünbüllendirerek hasenata galip etmektir. (Mn.) 73.
İngiliz siyasetinin cerbezesi. (H. St.) 98-106:1-6. hatveler
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51; (Τ.Η.) 71.
Peygamberimizin mesleği aldatmaktan ve cerbezeden müstağ-nidir. (H.Ş.) 148:2. zeylin 2. kısmı; (L.) 57:11. Lem'a, 3. mes.
Propağanda zâlim cerbezenin gayr-i meşrû çocuğudur. (Tl. İç. Reç.) 1:201.
FİHRİST/132
FERİT DEVELLİOĞLU
OSMANLICA - TÜRKÇE
ANSİKLOPEDİK
LÛGAT
AK AYDIN
KİTABEVİ
mektûbî-i sadr-i âlî: sadrâzam mektupcu-su.
mektûf مكتوف ))as): iki eli arkasına bağlan-
mış.
.a.s) مكتوم mektûm, mektume مكتومه ketm'den): 1. ketmolunmuş, gizli, sak-11. 2. hükümetten gizli tutulan. Emval-i mektûme: vergiden kaçırılan mallar. Mâl-i mektûm: gizli, saklı mal. Nüfûs-i mektûme: kütüğe kaydolunmamış kimse-ler. Vâridât-ı mektûme : deftere geçirilme-yerek şahıs elinde kalan devlet geliri.
mektûm mühimme : tar. Osmanlı
Devleti'nde Bâbıâlî'den gizli olarak yazılan ferman ve hükümlerin kopyaları.
mektûmat مكتومات ai mektûme'nin c.(: hükümeten kaçırılarak, gizli tutulan, yazdırılmayan vergi, gelir, nüfus, mal. ["mektûmat" evvelce, ekseriyâ me'murlar tarafından "ihtilasat" mânâsına kullanı-lırdı].
mekuk مكوك )..( : mekik, dokumacılıkta "atkı" veya "argaç” denilen ve enine olan iplikleri uzunlamasına olanların arasından geçirmeye yarayan masuralı âlet.
كول
me'kûlât): eklolunmuş,
me'kûl'ün c.): yiyecek-
Ceza amelin cinsine göredir. (21. Mektup) 241.
Cezası çekilen suça tekrar ceza verilmez. (T.H.) 358:Esk. haya.
Ceza günahın lâzım-ı zâtisidir. (Sn.) 21.
Her hükümetin bir kanunu var. O kanuna göre ceza verir, (T.H.) 229:Esk. hayatı
İki ceza birden verilmez. (M.) 417:29. Mektup, Es'ile-i Sitte, 5. si İstanbul'da bir esnafın cinayetiyle Bağdat'daki bir esnafı ceza-landırmak. (M.) 66:16. Mektup, 2. nokta
Tesirli ceza Allah'ın emirleri namıyla olur. (H.Ş.) 83:6. kelime
CİFİR VE EBCED HESABI
Âlimler ve cifir hesabı. (S.T.) 80:1. Şua
Asr-1 Saadette cifir. (S.T.) 45, 80:27. Mektup, 1. Şua
Asr Sûresi, 2. Dünya Savaşı'nın Anadolu'ya sıçramayacağını müjde verir. (E.L.) 1:25.
Cifir hesabı. (K.L.) 15, 36, 41, 51, 54, 136, 137, 140, 151, 152; (L.N.) 79, 80.
Cifir ilmi meraklı ve zevkli bir meşgaledir. (L.N.) 79.
Cifir ilminin üstadı Hz. Ali'dir. (S.T. Ten.) 150, 161:28. Lem'a; (S.T.) 80.
Edebiyatçıların cifir hesabını kullanmaları. (S.T.) 80:1. Şua Fil Sûresinin cifir hesabı. (K.L.) 169; (S.T.) 45.
Gıybeti zecreden âyetin cifir hesabı. (S.T.) 53:27. Mektup
"inne'l-insane le yetka" âyetinin cifir hesabı taguta bakıyor. (E.L.) 25.
İslamın başına gelen rejim (1333'de). (K.L.) 74.
Kur'ân kelimesinin cifir hesabı. (M.) 415:29. Mektup, 6. kısım, Kudsî bir Tarihçe
Risale-i Nurlarla ilgili bir cifir hesabı. (S.T. Ten.) 150:28. Lem'a Tevâfuk cifir ilminin anahtarlarındandır. (S.T.) 129:8. Lem'a
Yakın tarihle ilgili bazı hesaplar. (Tils.) 172-176.
FIHRIST/134
CİHAT
Asrımızın cihadı iman-ı tahkiki kılıncıyla olur. (Ş.) 228:11. Şua 11. mesele; (H.Ş.) 41.
Bediüzzaman, cihat ile ubudiyet ve takvâyı beraber götürdü.
(S.) 711:Konferans Bu zamanın cihadı muhabbet ve sevdirmekledir, korkutmakla değil. (Mk. İç. R.) 2:298.
Cihad farz-ı kifaye iken farz-ı ayın olmuş. (H.Ş.) 151:2. zeylin 2. kıs
Cihad-1 haricîyi Şeriatın kesin delillerinin elmas kılınçlarına ha-
vale edeceğiz. (D.H.Ö.) 64; (T.H.) 54; (Mk. İç. R.) 2:272.
Fen ve sanat silahıyla îlây-ı kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehil, fakr ve ihtilaf-1 efkara karşı cihad edeceğiz. (D.H.Ö.) 64; (T.H.) 64.
Hac ve zekât gibi cihatta da niyetin tasarrufu azdır. (H.Ş.) 151: 2. zeylin 2. kısmı
Hariçteki cihad başkadır, dahildeki başkadır. (E.L.) 1:39, 2:214. Hayatı koruma cihadı. (S.) 57:10. Söz
Herkes kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asga-rında cihad-1 ekber ile mükelleftir. (D.H.Ö.) 62; (T.Н.) 53.
İhtilafa karşı ittihatla cihad edeceğiz. (Mk. İç. R.) 2:273.
Mânevî cihad. (E.L.) 2:214, 217.
Müslümanların vazifesi Allah yolunda cihat etmektir. (E.L.) 2:57.
Savaşta karşı tarafın çocukları. (E.L.) 1:39. Zârurete karşı çalışmakla cihat edeceğiz. (Mk. İç. R.) 2:272.
3204- Gece yansı gök kapılan açılır bir münadi seslenir: "Dua eden yok mu? Duası kabul edilecek. İsteyen yok mu? Dilegi verilecek. Sikuntida olan yok mu? Sikintisi bertaral edilecek." Oşür alıcı ile zaniye kadının dualan kabul edilmez. Bü-yük cürüm işledikleri için bunlardan başka tüm müslümanlann yaphiklan duayı Allah kabul eder.
٣٢٠٥- تفتح أبواب الجنة يوم الأثنين ويوم الخميس فيغفر الله فيهما لكن عبد مسلم لا يُشرك بالله شَيْئًا إلا رجلاً كانت بينه وبين أخيه شحناء فَيُقَالُ انْظُرُوا هَذَيْن حَتَّى يَصْطلحا (م) وابن زنجويه د ت حب عن أبي هريرة)
3205- Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapılan açı-Ir. Allah kendisine ortak koşmayan her müslüman kulunu affe-der. Ancak din kardeşi ile kendi arasında dargınlık bulunan kim-seyi bağışlamaz. "Birbirleri ile barışıncaya kadar bekletin." bunla-n emrini verir.
٣٢٠٦ - تُفْتَحُ فِيهِ يَعْنِي فِي رَمَضَانَ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ وَتُغْلَقُ فِيهِ أَبْوَابُ النَّارِ وَتُغَلُّ فِيهِ الشَّيَاطِينُ وَيُنَادِى مُنَادٍ كُلَّ لَيْلَةٍ يَا بَاغِيَ الْخَيْرِ هَلُمَّ وَيَا بَاغِيَ الشَّرِ أقصر (ن حب عن عتبة بن فرقد)
3206- Onda (Ramazan ayı kastediliyor) cennet kapıları
açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur. Her gece biri şöyle seslenir: "Ey hayn isteyen gel. Ey şer isteyicisi geri dur."
۳۲۰۷ - تَفَكَّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ قِيَامٍ لَيْلَةٍ (صالح ابن احمد في كتاب التبصرة
مرفوعا عن انس ابو الشيخ في العظمة
3207- Bir saat düşünmek, bir gecelik ibadetten daha iyi-
dir.
۳۲۰۸ - تَفَكَّرُوا فِي كُلِّ شَيْءٍ وَلاَ تَفَكَّرُوا فِي ذَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ بَيْنَ السَّمَاءِ
-767
Tiyb çok zordur.
dükkanı kapatıp camiye gidersen Tiyb olur.
cemaat le kilamazsan namazı tiyblikten çıkar.
Mehmed Zahid kotku
Akra fm.
YanıtlaSil
yuksel1 Haziran 2026 08:21
Tiyb çok temiz helal demek tir.
KÜTÜPHANE DOĞUMHÂNE OLDU
İmam Süyûtî, 3 Ekim 1445'te Kahire'de doğdu. Annesinin Türk veya Çerkez asıllı bir câriye oldu-ğu belirtilir. Babası vefât edince altı yaşında yetim kaldı. Aile bü-yükleri tarafından himaye edildi ve dinî ilimler tahsil etti. Sekizin-de hafız oldu, on yedisinde kitap te'lif etti, on sekizinde ders ver-
meye başladı. Tefsir, hadis ve fi-kıh ilimlerinde derinleşti. İmam Süyûtî, 18 Ekim 1505 tarihinde vefat etti. Kabri, Kahirededir.
*
İmam Süyûtîye «İbnü'l-Kü-tüb> yani «Kitapların Oğlu» de-nirdi. Zira ilim ehli olan babası bir gün mütalâa etmek üzere hanımın dan bir kitap isteyince, hanımı kü-tüphaneden kitabı getirmeye git-ti. Kitapların arasında iken sancısı
başladı ve İmam Süyûtîyi bu kü-tüphanede doğurdu. (Kamil ÇAKIN, Celaleddin es-Süyüti», Dini Araştırmalar Dergisi, Ankara, 2001, c. 4, s. 10,7-8)
kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu kaldıracak; sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra ısıran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.
٣٢٣٤ - تَكُونُ لَأَصْحَابِى زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد بن الحنفية عن ابيه)
3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.
٣٢٣٥ - تَكُونُ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ أَيَّامٌ يُرْفَعُ فِيهَا الْعِلْمُ وَيُنْزَلُ فِيهَا الْجَهْلُ وَيُكْثَرُ فِيهَا الْخَرَجُ وَالْهَرَجُ الْقَتْلُ (هـ عن ابن مسعود)
3235- Kıyamet öncesi öyle günler olacak ki, o günlerde ilim kalkacak, cehalet yaygın hal alacak, cinayetler çoğalacak.
٣٢٣٦- تَكُونُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ بَنِي الْأَصْفَرِ هُدْنَةٌ فَيَغْدِرُونَ بِكُمْ فَيَسِيرُونَ إِلَيْكُمْ فِي ثَمَانِينَ غَايَةً تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اِثْنَى عَشَرَ أَلْفًا (هـ عن عوف بن مالك)
3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hi-yanette bulunup her birinin altında on iki bin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.
۳۲۳۷- تَكُونُ اَرْبَعُ فِتَنِ الأُولَى يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالثَّانِيَةُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ وَالثَّالِثُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ الْفَرْجُ وَالرَّابِعَةُ الدَّجَّالُ (نعيم عن عمران بن حصين
3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öl-dürmek helal sayılacak. İkincisinde hem o, hem de mal, üçüncü-sünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.
۳۲۳۸ - تَكُونُ أَمَامَ الدَّجَّالِ سِنُونٌ خَوَادِعُ يُكْثَرُ فِيهَا الْمَطَرُ وَيُقَلُّ فِيهَا
774
YanıtlaSil
yuksel4 Haziran 2026 00:20
النبتُ ويُكذِّبُ فيها الصَّادِقُ ويُصَدِّقُ فيها الْكَاذِبُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ ويُحوِّنُ فيها الأمين وتنطق فيها الرويبضة قيل يا رَسُولَ اللهِ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ من لا يُوبه له (طب عن عوف بن مالك)
3238- Deccal'den önce aldatıcı yıllar olacak. O yıllarda yağmur çok, bitki az olacak, doğru söyleyen yalanlanacak, yalan söyleyense doğrulanacak, haline güvenilecek emin olan kişi hain sayılacak, Ruvaybıza konuşacak. "Ruvaybıza nedir ey Allah'ın Ra-sulü?" diye sordular. "Ruvaybıza, kendisine önem verilmeyen ki-şi." buyurdu.
۳۲۳۹- تَكُونُ بَيْنَ النَّاسِ فِرْقَةً وَاخْتِلافُ فَيَكُونُ هَذَا وَأَصْحَابُهُ عَلَى الْحَقِّ
يعنى عَليًّا (طب عن كعب بن عجرة)
3239- İnsanlar arasında ayrılık ve ihtilaf olacak, bu ve arkadaşları doğru yol üzere olacaklar. (Hazreti Ali kastediliyor.)
٣٢٤٠ - تَمَنَّوْا الْمَوْتَ عِنْدَ خِصَالِ سِنّ عِنْدَ إِمَارَةِ السُّفَهَاءِ وَبَيْعِ الْحُكَمِ وَاسْتِخْفَافِ بِالدَّمِ وَكَثْرَةِ الشَّرْطِ وَقَطِيعَةِ الرَّحْمِ وَنُشُوءٍ يَسْتَخْذُونَ الْقُرْآنَ مَزَامِيرَ يُقَدِّمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنَيَهُمْ وَلَيْسَ بِافْقَههم (طب عن عابس لغفارى)
3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü te-menni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki, in-sanlar kendilerinden çok daha az bilgisi bulunan adama gelip ondan medet umarlar.
٣٢٤١ - تَنَاصَحُوا فِي الْعِلْمِ وَلاَ يَكْتُمُ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَإِنَّ خِيَانَةً فِي الْعِلْمِ أَشَدُّ مِنْ خِيَانَةٍ فِي الْمَالِ (حل عن ابن عباس)
3241- İlimde birbirinize yardımcı olun. Kimse kimseden ilmi gizlemesin. Çünkü ilimde hıyanet, maldaki hıyanetten daha şiddetlidir.
775-
DAVASIZ MÜSLÜMANLAR!
Hasan KONÇ hasankonc1453@hotmail.com
<> suâlini sormayan,
Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar! Kālû belâ ahdine bedenini yormayan,
Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Bir kötülük görünce; «Aman bana ne!» diyen, Haramı ayırmadan helâle katıp yiyen, Tefekkürden uzakta gaflet gömleği giyen;
Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Haksıza mütebessim, zâlimin yalakası, Olmaz ki böylesinin mertlikle alâkası, Hiç umrunda değilse ölümsüzlük hırkası; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Duvardan, taştan farksız; his yoksulu, kof kaya, Kaybetmişse edebi, uğramamışsa hayâ, Değişmez hasletiyse fitne, fesat ve riyâ; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Şu karanlık dünyada yol alınmaz güneşsiz, Dâvâ adamı olmaz; gözyaşsız, kalp ateşsiz, Er meydanında kayıp, ancak reklâmda eşsiz;
Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Gönlü gülzâr eyleyip, kalbini açmak gerek, Nefsi put eyleyenden hemence kaçmak gerek! Sırât'ın üzerinden huzurla geçmek gerek! Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Hasenî niyet ile hakkı haykır sözünden, Aldatma hiç kimseyi, hile saçma özünden, Aşkla yürü her dâim, can Nebî'nin izinden; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
عر
YanıtlaSil
yuksel5 Haziran 2026 05:45
Muhteşem Bir Máziden İhtişamlı Yaunlara...
YUZAKI
YIL 21 ARALIK 2025
AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSİ
Fecre andolsun!.. (Fecr, 1)
"Bu can bu tende oldukça;
Hazret-i Kur'ân'ın kölesiyim,
Hazret-i Muhammed Muhtar'ın
mübarek yolunun toprağıyım."
مَنْ بَنْدَهِ قُرْآنَمْ أَكَرْ جَانْ دَارَمْ مَنْ خَاكِ رَهِ مُحَمَّدٌ مُخْتَارَمْ
abdest al (elini, ağzını ve) zekerini (tenasül uzvunu) yıka, sonra u-yu.
٣٢٥٢ - تَيَاسَرُوا فِي الصَّدَاقِ فَإِنَّ الرَّجُلَ لَيُعْطِي الْمَرْئَةَ حَتَّى يَبْقَى ذَلِكَ فِي نَفْسِهِ عَلَيْهَا حَسِيكَةً" (عب والخطابي عن ابن ابي حبيب مرسلا)
3252- Mehir hususunda kolaylık gösterin. Çünkü kişi ka-dına (mutaddan fazla) mehir verirse bu nefsinde evlendiği kadına karşı bir düşmanlık olarak kalır.
حرف الثاء
٣٢٥٣ - ثَلاثَ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِ حَلَاوَةَ الإِيمَانِ أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءُ لاَ يُحِبُّهُ إِلَّا لِلَّهِ وَأَنْ يَكْرَهُ أَنْ يَعُودَ فِي الْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنْقَذَهُ اللهُ مِنْهُ كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُلْقَى فِي النَّارِ (ط خ م م ت ن هـ حب طب عن انس وابي امامة
nı bulur: 3253- Üç şey vardır ki, bunları hisseden kişi imanın tadı-
malı, a) Allah ve Rasulü kendisine herşeyden fazla sevimli ol-
b) Kişi sevdiğini ancak Allah için sevmeli,
c) Allah kendisini küfür belasından kurtardıktan sonra,
tekrar küfre dönmekten ateşe atılmak gibi ürküp nefret etmeli.
٣٢٥٤ - ثَلَاثُ دَعَوَاةٍ لاَ تُرَدُّ دَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ وَدَعْوَةُ الصَّائِمِ وَدَعْوَةُ الْمَسَافِرِ (ابو الحسن بن مهروية في كتاب الثلاثيات ق ض عن انس)
3254- Üç dua vardır ki, katiyyen geri çevrilmez:
a) Babanın çocuğuna duası,
b) Oruçlu kimsenin duası,
c) Misafirin duası.
-778
YanıtlaSil
yuksel6 Haziran 2026 00:39
٣٢٥٥- ثلاث فيهنَّ شَفَاءٌ مِنْ كلّ دَاءِ إِلا السَّامَ السَّنَا وَالسَّنُوتَ قَالَ
مُحَمَّدٌ وَنَسِيَتْ الثَّالِثَةَ (ن ض وسمويه عن انس)
3255- Üç şey var ki, ölümden başka her şeye şifadır:
a) Sinameki,
b) Bal.
Ravi dedi ki: "Üçüncüsünü unuttum."
٣٢٥٦ - ثَلَاثَ مِنْ أَصْلِ الإِيمَانِ الْكَفُّ عَمَّنْ قَالَ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَلَا نُكَفِّرُهُ بِذَنْبٍ وَلَا تُخْرِجُهُ مِنَ الإِسْلامِ بِعَمَلٍ وَالْجِهَادُ مَاضٍ مُنْذُ بَعَثَنِيَ اللَّهُ إِلَى أَنْ يُقَاتِلُ آخِرُ أُمَّتِي الدَّجَّالُ لَا يُبْطِلُهُ جَوْرُ جَائِرٍ وَلَا عَدْلُ عَادِلٍ وَالْإِيمَانُ بِالْأَقْدَارِ كلها (د وابن منيع ق ض عن انس)
3256- Üç şey var ki, imanın aslındandır:
a) Lâ ilâhe illellâh diyene ilişmemek, Biz bunu diyen kimseyi, günahı yüzünden tekfir etmeyiz ve işlediği herhangi bir kötü amel sebebiyle de İslam'dan çıkarmayız.-
b) Cihat ki, beni Allah, peygamber olarak gönderdiği günden, ümmetimin en sonu Deccal'ı öldürünceye kadar devam edecektir. Onu ne zalimin zulmü ne de adilin adaleti katiyyen ip-tal edemez.
c) Bütün kaderlerin Cenabı Hakk'ın takdir ettiği zaman-da meydana geleceğine iman etmektir.
٣٢٥٧ - ثَلَاثَ لَنْ تَزَلَنَّ فِي أُمَّتِي التَّفَاخُرُ بِالْأَحْسَابِ وَالنِّيَاحَةِ وَالْأَنْوَاءِ (ع
3257- Üç şey vardır ki, ümmetimde devam edecektir:
ض ن عن انس)
a) Soylarla övünmek,
b) Ölünün ardından ağlamak,
c) Yıldızlarla yağmur istemek.
٣٢٥٨ - ثَلاثُ لا يَحِلُّ لَأَحْدٍ أَنْ يَفْعَلَهُنَّ لَا يَؤُمُّ رَجُلٌ قَوْمًا فَيَخُصُّ نَفْسَهُ
779
MKSEARCH PROJESİ
(11.08.1966 -10.12.1972)
Önceki projenin bir varyasyonu. Amaç, düşman ajanlardan bilgi almak için "doğruluk serumu" niteliğinde bir madde geliştirmekti. Program ayrıca "uyuyan ajan" (zihinsel olarak programlanmış, gerektiğinde harekete geçirilen tetikçi) yaratılmasına yönelik çalışmaları da kapsıyordu.
Sao Paulo,
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:16
PAPERCLIP OPERASYONU
(1945-1947)
Nükleer, kimyasal ve balistik silahlar alanında Nazi rejimi için çalışmış Alman bilim insanları ve mühendislerin gizlice kaçırılarak ABD'ye transfer edilmesini amaçlayan operasyondu.
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:17
PHOENIX PROJESİ
(Ocak 1968 - Ağustos 1971)
Vietkong destekçilerini hedef alan gözaltı ve öldürme programi. Güney Vietnam'da binlerce sivilin
hayatını kaybetmesine yol açtı
HINT
OKY
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:19
CIA GİZLİ OPERASYONLARI
Komünizmin yayılmasına karşı yürüttüğü mücadelede CIA'in gizli operasyonları dünyanın dört bir yanına yayıldı. Ancak kendi kuruluş yasalarında yer alan hükümlerin aksine, kurum en gizli deneylerinden bazılarını Amerikan vatandaşları üzerinde de gerçekleştirdi.
CIA'İN EN ÜNLÜ PROJELERİ
CIA H
Doktor
canlı b
yerles
icin h
amel
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:21
CIA HİÇ HAYVANLARI CASUS OLARAK KULLANDI MI?
BU DÜŞÜNCEL
nyanın e, kurum
Doktor Sidney Gottlieb tarafından hazırlanan MKULTRA projesi raporuna göre, CIA bir kediyi canlı bir "keşif aracı"na dönüştürmeye çalıştı. Ajanlar hayvanın içine kablolar ve piller yerleştirdi. Kedi aç bırakılarak gözetleme alanında kalması sağlandı. Hayvan nihayet görev için hazır hale geldiğinde ise, sokağı geçerken bir kamyonun çarpması sonucu öldü. Kedinin ameliyatı ve boşa giden ekipmanların maliyeti, o dönemin parasıyla 15 bin dolan buldu.
LSD
GE
KUZEY
AUZ
Ca
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:24
CENTRAL INTELLIGENCE
GİZLİ
SERVİSLER
GÖLGELERDE GİZLENEN AJANLAR VE KİMSENİN GÖRÜP BİLMEDİĞİ, ADI KONMAMIŞ SAVAŞLAR
FBI
FB
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:26
akasya akasya, kitap
ANKARA'DA GİZLİ İSRAİL
DEVLETİ Mİ VAR?
Hasan DEMİR
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:28
GİZLENEN AJANL
DİĞİ, ADI KONY
F
OPERASYONLAR at beglama faaliyetleri, aikastlar ve daha fazlas
ALİ KUZU
HEDEF TÜRKİYE
KUTSAL KASE
Yabancı istihbarat kuruluşlarının Kutsal Kase'si Türkiye'dir. Kutsal Kase Türkiye, çok acıdır ama bir casus cennetidir. ABD, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa, İran ve benzeri ülkelerin casusları Türkiye söz konusu olduğunda, almış oldukları eğitimlerinin "gizlilik" gibi teknik düzeydeki temel hususları bir kenara bırakarak, pervasızca "icra-i faaliyet" gösterebilmektedirler.
"CIA ve KGB kızdıkları bazı ülkelerde, doğruluğu hakkında kesin bilgilere sahip olunmayan belgeleri, o ülkelerde tiraji yüksek olmayan gazetelere ulaştırırlar ve ülkeyi birbirine katarlar. Belge gercekmiş, değilmiş kimse üzerinde durmazdı önceleri... Bu belgeyi alanlar da 'Bu belgeyi bana neden verdiler? Amaçları nedir?' diye en ufak bir sorgulama yapmadan yazar... O ülkelerde bunlar hep oldu..."
Ali Kuzu'nun kaleminden yabancılar için Kutsal Kase olarak görülen ülkemiz üzerinde oynanan tüm oyunlardan haberdar olacaksınız.
50 00
HPC
www.kariyeryayinlari.com twitter.com/Kariyer Yayin
00
YanıtlaSil
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
HUD A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
İBRAHİM A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
SALİH A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
yuksel
Vasiyet ve mustafa
Profili ziyaret edin
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
yuksel7 Haziran 2026 09:08
ZR/RIFLE PROJESİ
(30 Ekim 1960 - 22 Ekim 1970)
ABD'nin çıkarlarına karşı duran ülkelerin
liderlerine yönelik suikastlar gerçekleştirmek amacıyla oluşturulmuş gizli bir CIA programı.
PAS OKY
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:10
(07.08.1960 - 22.10.1962)
Fidel Castro'yu herhangi bir yolla ortadan kaldırmayı hedefleyen planlar bütünü. Bu operasyon, Kennedy yönetimi döneminde ZR/RIFLE projesi kapsamındaki tüm eylemleri bu hedef etrafında yoğunlaştırdı.
k
CIA, 1940'lardan 1970'lere uzanan dönemde komünizme karşı yürüttüğü amansız mücadele kapsamında dünyanın dört bir yanında gizli operasyonlar gerçekleştirdi
YanıtlaSil
yuksel7 Haziran 2026 09:12
MKULTRA PROJESİ
(13.04.1953-14.08.1964)
Uyuşturucular, cerrahi müdahaleler ve psikolojik testler kullanarak
zihin kontrolü yöntemleri
Boston
geliştirmeyi amaçlayan program
üş
E
PİYON DEYİP GEÇME, GÜN GELİR ŞAH OLUR
SAHA DA FAZLA GÜVENME, GÜN GELİR MAT OLUR
وَلاَ يُرَانِى بِشَيْئٍ مِنْ عَمَلِهِ وَإِذَا عُرضَ عَلَيْهِ أَمْوَانِ أَحَدُهُمَا لِلدُّنْيَا وَالآخر
للآخِرَةِ اِخْتَارَ أَمْرَ الآخِرَةِ عَلَى الدُّنْيَا (كر والديلمي عن ابي هريرة)
3314- Üç şeyi kendinde bulunduran, kâmil bir iman elde etmiş olur:
a) Allah yolunda kınayıcının kınamasından korkmamak,
b) Yaptığı amellere en küçük bir riya dahi karıştırma-
mak,
c) Biri dünya diğeri ahiret olan iki iş kendisine sunuldu-ğunda, ahiretinkini tercih etmek.
٣٣١٥ - ثَلاثَةٌ إِذَا رَأَيْتَهُنَّ فَعِنْدَ ذَلِكَ إِخْرَابُ الْعَامِرِ وَعِمَارَةُ الْخَرَابِ وَأَنْ يَكُونَ الْمَعْرُوفُ مُنْكَرًا وَأَنْ يَكُونَ الْمُنْكَرُ مَعْرُوفًا وَأَنْ يَكُونَ الْمَعْرُوفُ مُنْكَرًا وَأَنْ يَكُونَ الْمُنْكَرُ مَعْرُوفًا وَأَنْ يَتَمَرَّسَ الرَّجُلُ بِالْأَمَانَةِ تَمَرُّسَ الْبَعِيرُ بِالشَّجَرَةِ
ابو مندة كر عن عروة
3315- Şu üç şeyi gördüğün vakit, mamur olan şey hara-ba, harab olan şey de mamura çevirilmiş demektir (kıyametin kopması yakındır):
a) Ma'ruf (dine uygun) olan şeyin münker,
b) Münker olan şeyin ma'ruf sayılması,
c) Kişinin emaneti, devenin ağacı kemirdiği gibi kemir-
mesi.
٣٣١٦ - ثَلاثَةٌ لاَ يَرُدُّ اللَّهُ دُعَانَهُمْ الذَّاكِرُ اللهَ كَثِيرًا وَدَعْوَةَ الْمَظْلُومِ وَالْإِمَامُ الْمُقْسِطُ (هب عن ابي هريرة)
3316- Üç kişinin duasını Allah geri çevirmez: Allah'ı çok zikredenin duası, mazlumun duası, adil hükümdarın duası.
٣٣١٧ - ثَلَاثَةُ اَصْوَاتٍ يُبَاهِي اللهُ عَزَّ وَجَلَّ بِمِنَّ الْمَلَئِكَةَ الْأَذَانُ وَالتَّكْبِيرُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَرَفْعُ الصَّوْتِ بِالتَّلْبِيَة (ابن النجار والديلمي عن جابر)
3317- Üç ses vardır ki, Allah onlarla meleklerine karşı if-
795
Ümmetim onbeş kötü hasleti işlerse başlarına gelecek belayı hak etmişlerdir.
- Yâ Resulellah! Onlar nelerdir?
Ganimetin (Devlet malının) muayyen kişiler arasında dolaş-ması. Emanetin ganimet bilinmesi. Zekâtın ağır bir cereme kabul edil-mesi. Kişinin karısına itaat edip annesine karşı gelmesi. Arkadaş ve dostlarına iyi davranıp, babasına cefa etmesi. Mescidlerde yüksek sesle konuşulması. En alçak ve adi kimselerin idareci olarak başa
549
YanıtlaSil
yuksel14 Haziran 2026 01:08
geçmesi. Şerrinden korkularak kişiye ikram ve itibar edilmesi. İçki İçmenin yaygın hale gelmesi. Erkeklerin ipekli elbise giymesi. Şar-kıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinilmesi. Bu ümmetten, sonunun geç-mişlerine lânet okuması.
İşte o zaman bir kızıl rüzgâr veya yere batma veya kılık değiş-tirme gibi bir belâ beklesinler.» (Tirmizî)
«Karanlık gece kıtaları gibi fitnelerden önce iyi amellere koşun. Bu karışıklıklar içinde, kişi mümin olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlayacak ve mümin olarak akşamlayıp kafir olarak sabahlaya-caktır. Onlardan biri, dünyanın değersiz bir metai mukabilinde dini-ni satacaktır.» (Tirmizî).
<>> (Tirmizî).
<<Buhranlı zamanlarda ibadet bana hicret gibidir.» (Müslim) «Allah-ü Teâlâ'nın kıyamet emri gelinceye kadar ümmetinden
Hakk'a yardımcı olan bir zümre daima bulunacaktır. Muhalefet eden-ler onlara zarar veremeyecektir.» (Ebu Davud)
550
"Devletin
derini olmaz hukuku
99 olur
Dervişoğlu
İYİ Parti lideri Müsavat Der-vişoğlu: 'Derin devlet' safsata sını kökünden reddediyoruz.
4TE
sistemin bir parçası haline ge-nin tirdiğini kaydetti. Dervişoğlu, "Türk siyasetini zehirleyen de-rin devlet safsatasını kökünden reddediyoruz. Bizim felsefe-miz nettir; bir devletin derini olmaz, hukuku olur" ifadelerini
3577- İslam'ın en yüksek zirvesi, Allah yolunda savaş-maktır. Ona ancak üstünleri nail olur.
٣٥٧٨- ذَكَاةُ الْجَنِينِ ذَكَاةُ أُمِّهِ" (الدارمي د والبغوى والشاشي حل ك ق ض عن جابر طب ك حم ت د ع هـ حب قط عن ستة آخر)
3578- Ceninin (hayvanın karnındaki yavrunun) boğaz-lanması, annesinin kesilmesi ile tahakkuk eder.
٣٥٧٩ - ذَكَاةُ الْجَنِينِ إِذَا أَشْعَرَ ذَكَاةُ أُمِّهِ وَلَكِنَّهُ يُذْبَحُ حَتَّى يَنْصَابُ مَا فِيهِ مِنَ الدَّمِ (ك عن ابن عمر)
3579- Tüylenmiş canlı yavrunun boğazlanması, annesi boğazlandığında tahakkuk eder. Lakin o yavru helal olmadığın-dan değil de ondaki kanın dökülmesi için kesilir.
٣٥٨٠ - ذِكْرُ الأَنْبِيَاءِ مِنَ الْعِبَادَةِ وَذِكْرُ الصَّالِحِينَ كَفَّارَةُ الذُّنُوبِ وَذِكْرُ الْمَوْتِ صَدَقَةٌ وَذِكْرُ النَّارِ مِنَ الْجِهَادِ وَذِكْرُ الْقَبْرِ يُقَرِّبُكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ وَذِكْرُ الْقِيَامَةِ يُبَاعِدُكُمْ مِنَ النَّارِ وَأَفْضَلُ الْعِبَادَةِ تَرْكُ الْخِيَلِ وَرَأْسُ مَالِ الْعَالِمِ تَرْكُ الْكِبْرُ وَثَمَنُ الْجَنَّةِ تَرْكُ الْحَسَدِ وَالنَّدَامَةُ مِنَ الذُّنُوبِ التَّوْبَةُ الصَّادِقَةُ الديلمي عن معاذ)
3580- Peygamberleri anmak ibadet sayılır. Salihlerden söz etmek günahlara keffaret sayılır. Ölümü hatırlamak sadaka-dır. Cehennemi hatırlamak cihat sayılır. Kabri hatırlamak sizi cennete yaklaştırır, kıyameti hatırlamak sizi ateşten uzaklaştırır. En üstün ibadet, hileleri bırakmaktır. Alimin sermayesi kibiri terk et-mektir. Cennetin sermayesi ise hasedi terk etmektir. Günahlara karşı pişmanlık duymaksa gerçek tevbenin tâ kendisidir.
٣٥٨١ - ذَنْبٌ عَظِيمٌ لاَ يَسْأَلُ النَّاسُ اللَّهَ الْمَغْفِرَةَ مِنْهُ حُبُّ الدُّنْيَا (الديلمي
عن محمد بن عمير)
3581- İnsanların Allah'tan affetmesini dilemedikleri bü-yük bir günah vardır. O da dünya sevgisidir.
856
YanıtlaSil
yuksel15 Haziran 2026 02:07
٣٥٨٢- ذنب العالم ذنب واحد وذنب الجاهِلِ ذَنْبَانِ الْعَالَمُ يُعَذِّبُ عَلَى ركوبه الذنب والجاهل يُعَذِّبُ على ركوبه الذَّنْب وَتَركُهُ الْعِلْم الديلمي عن ابن عباس)
3582- Alimin günahı bir günahtır. Cahilinki iki günahtır. Ålim, günaha düşmesi ile azap olunur. Cahil ise hem günaha düştüğü, hem de öğrenmediği için azap olunur.
٣٥٨٣ - ذَهابُ الْبَصَرِ مَغْفِرَةٌ لِلذُّنُوبِ وَذَهَابُ السَّمَعِ مَغْفِرَةٌ لِلذُّنُوبِ وَمَا نقص مِنَ الْجَسَدِ فَعَلَى قَدْر ذَلِكَ (عد والديلمي خط عن ابن مسعود)
3583- Körlük günahların mağfiret edilmesini sağlar, sa-ğırlık günahların affedilmesini sağlar. Cesetten eksik olan her a-za, kendi ölçüsü nisbetinde günahların affını sağlar.
حرف الراء
٣٥٨٤ - رَأَتْ أَمَى حِينَ وَضَعَتْنِي سَطَعَ مِنْهَا نُورٌ أَضَانَتْ لَهُ قُصُورُ بَصَرِي ابن سعد عن ابي العجفاء
3584- Annem beni doğurduğunda, kendinden bir nur yükselip ta Basra'nın köşklerini aydınlattığını gördü.
٣٥٨٥ - رَأَتْ أُمّى كَأَنَّهُ خَرَجَ مِنْهَا نُورٌ أَضَانَتْ مِنْهُ قُصُورُ الشَّامِ (ابن سعد عن ابي امامة
3585- Annem kendisinden bir nur çıkıp Şam saraylarını aydınlattığını gördü.
٣٥٨٦ - رَأْسُ الْعَقْلِ بَعْدَ الإِيمَانِ بِاللَّهِ الْحَيَاءُ وَحُسْنُ الْخُلْقِ" (الديلمي عن انس)
857
11
ŞERH-1 DELAILÜ'L-HAYRAT VE ŞEVARİKİ'L-ENVAR
388
ten fini ve şevkan ileyhi. Ve tâzimen likadrihi. Ve likevnihi sallallahü teâlâ aleyhi ve selleme chlen lizâlike fet kabbelha minni bifadlike vec'alni min ibadikes sålihine. Ve veffıkni likıraetihā aleddevâmi bi-câhihi indeke ve sallallahü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ve selleme.
Açıklama:
Eûzü billahi mineşneştânirracim. Yâni:
Ben recim (koğulmuş) olan şeytandan, bu kitabı okurken vesveseye dalmaktan ve lafızlarını değiştirmekten şanı yüce Allah'a sığınırım.
Bismillahirrahmanirrahim. Yâni:
Allahü Tébareke ve Teâlâ'nın mübarek isimleriyle bu kitabı ve içindekileri okumaya başladım. Öyle Allahü Zülcelâli vel İkram ki dünyada ve âhirette bütün nimetleri vericidir.
Elhamdü lillahi rabbil âlemîn. Yâni:
Bütün hamd edicilerin hamdi, âlemlerin Rabbisi olan şanı yü-ce Allah'a mahsustur ve såbittir.
Hasbiyellahü ve ni'mel vekil. Yâni:
Her işte, benim hasebim ve yeterim ancak şanı yüce Allah-tır. Hassaten, bu kitap içinde olan salavat-ı şerifeleri okumakta O'na tam bir tevekkül ile tevekkül ettim ve yüz tuttum. Dilimi yanlış oku-maktan, düzensiz okumaktan ve kalbimi başka ayrı şeylerle uğraş-maktan korusun. O şanı yüce Allah ne güzel vekildir.
Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm. Yâni:
Lâyıksız, yakışıksız hallerden kendimi çevirmeğe ve bu kita-
bı ve içinde olan salavat-ı şerifeleri okumaya kuvvetim ve liyakatım, gücüm yoktur. Ancak engellerden, mâni şeylerden kurtuluş Hak Cel-le ve Alå'nın korumasiyledir. Okumağa kudret ve liyakat ancak yü-ce ve yüksek olan Hak Celle ve Alâ'nın yardımı iledir.
Allahümme innî überriü min havli ve kuvveti ilâ havlike ve kuv-
vetike. Yâni:
Ya Allah, ben kendimi kudret ve kuvvetimden uzak tutarım. Çünkü kuvvet ve kudret sendedir. Senin kudret ve inâyetinle sala-vatla meşgul olurum.
Allahümme etakarrebü ileyke. Yâni:
Ya Allah, ben sana tam bir yaklaşma ile yaklaşmayı murad ederim.
Bissalāti alâ seyyidinâ Muhammedin. Yâni:
Seyyidimiz ve büyüğümüz ve Efendimiz Muhammedil Musta-
BİLGİ VE TEKNOLOJİ ÇAĞINDA İNSANLIK
İslam medeniyetinde okuma ve bilgi edinme ibadet olarak görülmüştür. Bilginin neticesi güzel ahlaktır. Bilgi, hikmet ve ahlak bir bütündür. İnsanı öte-leyen, huzur ve güvene katkı sunmayan, davranış güzelliğine dönüşmeyen bilgi muteber görülmemiştir. Bu inanç ve gayeyle Müslümanlar, 7. asırdan 17. asra kadar matematikten edebiyata, astronomiden sanata kadar ilmin her sahasında insanlığa öncülük etmişlerdir. Bilgiyi güç devşirip zayıfları ezmek, yeryüzünü sömürmek için kullanmamışlardır. Ürettikleri bilgi ve teknikle dünyayı imar etmiş, adalet ve merhametin teminatı olmuşlardır. Bugün yaşadığımız bilgi ve teknoloji çağındaysa ilahi kaynaklı bilgi hayatın dışına itilmiş; hikmet, irfan ve güzel ahlaktan soyutlanan bilgi, insafsız bir güce dönüşmeye başlamıştır. Hayatımız fiziksel bakımdan kolaylaşırken geleceğe dair umutlar azalmış. kaygılar artmıştır. Unutmayalım ki insanlığın huzuru, bilgiyi yönetenlerin vicdanına, insan ve âlem tasavvuruna, merhamet ve adalet anlayışına bağlıdır.
٣٥٨٨ - رَأَيْتُ رَبِّي فِي الْمَنَامِ فِي صُورَةٍ شَاتٍ مُوَفِّرٍ فِي الْخُضْرِ عَلَيْهِ نَعْلَانِ مِنْ ذَهَبٍ وَعَلَى وَجْهِهِ فِرَاسٌ مِنْ ذَهَبٍ (طب في السنة عن ام الطفيل امرأة ابي بن كعب)
3588- Rabbimi rüyamda yeşillere bürünmüş bir genç şeklinde gördüm. Üzerinde altından iki nalin vardı. Yüzünün üze-rinde de altından bir örtü vardı.
وَتَعَالَى وَعِزَّتِى وَجَلالِي لأَنْصُرَنَّكَ وَلَوْ بَعْدَ حِينٍ (ط حم ت حسن هـ ق عن ابي هريرة وروى حب صدره الى قوله المظلوم
3325- Üç kişinin duası reddedilmez: Adil hükümdar, oruçlunun iftar anındaki duası, bir de mazlumun duası. Allah onu bulutların üstüne çıkarır, ona gök kapılarını açar ve Rab Teba-rake ve Teala şöyle der: "İzzetim ve Celalim hakkı için bir zaman sonra dahi olsa mutlaka sana yardım edeceğim."
مِنْ مَالِهِ وَمَا نَفَعَنى مَالٌ فِى الإِسْلَام مَا نَفَعَنى مَالُ أبي بَكْرٍ وَرَحِمَ اللهُ عُمَرَ يَقُولُ الْحَقَّ وَإِنْ كَانَ مُنَّا لَقَدْ تَرَكَهُ الْحَقُّ وَمَا لَهُ مِنْ صَدِيقِ وَرَحِمَ اللهُ عُثْمَانَ تَسْتَحْيِيهُ الْمَلَئِكَةُ وَجَهَّزَ جَيْشَ الْعُسْرَةِ وَزَادَ فِي مَسْجِدِنَا حَتَّى وَسِعَنَا وَرَحِمَ اللهُ عَليًّا اللهمَّ أدر الحقَّ مَعَهُ حَيْثُ دَارَ (ت) غريب وابو نعيم في فضائل الصحابة كر عن على وروى ك اخره)
3619- Allah, Ebu Bekir'i esirgesin. Bana kızını verdi, hic. ret yurduna iletti. Bilal'ı da kendi parasıyla azat etti. Bana İslam-'da faydalı olan mal, Ebu Bekir'in bana verdiği mal olmuştur. Al-lah Ömer'i de esirgesin. Acı olsa bile daima hakkı söylemiştir. Hak, Osman'ı da esirgesin. Melekler bile ondan haya ediyor. Kendi malından Tebük gazasında orduyu teçhiz etmiştir ve mes. cidimizi genişlettik ki şimdi hepimizi alacak kadar genişlemiştir. Allah Ali'yi de esirgesin. Allah'ım! Nerede olursa olsun, Hakk'ı o-nunla bulundur.
٣٦٢٠ - رَحِمَ اللهُ رَجُلاً قَامَ مِنَ اللَّيْلِ فَصَلَّى ثُمَّ أَيْقَظَ أَهْلَهُ فَصَلُّوا رَحِمَ اللَّهُ امْرَأَةً قَامَتْ مِنَ اللَّيْلِ فَصَلَّتْ ثُمَّ أَيْقَظَتْ زَوْجَهَا فَصَلَّى (ش عن الحسن مرسلا)
3620- Gece kalkıp namaz kılan, sonra çocuklarını kal-dırıp namazlarını kıldıran kişiye Allah rahmet etsin. Gece kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandırıp namaz kılmasına vesile olan kadına da Allah rahmet etsin.
٣٦٢١ - رَحِمَ اللهُ عَبْدًا سَمِعَ مَقَالَتِي فَحَفِظَهَا فَرُبَّ حَامِلِ فِقْهِ غَيْرُ فَقِيهِ وَرُبَّ حَامِلِ فِقْهِ إِلَى مَنْ هُوَ أَفْقَهُ مِنْهُ ثَلَاثُ لَا يَغُلُّ عَلَيْهِنَّ قَلْبُ مُؤْمِنٍ إِخْلَاصُ الْعَمَلِ اللَّهِ وَمُنَاصَحَةُ وَلَاةِ الْمُسْلِمِينَ وَلُزُومُ جَمَاعَةِ الْمُسْلِمِينَ" (طب وكر وابن قانع عن النعمان بن بشير عن ابيه)
3621- Sözümü duyup ezberleyen kişiyi Allah esirgesin.
Nice fakih var ki, gerçek fakih değildir. Nice hamil-i fıkıh var ki, fikhı kendisinden daha iyi anlayana ulaştırır. Üç şeyde mü'minin
866
kalbi hıyanet etmez: Allah için amelde ihlasta, müslümanların ha-kimlerine öğütte bulunurken, müslüman topluluğundan ayrılma-makta.
٣٦٢٢ - رَحِمَ اللهُ الأَنْصَارَ وَأَبْنَاءَ الْأَنْصَارِ وَأَبْنَاءَ أَبْنَاءِ الأَنْصَارِ" (هـ عن كثير
بن عبد الله عن ابيه عن جده
3622- Allah, Ensar'a, çocuklarına, çocuklarının çocukla-rına rahmet etsin.
٣٦٢٣ - رَحِمَ اللهُ امْرَءً اِكْتَسَبَ طَيِّبًا وَانْفَقَ قَصْدًا وَقَدَّمَ فَضْلاً لِيَوْمٍ فَقْرَهُ وَحَاجَتَهُ (ابن النجار عن عائشة)
3623- Allah, helal kazanç elde edip israfa kaçmadan harcayan, fakir ve muhtaç kalacağı kıyamet günü için de (biraz muhtaçlara) ayıran kişiye rahmet etsin.
٣٦٢٤ - رَحِمَ اللهُ عَبْدًا كَانَتْ لأَخِيهِ عِنْدَهُ مَظْلِمَةٌ فِي عِرْضٍ أَوْ مَالٍ فَجَانَهُ فَاسْتَحَلَّهُ قَبْلَ أَنْ يُؤْخَذَ وَلَيْسَ ثُمَّ دِينَارٌ وَلَا دِرْهَمْ فَإِنْ كَانَتْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ حَسَنَاتِهِ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ حَمَّلُوا عَلَيْهِ مِنْ سَيِّئَاتِهِمْ (ط خ ت صحيح عن
ابي هريرة
3624- Irz veya mal bakımından, üzerinde bir müslüman kardeşinin hakkını taşıyıp da onunla ölmeden helallaşan kişiye Allah rahmet etsin. Çünkü orada kıyamette ne dinar var, ne de dirhem. Eğer sevapları varsa, hak sahibi tarafından sevapların-dan alınır, sevapları yoksa kendisine onların günahlarından yük-letilir.
٣٦٢٥ - رَحِمَ اللهُ حِمْيَرًا أَفْوَاهُهُمْ سَلامٌ وَأَيْدِيهِمْ طَعَامٌ وَهُمْ أَهْلُ أَمْنٍ وَإِيمَانٍ*
حم ت عن ابي هريرة هب عن الصنابحي)
3625- Allah Himyerlilere (Yemen'de bir kabile) rahmet etsin. Onların ağızlarından selam, ellerinden yemek eksik olmaz. Onlar ehl-i emanet ve imandır.
867
Ben davetçi ve tebliğci olarak gönderildim. Hidayeti verme meselesinde rolüm yok. (Hidayet Allah'tandır.) İblis de süsleyici, bezeyici olarak halk edildi. Aldanmakta dalalette payı yok.
Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 245 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
Hikmetli foyler
"Sana niçin yaptığını sorduklarında, utanacağın ve yalanlamaya kalkacağın işleri yapmaktan çekin."
Hazret-i Ali (Radıyallahu Anh)
"Nefsin, azgın bir binek atından daha çok şiddetle gemlenmeye muhtaçtır,"
Hasen-i Basri (Rahmetullahi Aleyh)
"İnsanları iki şey mahveder: Fazla mal toplama hırsı ve çok konuşmak,"
İbrahim en-Neba'i (Rahmetullahi Aleyh)
"Müslüman o kimsedir ki, İslâm'ın emirlerine uyar, fakat İslam'ı kendine uydurmaya kalkmaz. İslam'ı kendine uydurmaya çalışan kimse, hakiki Müslüman olamaz."
Mahmud Efendi (Kuddise Sirrubů) Hazretleri
"Anneler helal yemeli, edepli olmalı. Zira kötü huylar anne sütüyle çocuğa geçer, ergenlikte ortaya çıkar."
İmam-ı Gazali (Rahmetullahi Aleyh)
"Nefse günahtan kaçmak, ibadet yapmaktan daha zor gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır."
İmam-ı Rabbani (Kuddise Sirrubů) Hazretleri
"Adâletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Sonunda büküm isabetli olsa da, geciken adalet zulümdür."
Orban Gàzi Hân (Rahmetullahi Aleyb)
YanıtlaSil
yuksel21 Haziran 2026 07:41
Hicret-i Nebeviyye Esas Alınarak Başlayan 1448. Hicri Yılbaşınızı Tebrik Eder ve Aşûrá Günümüzün İslâm Ümmetinin Halâsına Vesile Olmasını Cenâb-ı Mevladan Niyaz Ederiz!
Lalegtu
Aylık İlim, Kültür ve Fikir Dergisi
Lâlegül Dergisi Yıl:14 Sayı:160 Zülhicce - Muharrem 1447-1448
Haziran 2026 150t
HAKİMİYYET YOLU
«Çocuklarınıza atıcılığı öğretiniz. Çünkü atıcıık düşmanı kırıp geçirir. (1)
Fezâ çağında müslümanlar kendilerini nasıl koruma-lıdır?
Bunu izah eden bir âyeti kerime ile birkaç hadisi şe-rif arzedeceğiz...:
(Küfür ehli «siz müslümanlara karşı bir millettir.)
...
Bir gün Peygamber Efendimiz bazı sahabeye:
<- Yakında diğer milletler, oburların yemek tabağı üzerine üşüşmeleri gibi üzerinize üşüşeceklerdir. diye bu-yurdular.
Meclisde bulunanlardan biri:
- O gün için biz sayıca az mı olacağız?
Peygamber Efendimiz:
<<<- Hayır! Hatta o gün bu gündeki olan sayımızdan pek fazlasınız. Ancak sel süprüntüsünden farkımız olma-yacak. Günahlarınızdan ötürü Allah düşmanınızın yüreğin-den sizin korku saçan heybetinizi sökecektir. Sizin yüre-ğinize de VEHEN atacaktır.»
Mecliste buluanların biri:
Vehen nedir ya Rasulallah?
(1) Cami'us Sağir: 5479. Cabir radiyallahu anh'den.
YanıtlaSil
yuksel22 Haziran 2026 09:00
<-Vehen: Sizin hayatta kalıp yaşamayı sevmeniz ve ölümden korkmanızdır. buyurdular. (2)
Bu hadisi şerif şimdi içinde yaşadığımız bir hakikatı tasvir etmektedir. İslâm milleti, ilk önce Endülüsü kaybet-tikten sonra Türkistan, Kırım, Balkanları kaybetmiştir. Halen Türkiyemiz Kıbrıs için, Arabistan, Filistin, Somali ve Sudan Eriterya bir harp içinde sayılırlar. Nijerya yeni harpten çıkmış ise de durumu ciddidir. Pakistan ile Hin-distan harpten harbe girerler. Bu hâli bu hadisi şerifin anlattışından daha açık anlatmak mümkün mü?
1 KORKUTMA YOLU :
Kur'an-ı Kerîm, böyle bir hale geldiğimizde kendi-mizi nasıl koruyacağımızı şöyle bildirmiştir:
«O kâfirler yakalarını kurtarıp geçtiklerini ve sizi âciz bırakacaklarını asla zannetmesinler. Siz de onlara karşı her türlü kuvveti hazırlayın, at yularından başlaya-rak ki, bununla Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınız olanları ve bunlardan başka sizin bilmeyip de Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutasınız.>>
(Enfal sûresi: A: 59-60)
Bu âyeti kerimede iki mühim mesele bulunmaktadır: Biri askerî hazırlık, diğeri de bu hazırlıktan istenilen ğâye.
Hazırlık noktasına gelince, bunu izah eden bir hadisi şerif müslimde ve Ebû Davûd'da rivayet edilmiştir ve anlamı şöyledir:
Enfal sûresindeki âyeti kerîme vahy edildikten sonra Peygamber Efendimiz bu kısmı tefsir ve izah ederlerken şöyle buyurmuşlardır:
(2) Süneni Ebi Dâvud, 2/426. Mec'mauz Zevaid, 7/287.
181
lyi bilin ki, güç ve kuvvet atmaktadır. İyi bilin ki, güç ve kuvvet atmaktadır. İyi bilin ki, güç ve kuvvet at-maktadır.) (3)
Sîreti İbni Hişam da (4) Peygamber Efendimiz İslâm tarihinde kullanışı ilk sayılan Mancılık-ı Taif muhasara-sında kendi elleri ile ilk defa kullanmışlardır. (5)
***
Düşmana uzaktan atmak onunla karşı karşıya çarpış-maktan daha iyi ve daha fa'aldir. Kurşun, bomba ve füze atmak süngüden daha fazla korkutur, ancak süngünün fazileti bambaşka.
Sevgili Peygamberimiz, Enfal sûresindeki âyeti keri-mede zikredilen kuvveti atmak'ta olduğunu tekrarla bu-yurup bu hakikatı tesbit ediyorlar. Bu sebebten bizim bu kuvveti en önce elde etmemiz gerekirdi.
Bu hazırlıktan istenilen, insanları öldürmek, canla-rına kıymak değil; gaye, insan hürriyetine taarruz, az-gınlık ve ifsad edenlere mani olmaktır. Onları öldürmek değil, korkutmaktır.
(3) Müslim tefsir babı. Ebu Dâvud, 2/12.
(4) Taif Muhasarası.
(5) Bak teratib-ul İdariyye, 1/373.
82
YanıtlaSil
yuksel22 Haziran 2026 09:03
Bugünün iki büyük devleti, devamlı icad etmekte ol-dukları silahlarla birbirlerini korkuttukları gibi diğer devuetleri de yerlerinde durduruyorlar. Hatta isteklerini bildirmekle alıyorlar... Korkutmakta budur... Fakat fesada ifsada bürülüdür. Hürriyet ve adâlet bunun neresinde?...
2 KORUNMA YOLU:
Diğer bir hadisi şerif ise şöyledir:
(Batıdan bir fitne gelir, Doğudan da diğer bir fitne gelir, her ikisi de Şam'ın içinde karşılaşırlarsa; o zaman yerin altı yerin üzerinden daha hayırlıdır.) (6)
Arapçada Şam; Sûriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin'e verilen isimdir. Şam'ın içi ise, şimdiki mâlum olayların cereyan ettiği bölgedir.
Batıdan gelen fitne Avrupa ve Amerika'cılıktır ki, bu İsrail çehresinde görünüyor.
Doğu fitnesi de şimdiki doğu devletlerinin tutunduğu fikri dâvâdır ve bu dâvâ mâlum Arap devletleri tarafın-dan kiminin arzusu kiminin mecburiyeti sebebiyle güdül-mektedir.
Yerin altı yerin yüzünden daha hayırlı olduğuna ge-lince, o da şöylece îzâh edilir ki gâyemiz bu noktayı ar-zetmektir:
İslâmiyyet,
<<Düşmanla çarpışmayı dilemeyin fakat karşılaştığı-nızda çarpışın kaçmayın.»
diye buyurmaktadır. Böyle bir emirde bulunan Din, fit-nelerin geldiği bir anda yerin altını tercih edin diye emir buyurmaz. Bilakis çarpışmayı emreder. Şu halde düşma-nın atacağı BOMBA, FÜZE ve kurşun gibi uzaktan atılacak maddeler tehlikesinden korunmak için, yerin altı yerin yüzünden daha hayırlıdır, daha emindir, zafere daha elverişlidir, demek istenmiştir.
(6) Râmûz-ul Ahadis, Hadis nu. 443.
183
3 SAVUNMA YOLU:
Diğer bir hadisi şerifde de şöyle buyrulmuştur:
(Son zaman yakın olunca Semâdan kazif (atmak) hasif (yıkıntı ve çöküntü) ve mesih (hilkat değişmesi) vaki olacaktır.)
İbni Mâce: 4062
Kazif, uçaktan atmakla ve Top, Füze fırlatmakla vaki olur.
Hasif ise, bu atma sonucu meydana gelecek yıkıntı ve çöküntüdür.
Mesih de, Amerikanın Hiroşima'ya attığı Atom bom-bası sonucu meydana geldi. O patlamadan ölmeyenlerin çoklarının hilkati değişmişti, hatta bunlardan doğan bazı çocuklar bozuk simālarla doğdukları resmen nakil edil-miştir.
Modern ilim, Bomba, Top, Füze ve Kurşun atışının ciddî te'sirinden dolayı yer altı sığınaklar kullanılmasını uygun görmüştür. Bilhassa Atoma karşı Kubbe biçiminde yer altı sığınakları düşünmüş ve bazı batı devletleri de bunu gerçekleştirmiştir.
184
YanıtlaSil
yuksel22 Haziran 2026 09:05
ŞU HALDE MÜSLÜMAN NE YAPMALI?
1 Fezâ hâkimiyyetini sağlamalı,
2 Düşman saldırısından canını kurtarmak ve düş-manı yıldırmak için düşmanın Fezâdan veya uzaktan ata-cağı maddelerin zararından kurtulması için yer altından istifade etmeli.
***
Fezâ hâkimiyyeti: Yerden fezâya, fezadan fezaya, fezâden yere korkutucu, icabında öldürücü silâhlar yap-makla olacaktır.
Yerde kalmak için yer altında muhkem sığınaklar yapmalı ve bu sığınaklarda maişeti temin edecek madde-leri bulundurmalıdır.
***
Her müslüman feza hakimiyyeti için devletin açtığı <<> yardım kampan-yasına devamlı yardım etmelidir.
Bir de ROKET fabrikaları açmaya acele etmeli ve buna teşvikte bulunmalıdır. O zaman sevgili Peygamberi-mizin çağrısına kabul cevabını vermiş ve şöyle demiş olu-
ruz:
Sana salât ve selâm olsun ey Sevgili Peygamberimiz.
185
YanıtlaSil
yuksel22 Haziran 2026 09:06
KUR'AN IŞIĞINDA KAİNAT VE GÖKLERİN FETH
Hazırlayan: MEHMET EMİN EMİNOĞLU
UMÜMÎ TEVZİ İSLAMİ NEŞRİYAT YAYINEVİ
Türbe Cad. Matbaacılar Sokak Nu: 16 KONYA
gafletle
uluyor.
iz hep
mlarını
Asla
meye
Pensilvanya'daki
Gülen alçağı ülkenin başına geçecekti
Häom Albay Ahmet Zeku Ucak, 2009 -da FETO cũ hainlerin kumpesinde tutuble-natak swansine girder Bel
Ordudaki Gülen yapılanmasıyla ilgili soruşturmaları yüzünden FETÖ'cü hainlerin kumpaslarıyla cezaevine giren Askeri Hâkim Üçok, 15 Temmuz'u yorumladı: Darbe olsaydı, katliam yapıp binlerce insanı öldürdükten sonra Pensilvanya'daki alçak gelirdi ve Türkiye'nin tek hâkimi olurdu
HBATATUCAN
Kuvvetlerindeks
ISA TATLICAN
Naanator:
hir sey olany di Persilvanya'daki
Turkiye'ye eniorek
Komutanları rehin alıp Erdoğan'ı öldüreceklerdi
Sabah, 25 Temmuz 2016
YanıtlaSil
yuksel23 Haziran 2026 23:27
yıkmaya
le dolu in büyük
Mısır'a,
ZÜ, S.
Ahmed Morsy:
Ellen Laipson:
BÜYÜKADA'DA 10 CIA AJANI
ÖZEL HASER
FETÖ yandaşı Henri Barkey'in 15 Temmuz'da Büyükada'da organize ettiği buluşmaya 6 Türk'le birlikte CIA'yla dirsək təmasında olan 10 yabancı da katıldı. Darbo püskürtülünce aynı gece hepsi otuli tork otti.
Julia Romano:
Sylvia Tiryaki:
yolunu konuşanan nerdeyse mis Tema Turkiyeye get up
REZERVASYON 2 GÜNLÜK
Samir Sumaidale:
Marwa Daudy:
İhanet
'İÇ SAVAŞ UZMANLARI Mase Serye ve hakkala
kötü.
Menni Karokhai
Ellie Geranmayeh:
HADERN DETAYLARI TE
Ali Vaez:
rüyor büyük
ona, küm der.
İdamlık katil MASADA!
YanıtlaSil
yuksel23 Haziran 2026 23:30
Darbenin komuta merkezi İNCİRLİK
Darbe girişimi Akıncılar üssünden değil, İncirlik'ten yönetildi silahlar Incirlik'ten alındı lis'te cok sayıda toplantı yapılırken
WABD'LI HEYETLE GORUSTU Darbenin kurmaylana-dan 39. Mekanize Tugay Komutanı Hasan Polat. Incirlik'te ABD'lerie 12 kez bulustu. Polat. Hatay'da da da dal Washing ton'dan gelen heyetlerle sık sık görüştü. İncirlik görüşme lerinde cuntaya, sivillerin direnişinin durmaması halind PKK/PYD militantarmın devreye gireceği garantisi veri
CIA BAŞKANI: HENÜZ BİTMEDI
. 15 Temmuz'da Malatya'ya inen & kargo uçağındaki "Erdoğan'sız döneme hazır olun" talimatları verildi.
ERDOGAN'SIZ SUREC GELECEK" Ceysul Mücahidin ve Ensar Grubu'nun Komutanı Albay Ebubekir. Yeni Safak'a son 1 yıl Adana ve Reyhani da muhalillerle toplantılar yapan Pentagon temsilcilerinin "Erdoğan'sız sürece hazır olury ve tercihintzi yapım" dediğini aktarch. Ebubekir karargahımızı vurturuz diye tehdit edildiklerini de söyledi. 14
BATI MEDYASINDA AKIL TUTULMASI
15 TEMMUZ DARBESİ BAŞARILI OLSAYDI AVRUPA'NIN UÇAK LARI TÜRKİYE YI BOMBA LAMAK İÇİN HAZIR BEKLİYORLARDI.
Yaşama Hakkı ve Kürtaj
Çâre Fitrata Do
DR. BETÜL NEFİSE İNAL
betulnefise_@hotmail.com
K
ürtaj, Bir Doğum Kontrol Usûlü müdür?
Rahim içindeki dokunun birtakım âletlerle kazınarak alınma sı mânâsına gelen kürtaj (küretaj) kesinlikle bir doğum kontrol yönte-mi olmamasına rağmen, maalesef çoğu kez bu şekilde uygulanmakta-dır. Her cerrâhî müdahalede olduğu gibi pek çok olumsuz ihtimali bün-yesinde taşıyan bu işlem akabinde; mevcut hâmilelik devam edebilece-ği gibi, basit bir enfeksiyondan, ciddî kanamalara, rahim kaybından ha-yatî tehlikeye kadar değişen ağır ne-ticelerle karşılaşılabilmektedir. Tek-nolojik gelişmeler, bu cerrâhî mü-dâhalenin kadınlar açısından daha konforlu hâle getirildiğini iddia etse de ilerlemiş hamilelik haftalarında yapılan kürtaj işlemleri, çocuk yaş taki hamilelikler ve merdiven altı metotlar göz önünde bulunduruldu-ğunda ortaya çıkan sonuçların, kâğıt üzerindeki istatistiklerden daha va-him olduğunu görürüz.
Güncel Veriler ve Ülkemizdeki Kanûnî Düzenlemeler
Dünya Sağlık Teşkilatı'nın
(WHO) güncel verilerine göre; dün-ya genelinde her yıl yaklaşık 225 milyon hamilelik meydana gel-mekte, bunların 132 milyonu canlı doğumla neticelenmektedir. Yılda 73 milyon kürtaj yapılmakta (gün-de 200.000); bütün hamileliklerin yaklaşık %29'u ve istenmeyen ha-mileliklerin %61'i kürtajla sonlan-dırılmaktadır.
Yılda 33 milyon kürtajın güven-siz ortamlarda yapıldığı tahmin edilmekte; bu vakaların %97'si ge-lişmekte olan ülkelerde gerçekleş-mektedir. Anne ölümlerinin %4,7-%13,2'si kürtaj kaynaklı olumsuz gelişmeler sebebiyle yaşanmakta lık problemleri neticesinde hasta-ve yılda 7 milyon kadın, kalıcı sağ-neye yatırılmaktadır.
Ülkemizde 1983 yılından beri yürürlükte olan düzenlemelere
Şebnem
YanıtlaSil
yuksel24 Haziran 2026 06:12
-
göre kürtaj, hamileliğin 10. hafta-sına kadar meşrû hâle getirilmiştir. 10 haftayı geçmiş hamileliklerde ise tıbbî zarurete dair hekim rapo-ru gerekmekte, 18 yaşından büyük ve bekâr kadınlar kendi rızâlarıyla, evli olanlar beylerinin de rızâsını alarak (vesika ile) bu işlemi yaptı-rabilmektedir. 18 yaşından küçük-lerde velî izni aranırken; 15 yaş altı vak'alarda hem velî izni hem de adlî mercilere bildirim zarûreti bu-lunmaktadır.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ülkemizde her yıl 15 yaş altında binlerce hamilelik bildirilmektedir. Dünya genelinde ise 10-14 yaş ara-sındaki çocuklarda (çok genç ado-lesanlar) gerçekleşen gebelik son-landırmaları, acı bir tıbbî gerçeklik olarak istatistiklerde yer almak-tadır. Gelişmekte olan ülkelerde her yıl yaklaşık 3,9 milyon güvenli olmayan kürtaj yaptırıldığı tahmin edilmekte ve bunun yaş aralığının 15-19 olduğu bildirilmektedir. Has-
ta haklan ve gizlilik kuralları se-bebiyle resmi rakamlara tahminî kikatte bildirilenin çok üstünde ol-olarak yansıyan bu değerlerin, ha-duğu düşünülmektedir.
TÜİK tarafından paylaşılan son doğum istatistikleri, Türkiye'de do-ğurganlık hızının Cumhuriyet ta-rihindeki en alt sınır olan 1,48 de-ğerine gerilediğini göstermektedir. Nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,10'un oldukça altında kalan bu tabloya rağmen; hiçbir korun-ma yöntemi kullanmadığı hâlde hâmile kalan kadınların %80'inden fazlası, sadece çocuk istemedikleri gerekçesiyle kürtaja başvurmakta-dır.
Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştır-ması (TNSA) ve muhtelif akademik raporlara göre; kadınların yaklaşık %15-20'si hayatlarında en az bir kez isteyerek kürtaj yaptırmakta-dır. Ülkemizde her 100 gebelikten 5-6'sı kürtajla sonlandırılmakta; yıllık tahliye sayısının 100.000 ile 120.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir.
15-49 yaş arası her 1.000 kadın başına yaklaşılı
YanıtlaSil
yuksel24 Haziran 2026 06:15
yıllık
120.000 ara
edilmektedir.
15-49 yaş arası her 1.000 kadın başına yaklaşık 6,751 düzeyinde kaydedilen bu oran; hâlihazırda evladı olan ve başka çocuk iste-meyen 25-34 yaş grubundaki ka-dınlarda, âdeta bir "aile planla-ması yöntemi gibi" uygulanarak en yüksek seviyesine ulaşmakta-dır. Şehirli ve eğitimli nüfusta bu eğilim yükselmekte, kürtajların büyük çoğunluğu özel sağlık ku-ruluşlarında gerçekleştirilmekte-dir. (%70-80)
Âilem mi, Kariyerim mi?
Kapitalist ve modern sistemin dayatmalan, anneliğin ne kadar mühim bir vazife olduğunu unut-turmaya çalışırken; kadınlar "ça-lışma hayatı, kariyer ve aile" üç-geninde nerede konumlanacağını belirlemekte güçlük yaşıyor. Aile-sine sahip çıkan, onların hizme-tinde olan, çocuklarını büyütmeye çalışan kadın iltifat göreceği yerde, bazen bizzat kendi ailesi içinde dışlanıp ötekileştiriliyor.
Kadın-erkek arasında bulun-ması gereken fıtrî çizginin ihlali, kadınların şahsiyetleri ve müreb-bîlikleri yerine dişilikleriyle ön planda olmaları gerektiğinin, med-ya aracılığı ile sürekli gündem edil-mesi, gayr-i meşrû ilişkilerin hem tabiîleştirilmesi hem de çocukluk diyeceğimiz yaşlara kadar inmesi, bu problemi derinleştirmektedir.
Aile müessesesinin korunma-sında yeterince emek sarf edilme-mesi, evliliklerin zorlaştırılarak nikâh akdi yerine "partner" birlik-teliklerinin artması, haz odaklı ve anlık keyiflere göre hayat tarzının özendirilmesi, kendine bile taham-mül edemeyen fertlerin bir başka-sının sorumluluğunu hiç almak istememesi gibi sebeplerle; top-lumumuz aile kurmaktan gitgide uzaklaşmaktadır.
Babalar Nerede?
Yuvasını kursa bile çocuk sa-hibi olmayı düşünmeyenlerin sa-yısı hiç de az değildir. Sekülerizm (dünyevîleşme), batı hayranlığı ve mâneviyat eksikliği, ekonomik veya başka sebeplerle ikinci-ü-
YanıtlaSil
yuksel24 Haziran 2026 06:22
-çüncü çocuğun bakılamayacağı - korkusu, zihni veya bedeni engeli - olan çocuklarla hayatın "kâbus"a dönüşeceği fikirleri vs. kadınla-n kürtaj masasına iten diğer bazı sebeplerdir. Kadınlar, kocalarının yeterince sorumluluk almaktan kaçındıklarını; çocuk sahibi olsalar bile onu tek başına yetiştirmek ve büyütmek zorunda kalacaklarının bir kehânet değil, hakikat olduğu-nu ifade etmektedirler.
haberle-Medyaya yansıyan re baktığımızda bu durumun bir vâkıa olduğunu, görünen köyün kılavuz istemediğini üzülerek görmekteyiz. Zira evli olup da ev-lât sahibi olmak isteyen hanımlar, beylerinden kâfi derecede destek bulamamaktadır. Bazı erkekler baba olma sorumluluğundan kaç-makta, planlanmamış hamilelik-lerin sonlandırılması hususunda hanımlarına baskı yapmakta, hat-tâ bazen bizzat kürtajın müsebbibi olmaktadırlar. (Devam edecek...)
Dipnotlar:
1- Bu rakam, dünya genelinde 1000 kadın başına 30-40'lara yükselmektedir.
Şebnem
75
YanıtlaSil
yuksel24 Haziran 2026 06:24
korun-
hâlde inden Hikleri nakta-
emik aştır-aşık bir kta-ten ta; :1
TÜİK TARAFINDAN PAYLAŞILAN SON DOĞUM İSTATİSTİKLERİ, TÜRKİYE'DE DOĞUR-GANLIK HIZININ CUMHURİYET TARİHİNDEKİ EN ALT SINIR OLAN 1,48 DEĞERİNE GE-RİLEDİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR. NÜFUSUN KENDİNİ YENİLEME EŞİĞİ OLAN 2,10'UN OLDUKÇA ALTINDA KALAN BU TABLOYA RAĞMEN; HİÇBİR KORUNMA YÖNTEMİ KULLANMADIĞI HÂLDE HÂMİLE KALAN KADINLARIN %80'İNDEN FAZLASI, SADECE ÇOCUK İSTEMEDİKLERİ GEREKÇESİYLE KÜRTAJA BAŞVURMAKTADIR.
Küresel Kundakçılara k
İSLÂM NİZAMI
06
771302 531004
SAYI: 484
HAZİRAN
2026 ZİLHİCCE 1447
www.altinoluk.com
220.00も
I MART TEZKERESI
GEÇSEYDİ ABD TÜRKİYE'Yİ İŞGAL EDECEKTİ
Yıl: 2003
Sira ile Afganistan, Irak ve rurkiye'yi işgal etmek için 11 Evlül'ü tezgahlayan ABD derin devleti, Türkiye'nin işgalinde tüm ümidini 1 Mart 2003 tezkeresine bağlamıştı. Masonik örgüt FETÖ'nün elebaşısı Gülen ise 1999'da ABD'ye kaçmamış, aksine ABD tarafından traktan sonra işgale uğrayacak olan Turkiye'nin başına getirilmek üzere eğitilmek üzere korumaya alınmıştı.
TBMM, 1 Mart 2003'de "1 Mart tezkeresi" olarak geçen tarihi bir oylamaya hazırlanıyordu. Oylamaya katılan 533 milletvekilinden 264'u yetki tezkeresinin kabulü yönünde
oy kullanırken, 250 milletvekili ret oyu vermişti. 19 milletvekili ise çekimser kalmıştı. Tezkerenin kabulü için 268 milletvekilinin kabul oyu vermesi gerekiyordu. Bu nedenle tezkere kabul edilmedi. Böylece ABD'nin 62 bin askeri, 60 helikopteri ve 255 uçağını Türkiye'de konuşlandırma ve buradan Irak'a girme, ayrıca Türkiye'nin Yeşilköy hariç tüm hava ve deniz limanları ile hava sahasını kullanma planı yatmış oldu. Mesele sadece Irak'ın işgali değildi. ABD bu bahaneyle Türkiye'ye çok miktarda asker konuşlandıracaktı. Bunun için de büyük miktarda
askeri teçhizat getirecekti. Irak'ın işgali başarılı olursa, Türkiye ve Irak'taki askerler Türkiye'yi işgale yöneleceklerdi. Elbette bu, ABD'nin o günlerde dile getirdiği bir şey olmadığı gibi kamuoyunda da pek konuşulmuyordu.
Oylama neticesini 2 Mart'ta "Meclis 'Barış' Dedi" başlığıyla manşetine taşıyan Yeni Şafak, "Tarihi oylamalarından birini yapan TBMM, yurtdışına asker gönderme ve yabancı askerlerin Türkiye'de konuşlanması için hükümete istediği yetkiyi vermedi" demişti. Ancak bundan evveli de vardı.
4 MAYIS 31 ARALIK 2020 129
ÖZEL SAYI-1 Fiyatı 18 TL
4 MAYIS 31 ARALIK 2020
GERCEK HAYAT
İSLAM'IN SON 10 ASIRDAKİ EN BÜYÜK DÜŞMANI
gercekhayat.com.tr
FETO COZEL SAYI
FETO
BAŞTERÖRİST F. GÜLEN KİMDİR?
ÇIPLAKLIK İNSANLIĞA DOĞRULTULMUŞ EN ESKİ SİLAHTIR. SON YILLARDA İÇİNE DÜŞTÜĞÜMÜZ FELAKET BU SİLAHIN GELİŞTİRİLMİŞ SON SÜRÜMÜ. KADIN BEDENİNİN İNSANLIĞIN GELECEĞİNE DOĞRULTULMUŞ SİLAH HALİNE GETİRİLMESİ, KADININ GÜZELLİK TUTKUSUNUN, BEDENİ MODA, ESTETİK, KOZMETİK SEKTÖRÜNÜN TEŞHİR TAHTASI HALİNE GETİRMESİ, ÇIPLAKLIĞIN NORMALLEŞTİRİLMESİ, SIRADANLAŞTIRILMASI KABUL EDİLEMEZ.
ZAMAN
Küresel Kundakçılara Karşı İSLÂM NİZAMI
SAYI: 484-HAZİRAN 2026. ZİLHICCE 1447- www.alltinoluk.com-220.00%
234
Dr. Ayşe Gültekin
Sûfiler genellikle ahlâka ve manevî hâl ve tecrübe. lere ait konuları ele aldıkları için zayıf hadisleri çokça kullanmaları büyük bir problem olarak değerlendiril-memiş, ancak çok zayıf, hatta uydurma rivayetleri eser-lerine almaları ve bunları kabul ettirebilmek için "Keşfen sahihtir." vb. yorumlara sarılmaları muhaddislerle sufi-lerin aralarının açılmasına sebep olmuştur. Onlara göre bilgi kaynakları duyu organları, akıl ve nakille sınırlı değildir. Rüya, keşif, ilham, yakaza vb. bilgi yollarıyla elde edilen bilgilere de itimat edilmesi gerekir. Hatta bu metotlarla elde edilen bilgiler, doğrudan vasıtasız elde edilen bilgiler olduğundan daha sağlam ve daha bağla-yıcı bilgilerdir. Ancak kişiye vehbî olarak verilen bu bil-gilerin subjektif olduğu ve genel bir hüküm koyamaya-cağı ortadadır. Rüyada Hz. Peygamber'den hadis işitme, hadisin doğru olup olmadığını rüyada Hz. Peygamber'e sorup sorgulama vb. uygulamalara itibar etmeleri veya o güne kadar hiç kimsenin işitmediği, hiçbir kitapta rast-lanmayan bir rivayetin keşif yoluyla sahih olduğunu ortaya koymaya çalışmaları, sûfîlere diğer İslâmî ilim-lerle meşgul olan ulemanın ağır eleştiriler yöneltmesine sebep olmuştur.
Genel itibarıyla sûfîlerin hadislere getirdikleri tasav-vufî yorumlar şerh edebiyatı içinde bir zenginlik olarak kabul edilirler. Ancak onların zühdü veya felsefeyi esas alan anlayışları, mezhep ve meşrepleri, itidal ve aşırılık-ları vb. yorumlarını etkilemiş ve bu yorumların İslam'ın bütünlüğü içerisinde değerlendirilmesi zarureti ortaya çıkmıştır. Bu değerlendirmelerde bütünü reddetme gibi bir yol tercih edilmemeli, sûfilerin anlayış farklılıklarına dikkat edilmeli ve Kur'ân ve sünnete bağlılıklarını her
٣٦٦٣ - سَئَلْتُ رَبِّى أَنْ لاَ يُعَذِّبَ اللأَهِينَ مِنْ ذَرِيَّةِ الْبَشَرِ فَأَعْطَانِيهِمْ (ع قط في الافراد ض عن انس)
3663- Rabbimden bilmeyerek günah işleyen eblehlerin azaba uğramamalarını diledim ve onları bana bağışladı.
٣٦٦٤ - سَئَلْتُ رَبِّي اَنْ يَتَجَاوَزَ لِي عَنْ اِطْفَالِ الْمُشْرِكِينَ فَتَجَاوَزَ عَنْهُمْ وَادْخَلَهُمُ الْجَنَّةَ (ابو نعيم عن انس)
3664- Rabbimden, müşriklerin çocuklarını benim hatırım için bağışlamasını diledim, bağışladı ve onları cennete koydu.
٣٦٦٥ - سَئَلْتُ رَبِّي فِيمَا يَخْتَلِفُ فِيهِ أَصْحَابِي مِنْ بَعْدِي فَأَوْحَى إِلَيَّ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ أَصْحَابَكَ عِنْدِى بِمَنْزِلَةِ النُّجُومِ فِي السَّمَاءِ بَعْضُهَا أَضْوَءُ مِنْ بَعْضٍ فَمَنْ أَخَذَ بِشَيْءٍ مِمَّا هَمَّ عَلَيْهِ مِنْ اِخْتِلَافِهِمْ فَهُوَ عِنْدِي عَلَى هُدًى (ابو نصر وقال غريب والديلمي ونظام الملك فى اماليه والرافعى عن عمر وفيه عبد الرحيم بن زيد العمى عن ابيه ضعيفان)
3665- Rabbimden, benden sonra ashabımın ihtilafa dü-şecekleri meselelerdeki hatalarını affetmesini diledim. Buna şöyle vahyetti: "Ya Muhammed! Ashabın, nezdimde semadaki yıldızlar gibidir. Birbirinden aydındır. (Bazısı diğerinden daha bilgilidir.) Onların ihtilafa düştükleri meselelerden kim alıp tatbik ederse o nezdimde hidayet üzeredir."
٣٦٦٦ - سَئَلْتُ اللهَ يَا عَلِيُّ فِيكَ خَمْسًا فَمَنَعَنِي وَاحِدَةً وَأَعْطَانِي أَرْبَعًا سَلْتُ اللهَ أَنْ يَجْمَعَ عَلَيْكَ أُمَّتِي فَأَبَى عَلَيَّ وَأَعْطَانِي فِيكَ أَنَّ أَوَّلَ مَنْ تَنْشَقُّ
-876-
YanıtlaSil
yuksel26 Haziran 2026 08:39
عَنْهُ الأَرْضُ يَوْمَ القِيمة انا وانت معى معك لواء الحَمْدِ وَانتَ تَحْمِلُهُ بَيْنَ يديك تسبق به الأولين والآخرين واعطاني انك ولى الْمُؤْمِنِينَ بَعْدِى (خط والرافعي عن على)
3666- Ey Alil Ben senin hakkında Allah'tan beş şey dile-dim. Dördünü verdi, birini vermedi: Ümmetimin (benden sonra) senin emrin altında birleşmelerini diledim, vermedi. Senin hakkın-da verdikleri, yer yarıldığında (insanlar dirileceği zaman) ilk diri-lecek olan ben ve sen olacağız. Elinde Liväü'l-Hamd bulunmuş bir halde evvelkileri ve sonrakileri geçip, önümde yürüyeceksin. Benden sonra mü'minlerin velisi sen olacaksın. Rabbim senin hakkında bunu bana ihsan etti.
٣٦٦٧ - سَئَلْتُ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ أَنْ يُقَدِّمَكَ ثَلاثًا فَأَبَى عَلِيٌّ إِلَّا تَقْدِيمَ أَبِي بَكْرٍ قَالَهُ لِعَلِي (خط كر عن على)
3667- Allah Azze ve Celle'den, seni (ümmetim üzerine) takdim etmesini üç defa istedim, kabul etmedi. Ebu Bekir'i takdim etti. (Bunu Hazreti Ali'ye dediler.)
٣٦٦٨ - سَئَلْتُ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ أَنْ لَا أَتَزَوَّجَ إِلَى أَحَدٍ مِنْ أُمَّتِي وَلَا يَتَزَوَّجَ إِلَى أَحَدٍ مِنْ أُمَّتِي إِلا كَانَ مَعِي فِي الْجَنَّةِ فَأَعْطَانِي ذَلِكَ (طب ك عن عبد الله بن ابى
اولى كر وابن النجار عن ابن عمرو
3668- Rabbim Azze ve Celle'den, ümmetimden kendisi
ile evleneceğim kadının cennette benimle beraber olmasını dile-dim, bunu bana ihsan etti.
٣٦٦٩ - سَئَلْتُ رَبِّى اَنْ لا يُزَوّجَ إِلا مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَلَا أَتَزَوَّجُ إِلا مِنْ أَهْلِ الجنَّة" (الشيرازي عن ابن عباس)
3669- Rabbim Azze ve Celle'den cennet ehlinden olan kadınla evlendirilmemi, cennet ehlinden olan kadınla evlenmemi istedim.
-877
3403- Hâmil-i Kur'an, İslam sancağının hâmilidir. Kim ona ikramda bulunursa Allah ona ikram eder. Kim de ona ihanet ederse, Allah Azze ve Celle'nin laneti üzerine olsun.
٣٤٠٤ - حَامِلاتُ وَالِدَاتٌ مُرْضِعَاتٌ رَحِيمَاتٌ بِأَوْلادِهِنَّ لَوْ لا مَا يَأْتِينَ إِلَى أَزْوَاجِهِنَّ دَخَلَ مُصَلِّيَاتُهُنَّ الْجَنَّةَ (ط) حم وابن منيع هـ طب ك ض عن ابي امامة)
3404- (Şu kadınlar var ya) Yüklenicilerdir, emziren vali-delerdir, evlatlarına merhamet edicilerdir. Şayet kocalarına ezi-yetleri olmasaydı, sırf namazları sayesinde cennete girerlerdi.
٣٤٠٥ - حُبُّ أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ سُنَةٌ وَبُغْضُهُمَا كُفْرٌ وَحُبُّ الْأَنْصَارِ إِيمَانٌ وَبُغْضُهُمْ كُفْرٌ وَحُبُّ الْعَرَبِ إِيمَانٌ وَبُغْضُهُمْ كُفْرٌ (ابن النجار عن انس)
3405- Ebu Bekr ile Ömer'i sevmek sünnettir. Onlardan nefret etmek küfürdür. Ensarı sevmek imandan, onlardan nefret etmek ise küfürden ileri gelir. Arab'ı sevmek imandan, onlardan nefret etmek ise küfürden ileri gelir.
٣٤٠٦ - حُبُّ عَلِيّ يَأْكُلُ الذُّنُوبَ كَمَا تَأْكُلُ النَّارُ الْخَطَبَ (كر عن ابن عباس و اورده ابن الجوزي في الموضوعات
3406- Ali'yi sevmek, günahları ateşin odunu yiyip erittiği gibi yer, eritir.
٣٤٠٧ - حُبِّبَ إِلَيَّ مِنْ دُنْيَاكُمُ النِّسَاءُ وَالطَّيِّبُ وَجُعِلَتْ قُرَّةُ عَيْنِي فِي الصَّلوةِ (حم ن وابن سعد ع ك ق ض عن انس)
3407- Dünyanızda bana, kadınlar ve güzel koku sevdi-rilmiştir. Göz aydınlığım da namaz kılınmıştır.
٣٤٠٨ - حُبُّ الْعَرَبِ إِيمَانٌ وَبُغْضُهُمْ نِفَاقٌ (قط في الافراد ك وتعقب عن انس
هب عن البراء)
816
YanıtlaSil
yuksel26 Haziran 2026 08:36
lak alametidir. 3408- Arab'ı sevmek iman, onlardan nefret etmekse ni-
٣٤٠٩- حُبُّ أبى بكر وَشُكُرُهُ وَاجِبٌ عَلى أُمَّتى (ك) فى تاريخه وابو نعيم
والخطيب عن سهل والديلمي وقال خط تفرد به عمر ابن ابراهيم وهو ذاهب الحديث)
3409- Ebu Bekr'i sevmek ve ona teşekkür etmek ümme-time vaciptir.
٣٤١٠ - حُبُّ الْغِنَا يُنْبِتُ النِّفَاقَ فِي الْقَلْبِ كَمَا يُنْبِتُ الْمَاءُ الْعَشْبَ" (حل)
والديلمي عن ابي هريرة
3410- Şarkıyı sevmek kalpte münafıklık bitirir, tıpkı suyun otu bitirdiği gibi.
٣٤١١ - حَيْبُوا اللَّهَ إِلَى عِبَادِهِ يُحْبِبْكُمُ اللهُ (طب ض عن ابي امامة)
3411-Allah'ı, kullarına sevdirin ki, Allah da sizi sevsin.
٣٤١٢ - حَجَّةٌ لِلْمَيِّتِ ثَلاثَةٌ لِلْمَحْجُوجِ عَنْهُ وَحَجَّةٌ لِلْحَاجَ وَحَجَّةٌ لِلْوَصِيِّ
الديلمي عن انس)
3412- Ölü namına yapılan hac üç hac olarak kaydedilir.
Kendi namına yapılan için, yapan için, bir de vasiyet eden kişi i-çin.
٣٤١٣ - حَجَّةٌ لِمَنْ لَمْ يَحُجَّ خَيْرٌ مِنْ عَشَرَ غَزَوَاتٍ وَغَزْوَةٌ لِمَنْ قَدْ حَجَّ خَيْرٌ مِنْ عَشْرِ حِجَجٍ وَغَزْوَةٌ فِي الْبَحْرِ خَيْرٌ مِنْ عَشْرِ غَزَوَاةٍ وَمَنْ آجَازَ الْبَحْرَ فَكَأَنَّمَا أَجَازَ الْأَوْدِيَةَ كُلَّهَا وَالْمَائِدُ فِيهِ كَالْمُتَشَحَطُ فِي دَمِهِ (طب هب ق عن ابن عمر)
3413- Hac yapmayan kimse namına haccetmek, on ga-
zadan hayırlıdır. Hacca gitmiş olan kimsenin namına gazaya çık-mak on hac yapmaktan hayırlıdır. Denizde harbe açılmak, kara-daki on gazadan hayırlıdır. Denizi geçen, tüm dereleri geçen gi-bidir. Su yüzünde gaza eden, kanı içinde kıvranan şehit gibidir.
-817-
“Allah onları, onlar da Allah’ı severler” (el-Mâide 5/54) ifadesi Allah’la kullar arasındaki karşılıklı sevgiyi vurgulamaktadır. Allah’ın isimlerinden olan vedûd (Hûd 11/90; el-Burûc 85/14) onun kullarını çok sevdiğini ifade eder. Allah’a nisbet edilen yerlerde O’nun takvâ sahiplerini, iyilik severleri, maddî ve mânevî temizliğe önem verenleri, tevekkül ehlini, sabırlı davrananları, adaletli olanları, kahramanları, Hz. Peygamber’e uyanları sevdiği; inkârcıları, zulüm ve haksızlık yapanları, günahlarda ısrar edenleri, böbürlenip övünenleri, büyüklük taslayıp gerçeklere karşı çıkanları, nankörleri, hainleri, aşırılığa sapanları, şımarıkları sevmediği bildirilir.
nimetini, ziynetini idrak edin. O nispetle Hazret-i Allah'a gönül verin. Allah için çalışın. Görüyorsunuz gaye yok, maksat yok, menfaat yok. Bunların hepsi Allah için yapılıyor. Bu cihad, küfrü söndürmek içindir.
Seyyid-i Kainat Sebeb-i Mevcûdat -sallallahu aleyhi ve sellem-
Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:
و 101 النَّاسُ كُلُّهُمْ هَلَكَةٌ الا الْعَالِمِينَ وَالْعَالِمُونَ كُلُّهُمْ هَلَكَةٌ إِلَّا الْعَامِلِينَ وَالْعَامِلُونَ كُلُّهُمْ هَلَكَةٌ الا الْمُخْلِصِينَ وَالْمُخْلِصُونَ عَلَى خَطَرٍ عَظِيمٍ
"İnsanlar helâk olmuşlardır, ancak âlimler müstesna. Âlimler de helâk olmuşlardır, ilmi ile amel edenler müstesna. İlmiyle amel edenler de helâk olmuşlardır, ihlás sahipleri müstesna.
İhlas sahipleri de büyük bir tehlike üzerindedirler." (Keşf-ül hafa) Yolun özü; ihlas, istikamet, mahviyettir, Yol bu ün paulo alınır
Biz hic lim
za İşt
bi im
al ya
be
Tam otuz yıl saatim işlemiş ben dur-muşum
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum
Diyorlar bana, kalsın şiir de söz de yerde
Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde
Anladım işi; sanat Allah'ı aramakmış
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış
Göz kaptırdığım renkten kulak verdi-ğim sesten
Affet Allah'ım Sen'den habersiz aldı-ğım her nefesten.
Allah dostunu gördüm bundan altı yıl evvel
Bir akşamdı ki, zaman donacak ka-dar güzel
Bana yakan gözlerle bir kerecik bak-tınız
Ruhuma büyük temel çivisi çaktınız
Sual: Ey veli! İnsan nasıl olmalı söyle!
Cevap: Son anda nasıl olacaksa hep öyle.
Kur'an'da gafletle ilgili âyetlere baktı-ğımızda, gafletin çoğunlukla müminlere değil ancak kalpleri, gözleri ve kulakları mühürlenmis inkarcılara nispet edildiğini
YanıtlaSil
yuksel5 Temmuz 2026 05:09
İşitmeyen, Görmeyen, Hakkı İdrak Etmeyen
GÂFİLLERDEN OLMA!
SAYI: 485
TEMMUZ 2026 MUHARREM 1448 www.altinoluk.com
02 531004
07
・ 220.00も
YanıtlaSil
yuksel5 Temmuz 2026 05:10
ALTINOLUK
40
İnsanların hesap verme vakti iyice yaklaştı; fakat onlar hâlâ koyu bir gaflet ve umursamazlık içinde gerçeklerden inatla yüz çeviriyorlar.
(ENBİYA SÜRESİ-1)
Gaflet İle Hakk'ı Buldum Diyenler
Er Yarın Hak Divânında Belli Olur!
ADEM ERGÜL
fısıltıla
içinde
hayat
lecek
B
Özel
sula
pasl
yett
rini
old
ise
lak
gaf
Kim de Allah'a ve peygamberine isyan eder, Al-lah'ım (CC) bu sınırlarını çiğneyip geçerse onu da, içinde daim kahcı olarak, ateşe koyar. Onun için hor ve hakir edici bir azab vardır. (66)
Hanefi fukahası, feraize göre dağıtılmamış olan malın, haram olarak intikal ettiği hususunda mütte-fiktirler. Buna «Haram li gayrihi demişlerdir. Bu se-beple mü'min kadınlar, miras meselesinde Allah'ın koyduğu hududlara riayet hususunda titiz davranma ıdırlar. Hiçbir zaman unutmamalıdırlar ki, mülk Al-lah'ındır. O'nun koyduğu hududların dışında hudud-lar çizenler tağut'turlar.
(66) En Nisa Sûresi - 14
77
YanıtlaSil
yuksel10 Temmuz 2026 09:29
MELAHAT AKTAŞ
islàm toplumunda ve çağımızda
KADIN
4. Baskı
YanıtlaSil
yuksel10 Temmuz 2026 09:30
Ölçü yayınları: s
Ölçü yayınları
Hacıbayram cd.no:12
ankara
selenin ehemmiyetini ortaya koyar, Talak'ta saka da, ciddi de birdir. Bir insan zevcini, şaka niyeti ile dahi bosasa, aralarındaki bağ sona егер.
NİKAH'IN FESH OLMASI
İslâm'da nikâh imana istinat eder. Eşlerden her hangi birisi zarurat-ı diniyyeden olan herhangi bir se yi (Mesela, ahiret gününü, namazı, orucu, şeriat') in kår ederse, nikahları fesh olmuştur. Bu sebeble her Mü'min «Elfaz-ı Küfr'ü öğrenmek zorundadır, bu da farz-ı ayın olan ilimlerdendir, (60) Bilhassa laik egi tim sisteminden geçmiş olan müslümanların ve farz-ı ayn olan ilimlerden habersiz olanların, herhangi bir dini meselede Allah ve Resûlü nasıl emrettiyse dog rusu odur, ona itikad ederim demesi gerekir.
Bugün, câhilliğin verdiği cüretle inanılması zaruri olan birçok mesele inkâr olunmakta ve nikahın feshi sağlanmaktadır ki, bu korkunç bir tehlikedir. Mesélá, bir kimse, ben insanların çoğuna uymak anlamında olan Ideolojilere kalben itikad ediyorum dese, Kur -an-ı Kerim'in birçok ayetini reddetmiş olur ki, nikâhı o anda fesh olur. Bu durumda derhal tecdid-i iman ve nikâh gerekir. Mü'min kadın ve erkeklerin bu husus-larda dikkatli olması zarurettir, (61)
(60) İbn-i Abidin A.g.e. C: 1 Sh: 29
(61) Nikah'ın hangi hallerde fesh olacağı hususu muteber fıkıh kitaplarında en ince ayrıntılarına kadar izah edil-miştir. Bu hususta şunları tavsiye edebiliriz: BİLMEN. Ömer Nasûhi Hukukı İslamiyye ve Istilahı fıkhiyye Kamusu İst: 1976 2. Cild; HALEBİ, İbrahim - İzahlı Mülteká El-Ebhûr Tercemesi İst: 1979 2. Cild. fbn'ul Hümam, Feth'ul Kadir, 4. Cild Sh: 407 ve diğerleri. «El-faz-ı Küfrə bilinmeden, fesh'in önüne geçmek imkân-sızdır. Bu sebeble İbn-i Abidin, Reddü'l Muhtar'ında, bu bahsi farz-ı ayn ilimler içinde zikre:miştir.
73
getirilmemesi için tıbbi müdahale yapılmasıdır. Hal-buki azide ana rahmine düşmesine engelleme hususu mevcuttur.
Ayrıca en çok tartışılan hususlardan birisi de, do-tum kontrol haplarının kullanılıp kullanılımayacağı hususudur.
Bu meselede kesin bir hükme varmadan, doğum kontrolünün sebepleri üzerinde durmak mecburiyeti vardır. Eğer, batı emperyalistlerinin iddia ettiği gibi, nüfus kontrol altına alınmazsa, açlık meselesi ortaya çıkacak mıdır? Eğer çıkması mümkün isə yaşıyan İnsanların, sırf kendi çıkarları için, dünyaya gelecek-leri engellemesi ne derece Insani olacaktır? Bunlara kesin cevaplar bulmak zorundayız. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak:
Evládlarınızı fakirlik korkusu ile öldürmeyiniz.
Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Hakikat, onları öldürmek büyük bir suçtur.» (46)
buyurmaktadır. Gerçekten, insanlar, kendi hırs ve menfaatlerine düşkündürler. Lüks ve israfın alabildi-ğine arttığı çağımızın kokuşmuş sistemleri, gelecek insanı ortadan kaldırmak gayretine düşmüştür. Yuka-rıda bahsettiğimiz ayet-i kerime, açıkça bizleri uyar-makta ve gelecek çocuğun rızkının Allah tarafından verileceğini müjdelemektedir. Kaldı ki, bugün dünya-nın belirli bölgelerinde açlık hadisesi mevcuttur. Bu Üretimin eksikliğinden değil, tüketimin tağutların in-hisarından kurtulamamış olmasındandır.
İslam insanlığın hayrına olmıyan hiçbir şeye cevaz vermez. Doğum kontrolünün insanı olduğunu izah
(46) El-İsra Sûresi - Ayet: 31
87
etmək mümkün değildir. O halde, azl meselesine si-ğınıp, doğum kontrolüne cevaz aramak güçtür. (*)
C. BOŞANMA
1. KISA BİR TARİHÇE
Hz. Adem'den (AS) bu yana devam eden insanlık tarihinde, tevhid akidesinde herhangi bir değişiklik ol-mamıştır. Ancak zaman zaman insanlar arasındaki münasebetlerin tanziminde farklılık meydana geldiği İslâm ulemasınca kabul edilmiştir.
Kabil'in, kardeşi Habil'i ailę sistemini ve vahiy dü-zenini ortadan kaldırmak kastı ile öldürmesinden bu yana, tağuti sistemlerin varlığına şahit oluyoruz. Ta-ğuti sistemlerde üç çeşit boşanma mevcuttur. Bun -lar:
1. Hususi ve serbest Hoşanma
2. Evlilikte adem-i zevål
3. Boşanma sebeblerine ve mahkeme usulüne müstenit boşanma. (47)
Birinci tip boşanma: Tek taraflı ve tek cinsin ira-desine dayanan boşanma şeklidir. Bazı müsteşrikler, erkeğin hiçbir sebeb göstermeden karısını boşayabi-leceği gerekçesini ileri sürerek İslam'ın Serbest bo-şanmadan yana olduğu iddiasındadırlar. Bilhassa Türkiye'de yayınlanan bütün ansiklopedilerde bu hu-
(*) Doğum kontrolü, Liberalizm'in klasik okulundan papaz Malthus'un teorisidir. Bu papaz Bırakınız yapsınlar, bi-rakınız geçsinler sloganına, bırakınız ölsünler'i ilave etmiştir. (M.Α.)
(47) SCHWARZ, Dr. Andreas (Ord. Prof) Aile Hukuku Sh: 130-132
68
٦٠ - أَبْغَضُ الرِّجَالِ إِلَى اللهِ تَعَالَى الْبَلِيعُ الَّذِي يَتَخَلَّلُ بِلِسَانِهِ تَخَلَّلَ الْبَقَرَةِ بِلِسَانِهَا (ابو نصر السجزي في الابانة عن ابن عمرو)
60- "İnsanlar arasında Allah'ın en çok buğzettiği adam (yalanı doğru, doğruyu yalan göstermek için), sığırın geviş getirdi-ği gibi dilini kullanan, belagat sahibi insandır."
lâı verdim. Fakat, buna karşı-lık, bütün mâneviyatlarını el. lerinden aldım. İşte vesikala-rım» demiş, her maddeye ait vesikayı ayrı ayrı reise vermiş ve kâtiplere okutmasını rica etmiştir. «Dinlemekle ikna ol-mayan arkadaşlar da, lûtfen hademeler vasıtası ile gönderi-len vesikaları incelesinler» de. miştir. Bu gizli maddelerin birkaçını burada bildirelim:
İslâmiyetin temellerinin balta-lanması, tevhid_i tedrisat ka-nunu, yâni bütün medreselerin kapatılması, müslümanların kâ firlere benzetilmesi, Kur'an-ı azimüşşanın mekteplerden kal-dırılması, okutulmaması ve bun lar gibi daha nice değişiklikler kabul edildi. Bütün bu yenilik. lerle birlikte, Lozan muahede-sinden kırk elli sene Türkiye'de müslümanlığın ya sak edilmesi ve hristiyanlığın ilân edilmesi de, Lozan'a dik-te ettirilen gizli maddeler ara sında idi. sonra
Ümmetimden "Ehli kitabdan" bir cemaat ve "ehli liben" (çöl halkı) helak olacak. Denildi ki: "Ehli kitab kimdir?" Buyurdu ki: "Kitabullahı öğrenip müslümanlarla mücadele edecek bir kavimdir." Denildi ki: "Ehli Liben kimdir?" Buyurdu ki: "Şehvetlerine uyub, namazı terkedecek bir kavimdir."
Ravi: Hz. Ukbe (r.a.)
Sayfa: 304 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Âhiret. Materyalist akımların ulûhiyyeti reddetmesinin neticesi olarak ölüm sonrası hayatı da inkâr etmesi Said Nursi’nin bu konuya daha çok yönelmesine sebep olmuştur. Haşrin aklî ispatını yapmaya İbn Sînâ’nın bile cesaret edemediğini söyleyen Nursi, Rûm sûresinde (30/50) yeryüzünün kış mevsiminde ölü hale gelmesinden sonra rahmetinin eseri olarak Allah tarafından canlandırılması gibi Cenâb-ı Hakk’ın ölüleri dirilteceği şeklindeki beyandan ilham alarak Allah’ın birer ismine dayandırdığı on iki yöntemle âhiret hayatını kanıtlamaya çalışır. Meselâ adl isminin gereği olarak tam bir adaletin tecelli etmesi beklendiği halde bu dünyada birçok kimse hak ettiği mükâfatı veya cezayı görmeden hayata veda etmektedir. Bu durumda insan aklı mükâfat ve cezalarının başka bir yere ve zamana ertelendiğine hükmetmek zorundadır. Ayrıca bu dünyada meydana gelen olaylar, saltanatlar, hızla akıp giden hayatlar vb. göz önüne alındığında onların daha mükemmel ve bâki bir hayata doğru gittiği anlaşılır. Âhiretin varlığı kabul edilmediği takdirde küçük bir taşa büyük dağ kadar hikmet ve gayeler veya büyük bir dağa çok az anlam ve görev yüklemek gibi bir durum ortaya çıkar. Bu ise akıl sahiplerinin kabul edemeyeceği bir şeydir. Kâinattaki işleyişin âhirete yönelik anlamlar içerdiğini ve ancak ebedî bir hayatın kabulü halinde fâni hayatın değer kazanacağını vurgulayan Said Nursi, kozmik sistemin sadece kısa bir ömür için yaratılmasının hikmetle bağdaşmayacağını söyler. Yaratılışta israf ve abes işler bulunmadığına göre sorumluluklarını yerine getiren insanların hiçliğe atılması düşünülemez. Sonsuzluk arzusunun gerçekleşmeyip dünyadaki mutlulukların yarım kalması yaratılış hikmetiyle uyuşmaz. Dünya hayatındaki tecrübeler de göstermektedir ki selim yaratılışları bozulmayan insanları tatmin edecek olan yegâne şey ebedî mutluluktur. Allah’ın rahmeti sonsuz olduğuna göre O bize kısmî mutlulukları tattırdığı gibi tam mutlulukları da lutfeder. Bu da ancak meşakkatli dünya hayatının ardından âhiretin gelmesiyle gerçekleşebilir (Külliyât, s. 19-43).
Ümmetimden iki şahıs çıkacak. Bunlardan birine Allah vehbî ilim verecek. Diğerinin ise ümmet-i Muhammede fitnesi şey-tandan daha tesirli olacak." (Tıls.) 177.
Kudsî metin
Sıtmaya razı etmek
Hadiselerin iyi-kötü, müsbet-menfi oluşu, nereden baktığınız la alakalıdır. Almanların "Ka-vimler Göçü" dediği büyük hadi-
seye, Fransızlar "Barbar İstilāsı" der. Lozan, Ankara hükümeti için diplomatik bir muvaffakiyet-tir. Her ulus-devlet, kurucu an-tlaşmaya kudsiyet atfettiği gibi, Lozan da böyle lanse edilmiştir. "Osmanlının küllerinden doğan yeni devletin kurucu vesikası" âdeta bir mukaddes metindir.
Sayesinde sıfırdan bir devlet kazandıkları düşünülürse, Lo-zan, Ankara kahramanları için bir "zafer"; saltanatı, hilafeti, medresesi, tekkesi, şerî hukuku, fesi ile koskoca mazisini kaybe-den muhafazakârlar için de inandıkları dünyanın yıkıldığını tescilleyen bir "hezimet" ve 1914'te dünyanın altı büyük im-paratorluğundan biri iken 10 sene dolmadan ehemmiyetsiz bir Asya devletçiğine dönüşün vesikası olduğu söylenebilir...
635
98
Sevr, ölü doğmuş bir vesikaydı; Lo-zan'ın mukaddimesi idi. Asıl hedef, Lo-zan'dı. Bunun için Sevr'de tarafı olma-dığı bir harbe girerek milletlerarası dü-zeni tehdit eden Türkleri biraz hırpala-mak; bir başka deyişle "Ölümü göste-rip sıtmaya razı etmek!" hedeflenmişti. İkisi de zamanın şartları çerçevesinde politik aktörler tarafından dikte ettiril-miştir. Fazlasını yapmaya ne Lozan he-yetinin ne de Ankara'nın gücü vardı.
27
A
MA
AL
DE
EN
E
EN
M
AS
YE
T
K
N
A
Lozan da, Sevr gibi, yaklaşık yüz yıldır parçalanmakta olan Osmanlı Devleti'nin, Wilson Prensipleri çerçe-vesinde ulus-devletlere bölünmesi planıdır. Şu kadar ki Sevr Antlaşması ile altı asırlık Osmanlı Devleti varlığı-nı devam ettirecekken Lozan Antlaş-ması ile Suriye, Irak gibi yeni bir Tür-kiye kurulmuştur.
Daily Telegraph 27 Aralık 1923 Curzon diyor ki: Türkler acemi bir halı satıcısı gibiydi. Ne iste-sek kolayca kabul ettiler.
HILAFETİN İLGASININ ARKAPLANI
one bu konuda iknaya çalismis, ancak o. "Hilafet Osmanoğullarının kalıntısıdır ve on larla beraber gitmelidir diyerek reddetmıştır.
bkz Armstrong. Mustafa Kemal'in Hayatı
10 Mustafa Sabri, Kemalistlerin Fransız devrimini taklit ederek ülkeyi laikleştirmeye çalıştığını görmuştur
Devrime kadar Kilise, Avrupa'da yegane otorite sahibiydi. Beğenmediği kralları dahi aforoz ederek alaşağı edebiliyordu. Otoritesine karşı gelen herkesi engizisyon mahkeme-leri ile şiddetli bir şekilde cezalandırıyordu. Farklı görüş ve düşünceleri savunan bilim adamlarını yakmaya kadar varan vahşi cezalarla yıldırmaya, bastırmaya çalışıyorlardı
Halk din adamlarının sömürü, zulüm ve baskısından bıkmıştı. Kilise ve din adam-larına karşı ayaklanan Avrupalı, kiliseyle beraber dini de hayatlarından çıkarıp attı. Din ışlerinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karışmaması ilkesini, yani laikliği be-nimsediler
Görülduğü gibi, laıklık tamamen Batı şartlarında oluşmuş, Batıya özel bir kavram-dır. İslamiyete tatbik edilmesi kesinlikle mümkün değildir. İslâm ve laiklik birbirleriyle asla bağdaşmaz, Islám nazarında laiklik, ládinîliğin ta kendisidir. Zira, devlet işlerine ka-rışmayan bir İslam dini yoktur. Böyle bir dın varsa bu Islām değildir.
11Ey okuyucu! Halifelerin istubdat ve zulümlerinden bahseden Halil Hulki ve llyas Sami gibi kimseler her zaman çıkarları doğrultusunda zalim ve diktatörlerin yanında yer almışlar, kendilerini onların hizmet ve uşaklığına adamışlardır.
Onları eğer biraz araştırırsan, İttihatçılar döneminde Enver, Talat ve Cemal'in etra-fında pervane olduklarını, şimdi de çıkarları doğrultusunda Mustafa Kemal'in sadık uşaklığını yaptıklarını görürsün. Böyle kimseler, Anayasanın ilanından önce de Abdül-hamid'in etrafında pervane olmuşlardı. Cenab-ı Hak çıkarlarının kölesi bu münafıkların serrinden Muslümanları korusun! (Mustafa Sabri)
12Şeyh Galib el-Mevlevi (Mustafa Sabri)
HILAFETİN İLGASININ ARKAPLANI
dir lan yüzde 5 in yönetimi ise isimleri Musluman, ozleri laiklerin elinde
manların durumundan çok daha kötudur Cunku Seyh Resid Riza in Bu ikinci kısım Muslamanların durumu, birinci kısımdakı Müsta da dediği gibi laikler İslam'a karşı diğer duşmanlardan daha siddeth, Is lam'ı tahrib ve tahrif etmede daha beceriklidirler:
Frenkleşmiş Muslumanlar, Islâm'a ve Muslumana gayrimuslimler. den daha duşman ve daha zararlıdırlar."
Nasıl olmasın kı? Onlar Muslümanlarla aynı kan, dil ve toprakları paylaşıyorlar, beraber yaşıyorlar. Bugün Anadolu bunların kontroller altındadır. Tüm guç ve hileleriyle din kalesini içerden fethetmeye çalış maktadırlar. Bunlar her ne kadar gerçek Müslümanlara göre sayıca az olsalar da, güç ve etkinlik bakımından çok daha üstündürler. Bunlar bugün hilafet ve yönetimi birbirinden ayırmayı başardılar. Nihai hedef. leri ise dinin etkinliğini kırmak, hükümlerini silmek ve dini dünya ve siyasetten tecrid etmektir. 5
Insanı üzen ve kahreden şey, dini kökünden kazımak isteyen bu ta-ifenin, gündüzleyin yıldızları görebilecek kadar keskin gözlere, planla-rını her turlü tehlikelere rağmen uygulayacak cesaret ve atılganlığa, hızlılığa sahip olmalarıdır. Bâtıllarına sarılma hususunda birbirleriyle yardımlaşma ve dayanışma içindedirler.
Dindar Müslümanlara gelince: Kardeşlerinin imdat çığlıklarına ku-lak tıkamışlar, kendilerini evlerine hapsetmişlerdir. Rahatlarını ve evde oturup ibadet etmeyi tercih ederler, tå ki zulüm eli olanlara da uzansın! Bu gafil ve cahiller "Oturan, ayaktakilerden hayırlıdır" anlamındaki fit-ne hadislerine imtisal ettiklerini söylemektedirler.
Böylece İslâm ve Müslümanlara karşı sorumluluklarından kurtul-maya çalışırlar.
Gerçekte ise, sözkonusu hadisler, hak ve bâtılın birbirinden ayırı edilemediği, neyin hak ve neyin bâtıl olduğunun belli olmadığı olay ve zamanlarda yapılması gerekeni ifade eder.
Günümüzde ise hak ve bâtıl ayrılmıştır. Bir yanda Islām, diğer yan-da ise küfür ve dinsizliğin olduğu amansız bir savaş sözkonusudur. Bir yanda Allah'ın dini; diğer yanda ise mahzā laiklik! O halde öne sürü-len bu bahanenin hiçbir haklı ve geçerli yanı yoktur.
Birtakım bahaneler öne sürerek Allah'ın dinine yardım etmeyenle-rin özürleri, zalimlerin özürlerinin hiçbir fayda etmeyeceği günde-kabul etmeyecektir
80.
262
HILAFETIN ILGASININ ARKAPLANI
tumnalar olmakla beraber, Muslumanlarım seçkimlerimin hali boyle Laiklerin yanında ver ahp, Islam ve Muslumanlarla savaşanlar elhette Gamman shamdat
Muslumanlarm avamı ise derin kas uykusundaki canlılar gibidirler Haktan cok batila, dosttan çok dusmana yakındırlar. Cimriler gibi bir akun azne ve bahanelere sarılmakta, en küçük bir gayret gösterme mektedirler
to vil boyunca din duşmanı tagutlardan kendimi ve dinimi koruya Anek için hieret edip, Islam aleminde dolaşmaya başladım. Karşılaştı gim manzara beni saskına çevirdi
Musluman halk, benim ülkemdeki ladint yöneticileri tanımamakta, onların Islam devletini, hilaletini yıktığını bilmemektedirler. Hatta M Kemali kendilerine örnek almakta, lider edinmektedirler.
Bent uzen diğer birşey de; alim ve aydınların, yönetimin zulüm ve slamından korktukları için değil de, sırf kamuoyundaki genel yaygın kanaate ters düşmemek için, hakikati anlatamamaları, bilakis gizleme-leridir.
O alim ve aydınların çoğu, İslam ve hükümlerine savaş açan, hayat-tan silmeye çalışanlara olan düşmanlığımı açıklamamamı tavsiye ettiler.
Maksatları beni sıkıntı ve eziyetlerden korumaktı. Yazıklar olsun! Eğer susacak ve konuşmayacak idiysem niye yurdumu terkettim. Hayatımı ve geçimimi onca tehlikelere attım. Bu yolda bundan çok daha büyük sıkıntı ve zorluklar çektikten sonra, niçin davamdan döneyim?
Alim ve aydınlara düşen; cahillere uymak, onların yolundan gitmek midir? Yoksa onları irşad etmek; yanlışlarını göstermek midir?
Yazık ki yazık! Ben dini savunurken Müslümanlardan destek değil, köstek göreceğim. Müslümanların dininden ezayı gidermeye çalışırken, Müslümanların ezasına maruz kalacağım!
O halde hayat kötü, ilaç hastalıktır ki, doktor hastaya tabi oluyor. Islām, bu yeni ve gizli düşmanlarından, ayrıca korkak ve ahmak dostla-rından gördüğü zararı, hiçbir eski düşmanından görmemiştir.
Ne yazık ki, uyuyanlar için uykusuz kalmışım!
Resulullah (sav) şöyle buyuruyor:
"Ümmetimin zalime 'sen zalimsin' demekten korktuğunu gördüğün za-man onlara veda et. "6
Başka bir hadiste de şöyle buyuruldu:
81.
HILAFETIN ILGARININ AREAPLANI
Insanlara ayle bu zaman gelecek ki, doğru söyleyen valanlanacak valancı doğrulanacak, emin hain olarak göralecek, hain the emin görnle cektir Danyanın en mutlu insanı Allah ve Resulane inanmayan Lalca ogla
Bu giristen sonra, başarı Allahlandır diyerek asıl konumuza bagla yalım
Kemalistlerin hilafet ve hükümeti birbirinden ayırmalarının Islam şeriatına aykırı olduğu selim fitrat sahipleri için hiçbir tartışma ve araş tırmaya yer bırakmayacak kadar açık, bedihi bir gerçektir.
Müslümanların bir gün bu mesele üzerinde tartışacakları hiç hatırı ma gelmezdil
Bu olayda, Muslumanların göremedikleri çok ince bir nokta vardır. Bu olayın şeriata aykırılığı normal olarak değerlendirilemez. Bu olay, günahkar Müslümanların bazen iyi, bazen kötü ameller işleyip, bunları birbirine karıştırması olayına benzemez. Çünko Allah'ın böyle kullarını affetme olasılığı vardır. Kemalistler ise bu olayı bilinçli olarak tasarla mış ve yapmışlardır. Çünkü onların asıl hedefleri tamamen lalam şeri atından yukümluluklerinden kurtulmaktır. Şeriatı yok etmektir.
HILAFETİN ILGASININ ARKAPLANI
Boylece bir bakıma halife tarafindan egemen oldukları devletlen is lam şeriatına uygun olarak yönetmek uzere atanınmış oluyorlardı
dur Bilakis Abdulmecidin kendisi, Ankara hukometi tarafından atan Oysa Ankara hukometinin ne vekaleti, ne de atanmat sözkonusu miştir
Tarihi vesikalar, halifenin sultan ve emirleri atadığım gösterir. Aksh ne delalet eden bir vesikaya rastlamak ise mümkün değildir.
3. Tariht vesikalardan anlaşıldığı üzere geçmiş mustaz af halifeler donemindeki halifeler emir ve sultanlara, Islam şeriatını uygulamalan üzerine hükümet yetkisi ve vekaleti verirlerdi.
Kemalistler ise, sırf dint hükümler uygulanmasın diye, hilafet ma kamını maskaralık hale sokmuşlardır
4- Geçmiş dönemde vuku bulan başkaldırılar, İslam dinine değil, halifelerin şahsına veya otoritelerine yönelikti. Günümüzde ise hedef bizzat İslam dinidir. İslam dini hayattan sökülüp atılmak istenmektedir.
FRANSIZ DEVRİMINI TAKLIT 10
5- Kemalistler, Fransızların kilise ve devlet işlerini birbirinden ayır makla sonuçlanan büyük devrimlerini taklit etmeye çalışmaktadırlar. Beyanatları ve eylemleri bunu gösteriyor.
Muslüman ulemanın ise, bu devrimin tahlilini yapmak bir yana, daha bu devrimden bile haberleri yok.
Dolayısıyla da hilafet ve devlet işlerinin ne anlama geleceğini idrak edemiyorlar!
6- Geçmiş dönemdeki emir ve sultanlar, halifeden aldıkları vekalet dolayısıyla, halifenin halifeleri konumundaydılar. Böylece hilafet ve hü-kûmet etme yetkilerine sahip olmaları hasebiyle filen halife-sultan idi-ler. Aslında gerçek halife onlardı. Hükümet etine olanağından yoksun halifenin halifeliği ise, isimden ibaretti.
Hilafet, Resulullah (sav)in ümmetini yönetmek üzere, ona vekalet etmekten ibarettir. Kısaca, kim Islam şeriatını uygular ve Müslümanla rın çıkarlarını sağlayıp korursa, ünvanı halife olmasa da, gerçek halife odur. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor. "Ey Davud! Biz seni yeryüzünde ha life kıldık. O halde insanlar arasında hükmet" (Sad süresi).
Bu esasa binaen, diyebiliriz ki, yönetim ve hükmetme gücune sahip bir sultanın halifeliği, hükümet etme gücünden yoksun halifenin hali-feliğinden daha geçerli ve daha sahihtir. Şeriatm ruhuna ve usulüne da-ha uygundur.
100.
HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI
nasıl diledikleri gibi müsadere ettiklerinin açık bir belgesi. Bu kitabın bendeki çok az sa yısından bir tanesini değerli arkadaşım eski Meşihakatul-Islamiye vekili Mehmed Za-hide hediye etmiştim. O da diğer bir kitabımla beraber (Müctehidlerin Kıymeti) bu ki tabımı Müslümanların istifade etmesi için Kahire Merkez Kütüphanesine bağışladığını bildirdi. Her ne kadar bu kitapların dili Türkçe ise de umulur ki, istifade edenler olur. (Mustafa Sabri)
YanıtlaSil
yuksel14 Temmuz 2026 10:13
CAMIU D-DUVEL
CAMIU'D-DÜVEL
Osmanlı Tarihi (1299-1481)
Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah
Yayıma Haz. Doç. Dr. Ahmet Ağırakıça (Büyük boy)
"Müneccimbaşı Tarihi" adıyla ün kazanmış olan Câmiu'd-Düvel, daha çok "Sahäifu'l-Ahbar ünvanıyla, yazılışından kısa bir süre sonra yapılmış Türkçe tercümesiyle tanınır. İslami genel dünya tarihi yazma geleneğinin son temsilcisi sayılabilecek bu muhteşem eser, Islâm ve Osmanlı tarihiyle uğraşanların daima başvurmak zorunluluğu duydukları bir kaynak kitap olma özelliği taşıyor. Buna karşılık eserin aslı basılmadığı için pratik ve teknik zorluklar yüzünden pek az istisnayla hemen bütün araştırmacılar tarafından sadece Türkçe tercümesinden yararlanılmasının ilmi bakımdan sakıncalı olacağı açıktır. Bu düşünceden hareketle gerçekleştirdiğimiz çalışmanın, konuyla ilgilenen meraklı okuyucular ve araştırmacılar için yararlı olacağını umuyoruz.
IZMIR DÜŞMANLARDAN ALINIYOR VE YIKILIYOR
Yeni Hind seyhi Gandi, meydan okuyucu olum orucunu tuttu
Belk, Hind ve Sindin seyhulistami ise olaman kenarında gezinmekte
Ancak dki eru arasında, inkar edilemeyecek acaip ve ebedi bir fark vardı
bulmakla beraber oruc tutmakta, Ben ise Mısır'a geldiğimden beri birşey bulama-
Onun orucu rom insanların mevzubahsi olurken, Benin erucumdan ise benden başka kimsenin haberi yok."
Konumuz Gandi değil, ama okuyucunun dikkatini önemli bir noktaya çevirmek is-morum Medyanın Gandiye büyük ilgisinin asıl nedeni, onun bu tavırlarıyla ülkede In-gihzlere karşı Muslumanların başlattığı İslamı cihad hareketine engel olması nedeniyle-du
Seyhulislam Mustala Sabri daha sonra, Islam yolunda çektiği sıkıntılara değiniyor:
"Cektiğim tüm sıkıntılar İslam yolunda Ben ölürsem bile, benden sonra o yaşasın Cagdas Muslimanlara rağmen yaşasın, ki Onlar dinlerini ziyan ettiler, ahtlerine vefa etmediler Benim gibisi ölür bilinmez, Eger seyhleri Hind seyhi olsaydı!"
Abdulfettah Ebu Gudde (Safahat min Sabri'l-Ulema)
Turkiye'de Arap harflerinin kaldırılması, Türk milleti ile Kur'ân-ı Kerim arasında engel koymak içindi. Böylece bir hükümet kararıyla Türk milleti, tüm bir kültür mira-sından mahrum bırakılıyor, halk bir gün içinde okuma-yazma bilmeyen ümmi konumu-na düşürülüyordu. Bu tarihin en garip kararlarından biridir. Bundan dolayı, Türkiye şimdiye kadar ne uluslararası çapta bir edebiyatçı, ne bir bilim adamı, ne de tarihçi ye-tiştirmiştir. Nasıl yetişsin? Yazmayı daha iki nesil önce keşfettiler.
bkz. Muhammed Celal Keşk, Hıvar fi Ankara.
Hadisi, Ahmed, Tirmizi ve Ibni Mace, Sehl b. Saad'dan rivayet etmişlerdir.
Dint Müceddidler isimli kitabımda, bu sözün bir hadis olmadığını açıklamıştım. Bu kitap henuz daha yeni basılmışken, aniden İstanbul'dan ayrılmamız gerekti. Ne yazık ki kitabımın basılmış bir nüshasını almaya vaktim olmadı. 950 adet kitap, Evkaf Matba-asında iken, gazetelerden anladığıma göre Kemalist hükümet tarafından müsadere edil-miştir. Kitap, laiklerin zayıf akıllarıyla eleştirdikleri birçok İslamı hükmü savunmaktay-h. Eger Islam uleması bu kitabı görebilselerdi, sonra da Kemalistlerin bu kitabı müsade-re ederek yayılmasını engellediklerini bilselerdi, sadece bu husus, onların anlayışlarını düzeltmeye ve işin gerçek yüzünü görmelerine yeterdi. İşte Kemalistlerin ilme göster-dikleri saygı! İşte fikir hürriyeti! Bana ait bir malı ki bir nüshasıbır Türk lirası idi-
205.
HILAFETİN ILGASININ ARKAPLANI
Kemalistlerm bedenlerinde, Itihatçıların ruhlarını yeniden tade ettiler Bunun için de. galip devlet salatıyla, Istanbul hukümetinin tüm olumlu icraatlarını engellediler. Huka metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalısı ha kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların Izmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir. Şüphesiz Ingilizler bu tyliklerini Mustafa Kemal'den korktukları için değil, bazı çıkarları doğrul tusunda yapmışlardır. İngilizler böylece Mustafa Kemal'i muzaffer komutan olarak, Müslümanların gözunde kahramanlaşmasım istediler. Zira onun Islam'a olan tavrının farkındaydılar. Kendilerinin yapamadıklarını, o yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu.
O halde, ben nasıl İngilizlerle anlaşmakla suçlanıyorum? Hakikat şu ki, İngilizler vatanımızı işgal ederek tüm zenginliklerimize el koydular, biz ise, boş ceplerimizle ulke mizi terketmek zorunda kaldık. Biz, devletin en ust makamlarına yükselmemize rag men, devletin olan bir çöpe dahi dokunmadık. Sermayemiz, yoksulluk ve iffetimizden ibarettir. Devletin malını canımız pahasına korumaya çalıştık. İngilizlerin bize tek iyili-gi, İstanbul'dan güvenli bir şekilde ayrılmamızı temin etmeleri olmuştu. Zira o gün Ke-malistler Ali Kemal Bey'i ele geçirerek şehid etmişlerdi. Yanımızda ancak giyeceklerimiz ve birkaç ev eşyası vardı. Geminin ancak üçüncü mevkiine binebildik. Ailemin arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olmasına rağmen, bizi soğuktan koruyacak kışlık giysiler-den mahrumduk.
Ingilizlerin bizi zorla ülkemizden çıkarmamalarına ve çıkarken de bize yumuşak davranmalarına, Kemalistlerin ise ülkeyi bizden temizlediklerine dayandırarak mı bizi vatan haini, ülke satıcısı ilan etmekteler? Madem öyle, ülkeyi İngilizlerden niçin temiz lemediler? Bu büyük mutluluğa erişmek için, gerekli güç ve maharetten mi yoksunlar, yoksa ülkeyi İngilizler'e satan aslında onlar mı? Bizim yoksulluğumuz, güvenilirliğimi-zin en büyük kanıtı olduğu gibi, bazı hasımlarımızın zenginlikleri rakiplerimiz hakkın da şüphe uyandırmaktadır. Zira onlar bu zenginliklerine, Ingilizlerin ülkeyi işgal etme lerinden sonra kavuşmuşlardır. Bu acı ittihamdan dolayı, kimse bizi kınamasın. Çünkü onların bize yönelttikleri mantıkla karşılık veriyorum. Bu luks saraylar onlara babaların-dan mı kaldı?
(Mustafa Sabri)
Şeyhülislam Mustafa Sabrinin, hasımlarını cevaptan aciz bırakan sözleri. Sonra, gazetelerden Hindli lider Gandi'nin, Ingilizleri protesto amacıyla oruç tuttuğunu öğreni yor ve duyguları bir anda alevleniyor. Bunu, yazdığı şiirde söyle ifade ediyor.
204.
İZMİR DÜŞMANLARDAN ALINIYOR VE YIKILIYOR
Bu kıyaslama, bugun için de geçerlidir Bu milliyetçı, Batıcı ve ithal rejimlerinin ayıbı olarak sırıtmaktadır Insafla düşünelim Sorunlarımız daha çoğalmış, kımlığımız sı-lınmış ve birliğimiz yıtirilmemiş mıdır? Düşmanlarımız bızı dilediklerı yöne şimdi daha çok süruklemiyorlar mı?
2Sözünü ettiğimiz bu gerçekler iyice araştırılırsa, Ismet Paşa'nın Lozan Konferansın-da elde ettiğı başarı konusunda ipucu elde edilebilir Ismet Paşa, Lozan'da, Osmanlı Devleti'ni ezen kapıtülasyonların ve Batı devletlerine tanınan diğer ayrıcalıkların kaldı-rılması başarısını göstermiştir. Peki, savaş meydanlarında Ingilizlere karşı hiçbir başarı gösteremeyen Ismet Paşa, acaba Lozan'da bu başarıyı nasıl gösterdi?
Lozan Konferansının dağılıp, siyasi heyetlerin kendi ülkelerine dönmelerinden son-ra, Ingiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, İsmet Paşa'nın başarısındaki gizli sırra işaret et-miştır İngiliz Parlamentosunda bu konu tartışılırken, bazı parlamenterler Lozan Antlaş-masının sonuçlarına itiraz etmekte, bunun Ingilizler için siyasi bir yenilgi olduğunu sa-vunmaktaydılar. Bunun üzerine müsteşar, şöyle demiştir: "Türklerin eski devletleriyle yeni ulusal devletleri arasındaki farkı iyi ölçün. Yani yeni devlet, geçmişiyle ve İslâm älemiyle ilişkilerini koparmış, kendi içine kapanmış küçük bir devletçiktir. Osmanlı devleti defalarca Yunan'ı yenmiş, Atina kapılarına kadar dayanmıştı, ama yabancılara ta-nınan bu imtiyazları kaldıramamıştı.
Istanbul ve Ankara gazeteleri arasında yaşanan gerginlikten sonra, Istanbul'da bası-lan Vakit gazetesi, sözünü ettiğimiz Lozan başarısının gizli sırlarına değinmişti. Gazete-nin yazarlarından Mehmed Asım 10 Kasım 1923 tarihli başyazısında şöyle diyor: "Ingi-liz gazetelerinin, hilafet ve yönetim şekli böyle oldukça, azınlıkların haklarının savunu-lamayacağını ve yönetimin çağdaşlaşamayacağını yazdıklarını unutmadık. Sevr Antlas-masının bu denli ağır maddeler içermesinin nedeni, devletin hilafet hükümeti tarafından yönetilmesiydi."
Ingilizler, Sultan Vahdeddin'le anlaşıp devletin bu yapısını değiştiremediler, ama Ke-malistlerle anlaşarak bu gayelerine ulaştılar.
* Ingiliz vesikalarından öğrendiğimize göre, Lozan'da yapılan gizli görüşmelerde In-gilizler barış için şu şartları koymuşlardı: 1- Kesin olarak hilafetin kaldırılması, 2- Tür-kiye'de Islam şeriatının kaldırılması, 3- Türkiye'deki tüm dini faaliyetlerin durdurulma-sı, 4- Osmanlı anayasasının yeni, laik anayasa ile değiştirilmesi.
3Savaş henüz daha yeni bitmişti ve biz büyük bir yenilgiye uğramıştık. Oysa Mısır için böyle birşey söz konusu değildi. Yeni bir savaşa girmekten kaçındığımız için bizi mazur görmeleri gerekiyor. Sonra Ingilizlerin ülkemizi işgal etmelerine sebep olanlar, Kemalistlerin kardeş ve ortakları İtuhatçılardır. İngilizler, hedeflerinı tamamlamak için,
203.
3859- Sağ elini ağrı duyduğun yere koy, yedi kere oraya onu şöyle diyerek sür: "Eûzü bi izzetillâhi ve kudratihî min şerri mâ ecidü." Her sürmede bunu oku.
-٣٨٦٠ ضَعِى يَدَكِ عَلَيْهِ ثُمَّ قُولى ثَلاَثَ مَرَّاتٍ بِسْمِ اللهِ اللَّهُمَّ أَذْهِبْ عَلَى مَّرَ مَا أَجِدُ بِدَعْوَةِ نَبِيِّكَ الطَّيِّبِ الْمُبَارَكِ الْمَكِينِ عِنْدَكَ بِسْمِ اللهِ الخرائطى كر عن اسما بنت ابى بكر قالت خرج فى عنفى خراج فتخوفت منه فسألت النبي ع ص قال فذكره)
3860- Elini çıbanın üstüne koy, üç kere şöyle de:
"Bismillah. Allâhümme ezhib annî şerre mâ ecidü bi dô. veti nebiyyiket tayibil mübârakil mekîni ındeke bismillah."
٣٨٦١ - ضُمَّ سَعْدٌ فِي الْقَبْرِ ضُمَّةً فَدَعْوَتُ اللَّهَ أَنْ يَكْشِفَ عَنْهُ (ابن سعد والحكيم ك عن ابن عمر)
3861- Sa'd (r.a.)'a kabri iyice daraldı. Onu rahata ka-vuşturması için Allah'a dua ettim.
٣٨٦٢ - ضَعِي يَدَكِ الْيُمْنَى عَلَى فُؤَادِكِ فَامْسَحِيهِ وَقُولِي بِسْمِ اللَّهِ اللَّهُمَّ دَاوِنِي بِدَوَائِكَ وَاشْفِنِي بِشَفَائِكَ وَاغْنَنِي بِفَضْلِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ وَاحْذِرْ عَنِّى أَذَاكَ قَالَهُ لِغَيْرِى (طب وابن السني عن ميمونة بنت ابي عسيب)
3862- Sağ elini kalbinin üstüne koy, onu sür ve şöyle de:
"Bismillah* Allâhümme dêvinî bi devâike veşfinî bi şifâike ve ağninî bi fadlike ammen sivâke vahzir annî ezâke" duayı Ra-sulü Ekrem bir kadına öğretmiştir.
w
926
حرف الطاء
٣٨٦٣ - طَاعَةُ الإِمَامِ حَقٌّ عَلَى الْمَرْءِ الْمُسْلِمِ مَا لَمْ يَأْمُرْ بِمَعْصِيَةٍ فَإِذَا أَمَرَ بِمَعْصِيَةِ اللَّهِ فَلَا طَاعَةَ لَهُ (هب خط عن ابي هريرة)
3863- Allah'ın masiyetini emretmedikçe, bir müslümanın hükümdara itaat etmesi vazgeçmez bir görevdir. Allah'a masiyeti emrettiği zaman ona katiyyen itaat yoktur.
٣٨٦٤ - طَاعَةُ النِّسَاءِ نَدَامَةٌ (عق والقضاعي وابو على الحداد في معجمه كر عن عائشة)
getirir. 3864- Mühim işlerde kadınlara boyun eğmek pişmanlık
٣٨٦٥ - طَاعَةُ اللهِ طَاعَةُ الْوَالِدِ وَمَعْصِيَةُ اللهِ مَعْصِيَةُ الْوَالِدِ (طس عن ابى هريرة)
3865- Allah'a itaat etmek, anneye, babaya itaaat etmek-tedir. Anneye babaya isyan eden, Allah'a isyan etmiş olur.
٣٨٦٦ - طَالِبُ الْعِلْمِ بَيْنَ الْجُهَالِ كَالْحَقِّ بَيْنَ الْأَمْوَاتِ (العسكري وابو موسى عن حسان مرسلا)
3866- Cahiller arasında ilim tahsil edicisi, ölüler arasın-daki diri gibidir.
٣٨٦٧ - طَالِبُ الْعِلْمِ طَالِبُ الرَّحْمَنِ طَالِبُ الْعِلْمِ رَكْنُ الْإِسْلَامِ وَيُعْطَى أَجْرُهُ مَعَ النَّبِيِّينَ (الديلمي عن انس)
3867- İlmin talibi Rahmân'ın talibi demektir. İlmin talibi İslam'ın rüknüdür. O peygamberlerle birlikte mükafatlandırıla-caktır.
927
dan ilgisini kesmiş kimseye durmadan beddua eden silasi rahim den dolayı gülüyorum." Ben de: "(Sıla-i rahimi etmeyenle edilme yen) arasında kaç kuşak var?" diye sordum. O da: "Bes baba ku şak diye cevap verdi."
-٨٤ اثاني جبريل فقال لى أن الله يأمرك أن تأمر أَصْحَابَكَ أنْ يَرْفَعُوا أصواتهم بالتلبية فانها من شعار الحج (حم) هـ ع هب حب ك ض طب وعبد بن حميد وابن خزيمة عن زيد بن خالد)
84- "Cebrail bana gelip şöyle dedi: "Allah ashabina, tel.
biyede seslerini yükseltmelerini emretmen için ferman buyuruyor. Çünkü o, haccın alametindendir."
أَتَانِي جِبْرِيلُ بِقِدْرٍ يُقَالُ لَهُ الْكَفِيتَ فَأَكَلْتُ مِنْهُ أَكْلَةً فَأَعْطِيتُ قُوَّةَ أَرْبَعِينَ رَجُلاً فِي الجَمَاعِ (حل عن صفوان عن أبي هريرة)
85- "Cebrail bana adını (kifit) denilen bir kapla geldi. Ben de içindeki cennet yemeğinden yedim. Bunun üzerine bang kırk kişinin cinsi münasebet gücü verildi."
٨٦- أَتَانِي جِبْرِيلُ آئِفًا فَقَالَ إِنَّا للهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ قُلْتُ أَجَلْ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ فَمِمَّ ذَاكَ يَا جِبْرِيلُ فَقَالَ إِنَّ أُمَّتَكَ مُفْتَتِنَةٌ بَعْدَكَ بِقَلِيلٍ مِنَ الدَّهْرِ غَيْرَ كَثِيرٍ قُلْتُ فِتْنَةٌ كُفْرٍ أَوْ فِتْنَةٌ ضَلَالَةٍ قَالَ كُلُّ ذَلِكَ سَيَكُونُ قُلْتُ وَمِنْ أَيْنَ ذَاكَ وَأَنَا تَارِكٌ فِيهِمْ كِتَابَ اللهِ قَالَ بِكِتَابِ اللَّهِ يَضِلُّونَ وَأَوَّلُ ذَلِكَ مِنْ -قَبْلُ قُرَّائِهِمْ وَأَمَرَائِهِمْ يَمْنَعُ الْأَمْرَاءُ النَّاسَ حُقُوقَهُمْ وَلَا يُعْطُونَهَا فَيَقْتَتِلُوا وَيَتْبَعُ الْقُرَّاءُ أَهْوَاءَ الأَمَرَاءِ فَيَمُدُّونَ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لَا يُقَصِّرُونَ قُلْتُ يَا جِبْرِيلُ فَبِمَ سَلِمَ مَنْ سَلِمَ مِنْهُمْ قَالَ بِالْكَفِ وَالصَّبْرِ إِنْ أَعْطُوا الَّذِي لَهُمْ أَخَذُوهُ وَإِنْ مَنْعُوهُ تَرَكُوهُ (الحكيم عن عمر ولاه)
innâ ileyhi râciûn" dedi. Ben de: "Evet, inna lillâhi ve innâ ileyhi 86- "Cebrail bana ansızın (hemen) gelip: "İnnâ lillâhi ve
36
YanıtlaSil
yuksel15 Temmuz 2026 01:56
ráción. Neden böyle söyledin ey Cibril?" dedim. Cebrail: "Um-metin senden az sonra fitneye düşecektir" dedi. Ben: "Küfür fitne si mi yoksa sapıklık fitnesi mi?" diye sordum. O da: "Hepsi de olacak" diye cevap verdi. Ben de: "Onlara ben Allah'ın kitabını bırakıyorum, şu halde nereden anz olacak bu hal onlara?" de-dim. Cebrail: "Allah'ın kitabı ile amel etmeyecekler. Bundan do-layı sapacaklar ve bunun ilki de âlimleri ve amirleri tarafından olacaktır. Çünkü emirler insanlara haklarını vermeyecekler. On-lar da bu sebeple çarpışacaklar. Alimler de emirlerin arzularına tabi olacaklar, sapıklığa iyice dalıp gidecekler dedi. Ben de: "Onlardan kurtulmak isteyen bundan nasıl kurtulur?" diye tekrar sordum. Cebrail de: "Onların yanından uzaklaşarak ve sabrede-rek. Kendilerine verdiklerini alıp, vermediklerini de terk edenler (kurtulacaklar bu fitneden)" dedi.
۸۷- أَتَانِي جِبْرِيلُ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ رَبُّكَ يَقْرَأُ عَلَيْكَ السَّلَامَ وَيَقُولُ لَكَ أَنَّ مِنْ عِبَادِي مَنْ لَا يُصْلَحُ إِيمَانُهُ إِلَّا بِالْغِنَى وَلَوْ اَفْقَرْتُهُ لَكَفَرَ وَإِنَّ مِنْ عِبَادِي مَنْ لَا يُصْلَحُ إِيمَانُهُ إِلَّا بِالْفَقْرِ وَلَوْ اَغْنَيْتُهُ لَكَفَرَ وَإِنَّ مِنْ عِبَادِي مَنْ لَا يُصْلَحُ إِيمَانُهُ إِلَّا بِالصَّحَّةِ وَلَوْ أَسْقَمْتُهُ لَكَفَرَ (خط عن عمر )
87- "Bana Cibril gelip dedi ki: Ey Muhammed! Rabbin sana selam söylüyor ve şöyle diyor: "Kullarım arasında imanını ancak zenginlikle muhafaza edenler vardır. Onları fakir kılarsam hemen küfre saparlar. Kullarım içinde fakirlikle imanlarını koru-yanlar da vardır. Onları zengin yaparsam hemen küfre saparlar. Kullarım içinde imanlarını sıhhat sayesinde koruyanlar da var. Şayet onları hasta yaparsam hemen küfre saparlar."
۸۸- آثانِي جِبْرِيلُ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ اللهَ لَعَنَ الْخَمْرَ وَعَاصِرَهَا وَمُعْتَصِرَهَا وَشَارِبَهَا وَحَامِلَهَا وَالْمَحْمَولَةَ إِلَيْهِ وَبَايِعَهَا وَمُبْتَاعَهَا وَسَاقِيهَا وَمُسْقَيهَا" (طب ك هب ض عن ابن عباس)
88- "Cibril bana gelip şöyle dedi: "Ey Muhammed! Al-lah, şaraba, onu yapan, yaptırana, içene, taşıyana ve kendisine taşınana, satana, satın alana, içene, içtirene lanet etmiştir."
37
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
46 1 Sizden biri hoşuna giderken bir rüya gördüğünde sol gördüğünde üç defa tükürsün ve şeytandan Allah'a sığınsın ve üzerinde olduğu yanından başka bir yere dönsün. Hz. Câbir (ra)
46 2 Sizden biri hoşlandığı bir rüya görürse o ancak Allah'tandır. Öyle ise Allah'a hamd etsin ve onu anlatsın. Bunun gayrısını, yani hoşlanmadığı bir rüya görürse, o da ancak şeytandandır. Bulunduğu yerde Allah'a sığınsın ve onu hiç kimseye anlatmasın. Bu takdirde kendisine bir zarar olmaz. Hz. Ebû Said (ra)
46 3 Sizden biri kendinde, malinde veya kardeşinde hoşuna giden bir şey görürse bereketle dua etsin. Zira nazar haktır. Hz. Amr İbni Rabia (ra)
46 4 Sizden biri derde yaşadığı birini gördüğünde kendi kendine: "Hamd olsun o Allah'a ki, onu mübtela ettiği şeyden bana afiyet verdi. Onun ve pek çok kulunun üzerine beni tafdil etti." derse bu, nimetin şükrü olur. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
46 5 Sizden biri bir ölüm gerçekleştiğinde onunla birlikte yürümeyecekse cenazeyi arkada bırakıncaya kadar, yahud cenaze onu arkada bırakana kadar, yahud da o onu arkada bırakmazdan önce cenaze yere indirilinceye kadar ayakta kalsın. Hz. Abir İbni Rebia (ra)
46 6 Sizden biri yaralanmış veya kızıl olduğundan kendinden üstün birini görürse, kendisine ait olanın daha yüksek birine bakması, kendinden daha aşağısına bakması. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
46 7 insanların alışverişlerini, emanetlerini hafife aldıklarını, ve -parmaklarını bir arada geçirip-böyle bir şekilde görüldüğün zaman evini tercih et, lisanına sahip ol, maruf kişinin al, münkeri bırak, kendi işlerinile zamanlarında ol ve aminin olanları bırakır. Hz. Abdullah İbni Amr (ra)
46 8 Ümmetimin zalime "Sen zalimsin" demekten korkulannu görürseniz başarısız olursunuz. Hz. Abdullah İbni Amr (ra)
46 9 Alimin sultanla çok sıkı ihtilatta olduğunu görürsen bil ki, o hırsızdır. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
46 10 Bir kul masiyetlere devam ederken, dünyadan sevdiği şeyleri Allah'ın ona tavsiye ettiği zaman, bu muhakkak ki o kimse için Allah'tan bir "istidraç" tır. Hz. Ukbe İbni Amir (ra)
46 11 Kardeşinde haya, emanet ve sıdk gibi üç hasleti görüldüğünde ondan (dilediğin bir şeyi) ricada bulun. detayları göremediğinde ricada bulunmuyor. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
46 12 Şayet ahiretle ilgili bir şey talep edildiğinde onun sana kolaylaştırıldığı ve ancak, dünya çapında arzu edilen bir şeyin zorlaştırıldığı görüldüğünde bunu bil ki, sen mutlaka güzel bir hal üzerindesin. Yine de sen ahirette eklenen bir değişiklik zorlaştırılıyor ve dünya çapındaki arzunun sağladığı bir şeyin sana kolaylaştırıldığını görüyorsen bil ki, sen kötü bir hal üzerindesin. Hz. Ömer (ra)
46 13 Mezi görüldüğünde uzvunu yıkadı ve namaz abdesti gibi abdest al, meni (fışkırarak) geldiğinde gusül abdesti al. Hz. Ali (ra)
46 14 İki mü'min kardeşinin arzdan bir karış toprak için muhhasama göreceğinde, o yerden hemen çık. Hz. Ebüdderda (ra)
46 15 Müteşabih ayetlere tabi kişilere gördüğünüzde, işte onlar Allah'ın Kur'an'da isimlendirdiği kimselerdir ki, yetişenlerden uzak durun. Hz. Âişe (r.anha
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
389 1 Semadan inen ve semaya çıkan hiç bir melek yoktur ki, Lâ havle velâ kuvvete illâ billah demesin. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
389 2 Hiç bir sadaka malının eksiltir olmadığı. Allah affeden kulun ancak izzetini arttırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse, Allah da onu yükseltir. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
389 3 Sizin yazdığınız ve Bana ulaşan şu kitaplar nedir? Allah'ın kitabı ile bir kitab mı? Nerede ise Allah onu yazmanızdan gazab sürecek. Allah isterse geceleyin onu yürütür, yapraklarında ve bazında ondan bir şey bırakmaz onu giderir. Kimin de hayrını murad ederse "Lâ ilahe illallah"ı baki eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
389 4 Bir kavim ahdi bozarsa aralarında katl zuhur eder. Bir kavimde fuhuş zahir olursa onların ölümü musallat olur. Bir kavim de zekatını verense Allah'ın desteklediği yağmuru tutar (Bereket kalır). Hz. Abdullah İbni Büreyde (ra)
389 5 Bir adam, yetmiş şeytandan kurtulmadıkça, sadakadan elinden bir şey çıkaramaz. Hz. Büreyde (ra)
389 6 Erkek ve kadın mü'mine nefsine, çocuğa ve malına, Allah'a mulaki zamana kadar bela gelinceye kadar devam eder, nihayet bir günahı kalmayana kadar. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
389 7 Bende olan hayrı Benden asla saklamam. Kim iffetli kalmak isterse Allah ona iffet verir. Kim mustağni kalmak üzere Allah onu ağani olarak kullanır. Kim sabr etmek isterse Allah onu kullanır. Hiç bir kimseye ata ve hayır cihetiyle "sabır"dan daha geniş daha ihsan verilmemiştir. Hz. Ebû Said (ra)
389 8 Sizden biri bir din kardeşinin nefsinde veya malinde hoşuna giden bir şeye gelen onu tebrik etsin ve "Bârekallah" desin. Zira nazar haktır. Hz. Sehl (ra)
389 9 Seni beni dinlemeye, sana sabaha geldiğinde ve akşama vardığında şöyle söylemeni tavsiye etmeme ne mani oluyor? "Ya hayyu ya kayyum, birahmetike esteğîsu aslih lî ve şe'nî küllihî ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin" (Ya Hayyu ya Kayyum Rahmetinden istimdad ederim. Bütün işimi islah et ve beni göz kapayacak kadar bir zaman bile nefsime bırakmaya kadar) Hz. Enes (ra)
389 10 Maîşeti müşkilleşmiş bir kimsenin evinden geldiğinde bunu demesine ne mani var?: "Bismillahi alâ nefsî ve mâlî ve dînî Allahümme raddinî, bi kadâike ve bâriklî fîmâ kuddiralî hattâ lâ uhibbe ta'cîle mâ ahharte ve te'hîra mâ acelte." (Allah adı ile başlar, nefsimi, malımı ve dinimi korumasını dilerim. Hz. İbni Ömer (r.anhüma
Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 247 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
يَشْكُلُ فَكِلْهُ إِلَى عَالِمِهِ الديلمي عن معاذ)
3921- Kur'an ilmi üç kısımdır: Helalları vardır, ona uy. Haramları vardır, ondan kaçın. Müşkül olan müteşabihleri vardır, onu âlimine havale et.
۳۹۲۲- عَلَّمَ اللهُ تَعَالَى آدَمَ أَلْفَ حِرْفَةٍ مِنَ الْحِرَفِ وَقَالَ لَهُ قُلْ لِوَلَدِكَ وَذُرِّيَّتِكَ إِنْ لَمْ تَصْبِرُوا فَاطْلُبُوا الدُّنْيَا بِهَذِهِ الْحِرَفِ وَلَا تَطْلُبُوهَا بِالدِّينِ فَإِنَّ الدِّينَ لِي وَحْدِى خَالِصًا وَيْلٌ لِمَنْ طَلَبَ الدُّنْيَا بِالدِّينِ وَيْلٌ لَهُ (ك في تاريخه عن عطية بن بسر)
3922- Allah, Adem Aleyhisselam'a bin sanat öğretti ve ona şöyle buyurdu: "Çocuğuna ve zürriyetine de ki: "Sabredemi-yorsanız, dünya maişetini ve geçimini bu sanatlarda çalışarak isteyin, dini alet ederek maişet temin etmeyi istemeyin. Çünkü din sadece bana mahsustur, benim için icra edilir. Dünyayı din ile is-teyenin vay haline, vay haline!"
٣٩٢٣ - عَلِّمُوا الصَّبِيَّ الصَّلَوةَ ابْنَ سَبْعِ سِنِينَ وَاضْرِبُوهُ عَلَيْهَا ابْنَ عَشَرَ حم طب ك ت صحيح عن مسرة)
3923- Çocuğa yedi yaşına girince namazı öğretin, on yaşına girince kılmazsa dövün.
٣٩٢٤ - عَلَى الْوَالِي خَمْسَ خِصَالٍ جَمْعُ الْفَيْنِ مِنْ حَقِّهِ وَوَضْعُهُ فِي حَقِّهِ وَأَنْ يَسْتَعِينَ عَلَى أُمُورِهِمْ بِخَيْرٍ مَنْ يَعْلَمُ وَلاَ يُجَمِّرُهُمْ فَيُهْلِكُهُمْ وَلَا يُؤَخِّرُ أَمْرَ يَوْمٍ -لِغَدٍ (عق عن واثلة)
3924- Bir valide beş hasletin bulunması gerekir: Hakkıy-la ganimet toplama, onu yerinde harcamak, halkın işlerini gör-mek için bildiği iyi kimsenin yardımını istemek, halka iyi davran-mak (onları zor durumda bırakıp helak etmemek), bugünkü işi yarına bırakmamak.
941
KIYAMET
5. Idarecileri Allah'ın Kitabı ile amel etmeyip, indirdiği hüküm lerden işlerine geleni seçtikçe, Allah onların hesabını kendi araların da görur (fitne, fesat ve anarşi belasına maruz kalırlar)." (Ibn-i Mace, Fiten, 22, Hakim, IV, 583/8623; Beyhaki, Suab, III, 197)
Rasûlullah K Efendimiz şöyle buyuruyorlar:
"(İdarecilik ve håkimlik gibi) işlerini kadınlara veren bir toplum kesinlikle felaha eremez!" (Buhari, Meğāzi, 82)
"İdarecileriniz hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz cömert kimselerse, işlerinizi aranızda istişare ile hallediyorsanız, bu durum da yerin üstü, altından hayırlıdır.
Eğer idarecileriniz şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleri niz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden daha hayırlıdır." (Tirmizi, Fiten, 78/2266)
Zira böyle bir toplumda artık dînin emirlerini ikäme imkânı kalmaz...
Hazret-i Ali anlatıyor:
Rasûlullah bir gün:
"-Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belânın gelmesi vâcip olur!" buyurmuşlardı.
Yanındakiler:
"-Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?" diye sordular.
Rasûlullah Efendimiz şöyle sıraladı:
"1. Ganimet (yani millî servet, fakir-fukarâya uğramadan sade-ce zengin ve mevkî sahibi kimseler arasında) tedâvül eden bir metâ hâline geldiği,
2. Emanet, ganimet gibi görülüp hıyânet edildiği,
YanıtlaSil
yuksel22 Temmuz 2026 06:25
204
EBEDİYET YOLCULUĞU
3. Zekât, ibadet olarak görülmeyip büyük bir yük ve kayıp ola rak teläkki edildiği.
4. Kişi, (gayr-i meşrü işlerde) kadınına itaat ettiği,
5. Kişi, annesine karşı itaatsizlikte bulunduğu,
6-7. Kişi, arkadaşına iyilikte bulunduğu hâlde babasına kaba davrandığı,
8. Mescitlerde sesler yükseldiği (huşû kaybolduğu),
9. Bir milletin idarecisi en alcakları olduğu, (Nitekim bu, zaman zaman dünyanın muhtelif devletlerinde görülebilen bir hådisedir.)
10. Bir kişiye şerrinden korkularak hürmet edildiği,
11. Çeşitli isimlerle îmâl edilen içkilerin serbestçe içildiği,
12. İpek elbiselerin erkekler tarafından giyildiği,
13-14. Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletlerine alâka arttığı, (Günü-müzde sanat, bale, konser vb. adlar altında; bar, gazino ve benzeri sa-lonlarda ve hatta radyo, televizyon gibi çeşitli mecrâlarda -maalesef- çok yaygın hâldedir.)
15. Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip ge-çenlere lânet ettiği zaman, (Günümüzde bazı gâfillerin ecdâdımız Osmanlı'ya ve geçmiş İslâm âlimlerine buğz etmesi gibi.)
İşte o zaman, (mü'minlerin ruhlarını kabzeden) kızıl rüzgârı, ye re batışı veya domuz ve maymunlara çevrilmeyi, 110 zelzeleyi ve gök-ten taş yağmasını bekleyin.
Ondan sonra birbiri ardınca pek çok alâmet zuhûr eder ve bun-lar, ipi kopan eski bir gerdanlığın ardı ardına düşen taneleri gibi bir-birini takip ederler. "111
110. Bkz. Tirmizi, Fiten, 38/2210.
111. Tirmizi, Fiten, 38/2211.
YanıtlaSil
yuksel22 Temmuz 2026 06:26
مولتاقي
EBEDİYET
YOLCULUĞU
-Ölüm/Kabir/Kıyamet ve Ötesi-
Osman Nûri TOPBAŞ
ALTINOLUK
۳۹۲۵ عِلْمُ البَاطِن سِرٌّ مِنْ أَسْرَارِ الله تَعَالَى وَحُكْمُ مِنْ حُكم الله يقذفه فى
قُلُوب مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِباده الديلمى عن على)
3925- İlm-i bâtın, Allah'ın sırlarından bir sır, Allah'ın hik. metlerinden bir hikmettir. Bunu dilediği kulların kalplerine koyar.
٣٩٢٦ - عَلَيْكَ بكثرة السُّجُود فَإِنَّكَ لاَ تَسْجُدُ اللهَ سَجْدَةَ الأَ رَفَعَكَ اللهُ بمَا دَرَجَةً وَحَطَّ عَنْكَ بِمَا خَطِيئَةً (حم) م ت حسن صحيح ن هـ حب وابن خزيمة عن لوبان وابي الدرداء معا)
3926- Secdeye devam etmelisin. Çünkü ne zaman Allah. 'a bir secde yaparsan, mutlaka sana bir derece ihsan eder, bir hatanı (amel defterinden) düşürür.
۳۹۲۷- عَلَيْكَ السَّمْعَ وَالطَّاعَةَ فِي عُسْرِكَ وَيُسْرِكَ وَمَنْشَطِكَ وَمَكْرَهِكَ وَأَثْرَةِ عَلَيْكَ (حم م ن وابن جرير عن ابي هريرة)
3927- Güçlükte, kolaylıkta, neşe ve üzüntü hallerinde ol-sun, mutlaka emiri dinleyip itaat etmelisin.
۳۹۲۸ - عَلَيْكَ بِطِيبِ الْكَلاَمِ وَبَدْلِ السَّلامِ وَإِطْعَامِ الطَّعَامِ (حب عن هاني بن يزيد )
3928- Güzel söz söylemelisin, bol selam vermelisin. Ye-mek yedirmelisin.
۳۹۲۹ - عَلَيْكَ بِالصَّوْمِ فَإِنَّهُ لاَ مِثْلَ لَهُ (حم ن ع حب طب ك هب ق ض وابن خزيمة عن ابي امامة)
yoktur. 3929- Oruç tutmalısın. Çünkü onun ibadette benzeri
۳۹۳۰ - عَلَيْكَ بِتَقْوَى اللَّهِ فَإِنَّهَا جِمَاعُ كُلِّ خَيْرٍ وَعَلَيْكَ بِالْجِهَادِ فَإِنَّهُ رَهْبَانِيَّةُ الْمُسْلِمِينَ وَعَلَيْكَ بِذِكْرِ اللَّهِ وَتِلاوَةِ كِتَابِ اللَّهِ فَإِنَّهُ نُورٌ لَكَ فِي الْأَرْضِ وَذِكْرٌ
-942
YanıtlaSil
yuksel23 Temmuz 2026 01:34
kapılanından bir kapıdır. Cehennem kapılarından bir kapı olan 3934- Doğrudan ayılmayın. Çünkü doğruluk, cennet yalandan da şiddetle kaçının.
٣٩٣٥ عَلَيْكُمْ بالبانَة فَمَنْ لم يستطع فعليه بالصوم فإنَّهُ لَهُ وَجَاء (طس
ض عن الس)
3935- Evlenmelisiniz. Buna qücü yetmiyen oruç tutmal dır. Çünkü orucun şehveti kıracak gücü vardır.
٣٩٣٦ - عَلَيْكُمْ بِقِيَامِ اللَّيْلِ فَإِنَّهُ دَابُ الصَّالِحِينَ قَبْلَكُمْ وَإِنَّ قِيامَ اللَّيْلِ قُرْبَةٌ إلى اللهِ وَمَنْهَاةً عَن الاثم وَتَكْفِيرٌ لِلسَّيِّئَاتِ وَمَطْردَة لِلدَّاءِ عَن الْجَسَدِ (حمت
ق ك وابن السنى وابو نعيم عن بلال وثمانية عن ثلثة)
3936- Gece ibadetine önem vermelisiniz. Bu sizden ön. ceki salih kişilerin adetidir. Çünkü gece ibadeti kişiyi Allah'a yak. laştırır, günahtan uzaklaştırır, kötülükleri bertaraf eder, cesetten hastalıkları da kovar.
۳۹۳۷ - عَلَيْكُمْ بِالْحُزْنِ فَإِنَّهُ مِفْتَاحُ الْقَلْبِ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكَيْفَ الْحُزْنُ قَالَ أَجِيعُوا أَنْفُسَكُمْ بِالْجُوعِ وَاظْمِؤُهَا" (طب عن ابن عباس)
3937- Hüzünden ayrılmayın. Çünkü o, kalbin anahtarı-dır. "Ey Allah'ın Rasulü! Hüzün nasıl olur?" diye sordular. "Kendi-nizi açlık ve susuzlukla terbiye edin." buyurdu.
۳۹۳۸- عَلَيْكُمْ بِالصَّفِّ الأَوَّلِ وَعَلَيْكُمْ بِالْمَيْمَنَةِ وَإِيَّاكُمْ وَالصَّفِ بَيْنَ
السَّوارى (طب عن ابن عباس)
3938- Birinci safta bulunmalısınız. Sağda olmalısınız. Di-rekler arasında saf teşkil etmekten kaçının.
٣٩٣٩ - عَلَيْكُمْ بِالْعِمَائِمِ فَإِنَّهَا سِيمَا الْمَلَئِكَةِ وَارْخُوا لَهَا خَلْفَ ظُهُورِكُمْ
طب عن ابن عمر)
-944-
Çamlıktan
M. FAHRI UTKAN
mfutkan@yahoo.com
Sünnet'te iş güvenliği-1
Is qüvenliği kavramı modern bir terim olmakla birlikte, İslâm dini ve Peygamber Efendimizin (asm) hadisleri, can güvenliğini koruma, işi sağ-lam ve güzel yapma, kul hakkına riayet etme ve adaleti gözetme gibi temel ilkelerle iş güvenliğine işaret eden önemli esaslar koymuştur.
İş güvenliği ile doğrudan ilişkilendirilebilecek, işin sağlam yapılması, can ve mal emniyetine önem verilmesi gibi konuları içeren bazı hadis-i şeriflere bakarsak:
1. İŞİN SAĞLAM VE GÜZEL YAPILMASI
İş güvenliğinin temelini, yapılan işin özenle, ku-sursuz ve sağlam bir şekilde yapılması oluşturur. "Allah Teâlâ, birinizin yaptığı işi en güzel şekilde yapmasından ( itkan) memnun kalır."
Bu hadis, işin sağlam yapılmasının önemini vur-gular. İşin sağlam ve hatasız yapılması, hem kaza-ların önlenmesi hem de üretilen mal ve hizmetin kalitesi açısından hayatî öneme sahiptir. (Taberāni, Mu'cemü'l-Kebir, XXIV, 306.)
2.CAN GÜVENLİĞİ VE İNSAN HAYSİYETİNİN KORUNMASI
İslâm, can emniyetini temel haklardan sayar. Bu, çalışma ortamında da geçerlidir.
"Gerçek Müslüman, diğer insanların elinden ve dilinden selamette olduğu, gerçek mü'min de in-sanların kanları ve malları konusunda güvende ol-duğu kimsedir."
İnsanların can ve mal güvenliğini tehdit etme-mek, Müslümanlığın temel vasıflarındandır. İşve-ren, işçinin hayatını tehlikeye atacak bir ortam oluşturmamalıdır.
İşçiye gücünün yetmeyeceği işi yüklememek: "Onlar (hizmetinizde çalışanlar) sizin kardeşleriniz olup Allah onları sizin sorumluluğunuz altına kıl-mıştır. Böyle bir din kardeşi eli altında bulunan kimse, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giy-dirsin. Onlara güçlerinin yetmeyeceği işleri yükle-meyiniz. Şayet yüklerseniz onlara yardımcı olunuz"
İşçiye kapasitesinin üzerinde ve sağlığını tehli-keye atacak zorlukta iş yüklememek, iş güvenliği-nin önemli bir unsurudur. Eğer zor bir iş verilecek-se, işveren buna yardım etmeli ve iş yükünü azalt-malıdır. (Buhârî, Itk, 16.)
3. İŞÇİ HAKKININ VE ÜCRETİNİN ADALETLE ÖDENMESİ
meyiniz. Şayet yukle!!
İşçiye kapasitesinin üzerinde ve sagligi keye atacak zorlukta iş yüklememek, iş güvenliği-nin önemli bir unsurudur. Eğer zor bir is verilecek-se, işveren buna yardım etmeli ve iş yükünü azalt malıdır. (Buhârl, Itk, 16.)
3. İŞÇİ HAKKININ VE ÜCRETİNİN ADALETLE ÖDENMESİ
İş güvenliği, sadece fiziki koşullarla sınırlı değil-dir, işçinin mali ve ruhi güvenliğini de içerir. "Çalı-şana ücretini, alın teri kurumadan önce veriniz." (İbni Mace, Rühün, 4.)
Ücretin zamanında ve eksiksiz ödenmesi, İşçi-nin emeğinin karşılığını hemen alması, onun eko-nomik güvencesini sağlar.
"Üç kişi vardır ki, kıyamet günü ben onların düş manı olacağım: (...) üçüncüsü de bir işçi tutup da onun emeğini istediği gibi kullanıp (işini bitirip) hakkını vermeyen istismarcılar." (Buhârí, Büyü, 106)
İşçinin emeğinin ve hakkının gasp edilmesi bü-yük bir haksızlıktır. Bu hadis, işçi haklarını koruma-da işverene ağır bir sorumluluk yükler.
4. EMANETE RİAYET VE SORUMLULUK BİLİNCİ
İşçinin de iş güvenliğine katkıda bulunması ge-reken sorumlulukları vardır.
"Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz. Hizmetçi, efendisinin malı üzerin-de çobandır ve emri altındakilerden sorumludur." (Buhâri, Cum'a, 11; Müslim, İmâre, 20)
İşçi, işverenin malını, teçhizatını ve çalıştığı yeri korumaktan sorumludur. Bu, ekipmanların doğru kullanılmasını ve işyerine zarar verilmemesini içe-rir ki, bu da dolaylı olarak iş güvenliğini etkiler.
Bu hadisler ve ilkeler, İslâm'ın, çalışma hayatın-da adalet, hakkaniyet, can emniyeti ve işi en iyi şekilde yapma gibi evrensel değerlere verdiği önemi göstermektedir. (Devam edecek)
erdaloda
BEKÂYA GİDEN YOL FENÂDAN GEÇER
am, udu er-an-sa-en-m-erin ye-if-atır. ne-ma in-ey ak, n-eli ir,
Bekâya giden yol ölümden geçer, Ordaki yerini dünyada seçer, Burda ektiğini ukbada biçer, Burası mezraa ahiret beyder.
Bu dünya bir handır yolcular için, Her gelen gidiyor durmazlar niçin? Cennet-Cehennemi bu handa seçin, Bu fânî hayattan bekâya geçin.
Bir misafirhane, bu fânî dünya, Burda kalmak ise pek boş bir hülya, Ahiret yolunda kalmayın yaya, Burada hazırlan dâr-ı bekâya.
Şimşek gibi geçer bu fânî hayat, Bâkî hayatadır burdan seyahat, Yolculukta lazım âlât edevât, Sana lazım şeyler sabır ve sebat.
Hayat sel gibidir akıp gidiyor, Sele kapılanlar heder oluyor, Cenab-ı Hak bize "çare var" diyor, "İman kalesine gir kurtul" diyor.
Hayatın binası yıkılır çabuk, Gün çabuk bitiyor kararır ufuk, Hemen her gün düşer binadan bir taş, Masiyete girme hemen uzaklaş.
Haraba yüz tutar bu fânî beden, Bunu anlamalı niçin ve neden, Burda bittiğinde senin vazifen, Hesap vereceksin her amelinden.
Esma-i Hüsna'nın aynası dünya, Bunları başlayın hep okumaya, Tefekkürle başlar anlaşılmaya, Tevhide deliller bitmez saymaya.
MEHMED KOVANCI
mehmet_kovanci_19@hotmail.com
sadüf üzerine kura niyetin en bâriz b anlamak için değ sürekli şüphe ün akıl, kâinattaki % zamı, rahmeti, İ mezden gelip; iza ratuvarda veya kavrayamadığı % hane ederek büt mu inkâr etmeye
Bulmac
ERDAL C
1
2
3
4
5
12
٣۹۷۱ غريبتان كلمة حكمة من سفيه فاقبلوها وكلمة سفه من حكيم اغْفِرُوهَا فَإِنَّهُ لاَ حَلِيمَ إِلا ذُو عثرة ولا حكيم الأ ذو تجربة الديلمي من
علی) 3977. İki garip şey vardır: Bir sefih kimseden çıka "hikmet sözü ki, onu kabul edin. Hâkim adamın sefih sÖZÜ, K onu affedin. Zira hiçbir hakim yoktur ki, ayağı sürçmesin. Ve hic bir hakim yoktur ki, tecrübe sahibi olmasın.
۳۹۷ - غَطَّوا الإِنَاءَ وَأَوْكُوا السَّقَاءَ فَإِنَّ فِي السَّنَةِ لَيْلَةً يَنزِلُ فِيهَا وَبَاءً لا سر بِإِنَاءٍ لَمْ يُغَطَّ وَلاَ سَقَاءٌ لَمْ يُوكَ إِلَّا وَقَعَ فِيهِ مِنْ ذَلِكَ الْوَبَاءِ (حوم عن جابي)
3978- Kapları örtün. Kırbaları bağlayın. Çünkü senenir içinde vebanın nazil olduğu bir gece vardır. Üstü örtülmemiş kap veya bağlanmamış kırbanın içine mutlaka o vebadan bir şeyle düşer.
۳۹۷۹ - غَطُوا الإِنَاءَ وَأَوْكَؤُا السَّقَاءَ وَاغْلُقُوا الْأَبْوَابَ وَاطْفُوا السَّرَاحَ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ لا يَحِلُّ سَقَاءً وَلاَ يَفْتَحُ بَابًا وَلا يَكْشِفُ إِنَاءً فَإِنْ لَمْ يَجِدُ أَحَدُكُمْ الأَ أَنْ يَعْرِضَ عَلَى اِنَائِهِ عُودًا وَيَذْكُرُ اسْمَ اللَّهِ فَلْيَفْعَلْ فَإِنَّ الْفُوَيْسَفَةَ تَضْرِمُ عَلَى اهْلِ الْبَيْتِ بَيْتَهُمْ (م هـ عن جابر)
3979- Kapların üstünü örtün. Su kaplarının (deriden o-lanlann) başını bağlayın. Kapıları kapatın, lambayı söndürün. Çünkü şeytan başı bağlanmış su kaplarına hulul edemez, kapıyı açamaz. Üstü örtülü kabı da açamaz. Kabını örtecek odun par-çasından başka bir şey bulamazsa Besmele çekip onu örtsün. Çünkü küçük bir fare bile ev halkının başına evi yıkabilir.
۳۹۸۰ - غَسْلُ الإِنَاءِ وَطَهَارَةُ الْفِنَاءِ يُورَثَانِ الْغِنَى (خط وابن النجار عن انس)
3980- Kaplan yıkamak, evin önünü temizlemek zenginlik
getirir.
952-
YanıtlaSil
yuksel28 Temmuz 2026 01:15
۳۹۸۱ - غَزْوَةً فِي الْبَحْرِ خَيْرٌ مِنْ عَشْرِ غَرَوَاةٍ فِي الْبَرِّ وَمَنْ أَجَاز البحر فَكَانَمَا أَجَازَ الْأَوْدِيَةَ كُلَّهَا وَالْمَايِدُ فِيهِ كَالْمُتَشَحَطِ فِي دَمِهِ" (ك عن ابن عمرو)
3981- Denizde yapılan harp, karada yapılan harptan on derece fazladır. Denizi geçen, bütün vadileri geçmiş demektir. Denize batan, kanı içinde kımıldayan şehit gibidir.
۳۹۸۲ - غَشِيَتْكُمُ السَّكَرَتَانِ سَكَرَةُ حُبِّ الْعَيْشِ وَحُبُّ الْجَهْلِ فَعِنْدَ ذَلِكَ لا تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَلاَ تَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْقَائِمُونَ بِالْكِتَابِ وَالسُّنَّةِ كَالسَّابِقِينَ الأَوَّلِينَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ" (حل عن عائشة)
3982- İki aşırı sevgi sizi iyice saracak. Yaşama sevgisi, cehalet sevgisi. İşte o zaman ne ma'rufu emredeceksiniz, ne de münkerden nehyedeceksiniz. Allah'ın kitabı ile sünneti tatbik e-denler, ilk hicret eden muhacirlerle ensar gibidir.
۳۹۸۳ - غَطَّوا حُرْمَةَ عَوْرَتِهِ فَإِنَّ حُرْمَةَ عَوْرَةِ الصَّغِيرِ كَحُرْمَةِ عَوْرَةِ الْكَبِيرِ وَلَا يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَى كَاشِفِ عَوْرَةٍ (ك وتعقب عن محمد بن عياض)
3983- Onun (küçük çocuğun) avretini de kapatın. Çün-kü küçüğün avretinin haram oluşu büyük kimsenin avretinin ha-ram oluşu gibidir. Allah avret açıcısını sevmez.
٣٩٨٤ - غَفَرَ اللهُ لِرَجُلٍ اَمَاطَ غُصْنَ شَوْكِ عَنِ الطَّرِيقِ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ (ابو الشيخ عن ابي هريرة) *
3984- Allah, yoldan dikenli dalı kaldıran kişinin geçmiş ve gelecek günahlarını affetmiştir.
٣٩٨٥ - غَفَرَ اللهُ لَكَ يَا عُثْمَانُ مَا قَدَّمْتَ وَمَا أَخَّرْتَ وَمَا أَسْرَرْتَ وَمَا أَعْلَنْتَ وَمَا أَخْفَيْتَ وَمَا أَبْدَيْتَ وَمَا كَانَ مِنْكَ وَمَا هُوَ كَائِنٌ إِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ ابو نعيم عن ابي موسى
953-
İçindekiler
Ön Söz
Her başın bir ağrısı var.
Birinin musibeti birine nimet.
Şerde hayırlar var. Nice faydalar var, zararla birlikte gelir.
Cahilin yükünü halim selim kişiler taşır.
Sıla-i rahmi kesen ölmüş gibidir.
Küçük gören, mahrum bırakır.
Olayların başı ilk bakışta benzer görünür. Hakikat ise arkalarını dönüp gittiklerinde zuhur eder.
Sen rüzgâr olursan kasırgayla karşılaşırsın.
Herkes evinde bir çocuk.
Ev cimri ben değil!
Kardeşini uyarman onu kaybetmenden daha hayırlıdır.
En hayırlı malın sana faydası olandır.
Cimri, zalimden daha mazur görülür.
Şefkatli olan suizanna müptela.
Çok tatlı olma yutarlar, çok acı olma atarlar.
Alimin hatasıyla âlem hataya düşer.
Sana cehalet olarak şüphen yeter.
Kurtla baş başa kalırsan daha saldırgan olur.
Yalnızlık bela.
Kendisini yılan sokan kişi halattan sakınır.
Uysal hayvanı olmayan hırçına biner.
Harbin başlangıcı acemiliklerle dolu.
YanıtlaSil
yuksel29 Temmuz 2026 05:14
Tek başına at koşturan benden hızlı var mı, der.
Düzgün yola giren tökezleme bilmez.
Nice sözler var ki yaralamaktan beter.
Çok konuşan gece oduncusu gibidir.
İyice tanımadığını fazlaca övme.
Güzeli çekemeyen eksik olmaz.
Mazeretler yalansız olmaz.
Fevri karar kişinin aleyhine döner.
Beğenmekte acele etme.
Ok atmadan önce kılıflar doldurulur.
Tadına bak ki rızkın olsun.
Mûsâ ile kurtulamayan Firavun ile batar.
Tamamına el atan tamamını kaybeder.
Maymun anasının gözünde ceylandır.
Pahalının bir cazibesi olur.
Dertli olan nasıl fikir vereceğini bilmez.
Kim ne üzere yetişmişse o şey üzere yaşlanır.
Gelin için kim şahitlik eder? Tabii ki annesi, teyzesi ve on komşusu.
Hapsedilmeyi en çok hak eden şey: Dilimiz.
Her topluluk kendi gibi evlat yetiştirir.
Nasihat vermekte ayarı kaçırırsan zan altında kalmaya hazırlıklı ol.
Daha başa gelmemişse her musibet küçük.
Dikenden üzüm bekleme!
Korkak olanın eceli hemen tepesindedir.
Vakit gelmişse gözün şaşı oluverir.
Önce iltifat sonra marifet.
Ne yavaş ne de hızlı...
Her şimşek yağmur getirmez.
El ancak kolla iş görür.
Karnı aç olana misk sürülmez.
İlk başlatan en zalimdir.
At ayakla değil, karnıyla koşarmış.
Hurma kuyuda...
Kendine zarar vermek isteyene ne yapabilirsin ki?
Çamura su dökme!
Kısmetindir asıl olan, çaban değil.
Eşek yoksa da sıpası var.
Her atın bir tökezlemesi var.
En hayırlı ilim gemin battığında seninle yüzebilendir.
Seni en güzel sağanı süsüyorsun.
Sen onu ekersin o seni söker.
Söküğün çözümü dikmektir.
Nice öylesine atışlar var lakin isabetli.
Bir lokma çok lokmalardan eder.
Bir kavmin idarecisi onların en mutsuz olanıdır.
Taş yerinde, söz zamanında ağır.
Korkağın asası uzun olurmuş.
Bir de yaşayacaklarının sözü var.
Biraz ayrı tut ki birbirlerini sevsinler.
Eşeği suyun kenarında bırak, haydi deme.
Ateşle susuzluk giderilir mi?
Her insan kendi sürüsünden haberdardır.
Ele geçen değersiz oluyor.
İşini severek yapan iyi yapar.
YanıtlaSil
yuksel29 Temmuz 2026 05:16
Şaka kinin aşısıdır.
Kimseye vermemek herkesi hoşnut eder.
Beklemediğin hüner acemiden gelir.
Sürü dağılmışsa, iş uyuz keçiye düşer.
Kedi yokken oyna dur, ey fare!
Geç gelen mazeretini hazırlar.
Denenmiş olanı tekrar denemeye gerek yok.
Sevdiğin balsa tamamını yeme!
Çok tartışanın gıybeti öyle tatlı olur ki...
Sahip çıkılmayan rızık insanlara haramı öğretir.
Akrabalar arasında haset cevher, başkalarında ise arazdır.
Bedenin zekâtı: Hastalıklar!
Kötü ahlak bulaşıcı...
Boğazlanmış koyuna derisinin yüzülmesi acı vermez.
Cehennem kolay, cennet mesele!
Umman sandalla aşılmaz!
Beyanda sihir vardır.
Sıska doyarsa ölürmüş.
Bir kına iki kılıç girmez.
Evin camdan ise kimseye taş atma!
Bana vurdu ve ağladı, hemen koşup beni şikâyet etti.
Muhalefet et ki meşhur olasın.
Her düğümün bir de çözümü vardır.
Benim sırtımı benim elim gibi kaşıyabilen yok.
Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları
Yayın No: 1216
ARAPÇADA ATASÖZLERİ
Doç. Dr. Adnan Arslan
Yayın Koordinatörü: Murat Aydemir
Editör: Prof. Dr. Şehmus Demir
Tashih: Ayşe Adan Kurt
Kapak: Yılmaz Cahit Aydın
İç Tasarım: Şevval Kocabay
1. Baskı, Aralık 2023, Ankara, 500 Adet
ISBN: 978-625-428-382-6
Sertifika No: 48058
Bütün yayın hakları Türkiye Diyanet Vakfı'na aittir. Bu eser, Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık Ticaret İşletmesi Yönetim Kurulu'nun 29.12.2022 tarih ve 174 sayılı kararı ile basılmıştır.
TDVA
YAYIN MATBAACILIK TİC. İŞLETMESİ BASIMEVİ | PRINTING HOUSE
Ostim OSB Mh. 1256. Cd. No: 11
Yenimahalle/ANKARA
0312 354 91 31 (pbx)
0312 354 91 32
bilgi@tdv.com.tr
Beyin hızında çalışan çip
PEKİN Üniversitesi tarafından yürü-tülen araştırmada, insan beyninin kıvrımlı yüzeyini 10 milisaniyenin al-tında bir sürede ve yüksek hassasiyetle modelleyebilen yeni bir memristör çip geliştirildi. Çin Bilimler Akademisi Şanghay Mikrosistem ve Bilgi Tekno-lojileri Enstitüsü iş birliğiyle üretilen çiple ilgili çalışma, "Science" dergisin-de yayımlandı. Zaman içinde karma-şık sistemleri takip etmek üzere nöral ağları matematiksel denklemlerle eş-leştiren yapay zeka sistemleri; fiziksel modelleme, tıbbî görüntüleme ve 3 boyutlu beyin rekonstrüksiyonunda kullanılıyor. Ancak geleneksel bilgisa-yarların bellek ile işlemci arasında sü-rekli veri transferi yapması, işlem sü-recini yavaşlatarak yüksek enerji tü-ketimine yol açıyordu. Yeni geliştirilen çip, kritik hesaplamaları doğrudan ve-rilerin depolandığı yerde gerçekleşti-rerek bellek ile işlemci arasındaki veri aktarımı ihtiyacını ortadan kaldırdı. Bu sayede beyin modelleme süreçleri çok daha hızlı ve düşük enerjiyle ta-mamlandı. 40 nanometrelik üretim süreciyle imal edilen ve 0,28 milimet-rekarelik alan kaplayan çip, 50 MHz frekansında çalışıyor. TRT Haber
ma anlam-
sızlığa katlanamaz” demişti.
Bana göre önümüzdeki yüzyılın en önemli felsefi sorularından biri de tam olarak budur.
Bu yazı, Papa XIV. Leo'nun yapay zekâ uyarıları, Yuval Noah Harari'nin "hackable humans" (Hacklenebilir insanlar) kavramı ve Said Nursînin 1 Eskişehir Hapishanesi'nde inşa ettiği e tefekkür mesleğinin özü olan "irade, tefekkür ve hakikat" anlayışıyla bir-- likte okunduğunda çok daha güçlü bir çerçeve kazanacaktır (29. Lema).
-
i -
-
Özellikle Nursî'nin insan zihnini yalnızca bilgi üreten bir mekanizma değil, hakikati arayan ve ahlâkî so-rumluluk taşıyan bir emanet olarak görmesi, Meerloo'nun zihinsel öz-gürlüğe yaptığı vurguyla dikkat çeki-ci bir diyalog kurmaktadır.
Bedenimiz gibi, zihnimiz de bize verilmiş bir emanet ise, bu emanete sahip çıkmak ve korumak öncelikli vazifemiz olmalıdır.
sunu kendimize yönelte-bilmektir. Fikrî tevazuyu içselleştir-
mek; iyi bir dinleyici olmaktır.
Belki de eğitim sistemlerinin önündeki en önemli görev artık yal-nızca bilgi aktarmak değildir; zihin-sel bağımsızlığı koruyabilecek birey-ler yetiştirmektir. Çünkü özgürlüğü-müz yalnızca konuşma hakkımızla ölçülmez.
Gerçek özgürlük, başkalarının bi-zim yerimize düşünmesine izin ver-memektir.
Bugün kendime ve öğrencilerime sık sık şu soruyu soruyorum:
Zihnimizi gerçekten biz mi yöneti-yoruz, yoksa görünmez algoritmala-rın, ekonomik çıkarların, siyasî pro-pagandaların ve dijital platformların yönlendirdiği bir akışın içinde mi ya-şıyoruz?
Bu soru yalnızca teknolojiyle ilgili değildir.
Bu soru, insan olmanın ne anlama geldiğiyle ilgilidir. Viktor Frankl, İn-sanın Anlam Arayışı kitabında, “İn-san her şeye katlanabilir; ama anlam-sızlığa katlanamaz” demişti.
Bana göre önümüzdeki yüzyılın en önemli felsefî sorularından biri de tam olarak budur,
C S
betulnefise_@hotmail.com
i statistiklere göre ülkemizde iste ğe bağlı kürtajların %90'ını evli ve -çocuk sahibi kadınlar yaptırmak tadır. Bekârlarda ve gayr-i meşrû iliş kilerdeki oranların düşüklüğünün temel sebebi, bu gruptaki işlemlerin ekseriyetle kayıt dışı kalmasıdır.
Zorla yaptırılan kürtajlar ve ka-dınların en fitrî duygulan olan "an-neliğin" baskı altına alınması, onlan psikolojik olarak derin bir yıkıma sü rüklemektedir. Neticede karşımıza; kariyer sahibi olduğu, çalışıp para kazandığı hâlde, görünüşte özgür ve özenilen lâkin hakikatte antidepre-san kullanan, mutsuz ve yorgun bir kadın profili çıkmaktadır. Bir gökde-len dairesinde evcil hayvan besle-yerek tesellî bulmaya çalışan asrın "modern" kadını, aslında rûhundaki derin boşluğu bunlarla doldurmaya çalışmaktadır.
Tabiî hâlâ evliliğini devam ettire-biliyorsa... Zira bu ağır travmadan sonra pek çok kadın, kendisini kür-taja zorlayan kocasını terk etmekte,
hatta yaşadığı cinnet hâlinin tesiriy-le kendisine veya varsa diğer çocuk-larına zarar verebilmektedir. Zira hâmilelikte salgılanan hormonlar, anne ile bebeği arasında duygusal bir bağın oluşmasına yol açmakta-dır. Tıbbî zarûrete bağlı olsun veya olmasın kürtaj sonrasında kadın-lar, suçluluk, pişmanlık, ret ve inkâr, öfke, depresyon, boşluk, kayıp hissi, hüzün gibi karmaşık duygular yaşa-makta ve ciddî bir psikolojik deste-ğe ihtiyaç duymaktadırlar.
Elbette teknik imkânlar, yapılan işlemlerin insanın ruh dünyasında meydana getirdiği tahribatla ilgile-nemez. Lâkin insan, sadece beden-den ibâret bir varlık değildir. Üstelik kürtaj; rahme sımsıkı tutunurken vücuda salgılattığı hormonlarla da annenin rûhuyla kenetlenen bir varlığın, hayatına son vermenin adıdır. Bu rühî tahribâtın müşahhas neticesini göstermesi bakımından, zikredilen şu çalışmalar câlib-i dik-kattir:
٢٦٣ - إِذَا ابْتَلَى الله العبد المُسلم ببلاء في جَسَدِهِ قَالَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ اكْتُبْ له صلاح عمله الَّذِي كَانَ يَعْمَلُ فَإِنْ شَفَاهُ غَسَلَهُ وَطَهَّرَهُ وَإِنْ قبضه غفر له ورحمة (حم عن انس)
263- Allahü Teala müslüman kulunu cesedinde bir bela-ya maruz bıraktığı zaman, Allah Azze ve Celle şöyle buyurur: "Ey melek! Onun yapmış olduğu güzel amelini yaz." Şayet hastalığın-dan iyileşip kalkarsa onu yıkar ve tertemiz kılar. Kabzederse (has-talıktan ölürse) onu bağışlar ve esirger.
٢٦٤ - إِذَا أَبْعَضَ اللهُ عَبْدًا نَزَعَ مِنْهُ الْحَيَاءَ فَإِذَا نُزِعَ مِنْهُ الْحَيَاءُ لَمْ تَلْقَهُ إِلَّا بَغِيضًا مُبَعْضًا وَنَزَعَ مِنْهُ الأَمَانَةَ فَإِذَا نَزَعَ مِنْهُ الأَمَانَةُ نَزَعَ مِنْهُ الرَّحْمَةُ فَإِذَا نَزَعَ مِنْهُ الرَّحْمَةُ نَزَعَ مِنْهُ رَبَقَةِ الإِسْلامِ فَإِذَا نَزَعَ مِنْهُ رَبَقَةُ الإِسْلَامِ لَمْ تَلْقَهُ إِلَّا شَيْطَانًا مَرِيدًا (هب عن ابن عمر )
264- Allah bir kula buğzetti mi, ondan hayayı çıkarır. Ondan haya kalkınca, kimse tarafından sevilmediği gibi, kendisi de kimseyi sevemez. (Yine) ondan emaneti çıkarır, emanet çı-kınca ondan rahmet de çıkar. Rahmet çıkınca İslam bağlantısı kopuverir. Ondan İslam bağı kopuverince de artık onu azılı bir şeytan olarak görürsün.
٢٦٥ - إِذَا أَبْغَضَ الْمُسْلِمُونَ عُلَمَانَهُمْ وَأَظْهَرُوا عِمَارَةَ أَسْوَاقِهِمْ وَتَنَاكَحُوا عَلَى جَمِيعِ الدَّرَاهِمِ رَمَاهُمُ اللَّهُ بِأَرْبَعِ خِصَالِ بِالْقَحْطِ مِنَ الزَّمَانِ وَالْجَوْرِ مِنَ السُّلْطَانِ وَالْخِيَانَةِ مِنْ وُلاةِ الْحَكَامِ وَالصَّوْلَةِ مِنَ الْعَدُو" (ك وتعقب والديلمي عن على)
265- Müslümanlar, ehli ulemaya buğzettiklerinde çarşı ve pazarlarını imar ettikleri ve dirhem elde etmek için evlendikleri zaman, Allah onlara dört şey gönderir. Kıtlık, hükümdarın zulmü, iş başında olanlardan hıyanet, düşman saldırısı.
77-
HADİS
eden kimsedir. (Temisto-cha 2)
...Mücahid, Yüce Allah'a itaat yolunda nefsinin isteklerine karşı mücadele
İYİ VE KÖTÜNÜN MÜCADELE ALANI: NEFİS
Nefis; iyiliği ve kötülüğü, fazileti ve rezaleti aynı anda barındıran bir alan-dır. İyiliği ve fazileti egemen kılmak için nefisle edilen mücadele insanın kendisiyle, hırslarıyla, sınırsız istek ve arzularıyla imtihanından başka bir şey değildir. Resûl-i Ekrem bu mücadelenin önemine bizzat değinerek şöyle buyurmuştur: "Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır..." (Tirmizi, Sifat-kayame, 25) İnsanın, kendisinden ve ailesinden başlamak suretiyle ciddi bir nefis ve irade eğitimi alması gerekmektedir. Zira sık sık rastladığımız ahlaki yozlaşmaların temelinde, insanın iradesini basiretsizce kullanarak nefsine boyun eğmesi, adeta onun sınırsız arzularının esiri durumuna düşmesi yatmaktadır. Bugün hapishanelerin dolup taşması, intihar olayları, aile içi huzursuzluklar ve toplumu sarsan daha birçok olumsuzluğun; bireyin bir anda, kontrolsüzce yaptığı davranışlardan, nefsinin gayrimeşru ve geçici isteklerine boyun eğmesinden kaynaklandığı unutulmamalıdır.
YanıtlaSil
yuksel8 Ağustos 2026 11:22
Mücahid, Tüce Allalia laut yolunda nefsinin isteklerine karşı mücadele eden Antisedited)
İYİ VE KÖTÜNÜN MÜCADELE ALANI: NEFİS
Nefis iyiliği ve kötülugu, fazileti ve rezaleti aynı anda barındıran bir alan-dır. İyiliği ve fazileti egemen kılmak için nefisle edilen mücadele insanın kendisiyle, hırslarıyla, sınırsız istek ve arzularıyla imtihanımdan başka bir şey değildir. Resül-i Ekrem bu mücadelenin önemine bizzat değinerek şöyle buyurmuştur: "Akılı kişi, nefsine hakim olan ve ölüm sonrası için çalışandır..." 25 Insanın, kendisinden ve ailesinden başlamak suretiyle eiddi bir nefis ve irade eğitimi alması gerekmektedir. Zira sık sık rastladığımız ahlaki yozlaşmaların temelinde, insanın iradesini basiretsizce kullanarak nefsine boyun eğmesi, adeta onun sınırsız arzularının esiri durumuna düşmesi yatmaktadır. Bugün hapishanelerin dolup taşması, intihar olayları, aile içi huzursuzluklar ve toplumu sarsan daha birçok olumsuzluğun: bireyin bir anda, kontrolsüzce yaptığı davranışlardan, nefsinin gayrimeşru ve geçici isteklerine boyun eğmesinden kaynaklandığı unutulmamalıdır.
BADIS
Hellyeleşin. Çanki hediye gönülder ki sat
SEVGİNİN İŞARETİ HEDİYE
Yoksul biri, müminlerin annesi Hr. Age demerging bingin yardım istemişti. Osurada evinde tek bir ekmekten başka bir şey bulunmayam Hz. Aişe, anath cariyesine "Ekmeği ona ver." dedi. Cartye "Orucu için başka bir şey yok!" deyince Ha. Aise tekur "Ekmeği ona ver?" dedi. Car devamını şöyle anlatmiştir: "Aişe'nin dediğini yaptım. Akşam olunca b ekmeğe sarılmış vaziyette koyun eti hediye edildi..."Gal mektedir ki Peygamberimizin hediyeleşme konusundaki şefkatlive frdokir ball, hane halkına da sirayet etmişti. 2. Allah'n hediyeyi gönülifien vermi daima daha güzeliyle mükafatlandıracağı haber vermişti. Hediye, yürek ten duyulan bir sevginin nişanesidir. Bu yüzdendir ki azlığına çokluğuna, değerli veya değersiz oluşuna bakarak hediyede kusur aramak, hediyeleme adahı ile uyuşmaz. Ayrıca Sevgili Peygamberimiz, maddi yönden fakir ama gönlü zengin insanlarla karşılık hediyeleşmeye ayrıca duen gösteringtie
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ.
48 Yılla Yargılanırken Tahliye Oldu
Torbacı Polis, Sivil Polis Aracıyla Geldi...
Kirli Ticaretin Rotası
Kolombiya'da Yakalanan Kokainin Türkiye ile İlgisi Ne.
616 Paket Kokainin Belgeleri.
Kim Bu Öz Şimşekler.
Yine Kolombiya, Yine Muz, Yine Kokain..
Kızıl Ordu Subayının Yakalanan Kokainleri
Türkiye'nin Narcos'u.
"HalkTV'yi Aç! O O... Çocuğu HalkTV'ye Çıkmış O Murať"
Türkiye - Ekvador Hattında "Ticaret" Hızlanıyor...
Mersin'deki Sır Toplantı
Muz ve Kokainin Kokusu Çok Benzer.
Kim Bu Khadra?
Khadra'nın Avukatı Ersan Şen Neler Anlattı?
Bakanlık Son 10 Yıla Baksa Her Şeyi Anlayacak..
Adli Emanetten Uyuşturucu Kaçıran Memur.
"Breaking Bad" Gerçek Oldu.......
Süleyman Soylu'nun Cevapsız Bıraktığı Sorular.
"Bu Nasıl Cemaat Arkadaş, Dini İmanı Para".
PKK'ya 60 Milyon Avro Aktarmış
YanıtlaSil
yuksel8 Ağustos 2026 22:58
6
"Türk Escobar" Nejat Daş
Yine Bir Adliye Yine Uyuşturucu Kaçakçılığı
FETÖ'cü Savcının Yarım Ton Uyuşturucu Kaçırdığı İddiası.
Fırın İçinde Uyuşturucu.
"Breki" Yakalıyor BAM Bir Haftada Salıyor..
Kokaini Kumla Değiştirdiler..
Kokain Ünlü İş İnsanına Gidiyor.
Eski Büyükelçilik Müşaviri 100 Kilo Eroinle Yakalanırsa...
Döviz Bürosu ve Kuyumcular Üzerinden Dönen Para
Paranın İzini Sürebilmek İçin Almanya'ya Gittim: Havala Sistemi
Türkiye'ye Kaçırılan Altınlar.
Uykusuzluk Nedeniyle Ortaya Çıkan Havala Şebekesi.
"Vubrag" Kuruluyor.
Usame'ye 2015 Yılında Mülteci Statüsü Verildi.
Yetkililer Usame'nin İstediğini Yapmasına İzin Verdi
Büyük Operasyon Başlıyor.
İş İzmir'e Uzarıyor: "Alman Devletini Her Gün S....yorum"
Karşıma Yine Mersin Çıktı
Heisem Miri'yi Araştırdıkça Ortaya Çıkan Türkiye Tablosu.
"Berlin Cumhurbaşkanı" Lakaplı Aşiret Lideri...
Almanya'nın 15 bin Kişilik Aşireti..
Türklerin Kurduğu Havala Sistemi
FETÖ ve PKK'nın Kullandığı Havala Sistemi.
"Havala" Sistemiyle Para Aktarımı Yapılmış.
Kaçak Afganların Havala Sistemi
Husilere Havala Yapan Türk Kuyumcu.
Bütün Yollar Türkiye'ye Çıkıyor.
"Varlık Barışı" Başımızı Yaktı
Emniyetin Raporundan Çıkan Çarpıcı Veriler.
Dünya Ortalamasından Uzaktayız
Çeteler Başımıza Bela Oldu....
YanıtlaSil
yuksel8 Ağustos 2026 22:59
Meğer Motorcu Çeteymiş.
Tüm Milletlerden Yakalanan Çete Liderleri Var
Avrupa Onun Peşindeydi... Kod Adı: Putin.
Ali Yerlikaya'nın Açıkladığı "Türk Escobar'ı"....
Evinizin Karşısında Satılıyor
kul
sebepleri benzer. Yani ilaç kullanımı
mental rahatsızlıkları tedavi etmede
tek başına yeterli olmuyor.
Bu noktada antidepresanlar cidden tedavi için mi kullanılıyor sorusunu sormamız gerekiyor. Hastalıkları tedavi ederken semptomları gider-mekle sınırlı kalmak yerine sorunun kaynağını bulup ortadan kaldırmak gereklidir. Düşünsenize, uzun süredir başınız ağrıdığı için doktora gidi-yorsunuz ve doktor MR, tomografi çekmeden size ilaç yazıp gönderiyor. Günümüzde antidepresan tedavisi de bu örnekten pek de farklı değil. İlaç kullanımını açığa çıkaran sebepler toplumsal. Toplumsal sorunları anlayıp onlarla mücadele etmek yerine onlara tıbbi çözümler üret-meye çalışan bir sağlık sisteminde, antidepresan kullanımı daha da artmaya devam edecektir.
Peki gerçek tedavi nasıl olur?
İlaçların bazıları hastalığı tedavi ederken bazıları da tedavi süreçlerinde semptomları baskılayarak hastaya iyi gelmektedir.
YanıtlaSil
yuksel9 Ağustos 2026 01:55
Antidepresanlar İyileştirmek için mi var?
GÜNLÜK
emeğin sesi, gerçeğin habercisi
EMEP Milletvekili
evrensel
ANTIDEPRESAN paylaşımı da hayatımızın bir parçası oldu. İnsanlar neden antidepresan kullanma ihtiya-cı hissediyor? İlaç kullanımını açığa çıkaran sebepler toplumsal. Asıl soru şu: Kahve masasında birbirimize anti-depresan uzattığımız bir toplumda, bizi asıl uyutan ilaçlar mı, yoksa bu ilaçları
gerekli kılan düzen mi?
Halil Onur Altay'ın yazısı sayfa 14'te
Doku ailesi avukatı:
www.evrensel.net
9 Ağustos 2026 Pazar
Yıl: 24 Sayı: 9102
Modern dünyanın en büyük sorunlarından birisi gücün, ahlaka teslim olmamasıdır. Savaş tam anlamıyla bir güç gösterisidir ve ahlâktan ayı düşünüldüğünde bir zulüm aracına dönüşmesi kaçınılmazdır. Allah'ın rızasını ve merhamete çağısını dikkate almayan zihinler, paslı kalpler, nasırlaşmış vicdanlar, lekelenmiş gönüller savaşa girmişse, basiret ve fazilet ummak imkânsız hale gelecektir. Savaş toprak kazanmaktan önce gönül kazanmayı amaçlıyorsa; kin, intikam ve ganirnet için değil, huzur, barış ve adalet için yapılıyorsa; her türlü ayrımcılığın, baskının, fesadın ve fitnenin dirilmesine değil ortadan kalkmasına hizmet ediyorsa; dayanışmanın, özgürlüğün, ahlakın ve hukukun tesis edilmesini sağlıyorsa, işte o zaman insanidir. O zaman adı Çanakkale'dir!
YanıtlaSil
yuksel14 Ağustos 2026 10:58
Diyanet Ihlers Baskanlığı Yayınlan 1095
Halk Kitaplan 256
Genel Koordinator
Prof. Dr. Mehmet Emin ÖZAFŞAR
Yayın Yönetmeni
Dr. Yüksel SALMAN
Yayın Koordinatori Yunus AKKAYA
Editor Yunus ÖZDAMAR
Tashih Mahir KILINÇ
Grafik. Tasarımı:
TAVOOS
Baskı
Başak Mat. Tan. Hiz. Ith. Ihr. Tic. Ltd. Şti.
Tel
(0312) 397 16 17
Diyanet İşleri Başkanlığı
Ankara 2015
2. Baskı
Sertifika No
ISBN 978-975-19-6323-9
Eser lnceleme Komisytin Katart:
2015-06-Y-0003-1095
12930
11.09.2014/44
Diyanet İşleri Başkanlığı
Dini Yayınlar Genel Müdürlüğü
Basılı Yayınlar Daire Başkanlığı
Tel (0312) 2957293-94
Faks: (0312) 284 72 88
e-posta diniyayinlar@diyanet.gov.tr
Dağıtım ve Satış
Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü
Tel (0312) 2957153-56
Faks (0312) 285 18 54
posta dosim@diyanet.gov.tr
YanıtlaSil
yuksel14 Ağustos 2026 11:06
Bir milletin
yeniden dirilişi
Çanakkale
100 Çanakkale
Zaferi
HADİS
Kim hiçbir ortağı olmayan, tek olan Allah'a ihlasla ibadet ederek, namazı dosdoğru kılarak, zekâtı vererek dünyadan ayrılırsa, Allah kendisinden razı olduğu halde ölmüs olur. (Ibn Mice, Sünnet, 9)
SÂLİH AMELİN ÖZÜ: İHLAS
İhlas; iş, davranış ve ibadetleri sadece Allah için yapmak manasına gelir. Gösteriş, övünme ve çıkar amacıyla başkasına duyurulmaya çalışılan diğer
bir ifadeyle Allah'tan başkası adına, başkasının gözüne girmek için yapılan bir işin faydası yoktur. İhlasın niyetle doğrudan ilgisi vardır. Zira ameller niyetlere göre değer kazanır veya kaybeder. Bir amel Allah için yapılırsa ihlas, gösteriş için yapılırsa riya olur. İnsanların Allah katındaki kıymeti, dış görünüşlerine ve mal varlıklarına göre değil niyetlerinin samimiyetine ve işledikleri amellere göredir. Niyetin samimiyeti ihlaslı amelle, kalbin temizliği de dışa yansıyan samimi tutum ve davranışlarla belli olur. Amelin onaylamadığı bir kalp te-mizliği ve iyi niyet iddiası samimiyetten ve inandırıcılıktan uzaktır. Hayatı ve ölümü, hangimizin daha iyi amel yapacağını sınamak için yarattığını bildiren (Mülk, 67/2) Cenab-ı Hakk'ın bireysel ve toplumsal alanda sonucu görülmeyen
soyut bir kalp temizliği iddiasına değer vermeyeceği açıktır.
298
ÖLÜM - KIYAMET - AHIRET
Yine Allah Taalà:
Onlar cennetten asla çıkarılmayacaklardır (1). Keza onlar için cennette tükenmez ve ebedi bir nimet vardır. Kendileri de orada ebe di kalıcıdırlar (2).
YİRMİUÇUNCU BAB
CEHENNEM HALKI İLE İSTİHZA EDİLMESİ
Abdullah bin Mübarek ile başka hadisçiler rivayet ederek, yüce Allah'ın, (Asıll Allah onlarla istihza ve alay eder (3) sözü hakkın-ta şöyle demişlerdir.
Ateşin içinde olduğu halde, cehennem halkına:
Artık çıkınız, denilerek kendilerine cehennemin kapıları açı lır. Onlar cehennemin kapılarını açılmış görünce çıkmak isteyerek Kapılara doğru hücum ederler. Yuce Allah'ın:
İşte bugünde iman edenler (cennette) süslü tahtlarının üze rinde o kafirlere bakarak gülecekler. (Nasıl) o kafirler işleyegeldik-lerinin cezasına çarpıldılar mı? (Evet çarpıldılar) (4) buyurduğu gi-bi, mü'minler de (cennette) süslü tahtlar üzerinde (oturarak) onları seyredecekler. Cehennem ahalisi kapılara varınca önlerine kapılar kapatılır. İşte bu da yüce Allah'ın, (Asıl) Allah onlarla istihza eder sözüdur. Cehennem ahalisinin önlerine kapılar kapatıldığı zaman da mü'minler onların hallerine gülerler.
Ka'bü'l-Ahbar (r.a.) şöyle derdi: Muhakkak cennet ile cehennem arasında birtakım delik ve pencereler vardır. Bir mü'min dünyada-ki düşmanını görmek isteyince o deliklerin bazısından bakıp görür. Allah Taala bir ayette şöyle buyurmuştur:
Derken (mü'min kimse) bir bakıp onu cehennemin ta orta sında görür, (5). Vallahi bize ulaştı ki, mü'min cehenneme baktığı zaman cehennem halkının kafataslarının kaynadığını görür de ken-disinden giderilen azaptan dolayı Allah'a şükreder. Allah Taala ku-luna, cehennemdeki babasını tanıtmasaydı, dünyadaki gelip geçen güzelliklerin babasından değişip gitmiş olmasından dolayı o kul ba-basını tanıyamazdı.
Hadis-i şerifte Resül-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz:
888 Dünyada Allah'ın kulları ile alay edenler (yok mu) onla-ra kıyamet gününde cennetin kapıları açılarak kendilerine:
Buyurunuz, cennete giriniz, denilir. Onlar gelince kapı kapa tılır. Sonra ikinci defa tekrar açılır ve onlara:
Cennete giriniz, denilir. Onlar gelince tekrar kapı kapatılır. Üçüncü olarak onlara açılır və davet olunur. Fakat onlar gelmezler. Yüce ve münezzeh olan Allah onlara:
(1) el-Hicr: 48. (2) -et-Tevbe: 21-22. (3)-el-Bakara 15. (4)-et-Tutfif 34 (5)-es-Saffat: 55
CERENNEM HALKI İLE ISTIZA
299
Kullarımla istihza eden sizlerdiniz. Sizler insanların en son hesabı görülenlerisiniz, buyurur. Onlar da terin içinde boğuluncaya kadar sıcakta dikilir, dururlar. Nihayet:
Ey Rabbimiz, ateşe dahi olsa bizi bu bekleme yerinden al gö-tür, diye nida ederler. Halbuki onlar cehennemde ne olduğunu biliyor-lar. Fakat onlar malışer yerindeki kendilerinde olan azaptan cehenne-me girilmesini kendilerine daha hafif görürler, buyurmuştur.
Keza hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
489 Kıyamet gününde birtakım insanların cemete girmeleri emredilir. Onlar da cennete yaklaşarak cennetin kokusunu koklayıp köşklerine ve içlerinde cennetliklere Allah'ın hazırladığı nimetleri gö rünce, oradan dönsünler, çünkü onların cennette nasipleri yoktur, di-ye nida olunur. Onlar da büyük bir hasret ve üzüntü ile geri dönerler. Kendileri gibi ne öncekiler ne de sonrakiler geri dönmemişlerdi. Bu-nun üzerine onlar:
Ey Rabbimiz, sen sevabından bize gösterdiğini ve connette dostlarına hazırladığın nimetleri bize göstermezden önce bizi cehenne-me soksaydın bize elbette daha hafif olurdu, derler. Allah Taala da onlara:
kajolerintz-Ben bunu size kasten yaptım. Çünkü siz tenha yerlere çekilin-ce büyük günahları işlemekle bana meydan okuyordunuz. Fakat in-sanlarla karşılaşınca mütevazi ve Allah'tan korkuyor bir halde karşı-laşıyordunuz. İnsanlara karşı riyalarlık ederdiniz. Ama den bana verdiğiniz şeyler başkaydı. İnsanlardan korktunuz ama ben-den korkmadınız. İnsanları (gözünüzde) büyüttünüz fakat benim bü-yüklüğümə inanmadınız. İşte bugün ben de sizi sevaptan mahrum et-mekle beraber size en acı azabı tattıracağım, buyurur.
Bu hadis-i şerifi İmam Gazalf (r.a.) Ihyau (Ulumi'd-Din) kitabında zikretmiştir.
Ben derim ki: Cenab-ı Hakkın hadisteki, sizler tenha yerlerde bü-yük günahları işlemek suretiyle bana meydan okuyordunuz, sözünden dolayı bu azar ve tevblhin zahiri bu sözün mü'minlerin asileri hakkın-dadır. Çünkü kafirin tenha yerde Rabbına günah işlemesi düşünüle-mez. Zira onun küfrü açıktır.
Şimdi Allah Taala'dan bizleri mağfiret etmesini Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam'ın ümmeti olmamız hasebişle ona ikram için bize ceza vermeden geçmesini isteriz.
Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
YİRMİDÖRDÜNCU BAB
CENNET AHALİSİNİN, CEHENNEMLİKLERİN CENNETTE-KI MENZİLLERINE MİRASÇI OLMASI
Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet olunan hadis-i şerifte geldi ki Re-sül-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
490 Allah Taâlä her insan için cennette bir mesken, cehennem. de de bir mesken yaratmıştır. Mü'minler cennetteki kendi menzillerini alırlar ve kâtirler cehenneme gönderildiğinden, käfirlerin (cennetteki) menzillerini de mirasçı olarak paylaşırlar. Bu hadis-i şerifi sahih is-nadla İbni Máce rivayet etmiştir.
Başka rivayetteki hadis-i şerifte Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz şöy-le buyurmuştur:
annette 491 Sizden hiçbir kimse yok ki muhakkak onun biri öbürü cehennemde olmak üzere iki yeri vardır. O öldüğü zaman cehen-neme girerse cennet ehli onun (cennetteki) menziline mirasçı olarak sahip olur. İşte bu da yüce Allah'ın, «Onlar vâris olanların ta kendi-leridir (1) meallndeki sözüdür.
Ålemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
YİRMİBEŞİNCİ BAB
CENNET İLE CEHENNEM AHALİSİNİN EBEDİ OLUŞU, SIRAT ÜZERİNDE ÖLÜMÜN KESİLMESİ VE ÖLÜMÜ KESENİN KİM OLACAĞI
Imam Buhari'nin (Abdullah) bin Ömer'den (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerifte Allah'ın Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
492 Cennet halkı cennete, cehennem halkı da cehenneme vardık-ları zaman, ölüm getirilerek tâ cennet ile cehennem arasında durduru-lur. Sonra boğazlanır. Daha sonra da bir münadi:
Ey cennet abalisi, artık ölüm yoktur ve ey cehennem ahalisi, artık (size de) ölum yoktur, diye nida eder. Bunun üzerine cennet aha-lisinin sevinci bir ferah daha eklenerek artar. Cehennem ehlinin hü-zün ve kederi ise bir kat daha artar.
Imam Müslim'in Ebu Said el-Hudri'den (r.a.) rivayet ettiği hadis-t şerifte Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
493 Kıyamet günü (cennet ehli cennete, cehennemlikler de ce-henneme ayrıldıktan sonra) ölüm (denilen nesne) aklı karalı alaca bir koç suretinde olarak getirilir ve cennet lle cehennem arasında durduru-lur. Müteakiben:
Ey cennet ahalisi, sizler bunu tanıyor musunuz? diye sorulur. Cennetlikler hemen boyunlarını uzatıp başlarını ona doğru kaldırarak o koça bakarlar ve:
(1) el-Mü'm
CENNET AHALİSİNİN EBEDİ OLMASI
301
- Evet biz onu tanıyoruz, o ölümdür, derler. Sonra: Ey cehennem ahalisi, sizler de bunu tanıyor musunuz? denilir. Onlar da baslarım kaldırıp boyunlarını uzatarale ona doğru bakarlar ve:
Evet tanıyoruz, bu ölüradür, derler. Bunu taldben koç suretin-deki ölümün (cennet ile cehennem arasında) kesilmesi eurolunur ve derhal boğazlanır. Bundan sonra:
Ey cennet ahalisi sizler cennette ebedi yaşayacaksınız, artıle bir daha ölüm yoktur. Ve ey cehennem halkı sizler de karargahınızda cbedisiniz. Artık (size de) ölüm yoktur, denilir. Bundan sonra Allah'ın Resülü şu ayet-i kerimeyi okudu:
Sen onları ilahi emrin yerini bulduğu vakit lle, hasret (ve ne-damet) günü ile korkut. Onlar hâlâ gaflet içindedirler, onlar hala Iman etmiyorlar. Şüphe yok kı arza ve onun olacağız. Onlar (nihayet) bize döndürüleceklerdir (1). Allah'ın Resülti üzerindekilere biz varis
bu ayet-1 kerimeyi okurken eli ile dünyaya işaret etmiştir. İbni Mâce'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte Resûl-1 Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
494 Kıyamet gününde ölüm getirilir ve sırat köprüsü üzerinde Jurdurulur. Sonra:
Ey cennet ahalisi, diye nida olunur. Cennet ahalisi bulunduk-ları şerefli mevkilerinden çıkarılmalarından korkarak bakarlar. Sonra, ey cehennem halkı, diye nida olunur. Onlar da İçinde bulundukları yer-den çıkarılmalarını ümid ederek ferah ve sevinç içinde bakarlar. Sonra:
Bunu tanıyor musunuz? diye sorulur. Her iki tarafın ahalisi:
Evet tanıyoruz, o ölümdür, derler. Bunu takiben koç suretinde-ki ölümün kesilmesi emredilir ve derhal o sırat üzerinde boğazlanır. Bundan sonra her iki zümreye (yani cennet halkı ile cehennem ahali-sine) kavuşup hissetmekte olduğunuz şeyde ebedisiniz, artık ölüm yok-tur, denilir.
Başka rivayette ravi şunu ziyade etmiştir:
495 Eğer bir kimse sevincinden ölseydi muhakkak (o gün sevin-cinden) cennet halkı ölürdü. Herhangi bir kimse de üzüntüsünden öl-müş olsaydı muhakkak (o gün üzüntüsünden) cehennem halkı ölür-lerdi.
İmam Ebü'l-Kasım bin- Kays «Halu'n-Na'leyn adındaki kita-bında, Şeyh Muhyiddin (İbni Arabi) de Fütuhatında, ölümü boğazla-ma işini yapan Yahya aleyhisselam efendimizdir, diye zikretmişlerdir. Bunlardan başkası da, Ölümü kesme işini bizzat Cebrail aleyhisselam yapacaktır demiştir.
İmam Ebü'l-Kasım bin Kays'ın ibaresi şöyledir:
İyi bil ki (hadîste) zikredilen koçun kesilme İşini Zekeriyya'nın oğlu Yahya (a.s.) yapar ki, onu Peygamber'in (s.a.v.) önünde şerefli emriyle boğazlayıp keser. onun
(1) Meryem: 39-40.
302
ÖLÜM KIYAMET-AHIRET
Imam Kurtubi der ki: Bu hadislerin sahih olmasıyla beraber, her iki tarafın (yahut cennet ile cehennemin) ahalisi bulundukları yerde. sonsuzluğa, uzaklığa doğru ölümsüz olarak sürekli kalacaklarının ebe diliği ve devamlılığı hususunda bir nassdır. Ayrıca Allah Taálá ccher.. nem ahalisi hakkında:
Öldürülmezler ki ölsünler. (Cehennemin) azabından velev bir kısmı onlardan kaldırılıp hafifletilmez, (1) buyurmuştur.
Keza:
(İyice) tatmaları Käfirlerin derileri, her yaup piştikçe azabı İçin onları derilerle (yenileyip) değiştireceğiz, (2) buyurmuştur.
Yine Allah Taală:
İşte o küfredenler (yok mu) onlar için ateşten elbiseler bięft. miştir. Onların başlarının üzerine de kaynar su dökülecektir (3).
-Bununla da karınlarının İçinde ne varsa hepsi ve derileri eriti-lir. Onlar İçin demirden topuz ve gürzler de vardır. Her ne zaman ora-dan, (çektiklerl)ızdıraptan (dolayı) çıkmak isterlerse de yine içerisi-ne doğru geri çevirilirler. (Ve kendilerine): yakıcı azabı tadın, (de-nilir) (4).
Her kim, Cehennem halkı cehennemden çıkacaklar, cehennemin hepsi çatıları çökmüş, duvarları üstüne yıkılmış vaziyette boş olarak kalacaktır, cehennem fani olacak ve zail olup gidecektir derse, o kim-se sahih senetle nakledilen hadisin iktiza ettiği mânânın dışına çıkmış tır. Ve Peygamberin getirdiği âyetler ile Ehl-i sünnetin, âdil imamla-rın ittifak ettikleri şeye muhalefet etmiştir. Iler kim mü'minlerin yo-lundan başkasına uyup giderse onu döndüğü o yolda bırakırız. (Fakat ahirette de) kendisini cehenneme koyarız. O ne kötü bir yerdir (5).
Ancak İçerisinde mü'minlerin âsîlerinin bulunduğu cehennemin üst tabakasından şafaatle mü'minler çıkınca orası boşalır. Başka yeri boşalmaz. Orası da kenarlarında su teresi, su kerdemesi denilen bitki biten yerdir. Şöyle denilmiştir:
- Bir şahıs Şam'da Enes bin Malik'in (r.a.) yanına gelerek ona su kerdemesinin yenilmesinden sormuş. Enes de o sırada bu bitki ce-hennemin ağzının kenarında biter, diye konuşurmuş. Enes ona:
- O bitkinin yenilmesinde bir beis yoktur, diye cevap verdiği bi-ze ulaşmıştır. Bunu Hafız Ebu Bekr el-Hatib rivayet etmiştir.
Bezzar, Amr bin el-As'ın oğlu Abdullah'dan (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle demiştir:
Cehennem üzerine öyle zaman gelecek ki rüzgârlar kapılarını döver de içlerinde (mü'minlerin âsîlerinden) hiçbir kimse bulunmaz.
(1) Fatır: 36. (2)-en-Nisa: 50 (3)-el-Hicr: 19. (4)-el-Haсс: 20-21-22. (6)-en-Nisa: 115
CENNET AHALİSİNİN EBEDİ OLMASI
303
Bu hadiste Peygamber'in (s.a.v.) zikri yoktur. İmam Kurtubi der ki: Bu hadis bize mevkuf olarak rivayet olundu.
de.
e
Şeyh Muhyiddin ibni Arabi'nin «Fütühatürl-Mekkiyye deki ibaresi
şöyledir:
Biliniz ki cehennem halkı cehenneme girdikleri zaman üzerlerine cehennemin kapıları öyle bir kapanışla kapatılır ki, ondan sonra son-suz ebedlerde, sonsuz zamanlarda bir daha açılma yoktur.
Cehennemden, cehennem ehlinin çıkacağı anlaşılarak gelen her şeyden murad içerisinde müminlerin asilerinin bulunduğu en üst taba-gafletden, yanlışlıktan sakınınız. kasıdır. Mü'minlerin âsîleri şefaatle (oradan) çıkarlar. Binaenaleyh
Allah'a sığınınız. Ey kardeşler (im) bunu böylece biliniz de imansız olarak ölmekten
Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
4122- Mü'minin öldürülmesi, Allah katında (günah bo. kımından) tüm dünyanın yıkılmasından büyüktür.
٤١٢٣ - قِتَالُ الْمُسْلِم كُفْرٌ وَسِبَابُهُ فُسُوقٌ وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِم اَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ
فَوْقَ ثلاثة ايام حم ض ع حب وعبد بن حميد عن سعد)
4123- Müslümanın bir müslümanla çarpışması küfürdür Ona sövmesi ise fasıklıktır. Bir müslümana, kardeşinden üç gün. den fazla dargın durması helal olmaz.
٤١٢٤ - قَدْ كُنْتُ أَكْرَهُ لَكُمْ أَنْ تَقُولُوا مَا شَاءَ اللَّهُ وَشَاءَ مُحَمَّدٌ وَلَكِنْ قُولُوا مَا شَاءَ اللهُ ثُمَّ شَاءَ مُحَمَّدٌ (الحكيم عن حذيفة)
4124- Sizin "Allah ve Muhammed dilerse." demenizi hoş karşılamam. Şöyle deyin: "Mâşaallâh (Allah dilerse)" sonra, "Mu-hammed dilerse."
٤١٢٥ - قَدْ أَمَرْنَا لِلنِّسَاءِ بِوَرْسِ وَابْرِ أَمَّا الْوَرْسُ فَآتَاهُنَّ مِنَ الْيَمَنِ وَأَمَّا الْإِبْرُ فَأُخِذَ مِنْ نَاسِرٍ مِنْ أَهْلِ الذِّمَّةِ عَلَيْهِمْ مِنَ الْجِزْيَةِ (طب ض وابو نعيم عن حرب بن الحرث)
4125- Çiçek ve iğneleri kadınlara vermekle emrolunduk. Çiçek onlara Yemen'den gelmiştir. İğne ise üzerlerinde cizye bu-lunan zimmet ehlinden onlar namına alınmıştır.
٤١٢٦ - قَدِ اجْتَمَعَ فِي يَوْمِكُمْ هَذَا عِيدَانِ فَمَنْ شَاءَ أَجْزَنَهُ مِنَ الْجُمُعَةِ وَإِنَّا مَجْمُعُونَ إِنْ شَاءَ اللهُ د هـ ك ق عن أبي هريرة هـ عن ابن عباس هـ عن ابن عمر)
4126- Sizin bugününüzde iki bayram bir araya gelmiştir.
İsteyene bu bayram namazı cumaya da kifayet eder. Fakat biz inşaaallah yine geleceğiz.
٤١٢٧ - قَدْ رَحِمَهَا اللهُ بِرَحْمَتَيْهَا ابْنَيْهَا (طب) عن الحسن قال جانت امرأة الى النبي ء م ومعها ابنان لها فاعطاها ثلاث تمرات فاعطت بينها كل واحد منهما تمرة فاكلا تمرتيهما ثم جعلا ينظران الى امهما فشقت تمرتها نصفين بينهما قال فذكره)
G
4127- Allah ona, çocuklarına karşı gösterdiği şefkatten
986
İyilik Eden İyilik Bulur
"İyilik eden kimseye zamanı geldiğinde başkalarının da iyilik..." edeceğini anlatmak için "İyilik eden iyilik bulur." deriz. Ayrıca bu atasözünü genellikle insanların ihtiyacını gi-dermek için koşturan ve iyilik yapmaktan geri durmayan in-sanlardan bahsederken bir saygı ifadesi olarak da kullanırız.
Özellikle yaptığı iyiliği başa kakmayanların ve sırf Allah'ın hoşnutluğunu gözeterek iyilik yapanların ahirette görecekleri hürmet ve ikram daha büyük olacaktır. Nihayetinde "Kim zer-re miktarı hayır yapmışsa onun (karşılığını) görür."11
Bu ilahi bir hüküm olup yapacağımız hayırlı, yani iyi işle-rin sayısını artırmaya bakalım. Gerçi insanı, insandan uzaklaş-tıran ve iyilik yapmaktan soğutan bazı etkenler de yok değil-dir. Sözgelişi kıskançlık, haset, yalan, dedikodu veya iftira gibi asılsız sözler, iyilik edenlerin önündeki en büyük engellerden birkaçıdır. Biz yine de iyilik yapmak için fırsat kollayalım. İyi
11 Zilzal Suresi 7. Ayet Tefsiri
-90-
YanıtlaSil
yuksel17 Ağustos 2026 22:11
ve samimiyetle yapılan her işin sadaka ve ibadet hük-de olduğunu unutmayalım lütfen.
"Bu minvalde kişinin anne babasına iyilik etmesi, bir ga-hanın gözünun yaşını silmesi, bir öksüzün ya da yetimin sanı okşaması, bir öğrencinin masraflarını karşılaması, bir yara saygı gösterilmesi, bir hamileye otobüste yer verilmesi je ibadettir 12 Yeter ki biz niyetlerimizi güzel kuralım, alıp verdiğimiz her nefes bile ibadete dönüşecektir.
Tıpkı iyilik edenlerin iyilik bulması gibi kötülük edenlerin gelecektir. Kaba kuvvetini veya bulunduğu mevki-makamı de yapmış oldukları kötülüklerin karşılığını görecekleri gün kötu niyetle kullanan kisi bilmelidir ki her "Kim... zerre mik-un şer işlemişse onu (karşılığını)..." görecektir. 13 Bundan hic kimsenin şüphesi olmasın.
Şu yeryüzünden öyle itibarlı, varlıklı, güçlü kuvvetli kim-seler gelip geçmiştir ki artık onların esamesi bile okunmaz olmuştur. Bizim de geleceğimiz nokta işte burasıdır; toprak olup gitmektir ama bu bir yok oluş değildir.
Peki ya, nedir?
Elbette yeniden bir diriliştir.
Kur'an-ı bir ifadeyle söylemek gerekirse: "(O gün) Sûra üflenecek, ardından -Allah'ın diledikleri dışında- göklerde ve yerde bulunanların hepsi düşüp ölecek; sonra sûra yeniden üflenecek ve onlar birden ayağa kalkmış, etrafa bakıyor ola-caklar. "14
Şimdi gelelim en can alıcı soruya; herkesin Allah'ın huzu-runa toplanacağı o dehşetli günde, O'nun huzuruna neyle veya nasıl bir şekilde varmak isterdiniz?
12 Hadislerle İslam II İbadet / Kulluğun Gereği s. 32
13 Zilzal Suresi 8. Ayet Tefsiri
14 Zümer Suresi 68. Ayet Tefsiri
-91-
YanıtlaSil
yuksel17 Ağustos 2026 22:12
Herhalde kimse O'nun huzuruna dünyadayken slema olduğu kötülükler ile çıkmak istemezdi. O hâlde zerre mil size önemsiz gibi görünen bu küçücük iyilikler sayesinde "O kadar da olsa iyilik yapmaktan geri durmayalım. Bakars sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altından ırmaklar akan cennet-lere, adn cennetleri içindeki güzel köşklere koyar. İşte büyük kurtuluş budur."15 İyilikleriniz kabul, ibadetleriniz makbul olsun.
15 Saf Suresi 12. Ayet Tefsiri
-92-
371- (Kıtlık zamanında) susuzluk ve açlık şiddetlenince bir ekmek, bir de büyük kap suyla yetin de kendi kendine dünya ve dünya ehline helak olmak vardır de.
۳۷۲ - إِذَا اشْتَرَى أَحَدُكُمْ لَحْمًا فَلْيُكْثِرُ مَرَقَتَهُ فَإِنْ لَمْ يُصِبْ أَحَدُكُمْ لَحْمًا أَصَابَ مَرَقًا وَهُوَ أَحَدُ اللَّحْمَيْنِ (ت) طب ك هب عن علقمة بن عبد الله المزني عن ابيه)
372- Sizden biriniz et satın aldığı zaman onun yemeğini (suyunu) çoğaltsın. Çünkü birinize et isabet etmezse (hiç olmazsa) suyunu bulur ki, ona etin hassası geçmiştir.
۳۷۳ - إِذَا اشْتَرَيْتَ نَعْلاً فَاسْتَجِدْهَا وَإِذَا اشْتَرَيْتَ ثَوْبًا فَاسْتَجِدْهُ وَإِذَا اشْتَرَيْتَ دَابَّةً فَاسْتَغِرَّهَا وَإِذَا كَانَتْ عِنْدَكَ كَرِيمَةُ قَوْمٍ فَأَكْرِمْهَا (طس عن ابي هريرة)
373- Pabuç satın aldığın zaman yenisini al. Elbise satın aldığın zaman yenisini al ve hayvan satın aldığında da en pahalı-sını al. Yanında bir kavmin efendisi bulunursa ona ikram et.
٣٧٤ - إِذَا اشْتَرَيْتَ بَيْعًا فَلا تَبِعْهُ حَتَّى تَقْبُضَهُ (حم ن حب قط والباوردى والقاسم بن اصبغ ومحمد بن عبد الملك عن حكيم بن خرام
374- Bir şeyi satın aldığın zaman, onu tam teslim alma-
dan satma.
٣٧٥ - إِذَا اشْتَكَى أَحَدُكُمْ فَلْيَضَعْ يَدَهُ حَيْثُ يَجِدُ أَلَمُهُ ثُمَّ لِيَقُلْ: أَعُوذُ بِعِزَّةِ اللهِ وَقُدْرَتِهِ مِنْ شَرِّ مَا أَجِدُ وَأُحَاذِرُ سَبْعًا (م عن عثمان بن ابی العاص)
375- Birinizin bir sancı (ağrı)sı olursa, elini sancının bulu-nduğu yere koysun ve yedi kere şöyle desin: "Eûzü bi izzetillâhi ve kudratihî min şerri mâ ecidü ve ühâziru."
٣٧٦ - إِذَا اشْتَكَى الْمُؤْمِنُ اَخْلَصَهُ ذَلِكَ مِنَ الذُّنُوبِ كَمَا يُخْلِصُ الْكِيرُ خُبْثَ الْحَدِيدِ (حب طس خ في الادب عن عائشة)
103
ez,
ايد
4164- Kişinin müslüman kardeşi ile gece ibadet etmesi, bir sene mescitteki itikafından hayırlıdır.
-٤١٦٥- قيدوا العلم بالكتابة خط كر عن انس طب ك قط خط فى تقييد العلم
كر عن ابن عمر وطب عن انس ك عن عمر )
4165- İlmi yazı ile kaydedin.
٤١٦٦ - قَيِّدْهَا وَتَوَكَّلْ (خط) كر عن ابن عمر قال قلت يا رسول الله ارسل واتوكل قال فذكره قال خط متروك طب هب كر عن جعفر عن ابيه)
4166- Onu bağla da, sonra tevekkül et. (Birisi, devesini saliverip de mi tevekkül edeceğini sorduğunda bu hadis varit ol-muştur.)
٤١٦٧ - قِيلَ لِي يَا مُحَمَّدُ لِتَتُمْ عَيْنُكَ وَلِتَسْمَعْ أُذُنُكَ وَلِيَعِ قَلْبُكَ فَنَامَتْ عَيْنِي وَوَعَى قَلْبِي وَسَمِعَتْ أُذُنِي (ابن سعد عن ابي بكر بن عبد الله مرسلا)
4167- Bana melekler tarafından şöyle denildi: "Ey Mu-hammed! Gözün uyusun, kulağın dinlesin. Kalbin de ezberlesin. Bunun üzerine gözüm uyudu, kalbim ezberledi ve kulağım da i-şitip dinledi."
٤١٦٨ - قُضِيَ بِالشَّفَعَةِ فِي كُلِّ مَا لَمْ يُقْسَمْ فَإِذَا وُقِّتَ الْخُدُودُ وَصُرِفَتِ الطُّرُقُ فَلَا شُفْعَةَ (حم هـ ع عن جابر)
4168- Taksim edilemeyen mal "Şüfa" ile hükmedilir. Hudutları belirlenir ve yolları beyan edilirse şüf'a olmaz.
٤١٦٩ - قُضِيَ بِالْيَمِينِ مَعَ الشَّاهِدِ الْوَاحِدِ (حم ش م ج هـ عن ابن عباس هـ حم ت ق ض عن جابر د ت هـ ق عن ابي هريرة وعشرون عن عشرة
4169- Tek şahitle birlikte yeminle hükmedilir.
000
995
Yabancı hükümdarlar demiş ki:
Bütün pişmanlıklarım söylediğim sözlerden oldu. Söyle mediklerimden hiç pişman olmadım.
Söylemediğim sözlerin sahibiyim. Fakat söylediğim sözler bana sahip oldu. O sözlerin kölesi oldum.
Ba'zı sözleri söylemeğe gücüm yetiyor, fakat söylediğim sözleri geri almağa gücüm yetmedi.
***
Din büyükleri buyuruyor ki:
Bir kimsenin câhil olduğu altı vasfı ile tanınır:
1- Her şeye kızar. Taşa çarpsa taşa kızar. Hayvana kızar. İnsana kızar. Tez kızar ve kızgınlığını kolay kolay yenemez.
2- Faydasız söz söyler.
3- Sır saklayamaz.
4- Malı yerli yerince harcayamaz.
5- Herkese güvenir.
eder. 6- Dostunu düşmanını bilemez. Kötü insanlarla arkadaşlık
★★★
Susmakta yedi faide vardır; Çünkü sükût;
1- Yorulmadan yapılan ibâdettir.
2- Masrafsız takılan bir zinettir.
3- Hükümdarlığa muhtaç olmadan ele geçen bir devlettir.
4 Duvara ihtiyaç duyulmadan yapılan kaledir.
5- Çalışmadan kazanılan zenginliktir.
6- Günah yazan melekleri dinlendirmektir.
7- Ayıpların kapatılmasıdır.
★★★
Sükût, âlimin zineti, cahilin ayıplarının perdesidir.
Sözü çok olanın, sürçmesi çok olur.
işler. Çok söz edenin kalbi kararır. Kalbi kararan ise çok hata
264
YanıtlaSil
yuksel27 Ağustos 2026 07:55
Hizmet Limited Şirketi Yayınları No: 13
BİR BİLENE
SORALIM
Cild 3
HİZMET 12
GAZETE ECİLİK VE MATRAACILI
MEHMED ALİ DEMİRBAŞ
224
Dr. İsmail Alper KUMSAR
arasında kafiyeli olan pendnameler, ahlâk ve edebe dair âyet, hadis ve kelâm-ı kibarların sıkça kullanıldığı metinlerdir:
Bitir bir işi gayre sonra yüz tut Ki bir koltukta sığmaz iki karpuz Döner şerre sakın uzatma hayrı Uzat şerri ki hayra döner seyri Nasihat edicek dinle uluyu Kalırsın dinlemez isen uluyu Bu pendin dinlemedin mi ananın Ki olmaz oğlu kızı utananın
Pendnameye örnek olarak gösterilen yukarıdaki metin-de görüldüğü üzere pendname ya daha önceden söylenmiş hikmetli sözlere atıfta bulunmakta ya da doğrudan doğruya nasihat etmektedir. Nitekim birinci beyitte "Bir koltuğa iki karpuz sığmaz" atasözü, ikinci beyitte "Hayırda acele edi-niz" hadisi, üçüncü beyitte "Ulu sözü dinlemeyen uluyakalır" atasözü dördüncü beyitte ise "Utananın oğlu kızı olmamış" atasözü ekseninde nasihat edilmeye çalışılmıştır. 14
sehl-i mümteni: "Kolaylık" anlamına gelen "sehl" ile
"imtina eden, çekinen, zor olan" anlamına gelen "mümteni" kelimelerinin birleşmesinden doğan sehl-i mümteni tamla-ması "zorluktaki kolaylık" gibi bir anlama gelmektedir. Bu terim edebiyatta, sade ve düz olması nedeniyle yazılması ko-laymış gibi görünen ancak yoğunluğu ve dilinin ustaca kulla-nımından dolayı taklit edilmesi mümkün olmayan eserler için kullanılmaktadır. Akif, bu terimi şu sözlerle tarif eder: "Her-kes söyleyebilir zannolunduğu hâlde herkesin kârı olmayan sözlerdir ki güzel bir meal en tabii bir üslup gayet revân bir tarzda nazm edilirse meydana gelen şiir sehl-i mümteni
14 Ayrıntılı bilgi için bkz. Cem Dilçin, a.g.e., s. 188.
YanıtlaSil
yuksel31 Ağustos 2026 05:53
Safahat'ta Özlü Sözler
225
olur."15 Akif'in sehl-i mümteniye verdiği bazı örnekler ise şu şekildedir:
Reşadı anlamaz âdem, dalâli anlamadan (Naci)
Berg ü barından biz el çektik bu fâni gülşenin Meyve-i maksûd ister olsun ister olmasın (Fasih Dede)
Çeşm-i insaf kadar kâmile mîzân olmaz Kişi noksânını bilmek gibi irfân olmaz (Talib)
Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner Gam u şâdî-yi felek böyle gelir, böyle gider (Enderunlu Vasıf)
Erişir menzil-i maksûda âheste giden Tîz-reftâr olanın payına dâmen dolaşır (Hatemi)
15 Mehmed Akif Ersoy, Osmanlı Edebiyatı Ders Notları, (Haz. Ömer Hakan Özalp), Bağcılar Belediyesi Kültür Yay., İst., 2015, s. 110.
KAZIM YURDAKUL
167 Afganistan...208 ellikle dikkat edin lütfen. Atatürk, 1927 yılında, Türkiye Cumhu-yeti'ne bir Islâm Devleti diyor). Türkiye, İran ve Hindistan'ı, diğerlerini, Suriye ve Irak'ı saymıyor. O gün için bağım-Buraya da önemle dikkat: Fransız ve Ingilizlerin elinde olan Suud'u. devlet olarak sadece bu üçünü görüyor). Ve bugün İslâm Devletleri halktığında, Hilafet, yeniden tesis edilecektir. Ama eskisi gibi baba-üsüdür. Günü geldiğinde; İslâm Devletleri tekrar güçlenip ayağa jan oğula değil; aşağıdan yukarıya doğru oluşturulacak bir kurul yoluyla olacaktır. 209
Rahmetli Aytunç Altındal, bu son paragrafı teyit ederken, vasiyet-te de bu minvalde madde olduğunu, bunu açıklayacağını, yazacağını 210 etti. söyledikten hemen sonra, anlaşılmaz bir hızla akciğer kanserinden vefat
Bütün bu yazdıklarım olmasa, tek başına telaffuz etmeyeceğim bir Atatürk'ün vasiyetinin 2. maddesinin bu konu olduğunu iletti. teyit daha var ki; kendisi, okuduğu iddiasıyla, bir kaynağım olarak bana,
Vasiyet kısmı, iddia. Ama, iddianın önce Altındal'dan gelmiş olması. iddiayı çok kuvvetli yapıyor. Ki benim kaynağım da, iddiayı boşa dile getirmeyecek türden, önemli bir kaynak. Ama iddia ve vasiyet kısmını yok saysak bile; Atatürk'ün Hilafeti kaldırmadığı; günün şartlarında, İngilizlerden ve onun piyonlarından koruduğu211 apaçık ortada...
Birileri, İngilizlerin, Amerikalıların, Hilafet konusunda, o günlerde de, hålen bugün de hangi oyunları çevirdiğini; ve hâlâ görünürde bizden olan birileri üzerinden Hilafeti tesis ederek, İslâm Dünyası'nı yönetmeye çalıştığı gerçeğini açıkladığı için (Bkz. Aytunç Altındal'ın, "2000'li Yıl-
Modernist Müslüman Mustafa Kemal (Haz. Bekir Biçer), s. 137, 138, Ebabil Yayınları, 1. Baskı, 2008.
Ramazan Boyacıoğlu - "Atatürk'ün Hilafetle İlgili Görüşleri", s. 133, 134, Atatürk Araş-tırma Merkezi Dergisi, Cilt 8, Sayı 37, s. 99-136, 1997 (https://dergipark.org.tr/en/down-land/article-file/1663894); Nutuk, s. 433, 434, 1927, Ankara; Haydar Baş - Hoş Geldin Atatürk, s. 543-545, İcmal Yayıncılık, 3. Baskı, 2017; Atatürk'ün Bütün Eserleri, C. 14, s. 338, 339, Kaynak Yayınları, 2015.
Derin Tarih, Şule Yıldırım - "Merhum Aytunç Altındal: 'Mustafa Kemal'in Vasiyet Ettiği Hilafet Gelirse BM'de Türkiye 6. Daimi Üye Olur'", Ekim 2016 (https://www.derintarih. com/soylesi/merhum-aytunc-altindal-mustafa-kemalin-vasiyet-ettigi-hilafet-gelirse-bm-de-turkive-6-daimi-uve-olur/); Habertürk.com - "Atatürk'ü gizli vasiyeti var mı?", 12 Aralık 2013 (https://www.haberturk.com/polemik/haber/902677-ataturku-gizli-vasiye-ti-var-mi): Ahmet Akgül - Bizim Atatürk, s. 283., Buğra Yayınları, 17. Baskı, 2018; Baran Aydan-Aratürk'ün Gizlenen Vasiyeti, s. 25 vd.. Destek Yayınları, 5. Baskı, 2019. Haydar Bag-
Hoş Geldin Atatürk, s. 153 vd.. Icmal Yayıncılık, 3. Baskı, 2017. 111 Sinan Meydan - Panzehir: Gerçeğe Çağrı, s. 294, İnkılap Kitabevi. 6. Baskı, 2017.
YanıtlaSil
yuksel5 Eylül 2026 07:53
168
ASIL KAN
larda Hilafet Girişimleri" konulu mülakatı212) ve bizim uhdemizde Hi-lafeti korumak ve var etmek uğruna ölürken, ölüm seçeneğini de kabul-lenirken; diğer birileri hâlen "Atatürk Hilafeti kaldırdı!" diyerek İngiliz Muhipliği yapmaya devam ediyor. Birileri de cahilce Hilafeti aşağılarken Papa eli öpüyor. Geçelim.
Geçelim de biz yolumuza bakalım. Daha, Tam Bağımsız Devletimizi, yeniden güçlendireceğiz. Daha Hilafet Kurulu'nu kuracağız. Daha, in-sanlığa yeniden medeniyet önderliği yapacağız.
Derin Tarih, Sule Yıldırım - "Merhum Aytunç Altındal: 'Mustafa Kemal'in Vasiyet
Ettiği Hilafet Gelirse BM'de Türkiye 6. Daimî Uye Olur", Ekim 2016 (https://www.der-.com/soylesi/merhum-aytunc-altindal-mustafa-kemalin-vasiyet-ettigi-hilafer-ge e-bmde-rurkiye-6-daimi-uye-olur/); A Haber Resmî YouTube Kanalı - "A HABER ALALTINDAL: "TÜRKİYE BM'DE 6. DAİMİ ÜYE OLABİLİR" (https://www.youtube
intarih.com/
com/watch?v=HZSqE2r4Jiw&ab_channel=AHaber)
YanıtlaSil
yuksel5 Eylül 2026 07:55
ASIL KAN
ÇAKIROĞLU ŞEHİT MUSTAFA PAŞAM
KAZIM YURDAKUL
EDITOR ORHAN EFE ÖZENC
Lopus
YanıtlaSil
yuksel5 Eylül 2026 07:58
Eray Haciosmanoğlu
değmemek, her türlü direnişi bundan sonra ihanet elemanı yapar. Samimiyetin yegâne sağlaması budur!
Davanda samimi isen ve düşmana meydan okuyorsan gu-rur etmez, onu yenen her bilginin peşine düşer, gerçek ile ha-reket edersin. Dedikodu üretmez, bu bilgiyi veya yalanı sahip-lenir, açığa çıkarır, herkesi susturursun. Hatta oradan vurur, üstüne meydan okursun.
Doğru ise ülken yok, anlamıyor musun? Doğru ise içerde-ler! İçeride inanılmaz bir kıyım yaşanıyor ve yenileri yolda iken patinaj çekme! Düşman içeride ise onu saklamanın tek yolu olanları "dış güçler veya küreselciler" gibi isimlerle anmaktır. Haçlılar yerli ve milli kılığında!
Burayı deşip dağıtmayan, anlamlı bir yalanlama ortaya ko-yamayan hiç kimseyi ciddiye almadığımız gibi neye hizmet ettiğinin de takipçisi olacağız. Bu işin altında kalmamak için; yalan ise açığa çıkar, doğru ise buna göre vaziyet al. Bu kadar basit.
Hasan Mezarcı ile Ali Şükrü Bey'in başına Lozan yüzünden ne geldi?
'Bu konunun gölge' ile ne ilgisi var' veya 'kişi delirdi, kendi-ni mehdi ilan etti' de diyebilirsiniz. Ancak kendisinin önceki dönemde söylediği sözlerin bir kısmını Lozan ve Sevr'in aynılı-ğı üzerinden saklanan bir işgale işaret ettiğine bir kafa yoralım. Bunları söylediği için cezaevinde biyokimyasal bir saldırıya uğramış olamaz mı?
Yazının çok sert bölümlerini çıkararak veriyorum.
Hasan Mezarcı: "Ali Şükrü Bey Trabzon Milletvekili. 21-27 Ocak 1923 tarihinde meclis kürsüsüne çıkıyor ve Lozan'a itiraz ediyor."
Bir ay sonra Trabzon Milletvekili Halil Şükrü Bey Çankayanın çay bahçesinde ölü bulundu, gömülü bulundu...
200
GOLGE En Kusursuz Savas Kimsenin Farkında Olmadığı Savustar
meclisine darbe yapılıyor. Şehidimizin kanı da gidiyor. Askerimi-Ve iki gün sonra da birinci meclisine darbe yapuliyor. Miller in can da gidiyor...
Hükümet yok, darbe yemiş... Lozan'a gidiyor Lozan'da hon-feransa Ingilizler, Fransızlar, İtalyanlar sırayla başkanlık yapı-yorlar. Bizim heyete de katiplik veriyorlar. Onlar söyliyor bizim kátip yazıyor. Verilen toprağın listesi 4 milyon kilometre have. Is-met Paşa'nın imzaladığı toprak. Verilen toprak. Ingilize, Fransız'a verilen toprak 4 milyon kilometre kare. Türkiye'nin 8 katı.
"Verdik kurtulduk. Kıbrıs'ı verdik kurtulduk. Batum'u verdik kurtulduk. Kerkükü verdik, Musul'u verdik kurtulduk. Bağdat'ı verdik kurtulduk. Şam'ı verdik kurtulduk. Hicaz'ı verdik kurtul-duk...
Demirel'e göre Kemalistlere göre bu bir dış politika meselesi-dir... Bizi ilgilendirmez diyorlar. Demek ki Bakü bizim için dış politika meselesi ama Rusya için iç politika meselesi, gördünüz mü kafayı? Bağdat bizim için dış politika meselesi, Bosna Hersek bizim için dış politika meselesi Batum bizim için dış politika me-selesi. Gördün mü kafayı? Çünkü kafa dar. Ne demiş ozan:
"Bu hududu kimler çizmiş gönlüme dar geliyor dar ge-liyor gardaşım."
Yani bu hudut Türkiye'ye dar geliyor.
Tunusu Fransızlara terk ettik. Libya'yı İtalyanlara, Suriye'yi Fransızlara, Türkiye'yi Irak'ı İngilizlere tek tek bütün Kafkaslar-daki Balkanlardaki hepsini tek tek yazıyorlar. Ondan sonra son bir madde daha yazıyorlar Lozana, ola ki bir karış bir toprak parçası unutulmuştur diye burada listede sınırlananların dışında bir yer daha varsa Türkiye onlarla da ilgilenmeyecek diyorlar. O da var. Bu da yetmiyor diyor ki İslam hukukunu kaldıracağınızı da taahhüt edin bakalım diyor. Yani Lozan'da resmen var."
Hukuk sistemimiz de ipotek altına alınmıştır. Hangi hukukla muamele göreceğimize de Lozan karar veriyor. İslam hukukunu
201
YanıtlaSil
yuksel5 Eylül 2026 08:00
Eray Hacıosmanoğlu
kaldıracaksın, Haçlı (Roma, Italya) hukukunu getireceksin diyor. Bizim heyet tamam diyor altını imzalıyor. Olay budur.
Neyi kaybetmişsek doğrusunu söyleseydiler bu millet 70 sene-vatandaşlarıyla buluşmak için büyük bir çalışma yapardı. Neyi den beri eski topraklarıyla, kaybettiği topraklarıyla, kaybettiği kaybetmişse onu kazanmaya çalışırdı. Neyi kaybetmiş? Hürriye-tini. Onu kazanmaya çalışırdı. Neyi kaybetmiş? Hilafetini. Onu kazanmaya çalışırdı.
Peki, Suriye'yi kim kurtardı o zaman Allah aşkına? Cevap versinler kurtulduk diyenler. Irak'ı kim kurtardı? Hicaz'ı kim kurtardı? Libyayı kim kurtardı? Mısır'ı kim kurtardı? Fas'ı, Cezayir'i, Tunusu kim kurtardı? Irak ne kadar kurtulduysa Tür-kiye de o kadar kurtuldu. Suriye ne kadar kurtulduysa Türkiye o kadar kurtuldu. Irak'ın sınırını kim çizdiyse Türkiye'nin sınırını da o çizdi. Suriye'nin sınırını....
Bizim 6 asırlık vilayetlerimiz bunlar. Ve Irak'ın Suriye'nin düzenini kim kurduysa Türkiye'nin düzenini o kurdu. Müslü-manların arasındaki sınırların tamamını kaldıracağız ki rahat-ladığımızı hissedelim. Öyleyse değerli arkadaşlarım, ne olmuş? 70 seneden beri bu millete neden kurtulduk diye yalan söylüyor-sunuz? Siz Lozan masasında 4 milyon kilometre toprağı resmen bıraktınız mı? Kurtulduk.... Verdik kurtulduk... Batı Trakya'yı verdik kurtulduk. Adaları verdik kurtulduk. "...
Şimdi bu ifadelerden ne anlıyoruz? Onu ortalıkta 'mehdi' diye gezdirenler acaba bu işgalin de tezgâhlayanı olamaz mı? Resmen bu millete sorgulanamaz bu alan için meydan oku-muyorlar mı?
Bırakın bu konular doğruydu değil idi kısmını... Doğru-luğunda şüphe olmamasına rağmen ihtimali için bile bu işin peşine düşülür. Katledilen aileler, parçalanan ülkeler ve inanıl-maz bir sefalet düzeni için tam bir kontrol yolda iken hakika-tin bâtıla galip gelmesi şarttır.
202
GOLGE En Kusursuz Savaş Kimsenin Farkında Olmadığı Savaştır
Ali Şükrü Bey'in öldürülüp 1923'te meclis bahçesine gö-mülmesi meselesi, gerçekten de o günlerin düğümünü çözecek olaydır. Aslına bakarsanız Ali Şükrü Bey tam da bu tür konuş-ma yaptığı için öldürüldü. Hasan Mezarcı tam da bu konuş-mayı yaptığı için belki de delirdi. Delirtildi... Veya 'mehdi' ilan edildi... Kim biliyor?
Çok garip değil mi? Sevr ve Lozan'a dokunan çarpılıyor. Nedir bunun adı? Bu nasıl hakikat? Bu aslında neden bu kadar önemli? Neyi saklıyorlar?
Lozan/Sevr'in aynı olup saklanması demek, işgal kuvvetle-rinin hâlâ partiler üstü bir yetkiyle içeride gizleniyor demektir. Bu durumda kararları biz veremediğimize göre partiye dayalı bir umut imkânsız görünüyor. Hatta parti algoritması toplu-mu temsil kılıfıyla kandırmak içindir. Durumun ciddiyeti an-laşılıyor mu?
Bakara suresi 140-150 arasındaki Kıble ayetleri, "Yüzünü nerede olursan ol hakikate dön" der. Ben dahil kişilerin bu davada zerre hükmü yoktur.
"Sakın yanlış yolda olanlara bel bağlamayın; yoksa o ateş sizi de yakar. Sizin Allah ile aranıza girecek bir dostu-nuz yoktur." Hud, 113
ROCKEFELLER VAKFI ve KEMALİZM PROGRAMI
Tarih 11 Kasım 1954/Cumhuriyet Gazetesi Aşağıdaki bel-ge Cumhuriyet gazetesine ait. Ancak burada enteresan bir bil-giyi daha vereyim. Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nâdî'nin ailesinin isimlerine bakın! Tiraje, Ratip, Bihin, Mary Elizabeth, Homer Lange, David Tonge. Bir de Cumhuriyet gazetesi yazarı Doğan Nâdî'nin iki torununun adlarına bakın! Riley ve Waylon. İyi de hani kurtulmasaydık bizim adımız Yorgo olacaktı? Neyse aşağıdaki konu daha önemli. Konumu-za dönelim.
203
YanıtlaSil
yuksel5 Eylül 2026 08:03
Eray Haciosmanoğlu
dı, olmayacak... Gelmedi ve gelmeyecek. Sen, ben ve biz... İşte vatan da bu devlet de.
Bu aslında olanı anlayıp dünyayı onlara dar edebileceğimiz bir savaş. Ne duruyorsun?
Altta kalanın canı çıksın.
"Yeryüzünde böbürlenmelerini ve Allah'ın mesajlarıma karşı, kötü düzenler kurma çabalarını artırdı. Halbuki bü-tün kötü düzenler, sonunda sadece sahiplerine dolanır. Yoksa onlar, önceki günahkarların sürüklendikleri yoldan başka bir şey mi bekliyorlar? Sen Allah'ın tuttuğu yol ve yöntemde hiç-bir değişiklik göremezsin; evet sen, Allah'ın yol ve yönteminde sağa sola sapma da bulamazsın." Fatır, 43
Dünyadaki Roma işgal sisteminin çalışma prensipleri:
1- Birleşmiş Milletler Antlaşmaları:
BM'ye üye olan ulus devletler BM antlaşmaları uyarınca dev-let olma haklarını Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyine dev-retmiştir. BM'nin alacağı her karar kanun hükmündedir ve ulus devletler harfiyen yerine getirmek zorundadır.
Anayasanın 90. Maddesi bu konuyu uluslararası antlaşmalar olarak ele alır.
Ulus devletler düşmanlarına savaş ilan edemez, istediği sila-hı üretemez, istediği kadar silah üretemez, istediği kadar ordu barındıramaz. Ulus devletlerin devlet olma vasıfları ellerinden alındığı için tüm ulus devletlerin askerî bakanlıklarının adı sa-vunma bakanlığıdır. Bir devletin savunma bakanlığı olmaz, savaş bakanlığı olur. BM ulus devlet ordularını ve silahlarını istediği gibi kullanabilir, istediği ulus devlete savaş ilan edebilir, düşman olarak belirlediği bölgenin elektrik, su, gıda, internetini kesebilir, yollarını kapatabilir.
Buradan anlaşılacağı üzere ulus devletler egemenlik hakları
262
GÖLGE En Kusursuz Savaş Kimsenin Farkında Olmadığı Savaştır
elinden alınmış devlet olmayan BM'ye bağlı unsurlardır.
2- Hastane Düzeni
Roma'nın işgal düzeninin en önemli ayağı 'Hastane Şövalye-leri Askerî Düzeni'dir.
Bugün bu şövalyelik, Malta Şövalyeleri olarak tüm dünyada sağlık sistemini kontrol etmektedir. Bu düzen binli yıllarda Haçlı seferleri sırasında Haçlılara sağlık hizmeti vermek için kurulmuş-tur. Daha sonra Müslümanlarla savaşan askerî bir yapıya bürün-düler. Kudüs'ten Kıbrıs'a, Kıbrıs'tan Rodos'a, Rodos'tan Malta'ya yerleştiler. Osmanlı ile en çok savaşan askerî tarikattır. Bugün dünyada hastanecilik, ambulans, kan toplanması, aşı, ilaç, tıbbi cihazlar bu şövalye düzeninin kontrolündedir. Aytunç Altındal bu konuyu kitapları ve videoları ile çok defa dile getirmiştir. He-Man çizgi filmleriyle büyüyenler bilirler. Kahramanın göğsünde-ki logo, Malta şövalyeleri logosuyla aynıdır. Üstelik ülke genelin-deki birçok hastane de aynı.
Bu kitap sadece size gelecekte olacakları haber verme niyeti taşımaz. Aynı zamanda yüz yıldır saklanan işgali ve size saldıran tüm yapıların aynı işgalin devamı olan bir mekanizma olduğunu anlamanızı sağlamaya yarar.
"Inkârcılar da birbirlerinin (yardımcıları, koruyucuları, mütte-fikleri ve) dostlarıdır. Eğer (siz de kendi aranızda ittifak sağlayarak) gerekeni yapmazsanız, yeryüzünde bir karışıklık ve büyük bir bozul-ma olacaktır." Enfal, 73
263
YanıtlaSil
yuksel5 Eylül 2026 08:05
ERAY HACIOSMANOĞLU
EN KUSURSUZ SAVAŞ
KİMSENİN FARKINDA OLMADIĞI SAVAŞTIR
GÖLGE
saklanan işgal!
içerdeler...
HADI
Yeryüzündeki âlimler, gökyüzunu yıldızlar gibidir. (Ibn Hanbel, II, 1516)
KUFELİ BİR ALİM: EBÛ HANÎFE
İmâm-ı Azam olarak da tanınan Ebû Hanîfe, İslam hukuk düşüncesinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. İmâm-ı Âzam ünvanı, hukuki düşünceye yaptığı katkı ve çağdaşları arasında sahip olduğu üstün konumdan kaynak-lanmaktadır. 699 yılında Kûfe'de doğmuştur. Ticaretle uğraşan varlıklı bir aileden gelen Ebû Hanîfe, ilim öğrenmeden önce kumaş tüccarlığı yapmış; daha sonra ilim hayatına atılmıştır. Hayatı maddi sıkıntıdan uzak geçmiş, Kur'an'ı ezberleyip kıraat ilmini öğrenmiştir. Zeki olan Ebû Hanîfe, çevredeki âlimler tarafından ilme yönlendirildi. Akaid ve cedel ilmini öğrenen Ebû Hanîfe, inkârcılarla tartışarak Ehl-i sünnet anlayışının oluşmasına katkı-da bulundu. Fıkha yönelmesinin sebepleriyle ilgili farklı rivayetler olsa da, Hammad b. Ebû Süleyman'ın öğrencisi olarak fıkıhta uzmanlaştığı belir-tilmektedir. Ebû Hanîfe, Hammad'ın ölümünden sonra onun yerine ders vermeye başlamış ve binlerce öğrenci yetiştirmiştir.
BEDİÜZZAMAN SAID NURSI
Tarih-i âlem serâpâ şehadet ediyor ki, asker neferatının T siyasete müdahaleleri, dev-letçe ve milletçe müthiş zararları intâc etmiştir.
Eski Said Dönemi Eserleri, s. 80
***
Onuncu Cinayet: Harhive Mar
Uldugunu da görmü-yoruz. Aksine biz sizin yalancı olduğunu-zu düşünüyoruz." (Hûd, 27)
Hz. Peygamber'e karşı koyanlar da Ebu Cehil, Ebu Leheb ve Ümeyye bin Halef gibi Mekke'nin kodaman ve kibirli takımıydı. Onlar Bilal, Ammar, Süheyb gibi gariban-larla aynı karede görülmek istemiyorlar-dı. Hz. Peygamber'den kendileri için özel gün belirlemesini istiyorlardı. Zaten Hz. Peygamber'i peygamberliğe lâyık görmü-yorlardı. Çünkü yetim ve fakir idi. "Onlar bu Kur'an iki büyük şehirden (Mekke ve Taif'ten) bir büyük adama indirilse ol-maz mıydı?" (Zuhruf, 31) Velid bin Muğire şöyle demişti: "Kureyş'in büyüğü ve efen-disi olan ben yahut Sakif kabilesinin ulusu Amr bin Umeyr dururken Kur'an Muham-med'e mi inecek?"
Tarih baştan sona bu imansız müc-rim ve müstekbirlerle mü'min, gariban ve müstezafların mücadelesiyle doludur. Günümüzün mücadeleleri de aynı çizgi ve tarzda devam etmektedir. Para, silah ve medya gücüne sahip modern firavun-lar dünyamızı kaosa ve uçuruma sürükle-mektedirler.
66
Acı olan bugün nefsinin kölesi olan bazı liderler dünyaya efendilik taslıyorlar.
Servetlerine, silahlarına güvenen modern dünyanın Firavun ve Nemrutları aslında farkında olmadan kendilerinin ve milletlerinin sonunu hazırlıyorlar.
"Zulümle âbâd olanın akıbeti berbat olur." gerçeğini göremiyorlar.
Tarih nice zorba mütekebbirlere ve onların korkunç akıbetlerine şahittir.
SN: 1302-5317
Dir Hasta عند Zehir
بسم الله الرحم الرحيم
Aziz Okuyucu
Aziz okuyucu,
Tevbe suresini okuduğunuzda, cihadın, nasıl zorlu bir şey olduğunu, insanın nasıl bir iç muhasebe ya-şadığını, cihad karşısındaki tavrımızın Allah Teala nezdinde nasıl karşılandığını daha iyi anlıyorsunuz.
Cihad büyük bir şey.
Büyük bir imtihan.
Can ve mal imtihanı.
Allah Teala, mü'minler Tebük savaşı için seferberli-ğe çağrıldığında yaşanan tereddütleri Tevbe sure-sinde çok ürpertici bir lisanla bizlere bildiriyor:
"Ey iman edenler! Size ne oluyor da, "Allah yolun-da cihada çıkın" denildiğinde, bazılarınız ağırdan alarak bulunduğunuz yerden kımıldamak istemi-yorsunuz. Yoksa siz, ahireti bırakıp, sadece dün-ya hayatına mı razı oldunuz?" (Tevbe, 38)
-Cihada çağrıldığınızda bulunduğunuz yere mıhla-nıp, çakılıp kaldınız.
-Yoksa ahireti bırakıp dünyaya mı razı oldunuz?
Böyle bir iş olabiliyor demek ki cihadla insan ara-sındaki ilişki.
Tebük'ten geri kalanlardan mazeret gösteremeyen bir kısım insana günlerce boykot uygulanıyor.
Boykot.
Müslüman toplum içinde müthiş bir yalnızlaşma cezası veriliyor.
Böyle bir şey cihadla Müslümanın ilişkisi.
Ama böyle zor bir imtihan bile, içindeki niyetle de-ğer ve anlam kazanıyor.
"Küçük cihad - Büyük cihad" kavramları İşte Tebük gibi "Zor savaş" diye nitelenen bir seferle bağlantılı olarak İslam kültür potasına giriyor.
Tebük'ü "Küçü cihad" diye nitelemek...
Ve Tebük'ten "Büyük cihad"a doğru yol almak...
Verilen bilgilerden öğreniyoruz ki, bizzat Rasulul-lah sallalahü aleyhi ve sellemin fem-i saadetinden duydukları bu kıyaslama bile Tebük'ün kahraman-larını şaşırtıyor.
-Büyük cihad nasıl bir şey ki,. Tebük'ten daha büyük olsun?
Nefsi adam etmek.
Şuuru-bilinci masivadan arındırmak.
Her şeyi, ve tabii cihadı Allah için yapmak.
Allah rızasının önüne başka şeyler geçirerek amel defterini sıfırlamamak.
İç dünyada böyle bir operasyon yapmak kolay de-ğil.
İç dünyayı bu çerçeve içinde sürekli zaptu rapt al-tında tutmak kolay değil.
"Kötülüğü emreden" bir iç güç karşısında sürekli teyakkuz halinde bulunmak kolay değil.
Asıl zorlu savaş orada yaşanacak.
Altınoluk, aslında 25 yıldır insanın bu zorlu savaşına dikkat çekerek, o alanda karşı karşıya kalınan-kalı-nacak olan problemleri tahlil ederek geliyor.
Bu sayımızda "can imtihanı" olarak mal ve can ciha-
dı ile kalb imtihanı olarak nefs cihadını değerlendi-relim istedik.
"Küçük cihad" denilen can ve mal imtihanını asla küçümsüyor değiliz.
Onun büyüklüğü, malı ve canı ortaya koymak ge-rektiği zaman görülür.
Ama, "Büyük cihad" denen hadise de, insanı sürekli
nöbette tutan o yüzden de, varlığımızın tüm hüc-relerini seferberlik ruhuyla donatmayı zaruri kılan bir mesele...
İnsan, karşısında müşahhas bir düşman görürse, onu önemsememek edemez.
Ama, içinde mevzilenen ve kendi varlığına yapışan bir yokediciyi görmeyebilir, ihmal edebilir, önem-semeyebilir, hatta kendisinin olmazsa olmazı gibi telakki edebilir.
Onun farkında olmak. Ve ona karşı uyanık olmak.
Tasavvuf bunun için bir bilinç inşası demek.
Altınoluk, böyle bir hassasiyet sunmaya çalışıyor.
Dileriz kendi içimizde ve okuyucu dostlarımızın yü-
reğinde böyle bir diriliğe vesile olunur.
Sizleri Kasım sayımızla başbaşa bırakıyor, saygılar sunuyoruz. Allah'a emanet olunuz..
"Suya sabuna dokunmak" ifadesi, aslın-da risk alan, konforu bozan ve hakikati di-le getiren metinler için kullanılır. Yani kimseyi rahatsız etmeyen değil; bilakis rahatsız ederek düşündüren yazılardır.
Bu yazılar, toplumsal sorunlara değinir, yanlışı açıkça eleştirir, menfaat, çıkar, ada-letsizlik gibi konulara girer.
Hem yazanın, hem okuyanın konfor alanını sarsar.
Bu tarz yazılar çoğu zaman eleştirilir, tepki çeker, ama aynı zamanda etki bira-kır. Aslında "suya sabuna dokunan yazı", "hakkı söylemekten çekinmemek" anla-mındadır.
Özellikle: "Menfaat-i şahsiyeye himmeti hasretmek" eleştirisi, tarafgirlik ve taassu-bun reddi, vicdanın susturulmasına karşı çıkış, bunların hepsi tam anlamıyla bu ka-tegoriye girer.
Sessizliğin bir konforu vardır. Suya sa-buna dokunmak bu konforu bozar. Bedel ödetir. İnsan da en çok haksızlık karşısın-da sessizliğin konforuna kapıldığı anlarda kaybeder. Yani yanlışı gördüğü halde sus-tuğu zaman.
Bugün herkes doğruları biliyor; fakat çok azı konuşuyor. Çünkü konuşmanın bir bedeli vardır. İşini kaybetmek, dışlan-mak, yalnız kalmak, rahatını ve itibarını
kaybetmek... Bunların hepsi bir ihtimal dir. Konuşmanın bir bedeli, varsa susma nın da bir bedeli vardır.
Peki, susmanın bedeli nedir?
mak da cesaret değildir. Susmanın bedeli Her susmak fazilet değildir. Her konuş bazen vicdandadır. Eğer vicdan kalmışsa. Vicdan sustukça, yanlışlar cesaret bulur. Adaletsizlik büyür ve bir süre sonra insan, sustuğu şeyin parçası haline gelir.
Belki de en tehlikeli kötülük, yapılan değil; normalleşendir.
hakikati rahatsız etmeyen, hiçbir yan-Suya sabuna dokunmayan yazılar; lışla yüzleşmeyen, kimsenin konfor alanını bozmayan yazılardır. Böyle ya-zılar çoğu zaman okunur ama iz bırak-mez, vicdanı sarsmaz. Bu yazılarda ge-maz. Çünkü risk taşımaz, bedel iste-nel geçer cümleler kurulur, herkesin kabul edeceği kadar yüzeysel kalınır, problemin adını söylemekten bile ka-
çınılır, sistem, nefis veya modern alış-kanlıklar eleştirilmez, netice de okuya-ni rahatsız etmek yerine uyuşturur.
Oysa hakikat zaten biraz sarsıcıdır. Ha kikati, tamamen steril håle getirmek, onun tesirini etkisizleştirmek olur.
letten bahsedilemez, bencillikten bah-Çünkü zulümden bahsetmeden ada-setmeden ahlâk, menfaatperestlikten bahsetmeden ihlás, her türlü bağımlı-lıktan bahsetmeden hürriyet, anlatıla-maz. Vicdan körelmesinden bahsetme-den insanlık da konuşulamaz.
san, okuduğu bir yazıda kendisini gör-Hasılı, hakiki fikir biraz yük taşır. İn-meli, rahatsız olmalı, hatta iç muhase-beye zorlanmalıdır. Çünkü vicdan ço-uyanır. ğu zaman konforla değil; sarsıntıyla
kaç kişiyi memnun ettiğinde değil; kaç ki-Bu yüzden bazen bir yazının değeri, şiyi rahatsız ettiğinde ortaya çıkar.
ve da
Küçü
Bediuzzan
ri'nin Barla'y
mu program vün düstun
antara sahne
minin önced vakit geçim zırladı; cem ya ve hall tesisin ba
Yapılan halkı pr liyetler
Yorumluyorum
YASEMİN YAŞAR
yyasarsebahattin@gmail.com
Suya sabuna dokunan yazılar
4334- Her şeyin bir ilerleyişi, bir de geri gidişi vard Kabilenin hepsinin fakih olması, dinin ilerleyişinin alametidir. B veya iki kuru kafalı kimse hariç bütün kabilenin onu iyi anlamas dır. Dinin geri gidişi, bir veya iki fakih olan kişi hariç, tüm kabile. nin o dini anlamamasıdır. O iki kimsenin de (kabilesi tarafından sözleri geçmez ve zelil görünmeleridir. İnançları hiçbir yardımcı bulamamalarıdır. ve gayelerinde
٤٣٣٥ - لِكُلِّ شَيْءٍ حِلْيَةٌ وَحِلْيَةُ الْقُرْآنِ الصَّوْتُ الْحَسَنُ" (عب ك خط ض عن
انس وابو نعيم عن ابن عباس)
tir. 4335- Her şeyin ziyneti vardır. Kur'an'ın ziyneti güzel ses-
٤٣٣٦ - لِكُلِّ شَيْءٍ أَسٌ وَاسُّ الإِيمَانِ الْوَرَعُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ فَرْعٌ وَفَرْعُ الْإِيمَانِ الصَّبْرُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ سَنَامٌ وَسَنَامُ هَذِهِ الْأُمَّةِ عَمِّيَ الْعَبَّاسُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ سِبْطٌ وَسِبْطُ هَذِهِ الْأُمَّةِ الْحَسَنُ وَالْحُسَيْنُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ جَنَاحٌ وَجَنَاحُ هَذِهِ الْأُمَّةِ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ مِجَنٌ وَمِجَنُ هَذِهِ الْأُمَّةِ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ" (خط كر عن ابن عباس)
4336- Her şeyin bir esası (temeli) vardır. İmanın temeli veradır. Her şeyin fer'i (dalı) vardır. İmanın fer'i (dalı) sabırdır. Her şeyin bir hörgücü (tepesi) vardır. Bu ümmetin hörgücü am-cam Abbas'tır. Her şeyin bir torunu vardır. Bu ümmetin torunu Hasan ile Hüseyin'dir. Her şeyin bir kanadı vardır. Bu ümmetin ümmetin kalkanı Ali b. Ebi Tâlib'dir. kanadı Ebu Bekr ile Ömer'dir. Her şeyin bir kalkanı vardır. Bu
-٤٣٣٧- لكلّ شَيْء حَقِيقَةٌ وَمَا بَلَغَ عَبْدٌ حَقِيقَةَ الإِيمَانِ حَتَّى يَعْلَمَ اَنَّ مَا أَصَابَهُ لَمْ يَكُن ليُخطئهُ وَمَا أَخْطَانُهُ لَم يكن ليُصيبه (حم) طب ن عن أبي الدرداء)
4337- Her şeyin bir hakikatı vardır. Kul imanın hakika-tına, başına gelen şeyde kendisinin hatası olmadığına (ancak başına gelenin kaderde yazılmış olduğuna), hatasından ötürü ba-
1032-
YanıtlaSil
yuksel20 Eylül 2026 08:36
ulaşamaz. şına gelmeyen şeyin de kaderde öyle yazılı olduğunu bilmedikçe
٤٣٣٨ - لكل شئ زكاةَ وَزَكَاةَ الجَسَد الصَّوْمُ هب هـ عن ابى هريرة طب عد
هب عن سهل بن سعد) 4338- Her şeyin bir zekâtı (sadakası) vardır. Cesedin ze-kâtı (sadakası) ise oruçtur.
٤٣٣٩ - لِكُلِّ شَيْءٍ مَعْدِنٌ وَمَعْدِنُ التَّقْوَى قُلُوبُ الْعَارِفِينَ" (طب عن ابن
عمر) 4339- Her şeyin bir kaynağı vardır. Takvanın kaynağı, ariflerin kalpleridir.
٤٣٤٠ - لِكُلِّ شَيْءٍ مِفْتَاحٌ وَمِفْتَاحُ السَّمَوَاتِ قَوْلُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ (طب عن معقل بن يسار عن ابي هريرة
4340- Her şeyin bir anahtarı vardır. Göklerin anahtarı "Lô ilâhe illellâh" sözüdür.
٤٣٤١ - لِكُلِّ شَيْءٍ صَفْوَةً وَصَفْوَةُ الإِيمَانِ الصَّلَوةُ وَصَفْوَةُ الصَّلَوةِ التَّكْبِيرُ الأولى" (هب عن ابي هريرة)
4341- Her şeyin özü vardır. İmanın özü namazdır. Na-mazın da özü iftitah tekbiridir.
٤٣٤٢ - لِكُلِّ قَلْبٍ وَسْوَاسٌ فَإِذَا فَتَقَ الْوَسْوَاسُ حِجَابَ الْقَلْبِ نَطَقَ بِهِ اللِّسَانُ وَأُخِذَ بِهِ الْعَبْدُ وَإِذَا لَمْ يُفْتَقِ الْقَلْبُ وَلَمْ يَنْطُقْ بِهِ النِّسَانُ فَلَا حَرَجٌ الديلمي كر عن عائشة وفيه محمد بن سليمان قال عق حدث ببواطيل)
4342- Her kalbin bir vesvesesi vardır. Eğer vesvese kalp perdesini yırtarsa dil de onu konuşur ve onunla sorumlu tutulur. Eğer kalp perdesini yırtamazsa tabii ki dil de onu söylemez ve günaha girmez.
1033
4334- Her şeyin bir ilerleyişi, bir de geri gidişi vard Kabilenin hepsinin fakih olması, dinin ilerleyişinin alametidir. B veya iki kuru kafalı kimse hariç bütün kabilenin onu iyi anlamas dır. Dinin geri gidişi, bir veya iki fakih olan kişi hariç, tüm kabile. nin o dini anlamamasıdır. O iki kimsenin de (kabilesi tarafından sözleri geçmez ve zelil görünmeleridir. İnançları hiçbir yardımcı bulamamalarıdır. ve gayelerinde
٤٣٣٥ - لِكُلِّ شَيْءٍ حِلْيَةٌ وَحِلْيَةُ الْقُرْآنِ الصَّوْتُ الْحَسَنُ" (عب ك خط ض عن
انس وابو نعيم عن ابن عباس)
tir. 4335- Her şeyin ziyneti vardır. Kur'an'ın ziyneti güzel ses-
٤٣٣٦ - لِكُلِّ شَيْءٍ أَسٌ وَاسُّ الإِيمَانِ الْوَرَعُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ فَرْعٌ وَفَرْعُ الْإِيمَانِ الصَّبْرُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ سَنَامٌ وَسَنَامُ هَذِهِ الْأُمَّةِ عَمِّيَ الْعَبَّاسُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ سِبْطٌ وَسِبْطُ هَذِهِ الْأُمَّةِ الْحَسَنُ وَالْحُسَيْنُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ جَنَاحٌ وَجَنَاحُ هَذِهِ الْأُمَّةِ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَلِكُلِّ شَيْءٍ مِجَنٌ وَمِجَنُ هَذِهِ الْأُمَّةِ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ" (خط كر عن ابن عباس)
4336- Her şeyin bir esası (temeli) vardır. İmanın temeli veradır. Her şeyin fer'i (dalı) vardır. İmanın fer'i (dalı) sabırdır. Her şeyin bir hörgücü (tepesi) vardır. Bu ümmetin hörgücü am-cam Abbas'tır. Her şeyin bir torunu vardır. Bu ümmetin torunu Hasan ile Hüseyin'dir. Her şeyin bir kanadı vardır. Bu ümmetin ümmetin kalkanı Ali b. Ebi Tâlib'dir. kanadı Ebu Bekr ile Ömer'dir. Her şeyin bir kalkanı vardır. Bu
-٤٣٣٧- لكلّ شَيْء حَقِيقَةٌ وَمَا بَلَغَ عَبْدٌ حَقِيقَةَ الإِيمَانِ حَتَّى يَعْلَمَ اَنَّ مَا أَصَابَهُ لَمْ يَكُن ليُخطئهُ وَمَا أَخْطَانُهُ لَم يكن ليُصيبه (حم) طب ن عن أبي الدرداء)
4337- Her şeyin bir hakikatı vardır. Kul imanın hakika-tına, başına gelen şeyde kendisinin hatası olmadığına (ancak başına gelenin kaderde yazılmış olduğuna), hatasından ötürü ba-
1032-
YanıtlaSil
yuksel20 Eylül 2026 08:36
ulaşamaz. şına gelmeyen şeyin de kaderde öyle yazılı olduğunu bilmedikçe
٤٣٣٨ - لكل شئ زكاةَ وَزَكَاةَ الجَسَد الصَّوْمُ هب هـ عن ابى هريرة طب عد
هب عن سهل بن سعد) 4338- Her şeyin bir zekâtı (sadakası) vardır. Cesedin ze-kâtı (sadakası) ise oruçtur.
٤٣٣٩ - لِكُلِّ شَيْءٍ مَعْدِنٌ وَمَعْدِنُ التَّقْوَى قُلُوبُ الْعَارِفِينَ" (طب عن ابن
عمر) 4339- Her şeyin bir kaynağı vardır. Takvanın kaynağı, ariflerin kalpleridir.
٤٣٤٠ - لِكُلِّ شَيْءٍ مِفْتَاحٌ وَمِفْتَاحُ السَّمَوَاتِ قَوْلُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ (طب عن معقل بن يسار عن ابي هريرة
4340- Her şeyin bir anahtarı vardır. Göklerin anahtarı "Lô ilâhe illellâh" sözüdür.
٤٣٤١ - لِكُلِّ شَيْءٍ صَفْوَةً وَصَفْوَةُ الإِيمَانِ الصَّلَوةُ وَصَفْوَةُ الصَّلَوةِ التَّكْبِيرُ الأولى" (هب عن ابي هريرة)
4341- Her şeyin özü vardır. İmanın özü namazdır. Na-mazın da özü iftitah tekbiridir.
٤٣٤٢ - لِكُلِّ قَلْبٍ وَسْوَاسٌ فَإِذَا فَتَقَ الْوَسْوَاسُ حِجَابَ الْقَلْبِ نَطَقَ بِهِ اللِّسَانُ وَأُخِذَ بِهِ الْعَبْدُ وَإِذَا لَمْ يُفْتَقِ الْقَلْبُ وَلَمْ يَنْطُقْ بِهِ النِّسَانُ فَلَا حَرَجٌ الديلمي كر عن عائشة وفيه محمد بن سليمان قال عق حدث ببواطيل)
4342- Her kalbin bir vesvesesi vardır. Eğer vesvese kalp perdesini yırtarsa dil de onu konuşur ve onunla sorumlu tutulur. Eğer kalp perdesini yırtamazsa tabii ki dil de onu söylemez ve günaha girmez.
1033
İLİM ÖĞRENENLER
İlim öğrenenlerin üstünlüğü .61
İlim öğrenen tevazu sahibi olmalı
.61
.62
.62
62
İlim öğrenen Allah yolundadır.
Melekler ilim öğrenenlere hürmet eder.
İlim öğrenenler rahmete mazhardır.
Bildiğiyle amel edene Allah bilmediklerini öğretir
.....64
İlim tahsil edenler öğrendiklerini başkalarına anlatmalı 64
İlim öğrenenin geçimi ve rızkı
.64
İlmi tercih etmek.
65
YanıtlaSil
yuksel22 Eylül 2026 05:16
İçindekiler |
7
İLİM ÖĞRENENLERİN MÜKAFATI İLİM ÖĞ-RENMENİN FAYDALARI
İlmin mükafatı
İlim cennetin yoludur. ...68
İlim öğrenmenin sevabı ...68
İlim öğrenenin günahları bağışlanır .68
İlim öğrenirken ölene şehadet makamına ulaşır
İlimle yapılan az amel çok hükmüne geçer
İlim, dinde bilgili ve ince anlayış sahibi kılar
.70
.71
.72
.72 İlim kişinin imanını ve inancını korur.
.72 İlim kusurları örter
İLİM SAHİPLERİ VE ÂLİMLER
Alimlerin önemi ve üstünlüğü .73
İslâm âlimleri. .76
Alimler peygamberlerin varisleridir. .77
Alimler şefaat edecek .77
Alimlerin mürekkebi. .78
Alim çeşitleri.
.78
Alimlerin yüzüne bakmak sevaptır. .78
Alimler ahiret işlerini ihmal etmemeli. .79
Alimler insanlara yol gösterir. .79
Alimler ile uğraşmamak, onlara dil uzatmamak .......81
Alimlere hürmet göstermek .84
Alimlerin kıymetini bilmeli, onlara karşı müstağni
davranmamalı ...86
İlim sahipleri hilim sahibi de olmalı .88
İlim sahipleri tevazu göstermeli.
YanıtlaSil
yuksel22 Eylül 2026 05:17
8 Hadislerden SEÇMELER
Alimler allah korkusu taşımalı
Alimler olgun bir mü'minin vasıflarına sahip olmalı .89
Alimler dinde titiz olmalı. ...90
Alimler günahlardan sakınmalı ..91
Alimin hatası .92
Alimler derece derecedir .95
İlim sahipleri başkalarının ilminden istifade etmeli..95
Yüz yılda bir gelen âlimler. .95
Alimlerin azalması .98
Alimlere imam ve önder olmalı. .98
Alimlere uymak .99
Alimler ve ilmi araştırmalar. ..99
100 Alimler gerektiğinde susmayı bilmeli
İLİM ÖĞRETMEK VE NEŞRETMEK
İlim öğretmenin ve neşretmenin sevabı / mükafatı..101
İlmi öğretmek ve neşretmek sadaka hükmüne geçer 103
İlim öğretmek cihaddan daha faziletlidir.. 104
İlim öğretimini kolaylaştırmak.. 104
İlim öğretenler alçakgönüllü olmalı 105
Hayrı öğretenler rahmet mazhardır. 105
İlmi layık olmayana öğretmemek. 106
İLİM SAHİPLERİ VE ALİMLERİN DİKKAT ETMESİ GEREKEN HUSUSLAR
İlim sahipleri bildikleriyle amel etmeli 108
İlim sahipleri ihlâsı esas tutmalı. 114
Alimler şöhretten kaçınmalı... 115
HADİSLERDEN SEÇMELER
İlim
YENİASYA NEŞRİYAT ARAŞTIRMA MERKEZİ
YENİ ASYA
YanıtlaSil
yuksel22 Eylül 2026 05:13
İçindekiler
Takdim
11
İLİM
İlmin islâmiyetteki yeri ve önemi. 15
Allah korkusu ilmin başıdır 15
İlim türleri. 16
İlimlerin ve sanatların kaynağı .20
İlimlerin en üstünü iman ilmidir .21
İlmin kalkması kıyamet alametlerindendir.
21
İLİM ÖĞRENMEK
İlim öğrenmek farzdır. .23
İlim öğrenmeyenler.. ...25
İlim öğrenirken ağırbaşlı ve vakur davranmalı..
.26
İlmi sadece Allah rızası için öğrenmek. .26
Faydalı ilimleri öğrenmeli, faydasız ilimden Allah'a sı-
ğınmalı .28
YanıtlaSil
yuksel22 Eylül 2026 05:14
6|
Hadislerden Seçmeler
İlim öğrenmeye erken yaşta başlamalı
...31
İlim mü'minin dostudur, müslüman ilme sarılmalı
.......32
Aile fertleri ilim öğrenmeli.
..33
İlim öğrenmenin diğer amellere üstünlüğü
.33
36
37
.39
.40
41
42
İlim öğrenme isteği ve şevki.
İlim öğrenmeye erken saatlerde başlamak
İlmi aramak ve bulduğu yerde almak.
Başkalarının ilminden istifadeye çalışmak
Âlimin hatasından sakınmak...
İlim öğrenilecek yer ve kaynak.
.45 İlim meclislerine katılmak.
.48
İlim öğrenmek için kendini zorlamak.
Not tutmak
..51
İlim öğrenmede soru sormanın yeri ve önemi........53
Çalışmakla öğrenilmeyen, sırf Allahın ihsanı olan bir ilim: ilm-i ledün ...54
Allahtan başkasının bilemeyeceği beş şey
YanıtlaSil
yuksel22 Eylül 2026 05:31
İçindekiler |
9
llim sahipleri aşırı mal sevgisinden sakınmalı116
Ilmin hesabı.. 117
Ilim sahipleri ilmini kötüye kallanmamalı 117
lim sahipleri emin olmadığı konularda konuşmamalı 117
Ilim sahipleri tamadan (aç gözlülük/hırs) sakınmalı.118
Ilim sahipleri idarecilere alet olmamalı.. 118
İlim sahipleri dini ve ilmi dünya menfaatine alet et-119 memeli.
Gayr-i meşru lezzetlerden kaçınmak 120
Faydasız ilimlerden uzak durmak ve Allah'a sığınmak 120
Ålim ilmiyle fitneden kurtulur.. 123
İlim sahipleri nifak ve dalalete düşmekten sakınmalı.123 Gerçek âlimler. 123
Diğer insanlara iyilik yapmak suretiyle ilmin hakkını vermek. 124
İlmi gizlememek ve layık olanlardan esirgememek..124
İLMİ MUHAFAZA
İlmin tehlikesi unutmaktır. 131
Yazmak suretiyle ilmi muhafaza etmek. 131
CEHALET
Cehalet kusurları ortaya çıkarır. 136
İlimden mahrumiyet / cehalet.. 136
Cehalet sayılan ilimlerden uzak durmak 137
Cehaletin yaygınlaşması kıyamet alametlerindendir 137
Cehalet sarhoşluğu. 138
Cehalet ile yapılan amel fayda vermez. 138
YanıtlaSil
yuksel22 Eylül 2026 05:20
10 |
Hadislerden Seçmeler
Cahil kalmayıp ilim öğrenmeye çalışmak..............38 Bilgi sahibi olmadığı konularda tasarrufta bulun-mamak
Tak
Allah
Asr-1 Saâdetten Akseden
FAZILETLER
Rasûlullah Efendimiz'in nebevi terbiyesi altında yetişmiş olan ashâb-ı kiram, Allah ve Rasûlü'ne öyle bir muhabbetle bağlandılar ki;
Onların gözlerinde ve gönüllerinde, dünyanın bütün câzibe-leri adeta bir çakıl taşı gibi değersiz hâle geldi.
Onlar, yarın nefislerinin varacağı konağın kabir olacağı şuuru içinde yaşadılar.
Yine onlar Allâha ve Rasûlü'ne muhabbetle râm olup bütün gayretlerini İslâm'ın intişârına sarf ettikleri için, Cenâb-ı Hak dünyayı onların ayaklarının altına serdi. Kısa sürede İslâm fetihleri kıtalara ulaştı. Ülkeler fethedilip ganîmetler Medîne-i Münevve-re'ye aktığında bile, ashâb-ı kirâmın evlerinin dekoru değişmedi. Yine kifâyet miktarıyla yetinip ihtiyaç fazlasını infâk ettiler. Ne kendilerine haddinden fazla harcayıp israfa sürüklendiler, ne de kendilerine biriktirip cimrilik ettiler.
Zamanımızın amansız hastalıklarından biri olan; aşırı tüketim, oburluk, lüks ve gösteriş, sahâbe neslinin tanımadığı bir hayat tarzı idi. Onlar; dünya nimetlerini, Allah ve Rasûlü'nün rızâ ve muhabbetine nâil olabilmek için bir vasıta hükmünde gördüler. Asla vasıtayı gaye hâline getirmediler. Yani dünya nimetlerini gönüllerinde putlaştıran gafillerden olmadılar.
Böylece onlar, nice müjdelere mazhar oldular. İnşâallah, âhirza-manda onların ardından giden sâlih mü'minler de aynı müjdelere nâil olacaktır. Zira Efendimiz buyurur:
"Ümmetimden dâimâ hak üzere galip ve zâhir bir tâife hiç eksik olmayacaktır. Muhalifleri (dalâlet ehli) onlara zarar vere-meyecektir." (Müslim, Imåre, 170-174)
Ne mutlu asr-ı saâdetten akseden fazîletleri hayatlarında ve ailelerinde yaşama ve yaşatma gayreti içinde olanlara!..
ISBN 978-605-9214-53-7
9786059214537
Yorum Gönder