Allah Teala Cennet ehlini Cennette iskan ettiğinde, geriye geniş bir mekan kalır. Allah Teala oraya herbiri, yaratıldığından sona ereceği güne kadar ki dünyadan daha büyük olan, üç yüz altmış alemi iskan eder. Ravi: Hz. Ebû Saidil Hudri (r.a.) Sayfa: 30 / No: 5 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:09 Benim sözüm Allah'ın kelamını nesh etmez. Allah'ın kelamı Benim sözümü nesh edebilir. Allah'ın kelamının bir kısmı diğerini nesh edebilir. (Nesh= Hükmünü gidermek) Ravi: Hz. Câbir (r.a.) Sayfa: 340 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:11 Her sebeb ve neseb kıyamet günü kesilecek. Benim sebebim ve nesebim müstesna. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Sayfa: 340 / No: 15 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:16 HADİSLERDEN SEÇMELER
İlim
İlim İslâm'ın hayatıdır, imanın direğidir. Bir ilmi öğrenene Allah, eksiksiz mükâfat verir. İlmi öğrenip de onunla amel eden kimseye Allah bilmediğini öğretir.
Kazım Kara-bekir Pa-şa'nın ama-i resmî ders Citablarında
...dünden devam...
Kemalizmin ve Kemalist Resmî Târihin iflâsının tescili: "Mutlak Şef", Karabekir Paşa'nın kitabını yaktırıyor!
M USTAFA Kemal, "Her halde muhte rem paşa; neşrettik-leri 'Şarkılı ibret eseri yerine İstiklâl harbinin bir kaç safhasını vatan çocuklarına öğretecek başka bir eser hediye et-selerdi; tarih ve hakikat namına daha büyük bir hizmet görmüş, ef-kän umumiyenin kendi hakların-da, milli mücadeledeki hizmet ve tesirleri hakkında kafaloud
(Sankamış'ta Varlık gazetesi'nde 25 Ağustos 1921 ilà 17 Temmuz 1922 tärihlerinde tefrika edilmiş tir), Erkänıharbiye Vazifeleri Hak-kında (Sarıkamış, 1922), Erkânı-harbiye Vezäifinden İstihbärät (Is tanbul, 1923), Sanayi Projeleri (An-kara, 1923), İktisad Esaslarımız (İz-mir, 1923), Tâlim ve Terbiye Hak-kında Anahtarlar (Ankara, 1923) gibi... (Yakar 2007: 18-19)
O, Mustafa Kemal'in meydan okumasına lüzüm kalmadan, tam da o sıralarda, İstiklal Harbi hak-kında bir eser hazırlamıştı ve ki-tab baskıdaydı: Türkün Ulu Tarihi-ne Büyük Hörmetlerimle: İstiklal Harbimizin Esasları: Yanlış Bilgi
Omur'un (1898-1974) kalemin den öğreniyoruz. Onun tam metin hälinde iktibās ettiğiniz izahatı, kitabın yine onun tarafından 1951'de yapılan ikinci baskısının (İstanbul: Sinan Matbaası, 1951, 192 s.) son sayfalarında (190-192) mündericdir:
Sinan Omur, -kendi matbaasında basılan-Karabekir'in kitabının nasıl yakıldığını anlatıyor
"Bu kitabı nasıl neşrettim ve nasıl imha edildi?
"932 senesinde Feridun Fahri 'Kandemir' tarafından yazılan ve
Diyanet İşleri Türk İslam Birliği "DİTİB", Almanya'da yaşayan vatas daşlarımızın tümüne Islam Dini ile ilgili bütün konularda hizmet vermek üzer 21/05/1985 tarihinde kurulmuş ve kuruluşu Alman makamlannca onaylanmışt Vatandaşlarımız tarafından kurulan 700 dolayındaki demekle işbirliği haline çalışan DİTİB, Almanya genelinde yaşayan Türk vatandaşlarına dini hizmet yanında sosyal ve kültürel hizmetler de sunmaktadır. DİTİB'in Köln şehrin satın aldığı ve merkez olarak kullandığı bina, onbin kişiyi içine alan cami, kon rans salonu, eğitim merkezleri, kütüphane ve bürolardan oluşmaktadır. Ayn DİTİB'e bağlı olarak Almanya'nın Frankfurt, Hamburg, Hannover, Stutga Münih ve Nümberg şehirlerinde de şube merkezleri açılmıştır.
ATASÖZÜ DEĞERİNDE DÜNYACA ÜNLÜ ÖZDEYİŞLER VE KAYNAKLARI
17434. Ah, o kötü diller, bir tabancadan daha tehlikelidir! (Gerçekçi Rus yazarı A Griboyedov'un (1795-1829) "Akıldan bela" adlı komedyasında geçer.)
17435. Aheste hızlan! (Roma Imparatoru Augustus'un (Caesar Octavius, 1.0.653-15. 14) çok sevdiği, sık sık kullandığı rümcedir. Daha az hızla, daha çok çabala, anlamına gelir. İngilizcesi de bir atasözü durumuna gelmiştir: Mor haste less speed.)
17436. Akıldan bela. (Rus yazarı A.S. Griboyedov'un (1795-1829) bir komedyasın
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 342 1 Cennet ehlinden herkes Cehennemdeki yerini görür de: "Ya Allah bana hidayet vermeseydi?" der ve bu ona şükür olur. Cehennem ehlinin hepsi de Cennetten yerini görür de şöyle der: "Keşke Allah bana da hidayet verseydi." Bu da ona hasret (pişmanlık) olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 2 Allah Teala günahlardan dilediğinin cezasını kıyamet gününe kadar geciktirir. Anaya-babaya isyan müstesna. Zira Allah Teala onun cezasını sahibine, ölmeden evvel dünya hayatında, acele olarak verir. Hz. Bekâr (r.a.) 342 3 Her bina sahibine vebaldir, ancak şu kadarı müstesna. -Eliyle yedi arşın kadar bir yeri gösterir- Her ilim de kıyamet günü sahibine vebaldir, amel edilen müstesna. Hz. Vasile (r.a.) 342 4 Her nefis, hevası üzerine haşrolur. Kim küfrü seviyorsa o, kafirlerle beraberdir. Onun amelinden hiç bir şey kendisine fayda vermez. Hz. Câbir (r.a.) 342 5 Adem oğlunun hepsi hasedcidir. Lakin insanların bazısında hased daha şiddetlidir. Hasedcinin hasedi eline ve diline çıkmadıkça kendisine zarar vermez. Hz. Enes (r.a.) 342 6 İnsanların hepsi kıyamette kurtulmayı ümid ederler. Ashabıma söğenler müstesna. Kıyamet halkı da onlara lanet eder. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 342 7 Ümmetimin hepsi Cennete girer, istemeyen müstesna. Dediler ki: "Kim istemez?" Buyurdu ki: "Bana itaat eden Cennete girer, Bana isyan eden istememiştir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 8 Kara ve deniz hayvanlarından akar kanı olmayan her hayvan kesilmekten muaftır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 342 9 Camide her şey "lağv"dır. Kur'an, zikir, hayır istemek ve onu vermek müstesna. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 10 Kendisinde Allah Teala'nın ismi anılan her meclisi melekler sarar. Hatta melekler derler ki: "Ziyade edin, Allah da ziyede etsin." Ve zikir melaikenin açık kanadları arasından yükselir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 11 Her ümmetin bir kısmı Cennet, bir kısmı Cehennemdedir. Ümmeti Muhammed (s.a.s.) müstesna. (Onların hepsi Cennette) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 342 12 Peygambere salat ü selam getirilmedikçe her duanın hicabı vardır. Hz. Enes (r.a.) 342 13 Allah (z.c.hz.)'nin nehyettiği her şey büyüktür. Çocukların kumara benziyen oyunları bile. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 342 14 Her ziyafet sahibi, ziyafetine gelinmesini ister. Allah'ın ziyafeti de Kur'andır, ihmal etmeyin. Hz. Semure (r.a.) 342 15 Her nimet zeval bulacaktır, Cennet ehlinin nimetleri müstesna. Her kaygının da arkası kesilecektir, Cehennem ehlinin kaygısı müstesna. Fena bir amel yaptığında arkasından iyi bir amel işle ki, tesirini gidersin. Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 297 1 Şu altı haslet hayırdandır: Allah'ın düşmanlariyle kılıçla cihad etmek, yaz gününde oruç tutmak, musibet esnasında iyi sabır etmek, haklı olduğu halde mücadeleyi terketmek, bulutlu günde namazı erken kılmak, kış günlerinde abdesti güzel almak. Hz. Ebû Malik (r.a.) 297 2 Altı şey haramdandır: Emirin rüşvet alması ki, bu sayılanların hepsinin en fenasıdır. Köpek parası, kısrak aşım parası, zinakarın aldığı para, kan alanın kazancı, kahinin kazancı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 297 3 Altı şey amelleri mahveder: Halkın ayıbı ile meşgul olmak, kalb katılığı, dünya sevgisi, haya azlığı, uzun emel, zalimin zulmüne devam etmesi. Hz. Adiyy (r.a.) 297 4 Dehr içinde altı günün orucu mekruhtur: Şaban'ın son günü oruçlu olarak Ramazana erişmek. Misafirin, hastanın, çocuğuna zarar gelmesinden korkan hamile kadının, oruca gücü yetmiyen çok yaşlı kimsenin, çok zayıf olduğu için oruç tutarsa öleceğinden korkan kimsenin oruç tutması da mekruhtur. Hz. Enes (r.a.) 297 5 Altı sınıf Cehenneme hesapsız girer: Zulmü sebebiyle Umera, lrkçılık asabiyeti sebebilye Arab, kibirleri sebebiyle rençber, yalanı sebebiyle tüccar, hasedi sebebiyle Ulema, hasisliği sebebiyle zengin. (Cehenneme hesapsız girecek dereceye kadar gelebilirler) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 297 6 Altı şey güzeldir, lakin şu altı sınıf insan da daha güzeldir: Adalet güzeldir, lakin Umerada daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, lakin zenginde daha güzeldir. Verağ güzeldir, lakin alimlerde daha güzeldir. Sabır güzeldir, lakin fıkarada daha güzeldir. Tevbe güzeldir, lakin gençlerde daha güzeldir. Haya güzeldir, lakin kadınlarda daha güzeldir. Hz. Ali (r.a.) 297 7 Yakında Hadramut'tan veya Hadramut denizinden bir ateş çıkacak ve kıyametten evvel insanları toplıyacak. Dediler ki: "Ya Resulallah, bize ne emredersin?" Buyurdu ki: "Siz Şam'a gitmeye bakın. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 297 8 Yakında, Benden sonra ümmetim içkiyi içecekler, içki ismi vermeksizin (içki saymaksızın) ve onu içmiye yardımcıları da emirleri olacak. Hz. Ebû Eyyub (r.a.) 297 9 İnsanın elbisesini çıkarırken "Besmele" çekmesi, cinlerin gözü ile Adem oğlunun avreti arasında perde olur. Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 173 1 Bakmaktan, sonra tekrar bakmaktan sakın. Zira birincisi senin için ihtiyarının dışında olmuştur. İkincisi aleyhinedir.(Yabancı bir kadına bakmak meselesi) Hz. Büreyde (r.a.) 173 2 Tövbeyi ihmal etmekten sakın. Bir de Allah'ın sana karşı hilmine aldanmaktan sakın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 173 3 Kötü arkadaştan sakın. Zira o, ateşten bir parçadır ki, ne onun sevgisi sana fayda verir ve ne de sana olan ahdini yerine getirir. Hz. Enes (r.a.) 173 4 Hiyanetten sakınınız. Zira o, çok kötü bir haslettir. Zulümden de sakınınız. Zira o, kıyamet gününde zulümattır (karanlıklardır) Cimrilikten de sakınınız. Zira, sizden evvelkileri helak eden ancak cimrilik olmuştur. Bu sebeble onlar kanlarını döktüler ve akrabalık bağlarını kestiler. Hz. Hirmas İbni Ziyad (r.a.) 173 5 Kibirden sakınınız. Hiç şüphe yok ki kibir, şeytanı Adem (a.s)'a secde etmemeye sevketmiştir. Hırstan da sakınınız. Zira hırs, Adem (a.s)'ı malum ağaçtan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de sakınınız. Zira Adem (a.s)'ın iki oğlundan biri, kardeşini ancak hased sebebiyle öldürmüştür. İşte bunlar, her hatanın aslıdır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 173 6 İnsanları acizlik içinde bırakmaktan sakının, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadın, yetim veya fakir bir kimse işi için gelir. Ona "Sen otur, işine bakılacaktır" denir. Böylece onlar acizlik içinde terkedilirler. İhtiyaçları görülmez ve onlar için bir emir de verilmez. Onlar da dağılıp giderler. Halbuki, zengin eşraftan biri gelince, Emir onu yanına oturtur. Sonra da "İşiniz nedir" der. Adam da "İşim şöyle şöyledir" der. Bunun üzerine Emir "Bunun ihtiyacını yerine getirin ve acelede edin" der. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 173 7 Benden, çok hadis nakletmekten sakının, Hek kim benden bir şey naklederse, hak veya doğru söylesin. Kim, Benim söylemediğim şeyi, Bana söyledi diye isnad ederse, ateşten oturacağı yeri hazırlasın. Hz. Ebû Katade (r.a.) 173 8 Kafir dahi olsa, mazlumun duasından sakınınız. Zira mazlumun duası ile Aziz ve Celil olan Allah arasında perde yoktur. Hz. Enes (r.a.) 173 9 Günahların küçük görünenlerinden sakınınız. Zira küçük görünen günahların misali, bir vadiye inen kavmin şu işi gibidir; Onlardan biri bir odun getirdi. Öbürü bir odun getirdi. Derken, kendi ekmeklerini pişirecek şeyi taşımış oldular. Şüphe yoktur ki, küçük görünen günahlar sebebile sahibi muahaze edildiği zaman bunlar onu helak ederler. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 28 1 Allah bir emire hayır murad ettiğinde, ona sadık bir vezir ihsan eder. Unuttuğu zaman ona hatırlatır, hatırladığı zaman ona yardım eder. Allah bir emire de hayırdan başkasını murad ederse, ona kötü bir vezir verir. Unuttuğu zaman ona hatırlatmaz, hatırladığı zaman da yardım etmez. Hz. Âişe (r.anha) 28 2 Allah bir kavme bereket murad ettiğinde, onları semahat ve afiflikle rızıklandırır. Bir kavim için de bereketin kesilmesini dilerse, onların üzerine hıyanet kapısını açar. Hz. Ubâde (r.a.) 28 3 Allah, bir kavme hayır murad ettiğinde, onların fakihlerini çoğaltır ve cahillerini azaltır. Fakih konuştuğu zaman yardımcılar bulur, cahil konuştuğunda ise yalnız kalır. Bir kavme de şer dilediğinde, cahillerini çoğaltır ve fakihlerini azaltır. Cahil konuştuğunda yardımcılar bulur, fakih konuştuğunda ise yalnız kalır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 28 4 Allah bir kavme hayır murad ettiğinde, onların başına hilim sahiblerini geçirir, aralarında alimleri hüküm verir, serveti de en cömert olanlarına ihsan eder. Allah bir kavme de şer murad ederse, akılsızları onların başına amir olarak geçirir, aralarında cahiller hüküm verir ve serveti de en cimri olanlara verir. Hz. Mihran (r.a.) 28 5 Allah bir kavme hayır murat ettiğinde, onlara misafir hediyye eder. Misafir, rızkı ile gelir ve rızkı ile gider. Allah Teala da o ev halkına mağfiret eder. Hz. Ebû Kirsâfe (r.a.) 28 6 Allah bir kavme kıtlık murad ettiğinde, gökten bir melek şöyle nida eder: "Ey mide genişle! Ey göz sakın doyma ve ey bereket ortadan kalk!" Hz. Enes (r.a.) 28 7 Allah bir kavme bir afet vermek murad ettiğinde, mescidlerin ehline nazar eder de onlardan o belayı önler. Hz Enes (r.a.) 28 8 Allah bir karyeyi (beldeyi) helak etmek murad ettiğinde, orada zinayı izhar eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 28 9 Allah Teala hilafet için bir kul yaratmak murad ettiğinde, kudret eliyle onun nasiyesini mesh eder. Hz Ebu Hureyye 28 10 Allah bir kulu (haktan) meylettirmek isterse, tedbir almakta basiretini kapalı kılar. (Doğruya yol bulamaz) Hz. Osman (r.a.) 28 11 Allah kaza ve kaderini infaz etmek murad ettiğinde, kaza ve kaderinin hükmünü infaz edinceye kadar, akıl sahiplerinin akıllarını alır. Emrinin hükmü yerine geldikten sonra ise, onların akıllarını iade eder de onlarda nedamet vuku bulur. Hz. Enes (r.a.) 28 12 Allah bir kulun ruhunu bir yerde kabz etmek murad ettiğinde, o kimse için o yerde bir ihtiyaç halkeder. Hz. Ebû Ğarre el Huzeli (r.a.) 28 13 Sizden biriniz helaya gitmek isterse, namaza da kamet getirilmiş olsa bile, o kimse (önce) helaya gitsin. Hz Abdullah İbni Erkam (r.a.) 28 14 Sizden biriniz sefere çıkmak murad ettiğinde, kardeşlerine (veda edip) selam versin. Zira Allah onların duaları sebebiyle o kimsenin hayrını artırır. Hz. Zeyd ibni Erkam (r.a.) 28 15 Sizden biriniz bir yeri mü'min kardeşine ziraat için vermek isterse, atiyye olarak versin. Üçte bir veya dörtte bir (kira ile) vermesin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 28 16 Gazaya gitmek istediğinde yağız olan, sağ ön ayağı müstesna ayakları ve alnı beyaz bir at satın al. Böyle yaparsan ganimete erişir ve selamette olursun. Hz. Ukbe ibni Amir (r.a.)
"Dünya bu zulmü taşımaz!" dedirten vahşetler buna en yakın bir misaldir. Son nefesini verirken, -Hepinizi Allaha şikayet edeceğim!" diyen:
"-Allah'ım, açım; bizi cenne-te al da doyalım!" diye ağlayan sahipsiz kalıp, bir ağaç altında donan: denizde boğulup kıyıya vuran... bebeklerin ve masum çocukların, elbette feryatlarının ulaştığı bır ydbette fenyatlarının inat sahipsiz değil.
Bu virüs åfetinde, hayırlı bir gelişme olarak; batıda kışkırtı lan, uğursuz İslamofobi cere vanlarının tavsadığı, onun yerini İslam'a hoşgörü ve anlamaya ça lışma gayretlerinin almaya baş ladığı görülüyor. Hadis-i şerifte,
"Temizlik imánın yarısıdır (Müslim, Tahåret, 1) buyurulur. Bu salgının önlenmesinde temiz liğin ve karantina tedbirlerinin fevkalåde önemli olması sebe biyle, İslam'ın şiårı olan temizlik ve salgın hastalıklardaki karanti na hassasiyeti, batılıların önemli ölçüde dikkatini çekiyor. Cami-lerde, ezanların dışarıya verilme
si, bazı devletlerin meclislerinde Kur'an-ı Kerim okunup tercume edilmesi, reklám panolarında te mizlikle alakalı hadis-i şeriflerin yer alması, camide namaz kılan cemaatin arkasına müslüman olmayanların da dahil olmala r... bu ümitleri yeşertici hadise ler cumlesindendir.
İnsanın selamete çıkması hususunda, Peygamber sallal lahu aleyhi ve sellem Efendi miz şöyle buyurur:
"Sizden her kime dua kapısı açılmış ise, ona rahmet kapıları açılmıştır. Dud, başa gelen ve he nüz gelmeyen belaya karşı fayda sağlar. Öyleyse ey Allahın kulları, dudya sarılın." (Tirmizi. Deavät, 101)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in her anı kavli ve fiili duå hålidir. İki ci-han saådetine vesile olan kemålåt; en güzel örnek olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem- Efen dimiz'in izini takip eden, daimi tekamül hålindeki bir kulluk veti residir. Hadis-i şeriflerde,
İki gününün birbirine eşit olanın aldandığı beyan buyu
rulur. Dünya denilen initihan sahnesinde, sålth bir kulluğun icabı, her hadiseyi, her musibeti bir ikaz sadedinde görüp, ibret ve ders alabilmek için muhase be fırsatı bilmelidir.
Fudayl bin lyaz rahmetul Jahi aleyh Hazretleri;
"Allaha itaatte bir kusur et figma huyunun deyip erke bimin huyumey deginip (bana itaatsizlik etmeye başlamaların dan) anlarım. buyurur.
Şu anda yaşanan Koronavi rüs salgını, belki de insanlık ta rihinin en önemli bådirelerinden birisinı teşkil ediyor. Nefsäni ih tiraslar uğruna kan ve ateşe bo gulup her gün biraz daha yaşanı lamaz hale getirilen dünyamızda, rahmet insanının inşası ve rah met cemiyetinin tesisi en zarurl ihtiyaçtır. Bu yüce gayenin tahak kuku için, her önemli hadise gibi bu musibeti de fırsat bilip; gerekli ilmi tedbirleri alarak fiili ve kavll duȧya sarılma, kulluk keyfiyetin-de kemâlâta ulaşma azmi gunde-mimizde olmalıdır.
"Bana itaat, Allah Teálá'ya itaattir. Bana isyan, Allah Teâla'ya isyandır. Başındaki emire (idareciye) itaat, bana itaattir. Ona isyan ise, bana isyandır." (Bkz: Buliri, Cihad, 109)
***
"Başınızdaki emir Habeşli siyahı bir köle olsa da, ona mutlaka itaat edin." (Ebb Davud, Sünnet, 5)
***
"Allah'a isyanın olduğu yerde, mahluka itaat edilmez."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/432)
***
"İdareciler sizi günah işlemeye zorlamadıkça onlara itaat edin." (Bihari, Cihád 108)
***
"Bir müslümanın, günah işlemesi emredilmediği sürece, sevdiği veya sevmediği bütün konularda devleti yöneten kimseye (emire) itaat etmesi şarttır. Bir günah işlemesi emredildiği zaman ise kimseyi dinleyip itaat etmez." (Buhárí, Ahkâm 4, Chád 108, Müslim, Imáre, 38)
yahudi ile Bişr ismindeki bir münafık arasında an laşmazlık vuků bulmuştu. Yahudi:
"-Muhammed'e gidelim." dedi. Münafık ise:
"-Hayır, Ka'b b. Eşref'e gidelim." dedi.
Allah Teâlâ kitabında, yahudi ileri gelenlerinden olan bu Ka'b'dan "Tâğût" diye bahsetmiştir.
Yahudi, illâ Muhammed'e gideceğiz diye ayak direyince mü-nafik istemeye istemeye razı oldu ve Hz. Peygamber'e gelerek davalarını anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) yahudi lehine hükmetti.
Ona gittiler, o da yahudi lehine hüküm verdi. Münafık Ebû Be-kir'in hükmüne de razı olmayıp:
"-Gel, bir de Ömer b. Hattab'a gidelim" dedi. İkisi birlikte Hz. Ömer'e geldiler. Yahudi:
"-Ey Ömer, ben ve bu adam Muhammed'e davamızı götür-dük, Muhammed benim lehime, bunun aleyhine hükmetti, bu adam O'nun hükmüne râzı olmadı, davamızı sana getirmek iste-di ve yakamı bırakmadı. İşte ben de onunla birlikte sana gelmiş bulunmaktayım" dedi.
YanıtlaSil
Yuksel24 Temmuz 2025 09:26 Hz. Ömer (ra) münafığa:
*Öyle mi oldu?" diye sordu. Onun, evet, cevabı üzerine
*Biraz bekleyin" deyip evine girdi, kılıcını kuşanıp çıktı ve Juicyla vurup münafığın kellesini uçurdu. Sonra da:
*-Allah'ın ve Rasûlü'nün hükmüne râzı olmayan kimse hakkında işte ben böyle hüküm veririm" dedi.
Yahüdi büyük bir korkuyla kaçıp gitti. Bu hadise üzerine:
"Sana indirilene ve Sen'den önce indirilenlere inandıklarını leri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine enrolunduğu hâlde, Tâğut'un önünde muhakeme olmak istiyor-lar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor... Hayır Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda Sen'i hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar." (en-Nisa, 60-65) âyet-i kerimeleri nazil oldu...
Cebrail (a.s) gelerek:
*-Õmer, hak ile bâtılı birbirinden ayırdı" buyurdu.
Bundan sonra Hz. Ömer (r.a), Fârûk diye isimlendirildi. (Va-s. 166; Kurtubi, V, 170-171)
YanıtlaSil
Yuksel24 Temmuz 2025 09:29 "Kur'an'dan en son nazil olan, riba (fâiz) hakkındaki âyettir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selem-, bu âyeti tefsir et-meden irtihal etti. Binaenaleyh siz, ribâyı da rîbeyi (fâiz şüphe-si olanı) da terk ediniz." (İbn Mâce, Ticârât, 58)
Tarihin kaydettiği büyük za-ferlerin de hüsranların da arka plânında, tedbirlerle alakalı me-selelerin olduğu müşâhede edilir. Yavuz Sultan Selim Han'ın, tarihe altın bir sayfa olarak geçen Mısır Seferi'nde; aşılamaz zannedilen Sînâ Çölü'nü zâyiat vermeden 13 günde geçmesi, bu sefer için gerekli tedbirlerin uygulanması hususuna bir örnektir.
Fatih Sultan Mehmed Han'ın; İstanbul'u fethi de, hayatın adan-dığı bir dâvâ olması hasebiyle, dehâ seviyesinde nakış nakış iş-lenmiş tedbirler manzûmesinin bir neticesi olarak görülmelidir. Dış güçlerin oyununa gelip; fev-kalâde tedbirli davranmakla tanı-nan Sultan II. Abdülhamid Han'ı hal ederek idareyi ele geçiren he-yetin tedbirsizliği, koskoca devle-tin kısa sürede yok olmasıyla ne-ticelenmiştir. Bu hengâmda vukû bulan Sarıkamış fâciası, takrîben doksan bin askerimizin donarak şehadetleri ile, bu devredeki en çarpıcı örneklerden birisidir.
Toplumlar, kütüphanelerin tozlu raflarında kalmış olan kara kaplı felsefe kitaplarının üzerine abanmış bilgiçlerin fikirleriyle selâmete kavuşamaz.
İnsanlığı hakikî saâdet ve selâmete çıkaracak olan; Kur'ân-ı Kerim ve onun canlı bir şerhi mahiyetindeki Sünnet kültürüyle yoğrulup ilâhî hikmet ve hakikatlerle kemâle ermiş mü'minlerin tebliğ, îkaz ve irşadlarıdır.
ŞAHSİYETİMİZE KİM YÖN VERİYOR?
Dostluğun; Allah'taki kaynağına ulaşan Şah-ı Nakşibend, Geylânî, Mevlânâ, Yûnus ve Hüdâyî misali Hak dostları, ebediyyen bütün insanlığın dostu oldular. Sevdiler, sevildiler. Dünya hayatlarından sonra da dostluk ve muhabbette ebedîleştiler, fânî gök kubbede hoş bir sedâ bıraktılar.
Tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Ebrehe, Hülāgu ve günümüze kadar gelen bütün benzerleri ise, insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kaldılar. Saltanatları da hüsranla son buldu.
Sen bu felsefenin çıkmaz sokaklarında helâk olmaktan kendini kurtar! Mesnevî'nin aşk, vecd ve feyz dolu mânâ deryasından nasiplenerek vuslata kanatlan!.." demek-teydi.
--
Yüksek tahsili sevk ve ida-re eden mes'ullerin böyle bir «keşf-i kadîm» şuuruyla, bakış açılarını yenilemeleri ve müf-- redatları yeniden tanzim et-meleri, büyük medeniyetimi-ze karşı ödemeleri gereken bir -- vicdan borcudur.
Medeniyet çınarımız, yine kendi kökleri üzerinde yükse-lecektir. Onu bodur bırakmak-
atmakta daha fazla gecikmemelidir.
৩৩
tan başka bir tesir verme-yen ecnebî aşılardan bir an önce vazgeçilmeli, kendi me-deniyetimizi inkişaf ettirecek ferdi, içtimâî ve idârî adımları atmakta daha fazla gecikme-melidir.
Cenâb-ı Hak; nesilleri-mizi muhteşem bir mâzîden ihtişamlı yarınlara taşıyacak, şuurlu, îmanlı, irfanlı bir tah-sil anlayışını mes'ûliyet erba-bına ilham eylesin.
Serhatler ve cepheler ka-dar mühim mektep ve kürsü-lerde, millî bir rûhun, özünü mü'min gönüllerden ve mu-vahhid zihinlerden alan bir müfredatın hâkimiyetini na-sip ve müyesser kılsın.
Sultan II. Abdülhamid Han, 21 Eylül 1842'de İstanbul'da doğ-du. On yaşında annesi vefat etti. Perestů Hanımefendi onu saray-da ihtimamla büyüttü ve yetiştir-di. 1876'da tahta çıktı. Döneminde; Känûn-i Esâsî'nin kabulü, Meclis-i Meb'usan'ın teşekkülü, İttihat ve Terakki hareketleri, İkinci Meşrû-tiyetin ilanı, 31 Mart Vak'ası gibi mühim siyasî hadiseler yaşandı. Ulaşım, sağlık, sivil toplum, ma-arif, ziraat, matbuat alanlarında gönlünün ulaştığı her yere, güç ve imkânını seferber etti. Devleti baba şefkati ve ince siyasetiyle otuz üç sene idare eden Ulu Hakan 1909'da tahttan indirildi. Selanike gönde-
rildikten sonra Balkan Harbi'nin patlak vermesiyle, 1912'de tekrar İstanbul'a getirildi. II. Abdülhamid Han, 10 Şubat 1918'de vefat etti. Kabri, Fatih Divanyolu'ndadır.
Çanakkale Harbi esnasında düşman donanmasının Marmara Denizi'ni geçebileceği endişesi ile tedbir olarak padişah ve hüküme-tin Eskişehir'e nakli kararlaştırıl-mıştı. Abdülhamid Han; durum-dan haberdar olunca, bunu büyük bir cesaret ve şecaatle reddederek;
"-Ben Fatih Sultan Mehmed Hân'ın torunuyum!.. Hiçbir zaman Bizans İmparatoru Konstantinden aşağı kalamam! Dedem Fatih İs-tanbul'u alırken, Konstantin aske-
rinin başında savaşa savaşa ölmüş tür. Biraderim nereye giderlerse gitsinler! Fakat bilinmelidir ki, o ve hükümet, İstanbul'dan ayrılırlarsa bir daha dönemezler. Bana gelince; ben, Beylerbeyi Sarayı'ndan ayağı-mı dışarıya atmam!" dedi.
Nitekim onun bu kararlılığı kar-şısında padişah ve hükümet İstan-bul'da kaldı. Böylece devletin daha o gün yıkılması önlenmiş oldu.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 26 1 Sizden biriniz, uyumak için yatağına girdiğinde, Fatiha ile birlikte bir süre okusun. Bu takdirde Allah Teala o kimse için bir melek görevlendirir ki, o kimse nereye gitse melek de onunla beraber gider. Hz. Şeddad İbni Evs (r.a.) 26 2 Yatağına girdiğinde şöyle dua et: "Allahım! Tamam olan kelimelerine sığınırım. Onun gazab ve ikabından, kullarının şerrinden, şeytanların vesveselerinden ve yanıma gelmelerinden." Hz. Velid İbni Muğire (r.a.) 26 3 Sizden biri, yağ sürünmek istediği zaman kaşlarından başlasın. Zira böyle yapması baş ağrısını giderir. Kaşlar, Ademoğlunun vücudunda ilk biten tüylerdendir. Hz. Katade (r.a.) 26 4 Malının zekatını verdiğinde onun şerrini kendinden gidermiş olursun. Hz. Câbir (r.a.) 26 5 Malının zekatını verdiğinde üzerinde olan borcunu ödemiş olursun. Kim haram mal toplasa ve sonra da onu tasadduk etse, kendisi için o sadakada bir ecir yoktur, üstelik de o malın günahı ve ağırlığı kendi üzerinde kalır. Hz. Câbir (r.a.) 26 6 Müezzin ezan okuduğunda o Aziz ve Celil olan Allah'ın direğidir. İmam öne geçtiğinde o Allah'ın nurudur ve saflar hizaya girince o saflar Allah'ın rukünleridir. Öyle ise Allah'ın direğine koşunuz. Allah'ın nurundan alınız ve yer yüzünde Allah'ın rukünleri olunuz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 26 7 Müezzin ezan okuduğu zaman şeytan mescidden sür'atle çıkar, müezzin sükut edince de geri döner. Müezzin kamet alınca, şeytan sesli bir şekilde yellenerek yine mescidden çıkar, sükut edince tekrar döner de namazda bulunan müslüman kişi ile nefsi arasına girer. Böylece o şahıs namazını fazla mı, yoksa noksan mı kıldı bilemez olur. Sizden biriniz böyle bir durumla karşılaştığında, otururken, selam vermeden önce, iki secde yapsın ve sonra selam versin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 26 8 Aziz ve Celil olan Allah bir kula hayır murad ettiğinde onu: "İsti'mal eder". Denildi ki: "İsti'mal etmesi ne demektir?" Buyurdu ki: "Onu ölümden önce salih amele hidayet buyurur, sonra da onun ruhunu bu hal üzere kabz eder." Hz. Amr ibni Hamik (r.a.) 26 9 Kul günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer tevbe ederse o leke kaldırılır. Tekrar günaha dönerse o leke büyür ve kalbini tamamı ile örter. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 26 10 Aziz ve Celil olan Allah bir kula hayır murad ettiğinde, onu "ballandırır". Denildi ki: "ballandırma nedir?" Buyurdu ki: "Onu komşularına sevdirir." Hz Amr ibni Hamık (r.a.) 26 11 Allah Teala bir kula hayır murad ettiğinde onu dinde fakih ve dünyada zahid kılar ve ona ayıblarını görecek basireti verir. Hz. Enes (r.a.) 26 12 Allah Teala bir kula hayır murad ettiğinde, onun günahının cezasını dünyada acele verir. Allah bir kula da şer murad ederse, günahının cezasını kıyamette verinceye kadar geciktirir. Bu yüzden o kimse de kendi reyini beğenmiş biri (veya yaban eşekleri gibi) olur. Hz. Ammar (r.a.) 26 13 Allah bir kula hayır dilediği zaman onun güzel işlerini ve iyiliklerini emanete ehil kimseler (iyiliğin kadir ve kıymetini bilip teşekkür edenlere) isabet ettirir. Allah bir kula da şer murad ederse, onun güzel ve iyi işlerini emanete ehil olmayan kimselere rastlatır. Hz. Câbir (r.a.) 26 14 Allah bir kula hayır murad ettiğinde, onun zenginliğini nefsinde ve takvasını kalbinde kılar. Bir kula da şer murad ederse, onun fakirliğini gözleri önüne koyar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 299 1 Benden sonra, yakında sizin üzerinize bazı umera gelecek. İyi görmediğinizi amel edecekler ve fena gördüklerinizi de yapacaklar. Bunlar emriniz değildir. Hz. Ubâde (r.a.) 299 2 Yakında fitne, fesad ve ihtilaf olacak. "Ne yapalım?" dediler. Buyurdu ki: (Hz. Osman (r.a.)'ı göstererek) günün emiri olan bu zata ve ashabına tabi olun. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 299 3 Benden sonra birtakım emirler gelecek ve dedikleri dedik olacak. İşte bunlar maymunun atılması gibi Cehenneme atılacaklar. Hz. Muaviye (r.a.) 299 4 Benden sonra yakında, muzlim gecelerin karanlık dalgaları gibi bir takım fitneler olacak. O fitnelerde adam sabah mümin, akşam kafir, akşam mümin, sabah kafir olacak. Denildi ki: "O zaman ne yapalım?" Buyurdu ki: "Evlerinize girin kendinizi unutturun." Denildi ki: "Bizden birimizin evine girilirse ne dersin?" Buyurdu ki: "Elinize sahip olun. Allah'ın katil kulu olmaktansa, mazlum kulu olun. Zira öyle zamanda islam, adamın ağzında olur. Kardeşinin malını yer, kanını akıtır, Rabbine asi olur, Hâlıkına küfreder. Neticede de kendisine Cehennem vacib olur." Hz. Cündeb el Beceli (r.a.) 299 5 Yakında fitneler olacak. Dediler ki: "Ne emredersin Ya Resulallah?" Buyurdu ki: Şam'a bakın. Hz. Bekr İbni Hakim (r.a.) 299 6 Yakında Benim üzerime hadis rivayet eden raviler gelecek. Siz o hadisleri Kur'an'a arzedin. Uyarsa alın, uymazsa bırakın. Hz. Ali (r.a.) 299 7 Yakında fitneler olur. Adam müslüman sabahlar, akşama kafir olur. Ancak, Allah'ın kendisini ilimiyle ihya ettikleri müstesna. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 299 8 Yakında sizinle Rumlar arasında dört sulh anlaşması olur. Dördüncü Âl-i Harundan biri ile gerçeklenir. Ve bu yedi sene devam eder. Denildi ki: "Ya Resulallah, o gün insanların imamı kimdir?" Buyurdu ki: "İmam, Benim evladımdan, kırk yaşında, yüzü parlak bir yıldız gibi olan, sağ yanağında siyah bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvânî aba olan bir kimsedir. Tavrı beni İsrail ulemasına benzer. Yirmi sene hüküm sürer. Arzdaki hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini feth eder. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 299 9 Yakında, hadiseler, tefrika, fırka ve ihtilaflar olacak. O günde katil olmaktan kurtulup maktul olabilirsen ol. Hz. Halid İbni Urfe (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 344 1 (Bir yerde sofraya keler getirmişler) Buyurun onu yiyin. Onda beis yoktur. Lakin bu Benim kavmimin alıştığı bir şey değildir. Hz. İbni Amr (r.a.) 344 2 Nasıl "Lâ ilâhe illallah" sözüne iki dudak mani olmazsa, öylece de onun Arşa varmasına gökler mani olmaz. Nihayet arşa arı uğultusu gibi bir uğultu ile varır da, sahibine şefaat eder. Hz. Câbir (r.a.) 344 3 Nice kendisine silah isabet eden kimse vardır ki, şehid de değil, hamîd de değildir. Nice döşeğinde ölen kimse vardır ki, Allah katında sıddık ve şehiddir. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 344 4 İmanın kemali, güzel ahlaktır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 344 5 Ben sizi kabir ziyaretinden menetmiştim. Artık kabirleri ziyaret edin. Zira bu, insanı dünyada zâhid kılar ve ahireti hatırlatır. Hz. İbni Mes'ud (r.a.) 344 6 Hayır ya filan, her arkadaş gündüzün bir saati kadar bile birisi ile arkadaşlık etse, arkadaşlığının hesabını verecektir. Bir sahabiden 344 7 Nasıl helak olur bir ümmet ki, evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (a.s.) ve ortasında da Ehli beytimden Mehdi (a.s.) vardır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 344 8 Allah (z.c.hz.) kulun tevbesi sebebiyle, sizden birisinin vâsi bir çölde kaybettiği devesini ansızın bulmasından doğan sevincinden daha fazla sevinç duyar. Hz. Enes (r.a.) 344 9 Allah (z.c.hz.) Ramazanın her gecesi iftar zamanında bir milyon kişiyi Cehennemden azad eder. Cuma'nın her saatinde de, hepsi cehennemlik olan yine bir milyon kişiyi Cehennemden azad eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 344 10 Eğer yaşarsam yahudi ve hıristiyanları arab yarımadasından çıkaracağım. Öyle ki, orada müslümanlardan başkası kalmasın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 344 11 Adamın evladını terbiye etmesi, onun bir sa' (ölçek) sadaka vermesinden hayırlıdır. Hz. Câbir (r.a.) 344 12 Allah (zc.hz)'nin senin elinde bir adama hidayet vermesi, senin için güneşin üzerine doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır. Hz. Ebû Rafi (r.a.) 344 13 Allah'ı zikreden bir cemaat arasında sabah namazından güneş doğuncaya kadar oturmam Bana, İsmail (a.s.) evladından her bir adamın diyeti 12 bin dirhem olan, dört köle azab etmekten daha kıymetlidir. İkindi namazından sonra güneş batana kadar Allah'ı zikreden bir kavimle beraber oturmam da Bana gene, İsmail (a.s.) evladından dört köle azad etmemden daha sevgilidir. Ki, onlardan her birinin diyeti yine on iki bin dirhemdir. Hz. Enes (r.a.)
Hz. Peygamberin sağlığında müslüman olan insanların büyük çoğunluğu âyetlerin etkisinde kalarak değil, bizzat Hz. Muhammed'in (s.a.) dürüstlüğünün ve güvenilirliğinin etkisinde kalarak yeni dine girmişlerdir. Bunlardan biri de Yehûdî Hahambaşı'nın oğlu Abdullah ibni Selâm idi. Abdullah, kıyametin ne zaman kopacağından tutunuz da ruhun ne olduğuna kadar bir dizi suâl hazırladı. Niyeti bu suâller ile Hz. Peygamberi müşkül duruma sokmak ve matetmekti. Fakat onu görür görmez, suâl sormaktan vazgeçti ve şöyle dedi: "Vallahi, Tevrat'ta ve Zebur'da müjdelenen âhir zaman nebisi sensin!" diyerek hemen müslüman oldu.
Kur'ân âyeti bu durumu şöyle açıklıyor:
"Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi oğullarını tanır gibi tanırlar" (Bakara 2/146)
Peygamberlerde bulunması gerekli olan "sıdk, emânet, tebliğ, fetanet ve ismet" diye bilinen beş önemli özelliğin birincisi doğru sözlülük, ikincisi de ona bağlı olan güvenilirliktir. Doğru sözlülük ve güvenilirlik, her müslümanda hatta her insanda bulunması gereken temel özelliklerdir. Hz. Peygamber, müslümanı tarif ederken "Müslüman, dilinden ve elinden diğer müslümanların güvende olduğu kişidir" buyuruyor. Eliyle ve
19. ALTINOLUK MAYIS - 2002
YanıtlaSil
Yuksel25 Temmuz 2025 09:19 diliyle başkalarına zarar verenlerin gerçek müslüman olmadıklarına işaret etmiş oluyor.
Dinimizde kılınması emredilen beş vakit namaz, aslında doğruluk amacına yönelik bir ibadettir. Çünkü namazın her rek'atında okunan Fatiha Sûresi'nde Allah'dan istenen bir tek dua vardır, o da doğruluktan ayrılmamak demek olan "İhdinessırata'l-müstekîm" dileğidir. Her müslüman günde en az kırk defa bu duayı yapmakta ve Allah'dan ısrarla doğruluk ve dürüstlük istemektedir. Dıştan ve içten gelen baskılara kapılmadan, şaşırmadan ve sapıklığa düşmeden doğru yolda yürümek için Allah'ın yardımını dilemektedir. Çünkü "Namaz müminin miracıdır" ve miraç, Allah ile buluşmak ve O'nunla yüz yüze gelmek demektir. Kur'ân, bize, Allah'dan, doğru yoldan ayrılmamak için yardım istememiz gerektiğini öğütlerken, Allah'ın da doğru yolda olduğunu Haber veriyor ve "Benim Rabbim, kesinlikle doğru yol üzeredir" (Hûd 11/65) buyuruyor. Ayrıca Peygamber'in de "Doğru yolda olduğunu" (Yasin 36/4) bildiriyor.
D.
YanıtlaSil
Yuksel25 Temmuz 2025 09:21 Bu şu demektir: Ben Rabbiniz olarak doğru yoldayım, izinden gitmeniz gereken Peygamber de doğru yoldadır. Siz doğruluktan ayrılır bir milim yoldan saparsanız Peygamber'in yolundan çıkmış olursunuz. O yoldan çıktığınız takdirde beni ebediyyen bu-lamazsınız, rızamı kazanamazsınız!
Sonuç olarak diyebiliriz ki:
Hem dünya hayatının düzen ve mutluluğ, hem ebedî hayat olan âhiretin düzen ve mutluluğu doğruluk ve dürüstlük temeline dayalıdır. İşte kıldan ince kılıçtan keskin olduğu bildirilen "Sırat Köprüsü" esas itibariyle budur. Yani, erginlik çağından itibaren ölünceye kadar, bütün nefsanî isteklere ve dünya nimetlerinin câzibesine kendisini kaptırmadan, insanoğlunun doğruluktan ayrılmadan yaşamaya çalışmasıdır. Her türlü engele rağmen bu yolda yürümeye azimli olmasıdır.
Ancak bu sayede Allah'a lâyık kul, Peygamber'e lâyık ümmet olunur.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 300 1 Yakında dört fitne olacak. Kanın mübah sayıldığı fitne ,kanın mübah ve malın helal sayıldığı fitne, kanın mübah malın ve namusun helal sayıldığı fitne (dördüncüsü Deccal fitnesidir) Hz. İmran (r.a.) 300 2 Yakında başınıza bazı emirler gelecek , rızıklarınıza el atacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar lakin yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını tasdik etmedikçe sizden razı olmayacaklar. O zaman (yalnız) emirlik haklarını tanıyın. Sizi de tecavüzle kendilerine uydurmaya çalıştıklarında onlarla mukatele edin. kim bu yolda öldürülürse o şehiddir. Hz. Ebû Sülale (r.a.) 300 3 Benden sonra fitneler olur. Birisi de "Ahlas" fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir müslüman(Mehdi a.s.) çıkıncaya kadar devam eder. Hz. Ebû Said (r.a.) 300 4 Allah'dan ilm-i nâfi isteyin ve faide vermeyen ilimden Allah'a sığının. Hz. Câbir (r.a.) 300 5 ALLAH'dan dünya ve ahirette af, afiyet ve yakîn isteyin. Zira yakînden sonra kula, afiyet kadar hayırlı bir şey verilmedi. Hz. Ebû Bekir (r.a.) 300 6 Allah'ın fazlından isteyin. Zira O istenmekten bıkmaz. İbadetin efdali de gamm ve hemmden kurtuluşu beklemektir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 300 7 Düşük çocuklara da isim koyun. Allah onunla mizanınızı ağırlaştırır. Zira onlar kıyamet günü gelir de şöyle derler: "Ey rabbimiz beni zayi ettiler ve bana isim vermediler. Hz. Enes (r.a.) 300 8 Fena ahlak, sirkenin balı ifsad etmesi gibi, ameli bozar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 300 9 Bakara suresinde bir ayet vardır ki, Kur'an ayetlerinin seyyididir. Bir yerde okundu mu şeytan orada tutunamayıp mutlaka çıkar. Bu "ayetül kürsi" dir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 300 10 Kuran'da bir sure vardır ki otuz ayettir. Sahibine (devamlı okuyana) affedilinceye kadar şefeat edecektir. O "Tebarekellezî biyedihil mülk"dür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 300 11 Yakında ilim taleb eden kimseler gelecek. Onları gördüğünüzde: "Allah'ın rasulunün tavsiyesi ile merhaba" deyin ve onlara istedikleri fetvayı(bilgiyi) verin. Hz. Ebû Said (r.a.) 300 12 Benden sonra yakında bir kavim gelecek, benim hadisimden soracaklar. Onlara ancak ezberlediklerinizi söyleyiniz. Kim kasten bana yalan isnad ederse cehennemde yerine hazırlansın. Hz. Ebû Mûsa (r.a.) 300 13 Üzerinize öyle bir zaman gelecek ki, o vakitte şu üç şeyden daha hayırlı bir şey olmayacak: "Helal para, kendisi ile ülfet edilen din kardeşi, amel edilen bir sünnet. Hz. Huzeyfe (r.a.)
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir. Şüphesiz Ingilizler bu iyiliklerini Mustafa Kemal'den korktukları için değil, bazı çıkarları doğrul-tusunda yapmışlardır. Ingilizler böylece Mustafa Kemal'i muzaffer komutan olarak Müslümanların gözünde kahramanlaşmasını istediler. Zira onun İslâm'a olan tavrının farkındaydılar. Kendilerinin yapamadıklarını, o yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu.
YanıtlaSil
Yuksel26 Temmuz 2025 11:34 Ingi-liz gazetelerinin, hilafet ve yönetim şekli böyle oldukça, azınlıkların haklarının savunu-lamayacağını ve yönetimin çağdaşlaşamayacağını yazdıklarını unutmadık. Sevr Antlaş-masının bu denli ağır maddeler içermesinin nedeni, devletin hilafet hükümeti tarafından yönetilmesiydi."
Ingilizler, Sultan Vahdeddin'le anlaşıp devletin bu yapısını değiştiremediler, ama Ke-malistlerle anlaşarak bu gayelerine ulaştılar.
⚫ Ingiliz vesikalarından öğrendiğimize göre, Lozan'da yapılan gizli görüşmelerde In-gilizler barış için şu şartları koymuşlardı: 1- Kesin olarak hilafetin kaldırılması, 2- Tür-kiye'de İslâm şeriatının kaldırılması, 3- Türkiye'deki tüm dini faaliyetlerin durdurulma-sı, 4- Osmanlı anayasasının yeni, laik anayasa ile değiştirilmesi.
3Savaş henüz daha yeni bitmişti ve biz büyük bir yenilgiye uğramıştık. Oysa Mısır için böyle birşey söz konusu değildi. Yeni bir savaşa girmekten kaçındığımız için bizi mazur görmeleri gerekiyor. Sonra İngilizlerin ülkemizi işgal etmelerine sebep olanlar, Kemalistlerin kardeş ve ortakları İttihatçılardır. İngilizler, hedeflerini tamamlamak için,
203.
YanıtlaSil
Yuksel26 Temmuz 2025 08:38 HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir.
Türkiye'de Arap harflerinin kaldırılması, Türk milleti ile Kur'ân-ı Kerim arasında engel koymak içindi. Böylece bir hükümet kararıyla Türk milleti, tüm bir kültür mira-sından mahrum bırakılıyor, halk bir gün içinde okuma-yazma bilmeyen ümmi konumu-na düşürülüyordu. Bu tarihin en garip kararlarından biridir. Bundan dolayı, Türkiye şimdiye kadar ne uluslararası çapta bir edebiyatçı, ne bir bilim adamı, ne de tarihçi ye-tiştirmiştir. Nasıl yetişsin? Yazmayı daha iki nesil önce keşfettiler.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 346 1 Ya, emri bil mar'uf ve nehyi anil münker yaparsınız, yoksa Allah'ın size, nezdi İlahisinden bir azab göndermesi yakındır. Sonra Ona dua edersiniz ama size icabet etmez. Hz. Huzeyfe (r.a.) 346 2 Ya ma'rufla emreder, münkeri nehy edersiniz. Yahut da Allah üzerinize Acemi gönderir de boynunuzu vururlar. Onlar öyle şiddetli olurlar ki, tepenizden ayrılmazlar. Hz. Hasan (r.a.) 346 3 Kadınlar, hatta hayızlılar bile dua toplantılarına çıkabilirler. Yalnız hayız olanlar musallaya giremezler. Hz. Ummi Aliyye (r.a.) 346 4 Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da yüzleriniz karar olur. Ya gözlerinize sahip olursunuz ya da gözleriniz dışarı uğrar. (Mahşer korkusu ile veya kör olarak haşir olursunuz) Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 346 5 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 346 6 Hiç şüphe yok ki; arz, cevir ve zulümle dolacak. Zulüm ve cevirle dolduğu o zaman, Allah ehli Beytimden ismi Benim ismimde babasının ismi Babamın isminde bir kimseyi gönderir de dünyayı adaletle ve nasafetle doldurur. Önce zulm ve cevirle dolduğu gibi. O zaman gök yağmurunu, yer mahsulünü esirgemiyecek ve O aranızda yedi, sekiz çok çok dokuz vakit duracak. (Ay veya sene) Hz. Muaviye İbni Kur'a (r.a.) 346 7 Hiç şüphe yok ki, İslamın usulleri (tutanakları) birer birer bozulacak. Birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela "hükmü" kaldıracaklar, en sonra da "namazı" bozacaklar. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 346 8 İslamın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalalete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların izi üzerine üç deccal gelecek. Hz. Huzeyfe (r.a.) 346 9 Sizler, hiç şüphe yok, evvelkilerin adetlerini karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kelerin deliğine girse siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa siz de yapacaksınız. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 346 10 Ümmetimden bir taife, içkiyi kendi verdikleri isimle helal sayacaklar. Hz. Ubâde (r.a.) 346 11 Bir adama Ribadan isabet eden bir dirhem, islamiyet zamanında işlediği otuz üç zinadan daha büyüktür. Hz. Abdullah İbni Selam (r.a.) 346 12 Akşam sabah Allah'ı zikretmek, Allah yolunda kılıç kırmaktan hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 4 1 Cennete gireceklerin sonuncusu Cüheyne kabilesinden biridir. İsmi de Cüheyne'dir. Cennet halkı: "Sorun" derler. "Son haber nedir?" Sorarlar: "Halktan azab olan var mı?" "hayır" der. "Son olan benim" (Cehennemden en son çıkacak müslüman) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 4 2 Adem (a.s.) dünya semasındadır. Kendisine ümmetinin (zürriyetinin) amelleri arz olunmaktadır. Yusuf (a.s.) ikinci semada, teyze çocukları olan Yahya (a.s.) üçüncü semada. İdris (a.s.) dördüncü semada, Harun (a.s.) beşinci semada, Musa (a.s.) altıncı semada. İbrahim (a.s.) da yedinci semadadır. Hz. Ebû Said (r.a.) 4 3 İlmin afeti unutmak, onu zayi etmek de ehli olmayana söylemektir. Hz. Ameş (r.a.) 4 4 Zarafetin afeti sakf (övünmek ve manasız sözler)dir. Şecaatin afeti serkeşliktir. Semahatin (hoşgörünün) afeti minnet etmek, güzelliğin afeti kibir göstermek, ibadetin afeti fetrettir (Gayretten sükuna düşmek.), sözün afeti yalandır. İlmin afeti unutkanlıktır. Hilmin afeti hoppalıktır. Asaletin afeti tefahurdur. Cömertliğin afeti israftır. Dinin afeti ise hevadır(Nefsine uymak). Hz. Ali (r.a.) 4 5 Dinin afeti üçtür: Fasık alim, cahil ve zalim reisler, cahil sofular. (İbadete çalışıyor, fakat cahil. Bu zümreler din namına yıkımdır.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 4 6 Faiz yiyene, yedirene, faiz senedini yazana, bu senede şahid olana (farkında olarak yaparsa), dövmeyi de yapan ve yaptırana, sadakayı geciktirene, hicretten sonra İslam camiasından çıkıp gidenlerin hepsine birden, kıyamet gününde Muhammed (s.a.s.) dilinden lanet edilmiştir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 4 7 Bir kulun yediği gibi yerim. Nefsim Yed'i Kudretinde olan Zata yemin ederim ki, bu dünyanın Allah'ın indinde sivrisinek kanadı kadar bir kıymeti olsa idi, kafire bir yudum su vermezdi. Hz. Amr (r.a.) 4 8 Ehli Kur'an Ehlullahdır. Hz. Enes (r.a.) 4 9 Her muttaki insan Ehlibeyttendir. Hz. Enes (r.a.) 4 10 Size dört şeyi emrediyor ve dört şeyden de sizi nehyediyorum: Size, sadece Allah'a iman etmenizi emrediyorum. Allah'a iman nedir bilir misiniz? Allah'tan başka ma'bud olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in O'nun Peygamberi olduğuna şahid olmaktır. Ayrıca size namaz kılmayı, zekat vermeyi ve Ramazan orucunu tutmayı emrediyorum. Ganimet olarak aldığınızın beşte birini Allah için yerine vermenizi de emrediyorum. Ve sizi kabaktan kap yapmaktan, ağaçtan oyma kaptan, ziftlenmiş kap kullanmaktan ve çömlek kap kullanmaktan (Bütün bu kablar içki için kullanılırdı) men ediyorum. Bu bildirdiklerimi muhafaza ediniz ve onları sizin arkanızda olanlara bildiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 23 1 Sizden biri, müslümanlar arasında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman, sesini iki hasımdan birine yükselttiğinden daha fazla diğerine yükseltmesin. Hz. Ümmü Seleme (r.anha) 23 2 Allah Teala müslim bir kulunu, bedenine bir musibetle ibtilaya maruz bıraktığı zaman, Aziz ve Celil olan Allah meleklerine şöyle buyurur: "Onun için evvelce işlemekte olduğu amelin en iyisini yazın." Eğer Allah o kuluna şifa verirse onu günahtan yıkar ve temirler. Eğer ruhunu kabz ederse onu bağışlar. Ve rahmetine nail kılar. Hz. Enes (r.a.) 23 3 Allah teala bir kula buğz ettiği zaman, ondan hayayı soyup alır. Hayayı alınca da o kimseyi sen sevmeyen ve sevilmeyen bir şahıs olarak görürsün. Allah, emaneti de ondan alır. Emanet alınınca, merhameti de alır. Merhamet alınınca da İslam'ın esasını da o kimseden alır. İslam'ın esası alınınca da, o kimseyi artık kovulmuş bir şeytan olarak görürsün. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 23 4 Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı pazarlarını süsledikleri ve para toplamak için evlendikleri (Kadınla malı için evlenmek) zaman, Allah onları şu dört hususla mubtela kılar. Zamandan kıtlık, sultandan zulüm, hakimlerden hıyanet, düşman saldırısına maruz kalma. Hz. Ali (r.a.) 23 5 Köle kaçtığı zaman, tekrar efendisine dönünceye kadar namazı kabul olunmaz. Hz. Cerir (r.a.) 23 6 Sizden biriniz yatmağa geldiği zaman şöyle desin: "Ey göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allahım! Sen bizim ve herşeyin Rabbisin. Herşeyin tasarrufu Senin elindedir. Evvel sensin, Senden önce bir şey yok. Ahir de sensin, Senden sonra da bir şey yok. Sen Batınsın. Senin gizliliğinden öteye bir şey yok. Bizi fakirlikten zenginliğe eriştir. Borcumuzu bize ödettir Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 23 7 Sizden biri yatağına gireceği zaman, gömleğini çıkarıp onunla yatağını silsin, temizlesin. Zira o bilmez ki yatağından kalktıktan sonra yatağına bir şey oldu mu? (böcek, akreb v.s girdi mi?) Sonra sağ yanı üzerine yatsın ve şöyle dua etsin: "Ya Rabbi! Senin adını anarak sağ yanımı yere koydum. Ancak senin yardımınla kaldırabilirim. Eğer ruhumu kabzedersen ona merhamet eyle. Eğer onu geri verirsen salih kullarını muhafaza ettiğin şekilde onu koru Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 23 8 Sizden biri bir meclise gelince selam versin. Oturma gözüküyorsa otursun. Kalkıp gitmek isterse yine selam versin. Zira birinci selam ikinci selamdan evla değildir. (İkinci selama da ihtiyaç vardır.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 23 9 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yaklaşmak isterse, önce abdest alsın. Hz. Ebû Said (r.a.) 23 10 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yakın olmak isterse, taharet alsın. Hz. Ömer (r.a.) 23 11 Sizden biri helaline yakın olmak istediğinde örtünsün, helalini de örtsün. Onlar merkeb çıplaklığı gibi üryan olmasınlar. (Allah'dan haya, meleklerden edep, şeytandan da kaçınmak için.) Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 23 12 Sizden biri helaline yakın olduğu zaman örtünsün. Vahşi merkeblerin çıplaklığı gibi soyunmasın. Hz. Utbe (r.a.) 23 13 Sizden biri defi hacet esnasında kıbleyi önüne almasın ve arkasını da döndürmesin. Batı veya doğu cihetine dönsün. Hz. Ebû Eyyub (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 347 1 Hakimin dili iki ateş arasındadır. Ya Cennete yol bulur veya Cehennemi hak edecek bir neticeye varır. Hz. Enes (r.a.) 347 2 Cehennem ateşini ihata eden perdeler dört duvar halindedir. Her duvarın kalınlığı kırk yıllık yoldur. Hz. Ebû Said (r.a.) 347 3 Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Kim bir mü'mine veya mü'mineye haksız olarak mahkumiyetini müstelzim isnadda bulunursa onu öldürmüş gibi olur. Hz. Sabit İbni Dahhak (r.a.) 347 4 Allah'ın, melaikenin ve bütün insanların laneti o kimse üzerinedir ki, kadınla münasebeti kesti (evlenmedi). Halbuki Zekeriya (a.s.) oğlu Yahya (a.s.)'dan sonra evlenmemekle sena olunmak yoktur. Hz. Atiyye İbni Beşir (r.a.) 347 5 Allah lanet etsin o kimselere ki, şairlerin şiire itina ettikleri gibi, hutbe söylemeye itina edenler. Hz. Muaviye (r.a.) 347 6 Allah lanet etsin, cenaze peşinden para ile ağlıyan kadına ve dinleyenlere, sıla-ı rahimi kesene, musibet sırasında feryadcılık yapana ve dövme nakış yapan ve yaptırana. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 347 7 Allah lanet etsin, halkanın ortasına oturana. (Yani güldürmek için sahneye çıkana.) Hz. Huzeyfe (r.a.) 347 8 Allah lanet etsin, saçını ekliyen kadına ve eklettirene ve dövme yapaan ve yaptırana. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 347 9 Allah içkiye, içene de, sunana da, satana da, satın alana da, sıkana ve sıktırana da, taşıyana da, kendine götürülene de ve parasını yiyene de lanet etsin. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 347 10 Allah lanet etsin, kadınlardan erkek kılığına, erkeklerin de kadın kıyafetine girene. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 347 11 Allah, faiz yiyene, yedirene, senedi yazana ve zekatı vermiyene de lanet etsin. Hz. Ali (r.a.) 347 12 Allah, süslenmek için yüzünü boyayıp yolana da, yoldurana da lanet etsin. Hz. Âişe (r.anha) 347 13 Allah, avrete bakana da baktırana da lanet etsin. Hz. Hasan (r.a.) 347 14 Allah, hayvanın azasından bir yeri kesene lanet etsin. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 347 15 Allah lanet etsin, anasına-babasına lanet edene. Allah'dan gayrisi için hayvan kesene lanet etsin. Mücrimi barındırıp himaye edene lanet etsin ve arazi hududunu değiştirene de lanet etsin. Hz. Ali (r.a.) 347 16 Allah, efendisinden başkasını efendi edinene lanet etsin. Allah, arazi işaretlerini bozana lanet etsin. Allah amayı yoldan itene lanet etsin. Allah, anasına-babasına lanet edene de lanet etsin. Allah, Allah'dan gayri için hayvan kesene lanet etsin. Allah, hayvana kötü iş yapana lanet etsin. Allah, Lûtîlik yapana lanet etsin. Allah, Lûtîlik yapana lanet etsin. Allah, Lûtîlik yapana lanet etsin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 22 1 Kardeşlerinizi isimleri ile çağırınız. Onları lakapları ile çağırmayınız. Hz. Abdullah İbni Cerad (r.a.) 22 2 Abdestinizdeki şüpheyi, yakın bilginizle def edin. Namazda ise zannınıza göre hareket edin. (Abdestten şüphelendiğinde zanna göre değil, kat'i bilgiye dayanılır. Halbuki namazda ise tereddüde düşüldüğünde galip zanna göre hareket edilir.) Hz. Âişe (r.anha) 22 3 Ölülerinizi salih insanların arasına defnediniz. Zira ölü, kötü komşudan eza görür. Nasıl ki hayattaki bir kimse de kötü komşudan eza duyar. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 22 4 Siz, kan, saç ve tırnaklarınızı toprağa gömünüz ki, büyücüler onlarla sihir yapmasınlar. Hz. Câbir (r.a.) 22 5 Süt ile yağlanınız. Zira bu sizin için hanımlarınızın nezdinde daha haz vericidir. Menekşe yağı da sürünüz. Zira o yazın serinlik ve kışında hararet verici vasıftadır. Hz. Ali (r.a.) 22 6 Hac ve Umreye devam ediniz. Zira demirci ocağının, demirin pasını temizlemesi gibi, hac ile umre de fakirliği ve günahları yok eder. Hz. Câbir (r.a.) 22 7 Yetimi kendine yakın tut. Başını elinle okşa ve onu sofrana oturt. Böyle yaparsan, kalbin yumuşar ve hacetin görülür. Hz. Ebû İmran (r.a.) 22 8 Cennet ehlinden derecesi en az olan kimse için, seksen bin hadim ve yetmiş iki zevce vardır. Onun için, büyüklüğü Cabiye (Şam) ile San'a (Yemen) arası kadar olan inci, zebercet ve yakuttan bir kubbe kurulur. Hz. Ebû Said (r.a.) 22 9 Her hak sahibine hakkını veriniz. Çocuk yatağındır(yatak sahibinin). Zani için de recm vardır. Kim ki, efendisinden başkasını veli edinirse, yahud başkasına nisbet iddia ederse Allah'ın meleklerinin ve insanların hepsinin laneti onun üzerine olsun. Böylesinin ne nafile, ne de farz ibadeti kabul olunur. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 22 10 Allah'ı çok zikretmekle meclislerin hakkını verin. Doğru yolu gösterin ve gözlerinizi indirin. (Haramdan sakının). Hz. Sebi İbni Huneyf (r.a.) 22 11 Azimetleri yerine getirin ve ruhsatları da kabul edin. (Din kolaylıktır icabında faydalanın.) İnsanları bırakın (gizli hallerini ve ayıblarını araştırmayın). Onlara böyle yapmanız sizin için yeterlidir (şerlerinden emin olursunuz.) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 22 12 Şu maldan (dünyadan) istemeksizin ve tamah etmeksizin Allah Teala sana verdiğinde onu al ve ye, Onu mal edin. Hz. Ebud Derda (r.a.) 22 13 Allah sana bir mal verdiği zaman, Allah'ın bu nimet ve ikramının eseri senin üzerinde görülsün. Hz. Ebud Derda (r.a.) 22 14 Bir kimse ile kardeşlik kurduğunda onun adını ve babasının adını sor. Onun gaybutinde aile efradını korursun, hasta olursa ziyaret edersin, vefat ederse cenazesinde hazır olursun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 22 15 Sizden biriniz bir hadim (köle) satın aldığında ona ilk yedireceği şey helva (tatlı) olsun. Onun alışması için bu daha iyidir. Hz. Muaz ibni Cebel (r.a.) 22 16 Marufu (iyilik) istediğiniz zaman onu güzel yüzlülerden taleb ediniz. Hz. Abdullah İbni Cerad (r.a.) 22 17 Sizlerden biri, müslümanlar hakkında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman öfkeli iken hüküm vermesin. Onlara (davacı ve davalıya) bakışta, oturtma yerinde ve işaret etmede kendilerine eşit davranılmasını temin etsin. Hz. Ümmü Seleme (r.anha
Her hak sahibine hakkını veriniz. Çocuk yatağındır(yatak sahibinin). Zani için de recm vardır. Kim ki, efendisinden başkasını veli edinirse, yahud başkasına nisbet iddia ederse Allah'ın meleklerinin ve insanların hepsinin laneti onun üzerine olsun. Böylesinin ne nafile, ne de farz ibadeti kabul olunur. Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) Sayfa: 22 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Allah'ın insanlardan en nefret ettiği kişi, sığırın diliyle ağzını karıştırdığı gibi (yanlışı doğru, doğruyu yanlış göstermek için) konuşurken dilini dolaştırıp duran belağat sahibi kimsedir. Ravi: Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.) Sayfa: 8 / No: 6 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel31 Temmuz 2025 23:25 Hacetini arz edemeyen kimsenin hacetini siz tebliğ ediniz. Her kim ki, ihtiyacını arza muktedir olamayan bir kimsenin hacetini Sultana bildirirse, Allah, onun ayaklarını kıyamet gününde sırat üzerinde sabit kılar. Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.) Sayfa: 8 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
- Bunlar kolay cevaplanacak sorular değil? Cenab-ı Hak inşaallah güzel günler gösterecek. Herkes faaliyetlerini ya-pacak Cenab-ı Hak bir halte nasib edecek inga ba-şına. Dağınık olunca ta-bii hiç bir şey olamıyor. Lokman Hekim kırk tane
Cenab-ı Hak inşallah güzel günler gösterecek.
çöp bağlamış, "kırın" demiş, evlatlarından kimse ki ramamış. Çözmüş hepsini, çat çat kırmışlar. "Hepi-niz birleşin ki böyle kuvvetli olasınız." demiş. Bu an cak hiläfetle olur. Hilafete tam sahip olunursa, bir kaç kötü de erir gider.
Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Sayfa: 16 / No: 17 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel4 Ağustos 2025 02:51 Allah, Hz. İbrahim (a.s.)'ı "Halil". Hz. Musa (a.s.)'ı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celalim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim." Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 11 / No: 11 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel4 Ağustos 2025 02:52 Cibril (a.s.) Bana geldi ve buyurdu ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Rabbin Sana selam ediyor ve şöyle buyuruyor: "Kullarımdan öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak zenginlikle salah bulur. Eğer onu fakir kılsa idim o küfranı nimet ederdi. Ve yine kullarımdan öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak fakirlikle salah bulur. Eğer onu zengin kılsa idim o küfrederdi. Kullarımdan öylesi de vardır ki onun imanı ancak sıhhatta olması ile tamam olur. Eğer ona hastalık versem, o küfrederdi. (Diğer bir nüshada şu ilave vardır) Kullarımdan öyle kimse de vardır ki, onun imanı ancak kendisinin hastalık içinde bulunması ile tamam olur. Eğer onu sıhhatte kılsam, o küfranı nimet ederdi" Ravi: Hz. Ömer (r.a.) Sayfa: 11 / No: 1 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel4 Ağustos 2025 02:53 Kendisinden çocuk peydah olacak meniyi, kayanın üstüne döksen, Allah (z.c.hz.) yaratacağını yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah yaratacağı canı yaratır. Ravi: Hz. Sumame (r.a.) Sayfa: 354 / No: 14 Ramuz El-Ehadis
"Bir gün Peygamber (s.a.v.) in terkisinde (bineğinin arkasında) idim. Bana şöyle bu-yurdu:
"Ey genç! Sana bazı kelimeler öğreteyim: Allah'ı gözet ki, O da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki, O'nu karşında bulasın. Bir şey is-tediğinde Allah'tan iste. Yardım dilediğinde Allah'tan dile. Şunu bil ki, şayet bütün üm-met (insanlık) sana bir fayda vermek için bir araya gelse, ancak Allah'ın senin için yazdı-ğı kadarıyla fayda verebilirler. Yine şayet sana bir zarar vermek için bir araya gelseler, ancak Allah'ın senin aleyhine yazdığı kadar zarar verebilirler. Kalemler kaldırılmış, sa-hifeler kurumuş (yani her şey takdir edilmiş ve bitmiştir)." 8
Bu tavsiyeleri ile Rasul-i Zîşân Efendi-miz, tüm fillerimizde, düşüncelerimizde ve niyetlerimizde Allah'ın rızasını, emirlerini ve yasaklarını göz önünde bulundurma-mız gerektiğini işaret buyurur. Bu, Allah bilinciyle yaşamaktır ki, hayatın merkezine O'nu koymanın ta kendisidir. Yine O (s.a.v.), insanın tüm ihtiyaçlarında ve zorlukların-da ilk ve en nihai merci olarak Allah'ı gör-mesi gerektiğini belirtir. Bu, tam bir tevek-kül ve acziyetini bilerek yalnızca Yaratıcısı-na yönelme halidir.
İnsanlar onu tanıyacak diye faciri anmaktan çekiniyor musunuz? Facirden, bulunduğu hal üzere bahsedin ki, insanlar ondan sakınsınlar. Ravi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.) Sayfa: 12 / No: 13 Ramuz El-Ehadis
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 186 1 Yarabbi. Ona (Hz. Ali'ye) yardım et. Ve onu yardım vesilesi et. Ona rahmet et ve onu rahmet vesilesi et. Ona nusret ver ve onu nusret vesilesi et. Yarabbi, ona dost olana dost ol ve ona düşman olana da düşman. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 186 2 Yarabbi, bunları (hz. Hasan ve Hüseyin) Ben seviyorum. Sen de sev, Ve buğz edene sen de buğz et. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 186 3 Yarabbi, Abbas'a ve Abbas'ın evladına yardım et. Yarabbi Abbas'a ve Abbas'ın evladına yardım et. Yarabbi, Abbas'a ve Abbas'ın evladına yardım et. Ey amca, Mehdi senin sülalendendir. Teyid edilmiş, Radiye ve Merdiyye olarak. Hz. Abbas (r.a.) 186 4 Yarabbi, Ebu Bekir'e (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Ömer (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Osman'a (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Ebu Ubeyde İbnil Cerrah'a (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Amr İbni As'a (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Hz. İbni Yuhamir (r.a.) 186 5 Yarabbi, kim ki Bana inanır, Beni tasdik eder ve Senden Bana gelenin (kitabın) hak olduğuna şehadet ederse, Sen onun malını da evladını da az ver ve ruhunu da erken kabzet. Yarabbi, ona Sana kavuşmayı sevdir. Ve ölümünü de ta'cil et. Kim de Bana inanmaz ve Beni tasdik etmez ise ve getirdiğimin Hak olduğunu da bilmezse, onun malını ve evladını çoğalt ve ömrünü de uzun et. Hz. Muaz (r.a.) 186 6 Yarabbi Kureyş'e hidayet et. Zira onların alimi, arzı ilimle dolduracaktır. Yarabbi onlara (dünyevi) azabı tattırdığın gibi nimetini de tattır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 186 7 Yarabbi, ona (Hz. Muaviye ra) kitabı ve hesabı öğret. Onu memleketlerde hükmettir ve kendisini azabtan koru. Hz. Seleme İbni Muhalled (r.a.) 186 8 Yarabbi, ona (Hz. Muaviye r.a) ilim ihsan et. Ve onu hidayet rehberi ve Mehdi kıl. Ve onun sebebiyle de hidayet ver. Hz. Ömer (r.a.) 186 9 Yarabbi rüzgarın şerrinden ve rüzgarla gelecek şeyin şerrinden ve bilhassa Ad kavmini helak eden şimal rüzgarından sana sığınırım. Hz. Câbir (r.a.) 186 10 Yarabbi, Sen; ruhu, sinirlerin, kemiklerin ve parmak uçlarının arasından alırsın Sen Bana ölüm hususunda yardımcı ol. Onu Bana kolaylaştır. Hz. Tumet İbni Ğaylan (r.a.) 186 11 Yarabbi, imanı ruhuma içirdiğin gibi, kalbime de içir. Yaratılışımda takdir ettiğin şeyden bir şeyle Bana azab etme. Zira Sen Benim üzerimde her şeyi yapmaya muktedirsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
"Sizi boş yere yarattığımızı ve sizin hakîkaten huzûrumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?"
(el-Mü'minûn, 115)
***
"Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların (yâni insanların) çoğu (gafletlerinden dolayı) bilmiyorlar." (ed-Duhân, 38-39)
Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliriz. Onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında aile-sini kurtaracağız. 23
Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."24
İki Kadından
Biri
Lut (a.s.) ın karısı; peygamber ko-casına îmanda ihanet etmiş iki ka-dından biri idi. 25 İman; gerçekten hidâyet işiydi. Nuh (a.s.) ın karısının düştüğü inanç-sızlık batağına Lut (a.s.) in eşi de düşmüştü. Her an yanında bulunan ilâhî ışıktan yararlanamamıştı.
Nuh ve Lut (aleyhimesselâm) peygamber olma-larına rağmen eşlerini helâk olmaktan kurtarama-mışlardı. Çünkü kurtuluş; soya, sopa, akrabalığa de-ğil, imana dayalı idi.
Elçi melekler İbrahim (a.s.) ın yanından ayrıl-dılar. Sedum'a vardılar. Lut (a.s.) 1 buldular. O'na misafir oldular.
"Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti. Çok sıkıldı. "Bu çetin bir gündür! dedi."26
Niçin çetindi?
Gelenler kimdi?
Lut (a.s.) bilmiyordu. Ama hepsi gençti, güzel-di, erkekti. Zaten milleti de böyle kişileri ele geçir-mek isterdi. Şimdi ise, evde bir grup genç erkek var-
Medineli ilk müslümanlardan Üseyd bin Hudayr, Evs kabilesine mensuptu. İkinci Akabe Bey'atı'nda Allah Rasûlü ile görüştü.
Hazret-i Aişe onun hak-kında; "Üseyd insanların en fazi-letlilerindendi." derdi. Güzel söz-lerinden biri şöyledir:
“Bütün ömrümü üç hål üzerin-de geçirmek isterdim:
Birincisi, Kur'ân okuduğum
ve dinlediğim zamanki hâlimdir. İkincisi, Rasûlullah 'in hut besini dinlediğim zamanki hâlimdir.
Üçüncüsü, bir cenâze ile kar-şılaştığım zamanki hâlimdir ki, cenâzeyi görünce kendime ne ile meşgul olduğumu ve ölüm için ne hazırladığımı sorarım." (Ahmed, IV, s. 352; Håkim, Müstedrek, III, s. 327)
Bu yıldız şahsiyet, 641'de vefât etti. Kabri, Cennetü'l-Bakîdedir.
Abdullah Mesud HIDIR mahidir@gmai
Bir gece Üseyd, Bakara Sûre-si'ni okuyordu. Atını da yanına bağ-lamıştı. Kur'an'ı okurken at birden ha-reketlenmeye başladı. Üseyd sustu. O susunca at da sakinleşti. Üseyd tekrar okumaya başladı. At yine şah-landı. Üseyd sustu, at da sakinleş-ti. Bundan sonra Üseyd bir daha okumaya başladı, at yine hırçınlaştı. Üseyd artık vazgeçti. Üseyd'in oğlu Yahya ise ata yakın bir yerde (yatmakta) idi. Atın çocuğa bir za-rarı dokunmasından endişe ederek çocuğu geriye çekti. Bu sırada başını kaldırıp göğe baktığında, parlamakta olan birtakım şeyler gördü ve o şeyler uzaklaşarak gözden kayboldu.
lü ona;
Hudayr oğlu!" buyurdu. "-Oku ey Hudayr oğlu, oku ey
Üseyd;
"-Yâ Rasûlallah, başımı kal-dırıp göğe baktığımda beyaz bu-lut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi birçok şeyin parla-makta olduğunu gördüm. Sonra bu parlak cisimler göğe doğru çe-kilip gözden kayboldu." dedi.
Hazret-i Peygamber;
"-Bilir misin onlar nedir? Onlar meleklerdi, senin Kur'ân okuyuş sesine yaklaşmışlardı. Eğer okumaya devam etseydin sabaha kadar seni dinlerlerdi. İnsanlar da onlara bakarlardı. Onlar insanların gözünden gizlenemezler-di." buyurdu. (Buhâri, Fezaili'l-Kur'an, 15;
Üseyd, gece olanları Hazret-i Peygamber'e anlattı. Allah Rasû-
Unlü âlim Fahreddin er-Râzî, 6 1149'da Rey'de doğdu. Önce bi-amli bir âlim ve iyi bir hatip olan hasından, sonra da devrin âlimle-den ilim öğrendi. Daha sonra He-a yerleşti. Tefsir, kelâm, mantık, tah, Arap dili, tarih ve tıp alanın-eserler te'lif etti, talebe yetiştirdi.
Fahreddin er-Rází, 29 Mart 1210'da vefât etti. Kabri, Herat'tadır.
Fahreddin Râzî; Asr Sûresi'ni tefsir ederken, tebdîl-i mekân yapa-rak zihnini biraz açmaya niyetlen-d. Bir dostunun yanına gitti. Dostu sohbet esnasında bir nükte anlattı:
*-Bir adam sıcak yaz gününde,
bunaltıcı bir havada şehrin merke-zine doğru ilerlemiş. Pazara yak-laştığında bir satıcının;
<<-Ana sermayesi eriyip yok olana merhamet ediniz! Ana ser-mayesi eriyip yok olana merhamet ediniz!>> diye nidâ ettiğini işitmiş;
<<-Ne satıyor ki böyle bağırı-yor?>>>diye merak ederek adamın tezgâhına yaklaşmış. Satıcının; in-sanlar ferahlasın diye dağdan buz getirdiğini, her an biraz daha eri-yen buzu satmaya çalıştığını gör-müş. Buz eridikçe adamın emeği ve kazancı da eriyormuş."
Nükte Fahreddin er-Râzînin zihninde tekrar tekrar dolaştı ve;
"-Asr Sûresi'nin mânâsı işte bu-dur. Çünkü, artık insanın üzerinden
ikindi de geçiyor, böylece ömrü biti-yor, ama insan henüz bir şeyler ka-zanmış değil. O hâlde insan ziyan-dadır" diyerek bu nükteyi tefsirine ekledi. (Fahreddin er-Razi, Mefatihu'l-ġayb, XXXII, 81) (*Asr; zaman, ikindi, ikindi nama-zı, asr-ı saâdet gibi månålara da gelir.)
Ömür; güneşin altındaki buz gibi hızla erimekte, hayat ırmağı hız-la akıp gitmekte... Muhasebe edenle-re, nefsini hesaba çekenlere, tevbe ve istiğfar edenlere ne mutlu...
Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Sayfa: 16 / No: 17 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 01:58 Evet, Ben Kur'an'ı fehm ile okuyorum. Siz ise zahiri ile okuyorsunuz . Dediler ki: "Ya Resulallah, zahir ile batın (fehm)'in farkı nedir?" Buyurdu ki: "Ben Kur'an'ı okuyorum ve tefekkür ediyorum. Ve ahkamı ile amel ediyorum. Halbuki siz şöyle okuyorsunuz, buyurdu ve elini süratle geçirerek işaret etti. (Bu hadis-i şerif Ashabın peygamber Efendimize şöyle demeleri üzerine varid olmuştur: "Ya Rasülallah! Siz Kur'an-ı Kerim'i okuduğunuz zaman öyle bir manevi haz duyuyoruz ki, kendi kendimize okuduğumuzda bu halaveti duyamıyoruz.") Ravi: Hz. Umeyr İbni Hani (r.a.) Sayfa: 16 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
Evet, Ben Kur'an'ı fehm ile okuyorum. Siz ise zahiri ile okuyorsunuz . Dediler ki: "Ya Resulallah, zahir ile batın (fehm)'in farkı nedir?" Buyurdu ki: "Ben Kur'an'ı okuyorum ve tefekkür ediyorum. Ve ahkamı ile amel ediyorum. Halbuki siz şöyle okuyorsunuz, buyurdu ve elini süratle geçirerek işaret etti. (Bu hadis-i şerif Ashabın peygamber Efendimize şöyle demeleri üzerine varid olmuştur: "Ya Rasülallah! Siz Kur'an-ı Kerim'i okuduğunuz zaman öyle bir manevi haz duyuyoruz ki, kendi kendimize okuduğumuzda bu halaveti duyamıyoruz.") Ravi: Hz. Umeyr İbni Hani (r.a.) Sayfa: 16 / No: 9 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 02:24 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onların hepsini yüzü koyun cehenneme atar. Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.) Sayfa: 355 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 02:26 Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onları Cehenneme atar. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) Sayfa: 355 / No: 2 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 02:27 Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Sayfa: 16 / No: 17 Ramuz El-Ehadis
M EZAR taşları sadece gö-rünüşleriyle değil, üzerlerine ya-zılmış nice ibretli cümlelerle de tam bir hikmet hazinele-ridir. İnsanın, dünya-nın, hayatın ve eşyanın künhüne vakıf olabilmek için mezar taşları ara-sında gerçekleştirile-cek küçük bir seyahat yeter de artar bile. İşte insanın bu-gününü ve yarınını özetleyen veciz bir mezar taşı yazısı; "En insan! Dün bende senin gibiydim. Unutma ki yarın sende benim gibi olacaksın!"
★
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 04:37 müptelası idi. Ruhu şad, mekanı cennet,
makamı âli, menzili mübarek olsun.
Marifet yayınevinin kapandığı gün-lerdi. Ömer Ziya Belviranlı ağabey, Kamil Büyüker Hocam ve bendenizi yayınevine davet etmiş, "buradan dilediğiniz kitabı alabilirsiniz" demişti.
Birkaç tane kitap almış, daha fazlasını almaya elimiz varmamıştı. Bir yayınevinin kapanışına şahit olmak ikimize de çok ağır gelmişti. Ben bu atmosferde merhuma şöyle bir soru sormuştum:
"Abi, bu kitapları verecek yakınında ve çevrende kimsen yok mu?"
Merhum soruma cevaben "Olmaz olur mu? Elbette var hamdolsun" demiş ve fi-nali şu muhteşem cümle ile gerçekleştir-mişti: "Kitabın gerçek varisleri okurlarıdır."
kerini kıyıda durdurur. Ama arkada donanmanın desteği olduğu için denize dökemezler onları. Bunun üzerine İtalya'da büyük olay çıkar.
Atatürk'ten sonra gerçekten derin devlet vizyonuna sahip bir isim geldi mi?
Derin devlet vizyonuna sahip Alparslan Türkeş, olağanüstü derin ve karmaşık bir bakışı olan ve enteresan duruşlar sergileyen bir insandır. Mesela gün gelmiştir, Alparslan Türkeş Nazım Hik-met'ten şiir okumuştur. Çok farklı bir hareketti, ama ülkücüler bunu anlamamıştır. Bu adam şiirlerini Türkçe yazmış. İsterse va-tan haini olsun, bu bir Türk şairidir. Dolayısıyla bu adamın Türk-çeye bir hizmeti vardır. Türkeş'in onun şiirini okumasını böyle bir millet vefası olarak görmüşümdür.
Türkeş başka bir şey daha yaptı. Mesela Bakü-Ceyhan petrol boru hattı için, "Bu ortaklığın içinde Türkiye'nin payı yüzde on, Rusya'nın payı yüzde yirmi beş olmalı" dedi. Bir numaralı Rus düşmanı böyle bir şeyi nasıl yapabilir, diye düşünebilirsiniz. Tür-keş biliyor ki, Rusya istemezse petrol boru hattının gerçekleşme-si çok zor olur. Ayrıca eğer Rusya'ya yüzde yirmi beş verip de ya-nınıza almazsanız, bu sefer siz yüzde onu alsanız bile Amerika'yı bu işte o kadar etkin kılarsınız ki, dengelenmesi imkânsız bir güç olur. Türkeş'te bir devlet adamı kumaşı vardır.
Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa'nın liderliğindeki İt-tihat ve Terakki'nin Teşkilat-ı Mahsusa isimli bir istihbarat teş-kilatı vardı. Bu, Türk tarihindeki belki de en önemli gizli servis-lerden biri olarak kabul edilir. Ayrıca Yakup Cemil, Eşref Kuş-çubaşı, Yahya Efendi gibi önemli fedaileri vardı. Teşkilat-ı Mahsusa bir derin devlet oluşumu mudur?
Dönem İttihat Terakki dönemiydi. Daha doğrusu tarihin en önemli dönemlerinden bir tanesiydi. Teşkilat-ı Mahsusa ve onun öncülü sayabileceğimiz Jurnalciler Örgütü çağdaşlaşan ba-
Dosya Gündem Siyaset Dünya Ekonomi Spor Tarih Filistin
Çanakkale
Ekonomi
Gündem
Eğitim
Aktüel
Sağlık
Dünya
Genel
Spor
Manisa
Edirne
Bolu
Yerel
Dosya
Filistin
Bilim,
Balıkesir
İstanbul
Ankara
Kayseri Abdurrahman Dilipak Dünya nereye götürülüyor? Abdurrahman Dilipak 19.09.2024 - 00:05 Yayınlanma Google News Derin Gerçekler Bakın dün başlayıp bu gün devam ettiğimiz, Pedefolik Satanist Siyonistlerin bu eylem planındaki işleri savunan partisinden, cemaatinden, mediasından, iş adamından, akademisyeninden uzak duralım. Bunların partilerinden, STK’larından ayrılın. Ya da içeride mücadele edin, orada olup bitenleri insanlara duyurun. Artık İnsan Hakları diye bir şey yok, çünkü insan yok. Çevre yalan, Kadın özgürlük hareketleri de yalan. Sağlık diye geni ile oynanmış gıdalar, sentetik et öneriyorlar. İlaçlar zehir.
Sıkı durun daha devamı var: CIA, FBI, eyalet ve yerel polis teşkilatları, IRS, FEMA, Sosyal Güvenlik'in ana dosyaları büyük ölçüde genişletilecek ve ABD’deki tüm bireylerin kişisel kayıtlarının temelini oluşturacaktır. Evlilik yasaklanacak ve bildiğimiz gibi bir aile hayatı olmayacak. Çocuklar erken yaşta ebeveynlerinden alınacak ve devlet malı olarak vesayet altında büyütülecek. Böyle bir deney, çocukların devlet tarafından sadakatsiz vatandaşlar olarak görülen ebeveynlerinden alındığı Doğu Almanya'da Erich Honnecker tarafından gerçekleştirilmişti. Kadınlar, "kadın kurtuluşu" hareketlerinin devam eden süreci boyunca aşağılanacak. Özgür seks zorunlu olacak. 20 yaşına kadar en az bir kez uyulmaması, şahsına karşı ağır misillemelerle cezalandırılır. Bir kadına iki çocuk doğduktan sonra kendi kendine kürtaj öğretilir ve uygulanır; bu kayıtlar, Tek Dünya Hükümeti'nin bölgesel bilgisayarlarındaki her kadının kişisel dosyasında yer alır. Bir kadın daha önce iki çocuk doğurduktan sonra hamile kalırsa, böyle bir kürtaj ve sterilizasyon yapılması için zorla bir kürtaj kliniğine götürülür.
Pornografi teşvik edilecek ve eşcinsel ve lezbiyen pornografisi de dahil olmak üzere her sinema salonunda zorunlu olarak gösterilecektir. Bakın ülkemizde, bugün yargı ve vergi muafiyeti verdiğimiz, Diplomatik dokunulmazlığa sahip, doğrudan ve dolaylı olarak Kamu, özel ve STK’larla hertürlü görüşme, iş birliği ve mali kaynak desteği, EGİTDONAT faaliyetine ilişkin imtiyaz sahi UN WOMAN Örgütü bu Pedefolik, Satanist, Siyonistlerin yüz milyon dolarları bulan fonlarını ülkemizde dağıtmaya devam ediyor. "Eğlence amaçlı" uyuşturucuların kullanımı teşvik edilecek ve her kişiye, dünyanın dört bir yanındaki One World Government mağazalarından satın alınabilen uyuşturucu kotaları tahsis edilecektir. Zihin kontrol uyuşturucuları yaygınlaştırılacak ve kullanımı zorunlu hale gelecektir. Bu tür zihin kontrol uyuşturucuları, insanların bilgisi ve/veya rızası olmadan yiyecek ve/veya su tedariklerinde verilecektir. One World Government çalışanları tarafından işletilen ve köle sınıfının boş zamanlarını geçirebileceği uyuşturucu barları kurulacaktır.
...Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz. (Enbiya, 21/35)
MÜSLÜMAN'IN AFETLERE BAKIŞI NASIL OLMALIDIR?
İnsanın; Rabbine, kendine ve yaşadığı topluma karşı olduğu gibi tabiata karşı da yükümlülükleri vardır. Bu durum ona, öncelikle tabiatın bir nimet ve ema-net olduğu bilinciyle, onu tahrip ve ifsat etmeden hareket etme sorumluluğu yükler. Öte yandan insanoğlu, tabiatın doğal işleyişinden kaynaklanan birtakım afetlerle karşılaşabileceği gibi kendi ihmal ve hatalarının acı neticeleriyle de yüzleşmek durumunda kalabilmektedir. Bunlarla başa çıkabilmenin yolu, afet ve musibetler karşısında serinkanlı davranışlar sergilemekten geçer. Acı ve ıstıraplara sabredip en güzel şekilde mücadele edenler, ahirette büyük mükafata, ebedî huzur ve refaha kavuşacaklardır. Ancak musibetler karşısında sabret-mek, hiçbir şey yapmadan sadece beklemek ve sıkıntılara çaresizce katlanmak değildir. Aksine sabretmek, metîn olmak, olumsuzlukları gidermek için azim ve kararlılık göstermek, olanlardan dersler çıkarmak, sorumlulukları hatırla-mak, hülasa maddi ve manevi alanda yapılması gerekenleri yerine getirmektir.
Zübeyir Ağabey neşriyatın üzerinde çok dururu lik yayпечь durmuştu. Bunun sebebini Zubayir Ağabey söyle izah ederdi miz Mihrap Yayınevidir Mihrap Yayınevini Zubevir Ağabey kar
"Gazetede çıkan yazılar heder olmasın Çıkan güzel tefrikala ran kapatacak bir gelir kaynağı olur. Bu vesile ile o güzel yan Gazeteler geçmişte hep zarar ederek gelmiştir. Yayınevi de 20 n, makaleleri toplayıp kitap yapın. Gazeteler para kazanmaz lar da kitaplaşmış olur."
6. 1969, DIN ADINA SİYASİ HAREKETLER
27 Mayıs İhtilali, demokrasi kahramanlarını Yassıada'da da rağacına götürürken, Demokrat Partivi de tarih sahnesinden sil meye çalışmışlardı. Milli Şef İnönü, silah zoru ile ve idamın göl gesinde iktidara gelmişti.
Sindirilen geniş kitleler, çıkış yolu için bekliyordu. Demokrat Adalet Partisine doğru kaymış ve kısa zamanda bu partiyi ezici Parti'yi destekleyen halkın tabanı, 11 Şubat 1961'da kurulan çoğunlukla iktidar yapmıştı.
AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala'nın ölümü üzerine yapr lan AP Kongresinde Süleyman Demirel Genel Başkanlığa geti rilmiş ve 12 Eylül İhtiläline kadar bu partinin başında kalmıştı.
Gizli güçler, Süleyman Demirel ve Nur Talebelerinin arasında ki ilişkiyi yıllarca malzeme olarak kullanmış, bu durum, Demirel'e, "Said Nursî'nin halifesi" (1966 basın) demeye kadar götürülmüş tü. Adalet Partisi ezici çoğunlukla iktidara gelince İnönü, meydan lanı dolaşarak, "AP Nurcuların yardımı ile oy topluyor" demişti.
Gündüzalp, Said Nursi'nin hareket tarzını benimseyerek, si yasīleri ikaz etmeyi ihmal etmemişti. Gerektiğinde mektup gön dermiş, gerektiğinde ise hey'etler oluşturarak ilgili mercilerin ya nına göndermişti.
Zübeyir Gündüzalp, içinde Bekir Berk, Mehmet Kutlular ve Mehmet Fırıncı'nın sürekli olarak bulunduğu bir hey'eti, ihtiyaç
YanıtlaSil
Yuksel19 Ağustos 2025 12:13 Nurculuk HAREKETinde YENİ DÖNEM |
443
emirel in de bu kelimeyi kullanmamaya özen gösterdiğini ya-ebiliyorum.
Zubeyir Ağabey, bu tip yanlışlar olduğu zaman, sür'atle tashi-ister ya da ikaz gönderirdi.
1968'in başı idi. Müslümanları sıkıntıya sokacak bir kanun çı acaktı: Anayasa Nizamını Koruma Kanunu, Kanun ihtilal son-ası hazırlatılmıştı; ihtilalcilerin isteği doğrultusunda...
Zübeyir Ağabey bizleri çağırdı, Bekir Ağabey de vardı: "Gi-din, Süleyman Demirel'le görüşün. Bu kanun Müslümanları fev-kaläde sıkıntıya sokacak. Bu kanun çıkmasın" dedi.
Bekir Ağabeyle bir ekip gittik. Konuşmalar yapıldı. Bu kanu-nun çıkmaması lazım geldiği, eğer çıkarılıp tatbik edilirse Allah demenin bile suç olacağı, elāstikî bir durum bulunduğu ve Müs-Jümanların bundan çok zarar göreceği ifade edildi.
Süleyman Demirel de özetle, "Ben de sizinle aynı kanaatte-yim; ama Milli Güvenlik Kurulu mutlaka bu kanunun çıkarılma-sını istiyor. Bunun için de bize tazyik yapıyorlar. Şu anda yapa-cağımız bir şey yok" dedi.
Sonra zaten Demirel'le münasebetlerimiz daha fazlalaştı ve ek-seriyetle de Bekir Ağabey giderken Fırıncı Ağabeyi ve beni yanı-na alırdı. Demirel'e bir mesaj verilecekse, konuşulması gerekecek-se böyle ikili, üçlü, dörtlü Bekir Ağabey başta olarak gidiyorduk.
Milli Nizam Partisi
Zübeyir Gündüzalp'in son yılları, Nurculuk hareketini yakın-dan ilgilendiren ciddi bir problemle uğraşmakla geçmişti.
Din adına bir parti kuruluyordu. Kurulma aşamasında, Nur Talebesi bazı parlamenterler de fiili olarak çalışıyordu.
Alemde bulunan intizamdaki güzellik ve kemal o derece nak-şolunmuş ki, bütün hayalperestlerin ve mübalağacıların hül-yalarından geçmiş olan harikulade hüsün ve kemale nisbet edilse, o harikulade kemaller gayet âdi ve âdetullah gayet ha-rikulade bir hüsün ve haşmet gösterecektir. (Mh.) 43:1. maka. 12. mukaddime
Biz, sana bu Kur'ân-ı Kerim'i vahyetmekle, Geçmiş milletlerin ibret ve öğüt alınacak haberlerini, Kıssaların en güzelini anlatıyoruz.
Yûsuf, 12/3.
Yûsuf Sûresi Bize Neler Öğretti?
Bazı rüyalar gerçek olacak!
Sıkıntı elbette bir gün bitecek!
Üzülen elbette bir gün mutlu olacak!
Allah'a tevekkül eden elbette kazanır!
Sabr-ı cemîl'e sarılan her zaman kazanır!
Kaybolan ve özlenen elbette bir gün geri dönecek!
Sabredersen, belki tez değil ama tek olur ödülün, mey-vesi çok olur ve zamanlı değil sonsuz olur. Yeter ki sabret!
Her imtihanın sonunda mutlaka bir mükafat, bir ödül vardır; bütün mesele, imtihan yolculuğunda gösterilen sa-bır ve tahammüldedir!
Bütün kapılar kilitlense, duvar da olsa ve yüzüne de ka-pansa, Allah için azimle koştuğun, her zaman açık olan ve açık olduğuna inandığın Allah'ın kapısı olduğu müddetçe, hiçbir zaman darda, zorda ve yolda kalmazsın!
Ukbe bin Amiri'l Cüheni diyor ki: "Biz Tebük Seferi'ne çıktık. Bir madı. Peygamberimiz (asm) dedi ki: "Ya Bilal, bizi sabah namazına gece Resulullah (asm) uyuyordu. Güneş yükselinceye kadar uyan-kaldır demedim mi?" Hz. Bilal: "Ya Resulullah, sizin başınıza gelen sonra namaz kıldı. Sonra Allah'a hamd ü sena etti. Ve daha sonra bizim de başımıza geldi." Peygamberimiz azıcık yerinden ayrıldıktan aşağıdaki hadisi anlattı:
1- "Sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır"
(Zira o sözlerin üzerinden bin dört yüz sene geçtiği halde 6666 ayetten bir tanesi dahi geçerliliğini kaybetmemiştir.)
2- "En sağlam ip yani tutunulacak dal, takva yani kelime-i şehadettir."
(Zira kelime-i şehadet takvanın sebebi ve esasıdır. Takva ise ilahi bütün emirleri yerine getirmek ve yasaklardan sakınmaktır.)
3- "Milletlerin en hayırlısı, Hz. İbrahim (as)'in milleti olan Müslü-manlıktır."
(Buna binaendir ki Peygamberimiz (asm) o milletten olmayı em-
retmiştir.)
4- "Sünnetlerin en hayırlısı, Hz. Muhammed (asm)'in sünnetidir."
(öyleyse o sünnet, nur isteyenlere kâfidir.)
5- "Konuşmaların en şereflisi, Allah'ı zikretmektir."129
(Zira ona ait olmayan sözler malayani sayılabilir.)
6- "Kissaların en güzeli, bu Kur'an'dır."
(Zira Kur'an, bütün kıssalarında ümit ve korku dengesini muha-faza eder.)
129 Tezkire-i Kurtubi kitabında şu hadis rivayet edilmektedir: "Kim Allah'ın emirlerine uyarsa Allah'ı zikretmiş olur. Velev ki, kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve yaptığı hayırlar az olsun. Allah'a isyan eden, Allah'ı unutmuş olur. Velev ki, kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve yaptığı hayırlar çok olsun."
88
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 05:32 7- "İşlerin en hayırlısı farzlardır."
(Evet, bu zamanda farzları işleyen kebairi terk eden ehl-i necat olur.)
8- "İşlerin en şerlisi ise sonradan icad edilendir yani bid'alardır."
(Bid'a duanın kabulüne engeldir ve insanı helakete sevk eden en büyük yedi günahtan birisi de bid'alara taraftar olmaktır.)
9. "En güzel yol peygamberlerin yoludur."
(Zira hak ve hakikat nübüvvet içindedir ve nebilerin elindedir. Şer ve dalalet onlara muhalefet edenlerdedir.)
10- "Ölümlerin en şereflisi şehidlerin ölümüdür."
(Evet, bu zamanda imanı kurtarmanın en rahat yolu, şehid veya gazi olmaktır.)
11- "En büyük körlük hidayetten sonra dalalete gitmektir."
(Zira dalalete gitmek imanın kazandırdığı dünya ve ahiret dolusu daimi vücut nurlarını kaybettirir. Öyleyse bundan daha büyük bir körlük olamaz.)
12- "İlmin en hayırlısı faydalı olandır."
(Zira faydası olamayan ilim, sahibine vebal getirir. Ve ahirette aleyhinde şahitlik eder.)
13- "Hidayetin en hayırlısı ona uyulandır."
14- "En şerli körlük kalbin körlüğüdür."
(Yani basiretin kapanmasıdır. Zira onun kapalı olması dünya ve ahiret saadetinin ve nurlarının kaybolmasına sebeptir.)
15- "Veren el alan elden hayırlıdır."
16- "Az olup da yeten, çok olup da gaflete düşürenden hayırlıdır."
(Zira malın kıymeti ve değeri ahireti ve Rabb'imizin rızasını kazandırmaya vesile olması nisbetindedir.)
17- "Mazeretlerin en şerlisi ölüm anındaki mazerettir."
(Zira firavun gibi öleceği anda yapılan tevbe makbul değildir)
18- "Pişmanlıkların en şerlisi kıyamet günündeki pişmanlıktır
19- "İnsanlardan bir kısmı vardır ki, (büyük bir fenalık olarak) ancak vakit geçtikten sonra namaz kılarlar."
(Zira namazın kazaya kalması büyük günahlardandır.)
20- "İnsanlardan bir kısmı riyakârlıkla Allah'ı zikrederler."
(Yani, az olarak ancak başkasının gördüğü yerde ibadet eder. Halbuki riyakârlık gizli şirk olarak kabul edilmiştir)
21- "Hataların en büyüğü yalan söylemektir."
(Zira yalan küfrün temeli ve münafıklığın birinci alametidir.)
22- "En hayırlı zenginlik gönül zenginliğidir."
23- "En hayırlı azık takvadır."
(Takva günahlardan sakınmaktır. Takvanın en büyüğü ise kalbi Allah'tan başka her şeyden arındırmaktır.)
24- "Hikmetin başı Allah korkusudur."
(Zira Allah'tan korkan O'nun emir ve yasaklarına uymayı esas yapar.)
25- "Kalbe yerleşenlerin en hayırlısı yakîndir."
(Yakîn, dinimizin emrettiği şeyleri, şeksiz ve şüphesiz kabul et-mektir. Bu ise kişiye tahkiki imanı kazandırır ve iman ile Rabb'ine kavuşmasına vesile olur.)
26- "İman hakikatlerinin herhangi birisi hakkındaki şüphe küfür-dendir."
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 05:35 Evet, inanmamız lazım gelen İlahi emirlerden birisi hakkında süpheye düşen kişi: "Ben bu hakikate Allah ve Resulü nasıl isti-yorsa öyle inanıyorum" demeli ve acilen bilen bir âlime gidip o şüphesini gidermelidir.)
27- "Ölü üzerine bağırmak, feryat etmek cahiliye işidir."
29. "Zekâtı verilmeyen para sahibini yakan ateşten bir dağdır."
(Yani insanların toplumsal hayatında intizam ve asayişi temin eden köprü zekâttır.)
30- "(Haram olan) şiir şeytanın çalgılarındandır."
31- "İçki, bütün günahları içinde barındırır."
32- "Kadın şeytanın tuzağıdır."
(Zira Cennet annelerin ayakları altında olduğu gibi şeytanın ve bütün dünyayı ifsat etmeye çalışanların da en çok kullandıkları tuzak ise iffetini kaybeden kadınlardır.)
33- "Gençlik delilikten bir şubedir."
(Zira gençlerdeki hissiyatın kuvvetli olması nefsanî arzulara şiddetli meyletmeleri bazen aklın devre dışı kalmasına sebep olur.)
34- "Kazançların en şerlisi, faiz yoluyla kazanılandır."
(Evet, faiz Cenab-ı Hakk'a karşı savaşmak olduğu gibi kişinin ser-mayesini de bitirir.)
35- "En şerli yiyecek, (zulüm ile alınan) yetim malıdır."
36- "En bahtiyar adam, başkasından ders alan (istikamet yolunu bulan) dır."
37- "En şaki ve bedbaht adam daha annesinin karnında iken bed. baht olandır.
(Evet, takvim hazırlayan bir adamın tecrübeleriyle gelecek se-nenin nasıl geçeceğini bilip henüz sene gelmeden takvimi ha-zırladığı gibi aynen öyle de dünyaya gelecek bir insanın iyilik veya kötülükten hangisini tercih edip yapacağını Allah ilm-i ezelisi ile bilir. Ve bunu bildiği için annesinin karnındayken o kişinin iyi veya kötü olacağını, kaderinde yazar.)
38- "Şüphesiz hepinizin gideceği yer iki metrelik bir kabirdir."
(Evet, dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.)
39- "Her iş neticesine göredir."
(Evet, iman ve amel-i salihin neticesi ise bir saati dünyanın bin sene hayatından üstün olan Cennet ve Cennetin de bin senesi bir saatine mukabil gelmeyen Cemalullah'ı görmektir.)
40- "Rivayetlerin en şerlisi yalan olan bir şeyi rivayet etmektir."
(Zira yalan lanetlenen bir günahtır. Ve hikmet-i İlahiye'ye zıddır.)
41- "Her gelen yakındır."
(Öyleyse ölüm de yakındır. Her an hazırlıklı olmamız gerekir.)
42- "Mü'mine sövmek fasıklıktır."
43- "(Haksız yere ve helaldir diyerek) bir mü'mini öldürmek küfürdür."
44- "Mü'minin etini yemek yani gıybetini yapmak Allah'a karşı isyandır."
(Evet, nasıl ateş odunu yer bitirir, gıybet dahi salih amelleri yer bitirir.)
45- "Mü'minin kanını dökmek haram olduğu gibi (haksız yere) malını almak da haramdır."
46- "Kim Allah'a yemin ederek 'Allah şu işi yapar' diyorsa Allah'a iftara eder."
92
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 05:37 (Zira Cenab-ı Hak hikmetiyle iş yapar, hiç kimsenin istedigine uymak mecburiyetinde değildir.)
47- "Kim başkasının kusurunu örterse Allah da onun kusurunu örter."
48- "Kim başkasını affederse Allah da onu affeder."
49. "Kim (karşılığını yerine getirebileceği halde) öfkesini yenerse Allah da ona mükafat verir."
50- "Kim musibete sabrederse Allah o musibetin götürdüğünün yerini (daha hayırlısı) ile doldurur."
51- "Kim desinler için ibadet ederse Allah da onun ayıbını ifşa eder."
52- "Kim sabrederse Allah mükafatını kat kat verir."
53- "Kim Allah'a karşı isyan ederse Allah ona azab verir."
(Zira ne iyilik ne de fenalık karşılıksız kalmayacaktır.)
Dedikten sonra üç defa "Ya Rabb'i beni ve ümmetimi mağfiret eyle sizler ve kendim için Allah'tan mağfiret diliyorum, "130 buyurdu.
Elli üç maddeden ibaret olan bu hadis-i şerif, bütün kemalat-ı insaniyeyi, dünya ve ahiret saadeti için gereken bütün düsturları barındırdığından elimizden geldiği kadar tercüme etmeye gayret ettik. İmam Münavî'nin, Camiü's-Sağir'in şerhi olan Feyzu'l Ka-dir'inden ve Risale-i Nurlardan istifade ederek Ehl-i Sünnet aki-desine göre bir kısım izahlar yaptık. Cenab-ı Hak hatalarımızı affetsin. Bu hadis-i şeriften bütün ehl-i imanla birlikte bizleri de istifade edenlerden eylesin. Âmin. 131
130 Feyzu'l-Kadir, Şerhü'l-Camiüs-Sağir El-Munavi c. 2, s. 175 hadis no:1619 et-Tab'atus-Saniye, Daru'l Marife, Beyrut, 1972.
131 (Risale-i Nur'un muhtelif yerlerinden paragraflar aldık. Bu yazıyı okuyan kardeşlerden ricamız, bizzat o kaynakları okumalarıdır.)
Abdurrahman bin Ebu Bekre (ra) babasından, o da Peygamberimiz tasmi'den şöyle rivayet etmiştir. "Ya alim ol, ya talebe ol, ya dinteyenlerden ol yahut bunları sevenlerden ol, beşincisi olma helak olursun." Bu hadis-i şerif, âlim ol demek ile insan için en mühim hedefin ilim olduğunu göstermekte dir. Eğer âlim değilsem ne yapayım sualine: alim olabilmek için talebe olmayı, ya talebe değilsem ne yapayım sualine, talebe olabilmek için âlimleri dinlemeyi, ya âlimleri dinleye)miyorsam ne yapa-yım sualine ise, o âlimleri sev! diye cevap vermiştir.
Zira "Kişi sevdiğiyle beraberdir." Demek ki alimleri sevmek onlarla beraber olup onları dinlemeyi, onları dinlemek ise talebe olmayı, onlara talebe olmak ise âlim olmayı netice verir. Dikkat edilirse Allah Resulü (sav) aklımıza gelecek her suale ilmi hedef göstererek her Müslümanın ilim öğrenmesi gerekli olduğunu vurgulayarak cevap verir. Cenab-ı Hakk'a sığınırız ki, bu dört sınıftan birine girmez-sek beşincisi, yani helâke sebep olan cehalet yolunda gitmiş oluruz.
05116
SÜEDA
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:20 iLiM ve KUR'AN HARFLERİ
Muhammed Zakır ÇETİN
SÜEDA
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:22 بسم الله الرحم الرحيم
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:23 İÇİNDEKİLER
Önsöz
Birinci Bölüm: İlim
En Yüce Hedef İlimdir
1. Kur'an'a Göre İlim En Âlî Maksattır..
12
2. Hadis-i Şeriflere Göre İlim En Yüce Gayedir
17
Üstad Bediüzzaman (r.a)'ın Not Defterindeki "33 Hadis-i Şerif"
34
3. Alimlere Göre İlim En Büyük Mürşittir
46
4. Fıtrata Göre İlim En Ehemmiyetli Vazifedir
51
İkinci Bölüm:
Kur'an'ın Temel Taşı Harfleridir ve Şeairin Tağyiri
18. yüzyılda Yale'in başkanları, aristokrat Nazi sempatizanları, McCarthy dönemi anti-komünistleri ve Playboy'un eski editörünün ortak yönü nedir? Fransız Devrimi'nin kökenleri, Romanov cinayeti, doların dizaynı arasındaki bağlantılar nelerdir?
Cevap, dünyanın en gizemli, en korkulan ve tartışılan gizli örgütü İlluminati'de saklı.
Bu kitap, Illuminati'nin eşsiz tarihini sunarken örgüt hakkındaki farklı teorileri de araştırıyor. Toplulukla ilgili korkuların zaman içinde nasıl değişime uğradığını gösteriyor. En önemlisi de, yüzyılın en eski sorusuna cevap veriyor, Illuminati kimdir?
Tarihsel verilere göre, İlluminati 1600'lü yıllarda Vatikan'a karşı intikam yemini etmiştir. Galileo zamanındaki ilk Illuminati, Vatikan tarafından Roma'dan uzaklaştırılmış ve acımasızca yok edilmiştir. İlluminati, Katolik kilisesinden kaçan diğer mültecilere (mistik, simyacı, bilim adamı, doğaüstü güçlere inanan gruplar, Müslümanlar, Museviler) karışarak Bavyera'da saklanmıştır.
A DEM'E secde etme yen kâfir oldu, Adem'in Rabb'i-ne secde etme-yen Müslüman kalabilir mi?" der Ahmed b. Han-bel. Bu söz, sade-ce bir hatırlat-ma değil, aynı zamanda insanın yaratılış hikmetini ve kulluğun özünü ortaya koyan güçlü bir uyarıdır. Prof. Dr. Ahmet TEKİN
Kur'an bize anlatır: Allah melekle-re, Adem'e secde etmelerini emret-ti. Iblis kibir ve inat yüzünden bu sec-deyi reddetti. İşte orada kibrin küfre dönüşen isyanını gördük. Secde sade-ce yere kapanmak değildir; secde, kalbin teslimiyeti, ruhun boyun eğişi, nefsin kırılmasıdır.
Şimdi kendimize soralım: Melekle-rin Adem'e secde ile sınandığı yerde, biz hangi secde ile sınanıyoruz? Biz-den Adem'e değil, Adem'in Rabb'i-ne secde etmemiz isteniyor. Namaz, bu secdenin zirvesidir, Kulun Rabbine en yakın olduğu an, alnını yere koy-duğu andır. Peki ya Rabbine secde etmeyen, namazı terk eden, kulluğun özünü reddeden bir insan Müslüman kalabilir mi?
Resûlullah (s.a.v.) buyurur: "Kul
ile küfür arasında sadece namazı terk etmek vardır." (Müslim) Bu hadis, secdenin sadece bir hareket değil, iman ile inkâr arasındaki çizgi oldu-ğunu gösteriyor. Namaz, kulun ima-nını canlı tutan bir kandil gibidir. O kandil sönerse geriye karanlık kalır.
Bugün toplumda nice insan var ki "Kalbim temiz" diyerek secdesiz bir hayatı normalleştiriyor. Oysa kal-bin temizliği, Allah'a boyun eğmek-le, secdede gözyaşıyla, itaatle müm-kün olur. İblis de Allah'a inanıyordu, hatta O'nun huzurundaydı. Ama kibri secdeye engel oldu. Demek ki iman, boyun eğmeyle, secdeyle korunur.
Ahmed b. Hanbel'in sorusu hâlâ kulaklarımızda çınlıyor: "Adem'in Rabb'ine secde etmeyen Müslüman kalabilir mi?"
Cevap aslında çok açık: Secdesiz Müslümanlık olmaz. Secde, İslam'ın omurgasıdır.
O halde gelin, alnımızı yere koyar-ken şunu unutmayalım: Her secde, bizi Adem'e secde etmeyen İblis'in yolundan uzaklaştırır; Rabbimizin rahmetine yaklaştırır. Ve secde, ahi-rette yüzümüzü ak edecek en büyük şahit olacaktır.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 198 1 Tesbih, erkekler için el vurmak kadınlar içindir. (İmam namazda yanılınca) Bir adam namazda belirli bir işaret verirse namazı iade etsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 198 2 "Subhanallah" demek erkekler, el vurmak kadınlar içindir. Hz. Câbir (r.a.) 198 3 Gazinin, gazadaki tesbihi yetmiş bin hasenedir. Hasanesi ise on katıyladır. (Gazada olmıyan tesbihin yetmiş bin misli) Hz. Muaz (r.a.) 198 4 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.) 198 5 Allah'ın azameti hususunda, Cennet ve Cehennem hakkında bir lahza tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir. Ve Allah'ın zatını takdis hususunda, tefekkür eden, hayırlı kimsedir. İnsanların şerlisi de bunu yapmıyandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 198 6 Dinde "tefekkuh" (dinin özünü ve icabatını öğrenmek) her müslümana borçtur. Hz. Enes (r.a.) 198 7 Cuma günü tırnak kesmek şifa getirir ve derdi giderir. Yemekten evvel ve sonra el yıkamak da zenginlik getirir ve fakirliği giderir. Hz. İbni Abbas (r.a.) 198 8 Müttaki adam, Allah (z.c.hz)'leri indinde muhteremdir. Facir ise şaki ve kıymetsizdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 198 9 Bir adamın imamla alacağı tekbir, bin deveyi Haremi Şerif'e kurban yollamasından hayırlıdır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 198 10 "Telbîne" (Bal, süt ve unla yapılan bulamaç) hastanın yüreğine rahatlık verir ve hüznünün bir kısmını giderir. Hz. Âişe (r. anha) 198 11 Hurma hurmaya, tuz tuza, buğday buğdaya, altın altına, arpa arpaya misli misline satılır. Gümüş gümüşe de ayni tarzda. Arada fark olursa bu ribadır. (Hatta birisi fea hurmadan iki, iyiden bir almak istiyor. Bunu da men ediyor. Satın, diğerini alın buyuruyor) Hz. Bilal (r.a.) 198 12 Cumaya erken gitmek, ümmetimin fıkarasının haccıdır. Hz. Ali (r.a.) 198 13 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin ki, Allah sizi yükseltsin. Hz. Enes (r.a.) 198 14 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin, Allah sizi yükseltsin. Afiv de azizlikten başka şey ziyade etmez. Af edin, Allah sizi izzetlendirsin. Sadaka da malı ziyadeden başka bir şey yapmaz. Tasadduk edin ki Allah size rahmet etsin. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.) 198 15 Tövbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 198 16 Tövbeyi Nasuh, günaha nedametinle Allah'dan mağfiret dilemen ve ifrat suretile bir günah yaptıktan ve tövbe ettikten sonra bir daha o günahı yapmamandır. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.) 198 17 Tevhid Cennetin, Hamid de nimetin bedelidir. Cenneti de amellere göre taksim ederler. (Çok ameli olan çok pay alır.) Hz. Enes (r.a.)
Namazi eda edince de cemaate yönelerek şunları söyledi:
Bir takım insanlara ne oluyor ki cemaatten geri kalıyorlar, böy-başkalarının da geri kalmasına sebep oluyorlar. Vallahi içimden geçiyor: Onlara adam göndereyim, boyunlarından yakalanarak gennisinler ve onlara «Namaza iştirak edin!» denilsin. "568
Bir gece vaktiydi. Hz. Ömer (r.a.), mûtādı olduğu üzere Medine kaklarını gezmekteydi ki ansızın durakladı. Önünden geçmekte oldu-gu evde geçen bir tartışma dikkatini çekmişti. Bir anne, kızına:
-Kızım, yarın satacağımız süte biraz su karıştır!" demekteydi.
Kız ise:
-Anneciğim, halife süte su karıştırılmasını yasaklamadı mı?" dedi.
Anne, kızının sözlerine sert çıkarak:
--Kızım, gecenin bu saatinde halîfe süte su kattığımızı nereden
bilecek?!" dedi.
Gönlü Allah sevgisi ve korkusu ile dipdiri olan kız, şu muhteşem cevabı verdi:
dedi. -Anneciğim! Halife görmüyor diyelim, Allah da mı görmüyor?.."
Allah muhabbeti ve korkusuyla dolu temiz bir gönle sahip olan bu nezihe kızın cevabı, Hz. Ömer'i son derece duygulandırdı. Emî-rul-Mü'minîn, onu oğluna gelin olarak aldı. Bu gelinin kızından ise Beşinci Halîfe olarak zikredilen meşhûr Ömer b. Abdülazîz (r.a.) doğ-du,549
Allah c.c.ım, senden bana hayırlı işler yapma gayreti, kötü işleri terk etme iradesi, yoksulları sevme arzusu vermeni, beni affetmeni, beni acımanı, eğer bir toplumu ağır bir fitneyle imtihan edeceksen, o fitneye muhatapolmaksızın benim canımı almanı niyaz ediyorum.5.
1 Muhakkak ki Biz sana kitabı hak ile indirdik. İbadetini ihlas ile Ona yönelterek sådece Allah'a kulluk et. Bilin ki sirkten ve riyâdan uzak hâlis din Allah'a mahsustur
, . (Zümer Süresi, 2, 3.) 2. İnsanlar helâk olur: ancak, bilenler haric. Bilenler de helâk olur; ancak, bildiklerini yaşayanlar hariç. Bildiklerini yaşayanlar da helâk olur; ancak, ihlaslı olanlar haric. İhlaslı olanlar da her an onu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. (Keşfü'l-Hafâ, 2:312.)
11 Eylül 2001'de New York'taki İkiz Kule-lere düzenlenen ve ABD tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayda geçen olay baha-ne edilerek sonrasında başlatılan savaşların küresel sonuçları, aradan 24 yıl geçmesine rağmen hissedilmeye devam ediyor. Gerçek failleri hâlâ karanlıkta kalan ve tartışılan İkiz Kulelere düzenlenen saldırılar, yalnızca bin-lerce canın ölümüne sebep olmakla kalmadı; küresel güvenlik anlayışından toplumların birbirine bakışına kadar pek çok alanda ka-lıcı etkiler doğurdu. Zamanla CIA ve MOS-SAD GİBİ istihbarat örgütlerinin bir operas-yonu olduğu görüşünün ağırlık kazandığı saldırılar sonrasında yükselen İslamofobi dalgası ise en kalıcı sonuçlardan biri oldu.
MÜSLÜMANLAR HEDEF ALINDI
İkiz Kuleler ve Pentagon'u hedef alan sal-dırılar, uluslararası gündemin seyrini değiş-tirdi. ABD ve Batı dünyasında "terörle mü-cadele" söylemi ön plana çıkmaya başladı. Havalimanları ve kamusal alanlarda sıkı gü-venlik önlemleri yürürlüğe girdi. Bu süreç, hürriyetlerin kısıtlanması ve özellikle Müslü-manların hedef alınması gibi sonuçlara sebep oldu. 11 Eylül sonrası Batıda İslam ve Müs-lüman toplumlar, medya ve siyaset tarafın-dan sık sık haksız yere terörle ilişkilendirildi. Bu önyargılar, camilere yönelik saldırıları, ba-şörtülü kadınlara şiddeti ve göçmenlere karşı ayrımcılığı beraberinde getirdi.
İŞGALLER, OTORİTE BOŞLUKLARINA SEBEP OLDU
11 Eylül saldırılarının ardından ABD, 2001'de Afganistan'ı, 2003'te ise Irak'ı işgal etti. Bu operasyonlar bölgede derin otorite boşlukları doğurdu. Ortaya çıkan /İstihba-
YanıtlaSil
Yuksel13 Eylül 2025 04:24 AĞIR İNSANI VE EKONOMİK BEDEL
ABD 11 Eylül'ün ardından "terörle mü-cadele" politikası adı altında başta Afganis-tan ve Irak olmak üzere dünya genelinde özellikle İslâm coğrafyasında başlattığı sa-vaşlarda yaklaşık 5 trilyon dolar harcadı. Bu süreçte 7 binden fazla ABD askeri, 8 binden fazla ABD ordusu ile çalışan özel firma mensubu öldü ve çoğu Irak ve Afga-nistanda bulunan, büyük çoğunluğu Müs-lüman dünya genelinde 2 milyona yakın sivil can verdi. ABD'nin, 11 Eylül 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a ya-pılan saldırılarının ardından başlattığı te-rörle mücadele savaşlarında en az 37 mil-yon kişinin yerinden edildiği belirtildi. Aradan geçen yıllara rağmen bölgede ka-lıcı bir istikrar hâlâ sağlanabilmiş değil.
İkiz kulelerin saldırısı sonrası hali...
rat örgütleri tarafından kurulan ya da yön lendirilen yeni silahlı örgütler küresel çapta saldırılar düzenledi. "İslâm devleti kurma" iddiasıyla hareket eden bu yapıların şiddet eylemleri, Batılı devletler tarafından "İsla-mi terörizm" kavramı altında genelleştiril-di. Bu söylem, Müslümanların şiddet yan lısı ve demokrasi karşıtı bir topluluk olarak gösterilmesine zemin hazırladı.
GERÇEK FAİLLERİ HĀLĀ KARANLIKTA KALAN SALDIRILAR, SONUÇLARI İTİBARIYLA MÜSLÜMANLARA AĞIR BEDELLER ÖDETİRKEN İFSAT KOMİTE-LERİNİN PLANLARINA DESTEK OLDU. İŞGALCİ İSRAİL'E CESARET VERDİ.
SALDIRILAR İSLAMAFOBİYİ TETİKLEDİ
11 EYLÜL 2001'de New York'taki İkiz Kulelere düzenlenen ve ABD tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayda geçen ve CIA, MOSSAD, M16 gibi istihbarat teşkilatları tarafından planlandığı ileri sürülen olay sonrası başlatılan savaşların küresel sonuçları, aradan 24 yıl geçmesine rağmen devam ediyor. İslâm coğrafyasında başlatılan işgaller milyonlarca can kaybına ve göçe yol açtı; yükselen İslamofobi ise hålå etkisini sürdürüyor.
AĞIR İNSANİ VE EKONOMİK BEDEL
ABD 11 Eylül'ün 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve saldırılarının ardından başlattığı "terörle mücadele" adı altında başta Afganistan ve Irak olmak üzere dünya genelinde özellikle İslâm coğrafyasındaki savaşlarda çoğunluğu Irak ve Afganistan'da dünya genelinde 2 milyona yakın sivil can verdi. İşkence ve tecavüze uğradı. 7 binden fazla ABD askeri, 8 binden fazla ABD ordusu ile çalışan özel firma mensubu öldü. 37 milyon kişi yerinden edildi. Aradan geçen yıllara rağmen bölgede kalıcı
bir istikrar hålå sağlanabilmiş değil. >> HABERİ 8'DE
0
KARADAĞI: SAL
Israil tüm s
ULUSLARARAS Alimler Birliği Ba Karadaği, Israil saldırı girişimin sınırları aşan te olarak değerk Ali el-Karada kinayarak hiçbir yasay antlaşmaya tuzuge sayg bu haydu tabiatını alçakça İşbirliğ Katar'c heyet
I hlas ve samimiyet, dinin özü, dindarlığın hülasasıdır. Ihlas ve samimiyet, inancın, kulluğun ve itaatin sadece ve sadece alemlerin Rabbi olan Allah'a ozgu kılınmasıdır. İhlas ve samimiyet, bútun ibadetlerin, her türlu riya, gösteriş ve çıkar kaygılarından arındırılıp sadece Allah rızası için yapılmasıdır.
İhlas, yaratıcısına gizli-açık hiçbir şeyi ortak koşmadan yapılan samimi imandır. İhlas, dünyevi bir çıkar beklemeden sırl Allah rızası için yapılan kulluktur. Ihlas, Allah'a karşı olduğu gibi insanlara, canlı-cansız bütün varlıklara karşı gösterilen samimiyettir. İhlas, nifak ve ikiyüzlülükten uzak bir kalp safiyetidir. İhlas, Allah rızasına göre hareket eden akıl ve kalbin karşılıksız, garazsız amelidir. İhlas, Hz. Mevlâna'nın ifadesiyle, olduğu gibi görünmek ve göründüğü gibi olmaktır.
Kasırga, insanların sel hâlinde günahlara gittiği şu caddede... Kasırga, gençlerin ebedi hayatını tehlikeye uğrattığı bu büyük şehirde... Kasırga, iffetsiz mekân-larda, gayretsiz insanlarda ve boşa geçen koca bir ömürde... Kasırga, vahiyden uzak zihinlerde, Hak için yapılmayan işlerde... Kısacası kasırga burada! Bir kurtarma ekibi de buraya gönderin, tutun elimizden! Tu-tun biz gençlerin elinden!
Böyle bir zamanda yaşamak, böyle bir zamanda genç olmak gerçekten zor! Fakat Rabbimizin, her zorlukla beraber bir kolaylık yarattığını da hatırlayalım. İşte bu kitap, bu zamanın zorlukları karşısında bir kolaylık, bir rehber, bir açılım...
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 286 1 Ümmetimden mülhem olan arifleri bırakın. Cennete de, Cehenneme de kondurmayın Sahibine bırakın. Taki Allah kıyamet gününde onlar hakkındaki hükmünü versin. Hz. Ali (r.a.) 286 2 Ben sizi bıraktığım kadar siz de beni bırakın. Sizden evvelkiler, işte bunun için, çok sual sormak ve Peygamberleri ile ihtilafa düşmek sebebiyle helak oldular. Size neyi emrettimse, elinizden geldiği kadar onu yapınız. Neyi menettimse onu bırakınız. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 286 3 İslamın tepesinin tepesi Allah yolunda cihaddır. Buna ancak müslümanların efdali mazhar olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 286 4 Ana karnındaki yavrunun boğazlanması, anasının boğazlanması ile tahakkuk eder. (Diri çıkarsa bir bıçakta ona yetiştireceksin) Hz. Câbir (r.a.) 286 5 Tüylenmiş yavrunun kesilmesi, anasının kesilmesi ile tahakkuk eder. Mevcut kanı aksın diye ayrıca boğazlanır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 286 6 Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür. Hz. Muaz (r.a.) 286 7 Öyle büyük bir günah vardır ki, insanlar ondan dolayı Allah'dan mağfiret dahi istemezler. Bu da "Dünya Sevgisi"dir. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.) 286 8 Alimin günahı bir günahtır. Cahilinki iki günahtır. Alim, günaha düşmesiyle azab olunur. Cahil ise hem günaha düştüğü, hem de öğrenmediği için azab olunur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 286 9 Gözün kör olması günahlara mağfirettir. Kulağın sağır olması da günahlara mağfirettir. İnsanın vücudundan kaybettiği her şey günahına sebebi mağfirettir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 286 10 Annem Beni doğurduğunda kendisinden bir nur zahir oldu. Ve o nurla "Basrâ"nın köşkleri ışıklandı. Hz. Ebul acfa (r.a.) 286 11 Annem gördü ki, kendisinden bir nur zahir olmuş ve onunla Şamın köşkleri aydınlanmıştı. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) 286 12 Aklın başı, Allah'a imandan sonra haya ve iyi ahlaktır. Hz. Enes (r.a.) 286 13 Sidrenin yanında Cebrail (a.s.)'ı gördüm. Altıyüz kanadı vardı ve kanadlarının tüylerinden inci ve yakutlar saçılıyordu. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 286 14 Rabbimi uykumda gördüm. Bir yeşillikte ve zülfü bol bir genç şeklinde idi. Ayağında altından ayakkabılar ve yüzünde altın bir nikab vardı. Hz. Ümmü Tufeyl (r.a.)
4797- İki müslüman kişi, aralarında iki veya üç çocuk vefat eder de sabredip karşılığını yalnız Allah'tan beklerlerse, ka-tiyyen ateş yüzü görmezler.
٤٧٩٨ - مَا مِنْ مَلِكِ يَصِلُ رَحْمَةً وَذوى قرابته وَيَعْدِلُ عَلى رعيته الا شد اللهُ لَهُ مِلْكَهُ وَاجْزَلَ لَهُ ثَوَابَهُ وَاكْرَمَ مَأْيَهُ وَخَفَّفَ حِسَابَهُ ابو الحسن والديلمى خط
كر عن على
4798- Herhangi bir melik, akrabasını ziyaret edip halkı-na adil davranırsa Allah mülkünü sağlamlaştırır, bol sevap verir. Dönüşünü iyi kılar, hesabını hafifletir.
4799- Hiçbir peygamber yoktur ki, ümmeti arasında bir veya iki öğretici bulunmasın. Eğer benim ümmetim içinde bir ta-ne bulunursa o da Hattab'ın oğludur. Çünkü hak Ömer'in kal-binde de dilinde tahakkuk etmektedir.
4800- Hiçbir peygamber yoktur ki, onun ümmetimde bir benzeri bulunmasın. Ebu Bekir İbrahim'in, Ömer Musa'nın, Os-man Harun'un benzeridir. Ali b. Ebi Talib de benim benzerimdir. Meryemoğlu İsa'yı görmekten hoşlanan kimse varsa, Ebu Zerri'l-Ğıfâri'ye baksın.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 212 1 Dünyada Zühd, helali haram etmek ve malı ziyan etmekte değildir. Zühd odur ki, Allah'ın elindekine kendi elindekinden fazla bağlanmaktır. Musibetin sevabına talib olmaklığın, musibeti çekmekte iken de varsa, zahidsin. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 212 3 Zühd, Allah'ın sevdiğini sevmen, Allah'ın sevmediğini de sevmemen ve dünyanın helalinin de haramı gibi sana ağır gelmesidir. (Hacetinden fazla helali). Zira, dünyanın helali hesab, haramı ise azabdır. Zühd, kendi nefsine merhametin gibi, bütün müslümanlara da merhamet etmen, haram sözden kaçındığın gibi faydasız sözden de kaçınman, çok kokmuş bir ölüden kaçtığın gibi, çok yemekten de kaçman, dünyanın servet ve zinetinden ateşten kaçar gibi kaçman ve dünyada emelini kısa tutmandır. İşte Zühd dediğin de budur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 212 4 Dul ve miskinlerin hizmetine koşan kimse, fisebilillah cihad eden, yahud gece kaim, gündüz saim olan gibidir. Hz Ebu Hureyre (r.a.) 212 5 Annesinin- babasının ihtiyacını karşılamak veya onları insanlardan müstağni kılmak için çalışan kimse, fisebilillah çalışıyor demektir. Ailesinin veya çocuklarının ihtiyacını karşılamak veya onları insanlardan müstağni kılmak için çalışan kimse de gene fisebilillah çalışıyor demektir. Kendi nefsinin ihtiyacını gidermek ve insanlara muhtaç olmamak için çalışan da yine fisebilillah çalışıyor gibidir. Hilede, hud'ada olan ise şeytan çalışıyor demektir. Hz. Enes (r.a.) 212 6 Hayra koşanlarla, itidal üzerine gidenler Cennete hesabsız giderler. Nefsine zulmedenler ise, kolay bir hesab gördükten sonra Cennete girer. Hz. Ebud Derda (r.a.) 212 7 Peygamberlerin icabetine önden uyan şu üç kişidir: Musa (a.s)'a, Yuşa bin Nun, İsa (a.s)'a Sahibi Yasin (Habibi Neccar) ve Hz. Muhammed (a.s)'a Ali İbni Ebi Talib. Hz. İbni Abbas (r.a.) 212 8 Yırtıcı hayvan haramdır. Hz. Ebû Said (r.a.) 212 9 İslamiyete önden icabet eden dört kişi vardır; Ben arabların ilkiyim, Suheyb Rumun, Selman Farsın ve Bilal de Habeşin ilkidir. Hz. Enes (r.a.) 212 10 Secde yedi aza üzerindedir: İki el, iki ayak, bir alın ve iki diz. Beytullahı gördüğünde, Safa ve Merve'de, Arafat'ta, Müzdelife'de, şeytan taşlamada ve namaza başlandığında eller kaldırılır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
Geçmişte savaşlar ya Müslüman ülkelerde ya da Asya, Afrika ve Güney Amerika’da olur, Avrupa ve ABD ise bu savaşlardan keyifle istifade ederdi. Ukrayna Savaşı ile 2022’den itibaren sıcak savaşlar artık Avrupa’nın göbeğinde. ABD iç savaş tehlikesi ile karşı karşıya. Federal idare ile bazı önemli eyaletler arasındaki siyasi dil son derece düşmanca.
ABD, dikkatleri Karayipler ve Venezüella’ya odaklayarak Ortadoğu ve Asya’dan sessizce çekilmeye başladı.
Fransa, Afrika’nın tamamından tekme tokat kovuldu. Cumhurbaşkanı Macron 12.5 yıllık görevi döneminde 7. Başbakanı görevlendirdi. Ülkede artık siyaset dikiş tutmuyor.
Son gelişmelere bakılacak olursa Rusya-Ukrayna Savaşı, Polonya’ya da sıçrayacak gibi.
AB üyesi Macaristan’ın başbakanı Victor Orban “Ukrayna 3’e bölünecek, AB dağılacak” diyor.
ABD, Avrupalı “dostlarını” adam yerine koymuyor. Yarım düzine Avrupa liderini karşısına dizip talimatlar veriyor ve aşağılıyor. Aynı muameleyi Afrikalı liderlere de yapmıştı. ABD ve Avrupa ülkeleri korkunç bir güven ve güvenlik krizi yaşıyor. Bunun telafi edilebileceğine dair ne bir işaret var ne de siyasi bir potansiyel. Çöküş mukadder görünüyor.
“Onlar toplu olarak sizinle savaşamazlar; ancak müstahkem kaleler içinde veya siperlerin arkasından korka korka savaşırlar. Kendi aralarındaki çatışmaları ise çok şiddetlidir. Sen onları dışarıdan birlik içinde sanırsın; halbuki kalpleri darmadağınıktır. Çünkü onlar, akıllarını kullanamayan bir gürûhtur.”
Haşr Sûresi 14. Ayet.
Batı, kendi mezarını kazdı; tarih bunu böyle yazacak ve bu çöküş durdurulamayacak. Yeni bir dünya doğuyor, ama Batı bu dünyanın “kurucu” unsurları arasında olmayacak.
Fransa Genelkurmay Başkanı Thierry Burkhard bunu açıkça ifade etti. Komutan “Avrupalıları tehdit eden şey Rus tanklarından ziyade, Batı dışı alternatif bir düzenin kurulması ihtimalidir” dedikten sonra şöyle devam etti: “Bazı Avrupa ülkeleri güvenlik risklerini inkar etmeyi bırakmazlarsa Avrupa av olmaktan kurtulamayacak. Zayıflayan bir Avrupa, Batı'nın 200 yıldır damga vurduğu bir dönemden sonra yarın avlanan bir hayvan konumunda bulabilir.”
Son söz olarak şunu söyleyelim... Bundan böyle, günümüze kadar sömürülenlerin, ezilenlerin, mazlumların hesap soracağı, zalimlerin yargılanıp bedel ödeyeceği farklı bir döneme giriyoruz.
...Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçtim... (Mâide, 5/3)
SONRADAN İHDAS EDİLENLER: BİD'AT
"Kötü Çığır Açmak" olan bid'at İslam dininin inanç ve ibadet alanlarında son-radan ortaya çıkan ve dinin aslında, Kur'an ve sünnette örneği bulunmayan yeni uygulamalardır. Bir bid'atı uygulamak, Hz. Peygamber tarafından bizzat yaşanan, bizlere de örnek olarak sunulan dinî hayatın ve sünnetin dışına çıkmak demektir. Çünkü her bid'at bir sünnetin yerine konulmakta ve o sünneti işlevsiz hale getir-mektedir. Hz. Peygamber'in, sahabenin ve bütün İslam âlimlerinin bid'ata şiddetle karşı çıkmaları, sünnetin safiyetini korumaya yönelik çabaların bir göstergesidir. Bid'atı inanç ve ibadet alanının dışına çıkararak hayatın tüm alanlarındaki yeni gelişmeleri kapsayacak şekilde tanımlamak ise; hayatın durağanlaşmasına, deği-şime kapıların kapanmasına ve çağın gerektirdiği donanımdan mahrum olmaya sebep olacaktır. Halbuki İslam, getirdiği temel ilkelerle çelişmediği sürece her türlü yeniliğin önünü açmış, hatta bu konuda çığır açanların kat kat mükâfat-landırılacağını Peygamberimiz övgüyle anlatmıştır.
Ermenek'ten Aysel Yildiz: "Filistin davasını nasıl anlayacağız? Mescid-i Aksa'nın bizim İçin önemi nedir?"
BU NAMERTLİKTİR
Filistinin havat-memat meselesi ile ilgili olarak alem-i İslam neden ses çıkarmıyor? Razi mi-dirlar bu durumdan? "Durun bakalım. Ne yapıyorsunuz orada? Insan onlar, hayvan değil! Savaş böyle mi yapılır? Savaşın bir hu kuku yok mudur? Savaş asker askere, erkek erkeğe yapılmaz mı?" demiyorlar!
Bu ne? Kadınları, çocukları, yaşlıları öl dürmek savaş mıdır? Hele çocukları... Ça-resiz, silahsız, amansız, namertçe... Bu ne-dir? Namertliktir! Bu korkaklıktır! Bu katliamdır.
Resulullah'ın Bedir Savaşında "Çocukları, kadınları, yaşlıları öldürmeyin" sözü hälä ku lağımda çınlar!
Bu savaş değildir! Bu, bir neslin kıyımıdır! Sessizce, savaş görünümüyle, dünyayı alda-tarak ve dünyanın gözü önünde.
KRAL FAYSAL'IN GAYRETİ
Suudi Arabistan kralı, merhum Kral Faysal Kudüs'ün işgalden kurtulmasını hayatının ga-yesi bilmişti. 1964 yılında ağabeyi kral Suuddan vazifeyi devralır almaz, İsrail'in Kudüs'teki ve Fi-listin'deki zulümlerine ses çıkarmayan ülkelere petrol ambargosu uyguladı.
Kral, Cidde radyosunda on üç dilde İslâm dünyasına açıkça hitap etti.
"Kardeşlerim neden bekliyorsunuz? Dün-yanın vicdana gelmesini mi bekliyorsunuz? Nerede dünyanın vicdanı? Mukaddes Ku-düs-ü Şerif bizleri çağırıyor. Kendisini kur-tarmamızı bekliyor. Ölümden mi korkuyo-ruz? Allah yolunda cihad ederek ölmekten daha faziletli ve şerefli bir ölüm var mıdır? WAH Harem-i Şerifimiz olan Kudüs ve mukadde-
satımız işgal ve tecavüz altındadır. Ve aşa-ğılanmaktadır. Orada günahlar, orada Al-lah'a isyan ve ahlaki çöküntüler vardır. Arzumuz milliyetçilik, ırkçılık ve bloklaşma değildir. Bizim İsteğimiz dinimiz, inancımız, mukaddesatımız ve harim-i İslâm için İslâm milliyeti ve İslâmi uyanıştır."
Kralın bu konuşması Bediüzzamanın, "Hakiki milliyetimizin esası, ruhu ise İslamiyet'tir. ha-kikatinin bir tecellisi idi.
Merhum Kral Faysal bu konuşmadan sonra ne mi oldu? Yeğeni tarafından bıçaklanarak şe
hit edildi.
"Dünyanın vicdana gelmesini beklemeyin" sözü hälä kulaklarımızda çınlamaktadır."
ÖLÜMÜ İSTEYİN!
Yahudiler en fazla ölümden korkuyorlar. Onlar dünya için çalışırlar. Ölümü isteyeme-veceklerdir. Dolayısıyla Allah için ve ahirette Bunda olmak için çalışamazlar
uzzaman'ın, "Hakiki milliyetimizin esası, ruhu ise İslamiyet'tira ha-kikatinin bir tecellisi idi.
Merhum Kral Faysal bu konuşmadan sonra ne mi oldu? Yeğeni tarafından bıçaklanarak şe-hit edildi.
"Dünyanın vicdana gelmesini beklemeyin" sözü hālā kulaklarımızda çınlamaktadır."
ÖLÜMÜ İSTEYİN!
Yahudiler en fazla ölümden korkuyorlar. Onlar dünya için çalışırlar. Ölümü isteyeme-yeceklerdir. Dolayısıyla Allah için ve ahirette haklı pozisyonda olmak için çalışamazlar. Bu nedenle Kur'ân, Yahudilerin istedikleri cevabı şöyle veriyor:
"Eğer (iddia ettiğiniz gibi) Allah katındaki ahi-ret yurdu (Cennet) diğer insanlar için değil de, yalnız sizin içinse ve doğru söyleyenler iseniz haydi ölümü isteyin!"3
Yahudileri İspanya'dan kurtaran maalesef ki, Osmanlıydı. 1492 yılında Endülüs devleti yıkıldıktan sonra kraliçe İzabella'nın emri ile Müslümanlar ile Yahudîler etnik temizliğe tâbî tutuldular. Müslümanlar Osmanlı tara-fından kabul edildi. Osmanlılar Yahudileri de vatansız bırakmadılar. Ülkelerine kabul ettiler ve Selanik'te onları iskan ettiler.
1665 yılında ise İzmir'de Sabatay Sevi, kendisini mehdi ilân etti ve İzmir'den hare-ket başlattı. Bu yüzden Osmanlı'da idamla yargılandı. Fakat iş mahkemeye düşünce Sabatay Sevi, Müslüman olduğunu söyle-yerek idamdan kurtuldu.
Yahudiler o günden itibaren Selanik'te yer-leşerek, kendi dinî kimliklerini de gizlediler Onlara Sabatayist dendi. Ve Müslüman nü-fustan hepten gizlendiler. Ama İsrail devletini gizlice savundular.
İsrail hep haksız gerekçelerle bu günlere geldi. Bugün de insanlığın başına böyle fe-caat açtılar.
"Onların ateşin karşısında "Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de Rabbimizin âyetlerini yalan saymayıp inananlardan olsak" dediklerini bir görsen! Hayır! Geri gönderilseler bile yasaklanan şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar." (EN'AM 27-28)
YanıtlaSil
Yuksel26 Eylül 2025 00:59 GÜNÜN HADİSİ
"Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk'in işittiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah'ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.” (TİRMİZÎ, EBÛ DÂVÛD)
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır. Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.) Sayfa: 33 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
İsrail gizli servisi Mossad neden dünyanın en iyi ve en çabuk iş bitiren istihbarat teşkilatı olarak biliniyor? Dünya üzerindeki uyuşturucu, fuhuş, silah kaçakçılığı, insan ticareti vb işlerin arkasında CIA mi var?
Alman gizli servisi BND, Türki Cumhuriyetler'de ne gibi faaliyetlerde bulunuyor? Irak işgali öncesi BND'yle CIA arasında ne tür anlaşmalar imzalandı? İngiliz derin devleti, M16 üzerinden nasıl Ortadoğu'ya hükmediyor?
MİT Bergama dosyasında neden yetersiz kaldı? 1970 darbesine giden yolda MİT kimlerden, nasıl bilgi aldı? Önemli istihbarat teşkilatları elemanlarını staj yapmaları için neden Türkiye'ye gönderiyor?
Gizli servisler mafyayı nasıl kullanır? Örtülü operasyonlar nasıl yapılır?
Stratejist Mahir Kaynak ile gazeteci Ömer Lütfi Mete gizli servislerle ilgili aklınızı kurcalayan soruları cevaplandırıyor, karanlık odalar ve kör noktaları aralıyorlar.
Siz kıyamet günü kendi isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağın lacaksınız. Öyleyse güzel isimler koyun. (ED)
İSLAMİYET'İN BATI KAPISI: FAS KRALLIĞI
Fas, İslam dünyasının Mağrip kapısıdır. Kuzey Afrika'nın en kallabalik deledic Başşehri, Atlas Okyanusu kıyısının kuzeyinde bulunan Rabattır. Fransa'nun hakimiyetinden kurtularak 1956 yılında bağımsızlığını kazanımıştır. Müsili manların Mağribü'l-aksā dedikleri Fas'a ilk ayak basan lider Ulkhe b. Näft dic Kuzey Afrika'daki valiliği döneminde Müslümanların Tunus'taki varlığı koru mak için Fas'ta askerî ve dinî bir üs kurmuştur. Ukbe b. Näfi ile başlayan İslam fetihleri 711 yılında Mūsā b. Nusayr ile tamamlandığında İslam dini, bölgede etkin bir güç olan Berberilerin direnmesi sebebiyle halkın içine tam olarak nüfuz edememişti. Devlet desteğine sahip olmamasına rağmen Endülüs yoluyla gelen Maliki mezhebi tanınmış âlimler vasıtasıyla Fas'ta etkisini göstermeye başladı. Kuzey Afrika'nın İslamiyet ile şereflenmesi sonucu Fas, Müslüman bir kimlik kazanmıştı. İslami dönemle birlikte Fas'ta canlanan ilmi hayat fıkıh hadis, tefsir, dil, edebiyat, tarih ve coğrafya alanlarında hızla gelişti.
Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamış, başları yukarıya kalkık, bakışları bir noktaya sabitlenmiş, zihinleri bomboş kalmış olarak toplanma yerine koşarlar. (İbrahim, 14/42-43)
GUNES
OGLE
IKINDI
AKSAM
YATSI
KIBLE
YanıtlaSil
Yuksel28 Eylül 2025 09:25 182
14- İBRAHİM SÜRESİ: 42-46
Meal-i Şerifi
Clic: 10
Cuz: 13
42- Ey Peygamber! Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah' p güne erteler. olduğunu sanma! Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacag
43- O gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır.
44- Ey Peygamber! İnsanları, azabın geleceği gün ile korkut. O gia zalimler şöyle diyecekler: "Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir zamana kadar er tele de senin davetine uyalım ve peygamberlere tabi olalım." Onları: "Daha önce ahirete intikal etmeyeceğinize dair yemin etmemiş miydiniz?" denilir.
45- Siz, kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasi azab ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller de vermiştik.
46- Gerçekten onlar çeşitli hileler ve tuzaklar kurdular. Allah katında oynatacak olsun. da onlara hilelerine karşı azab var; isterse onların hileleri dağları yerinden
Onları arındırmak ve temize çıkarmak üzere mallarından sadaka al! Bir de onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah her şeyi çok iyi işitmekte ve bilmektedir. (Teube, 9/103)
ZEKAT: MALIN ARINDIRILMASI
Zekât, İslam'ın beş esasından biridir. Rabbinin rızasına ermek arzusuyla zenginin yerine getirdiği bu ibadette birçok hikmet vardır. Zekât, bir yandan fakirlerin ihtiyacını karşılarken diğer yandan da veren kişinin şahsiyetini geliştirmektedir. Zekât, hem maldaki kirleri temizlemekte hem de sahibini arındırmaktadır. Zekâtın maddi boyutu olduğu gibi manevi ve ruhi bir boyutu da vardır. Yılda bir kez zekât vermek, hem malın hem de nefsin temizlenmesine yardımcı olmaktadır. Zekât, insanın benliğinde yer alan cimrilik hastalığının giderilmesine de yardımcı olur. Zekât fakirin hakkı olduğu için emaneti sahibine vermek gerekir. Müslüman zekâtını ödeyerek hem Allah (cc) hakkını yerine getirmiş hem de kul hakkını ödemiş olur ve böylelikle malını arındırmış olur. Zekât aynı zamanda malın temizlenerek bereketlenmesine vesile olur. Nite-kim Rabbimiz ayetinde şöyle buyurmaktadır: "Başkaları için ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Sebe', 34/39)
YanıtlaSil
Yuksel30 Eylül 2025 08:23 عيد
DİYANET TAKVİMİ - 2025
30
EYLÜL SALI
8 Rebîu'l-Ahir 1447
Rumî: 17 Eylül 1441.
Ay Batış: 23.59.
Hızır: 148
Gün/Kalan Gün: 273/92
IMSAK
Fiyatları artırmak i için Müslümanların fiyatla-rına (piyasalarına) müdahale eden kişiyi, Allah Teâlâ'nın kıyamet gününde büyük bir ateşe oturtması haktır. (İbn Hanbel, V, 28)
Kim, ileri gelenlerin izni olmaksızın bir kavmin başına geçerse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olur. Kıyamet gününde de onun ne farzı, ne de nafilesi kabul olunur. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 415 / No: 4 Ramuz El-Ehadis
MÜCADELEDE ÖTEKİNİN VARLIĞINI KABULDE PROBLEMİ VAR. İNANANLAR VE İNANMAYANLAR KİM OLURSA OLSUN.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:33 HAKİKATEN OLAYLARI İYİ OKUYAN, İNSAN UNSURUNU İYİ TANIYAN VE BELLİ BİR EĞİTİMDEN GEÇMİŞ, SEYRİU SÜLUK GÖRMÜŞ BİR İNSAN TARİKATTA İNSANLARI KENDİNE DEĞİL ALLAH'A TAŞIYOR. BURADA EN BÜYÜK YANLIŞLIK İNSANLARI KENDİNE TAŞIMAK. ALLAH KORUSUN. MÜRŞİT KONUMUNDAKİ BİRİSİ, TARİKAT KURUCUSU, İNSANLARI KENDİNDE BIRAKIRSA İHANET ETMİŞ OLUR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:37 Aylık Mecmua
Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte.... http://www.altinoluk.com
BENİM KANAATİMCE BOZULMALAR GÜÇ ZEHİRLENMESİYLE BAŞLIYOR. SAYISAL VE EKONOMİK OLARAK BİR GÜCE ERDİĞİNİZDE VE BU GÜÇLE PEK ÇOK ŞEYİ YAPABİLMEYE KÂNİ OLDUĞUNUZ ZAMAN GÜÇ ZEHİRLENMESİ BAŞLIYOR. GÜCE ERİNCE CEMAATLER, ULUSLARARASI GÜÇLERİN VE İSTİHBÂRÂT ÖRGÜTLERİNİN DE İLGİ ALANINA GİRMEYE BAŞLIYOR HERHALDE.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:23 İSTER TARİKAT İSTER DERNEK İSTER CEMAAT, CEMİYET HANGİ VASIFTA OLURSA OLSUN KURUMLARIN ŞEFFAF OLMASI GEREKEN ALANLAR VAR. ŞEFFAF OLMASI GEREKEN ALANLARDAN BİRİNCİSİ BUNLARIN HEDEFLERİDİR. TARİKAT, CEMAAT, VAKIF VEYA DERNEK NE YAPMAK İSTİYOR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:25 BENCE BÜYÜK TEHLİKE DİĞERLERİNİ; FARKLI TARİKAT VE CEMAATLERİ ÖTEKİLEŞTİRMEKTİR. “BİZ VARIZ BAŞKASI YOK. BİZ HAKİKATİZ ONLAR DALALET." BENCE BİR BÜYÜK SAPMA DA BURADA. HİÇ KİMSE KENDİSİNİ HAKİKATİN TEK TEMSİLCİSİ GİBİ GÖRMEMELİ, GÖREMEZ. KUR'AN'A GÖRE DE GÖREMEZ, PEYGAMBER EFENDİMİZ ALEYHİSSELATU VESSELAMA GÖRE DE GÖREMEZ.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:27 lışın' de-olmaz, dar bü-'der
boş yanl kur de,
ka-
bir
SEVGİ, SAYGI GÜZEL BİR ŞEY AMA ONUN DA SINIRINI İYİ KOYMAK LAZIM. ALLAH RESÜLÜ -SALLALLAHU
ALEYHİ VE SELLEMİN- ISRARLA ‘BEN BEŞERİM, KULUM. SİZİN GİBİ BİR KULUM, İNSANIM' DEMİŞ OLMASI BENCE
ÇOK ANLAMLI VE ÖNEMLİ.
tül
gü lü va
19
ka
k
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:29 a
L
S
İnsanın insanı sevmesi, hocanın talebesini, talebenin hocasını sevmesi beşeri bir duygu olarak normal ve hakikaten kabul edilebilir bir şey. Ama bunun taabbudi bir bağlılığa dönüşmesi ve ihtiram ettiği kimseyi lâ yuhtî yâni hatasız, günaha düşmeyen bir varlık olarak algılayacak şekilde görmeye başlamış olması, bizim islamî değerlerimizle, ölçülerimizle asla
nsanın lebilir
tlerin
adet-
trol
war, h
-
bağdaşmayan bir husustur.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:31 TASAVVUFUN EN ÇOK TENKİT EDİLEN TARAFLARINDAN BİRİSİ DE, MENKIBE VE KERAMET TÜRÜ ŞEYLERDİR. HALBUKİ TASAVVUF BÜYÜKLERİNİN TA BAŞTAN BERİ EN ÇOK VURGULADIKLARI ŞEY, "NEFSİN SENDEN KERAMET İSTER. SEN KERAMETİ BIRAK İSTİKAМЕТЕ ВАК.
EN BÜYÜK KERAMET İSTİKAMETTİR."
"EMREDİLDİĞİN GİBİ DOSDOĞRU OL!"
BUYURULMUŞTUR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:32 BAŞ OLMA SEVDASI BİR SÜRE SONRA İNSANA, 'MENEM DİGER NİST' DEDİRTİYOR. YANİ 'BEN VARIM, BAŞKASI YOKTUR.' ALLAH KORUSUN.
DOLAYISIYLA İNSANIN ÖTEKİ İLE MÜCADELEDE ÖTEKİNİN VARLIĞINI KABULDE PROBLEMİ VAR. İNANANLAR VE İNANMAYANLAR KİM OLURSA OLSUN.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:33 HAKİKATEN OLAYLARI İYİ OKUYAN, İNSAN UNSURUNU İYİ TANIYAN VE BELLİ BİR EĞİTİMDEN GEÇMİŞ, SEYRİU SÜLUK GÖRMÜŞ BİR İNSAN TARİKATTA İNSANLARI KENDİNE DEĞİL ALLAH'A TAŞIYOR. BURADA EN BÜYÜK YANLIŞLIK İNSANLARI KENDİNE TAŞIMAK. ALLAH KORUSUN. MÜRŞİT KONUMUNDAKİ BİRİSİ, TARİKAT KURUCUSU, İNSANLARI KENDİNDE BIRAKIRSA İHANET ETMİŞ OLUR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:37 Aylık Mecmua
Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte.... http://www.altinoluk.com
yuksel22 Şubat 2026 03:38 TARİKAT... CEMAAT... ÖRGÜT...
DOĞRULAR YANLIŞLARA
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz
Diyanet Din Dışı Yönelişlere
Müdahale Etmeli
YanıtlaSil
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar ZULKIFL A. S. Mayıs 22, 2024 Devamı SÜLEYMAN A. S. Mayıs 22, 2024 Devamı HUD A. S. Mayıs 22, 2024 Devamı Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
yuksel Vasiyet ve mustafa Profili ziyaret edin Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
Koca bir İslâm âlemi parçalandı. O şan ve şevketler söndü. Endülüs müslümanları mahv ve perişan oldu. Hindistan müslümanları esirlik altına girdi, Tunus gitti, Cezayir gitti, Fas gitti; Türkistan, Buhara, Kazan hep işte ne hale geldi-ler. Daha sonra Mısır neler çekiyor... Romanya'da, Bulgaris-tan'da, Girit'de bulunan müslümanlar ne oldu? Hep tefrika yüzünden mahvoldular. Sürüden, birlikten ayrıldıkları için kurtların ağzına düştüler. Gitgide o büyük âlem küçüldü.
Şimdi müslümanların bu günkü haline hamiyet sahip-leri ağlıyor. Bizi bu hale düşüren hep tefrika, hep nifak ve şikaktır [uyuşmazlık, bozuşma]. Artık bu kadar zillet, bu kadar miskinlik yeter!.. Bundan sonra millet uyanmalı, oku-malı, bu felâketlerin hep tefrika ve cehalet yüzünden gel-diğini anlamalı da, ona göre çaresine bakmalı. Zaman artık tefrika zamanı değildir, ittifak zamanıdır, birleşmek zama-nıdır. Şimdi Allah'ın lütfu bize yöneldi. Her zaman bu fırsat ele geçmez. Bu fırsatı kaçırmamalı, bundan istifade etmeli. Geçen geçti, olan oldu. Şimdi matem tutacak, esef edecek, kederle vakit geçirilecek zaman değildir. Matem, ölüyü di-riltmez, esef [vah vah deyip hayıflanmak] geçmişi geri ge-tirmez, keder musibeti def etmez. Selámetin anahtarı varsa yoksa iş'tir, hayırlı amel, İslâm aksiyonudur. Hulâsa, yük-selmek için doğruluktan, iyi niyetten ve bilgiden başka mer-diven yoktur. Korkmamalı. Korku helâkı çabuklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Ye'se [ümitsizliğe] düşmemeli. Yeis helâkten başka netice vermez. Kur'an-ı Kerimin hükmü bâ-kidir, sonsuz bir hayata mazhardır. Elverir ki biz O'na uya-lım.
Artık müslümanlar geçirdikleri bu felâketlerden ibret alarak uyanmalı, bütün tefrikalardan vazgeçmeli, bütün mü-minleri kardeş bilerek el birliği ile, yükselmeye çalışmalı; bi-
Memleket mahvoluyor, din de beraber gidiyor! Size Kur'an: «Bakınız sade uzaktan mı diyor?
zel istidaddan çıkıp uzaklaşanları "hidâyete erdirmez. ", Yani onlar güzel istidadlarını iptal ettikten sonra Allah onları yüce katına ulaştırmaz ve cemalinin feyzini kabüle müsait kılmaz.
Bişr b. el-Haris (r.a)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:
"-Rüyada Peygamber (s.a.)'i gördüm. Bana:
--Ya Bişr, bilir misin Allah Teâlâ seni niçin akranlarından üstün kıl-di?" diye sordu. Ben:
"-Hayır ya Rasûlallah." dedim. O:
"-Sünnetime tabi olman, sâlihlere hizmet etmen, din kardeşlerine nasihatta bulunman, ashabımı ve ehl-i beytimi sevmen sayesinde. Seni iyilerin (ebrar) makamına ulaştıran işte bunlardır." buyurdu.
Ben derim ki: Halis mahabbet, büyük bir kapıdır. Ancak kalb-i selim sahibi kimselere açılır. Halis mahabbetin tesiri çok büyüktür. Durumu şaşırtıcıdır.
Allah Teâla'dan bizleri Allah sevgisini ve Rasûlü'nün sevgisini, bun-ların dışında kalanların sevgisine tercih edenlerden kılmasını niyaz ede-riz. Amin!.
24. De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, ke-sada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığı-nız meskenler size Allah'tan, Rasûlü'nden ve O'nun yolunda cihâd etmekten daha sevgili ise artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez."
Ey Muhammed! Hicreti terk eden kimselere "de ki: "Eğer babala-ınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız," Mek-ke'de "kazandığınız" ve elde ettiğiniz "mallar..." -Malların kazanıldığı-nın belirtilmesi, sıkıntı ve zorluk çekilerek elde edildiğinden onların ya-nında çok değerli olması sebebiyledir.- hac mevsiminde Mekke-i Müker-reme'de bulunmamanız sebebiyle revaç vakti geçerek "kesada uğrama-sından korktuğunuz ticaret" yani ticaret yapmak ve kâr etmek için satın aldığınız metalar, "hoşlandığınız meskenler" yâni son derece ne-zih oldukları için içlerinde ikamet etmekten memnun kaldığınız evler ve bahçeler, "size Allah'tan, Rasûlü'nden" yani Medine'ye hicret etmek suretiyle Allah'a ve Rasûlüne itaattten "ve O'nun yolunda" Allah'a itaat olarak "cihad etmekten daha sevgili ise..."
Buradaki 'sevgi'den maksad, ihtiyari (iradeye bağlı) sevgidir. Yani, Allah ve Rasûlünün emirlerini devamlı olarak yerine getirme, onları hiç terk etmeme sonucunu doğuran bir sevgidir. Yoksa insanda mutlaka bu-lunan fıtrî sevgi değildir. Çünkü fıtrî sevgi, insanın tercihine bağlı olma-dığından yükümlü tutulduğu bir sevgi değildir.
"artık Allah emrini" yani dünya veya ahirette vereceği cezayı başı-nıza "getirinceye kadar bekleyin." Bu ifade, nefsinin hazlarını dinin emirlerine tercih eden kimse için tehdit ifade etmektedir.
edinmek suretiyle itaatten çıkanları, kendileri için hayırlı olan şeye irşad "Allah, fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez, müşrikleri dost etmez.
Avet-i kerime'de çok şiddetli bir tehdit vardır ki bu tehditten ancak çok az kisi kurtulabilir. Çünkü qünümüzde zahid ve takva sahibi ihvani mızı bir araştırsan onların dünya ile ilgili en değersiz bir şeyi bile elden kaçırdıklarında nasıl şaşkınlığa düşüp üzüldüklerini görürsün. Halbuki onlar dini hazlardan en yücesini bile elden kaçırdıklarında hiç aldırış et-mezler.
Avetten anlaşıldığı kadarıyla kim dünyevi arzuları Rahman'a itaate tercih ederse dünyada ya da ahirette başına gelecek cezaya hazır olsun! Baksın bakalım tercih ettiği dünya hazları, kendisini bu korku ve felaket lerden kurtarabiliyor mu?!
Allah'ım, affını ve bağışlamanı niyaz ederiz, ey merhametlilerin en merhametlisi!
Kaşifi demiştir ki: Ey aziz! Dostluk iddiasının gerçek olması için İb-rahim gibi dünyadan yüz çevirecek adam olmak gerek. Nitekim o şöyle demişti: "İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)." (eş-Şuārā, 26/77) Malı misafire sarfedecek, çocuğu kurban etmeye niyet edecek, kendini de ateşe feda edecek.
Seni tanıyan kimse canı ne yapsın?
Çocuğu, evlâd u ıyâli ne yapsın? Her iki cihanı ona bağışlayarak divâne edersin Sana divâne olan iki cihanı ne yapsın?
Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Sizden hiçbiriniz, ben kendisine malından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça iman etmiş olmaz." 114 İbn Melek, bu hadisteki iman ile "kamil iman"ın, sevgi ile de "ihtiyârî sevgi"nin kastedildiğini söylemiştir. Meselâ Rasûlullah bir mümine şehit oluncaya kadar kafirlerle savaşması-nı emretse veya kâfir olan anne-babasını ve çocuklarını öldürmesini em-retse, o mümin selametinin Peygamber (a.s.)'ın emrine uymakta olduğu-
bir insan tabiatı itibarıyla ilaçtan nefret eder, kaçar. Fakat yine de iyileş-nu bildiği için bu emre uyar, itaatsizlik etmeyi düşünmez. Nitekim hasta mesinin bu ilacı kullanmaya bağlı olduğunu bildiği için onu kullanır. O habe bir mümin nasıl olur da karşılık beklemeden bizim menfaatimize san, bize bizden, babalarımızdan ve çocuklarımızdan daha şefkatli ve merhametli olan Peygamberimiz'in (a.s.) emrine uymaz?!
Kadi (Beydavi) şöyle demiştir: Peygamber (a.s.)'ın sünnetine onu hya etmek suretiyle yardım etmek, getirdiği şeriatı muhafaza ve müda-faa etmek O'nu sevmekten ileri gelir.
Hz. Şeyhülislâm'dan şöyle nakledilir: Ahmed b. Yahya Dimaşkî bir gün anne ve babasının önünde oturmuş, Kur'an'dan Hz. İsmail'in kur-ban edilmesi hikâyesini okuyordu. Dediler ki: Ey Ahmed! Önümüzden kalk ve git. Çünkü biz seni Allah yoluna adadık. Ahmed kalktı ve şöyle dedi: Ey Rabbim! Şimdi senden başka kimsem yok. Ardından Kâbe'ye doğru yola çıktı. Yirmi dört yerde konakladı. Bir müddet sonra anne ba-basını ziyaret etmek istedi. Şam'a gelince evinin kapısına vardı, kapıyı çaldı. Annesi seslendi: Kapıda kim var? Oğlu cevap verdi: Ben Ahmed, oğlunuz. Annesi: Önceleri bir çocuğumuz vardı, onu Allah yoluna ada-dık. Bizim Ahmed'le Mahmud'la ne işimiz olsun! dedi.
Neyimiz varsa sana feda ettik
Canı senin aşkına esir ettik
Biz kendimizi terk ettik, iki cihanı da
Bu yaptıklarımızı sadece senin için ettik
İşte muhacirler hicret edip Allah Teâlâ için terk ettikleri bir beldede ölmeyi, hicretin sevabı noksanlaşır endişesiyle hoş karşılamıyorlardı. Çünkü terk edilen yurda zaruret hali dışında geri dönmek, yapılan hicret amelini bozmak demektir.
et-Te'vilât'ta şöyle denilmektedir: "Dinin aslı, Allah Teâlâ'nın sevgi-sidir. Allah'ı sevme (mahabbetullah) istidadını, zikredilen şeylere tahsis eden kimse fâsık olur. Fäsıklık, Yaratan'ı sevmeyi bırakıp yaratılanı sev-meye yönelmektir. Yaratılanın sevgisini Yaratan'ın sevgisine tercih eden ilāhi feyzi kabul için olan fıtrî istidadını yok etmiş ve mahrumiyeti hak etmiş olur, kahır ve perişanlığa düçar olur. "Artık Allah emrini" yani kahrını "getirinceye kadar bekleyin. Allah, fâsıklar topluluğunu" gü-
Yahudiler, siyonizm teşkilatı sayesinde, kendile-Devleti'ni parçalayıp Orta Doğu'ya yerleştiler; hâlen me en büyük iyiliği ve yardımı yapmış olan Osmanlı saynca az olmalarına rağmen birçok ülkenin yöneti-mini, kültürel hayatını, ekonomisini, dünya ticareti-ele geçirmiş, istediğini istediği ülkeye empoze et-trip yaptırabiliyorlar...
a-ve
Batılı devletlerin, daha başka, mason locaları, Li-ons kulüpleri, Rotary kulüpleri, Bilderbergler, misyo-ner teşkilatları, Yehova Şahitleri gibi nice nice dinî, sosyal, siyasî, gizli, âşikâr, etkili, faal teşkilatları var...
Ama biz müslümanların böyle kuruluşları yok; ku-rulmamış, kurulanlar tahrip edilmiş, kapatılmış, ya-saklanmış...
Emperyalistler bir İslâm ülkesini ele geçirdiler mi önce İslâm'ı unutturmaya, müslüman halkı dejene-re etmeye çalışırlar, en çok, gerçek İslâm'dan, halis müslümandan korkarlar. Çünkü İslâm, iman, Kur'an, irfan, ahlâk ve mâneviyat ile ilim, çalışma, gayret, şuur, onur, basiret, hürriyet, istiklal, kalkınma, re-fah, mutluluk, zenginlik, güçlülük arasında kuvvetli İlişkiler, sarsılmaz bağlar, kesin etki ve tepkiler oldu-ğunu çok iyi bilirler.
Müslümanlar eğer ezilmek, sömürülmek, horlan-mak, dışlanmak, yağmalanmak, öldürülmek, mazlum ve mağdur duruma düşürülmek istemiyorlarsa gerçek İslâm'a, Kur'an'a dönsünler.
Mü'minler, izzetle, şerefle, itibarla, rahat ve mü-reffeh yaşamak; huzur ve saadete ermek, yüce
Onlara çok borcumuz var, onların, üzerimizde çok bü yük hakları ve hatırları olmalı!
Şehir şehir dolaşmakta olduğum Avustralya'da en çok dikkatimi çeken, kiliselerin zenginligi ve sosyal hayata kâmilen hakimiyeti; bir de çok net, buram bu-ram tüten milliyetçilik duygusu ve tarih şuuru. Her kasabada bir anıt, her parkta bir plaket veya kitabe, savaşta ölenler için göze çarpıcı bir eser, üzerleri ne "Lest we forget", "Unutmayalım diye." yazılmış; ölenlerin isimleri, künyeleri bir bir hakkedilmiş abi-delerin duvarlarına; herkes Gelibolu'yu biliyor, ka-yıplarını biliyor. Mezarlıkları da gayet iyi muhafaza olunuyor, mezarlar çökmüş değil, isimler belli, du-varlar sağlam, kabirlerin üzerlerinde demet demet taze çiçek buketleri; demek ki sık sık ziyaret olun-maktalar...
Onlar böyleyken bizler ne yapmışız? Maalesef yü rekler acısı bir durum. Mezarlıklar istilaya uğramış, gecekondu dolmuş, istimlak edilmis, türbeler yıkıl-mış, kapatılmış, tozlu, harap, yağmalanmış; camile-re el konulmuş, halıları, levhaları, minberleri, mih-rapları, çinileri, hatta kubbe kurşunları çalınmış, en değerli eserler yıktırılmış, avluları yok edilmis: tarih sevdirilmemiş, ecdat kötülenmiş, gerici ve yobaz gös-terilmiş, vatan hainleri putlaştırılmış, kahramanlaştı-lerin tarihi binaları yıkılmış, yerlerini soğuk beton yl-rılmış; saraylar yağmalanmış, arşivler satılmış, şehir-ğınlar almış, vakıf eserler yağmalanmış, kütüphane-ler kapatılmış, en değerli kitaplar kaybolmuş, bir sü-rü yolsuzluk, hırsızlık, hainlik, düşmanlık, kadirbil-
Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 247 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel25 Şubat 2026 23:59 TARINTE BLOON
- 1526-Macaristan Budinin fethi.
1956 - Afyon Mahkemesi bütün Risale-i Nurların beraetine ve sahiplerine iadesine karar verdi.
Risale-i Nur'un neşri serbest bırakıldı.
2001 - New York'un "İkiz Kule" gökdelenlerine yolcu uçaklarıyla terörist saldırı düzenlendi.
EYLÜL
11
PERŞEMBE
19 1447 R.EVVEL
RUMI: 29 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 129
BİR AYET
Onun hakimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri kuşatmıştır.
Bakara Suresi: 255
BİR HADİS
Dinini, emanetini ve amelinin neticesini Allah'a havale et.
Ebu Davud, Cihad: 73
Bir elmayı halk edecek, elbette dünyada bütün elmaları halk etmeye ve koca baharı icad etmeye muktedirdir. Baharı icad etmeyen, bir elmayı icad edemez. Zira o elma, o tezgâhta dokunuyor.
Sözler
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İmsak
Günes
Öğle
İkindi Aksam
Yatsı
YanıtlaSil
yuksel26 Şubat 2026 00:01 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
TARİHTE BUGÜN
1622 - Genç Osman olarak da bilinen II. Osman katledildi.
1954-Nur Talebelerinden Santral Sabri Arseven vefat etti.
ŞUBAT
20
CUMA
BİR AYET
Şüphesiz, Rabbinin kıskıvrak yakalayışı çok şiddetlidir.
(Bürûc: 12)
2 1447 RAMAZAN
BİR HADİS
Hediyeler verin ki, birbirinizi sevesiniz.
RUMI: 7 ŞUBAT 1441
KASIM: 105
Milletin kalb hastalığı, zaaf-ı diyanettir; bunu takviye ile sıhhat bulabilir.
Tarihçe-i Hayat
YanıtlaSil
yuksel26 Şubat 2026 00:04 TARİHTE BUGÜN
1909-Bediuzzaman'חו
"Lemean-ı Hakikat ve Izale-i Şübehat" başlıklı makalesinin son bölümü ile "Biraderim Derviş Vahdetî Bey'e başlıklı yazısı Volkan'da yayınlandı.
1909 - Bediüzzaman'ın "Kahraman Askerlerimize" başlıklı makalesi Mizan gazetesinde yayınlandı.
2022 BEDIOZZAMAN TA VIM
15
CUMA
FRIDAY
NİSAN
APRIL
BİR AYET
İşittik ve emrine uyduk. Affını ve mağfiretini dileriz, ey Rabbimiz!
Bakara Suresi: 285
BİR HADİS
Selâmı önce veren kişi, kibirden uzaktır.
Böyle bir zamanda en lüzumlu, en ehemmiyetli, en birinci vazife imanı kurtarmaktır.
HANİ HEP SÖYLENİR YA ÇOCUKLARIMIZ, GENÇLERİMİZ BİZİM GELECEĞİMİZDİR DİYE. BU ÇERÇEVEDEN BAKTIĞIMIZDA GELECEĞİMİZ SOSYAL MEDYANIN ELİNDE. ÜLKEMİZİN GELECEĞİNİ ŞU ANDA ANNE-BABALAR YA DA ÖĞRETMENLER DEĞİL SOSYAL MEDYA ŞEKİLLENDİRİYOR.
BİLMİYORUM OLAYIN CİDDİYETİNİ ANLATMAK İÇİN DAHA BAŞKA ΝΕ SÖYLENEBİLİR?
Ancak, devlet adamlarına gösterilmesi istenen bu saygı, onların zulüm ve haksız-lıklarını onaylama anlamına gelmez. Nite-kim Hz. Peygamber Yaratan'a isyan teşkil eden hususlarda yaratılmışa itaat edilme-yeceği ilkesini ifade etmenin (msl. bk. Buhârî, Ahkâm 4) yanısıra "Cihadın en üstünü, zalim hükümdar karşısında hakkı söylemektir" buyurmuştur (İbn Mâce, Fiten, 21; İbn Hanbel, V, 251, 256).
1923-Medresetüzzehra teklifi, Layiha Encumenince müzakereye değer bulundu.
1924 - Bediüzzaman'ın Van'a son gelişi.
1951-Bediüzzaman
"Demokratlara büyük bir hakikatı ihtar" başlıklı bir mektup kaleme aldı.
EYLUL
06
CUMARTESİ
14 1447 R.EVVEL
RUMI: 24 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 124
BIR AYET
By Peygamber, sana da, sana uyan mü'minlere de Allah kafidir.
Enfal Suresi: 64
BİR HADİS
Abdestli olmaya ancak kamil mu'min dikkat eder.
İbni Mâce, Tahare: 4
Bir şeyi dünyada var desen, yalnız o şeyi göstermek kâfi gelir. Eğer yok deyip nefyetsen, bütün dünyayı eleyip göstermek lazım gelir ki, tå o nefiy ispat edilsin. Lem'alar
Imsak
Günes
Ogle
İkindi
Akşam Yatsı
Innsak Günes
Ogle
kindi Aky
YanıtlaSil
yuksel2 Mart 2026 19:22 2026 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
TARINTE BUGÜN
1991-Varşova Pakti feshedildi.
ŞUBAT
25 ÇARŞAMBA
7 1447 RAMAZAN
RUME 12 ŞUBAT 1441 KASIM 110
BİR AYET
Nerede olursanız olun ölum size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!
(Nisă: 78)
BİR HADİS
Mü'min, aynı delikten (yerden) iki kere ısınılmaz.
Istiaze eden, şeytanın şerinden kurtular
Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel2 Mart 2026 19:24 TARİHTE BUGUN
1928-Pakistanlı İslâm Şairi Muhammed Ikbalin vefatı.
1944-Fransa'da kadınlar oy kullanma hakkını elde etti.
1994 - İlk Güneş dışı gezegenler keşfedildi.
21
PERŞEMBE
THURSDAY
BIR AYET O, çok bağışlayan ve çok sevendir.
Büruc Suresi: 14
NİSAN
BİR HADİS Arabın Aceme, kırmızının siyaha üstünlüğü yoktur!
APRIL
Ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkîde göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fânî ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır. Mesnevî-i Nuriye
Sadece senin bildiğin başka birisinin bilmediği ismin hürmetine, bütün hepsinin bildiğin isimlerinin hürmetine manevi âlemde ki, maddi âlemde ki, ilimleri, hayırları, nimetleri, afiyetleri, selâmet leri yakinleri ezelden ebede müminlerin ve hayırlı ların hürmetine ezelden ebede müminlerin hayırlıların üzerine indiriver yarabbi. Y. C.
seyirci karşısına geçecek. Altay, düşmanın büyük terör planını engelledikten sonra Teşkilat, Şir-ket'in geride kalan güçlerini çökertmek için ha-rekete geçer. Ekip, hedefe ulaşmak adına zekice ve riskli bir plan kurar. Şirket'in diğer yapılan-masıyla mücadele etmek üzere Korkut'a sınır Ötesi bir görev verilir. Görevin süresi belirsizdir.
Ancak bu kez Korkut için asıl zorluk görev değil. geride bırakacaklarıdır. Çünkü artık Bahar var-dır. Rutkay kaçış planları yaparken, Julla şüphe-lerinin peşini bırakmaz. Teşkilat operasyonunda öldüğü söylenen kişinin babası olmadığını iddia eder. Altay ve ekip büyük bir operasyonun için-deyken, asıl düşmanın sandıklarından çok daha
yakın olduğu ortaya çıkacaktır. TRT1 20.00
YanıtlaSil
yuksel22 Mart 2026 08:27 YENİ TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ
200
20-1
203
MILATOR
22 MART 2026 PAZAR
www.milatgazetesi.com
204
Fiyatı: 20 TL
KKTC: 30 TL
FÜZELERİ İRAN
20:2
20-4
TOT Aksakallilar Heyeti Başkanı Binali Yılde om, Turkiye'ye yönelen füzelerle ilgili yap tığı açıklamada "Sahte bayrak operasyonu yapıyorlar. Füzeyi başka yerden firiati yorlar. Böylece Iran'la takıştırmaya.
catıştırmaya çalışıyorlar. Biz 400 se nedir İran'la savaşmadık dedi, 8'de
955
NETANYAHU'NUN TESPİTİ DOĞRU AMA ÖNERMESİ YANLIŞ
RANSARTINI ACIKLADI
ADIM ADIM AYN CALUT'AL
İslam aleminin şu anki durumu Moğollar ile mu cadele dönemine cok benzivor. Ancak gidisat
"Te'vîlât-ı Necmiyye Tefsiri"nde zikredildiğine göre; bu âyet-i kerîme-nin mânâsı: "Ledünn ilmine ulaşmak istiyorsanız Allah'tan başkasına iba-det yapmayın; şeytana da, dünyaya da, hevâya da, mâsivallâha (Allah'tan başkasına) da kulluk etmeyin.
Ruhun Mahiyeti. Ruhun mahiyeti konusunda âlimler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. 1. Ruhun mahiyetini bilmek mümkün değildir, çünkü ruh rabbin emrinden olması itibariyle gaybî bir konudur. Bu görüşü benimseyen Ali el-Kārî, Ehl-i sünnet âlimlerinin ekserisinin aynı kanaatte olduğunu belirtir. Şa‘rânî ise bu anlayışı Sûfiyye çoğunluğu ile bazı kelâmcılara atfeder (Eş‘arî, s. 334; Bedreddin el-Aynî, XIV, 112; Şa‘rânî, II, 122). 2. Ruh bedenin şekline bürünen ve duyularla algılanamayan madde dışı bir varlıktır. Muhammed Abduh, Mâlik b. Enes’e nisbet edilen bu görüşle ruhun bedenin şeklini almış “esîr” denilen maddeden ibaret olduğunu savunan XX. yüzyıl ruh bilimcilerinin görüşleri arasında benzerlik bulunduğunu ileri sürer (Reşîd Rızâ, II, 39). 3. Ruh soyut, kutsal ve basit bir cevher olup bedenin bütününe yayılmıştır. Madde türünden bir cisim, cevher veya araz değil tek bir cevherdir, başlı başına vardır, zaman ve mekânla sınırlı değildir, duyularla algılanamaz. Allah’ın “ol” emriyle bedende yaratılmıştır, ruh bedenden alınınca insan ölür. Muammer b. Abbâd, Nazzâm, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, İbn Sînâ, Râgıb el-İsfahânî, Ebû Zeyd ed-Debûsî, Gazzâlî gibi farklı ekollere mensup kelâmcı ve filozofların yanı sıra bir grup Sûfiyye bu görüştedir (Eş‘arî, s. 329, 333-334; Kādî Abdülcebbâr, XI, 310; İbn Hazm, V, 202). 4. Ruh latif, nûrânî ve semavî bir cisimdir, gül suyunun gülün maddesine yayıldığı gibi bedene yayılmıştır. Ruh bedene ait bir araz olamaz, çünkü araz sürekli yok olup yeniden yaratılır. Eğer ruh araz olsaydı insanın her an farklı bir ruha, kimlik ve kişiliğe sahip olması gerekirdi. Naslarda ruhun ölümden sonra azap veya nimeti algılayacağının bildirilmesi de onun cisim olduğunu kanıtlar, ayrıca araz için böyle bir durumdan söz edilemez. Latif cisim olması duyularla algılanmasını gerektirmez, sadece maddî cisimlere benzemeyen bir cisim olmasını zorunlu kılar. İnsanın düşünen, akıl yürüten ve bilen bir varlık olması da ruhun araz niteliği taşımasını imkânsız kılar. Latif cisim olan ruh ile insandaki “biyolojik canlılık” anlamına gelen ruh aynı şey değildir. Ebû Ali el-Cübbâî, Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, İbn Hazm, Fahreddin er-Râzî, İbn Kayyim el-Cevziyye gibi âlimlerle bir grup Sûfiyye bu görüşü benimsemiştir (Eş‘arî, s. 333-334; İbn Fûrek, s. 257, 281; Cüveynî, s. 377; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XXI, 43-45; XXX, 177; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 177-186). 5. Ruh bedenin canlı olmasını sağlayan bir arazdır. Onun yansımaları konumunda bulunan ilim,
İşte bu sözden anlaşıdığına göre; Kur'ân'ın muhkem kılınması âyetlerinin içinde müteşäbih bulunmadığı anlamına gelmediği gibi, kendi ayetlerinden bäzısının yine kendi âyetleri ile neshedilmediği mânâsı da taşımaz.
"O (Kur'a)ndan bir kısmı, (mânâsı anlaşılamayacak derecede kısalıktan ve farkı månålara ihtimalli olmaktan korunmuş olmaları hasebiyle) muh-kem (ve sağlam kılınmış) birtakım âyetlerdir ki onlar o Kitâb'ın anası (ve esäsı olduklarından, helål ve haram gibi hükümlerde başvurulacak yegâne kaynak olma özelliğini taşımakta)dır(lar).
Bir de (kısalığından veya lügat îtibarıyla muhkem bir âyete muhalif gö-züktüğünden dolayı farklı tefsîrlere müsäit bulunan) diğerleri (vardır) ki; (onlar) müteşåbih (âyet)ler(dir)." (Arin Süresi:7iden) kavl-i şerîfi ile:
"Biz herhangi bir ayeti(n lafzını yahut hükmünü veyå her ikisinin geçer-liliğini kaldırarak onu) neshedersek veya (hafızalardan silerek) onu unuttu-rursak, (onun yerine, hem kullara fayda ve kolaylık açısından, hem de sevåb bakımından) ondan daha iyisini veya (yükümlülük ve sevâb kazandırma yönünden) onun (bir) benzerini getiririz." (Bakara Süresi 106 den) âyet-i celilesi bu hakikati beyân etmektedir.
Fahrurrâzian beyârı vechile; Kur'ân âyetlerinin muhkem kılın-ması birkaç şekilde tefsir edilmiştir.
Birincisi, bu kitabın månålarının en mühimleri olan tevhîd, adâålet, nü-büvvet ve me'åd (âhiret) ile ilgili konular neshi kabûl etmediğinden hepsi son derece muhkemdirler.
İkincisi; Kur'ân'da bulunan âyetler tenākuz (ve çelişki) barındırmaz, bir-birine zit mefhumlar barındırmak ihkâm sıfatının zıttıdır, onun âyetleri te-zaddan hali olduğuna göre muhkemlik sıfatı hâsıl omuştur. -(Nitekim:
"Eğer (kafirlerin iddia ettiği gibi) o (Kur'ân-ı Kerîm), Allah'tan başkası ta-rafından (yazılmış) olsaydı elbette onun içerisinde (nazım bozukluğu ve mânâ çelişkisi gilhi) pek çok ihtilaf bulurlardı." (Nad Süresis) kaol-i şerifi bu hakikati açıklamaktadır.)
106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kal-dırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kâdirdir.
(Sonra gelen bir âyetin, daha önceki âyetin hükmü-nü yürürlükten kaldırmasına «nesh» denir. Allah Teâlâ, insanlığın medenî ve kültürel gelişmesine ve bu gelişmenin doğurduğu ihtiyaçlara uygun olarak, ge-rektikçe yeni peygamber ve kitaplar göndermiş, önce-kilere ait bazı hükümleri yürürlükten kaldırmıştır. Naslarının hükmü ebedi olan Kur'an-ı Kerim nâzil olurken, bu döneme mahsus olmak üzere bazı âyetler, diğerlerini neshetmiştir; ancak bunların sayısı olduk-ça azdır ve ilk İslâm neslinin terbiye ve intibakını te-min maksadına yöneliktir.)
107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır?
Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
108. Yoksa siz de (Ey Müslümanlar), da-ha önce Musa'ya sorulduğu gibi peygambe rinize sorular sormak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfre değişirse, şüphesiz dosdoğru yoldan sapmış olur.
(Peygambere çok soru sorulman, hükümle rin çoğalmasını ve daralmasını gerektirir. Onun için Medine devrinde bir ara soru sormak yasak edilmiştir.)
109. Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendile-rine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerin-deki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini geti-rinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
110. Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yap-makta olduklarınızı noksansız görür.
111. (Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut Hıristiyanlar hariç hiç kimse cennete gire-meyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylü yorsanız delilinizi getirin, de.
112. Bilakis, kim muhsin olarak yüzünü Allah'a döndürürse (Allah'a hakkıyla kul-luk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Öyle-leri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çe-kerler.
(Bu âyette Allah'a kulluk etmek ihsan vasfı-na bağlanmıştır. Yani bir kimse ibadet etmek-le kendisini kurtaramaz. Kendini kurtarması için muhsinlerden olması gerekir. Muhsin: Yap-tığı işi Allah için yapan, sadece O'ndan korkan, o sebeple işini noksansız bitiren ve her işin hak-kını veren kimse demektir.)
kahredicidir. Hiç kimsenin amellerini zay etmez; hatta hayırlı amelle-rine kat kat, şer amellerine de birine bir ceza verir.
Hannan.
Yani: Her şeyi İçine alan, büyük rahmet sahibidir. Kendinden iraz edenleri kabul edendir.
Daha açık mana ile şu demeğe gelir:
Çeşitli küfür, tuğyan, fısk, isyanla dolduktan sonra kendisinden yüz çevirenlere; irtikåp ettiklerinden hulusla tevbeye geldikleri zaman, onların yüz çevirmelerine bakmadan; geçmişte irtikap ettiklerini af-fedip geçer. Üzerlerine, rahmetle ikbal eder. Resulüllah S.A. efendi-mizin:
«Günahtan tevbe eden, günah işlememiş gibidir.>>>
Hadis-i şerifi manası ile anlatılanlara katar.
Mennan..
Yani: Kendisinden istenmeden, istihkaksız, garazsız. ivazsız tür-lü türlü üstün nimetleri, in'am ve ihsanını verir.
- Bais.
Yani: Mahlukunu öldürdükten sonra, yeniden onları diriltir.
Varis.. Yani: Mahlukunun fenasından sonra, kendi zatı bakidir. Yerde cümle mülkün sahipleri fena bulduktan sonra; cümle mülk, Ålemlerin Rabbı Allah'a döner.
Nitekim İsrafil a.s. birinci defa suru üflediği zaman, her şey ölür; o zaman şu ilahi hitap gelir:
- Bugün mülk kimin?.
Cümle àlem fena bulduğu için, cevap verecek kalmaz. O zaman, azamet şanı ile Yüce Allah şöyle buyurur:
Vahid Kahhar Allah'ındır.
Bir eserde şöyle anlatıldı:
Şanı büyük Allah, dünyada yaratıp kullarına verdiği altınları ve gümüşleri, iki büyük dağ gibi toplar; sonra şöyle buyurur:
Bunlar. bizim malımızdır. Dünya âleminde kullarımıza verdik. Onu, bazıları rızamız yoluna sarf ederek ebedi saadete nail oldular. Bazıları da, onu kibir, tuğyan ve masiyetler yoluna harcadılar; şekave-te eriştiler. Bunlrın cümlesi fani oldu; mal yine bize döndü.
SAVAŞLAR, KANLI İHTİLALLER, BÜYÜK EKONOMİK KRİZLER VE BİTMEK BİLMEYEN BİR KAOS...
Hayat gözlerinizle gördüklerinizden, kulaklarınızla duyduk-larınızdan ya da elinizle hissettiklerinizden ibaret değildir. Esas gerçekler saklı ve gizli olanlardır. Bu gizli gerçeklere ses vermek kolay olmadığı için her ne kadar hayatımızı belirlese de bilin-meyen olarak kalır.
İşte bu kitap, 20. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar uzanan süreç içinde dünyanın kaderini değiştiren gizli örgütlere ilişkin konularda sağlam tarihi kanıtlar sunmakta ve bilinmeyen ger-çekleri gün yüzüne çıkartmaktadır.
-Birinci Dünya Savaşı Nasıl Çıkarıldı?
-İngiliz Masonluğunun Dünya Politikası?
-Ermeni İsyanlarındaki İngiliz Mason Parmağı?
-ABD'deki Siyonist Örgütler?
-Türkiye'yi Parçalamak İçin Yapılan Gizli Planlar Neler?
-Birinci Dünya Savaşı Sırasında Siyonist Faaliyetler?
Ve kanınızı donduracak birçok gizli plan...
KAYITSIZ
AMAYACAĞINIZ TEHLİKELİ GERÇEKLER
KOLTO
www.pegasusyayinlari.com
178-605-4263-08-0
054 263080
YanıtlaSil
yuksel11 Nisan 2026 10:45 Pegasus Yayınlar: 176
Strateji Analiz: 46
DÜNYANIN GİZLİ TARİHİ -2
TURGUT GÜRSAN
Yayın Yönetmeni: Oukan Oudem
Son Okuma: Fahrettin Levent
Bilgisayar Uygulama: Meral Gök
Kapak Tasarım: Yunus Bora Ülke
Film-Grafik: Mat Grafik
Baska-Cilt: Kilim Matbaası
Maltepe Mah. Litros Yolu Fatih Sanayi Sit.
No:12/204-232 Topkapı/İstanbul
Tel: 0212 612 95 59
1. Baskı: Şubat 2009 - CEP BOY
ISBN: 978-605-4263-08-0
PEGASUS YAYINLARI TURGUT GÜRSAN
Yayınevinden yazılı izin alınmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.
106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kal-anır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka Jaha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.
(Sonra gelen bir âyetin, daha önceki âyetin hükmü-nü yürürlükten kaldırmasına «nesh» denir. Allah Teâlâ, insanlığın medenî ve kültürel gelişmesine ve bu gelişmenin doğurduğu ihtiyaçlara uygun olarak, ge-rektikçe yeni peygamber ve kitaplar göndermiş, önce-kilere ait bazı hükümleri yürürlükten kaldırmıştır. Naslarının hükmü ebedi olan Kur'an-ı Kerim nâzil olurken, bu döneme mahsus olmak üzere bazı âyetler, diğerlerini neshetmiştir, ancak bunların sayısı olduk-ça azdır ve ilk İslâm neslinin terbiye ve intibakını te-min maksadına yöneliktir.)
107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır?
273) Hadis-i şerifteki temsili anlatım-la, iyiliği emredip, kötülükten alıkoy-ma konusunda toplumsal duyarlılığın önemi vurgulanmıştır. (A.G.)
EMSÂLÜ'L-KUR'ÂN
Kur'ân'ın meselleri anlamına gelir. Tâbirde geçen "emsal" "mesel" keli-mesinin çoğuludur. "Mesel"; benzer ve delil demektir. "Atasözüne" de mesel denir.
Kur'ân'da meseller (örnekler) var-dır. Varlığının sebebi; düşündürme, hatırlatma, öğüt verme, duygulandırma, ibret verme ve böylece insanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendirmedir.
"Andolsun biz bu Kur'ân'da insan-lara öğüt almaları için her misali anlattık" (Zümer, 39/27), "Biz bu misal-leri insanlara anlatıyoruz ama onla-rı âlimlerden başkası düşünüp anla-maz" (Ankebût, 29/43) âyetleri ile Allah Kur'ân'da misaller anlattığını bildir-mektedir. Meseller, Tahrim sûresinin 11-12. âyetlerinde olduğu gibi sarih ve zahir; A'râf sûresinin 58. âyetinde oldu-ğu gibi gizli, remizli ve imalı olabilir. (Ι.Κ.)
SORU - Müslümanın içinde bulunduğu şartlara göre değişken sınırların varlığından söz edilebilir mi? Özellik-le günümüzde uluorta her yerde konuşulmak eğiliminde olunan «Daru'l İslâm>> ve «Daru'l Harp» kavramları var. <<Daru'l İslâm'da» ve «Daru'l Harp'te» müslümanlar için sözkonusu olabilecek değişiklikler konusunda bizi aydın-latır mısınız?
CEVAP
- Elbette... Fıkhî hükümler, mü'minlerin
içinde bulundukları şartlara göre değişir. Umumi kaide-ler va'zetmek değil, münferit meselelerin fetvası ve kaza-sı önemlidir. Bu, fıkhın donup kalmasını önlemiş ve üm-metin maslahatını esas almıştır. Bu, küllî kaideler yoktur anlamına alınmamalıdır. Meseleyi daha da net olarak or-taya koyabilmek için bazı müşahhas misaller verelim. İs-lâm dini, yalan söylemeyi kesinlikle haram kılmıştır. Bir mü'minin asla yalancı olamıyacağı hususu kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Kâfirlerin eline esir düşen mü'min için durum değişir, yalan söylemesi şart olur. Çünkü doğ-ru söylediği takdirde Ümmet-i Muhammed'in hayatını teh-likeye atmış olur. Bu durumda «Hayır efendim, ben müs-lümanım asla yalan söylemem» demek, dindarlık filân de-ğildir. Aksine Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bu husustaki izni-ni ve emrini dikkate almamış olur ki, bu büyük bir teh-likedir. Daru'l İslâm'da kesinlikle haram olan Akd-i fasit, Daru'l Harp'te, mü'minin kâfirle yapması halinde caiz olur. Ayrıca ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalan bir mü'-min için, «Haram li Aynihi» olan bir madde, zaruret mik-tarı mübah olur. «İkrah-ı Mülci» ile karşı karşıya gelen bir mü'min dili ile kelime-i küfrü söyliyerek, hayatını kur-tarabilir. O anda kelime-i küfrün günahı kaldırılmış olur.
Bütün bu hususlar kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Şart-ların değişmesi ile hükmün değişmesi, genellikle <>> ve «Ruhsat» bablarında yer almıştır.
Dikkat ederseniz, İslâm toplumunda «yazılı hukuk>>> diyebileceğimiz donuk kaidelere itibar olunmamıştır. Bu-nun en güzel örneği «Ta'zir> cezasında görülür. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in «İyi huylu, şahsiyet sahibi insanların haddler hariç, ufak tefek kusurlarını affediniz.» (Sü-nen-i Ebû Davûd, K. Hudud, c. II, sh. 446) emrini esas alan ulema, ta'zir cezasının insanın durumuna göre deği-şeceğini belirtmişlerdir.
<> ve «Daru'l Harp» kavramlarını gün-demde tutan mü'minlerden Allah (c.c.) razı olsun. Tağuti iktidarları ve çağdaş Bel'amları en çok rahatsız eden konu; bu ıstılâhlardır. Ancak şunu belirtelim ki, «Daru'l İslâm>> ve «Daru'l Harp> ıstılâhları, bizzat Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in Hadis-i Şeriflerinden alınmıştır, yeni bir me-sele değildir. Müçtehid imamlar, edille-i şer'iyyeyi esas alarak «Daru'l İslâm» ve «Daru'l Harp>'in mahiyetlerini ortaya koymuşlardır. Hanefî fukahası; İslâm fıkhının yü-rürlükte olmadığı bütün beldeleri «Daru'l Harp» ilân et-miştir. Nüfûs hiç önemli değildir. Bir beldenin sakinleri-nin % 99'u müslüman olsa, fakat orada İslâm fıkhı ile hükmedilmese, orası Daru'l Harp olur. Nüfusun %'l'i müslüman olsa, geri kalanı zimmet akdi ile Emiri'l - mü'-minine bağlansa, o belde Daru'l İslâm'dır. Türkiye'nin fık-hî durumuna gelince. Bu hususta ûlemanın hükmüne mü-racaat gerekir. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi: «Ka-nun bakımından dünya ikiye ayrılır. Daru'l İslâm ve Da-ru'l Harb. Birincisinde (Daru'l İslâm'da) İslâm fıkhı ha-yata hakimdir. Bütün işler Allah (c.c.)'ın indirdiği hü-kümlere göre tanzim edilir. Orada mü'minler hakim du-
rumdadırlar ve emniyet içerisindedirler. İkincisinde ise, İslâm fıkhı açıktan red olunur ve müslümanlar güvenlik-lerini yitirirler. Türkiye'de medeni hukuk'un kabulü ile İslâm fıkhı yürürlükten kaldırılmıştır ve diğer hususlar da Avrupa'dan getirilen kanunlarla tanzime başlanmıştır. Bu sebeble ikinci kısma dahil olmuştur.» (M. Sabri Efen-di, Kitab El İlm El Akl ve'l Makûl, sh: 8) hükmünü zik-reder. Bunun aksini iddia edenler yok mudur? diye bir sual sorulabilir. Muhakkak ki vardır. Ancak Türkiye'de din ile devlet işleri birbirinden ayrıldığı ve «Lâiklik» te-mel ilke olarak ortaya konulduğu için, «Efendim, Türki-ye'de Şer'i bir devletten söz edilemez, yani Daru'l İslâm değildir, ancak Daru'l Harp de denemez gibi yuvarlak laflar edilmektedir. Bunlar genellikle batı kültürü ile zi-hinlerini meşgul eden isanlardır. Bu sebeble Prof. Jo-seph Schacht'ın «İslâm Hukukuna Giriş isimli eserinden bir nakil yapalım. Bu ünlü Profesör, «Modernizm hare-ketlerinin mahiyetini izah ederken şunları kaydediyor: << hududları aynen bakidir. Ancak haddlerin icra edilmesi ve sadaka-ların emir tarafından toplanması hususu ihtilaflıdır. Asıl
değişiklik, müslümanlarla, gayr-i müslimler arasındaki ilişkide meydana çıkar. Daru'l İslâm'da gayr-i müslimler <> oldukları için, can, mal, nesil, akıl ve din emniyetine haizdirler. Daru'l Harp'te bu zimmet or-tadan kalkar ve ilişkilerde farklılaşma olur.
* Meseleyi şu şekilde ortaya koymak mümkündür. Tür-kiye Cumhuriyeti Demokratik - Lâik bir devlettir. Dolayı-sıyla Daru'l Harp hükmündedir. Aksini iddia edenler, heva ve heveslerine tabi olup, «Farz-ı Ayn» haline ge-len cihadı terketmeye gayret eden tiplerdir.
SORU: Fakültede bir solcu ile konuşurken konu «Kölelik» bahsine geldi. Ben Prof. Muhammed Hamidul-lah'ın «İslâm Peygamberi isimli eserinin ikinci cildi-nin 28'nci sahifesindeki «Köleliği müslümanlar icad etme-miştir. İlk müslümanlar, dünyada yaygın olan bu eski müesseseyi sadece almışlardır» hükmünü zikrettim. Tam ikna ettiğimi zannediyordum ki, o solcu acaip bir sual sordu: «Kölelik Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Muhammed'in tatbikatında yok mu?>> dedi. Ben de: «Elbette var>> diye cevap verdim. İş ilginç bir noktaya geldi: «O zaman siz yalan söylüyorsunuz, Kur'an'da hüküm varsa niçin baş-kalarından almış olsunlar?» deyince şaşırıp kaldım. Bu hususta bilgi verir misiniz?
CEVAP: Mektubunuzu kısaca özetledim. Ayrıca
şahsınıza «Hanefî fıkhında köle hukuku» başlıklı bir in-celeme gönderiyorum. Meseleye «Mal Nedir?>> sualine ce-vap arayarak girelim. İslâm ûleması malı şöyle tarif et miştir: «İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak için Allahü Teâlâ (c.c.) tarafından yaratılmış ve istenildiği zaman (meşru «Şer'i>> hududlar içerisinde) elde edilip kullanıla-bilen insandan maada «gayri» şeylere Mal denir.» (İbn-i Nüceym-i Mısrî, El Bahr'ur Raik, Kahire, 1333, c. V, sh. 277 vd.). «İnsandan gayri şeyler» ibaresi kölenin mal kabul edilmediğinin bir delili. Peki kölelik nedir? Usûl-i Fıkıh'ta «Ehliyet Arızaları» izah olunurken kölelik üze-rinde durulmuştur. (Molla Hüsrev, Mir'at El Usûl, İst., 1307, c. I, sh. 611-19). Galû Bela'daki «Zimmet» akdi sebeb ile bütün insanlar hür olarak doğarlar. Akil - Baliğ olduktan sonra «Emanet'e» ihanet eder ve İslâm'a karşı savaşırlarsa, durumları değişir. «Köle» müslüman olsa
dahi ehliyet arızası devam eder. Ta ki; arızayı giderince-ye kadar. Bu arızanın nasıl giderileceği de; müctehid imam-ların edille-i şer'iyyeyi esas alarak ortaya koydukları hü-kümlerde bellidir. Kölelik «ehliyet arızasına dayandığına göre şu suali sorabiliriz Bugün yeryüzünde yaşıyan in-sanların ehliyet durumu nedir?
Bu suale verilecek cevap «Köleliğin kalkıp - kalkma-dığının bir delili olacaktır... «Köle» kelimesi kaldırılmış, ancak yeryüzünde fiilî kölelik yaygınlaşmıştır. İdeolojile-rin insanları esir aldığı gerçeği ortada iken «Köleliğin>>> kalktığını iddia etmek mümkün değildir. Hatta tartıştı-ğınız insan da; bir ideolojinin «Kölesi» hükmündedir, fa-kat bunun şuurunda değil... Çünkü o ideoloji «Zimmet>>> akdini inkâr etmeyi beraberinde getirir. Zimmet akdini (Galû Bela'yı) inkâr eden, hürriyetini kaybeder, «Ehliyet Arızası başlar. Tartıştığınız solcu çocuk; Prof. M. Ha-midullah'a (Sizin şahsınızda) öyle güzel bir cevap vermiş ki; mektubunuzu okuyunca Allahü Teâlâ (c.c.) 'dan hida-yet vermesini temenni etmekten kendimi alamadım. Müt-hiş bir cevap...
MÜSİKİ'NİN HÜKMÜ
SORU: Şarkı ve Türkü dinlemek İslâm dininde caiz midir, caiz değil midir? Bazıları diyorlar ki, müzik ru-hun gıdasıdır. Bazı ilim adamları da, «türkü ve şarkı şeh-vetleri celbettiği ve insanı münkere meylettirdiği için ha-ramdır.» hükmünü zikrediyorlar. Bu konuda bilgi verir. seniz memnun oluruz.
CEVAP: Müzik, insanların ses ve alet ile icra et-tikleri malûm sanatın bütün şubelerine verilen isimdir.
İslâmî hüküm bakımından, müziğin bütün şube ve şekil-leri aynı noktada değildir. Savaşta vurulan kös ve dü-ğünlerde çalınan def, şer'an caizdir. Bunun dışında mûsi-kî icrası ve bunun dinlenilmesi caiz değildir, haramdır. (El Merginanî, El Hidaye, Kerahiyye babı). İmam-ı Se-rahsî'ye göre, başkalarına dinletmek ve bununla rızkını temin etmek için değil de, sadece yalnızlığını defetmek için yapılırsa caizdir. (İbn-i Hümam, Fethu'l Kadir, c. VI, sh. 35 vd.). Merginanî, bunun da câiz olmadığı görü-şündedir. Hanefi fûkahasının müzik hakkındaki içtihad-ları, genel hatları ile bunlardır.
Diğer mezheplere gelince. Şafiî Fûkahası'na göre; müzik, harama alet edilmediği müddetçe câizdir. İmam-ı Gazzali, «İhya» isimli eserinde, müziğin tek bir hükme bağlanamıyacağı, durumuna göre haram, mekruh, mübah ve müstehab olabileceğini zikretmektedir. Dünya arzusu ve şehvet hisleri tahrik için yapılırsa, haramdır. Vakit-lerinin çoğunu buna veren ve müzikle iştiğali adet hali-ne getirenler için mekruhtur. Allah (c.c.) rızasını kazan-mak ve O'nun sevgisi ile dolup taşan insan için mübah ve müstehaptır.
Bu genel hükümlerden sonra, şunu zikretmemiz za-ruridir. Hem Hanefî, hem Şafiî fûkahasına göre, müzik icra eden kadın olur, dinleyen de bu sesten tahrik olur-sa, bu hal haramdır. Ayrıca şarkı ve türkünün güftesi bozuk, İslâm inancına ve ahlâkına aykırı ise, bunun mü-zikli veya müziksiz söylenmesi haramdır.
<<<<Müzik ruhun gıdasıdır» hükmü, mü'minlerle alâkalı değildir. Günümüzde, haramın işlendiği meclislerde, ha-rama alet edilen mûsikînin durumu bellidir. Güftesi ve ic-
rası; insanları münkere sürükleyen ve şehvetleri tahrik eden mûsikînin haramlığı hususunda ihtilaf yoktur.
NEZR-I MUALLAK
SORU: Çocuğum hastalandı ve iki gözü görmez oldu. O sırada «Eğer çocuğumun gözleri tekrar açılırsa bir kurban keseceğim,>> dedim. Allah Teâlâ (c.c.)'ya hamd ü senalar olsun, beş ay sonra çocuğumun gözleri yeniden sıhhat buldu. Şimdi, benim zikrettiğim sözler ile adak tahakuk eder mi? Ederse ne zaman kesmem gerekir?
CEVAP: Nezir (Adak) mübah olan bir şeyi Allah
(c.c.) rızası için kendi nefsine vacip kılmaktır. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) 'in «Her kim Allah (c.c.)'a itaati nezreder-se itaat etsin. (Nezrini yerine getirsin.) Her kim de Al-lah (c.c.)'a karşı ma'siyeti nezrederse, Allah (c.c.)'a asi olmasın (Nezrini yerine getirmesin).> buyurduğu bilin-mektedir. (Sahih-i Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, Ank., 1975, c. XII, sh. 237-238, Hadis No: 2073). Fû-kaha neziri (Adağı) ikiye ayırmıştır. Birincisi Nezr-i Mut-lak'tır. Bir mükellef «Bana muharrem ayında oruç tut-mak vacip olsun» dese, nezr-i mutlak tahakkuk eder. İkin-cisi Nezr-i Muallak'tır. Herhangi bir şarta bağlı olarak yapılan nezirler buna dahildir. Meselâ; «Çocuğum sıhhat bulursa, bir kurban keseyim» demek gibi... Melikûl Üle-ma İmam-ı Kasanî, «El Bedaiû's Sanaî» isimli eserinde: << hük-münü zikretmektedir. Sizin durumunuza gelince... Nezr-i Muallak'ta bulunmuşsunuz ve şartınız da tahakkuk et-miş... Mektbunuzda «Udhiye» niyeti olmadığı için «Na-hir> günlerini beklemeniz gerekmez, derhal nezrinizi (Ada-ğınızı) yerine getiriniz.
6274- Her sabah Cebrail'e nurdan bir denize girmesi ve yüzmesi emredilir. Oraya dalıp çıktıktan sonra bir silkinir ki, vücu dundan yetmiş bin damla damlar. Allah her damlasından bir me lek yaratır. Hepsine Beyt-i Ma'mur'a gidip namaz kılmaları emre. dilir. Giderler, namaz kılarlar. Sonra diledikleri yere gitmeleri için emredilir. Ve kıyamete kadar tesbihe devam ederler.
6275- Allah bu Buk'a'dan ve bu Harem'den yetmiş bin kişiyi diriltecek ve hepsi hesapsız cennete girecek. Onlardan her biri yetmiş bin kişiye şefaat edecek. Yüzleri dolunay gibi olacak.
6276- Alim ile abid diriltilecek. Abide: "Haydi gir cenne-te." denilecek. Alime de: "Dur, insanları yetiştirdiğin gibi onlara şefaat et." diye hitap edilecek.
٦٢٧٧ - يَبْقَى مِنَ الْجَنَّةِ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ يَبْقِيَ ثُمَّ يُنْشِئُ اللَّهُ لَهَا خَلْقًا مِمَّا -يَشَاءُ" (عبد بن حميد م ع حب عن انس)
6277- Cennetten Allah'ın dilediği kadar bazı yerleri boş kalacak. Sonra tekrar dilediği kadar mahluk yaratacak ve onu dolduracaktır.
٦٢٧٨ - يَتْبَعُ الْمَيِّتَ ثَلاَثَةٌ اَهْلُهُ وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ فَيَرْجِعُ اثْنَانِ وَيَبْقَى وَاحِدٌ يَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَيَبْقَى عَمَلُهُ (ن حم خ م ت صحيح عن انس)
6278- Ölünün ardından üç şey gider: Ehli, malı, ameli. İkisi döner, biri yanında kalır. Ehli ile malı döner, ameli yanında kalır.
6282- Cehennem, kıyamet gününde getirilecektir. Öyle ki, yetmiş bin zincirle bağlı olduğu halde, her bir zincirden yetmiş bin zebani tutup onu sürükleyecekler.
6283- Kıyamet günü müslümanlar, üzerlerinde dağlar gibi günahlarla gelecekler. Allah onlardan bunların tümünü ba-ğışlayacak, yahudilerin sırtına yükleyecektir.
Dârı İslâm = İslâm memleketi: İslâm hükümlerinin uygulan-¿n memlekete denir.
Dar- harb = Yabancı ve düşman memleket: İslam ahkamı uy-gulanmıyan yerdir.
malla-Jarina hürri-etme-
Fetavă-i Hindiyye» adı ile şöhret bulan ve Hindistan'da ilim adamlarından ibaret bir heyet tarafından hazırlanan altı cildlik merin Siyer bölümünde dar-ı harb ile ilgili şu ifade mevcuddur:
daril harbi lá yetehallelü beynehümä beledün min biladil is lámi. Vessâlisü: En lå yebka fiyhä mü'minün ve là zimmüyyün äminen biemânihil evveli ellezi kåne sábiten kabl eistiyläil küf fari lil müslimi biislâmihi ve lizzimmiyi biakdizzimmeti.
Ve sûretül mes'eleti alâ selåseti evcühin:
Imma en yeğlibe ehlül harbi alá dârin min dûrini evir tedde ehlü misrin ve ğalebů ve ecrev ahkâmel küfri ev neka-za ehlüz zimmetil ahde ve teğallebů alá dârihim feft küllin min hazihil suveri la tesıyrü dâre harbin illâ biseläseti şürütın. Ve kale ebû yûsüf ve mühammed rahımehümallahü teâlâ bişar tın vâhidin là gayrü ve hüve izharü ahkâmil küfri ve hüvel kı yas.
Bil ki, dar-ı harb bir şartla darı İslâm olur. Bu şart da o yer de İslâm hükmünü izhar etmektir. İmam Muhammed (Yüce Allah ona rahmet etsin) Ziyâdät kitabında şöyle demiştir:
Imam Ebu Hanife'ye göre, (Yüce Allah ona rahmet etsin) dår İslâm, üç şartla darı harb olur:
Birincisi, açıklıkla küfür ahkämını icra etmek ve o yerde Islam hükmü ile hüküm vermemek.
İkincisi, aralarına İslâm ülkelerinden bir ülke girmeyecek şe kilde o yer bir dar-ı harbe bitişik bulunmak.
Üçüncüsü, o yerde ne bir mü'min, ne de bir zimmi ilk doku-nulmazlık güvenliği üzere kalmamış olmak, o güven ki, kafirlerin istílásından önce, müslümanın islam oluşu ve zimminin de zimmet akdi ile sabitti.
Bu mesele üç şekilde özetlenir:
1) Ya ehl-i harb bizim ülkelerimizden bir ülkeye galip gelir.
2) Yahut bir yerin halkı dinden çıkarlar ve galip gelerek kü-für ahkamını icra ederler.
Bu üç şeklin her birinde üç şartla dârı harb meydana gelir. Allahü Teâlâ her ikisine rahmet etsin, Imam Ebû Yûsuf ve Imam Muhammed demişlerdir ki, yalnız bir şart ile dár-ı harb olur. O da küfür ahkamını izhar etmektir. Kıyas da budur (80).
410- "Kiyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için saygı gösterilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulmeder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni dalkavuktur "müdahin" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakandır).
إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمانُ "Zaman yaklaştığında..." Yani kıyamet saati yaklaştığında...
[1/221]
كثر ليس الطيالسة "taylasan giyme çoğalır" Rafiziler ve Şia gibi hak etmedikleri halde içi başka dışı başka, münafıklık için taylasan giyerler. Deccal çıkar ve Isfehan'dan taylasanlarla yetmiş bin kişi ona tabi olur.
وَ كَثُرَتِ التَّجَارَةُ ticaret çoğalır" Bu, açgözlülüğün çok olup, kanaatin olmamasından, nefis isteklerinin çok olmasındadır.
وَ كَثُرَ الْمَالُ "mal çoğalır" كثر kelimesi başka bir nüshada önceki kelimede olduğu gibi كَثرت şeklindedir. Dünya sevgisinin çokluğundan.
وَ عُظْمَ "saygı gösterilir" عظيم kelimesi التعظيم kökündendir.
رَبُّ الْمَالِ لِمَالِهِ "mal sahibine malı nedeniyle" Yani mal sahibi, dini için değil malı için, insanlar mala meylettikleri için saygın olur.
وَ كَثُرَبِّ الْفَاحِشَةُ "fuhuş çoğalır" Yani zina...
وَ كَانَتْ إِمَارَةُ الصِّبْيَانِ "Çocuklar amir olur" Yani yaşı genç olanlar. Nitekim Allah bir kavme azap ettiği zaman akılsızları veya çocukları yahut kadınları başlarına yönetici yapar. (Onlara bunları musallat eder.)
وَ كَثُرَتِ النِّسَاءُ "kadınlar çoğalır" Kütüb-i sitte'deki bir rivayette حَتَّى يَكُونَ لِخَمْسِينَ إمرأة "öyle ki elli kadına (bir adam düşer) bir başka rivayette ise لأَرْبَعِينَ قَيْمًا وَاحِدًا "kırk kadına bir erkek idareci düşer." şeklindedir.
Bu durum fitnelerin çokluğu nedeniyle erkeklerde öldürmeler artar. Çünkü savaşanlar kadınlar değil erkeklerdir. Bunun, fetihlerin çoğalacağına ve esirliğin artacağına işaret olduğu da söylenmiştir.
وَ جَارَ السُّلْطَانُ "Baştaki yönetici zulmeder" Çeşitli zulümlerle zulmeder.
1100 Taberâni, el-Mu'cemü'l-evsåt, V, 126, Hakim, Müstedrek, III, 386.
وخفف في المكال والميزان ölçü ve tartıda eksiklik yapılır" Yani onlarda noksanlık yapılır Bu ifade, kayıp nedeniyle noksanlıktan kinayedir. Allahu Teala Olekte ve ويل للمطففين الذين إذا اكتالوا على الناس يستوفون وإذا كالوهم أو وزنوهُمْ يُحرُون tartida hileye sapanlarin vay haline! Ki onlar insanlardan ölçekle aldıkları zaman haklarını tastaman alanlar, onlara ölçekle yahut tartı ile verdikleri zaman ise eksiltenlerdir." buyurur. (el-Mutaffifin 1,2,3.)
وربى الرجل جزءًا Adamköpek yavrusu yetiştirip eitir kelimesi, "cim" harfinin esresiyledir. Köpek yavrusu demektir.
خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يُرَبِّي وَلَدًا لَهُ )Bu) Ona, kendisinin çocuğunu beslemekten daha iyi, yararlı olur. Çocuğunun kötülüklerinden, bereketsizliğinden, itaatsizliğinden dolayı.
وَلا يُوفِّرٌ كبيرٌ "büyüğe saygı duyulmaz" Yani ilim ve yaşça büyük olan hürmet görmez, ondan utanılmaz.
وَلَا يُرْحَمْ صغيرٌ "küçüğe merhamet edilmez" Iki cümledeki fiiller edilgen/mechül kiptedir. Yani insanlar çocuklara şefkat, merhamet gösteren kimseler değillerdir.
وَ يَكْتُرُ أَوْلَادُ الزَّنَا "zinadan olma çocuklar çoğalır" Zinanın çokluğu ve nikahların bozukluğu nedeniyle. Zinanın çokluğunu Resûlüllah (s.a.v)'ın;
oyleki adam yol ortasında kadınla حَتَّى إِنَّ الرَّجُلَ لَيُغَنِّي الْمَرْأَةَ عَلَى قَارِعَةِ الطريق yakın olur." Ifadesi teyit eder. Yani hanımından başkasıyla bile yol ortasında zina eder.
وَ يَلْبَسُونَ جُلُودَ الضَّأْنِ ")insanlar) koyun postu giyerler" الضأن kelimesi noktalı harf olan "ض/dat" harfinin üstünüyledir. Koyun demektir.
عَلَى قُلُوبِ الذَّتَابِ "kurt kalpleri üzerine" Bu ifade, onların görünüşte yumuşak olduklarını ve kalplerinin de katılığını açıklar. Onlar insanlara merhamet etmezler.
أمْثَلُهُمْ فِي ذَلِكَ الزَّمَانِ الْمُدَاهِنُ "bu zamanda insanların en iyisi, dalkavuk olandır" Onlar dalkavukluk, yağcılık ederler. Insanları günahlar işlerken görür, onları kendi hallerine bırakırlar.
Hadiste kastedilen şey bu işlerin aşikâre olması ve çoğalmasıdır. Yoksa bu işlerin aslı değildir. (Bu tür günahlar gizli ve az da olsa her devirde vardır.)
Hadisi Taberânî (el-Mu'cemü'l-kebîr'de), Hakim (el-Müstedrek'te) Ebu Zer (r.a)'den naklederler. Hadisin sahih olduğunu söyleyen Hâkim'i (el-Müstedrek alå Müstedreki'l-Hakim'de) Zehebî eleştirmiştir.
Bu hadiste, Resulallah (s.a.v)'ın söyledikleri aynen gerçekleşmekte olduğu için peygamberliğinin hayretengiz alametleri bulunmaktadır.
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır. Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.) Sayfa: 33 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
-۷۲۱- إذا ظننتُمْ فلا تحققوا واذا حدة فلا تبقوا واذا عطبرة فالضوا
وعلى الله توكلوا واذا ورنهم فارحلوا (هـ) من (جلو)
721-Zanna kapildiniz mi araştırmayın. Haset effinia es an gitmeyin Plated arkasını takip etmeyin) Bir şeyi uğumuz odbrada zerinde durmayıp geçip işinize devam edin ve Al shio tevekkül edin ve tarttiniz mi dürüst tartın.
-۷۲۲- إذا ظهر الزنا والربا فى قرية فقد أحلوا بانفسهم كتاب الله اواسط الله
عذاب الله ب طب ك هب عن ابن عباس
722. Bir ülkede zina ve riba sökün edip yayıldığı zaman Allah'in kitabın başka bir rivayette Allah'ın azabını karşıla indo buluriar,
723- Ummetimde beş şey göründü mü üzerlerine helalk
çöker:
Lanetleşmek (birbirlerine küfür etmek).
İçki içilmesi.
İpek (erkeklerin kullanması).
Çalgılanın çalınması.
Erkeklerin (cinsi ilişkiler kurarak) erkeklerle yetinmesi, ko dinlann da (cinsiyet hususunda) kadınlarla yetinmesi.
٧٢٤ - إِذَا ظَهَرَ فِيكُمْ مِثْلُ مَا ظَهَرَ فِي بَنِي إِسْرَائِلَ إِذَا كَانَتِ الْفَاحِشَةُ فِي كباركُمْ وَالْمُلْكُ فِي صِغَارِكُمْ وَالْعِلْمُ فِي رُذَالِكُمْ (حم ع هـ عن انس قبل يا رسول الله على ندع الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر قال فذكرة ولفظ ع اذا ظهر الادهان في خياركم والفاحشة في شراركم وتحول الملك في صغاركم والفقه في رد الكم)
724. Sizde İsrailoğullarında meydana gelen şu hususlar meydana gelince ilahi azap üzerinize çöküverir;
Hz. Enes (r.a.)'dan rivayet edilen hadiste, Peygamber E-fendimiz'e: "Ey Allah'ın Rasulü! Marufu emretmeyi ve münkerden nehyetmeyi ne zaman terk ederiz?" diye soruldu da, Peygamber (s.a.v.) cevaben bu hadisi zikretmiştir. (Begavi'nin rivayetindeki hadiste şöyle buyurulmuştur:
Hayırlılarınız içinde yağcılık.
Şerlileriniz arasında fuhşun yaygınlığı,
Devlet idaresinin gençlerin eline geçmesi.
Fıkıh (din) ilmi rezillerinizin eline geçtiği zaman (umumi belaları bekleyin.)
725- Yeryüzünde kötülük yaygın hale geldiği zaman, Al-lah yer ehline içinde salih kavim bulunsa bile bir azab indirir ki, onlara da isabet eder. Sonra onlar, (salih kavim) Allah'ın rahme-tine ve mağfiretine dönerler (ahirette).
726- Kötülük zuhur ettiğinde ondan kaçınmazlarsa, Allah onlara azabını indirir. "Ya içlerinde salih kimseler de varsa?" diye soruldu. "Evet, salih kimselere de onlara isabet eden azap, isabet eder. Sonra onlar (kıyamet gününde) Allah'ın rahmetine ve mağ-firetine mazhar olurlar." buyurdu.
الذئاب أمثلهم فى ذلك الزمان المداهن (طب) ك وتعاقب عن ابى قر) 409- Kıyamet yaklaştığı zaman, başlarına taylasan (bas
ve omuzları örten bir giyecek) giyenler çoğalacak. Ticaret artacak ve mal çoğalacak. Para sahibi sırf parasından ötürü saygı göre. Kadınlar çoğalacak, sultanın zulmű artacak, Tarlı ve ölçüde hile cek. Fuhuş yaygın hal alacak. Çocuklar hakim duruma gelecek. yapılacak. Kişi köpek yavrusunu beslemeyi çocuk yetiştirmekten daha hayırlı görecek. Büyüğe saygı, küçüğe de sevgi ve merha. met kalkacak. Zina çocukları çoğalacak, hatta kişi yol ortasında kadınla cinsi ilişki kuracak. Kurt kalpli olan kişiler koyun derileri giyecekler. (Dışları mülayim, içleri katı olacak). O zamanda en göze çarpan insan müdaheneci (kötülükleri görüp de mâni olma. yan) kişidir.
410- Kıyamet yaklaştığında, müslümanın rüyası yalana çıkmayacaktır. En doğru rüyayı en doğru konuşanınız görecektir. Gerçek müslümanın rüyası nübüvvetin kırk beş parçasından bir parçadır. Rüya üç kısımdır: Salih rüya, bu Allah'tan bir müjdedir. Hüzün veren rüya ki, bu da şeytandandır. Bir de kişinin kendi ku-runtularından gördüğü rüya. Kişi hoşlanmadığı bir rüya görürse, kalksın, okuyup üflesin. Kimseye onu anlatmasın. Rüyada kendini bağlı görmeyi sev. Boyundaki bağdan hoşlanma. Rüyada ayak-taki bağ dinde sebattır.
2693- Zulüm üçtür: Allah'ın bırakmadığı zulüm, affettiği zulüm, affetmediği zulüm. Affetmediği zulme gelince, o şirktir. O-nu Allah asla affetmez. Allah'ın bağışladığı zulüm ise kulun ken-disi ile Allah arasında irtikap ettiği zulümdür. Allah'ın terk etme-diği zulüm ise, kulların birbirlerine karşı işledikleri zulümdür ki, onlar aralarında hesaplaşmadıkça Allah yakalarını bırakmaz.
2690- Temizlik imanın yarısıdır. "Elhamdü lillâh" mizanı doldurur. "Sübhânellâhi vel hamdü lillâh" yer ile göğün arasını doldurur. Namaz nurdur, zekat bürhandır, sabır ziyadır. Kur'an ya lehine veyahut aleyhine bir hüccettir. Sabahleyin evinden çıkan herkes nefsinin satıcısıdır, onu ya azat eder, ya da helak eder.
٢٦٩١ - الطيرَةُ شِرْكَ الطَّيرَةُ شِرْكَ الطَّيرَةُ شِرْكٌ (ط حم هـ د ك هب عن ابن (مسعود)
3081- Beyt-i Makdis mahşer yeridir. Oraya gelin ve için. de namaz kılın. Çünkü orada kılınan bir namaz, diğer mescitler. de kılınan bin namaz gibidir. Buna gücün yetmezse oraya yakıla cak zeytinyağı hediye et. Böyle yapan kişi, oraya gelip namaz kılan insan gibi sevap alır.
۳۰۸۲ - بَيْنَ الْمَلْحَمَةِ وَفَتْحِ الْمَدِينَةِ سِتُّ سِنِينَ وَيَخْرُجُ الْمَسِيحُ الدَّجَّالُ فِي السابعة (حم) د هـ ع ونعيم فى الفتن قط ض ق عن عبد الله بن بسر)
3082- Melhame (büyük harp) ile Medine'nin fethi ara-sında altı sene olacaktır, yedinci senede ise Mesih Deccal zuhur edecektir.
۳۰۸۳ - بَيْنَ الْعَبْدِ وَالْجَنَّةِ سَبْعُ عِقَابِ أَهْوَنُهَا الْمَوْتُ وَأَصْعَبُهَا الْوُقُوفُ بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ تَعَالَى إِذَا تَعَلَّقَ الْمَظْلُومُونَ بِالظَّالِمِينَ (ابو سعيد في معجمه وابن النجار
عن أبي هدبة عن انس)
3083- Kul ile cennet arasında yedi tehlikeli geçit vardır. En kolay olanı ölümdür. En güç olanı da mazlumlar zalimlerin yakasına yapıştıkları an Allah'ın huzurunda durmak.
٣٠٨٤ - بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ مَسْخٌ وَخَسَفٌ وَقَذَفٌ (هـ عن ابن مسعود)
738
YanıtlaSil
yuksel21 Nisan 2026 05:30 cennetine koyacağına, yahut bir çok ecir ve ganimetle çıktığı eve dik etmekten başka bir niyetle evinden çıkmayan kimseye, onu salim döndüreceğine tekeffül etmiştir
-۳۲۳۰ تكلف لك الحوك وصنع ثم تقول إلى صالم كل وصم يان
مكانه (قط عن أبي سعيد قط عن جابر)
3230- Kardeşin sana mükellef bir yemek hazırlamış, sen ana: "Ben oruçluyuml" diyorsun, ye, Yerine sonra bir gün oruç ut. (nafile oruçlunun orucunu bozabileceğine bir delildir.)
3232- Ümmetim büyük bir depremle karşı karşıya kala-caktır. On bin, yirmi bin, otuz bin kişi ölecektir. Bu, mü'minler çin bir öğüt ve rahmet vesilesi olurken, kafirler için de serapa bir azap olacaktır.
sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu kaldıracak; kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra isiran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu Üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.
٣٢٣٤ - تَكُونُ الأَصْحَابِي زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد بن الحنفية عن ابيه)
3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.
3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öl-dürmek helal sayılacak. İkincisinde hem o, hem de mal, üçüncü-sünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.
Selmân, Bilal, Ebû Zer gibi deyyar Eğer devlet ararsan hâk-i pâyine yüz sür. Bu dünya gam evidir, burda seyyâr olalım!
Gül o Yârin remzidir... Cirân, civar olalım; Hep çağlasın aşkımız, hep ümitvar olalım! Gülistan kenarında bülbül niye dem çeker? Durmak zamanı değil, bu cenkte var olalım! İnsanın yüreğine güneşler kondurur aşk; Alemde zulmetleri yırtan nevvâr olalım! Aşkımız çanaklarda tütsün buhurdan gibi, Biz varlıklar içinde, ey can, envâr olalım! Şefâat erişmezse sıratı aşmak muhal, İblîs, o büyük düşman, ister ki nâr olalım! Goncalar, tatlı güller, erguvanlar, zambaklar; Biz bir tûba yaprağı, biz bir gülnâr olalım! Nice şahlar, Velîler, ârifler bendesidir, O kervana karışıp saf, saf, par, par olalım! Aşıkların yüzleri ay gibi nur saçacak! Yarın mahşer yerinde istemez târ olalım! Nurunun incisine pervanedir ay, güneş... Her gün artsın şevkimiz lütfa mazhar olalım! Başka yerde arama Allah sevgisine yol; Biz dünya şahı değil, aşk-ı dîdâr olalım! Nice gönüller var ki, gam ipine bağlamış.
Bu uykular elverir, artık bîdâr olalım! O Cenâb-ı Muhammed Mahşerin Seyyididir; Yüz sürüp eşiğine âlî-tebâr olalım! Ey zamanın Yûsuf'u, sevgili vefâ bekler, Ya gidelim dünyadan, ya da Ammar olalım!
2711- İşe yaramayan yaralı hayvan hederdir, kuyu he-derdir, maden hederdir. Ancak yerden çıkan değerli madenlerin beşte biri beytül malın, diğeri ise bulanındır.
662
YanıtlaSil
yuksel24 Nisan 2026 08:47 -۲۷۱۲ - اَلْعَجْوَةُ مِنَ الجَنَّة وَفِيهَا شِفَاءٌ مِنَ السَّمَ وَالْكُماة من المن ومالها
شِفَاءٌ لِلْعَيْنِ (حم ت ه ن عن ابي هريرة وابي سعيد وجابر)
2712- Acve hurması cennettendir. Onda zehire karşı şifa vardır. Beyaz mantar bir nevi helvadır, suyu göz hastalığına şifa-dir.
۲۷۱۳ - اَلْعَجْوَةُ وَالصَّخْرَةُ مِنَ الْجَنَّةِ (حم هـ ع والبغوى والباوردي وابن قانع
طب حل ك ض عن رافع بن عمرو)
2713- Hurma ve Beyt-i Makdis'in taşı cennettendir.
6346- Kalanınız Ürdün nehri üzerinde Deccal ile çarpisa cok. Onlar nehirin bahsında, siz ise doğusunda olacaksınız.
-٦٣٤٧ نقال لصاحب القرآن إذا دخل الجنة اقرأ واصعد فيلر ويضعاً. لكل آية درجة حتى يقرأ آخر شبي معده (حم هـ ع من عن أبي سعيد )
6347- Cennete girdiği zaman Kur'an ehline: "Oku ve yüksel" denilecek. Okuyacak ve her ayette bir derece yüksele cek. Hafızasında bulunanların hepsini okuyuncaya kadar (böyle yukan çıkıp yükselmekte devam edecek).
6348- Ana babasına asi olan kişiye: "Dilediğin kadar i-badet et, ben seni affetmem." denilir. Ana babasına muti olana da: "Dilediğini yap, ben seni bağışlarım." denilir.
6349- Allah alimleri kabzeder. İlim de onlarla birlikte kabzedilir. Ondan sonra, bir çok olaylar başgösterir. Herkes de-venin deveye sıçradığı gibi, birbirinin üstüne sıçrar (livata ve zina ederler), ihtiyarlar da hakir görülür.
6350- İhramda bir kimse, yılanı, akrebi, keleri, kuduz kö-peği, çaylağı ve saldırgan olan yırtıcı hayvanları öldürebilir. Kar-gaya taş atıp kovar, öldürmez.
٦٣٥١ - يَقْرُبُ مِنَ الْجِهَادِ طِيبُ الْكَلَامِ وَإِدَامَةُ الصِّيَامِ وَالْحَجَ كُلَّ عَامٍ وَلَا يَقْرُبُ مِنْهُ شَيْءٌ بَعْدُ (هب خ عن رجل من الصحابة)
1468-
YanıtlaSil
yuksel24 Nisan 2026 08:53 6351- Güzel söz söylemek, oruca devam etmek, her yıl hacca gitmek cihada yakın olur. Bunlardan başka derece bakı mindan onu hiçbir ibadet lutamaz.
-٦٣٥٢- يقطع صلوة الرَّجُل إِذا لم يكن بين يديه كاخرة الرَّحْل المزيد وَالحِمارُ والكلب الاسود قيل ما بال الأَسْوَدُ مِنَ الأحْمَر قَالَ الْكَلْبُ الاسود
شيطان (ط) حم دن هـ حبت صحیح حسن والدارمي وابن خزيمة عن ابي ذر )
6352- "Önünde bir siper yoksa, kişinin namazını, geçen kadın, merkep, siyah köpek keser (mâni olur)." "Siyah köpeğin kırmızıdan farkı nedir?" diye soruldu. "Siyah köpek şeytandır." buyurdu.
٦٣٥٣ - يَقْطَعُ الصَّلوةَ الْكَلْبُ وَالْحِمَارُ وَالْمَرْأَةُ الْحَائِضُ وَالْيَهُودِيُّ وَالنَّصْرَانِي وَالْمَجُوسِيَ وَالْخَنْزِيرُ وَيَكْفِيكَ إِذَا كَانُوا مِنْكَ عَلَى قَدَرِ رَمْيَةٍ بِحَجَرٍ لم يَقْطَعُوا صَلاتِكَ (ق عن ابن عباس)
6353- Önünden geçen köpek, eşek, ay başılı kadın, ya-hudi, nasrani, mecusi, hınzır namazı keser. (Namaza mâni olur). Aranızda bir taş atımı kadar mesafe varsa namazı kesmez (mâni olmazlar).
6354- Maktul, Sırat'ın ortasında oturur. Katil geçtiğinde onu yakalar ve: "Ey Rabbim! Bu adam beni öldürmekle orucuma, namazıma mâni oldu." der. Bunun üzerine hem katil, hem de onu cinayete teşvik eden kişi azaba düçar edilir.
٦٣٥٥ - يَقُولُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ مَنْ لَمْ يَصُمْ جَوَارِحُهُ عَنْ مَحَارِمِي فَلَا حَاجَةَ لِي في أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ مِنْ أَجْلِي (ابو نعيم عن ابن مسعود)
6355- Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Bir kimse azasını haramdan çekmezse, Benim onun yemesini, içmesini terk etmesi-ne ihtiyacım yok."
۲۷۲۰ - الْعُلَمَاءُ أَمَنَاءُ الرُّسُلِ عَلَى عِبَادِ اللَّهِ وَاعْتَزِلُوهُمْ وَلَفْظُ الدَّيْلَمِي) وَاجْتَنِبُوهُمْ مَا لَمْ يُخَالِطُوا السُّلْطَانَ وَيُدَاخِلُوا الدُّنْيَا فَإِذَا خَالَطُوا السُّلْطَانَ وَدَاخَلُوا الدُّنْيَا فَقَدْ خَانُوا الرُّسُلَ فَاحْذَرُوهُمْ (الحسن بن سفيان عق ك في تاريخه والقاضي ابو الحسن بن احمد الاسد فى اماليه وابو نعيم والديلمي والرافع عن انس)
2720- Alimler, Allah'ın kulları üzerinde peygamber vekil-leridir. (Sultanlara karıştıklarında) onlardan ayrılın. (Deylemi'nin lafzı şöyledir.) Sultanla karşılaşıp görüşmedikleri ve dünyaya dal-madıkları sürece onlara saygı gösterin. Sultanla ihtilat edip dün-yaya dalarlarsa peygamberlere hıyanet etmişlerdir. Onun için bu takdirde onlardan kaçının.
ve kendi ve O, yaratılı haleli se yebilme Ve 60 ca b ebe pil
b
E ğitimin en önemli öğesi, doğru bilgidir. Doğru bilgi insan ruhuna bağışlanan bir gıdadır ve tüm erdemlerin aslıdır. İdeal bir eğitimin önündeki en büyük engel ise, bilginin yozlaştırılmasıdır.
Bunun temel nedeni de eğitici ve yönetici konumunda bulunan bazı kadroların edepten yoksun olmalarıdır.
Dünya çapında bütün insanların Kkarşı karşıya 1 kaldıkları sorunlar genelde yozlaştırılmış bilgiden ve edep yoksulu kimselerden kay-naklanmaktadır.
6374- Allah Teala buyuruyor: "Ey Âdemoğlu! Sende in-saf yok. Sana nimetler verip ben seni seviyorum. Sense masi-vetlerle beni gazaplandırıyorsun. Sana olan iyiliğim devamlı sana inmektedir. Senin kötülüğün de bana çıkmaktadır. Güzel bir me-lek her gün, her gece bana senin çirkin amelinle gelmektedir. Ey Ademoğlu! Sendeki ayıpları başkasından duyduğun zaman he-men ona kızarsın. Oysa sen sendeki kusur ve ayıpları bilmiyor-sun."
6375- Allah Teala buyuruyor: "Kul bana ellerini kadırdı-
ğında, kendimi onları boş çevirmekten utanır görüyorum. Melek-ler dediler ki: "Ey Mâbudumuz! O buna ehil değildir." Allah bu-yurdu: "Lakin benden ittika edenleri mağfirete ehilim. Onu bağış-ladığıma dair sizi tanık tutuyorum."
Önemli şahsiyetler, kendilerinden sonra halef ve vâris bırakırlar. Peygamberler de kendilerinden sonra davalarını sürdürmek için ulemâyı vâris ve halef bırakmışlardır. "Ulemâ, peygamberlerin vârisleridir." hadisini sık sık terennüm ederiz. Ancak, hadisin kastettiği ulemâ kimlerdir? Siret, şemail ve vasıfları nelerdir? "Ümmetim için kötü âlim, Deccâl'den daha zararlıdır." vecizesi de hadistir. O hâlde peygamber vârisleri ile Kârun, Ümeyye b. Halef'in vârislerini ayırmak gerekir.
Hz. Peygamber'in mirası vahiydir, güzel ahlâktır, irfandır, sadakattir, emanettir, cesarettir, fedakârlık ve izzettir. Bu vasıflarla bezenenler onun vârisleridir. Cehalet, kibir, pısırıklık, taassup, taklit, korkaklık, cimrilik, donukluk ise diğer kesim ulemâsının evsaf ve verasetidir.
الهي غارَتِ النُّجُومُ ونامت العيون. وأغلقت أبواب الملوك وبابك مفتوحللسائلين، الهي وسيدي ما كان نصيبي من الدنيا اعطيته للكفار وما كان نصيبي من العقبى اعطيته لعصاة المؤمنين فلاأريد من الدنيا الأذكرك ولا من العقبي الا رؤيتك. الهي لَسْتُ فِي البلوى. ولا اشكو من البلوى مرادى منك ياسولي بلا من ولا سلوى. وإن أعطيتني الدنيا وان اعطيتني العقبي فلا أرضى مِنَ الدَّارِينِ الا رؤية المولى
Allah'ım! Yıldızlar kuytularına çekildi, gözler uyudu, meliklerin kapıları kitlendi. Senin kapın ise dilenenler için açık.
Allah'ım! Efendim! Dünyadan ne nasibim varsa kâfirlere verdim. Ahiretten olan nasibimi de mü'minlerin asilerine terkettim. Dünyadan ancak zikrini, ahiretten de ancak ru'yet-i cemâlini isterim.
İlâhi! Sıkıntıda değilim, beladan şikayetçi de değilim. Ey arzu ettiğim! Senden muradım menn-ü selvä değildir. Dünya ve ukbayı versen bana yine bu iki diyarda ancak ru'yetine râzı olurum.
Varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, zâtında ve sıfatlarında eşi benzeri bulunmayan; kâinâtın Hâlik'ı, âlemlerin Rabb'i, dilek makamının en yücesi, ümit makamının en keremlisi, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah-u zül-celâl vel-kemâl Hazretleri'ne; O'nun sevdiği ve beğendiği şekilde bitmez-tükenmez hamd-ü senâlar olsun.
Bütün kâinat zât-ı Ahmedî'si ve nûr-i Muhammedî'si şerefine yaratılan, Allah-u Teâlâ'nın yüce Resul'ü ve biricik Habib'i, Rubûbiyet esrarının emini, ahlâk-ı hamide'nin ve eşsiz faziletlerin menbaı, dünya ve âhirette en büyük rehberimiz, en güzel numunemiz, Peygamberimiz Efendimiz'e, onun diğer peygamber kardeşlerine, hepsinin Al ve Ashâb-ı kiram'ına, etbâına, ihsan duygusuyla kıyamete kadar onlara tâbi olup izinden gidenlere; sonsuzların sonsuzuna kadar salât-ü selâmlar olsun.
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Benimle cin ve insanların durumu Fok acâiptir: Ben yaratıyorum, başkasına kulluk yapılıyor. Ben aratlandırıyorum, başkasına şükrediliyor.
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Benimle cin ve insanların durumu çok acâiptir: Ben yaratıyorum, başkasına kulluk yapılıyor. Ben rızıklandırıyorum, başkasına şükrediliyor."
50- Yoksa onlar câhiliye devrinin hükmünü mü arıyor-lar? Oysa yakînen bilen bir toplum için, Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?
"Yoksa onlar câhiliyye devrinin hükmünü mü arıyorlar?" Bu ifade, onların hallerine hayret ve onları kınama ifadesidir. Yani, senin hükmünden yüz çevirip cahiliyye hükmünü mü arıyorlar. Halbuki hevâ ve câhillikten ibā-ret olan câhiliyye dîni, ne bir kitaptan çıkar ve ne de bir vahye dayanır.
"Oysa yakînen bilen bir toplum için" Yani, bu soru yakînen bilen bir toplum içindir. Çünkü onlar işleri tetkik ederek düşünür ve Allah'ın hükmünün en güzel ve en adil hüküm olduğunu yakînen bilirler. Allah'ın hükmü yalnız bir kavme has değildir.
"Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?" ifadesi, hükmü Allah Teâla'nın hükmünden daha güzel ve ona denk birinin olabileceği-ni reddetmektedir. Gerçi âyette hükmü Allah Teâlâ'nın hükmüne denk birinin olamayacağı açıkça beyan edilmemiştir. Ama genel örf ve dilin genel kullanımı bunu gerektirir. Çünkü 'Filandan daha cömert kim var-dır?' veya 'Filandan daha faziletli kim vardır?' denildiğinde bu kimsenin tereddütsüz daha cömert ve daha faziletli olduğu anlaşılır.
Bu âyetler, dinlerin asıllarının bir olduğuna, farklılığın tâlî konularda olduğuna delalet eder. Allah Teâlâ'nın, her asır ve zamanda istediği gibi hükmetme hakkı vardır. Bunda pek çok hikmetler ve faydalar vardır. Bi-ze düşen boyun eğip teslim olmak, îtirazı terketmek, ölmeden ve fırsatı kaçırmadan önce hayırlı işlerde acele etmektir. Nitekim bir hadiste şöy-le buyurulmaktadır: "Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin;
1- "İhtiyarlıktan önce gençliğin," Çünkü insan ihtiyarlığında güç-süzlüğü sebebiyle yapamayacağı amelleri gençliğinde yapabilir. Yine kişi genç iken alıştığı ma'siyetten ihtiyarlayınca vazgeçemez.
2- "Hastalıktan önce sağlığın," Çünkü sağlam insanın malı ve ken-disi hakkında sözü geçerlidir. Hastalanınca bedeni ibadetlerde zaafa uğ-rar. Malının ancak üçte birini çekip çevirebilir.
3- "Meşgüliyetten önce boş vaktin," İnsan geceleyin boş, gündüz ise meşgul olur. Geceleyin boş vakitte namaz kılmak, gündüz meşgul iken oruç tutmak gerekir. Özellikle kış günlerinde oruç tutmalıdır. Çünkü kışın oruç tutmak, mü'min için bir ganimettir. Nitekim bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: "Kış mü'minin ganimetidir. Gecesi uzundur, namaz-la ihya edilir, gündüzü de kısadır, oruçla ihyā edilir." 324 Başka bir ri-vayette de "Gece uzundur, uyuyarak kısaltma. Gündüz aydınlıktır gü-nahlarınla karartma." buyurulmaktadır.
4- "Fakirlikten önce zenginliğin," Yani, Allah'ın sana verdiği rızka râzı olmuşsan bunu ganimet bil. İnsanların elindekine tamah etme.
5- "Ölmeden önce hayatının kıymetini bil. " 325 Çünkü insan sağ ol-duğu müddetçe amel yapabilir. Ölünce ameli sona erer. Bu sebeple ölen-ler bir kere "La ilahe illallah" demek veya bir rek'at namaz kılmak için dünyaya dönmek isterler. Fırsat ganimettir, ömür ise çok kısadır.
Hafız şöyle demiştir:
Ey kardeş fırsatı kaçırmak Sıcak yerdeki buluta benzer Anla ki ömür çok değerlidir Elden çıkınca yazık olur Seyyid Şerif de oğluna şöyle demiştir:
Nasihat işte budur, bir tanem Ömrün değerlidir, kaybetme
Akıllı olanın ömrünü ziyan etmemesi gerekir. Hakîm, şöyle demiştir:
Çocuklukta oyun, Gençlikte sarhoşluk, İhtiyarlıkta gevşeklik, Peki Rabb'ine ne zaman ibadet edeceksin?
Şerîatle meşgüliyetin bitti mi tarikata çalış. Çünkü tarikat şerîatın özüdür. Akıl sahiplerine uy. Her peygamberin bir şerîat ve yolu olduğu gibi her velînin de takip ettiği özel bir tarikatı (yolu) vardır. Onların ay-dınlığını kaybeden yoldan çıkmış olur.
-۲٨٣٥ - المؤمن يأكل فى معا واحد والكافر يأكل فى سبعة أمعاء" (طحوج
م ت هـ عن ابن عمر حم والدارمى م عن جابر ض طب عن الس ع وابو عوانة والبغوى وابن قائم والباوردى طلب عن جهجاه محب هـ عن ابى موسى وابو عوانة طب عن سمرة حم والدارمي ع وابو عوانة
عن أبي سعيد حم هـ عن أبى هريرة طب عن ميمونة)
2835- Mü'min, bir mide ile kafir ise yedi mide ile yer. Yedi sefer süt getirdiler, içti. O gün müslüman oldu, ertesi günü (Bir gün bir adam geldi. Peygamberimiz (s.a.v.)'e misafir oldu. bir sefer süt ile doydu.)
حم م ت حب عن ابي هريرة حم طب عن نضلة بن عمرو حم والبغوى عن رجل من جهينة)
2836- Mü'min bir kaptan, kafir ise yedi kaptan içer.
۲۸۳۷ - الْمُؤْمِنُ إِذَا اشْتَهَى الْوَلَدَ فِي الْجَنَّةِ كَانَ حَمْلُهُ وَوَضْعُهُ وَسِتُهُ فِي سَاعَةِ وَاحِدَةٍ كَمَا يَشْتَهِي (حم) وهناد وعبد بن حميد والدارميت حسن غريب هـ ع . وابو الشيخ في العظمة في ض عن ابي سعيد) ع حب
2837- Mü'min, cennette çocuk isterse hamli, vaz'ı ve ya-
şı hepsi istediği şekilde bir saat zarfında meydana gelir.
۲۸۳۸ - الْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِنِ" (د عن أبي هريرة ابن أبي عاصم طس ض عن انس)
gördüğü yerde hemen selam verir. Münafık ise karşı tarafın selamin bekler, ilk o versin der.
٢٨٥٧ - اَلْمُؤْمِنُ بَيْنَ خمس شَدَائِدَ مُؤْمِنٌ يَحْسَدُهُ وَمُنافق يبغضه وكال يُقَاتِلُهُ وَنَفْسٌ تُنَازِعُهُ وَشَيْطَانٌ يُضِلُّهُ" (ابن لال عن ابان عن انس)
2857- Mü'min beş çetin şeyle karşı karşıyadır. Kendisini uskanan mü'min, kendisinden nefret eden münafık, kendisi ile çarpışan kafir, devamlı çekiştiği nefis, kendisini saptırmak için con atan seytan.
2858- Mü'minin evi kamıştandır. Yemeği bir parça ek-mektir, elbisesi yırtıktır, başı tozlanmıştır, kalbi huşu içindedir. Hülasa doğru ve hak yoldan hiç ayrılmaz.
2859- Mü'minin dilinde konuşan. Melektir. Kafirin dilin-de konuşan ise şeytan. Mü'min Allah'ın sevgilisidir. Allah ona en büyük nimetini ihsan edecektir.
2860- Mü'min yiğittir, zekidir, dikkatlidir, itaatlidir, acele etmeyendir, âlimdir, takva sahibidir. Münafık insanları arkaların-dan çekiştirir ve yüzlerine karşı dil uzatan bir cehennem (odunu-dur). Şüpheli şeylerde durmaz, harama riayet etmez, tıpkı gece odun toplayan kimse gibi, nereden kazandığına, nereye harcadı-ğına ehemmiyet vermez.
mıştır. Yanlarında oturmak bereket, yüzlerine bakmak ise aydın lıktır.
٢٨٧٤- الْمُتَّقُونَ سَادَةٌ وَالْفُقَهَاءُ فَادَةً وَالْجُلُوسُ إليهم زيادة وعالم ينتفع بِعِلْمِهِ أَفْضَلُ مِنْ أَلْفِ عَابِدِ الخليل عن على)
2874- Takvaya erenler ulu kişilerdir. Fakihler öncüdürler. Yanlarında oturmak kişinin (feyz ve bereketini) artırır. İlmi ile fay-dalanan âlim, bin abidden efdaldir.
٢٨٧٥ - الْمُتَوَلَّى عَنْهَا زَوْجُهَا لا تَلْبَسُ الْمُعَصْفَرَ مِنَ الثَّيَابِ وَلَا الْمُشْقَة ولا الخُلِى وَلا تَحْتَضِبُ وَلَا تَكْتَحِل (حم) د ق ن عن ام سلمة)
2875- Kocası ölen kadın, renkli elbiseler giymez, süslü ve ipekli elbiseler de giymez, eline kına yakmaz, sürme sürmez.
٢٨٧٦ - الْمُتِمُ الصَّلَوةَ فِي السَّفَرِ كَالْمُقَصِّرِ فِي الْحَضَرِ" (قط في الافراد وابن النجار عن ابي هريرة
2876- Seferde namazı tam kılan, hazerde namazı (sefer-de olduğu gibi) kısaltan gibidir.
2877- Meclislerdeki sözler birer emanettir. (İfşa edilmez) ancak üç meclis hariç. Haram olan kan akıtma (adam öldürme) meclisi, zina meclisi, başkasına ait olan malı almak için konuşu-lan meclis.
2869. Allah için sevişenler, kendi gölgesinden başka hiç bir gölgenin bulunmadığı o gün, Allah'ın Ars'ının gölgesinde ola yakın olacaklardır ki, peygamberler, siddikler ve şehitler bile on-caklardır. Onlara nurdan bir kürsü konacaktır. Allah'a öylesine lara gipta edecektir.
۲۸۷۰ - المتحابون في الله في ظل العرش يوم لا ظل إلا ظله على منابر من نورٍ يَغْبِطُهُمْ مَكَاهُمُ النَّبِيُّونَ وَالصَّديقُونَ (طلب عن معاد)
2870- Allah için birbirlerini sevenler, onun gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı gün, Arş'ın gölgesinde, nur-dan minberler üstünde olacaklardır. Onların o yerlerine, pey-gamberler, sıddıklar bile gipta edecektir.
۲۸۷۱ - الْمُتَحَابُّونَ فِى الله على كراسي مِنْ يَاقُوتِ حول الْعَرْشِ (طب عن ابي ايوب
2871- Allah için birbirlerini sevenler, Arş'ın etrafında ya-kuttan kürsüler üzerinde olacaklardır.
2872- Cumaya en erken giden, bir deve kurban etmiş gibi, ondan sonra giden bir sığır kurban etmiş gibi, onu takip eden bir koyun kurban etmiş gibi olur. İmam hutbe üzerinde oturduğu zaman, sahifeler dürülür, hutbeyi dinlemek için melek-ler otururlar.
Her şeyin yerine bir şey ko. yup da keyfine göre bir hayat yaşadığını zanneden insanoğlu, bir tek sadece sihhatin yerine bir şey koyamıyor. Çünkü hafif ol-sun ağır olsun nice dayanılmaz hastalıklar, bunu otomatik ola-rak engelliyor. Dişi çürüyen kişi keyfinden ve ihmålinden dolayı diş doktoruna gitmiyorsa eğer; öyle bir sancı başlatıyor ki has-talık, ecel gibi şiddetli ve ağır ağ-rılarla ister istemez canhıraş bir şekilde doktorun kapısına koştu ruyor insanı. İnsan yine sıhhatin yerine bir şey koyamıyor. İhma-li de koyamıyor, keyfi de koya mıyor. Dipdiri kesiliyor ağrılar karşısında sıhhate kavuşmak için. Eğer çok ciddi ve tehlikeli bir has talık devreye girmişse; o vakit hiç çekinmeden ve hiç düşünmeden bütün malını, mülkünü feda edi-yor. Dünyanın en cimri adamı bile birden en cömert adamı ke siliyor hastalık sebebiyle, sıhha tine kurban ediyor tüm servetini.
Dolayısıyla hastalık diyor ki:
"-Ey insan, hayalinde şöyle veya böyle hikâye okudun, sıh-hatinle dalga geçtin, ama hasta-lık yakana yapışınca en değerli ve vazgeçilmez şeyin sıhhat olduğu nu nasıl da anladın! Onun yeri-ne hiçbir şey koyamadın. Sıhhatin yerine bir şey koymak da ne ke-lime, onun yerine başka bir şeyi
zerre kadar sokmamak için ser-
vetini harcadın.
O halde uyan!
lylyken sıhhatle dalga geçtiğin halde, hastalığın pençesine düşün ce ondan daha ciddi bir meselen kalmadı. Sıhhatin yerini hiçbir şe yin alamayacağını gördün ve sım ka bir çare, ihtimal olarak bile yok. sıkı sarıldın bu gerçeğe. Çünkü baş-
İşte tam bunun gibi;
Allah'ın da hàşa yerine ko-nacak bir şey yok! Anlayacaksın, ama ahirette anlarsan eyvah!
Ecelin yerine koyabileceğin hiçbir şey yok! Anladığın gün, ölüm vakti ise eyvah!
Cennetin yerine koyabilece ğin hiçbir şey yok! Var zanneder-sen, gözünü cehennemde açarsın!
Cennete giden yolun da alter-natifi yok! Zorlukları ve çileleri yüzünden alternatif yollar açma ya kalkışırsan açtığın her yol, se-nin ateşe düştüğün en kestirme rotan olur.
-Ey insan!
Nefesin yerine bir şey koyabi lir misin?
Asla!
Manevi nefesin/îman ve Is-lâmın yerine de bir şey koyamaz-sın!
Suyun yerine bir şey koyabi-lir misin?
Asla!
vezifellin/feilin/tin/fü
Hayali bir iddia olarak belki, fakat hakikat ve ispat çerçevesin de asla!
Månevi suyun yerine de rah meten li'l-alemin olan Hazret-i
Peygamber'in ve mü'minlere rah-met olan Kuran'ın yerine de hiçbir şey
koyamazsın! Sualleri çoğaltalım:
-Beynin yerine bir şey koya-bilir misin?
-Rühun yerine bir şey koya-bilir misin?
-Ecelin yerine bir şey koyabi-lir misin?
-Kıyametin yerine bir şey ko-yabilir misin?
O halde boşu boşuna ne uğra şıyorsun ey gafil?
Neyi başaracaksın?
Şunu-bunu deme, sadece bir şeyi başarırsın bu gafletle, o da cehenneme girmeyi. İlahi emir-le meleklerin kendisine secde etti-rildiği Hazret-i Adem bile, Allah'ı dinlemediğinde neyi başarabildi? Cennetten düşmeyi!
Ancak tevbe edip dinleyince affa mazhar olabildi. Rahmete koştu. Ne güzel bir kul oldu. Se-çilenlerin ilki oldu.
6.384 yorum:
«En Eski ‹Eski 6201 – 6384 / 6384Allah Teala Cennet ehlini Cennette iskan ettiğinde, geriye geniş bir mekan kalır. Allah Teala oraya herbiri, yaratıldığından sona ereceği güne kadar ki dünyadan daha büyük olan, üç yüz altmış alemi iskan eder.
Ravi: Hz. Ebû Saidil Hudri (r.a.)
Sayfa: 30 / No: 5
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:09
Benim sözüm Allah'ın kelamını nesh etmez. Allah'ın kelamı Benim sözümü nesh edebilir. Allah'ın kelamının bir kısmı diğerini nesh edebilir. (Nesh= Hükmünü gidermek)
Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Sayfa: 340 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:11
Her sebeb ve neseb kıyamet günü kesilecek. Benim sebebim ve nesebim müstesna.
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa: 340 / No: 15
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel21 Temmuz 2025 01:16
HADİSLERDEN SEÇMELER
İlim
İlim İslâm'ın hayatıdır, imanın direğidir. Bir ilmi öğrenene Allah, eksiksiz mükâfat verir. İlmi öğrenip de onunla amel eden kimseye Allah bilmediğini öğretir.
Hadis-i Şerif
Totaliter Rejim, gerçeklere tahammül edemiyor
Mustafa Kemalin uydurma secereleri
Dr. Alparslan Yasa
Kazım Kara-bekir Pa-şa'nın ama-i resmî ders Citablarında
...dünden devam...
Kemalizmin ve Kemalist Resmî Târihin iflâsının tescili: "Mutlak Şef", Karabekir Paşa'nın kitabını yaktırıyor!
M USTAFA Kemal, "Her halde muhte rem paşa; neşrettik-leri 'Şarkılı ibret eseri yerine İstiklâl harbinin bir kaç safhasını vatan çocuklarına öğretecek başka bir eser hediye et-selerdi; tarih ve hakikat namına daha büyük bir hizmet görmüş, ef-kän umumiyenin kendi hakların-da, milli mücadeledeki hizmet ve tesirleri hakkında kafaloud
(Sankamış'ta Varlık gazetesi'nde 25 Ağustos 1921 ilà 17 Temmuz 1922 tärihlerinde tefrika edilmiş tir), Erkänıharbiye Vazifeleri Hak-kında (Sarıkamış, 1922), Erkânı-harbiye Vezäifinden İstihbärät (Is tanbul, 1923), Sanayi Projeleri (An-kara, 1923), İktisad Esaslarımız (İz-mir, 1923), Tâlim ve Terbiye Hak-kında Anahtarlar (Ankara, 1923) gibi... (Yakar 2007: 18-19)
O, Mustafa Kemal'in meydan okumasına lüzüm kalmadan, tam da o sıralarda, İstiklal Harbi hak-kında bir eser hazırlamıştı ve ki-tab baskıdaydı: Türkün Ulu Tarihi-ne Büyük Hörmetlerimle: İstiklal Harbimizin Esasları: Yanlış Bilgi
Omur'un (1898-1974) kalemin den öğreniyoruz. Onun tam metin hälinde iktibās ettiğiniz izahatı, kitabın yine onun tarafından 1951'de yapılan ikinci baskısının (İstanbul: Sinan Matbaası, 1951, 192 s.) son sayfalarında (190-192) mündericdir:
Sinan Omur, -kendi matbaasında basılan-Karabekir'in kitabının nasıl yakıldığını anlatıyor
"Bu kitabı nasıl neşrettim ve nasıl imha edildi?
"932 senesinde Feridun Fahri 'Kandemir' tarafından yazılan ve
Günün sözü
:
Kuantum Özge der ki:
"Sanma ki yaptıkların karşına çıkmaz."
1- KÖLN DİYANET İŞLERİ TURK ISLAM BİRLİĞİ "DİTİв"
Diyanet İşleri Türk İslam Birliği "DİTİB", Almanya'da yaşayan vatas daşlarımızın tümüne Islam Dini ile ilgili bütün konularda hizmet vermek üzer 21/05/1985 tarihinde kurulmuş ve kuruluşu Alman makamlannca onaylanmışt Vatandaşlarımız tarafından kurulan 700 dolayındaki demekle işbirliği haline çalışan DİTİB, Almanya genelinde yaşayan Türk vatandaşlarına dini hizmet yanında sosyal ve kültürel hizmetler de sunmaktadır. DİTİB'in Köln şehrin satın aldığı ve merkez olarak kullandığı bina, onbin kişiyi içine alan cami, kon rans salonu, eğitim merkezleri, kütüphane ve bürolardan oluşmaktadır. Ayn DİTİB'e bağlı olarak Almanya'nın Frankfurt, Hamburg, Hannover, Stutga Münih ve Nümberg şehirlerinde de şube merkezleri açılmıştır.
ADRES:
Venloer Str. 160 50823 Köln
ALMANYA
TELEFON:
0221/579820
FAKS:
0221/515892
480
14812. Bastığı yerde ot bitmez..
14813. Bastığı yeri görmez.
14814. Baş başa vermeden, taş yerden oynamaz (kalmaz).
14815. Baş nereye giderse, ayak da oraya gider.
14816. Baş ol da soğan başı ol!
14817. Baş olan, boş olmaz.
14818. Baş sağlığı, dünya varlığı.
14819. Baş sallamakla, börk (takke) tozmaz.
14820. Baş üstünde yeri var.
14821. Baş yarılsa börk (takke) içinde, kol kırılsa yen içinde.
14822. Başı başkanın aklı başka.
14823. Başım kendimden olur, başım rahat eder, dilim durursa. (Mağa özimden bolar, ne bolsa, başım raat eter, tilim toktasa.)
14824. Başına devlet kuşu kondu.
14825. Başına gelen başmakçı (ayakkabıcı) olur.
14826. Başına gelen bilir. (Başına kelgen bilir.)
14827. Başına gelmeyen bilmez. (Başına kelmegen bilmez.)
14828. Başkasının çukurunu kazma, kendin içine düşersin.
14829. Başkasının sözünden çok, kendi gözüne inan!
14830. Başlanan iş, bitmiş iş (demektir).
14831. Başta akıl olmazsa, iki ayak çeker. (Başta akıl bolmasa, eki ayak şeger)
14832. Başta zahmet, sonra rahmet.
14833. Baykuş, viranlığı gül bahçesine değişmez.
14834. Bedava içen, iki kere esirir (sarhoş olur).
14835. Bedava sirke, baldan tatlıdır.
14836. Bedenin azığı yemek, canın (ruhun) azığı okumaktır.
14837. Bekár gözüyle avrat alınmaz.
14838. Bekârın parasını el açar, arkasını bit açar.
14839. Bekarlık gibi beylik olmaz. (Bekârlıktay beylik bolmaz.)
14840. Bekârlık perişanlık.
14841. Bekârlık sultanlık.
14842. Belli düşman, gizli dosttan hayırlıdır.
14843. Ben "Akşamlar hayır olsun!" derim, o ise "Balık avlarım" der. (Zanne, 11/750 No. 6035.)
174/4, Tann bir emir (hükümdar) için hayır irade ederse, ona bağlı bir vezir ihsan eder
17415. Tanrı, insanlara acımayanlara, merhamet etmez.
17416. Tanrı katında en sevgili ev, içinde yetime ikram olunan evdir.
17417. Tann, kuşkusuz, yüzlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak gönüllerinize ve işlerinize nazar buyurur.
17418. Tanrı o kula rahmet eylesin, ki bilerek konuşur ya da sasar, dilin zararından kurtulur.
17419. Tanrı'dan af ve esenlik isteyiniz, çünkü bir kimseye sağlıktan hayırlı nesne verilmemiştir.
17420. Tanrım, senden sağlık, iffet, emanet, güzel ahlāk, kadere rıza isterim!
17421. Tanrı'nın dostları üzülmez ve korkmazlar.
17422. Tanrı'nın en çok sevdiği iş, az da olsa, sürekli olan iştir.
17423. Tanrı'nın kulları, kardeş olunuz!
17424. Temizliği sürdür, ki rızkın artsın.
17425. Temizlik, dinin yarısıdır.
17426. Temizlik imandandır, iman ise sahibini cennete götürür.
17427. Utanmadıktan sonra, dilediğini yapabilirsin.
17428. Yalanın en büyüğü, yalan yere tanıklıktır.
17429. Yararlanılmayan bilgi, harcanmayan, hiç kimseye hayı dokunmayan bir defineye benzer.
17430. Yemek sofrasına hepiniz toplanınız, yemeğe başlarken de Tanrı'nın adını anınız. Tanrı o yemeği sizin için kutsal kılar.
17431. Yurt sevgisi imandandır.
17432. Yüreğinde kuşku ve kararsızlık uyandıran şeyi bırak!
17433. Zamana, mekâna uymalı. (Tebeddüt-ül zaman, tagayyüz-ül mekan.)
ATASÖZÜ DEĞERİNDE DÜNYACA ÜNLÜ ÖZDEYİŞLER VE KAYNAKLARI
17434. Ah, o kötü diller, bir tabancadan daha tehlikelidir! (Gerçekçi Rus yazarı A Griboyedov'un (1795-1829) "Akıldan bela" adlı komedyasında geçer.)
17435. Aheste hızlan! (Roma Imparatoru Augustus'un (Caesar Octavius, 1.0.653-15. 14) çok sevdiği, sık sık kullandığı rümcedir. Daha az hızla, daha çok çabala, anlamına gelir. İngilizcesi de bir atasözü durumuna gelmiştir: Mor haste less speed.)
17436. Akıldan bela. (Rus yazarı A.S. Griboyedov'un (1795-1829) bir komedyasın
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
342 1 Cennet ehlinden herkes Cehennemdeki yerini görür de: "Ya Allah bana hidayet vermeseydi?" der ve bu ona şükür olur. Cehennem ehlinin hepsi de Cennetten yerini görür de şöyle der: "Keşke Allah bana da hidayet verseydi." Bu da ona hasret (pişmanlık) olur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 2 Allah Teala günahlardan dilediğinin cezasını kıyamet gününe kadar geciktirir. Anaya-babaya isyan müstesna. Zira Allah Teala onun cezasını sahibine, ölmeden evvel dünya hayatında, acele olarak verir. Hz. Bekâr (r.a.)
342 3 Her bina sahibine vebaldir, ancak şu kadarı müstesna. -Eliyle yedi arşın kadar bir yeri gösterir- Her ilim de kıyamet günü sahibine vebaldir, amel edilen müstesna. Hz. Vasile (r.a.)
342 4 Her nefis, hevası üzerine haşrolur. Kim küfrü seviyorsa o, kafirlerle beraberdir. Onun amelinden hiç bir şey kendisine fayda vermez. Hz. Câbir (r.a.)
342 5 Adem oğlunun hepsi hasedcidir. Lakin insanların bazısında hased daha şiddetlidir. Hasedcinin hasedi eline ve diline çıkmadıkça kendisine zarar vermez. Hz. Enes (r.a.)
342 6 İnsanların hepsi kıyamette kurtulmayı ümid ederler. Ashabıma söğenler müstesna. Kıyamet halkı da onlara lanet eder. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
342 7 Ümmetimin hepsi Cennete girer, istemeyen müstesna. Dediler ki: "Kim istemez?" Buyurdu ki: "Bana itaat eden Cennete girer, Bana isyan eden istememiştir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 8 Kara ve deniz hayvanlarından akar kanı olmayan her hayvan kesilmekten muaftır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
342 9 Camide her şey "lağv"dır. Kur'an, zikir, hayır istemek ve onu vermek müstesna. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 10 Kendisinde Allah Teala'nın ismi anılan her meclisi melekler sarar. Hatta melekler derler ki: "Ziyade edin, Allah da ziyede etsin." Ve zikir melaikenin açık kanadları arasından yükselir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 11 Her ümmetin bir kısmı Cennet, bir kısmı Cehennemdedir. Ümmeti Muhammed (s.a.s.) müstesna. (Onların hepsi Cennette) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
342 12 Peygambere salat ü selam getirilmedikçe her duanın hicabı vardır. Hz. Enes (r.a.)
342 13 Allah (z.c.hz.)'nin nehyettiği her şey büyüktür. Çocukların kumara benziyen oyunları bile. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
342 14 Her ziyafet sahibi, ziyafetine gelinmesini ister. Allah'ın ziyafeti de Kur'andır, ihmal etmeyin. Hz. Semure (r.a.)
342 15 Her nimet zeval bulacaktır, Cennet ehlinin nimetleri müstesna. Her kaygının da arkası kesilecektir, Cehennem ehlinin kaygısı müstesna. Fena bir amel yaptığında arkasından iyi bir amel işle ki, tesirini gidersin. Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
297 1 Şu altı haslet hayırdandır: Allah'ın düşmanlariyle kılıçla cihad etmek, yaz gününde oruç tutmak, musibet esnasında iyi sabır etmek, haklı olduğu halde mücadeleyi terketmek, bulutlu günde namazı erken kılmak, kış günlerinde abdesti güzel almak. Hz. Ebû Malik (r.a.)
297 2 Altı şey haramdandır: Emirin rüşvet alması ki, bu sayılanların hepsinin en fenasıdır. Köpek parası, kısrak aşım parası, zinakarın aldığı para, kan alanın kazancı, kahinin kazancı. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
297 3 Altı şey amelleri mahveder: Halkın ayıbı ile meşgul olmak, kalb katılığı, dünya sevgisi, haya azlığı, uzun emel, zalimin zulmüne devam etmesi. Hz. Adiyy (r.a.)
297 4 Dehr içinde altı günün orucu mekruhtur: Şaban'ın son günü oruçlu olarak Ramazana erişmek. Misafirin, hastanın, çocuğuna zarar gelmesinden korkan hamile kadının, oruca gücü yetmiyen çok yaşlı kimsenin, çok zayıf olduğu için oruç tutarsa öleceğinden korkan kimsenin oruç tutması da mekruhtur. Hz. Enes (r.a.)
297 5 Altı sınıf Cehenneme hesapsız girer: Zulmü sebebiyle Umera, lrkçılık asabiyeti sebebilye Arab, kibirleri sebebiyle rençber, yalanı sebebiyle tüccar, hasedi sebebiyle Ulema, hasisliği sebebiyle zengin. (Cehenneme hesapsız girecek dereceye kadar gelebilirler) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
297 6 Altı şey güzeldir, lakin şu altı sınıf insan da daha güzeldir: Adalet güzeldir, lakin Umerada daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, lakin zenginde daha güzeldir. Verağ güzeldir, lakin alimlerde daha güzeldir. Sabır güzeldir, lakin fıkarada daha güzeldir. Tevbe güzeldir, lakin gençlerde daha güzeldir. Haya güzeldir, lakin kadınlarda daha güzeldir. Hz. Ali (r.a.)
297 7 Yakında Hadramut'tan veya Hadramut denizinden bir ateş çıkacak ve kıyametten evvel insanları toplıyacak. Dediler ki: "Ya Resulallah, bize ne emredersin?" Buyurdu ki: "Siz Şam'a gitmeye bakın. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
297 8 Yakında, Benden sonra ümmetim içkiyi içecekler, içki ismi vermeksizin (içki saymaksızın) ve onu içmiye yardımcıları da emirleri olacak. Hz. Ebû Eyyub (r.a.)
297 9 İnsanın elbisesini çıkarırken "Besmele" çekmesi, cinlerin gözü ile Adem oğlunun avreti arasında perde olur. Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
173 1 Bakmaktan, sonra tekrar bakmaktan sakın. Zira birincisi senin için ihtiyarının dışında olmuştur. İkincisi aleyhinedir.(Yabancı bir kadına bakmak meselesi) Hz. Büreyde (r.a.)
173 2 Tövbeyi ihmal etmekten sakın. Bir de Allah'ın sana karşı hilmine aldanmaktan sakın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
173 3 Kötü arkadaştan sakın. Zira o, ateşten bir parçadır ki, ne onun sevgisi sana fayda verir ve ne de sana olan ahdini yerine getirir. Hz. Enes (r.a.)
173 4 Hiyanetten sakınınız. Zira o, çok kötü bir haslettir. Zulümden de sakınınız. Zira o, kıyamet gününde zulümattır (karanlıklardır) Cimrilikten de sakınınız. Zira, sizden evvelkileri helak eden ancak cimrilik olmuştur. Bu sebeble onlar kanlarını döktüler ve akrabalık bağlarını kestiler. Hz. Hirmas İbni Ziyad (r.a.)
173 5 Kibirden sakınınız. Hiç şüphe yok ki kibir, şeytanı Adem (a.s)'a secde etmemeye sevketmiştir. Hırstan da sakınınız. Zira hırs, Adem (a.s)'ı malum ağaçtan yemeğe sevketmiştir. Hasedden de sakınınız. Zira Adem (a.s)'ın iki oğlundan biri, kardeşini ancak hased sebebiyle öldürmüştür. İşte bunlar, her hatanın aslıdır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
173 6 İnsanları acizlik içinde bırakmaktan sakının, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadın, yetim veya fakir bir kimse işi için gelir. Ona "Sen otur, işine bakılacaktır" denir. Böylece onlar acizlik içinde terkedilirler. İhtiyaçları görülmez ve onlar için bir emir de verilmez. Onlar da dağılıp giderler. Halbuki, zengin eşraftan biri gelince, Emir onu yanına oturtur. Sonra da "İşiniz nedir" der. Adam da "İşim şöyle şöyledir" der. Bunun üzerine Emir "Bunun ihtiyacını yerine getirin ve acelede edin" der. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
173 7 Benden, çok hadis nakletmekten sakının, Hek kim benden bir şey naklederse, hak veya doğru söylesin. Kim, Benim söylemediğim şeyi, Bana söyledi diye isnad ederse, ateşten oturacağı yeri hazırlasın. Hz. Ebû Katade (r.a.)
173 8 Kafir dahi olsa, mazlumun duasından sakınınız. Zira mazlumun duası ile Aziz ve Celil olan Allah arasında perde yoktur. Hz. Enes (r.a.)
173 9 Günahların küçük görünenlerinden sakınınız. Zira küçük görünen günahların misali, bir vadiye inen kavmin şu işi gibidir; Onlardan biri bir odun getirdi. Öbürü bir odun getirdi. Derken, kendi ekmeklerini pişirecek şeyi taşımış oldular. Şüphe yoktur ki, küçük görünen günahlar sebebile sahibi muahaze edildiği zaman bunlar onu helak ederler. Hz. Sehl İbni Saad (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
28 1 Allah bir emire hayır murad ettiğinde, ona sadık bir vezir ihsan eder. Unuttuğu zaman ona hatırlatır, hatırladığı zaman ona yardım eder. Allah bir emire de hayırdan başkasını murad ederse, ona kötü bir vezir verir. Unuttuğu zaman ona hatırlatmaz, hatırladığı zaman da yardım etmez. Hz. Âişe (r.anha)
28 2 Allah bir kavme bereket murad ettiğinde, onları semahat ve afiflikle rızıklandırır. Bir kavim için de bereketin kesilmesini dilerse, onların üzerine hıyanet kapısını açar. Hz. Ubâde (r.a.)
28 3 Allah, bir kavme hayır murad ettiğinde, onların fakihlerini çoğaltır ve cahillerini azaltır. Fakih konuştuğu zaman yardımcılar bulur, cahil konuştuğunda ise yalnız kalır. Bir kavme de şer dilediğinde, cahillerini çoğaltır ve fakihlerini azaltır. Cahil konuştuğunda yardımcılar bulur, fakih konuştuğunda ise yalnız kalır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
28 4 Allah bir kavme hayır murad ettiğinde, onların başına hilim sahiblerini geçirir, aralarında alimleri hüküm verir, serveti de en cömert olanlarına ihsan eder. Allah bir kavme de şer murad ederse, akılsızları onların başına amir olarak geçirir, aralarında cahiller hüküm verir ve serveti de en cimri olanlara verir. Hz. Mihran (r.a.)
28 5 Allah bir kavme hayır murat ettiğinde, onlara misafir hediyye eder. Misafir, rızkı ile gelir ve rızkı ile gider. Allah Teala da o ev halkına mağfiret eder. Hz. Ebû Kirsâfe (r.a.)
28 6 Allah bir kavme kıtlık murad ettiğinde, gökten bir melek şöyle nida eder: "Ey mide genişle! Ey göz sakın doyma ve ey bereket ortadan kalk!" Hz. Enes (r.a.)
28 7 Allah bir kavme bir afet vermek murad ettiğinde, mescidlerin ehline nazar eder de onlardan o belayı önler. Hz Enes (r.a.)
28 8 Allah bir karyeyi (beldeyi) helak etmek murad ettiğinde, orada zinayı izhar eder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
28 9 Allah Teala hilafet için bir kul yaratmak murad ettiğinde, kudret eliyle onun nasiyesini mesh eder. Hz Ebu Hureyye
28 10 Allah bir kulu (haktan) meylettirmek isterse, tedbir almakta basiretini kapalı kılar. (Doğruya yol bulamaz) Hz. Osman (r.a.)
28 11 Allah kaza ve kaderini infaz etmek murad ettiğinde, kaza ve kaderinin hükmünü infaz edinceye kadar, akıl sahiplerinin akıllarını alır. Emrinin hükmü yerine geldikten sonra ise, onların akıllarını iade eder de onlarda nedamet vuku bulur. Hz. Enes (r.a.)
28 12 Allah bir kulun ruhunu bir yerde kabz etmek murad ettiğinde, o kimse için o yerde bir ihtiyaç halkeder. Hz. Ebû Ğarre el Huzeli (r.a.)
28 13 Sizden biriniz helaya gitmek isterse, namaza da kamet getirilmiş olsa bile, o kimse (önce) helaya gitsin. Hz Abdullah İbni Erkam (r.a.)
28 14 Sizden biriniz sefere çıkmak murad ettiğinde, kardeşlerine (veda edip) selam versin. Zira Allah onların duaları sebebiyle o kimsenin hayrını artırır. Hz. Zeyd ibni Erkam (r.a.)
28 15 Sizden biriniz bir yeri mü'min kardeşine ziraat için vermek isterse, atiyye olarak versin. Üçte bir veya dörtte bir (kira ile) vermesin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
28 16 Gazaya gitmek istediğinde yağız olan, sağ ön ayağı müstesna ayakları ve alnı beyaz bir at satın al. Böyle yaparsan ganimete erişir ve selamette olursun. Hz. Ukbe ibni Amir (r.a.)
"Dünya bu zulmü taşımaz!" dedirten vahşetler buna en yakın bir misaldir. Son nefesini verirken, -Hepinizi Allaha şikayet edeceğim!" diyen:
"-Allah'ım, açım; bizi cenne-te al da doyalım!" diye ağlayan sahipsiz kalıp, bir ağaç altında donan: denizde boğulup kıyıya vuran... bebeklerin ve masum çocukların, elbette feryatlarının ulaştığı bır ydbette fenyatlarının inat sahipsiz değil.
Bu virüs åfetinde, hayırlı bir gelişme olarak; batıda kışkırtı lan, uğursuz İslamofobi cere vanlarının tavsadığı, onun yerini İslam'a hoşgörü ve anlamaya ça lışma gayretlerinin almaya baş ladığı görülüyor. Hadis-i şerifte,
"Temizlik imánın yarısıdır (Müslim, Tahåret, 1) buyurulur. Bu salgının önlenmesinde temiz liğin ve karantina tedbirlerinin fevkalåde önemli olması sebe biyle, İslam'ın şiårı olan temizlik ve salgın hastalıklardaki karanti na hassasiyeti, batılıların önemli ölçüde dikkatini çekiyor. Cami-lerde, ezanların dışarıya verilme
si, bazı devletlerin meclislerinde Kur'an-ı Kerim okunup tercume edilmesi, reklám panolarında te mizlikle alakalı hadis-i şeriflerin yer alması, camide namaz kılan cemaatin arkasına müslüman olmayanların da dahil olmala r... bu ümitleri yeşertici hadise ler cumlesindendir.
İnsanın selamete çıkması hususunda, Peygamber sallal lahu aleyhi ve sellem Efendi miz şöyle buyurur:
"Sizden her kime dua kapısı açılmış ise, ona rahmet kapıları açılmıştır. Dud, başa gelen ve he nüz gelmeyen belaya karşı fayda sağlar. Öyleyse ey Allahın kulları, dudya sarılın." (Tirmizi. Deavät, 101)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in her anı kavli ve fiili duå hålidir. İki ci-han saådetine vesile olan kemålåt; en güzel örnek olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem- Efen dimiz'in izini takip eden, daimi tekamül hålindeki bir kulluk veti residir. Hadis-i şeriflerde,
İki gününün birbirine eşit olanın aldandığı beyan buyu
rulur. Dünya denilen initihan sahnesinde, sålth bir kulluğun icabı, her hadiseyi, her musibeti bir ikaz sadedinde görüp, ibret ve ders alabilmek için muhase be fırsatı bilmelidir.
Fudayl bin lyaz rahmetul Jahi aleyh Hazretleri;
"Allaha itaatte bir kusur et figma huyunun deyip erke bimin huyumey deginip (bana itaatsizlik etmeye başlamaların dan) anlarım. buyurur.
Şu anda yaşanan Koronavi rüs salgını, belki de insanlık ta rihinin en önemli bådirelerinden birisinı teşkil ediyor. Nefsäni ih tiraslar uğruna kan ve ateşe bo gulup her gün biraz daha yaşanı lamaz hale getirilen dünyamızda, rahmet insanının inşası ve rah met cemiyetinin tesisi en zarurl ihtiyaçtır. Bu yüce gayenin tahak kuku için, her önemli hadise gibi bu musibeti de fırsat bilip; gerekli ilmi tedbirleri alarak fiili ve kavll duȧya sarılma, kulluk keyfiyetin-de kemâlâta ulaşma azmi gunde-mimizde olmalıdır.
SEYRI BİR DE FUZÜLI VAR
M. Faik GÜNGÖR mg 023@hotmail.com
*
Yanılıp aynaya sorma, Senden daha güzeli var! Hafsalanı boşa yorma, İşin ebed, ezeli var!
Kibir altın olsa takma! Bilinmedik arka akma! Aya, güne aynı bakma! Zamanın da özeli var.
Libāsı düzeltir ütü, Kişiyi emdiği sütü. İnsanların tümü kötü, Olmaz elbet fázılı var.
Emr-i hak olunca vāki, Dünyada can kalmaz bāki. Şu gerçeği unutma ki, Her ağacın gazeli var.
Mahşer benzemez cihana, Gizlenen çıkar meydana. Her nefs täbi imtihana, Sözlü hem de yazılı var.
Núr'u yazana ver meyil! Secde et Allah'a, eğil! Faik, Nabi yalnız değil! Seyri bir de Fuzûli var!
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur.
"Bana itaat, Allah Teálá'ya itaattir. Bana isyan, Allah Teâla'ya isyandır. Başındaki emire (idareciye) itaat, bana itaattir. Ona isyan ise, bana isyandır." (Bkz: Buliri, Cihad, 109)
***
"Başınızdaki emir Habeşli siyahı bir köle olsa da, ona mutlaka itaat edin." (Ebb Davud, Sünnet, 5)
***
"Allah'a isyanın olduğu yerde, mahluka itaat edilmez."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/432)
***
"İdareciler sizi günah işlemeye zorlamadıkça onlara itaat edin." (Bihari, Cihád 108)
***
"Bir müslümanın, günah işlemesi emredilmediği sürece, sevdiği veya sevmediği bütün konularda devleti yöneten kimseye (emire) itaat etmesi şarttır. Bir günah işlemesi emredildiği zaman ise kimseyi dinleyip itaat etmez." (Buhárí, Ahkâm 4, Chád 108, Müslim, Imáre, 38)
yahudi ile Bişr ismindeki bir münafık arasında an laşmazlık vuků bulmuştu. Yahudi:
"-Muhammed'e gidelim." dedi. Münafık ise:
"-Hayır, Ka'b b. Eşref'e gidelim." dedi.
Allah Teâlâ kitabında, yahudi ileri gelenlerinden olan bu Ka'b'dan "Tâğût" diye bahsetmiştir.
Yahudi, illâ Muhammed'e gideceğiz diye ayak direyince mü-nafik istemeye istemeye razı oldu ve Hz. Peygamber'e gelerek davalarını anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) yahudi lehine hükmetti.
O'nun yanından çıkınca münafık yahudiyi yakaladı ve:
"-Bunun hükmüne râzı değilim, Ebû Bekir'e gidelim" dedi.
Ona gittiler, o da yahudi lehine hüküm verdi. Münafık Ebû Be-kir'in hükmüne de razı olmayıp:
"-Gel, bir de Ömer b. Hattab'a gidelim" dedi. İkisi birlikte Hz. Ömer'e geldiler. Yahudi:
"-Ey Ömer, ben ve bu adam Muhammed'e davamızı götür-dük, Muhammed benim lehime, bunun aleyhine hükmetti, bu adam O'nun hükmüne râzı olmadı, davamızı sana getirmek iste-di ve yakamı bırakmadı. İşte ben de onunla birlikte sana gelmiş bulunmaktayım" dedi.
YanıtlaSil
Yuksel24 Temmuz 2025 09:26
Hz. Ömer (ra) münafığa:
*Öyle mi oldu?" diye sordu. Onun, evet, cevabı üzerine
*Biraz bekleyin" deyip evine girdi, kılıcını kuşanıp çıktı ve Juicyla vurup münafığın kellesini uçurdu. Sonra da:
*-Allah'ın ve Rasûlü'nün hükmüne râzı olmayan kimse hakkında işte ben böyle hüküm veririm" dedi.
Yahüdi büyük bir korkuyla kaçıp gitti. Bu hadise üzerine:
"Sana indirilene ve Sen'den önce indirilenlere inandıklarını leri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine enrolunduğu hâlde, Tâğut'un önünde muhakeme olmak istiyor-lar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor... Hayır Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda Sen'i hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar." (en-Nisa, 60-65) âyet-i kerimeleri nazil oldu...
Cebrail (a.s) gelerek:
*-Õmer, hak ile bâtılı birbirinden ayırdı" buyurdu.
Bundan sonra Hz. Ömer (r.a), Fârûk diye isimlendirildi. (Va-s. 166; Kurtubi, V, 170-171)
YanıtlaSil
Yuksel24 Temmuz 2025 09:29
"Kur'an'dan en son nazil olan, riba (fâiz) hakkındaki âyettir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selem-, bu âyeti tefsir et-meden irtihal etti. Binaenaleyh siz, ribâyı da rîbeyi (fâiz şüphe-si olanı) da terk ediniz." (İbn Mâce, Ticârât, 58)
Hazret-i
ÖMER'den 111 HATIRA
Murat Kaya
Tarihin kaydettiği büyük za-ferlerin de hüsranların da arka plânında, tedbirlerle alakalı me-selelerin olduğu müşâhede edilir. Yavuz Sultan Selim Han'ın, tarihe altın bir sayfa olarak geçen Mısır Seferi'nde; aşılamaz zannedilen Sînâ Çölü'nü zâyiat vermeden 13 günde geçmesi, bu sefer için gerekli tedbirlerin uygulanması hususuna bir örnektir.
Fatih Sultan Mehmed Han'ın; İstanbul'u fethi de, hayatın adan-dığı bir dâvâ olması hasebiyle, dehâ seviyesinde nakış nakış iş-lenmiş tedbirler manzûmesinin bir neticesi olarak görülmelidir. Dış güçlerin oyununa gelip; fev-kalâde tedbirli davranmakla tanı-nan Sultan II. Abdülhamid Han'ı hal ederek idareyi ele geçiren he-yetin tedbirsizliği, koskoca devle-tin kısa sürede yok olmasıyla ne-ticelenmiştir. Bu hengâmda vukû bulan Sarıkamış fâciası, takrîben doksan bin askerimizin donarak şehadetleri ile, bu devredeki en çarpıcı örneklerden birisidir.
YUZAKI
SAYI 186.
AĞUSTOS 2020
Toplumlar, kütüphanelerin tozlu raflarında kalmış olan kara kaplı felsefe kitaplarının üzerine abanmış bilgiçlerin fikirleriyle selâmete kavuşamaz.
İnsanlığı hakikî saâdet ve selâmete çıkaracak olan; Kur'ân-ı Kerim ve onun canlı bir şerhi mahiyetindeki Sünnet kültürüyle yoğrulup ilâhî hikmet ve hakikatlerle kemâle ermiş mü'minlerin tebliğ, îkaz ve irşadlarıdır.
ŞAHSİYETİMİZE KİM YÖN VERİYOR?
Dostluğun; Allah'taki kaynağına ulaşan Şah-ı Nakşibend, Geylânî, Mevlânâ, Yûnus ve Hüdâyî misali Hak dostları, ebediyyen bütün insanlığın dostu oldular. Sevdiler, sevildiler. Dünya hayatlarından sonra da dostluk ve muhabbette ebedîleştiler, fânî gök kubbede hoş bir sedâ bıraktılar.
Tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Ebrehe, Hülāgu ve günümüze kadar gelen bütün benzerleri ise, insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kaldılar. Saltanatları da hüsranla son buldu.
Sen bu felsefenin çıkmaz sokaklarında helâk olmaktan kendini kurtar! Mesnevî'nin aşk, vecd ve feyz dolu mânâ deryasından nasiplenerek vuslata kanatlan!.." demek-teydi.
--
Yüksek tahsili sevk ve ida-re eden mes'ullerin böyle bir «keşf-i kadîm» şuuruyla, bakış açılarını yenilemeleri ve müf-- redatları yeniden tanzim et-meleri, büyük medeniyetimi-ze karşı ödemeleri gereken bir -- vicdan borcudur.
--
Edebâlî silsilesinin irşâdıy-la cihan hâkimiyetine imza at-mış ecdâdımızın torunlarına yakışan tavır budur.
-
Medeniyet çınarımız, yine kendi kökleri üzerinde yükse-lecektir. Onu bodur bırakmak-
atmakta daha fazla gecikmemelidir.
৩৩
tan başka bir tesir verme-yen ecnebî aşılardan bir an önce vazgeçilmeli, kendi me-deniyetimizi inkişaf ettirecek ferdi, içtimâî ve idârî adımları atmakta daha fazla gecikme-melidir.
Cenâb-ı Hak; nesilleri-mizi muhteşem bir mâzîden ihtişamlı yarınlara taşıyacak, şuurlu, îmanlı, irfanlı bir tah-sil anlayışını mes'ûliyet erba-bına ilham eylesin.
Serhatler ve cepheler ka-dar mühim mektep ve kürsü-lerde, millî bir rûhun, özünü mü'min gönüllerden ve mu-vahhid zihinlerden alan bir müfredatın hâkimiyetini na-sip ve müyesser kılsın.
Amin!..
SAYI. 223.
YUZAKI
YIL 19.
EYLÜL 2023
CESUR DURUŞ
Sultan II. Abdülhamid Han, 21 Eylül 1842'de İstanbul'da doğ-du. On yaşında annesi vefat etti. Perestů Hanımefendi onu saray-da ihtimamla büyüttü ve yetiştir-di. 1876'da tahta çıktı. Döneminde; Känûn-i Esâsî'nin kabulü, Meclis-i Meb'usan'ın teşekkülü, İttihat ve Terakki hareketleri, İkinci Meşrû-tiyetin ilanı, 31 Mart Vak'ası gibi mühim siyasî hadiseler yaşandı. Ulaşım, sağlık, sivil toplum, ma-arif, ziraat, matbuat alanlarında gönlünün ulaştığı her yere, güç ve imkânını seferber etti. Devleti baba şefkati ve ince siyasetiyle otuz üç sene idare eden Ulu Hakan 1909'da tahttan indirildi. Selanike gönde-
rildikten sonra Balkan Harbi'nin patlak vermesiyle, 1912'de tekrar İstanbul'a getirildi. II. Abdülhamid Han, 10 Şubat 1918'de vefat etti. Kabri, Fatih Divanyolu'ndadır.
Çanakkale Harbi esnasında düşman donanmasının Marmara Denizi'ni geçebileceği endişesi ile tedbir olarak padişah ve hüküme-tin Eskişehir'e nakli kararlaştırıl-mıştı. Abdülhamid Han; durum-dan haberdar olunca, bunu büyük bir cesaret ve şecaatle reddederek;
"-Ben Fatih Sultan Mehmed Hân'ın torunuyum!.. Hiçbir zaman Bizans İmparatoru Konstantinden aşağı kalamam! Dedem Fatih İs-tanbul'u alırken, Konstantin aske-
rinin başında savaşa savaşa ölmüş tür. Biraderim nereye giderlerse gitsinler! Fakat bilinmelidir ki, o ve hükümet, İstanbul'dan ayrılırlarsa bir daha dönemezler. Bana gelince; ben, Beylerbeyi Sarayı'ndan ayağı-mı dışarıya atmam!" dedi.
Nitekim onun bu kararlılığı kar-şısında padişah ve hükümet İstan-bul'da kaldı. Böylece devletin daha o gün yıkılması önlenmiş oldu.
79
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
26 1 Sizden biriniz, uyumak için yatağına girdiğinde, Fatiha ile birlikte bir süre okusun. Bu takdirde Allah Teala o kimse için bir melek görevlendirir ki, o kimse nereye gitse melek de onunla beraber gider. Hz. Şeddad İbni Evs (r.a.)
26 2 Yatağına girdiğinde şöyle dua et: "Allahım! Tamam olan kelimelerine sığınırım. Onun gazab ve ikabından, kullarının şerrinden, şeytanların vesveselerinden ve yanıma gelmelerinden." Hz. Velid İbni Muğire (r.a.)
26 3 Sizden biri, yağ sürünmek istediği zaman kaşlarından başlasın. Zira böyle yapması baş ağrısını giderir. Kaşlar, Ademoğlunun vücudunda ilk biten tüylerdendir. Hz. Katade (r.a.)
26 4 Malının zekatını verdiğinde onun şerrini kendinden gidermiş olursun. Hz. Câbir (r.a.)
26 5 Malının zekatını verdiğinde üzerinde olan borcunu ödemiş olursun. Kim haram mal toplasa ve sonra da onu tasadduk etse, kendisi için o sadakada bir ecir yoktur, üstelik de o malın günahı ve ağırlığı kendi üzerinde kalır. Hz. Câbir (r.a.)
26 6 Müezzin ezan okuduğunda o Aziz ve Celil olan Allah'ın direğidir. İmam öne geçtiğinde o Allah'ın nurudur ve saflar hizaya girince o saflar Allah'ın rukünleridir. Öyle ise Allah'ın direğine koşunuz. Allah'ın nurundan alınız ve yer yüzünde Allah'ın rukünleri olunuz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
26 7 Müezzin ezan okuduğu zaman şeytan mescidden sür'atle çıkar, müezzin sükut edince de geri döner. Müezzin kamet alınca, şeytan sesli bir şekilde yellenerek yine mescidden çıkar, sükut edince tekrar döner de namazda bulunan müslüman kişi ile nefsi arasına girer. Böylece o şahıs namazını fazla mı, yoksa noksan mı kıldı bilemez olur. Sizden biriniz böyle bir durumla karşılaştığında, otururken, selam vermeden önce, iki secde yapsın ve sonra selam versin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
26 8 Aziz ve Celil olan Allah bir kula hayır murad ettiğinde onu: "İsti'mal eder". Denildi ki: "İsti'mal etmesi ne demektir?" Buyurdu ki: "Onu ölümden önce salih amele hidayet buyurur, sonra da onun ruhunu bu hal üzere kabz eder." Hz. Amr ibni Hamik (r.a.)
26 9 Kul günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer tevbe ederse o leke kaldırılır. Tekrar günaha dönerse o leke büyür ve kalbini tamamı ile örter. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
26 10 Aziz ve Celil olan Allah bir kula hayır murad ettiğinde, onu "ballandırır". Denildi ki: "ballandırma nedir?" Buyurdu ki: "Onu komşularına sevdirir." Hz Amr ibni Hamık (r.a.)
26 11 Allah Teala bir kula hayır murad ettiğinde onu dinde fakih ve dünyada zahid kılar ve ona ayıblarını görecek basireti verir. Hz. Enes (r.a.)
26 12 Allah Teala bir kula hayır murad ettiğinde, onun günahının cezasını dünyada acele verir. Allah bir kula da şer murad ederse, günahının cezasını kıyamette verinceye kadar geciktirir. Bu yüzden o kimse de kendi reyini beğenmiş biri (veya yaban eşekleri gibi) olur. Hz. Ammar (r.a.)
26 13 Allah bir kula hayır dilediği zaman onun güzel işlerini ve iyiliklerini emanete ehil kimseler (iyiliğin kadir ve kıymetini bilip teşekkür edenlere) isabet ettirir. Allah bir kula da şer murad ederse, onun güzel ve iyi işlerini emanete ehil olmayan kimselere rastlatır. Hz. Câbir (r.a.)
26 14 Allah bir kula hayır murad ettiğinde, onun zenginliğini nefsinde ve takvasını kalbinde kılar. Bir kula da şer murad ederse, onun fakirliğini gözleri önüne koyar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
299 1 Benden sonra, yakında sizin üzerinize bazı umera gelecek. İyi görmediğinizi amel edecekler ve fena gördüklerinizi de yapacaklar. Bunlar emriniz değildir. Hz. Ubâde (r.a.)
299 2 Yakında fitne, fesad ve ihtilaf olacak. "Ne yapalım?" dediler. Buyurdu ki: (Hz. Osman (r.a.)'ı göstererek) günün emiri olan bu zata ve ashabına tabi olun. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
299 3 Benden sonra birtakım emirler gelecek ve dedikleri dedik olacak. İşte bunlar maymunun atılması gibi Cehenneme atılacaklar. Hz. Muaviye (r.a.)
299 4 Benden sonra yakında, muzlim gecelerin karanlık dalgaları gibi bir takım fitneler olacak. O fitnelerde adam sabah mümin, akşam kafir, akşam mümin, sabah kafir olacak. Denildi ki: "O zaman ne yapalım?" Buyurdu ki: "Evlerinize girin kendinizi unutturun." Denildi ki: "Bizden birimizin evine girilirse ne dersin?" Buyurdu ki: "Elinize sahip olun. Allah'ın katil kulu olmaktansa, mazlum kulu olun. Zira öyle zamanda islam, adamın ağzında olur. Kardeşinin malını yer, kanını akıtır, Rabbine asi olur, Hâlıkına küfreder. Neticede de kendisine Cehennem vacib olur." Hz. Cündeb el Beceli (r.a.)
299 5 Yakında fitneler olacak. Dediler ki: "Ne emredersin Ya Resulallah?" Buyurdu ki: Şam'a bakın. Hz. Bekr İbni Hakim (r.a.)
299 6 Yakında Benim üzerime hadis rivayet eden raviler gelecek. Siz o hadisleri Kur'an'a arzedin. Uyarsa alın, uymazsa bırakın. Hz. Ali (r.a.)
299 7 Yakında fitneler olur. Adam müslüman sabahlar, akşama kafir olur. Ancak, Allah'ın kendisini ilimiyle ihya ettikleri müstesna. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
299 8 Yakında sizinle Rumlar arasında dört sulh anlaşması olur. Dördüncü Âl-i Harundan biri ile gerçeklenir. Ve bu yedi sene devam eder. Denildi ki: "Ya Resulallah, o gün insanların imamı kimdir?" Buyurdu ki: "İmam, Benim evladımdan, kırk yaşında, yüzü parlak bir yıldız gibi olan, sağ yanağında siyah bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvânî aba olan bir kimsedir. Tavrı beni İsrail ulemasına benzer. Yirmi sene hüküm sürer. Arzdaki hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini feth eder. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
299 9 Yakında, hadiseler, tefrika, fırka ve ihtilaflar olacak. O günde katil olmaktan kurtulup maktul olabilirsen ol. Hz. Halid İbni Urfe (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
344 1 (Bir yerde sofraya keler getirmişler) Buyurun onu yiyin. Onda beis yoktur. Lakin bu Benim kavmimin alıştığı bir şey değildir. Hz. İbni Amr (r.a.)
344 2 Nasıl "Lâ ilâhe illallah" sözüne iki dudak mani olmazsa, öylece de onun Arşa varmasına gökler mani olmaz. Nihayet arşa arı uğultusu gibi bir uğultu ile varır da, sahibine şefaat eder. Hz. Câbir (r.a.)
344 3 Nice kendisine silah isabet eden kimse vardır ki, şehid de değil, hamîd de değildir. Nice döşeğinde ölen kimse vardır ki, Allah katında sıddık ve şehiddir. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
344 4 İmanın kemali, güzel ahlaktır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
344 5 Ben sizi kabir ziyaretinden menetmiştim. Artık kabirleri ziyaret edin. Zira bu, insanı dünyada zâhid kılar ve ahireti hatırlatır. Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
344 6 Hayır ya filan, her arkadaş gündüzün bir saati kadar bile birisi ile arkadaşlık etse, arkadaşlığının hesabını verecektir. Bir sahabiden
344 7 Nasıl helak olur bir ümmet ki, evvelinde Ben, sonunda Meryem oğlu İsa (a.s.) ve ortasında da Ehli beytimden Mehdi (a.s.) vardır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
344 8 Allah (z.c.hz.) kulun tevbesi sebebiyle, sizden birisinin vâsi bir çölde kaybettiği devesini ansızın bulmasından doğan sevincinden daha fazla sevinç duyar. Hz. Enes (r.a.)
344 9 Allah (z.c.hz.) Ramazanın her gecesi iftar zamanında bir milyon kişiyi Cehennemden azad eder. Cuma'nın her saatinde de, hepsi cehennemlik olan yine bir milyon kişiyi Cehennemden azad eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
344 10 Eğer yaşarsam yahudi ve hıristiyanları arab yarımadasından çıkaracağım. Öyle ki, orada müslümanlardan başkası kalmasın. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
344 11 Adamın evladını terbiye etmesi, onun bir sa' (ölçek) sadaka vermesinden hayırlıdır. Hz. Câbir (r.a.)
344 12 Allah (zc.hz)'nin senin elinde bir adama hidayet vermesi, senin için güneşin üzerine doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır. Hz. Ebû Rafi (r.a.)
344 13 Allah'ı zikreden bir cemaat arasında sabah namazından güneş doğuncaya kadar oturmam Bana, İsmail (a.s.) evladından her bir adamın diyeti 12 bin dirhem olan, dört köle azab etmekten daha kıymetlidir. İkindi namazından sonra güneş batana kadar Allah'ı zikreden bir kavimle beraber oturmam da Bana gene, İsmail (a.s.) evladından dört köle azad etmemden daha sevgilidir. Ki, onlardan her birinin diyeti yine on iki bin dirhemdir. Hz. Enes (r.a.)
Burada şunu belirtmek gerekir ki;
Hz. Peygamberin sağlığında müslüman olan insanların büyük çoğunluğu âyetlerin etkisinde kalarak değil, bizzat Hz. Muhammed'in (s.a.) dürüstlüğünün ve güvenilirliğinin etkisinde kalarak yeni dine girmişlerdir. Bunlardan biri de Yehûdî Hahambaşı'nın oğlu Abdullah ibni Selâm idi. Abdullah, kıyametin ne zaman kopacağından tutunuz da ruhun ne olduğuna kadar bir dizi suâl hazırladı. Niyeti bu suâller ile Hz. Peygamberi müşkül duruma sokmak ve matetmekti. Fakat onu görür görmez, suâl sormaktan vazgeçti ve şöyle dedi: "Vallahi, Tevrat'ta ve Zebur'da müjdelenen âhir zaman nebisi sensin!" diyerek hemen müslüman oldu.
Kur'ân âyeti bu durumu şöyle açıklıyor:
"Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi oğullarını tanır gibi tanırlar" (Bakara 2/146)
Peygamberlerde bulunması gerekli olan "sıdk, emânet, tebliğ, fetanet ve ismet" diye bilinen beş önemli özelliğin birincisi doğru sözlülük, ikincisi de ona bağlı olan güvenilirliktir. Doğru sözlülük ve güvenilirlik, her müslümanda hatta her insanda bulunması gereken temel özelliklerdir. Hz. Peygamber, müslümanı tarif ederken "Müslüman, dilinden ve elinden diğer müslümanların güvende olduğu kişidir" buyuruyor. Eliyle ve
19. ALTINOLUK MAYIS - 2002
YanıtlaSil
Yuksel25 Temmuz 2025 09:19
diliyle başkalarına zarar verenlerin gerçek müslüman olmadıklarına işaret etmiş oluyor.
Müslümanlık tek kelimeyle doğruluk demektir.
Sen gelirsin akla sevgi dendi mi Gözyaşım sel oldu yıktı bendimi. Gül kokan yollara vurdum kendimi Yunus derler, bir özge can olmuşum.
Bu sevda çöllerden daha yakıcı, Kalbimi doğrarken hasret kılıcı, Bir esrarlı cilve, bir tatlı sancı, Yemen ellerinde çoban olmuşum.
Varedenin sevgilisi nûrusun, Bâtılı bitiren Kudret okusun, Leheblerin eli, kolu kurusun', Ben Sana, ben sana kurban olmuşum.
Yürüyüşün, oturuşun, gülüşün... Ey insanlar kardeş olun, bölüşün, Doğarken, ölürken ümmeti düşün, Tarifsiz hislerle hayran olmuşum.
Güvercin yuvası, örümcek ağı, Parmakların vardı Kevser ırmağı, Bir an geldi azad ettin Burağı, Şükür, Sana sadık yâran olmuşum.
Rahmet Peygamberi, Hakkın sesisin, Bütün zamanların efendisisin, Ezel-ebed aşkın ta kendisisin, Bir gecede taçtan, tahttan olmuşum.
Can pazarı kurulanda Ya Resûl, Yer, gök ateş, kor olanda Ya Resûl. Şefaatin sorulanda Ya Resûl, Yetiş imdadıma figân olmuşum.
YanıtlaSil
Yuksel25 Temmuz 2025 09:42
Servet YÜKSEL
Ben Sana
Kurban Olmuşum
Dinimizde kılınması emredilen beş vakit namaz, aslında doğruluk amacına yönelik bir ibadettir. Çünkü namazın her rek'atında okunan Fatiha Sûresi'nde Allah'dan istenen bir tek dua vardır, o da doğruluktan ayrılmamak demek olan "İhdinessırata'l-müstekîm" dileğidir. Her müslüman günde en az kırk defa bu duayı yapmakta ve Allah'dan ısrarla doğruluk ve dürüstlük istemektedir. Dıştan ve içten gelen baskılara kapılmadan, şaşırmadan ve sapıklığa düşmeden doğru yolda yürümek için Allah'ın yardımını dilemektedir. Çünkü "Namaz müminin miracıdır" ve miraç, Allah ile buluşmak ve O'nunla yüz yüze gelmek demektir. Kur'ân, bize, Allah'dan, doğru yoldan ayrılmamak için yardım istememiz gerektiğini öğütlerken, Allah'ın da doğru yolda olduğunu Haber veriyor ve "Benim Rabbim, kesinlikle doğru yol üzeredir" (Hûd 11/65) buyuruyor. Ayrıca Peygamber'in de "Doğru yolda olduğunu" (Yasin 36/4) bildiriyor.
D.
YanıtlaSil
Yuksel25 Temmuz 2025 09:21
Bu şu demektir: Ben Rabbiniz olarak doğru yoldayım, izinden gitmeniz gereken Peygamber de doğru yoldadır. Siz doğruluktan ayrılır bir milim yoldan saparsanız Peygamber'in yolundan çıkmış olursunuz. O yoldan çıktığınız takdirde beni ebediyyen bu-lamazsınız, rızamı kazanamazsınız!
Sonuç olarak diyebiliriz ki:
Hem dünya hayatının düzen ve mutluluğ, hem ebedî hayat olan âhiretin düzen ve mutluluğu doğruluk ve dürüstlük temeline dayalıdır. İşte kıldan ince kılıçtan keskin olduğu bildirilen "Sırat Köprüsü" esas itibariyle budur. Yani, erginlik çağından itibaren ölünceye kadar, bütün nefsanî isteklere ve dünya nimetlerinin câzibesine kendisini kaptırmadan, insanoğlunun doğruluktan ayrılmadan yaşamaya çalışmasıdır. Her türlü engele rağmen bu yolda yürümeye azimli olmasıdır.
Ancak bu sayede Allah'a lâyık kul, Peygamber'e lâyık ümmet olunur.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
300 1 Yakında dört fitne olacak. Kanın mübah sayıldığı fitne ,kanın mübah ve malın helal sayıldığı fitne, kanın mübah malın ve namusun helal sayıldığı fitne (dördüncüsü Deccal fitnesidir) Hz. İmran (r.a.)
300 2 Yakında başınıza bazı emirler gelecek , rızıklarınıza el atacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar lakin yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını tasdik etmedikçe sizden razı olmayacaklar. O zaman (yalnız) emirlik haklarını tanıyın. Sizi de tecavüzle kendilerine uydurmaya çalıştıklarında onlarla mukatele edin. kim bu yolda öldürülürse o şehiddir. Hz. Ebû Sülale (r.a.)
300 3 Benden sonra fitneler olur. Birisi de "Ahlas" fitnesidir.(deve çulu fitnesi, yani milletin boynunda temelli kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnenin kendisine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehli beytimden bir müslüman(Mehdi a.s.) çıkıncaya kadar devam eder. Hz. Ebû Said (r.a.)
300 4 Allah'dan ilm-i nâfi isteyin ve faide vermeyen ilimden Allah'a sığının. Hz. Câbir (r.a.)
300 5 ALLAH'dan dünya ve ahirette af, afiyet ve yakîn isteyin. Zira yakînden sonra kula, afiyet kadar hayırlı bir şey verilmedi. Hz. Ebû Bekir (r.a.)
300 6 Allah'ın fazlından isteyin. Zira O istenmekten bıkmaz. İbadetin efdali de gamm ve hemmden kurtuluşu beklemektir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
300 7 Düşük çocuklara da isim koyun. Allah onunla mizanınızı ağırlaştırır. Zira onlar kıyamet günü gelir de şöyle derler: "Ey rabbimiz beni zayi ettiler ve bana isim vermediler. Hz. Enes (r.a.)
300 8 Fena ahlak, sirkenin balı ifsad etmesi gibi, ameli bozar. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
300 9 Bakara suresinde bir ayet vardır ki, Kur'an ayetlerinin seyyididir. Bir yerde okundu mu şeytan orada tutunamayıp mutlaka çıkar. Bu "ayetül kürsi" dir. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
300 10 Kuran'da bir sure vardır ki otuz ayettir. Sahibine (devamlı okuyana) affedilinceye kadar şefeat edecektir. O "Tebarekellezî biyedihil mülk"dür. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
300 11 Yakında ilim taleb eden kimseler gelecek. Onları gördüğünüzde: "Allah'ın rasulunün tavsiyesi ile merhaba" deyin ve onlara istedikleri fetvayı(bilgiyi) verin. Hz. Ebû Said (r.a.)
300 12 Benden sonra yakında bir kavim gelecek, benim hadisimden soracaklar. Onlara ancak ezberlediklerinizi söyleyiniz. Kim kasten bana yalan isnad ederse cehennemde yerine hazırlansın. Hz. Ebû Mûsa (r.a.)
300 13 Üzerinize öyle bir zaman gelecek ki, o vakitte şu üç şeyden daha hayırlı bir şey olmayacak: "Helal para, kendisi ile ülfet edilen din kardeşi, amel edilen bir sünnet. Hz. Huzeyfe (r.a.)
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir. Şüphesiz Ingilizler bu iyiliklerini Mustafa Kemal'den korktukları için değil, bazı çıkarları doğrul-tusunda yapmışlardır. Ingilizler böylece Mustafa Kemal'i muzaffer komutan olarak Müslümanların gözünde kahramanlaşmasını istediler. Zira onun İslâm'a olan tavrının farkındaydılar. Kendilerinin yapamadıklarını, o yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu.
YanıtlaSil
Yuksel26 Temmuz 2025 11:34
Ingi-liz gazetelerinin, hilafet ve yönetim şekli böyle oldukça, azınlıkların haklarının savunu-lamayacağını ve yönetimin çağdaşlaşamayacağını yazdıklarını unutmadık. Sevr Antlaş-masının bu denli ağır maddeler içermesinin nedeni, devletin hilafet hükümeti tarafından yönetilmesiydi."
Ingilizler, Sultan Vahdeddin'le anlaşıp devletin bu yapısını değiştiremediler, ama Ke-malistlerle anlaşarak bu gayelerine ulaştılar.
⚫ Ingiliz vesikalarından öğrendiğimize göre, Lozan'da yapılan gizli görüşmelerde In-gilizler barış için şu şartları koymuşlardı: 1- Kesin olarak hilafetin kaldırılması, 2- Tür-kiye'de İslâm şeriatının kaldırılması, 3- Türkiye'deki tüm dini faaliyetlerin durdurulma-sı, 4- Osmanlı anayasasının yeni, laik anayasa ile değiştirilmesi.
3Savaş henüz daha yeni bitmişti ve biz büyük bir yenilgiye uğramıştık. Oysa Mısır için böyle birşey söz konusu değildi. Yeni bir savaşa girmekten kaçındığımız için bizi mazur görmeleri gerekiyor. Sonra İngilizlerin ülkemizi işgal etmelerine sebep olanlar, Kemalistlerin kardeş ve ortakları İttihatçılardır. İngilizler, hedeflerini tamamlamak için,
203.
YanıtlaSil
Yuksel26 Temmuz 2025 08:38
HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI
Kemalistlerin bedenlerinde, Ittihatçıların ruhlarını yeniden iade ettiler. Bunun için de galip devlet sıfatıyla, Istanbul hükümetinin tum olumlu icraatlarını engellediler. Huku metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalist hú kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların İzmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir.
Türkiye'de Arap harflerinin kaldırılması, Türk milleti ile Kur'ân-ı Kerim arasında engel koymak içindi. Böylece bir hükümet kararıyla Türk milleti, tüm bir kültür mira-sından mahrum bırakılıyor, halk bir gün içinde okuma-yazma bilmeyen ümmi konumu-na düşürülüyordu. Bu tarihin en garip kararlarından biridir. Bundan dolayı, Türkiye şimdiye kadar ne uluslararası çapta bir edebiyatçı, ne bir bilim adamı, ne de tarihçi ye-tiştirmiştir. Nasıl yetişsin? Yazmayı daha iki nesil önce keşfettiler.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
346 1 Ya, emri bil mar'uf ve nehyi anil münker yaparsınız, yoksa Allah'ın size, nezdi İlahisinden bir azab göndermesi yakındır. Sonra Ona dua edersiniz ama size icabet etmez. Hz. Huzeyfe (r.a.)
346 2 Ya ma'rufla emreder, münkeri nehy edersiniz. Yahut da Allah üzerinize Acemi gönderir de boynunuzu vururlar. Onlar öyle şiddetli olurlar ki, tepenizden ayrılmazlar. Hz. Hasan (r.a.)
346 3 Kadınlar, hatta hayızlılar bile dua toplantılarına çıkabilirler. Yalnız hayız olanlar musallaya giremezler. Hz. Ummi Aliyye (r.a.)
346 4 Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da yüzleriniz karar olur. Ya gözlerinize sahip olursunuz ya da gözleriniz dışarı uğrar. (Mahşer korkusu ile veya kör olarak haşir olursunuz) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
346 5 Ümmetimi Benden sonra öyle fitneler kaplayacak ki, o fitnelerde insanın vücudu gibi kalbide ölür. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
346 6 Hiç şüphe yok ki; arz, cevir ve zulümle dolacak. Zulüm ve cevirle dolduğu o zaman, Allah ehli Beytimden ismi Benim ismimde babasının ismi Babamın isminde bir kimseyi gönderir de dünyayı adaletle ve nasafetle doldurur. Önce zulm ve cevirle dolduğu gibi. O zaman gök yağmurunu, yer mahsulünü esirgemiyecek ve O aranızda yedi, sekiz çok çok dokuz vakit duracak. (Ay veya sene) Hz. Muaviye İbni Kur'a (r.a.)
346 7 Hiç şüphe yok ki, İslamın usulleri (tutanakları) birer birer bozulacak. Birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela "hükmü" kaldıracaklar, en sonra da "namazı" bozacaklar. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
346 8 İslamın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalalete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların izi üzerine üç deccal gelecek. Hz. Huzeyfe (r.a.)
346 9 Sizler, hiç şüphe yok, evvelkilerin adetlerini karış karış ve arşın arşın yapacaksınız. Hatta birisi kelerin deliğine girse siz de gireceksiniz. Onlardan birisi yolda kadını ile münasebette bulunsa siz de yapacaksınız. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
346 10 Ümmetimden bir taife, içkiyi kendi verdikleri isimle helal sayacaklar. Hz. Ubâde (r.a.)
346 11 Bir adama Ribadan isabet eden bir dirhem, islamiyet zamanında işlediği otuz üç zinadan daha büyüktür. Hz. Abdullah İbni Selam (r.a.)
346 12 Akşam sabah Allah'ı zikretmek, Allah yolunda kılıç kırmaktan hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
4 1 Cennete gireceklerin sonuncusu Cüheyne kabilesinden biridir. İsmi de Cüheyne'dir. Cennet halkı: "Sorun" derler. "Son haber nedir?" Sorarlar: "Halktan azab olan var mı?" "hayır" der. "Son olan benim" (Cehennemden en son çıkacak müslüman) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
4 2 Adem (a.s.) dünya semasındadır. Kendisine ümmetinin (zürriyetinin) amelleri arz olunmaktadır. Yusuf (a.s.) ikinci semada, teyze çocukları olan Yahya (a.s.) üçüncü semada. İdris (a.s.) dördüncü semada, Harun (a.s.) beşinci semada, Musa (a.s.) altıncı semada. İbrahim (a.s.) da yedinci semadadır. Hz. Ebû Said (r.a.)
4 3 İlmin afeti unutmak, onu zayi etmek de ehli olmayana söylemektir. Hz. Ameş (r.a.)
4 4 Zarafetin afeti sakf (övünmek ve manasız sözler)dir. Şecaatin afeti serkeşliktir. Semahatin (hoşgörünün) afeti minnet etmek, güzelliğin afeti kibir göstermek, ibadetin afeti fetrettir (Gayretten sükuna düşmek.), sözün afeti yalandır. İlmin afeti unutkanlıktır. Hilmin afeti hoppalıktır. Asaletin afeti tefahurdur. Cömertliğin afeti israftır. Dinin afeti ise hevadır(Nefsine uymak). Hz. Ali (r.a.)
4 5 Dinin afeti üçtür: Fasık alim, cahil ve zalim reisler, cahil sofular. (İbadete çalışıyor, fakat cahil. Bu zümreler din namına yıkımdır.) Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
4 6 Faiz yiyene, yedirene, faiz senedini yazana, bu senede şahid olana (farkında olarak yaparsa), dövmeyi de yapan ve yaptırana, sadakayı geciktirene, hicretten sonra İslam camiasından çıkıp gidenlerin hepsine birden, kıyamet gününde Muhammed (s.a.s.) dilinden lanet edilmiştir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
4 7 Bir kulun yediği gibi yerim. Nefsim Yed'i Kudretinde olan Zata yemin ederim ki, bu dünyanın Allah'ın indinde sivrisinek kanadı kadar bir kıymeti olsa idi, kafire bir yudum su vermezdi. Hz. Amr (r.a.)
4 8 Ehli Kur'an Ehlullahdır. Hz. Enes (r.a.)
4 9 Her muttaki insan Ehlibeyttendir. Hz. Enes (r.a.)
4 10 Size dört şeyi emrediyor ve dört şeyden de sizi nehyediyorum: Size, sadece Allah'a iman etmenizi emrediyorum. Allah'a iman nedir bilir misiniz? Allah'tan başka ma'bud olmadığına ve Muhammed (s.a.s.)'in O'nun Peygamberi olduğuna şahid olmaktır. Ayrıca size namaz kılmayı, zekat vermeyi ve Ramazan orucunu tutmayı emrediyorum. Ganimet olarak aldığınızın beşte birini Allah için yerine vermenizi de emrediyorum. Ve sizi kabaktan kap yapmaktan, ağaçtan oyma kaptan, ziftlenmiş kap kullanmaktan ve çömlek kap kullanmaktan (Bütün bu kablar içki için kullanılırdı) men ediyorum. Bu bildirdiklerimi muhafaza ediniz ve onları sizin arkanızda olanlara bildiriniz. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
23 1 Sizden biri, müslümanlar arasında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman, sesini iki hasımdan birine yükselttiğinden daha fazla diğerine yükseltmesin. Hz. Ümmü Seleme (r.anha)
23 2 Allah Teala müslim bir kulunu, bedenine bir musibetle ibtilaya maruz bıraktığı zaman, Aziz ve Celil olan Allah meleklerine şöyle buyurur: "Onun için evvelce işlemekte olduğu amelin en iyisini yazın." Eğer Allah o kuluna şifa verirse onu günahtan yıkar ve temirler. Eğer ruhunu kabz ederse onu bağışlar. Ve rahmetine nail kılar. Hz. Enes (r.a.)
23 3 Allah teala bir kula buğz ettiği zaman, ondan hayayı soyup alır. Hayayı alınca da o kimseyi sen sevmeyen ve sevilmeyen bir şahıs olarak görürsün. Allah, emaneti de ondan alır. Emanet alınınca, merhameti de alır. Merhamet alınınca da İslam'ın esasını da o kimseden alır. İslam'ın esası alınınca da, o kimseyi artık kovulmuş bir şeytan olarak görürsün. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
23 4 Müslümanlar alimlerine buğz ettikleri, çarşı pazarlarını süsledikleri ve para toplamak için evlendikleri (Kadınla malı için evlenmek) zaman, Allah onları şu dört hususla mubtela kılar. Zamandan kıtlık, sultandan zulüm, hakimlerden hıyanet, düşman saldırısına maruz kalma. Hz. Ali (r.a.)
23 5 Köle kaçtığı zaman, tekrar efendisine dönünceye kadar namazı kabul olunmaz. Hz. Cerir (r.a.)
23 6 Sizden biriniz yatmağa geldiği zaman şöyle desin: "Ey göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allahım! Sen bizim ve herşeyin Rabbisin. Herşeyin tasarrufu Senin elindedir. Evvel sensin, Senden önce bir şey yok. Ahir de sensin, Senden sonra da bir şey yok. Sen Batınsın. Senin gizliliğinden öteye bir şey yok. Bizi fakirlikten zenginliğe eriştir. Borcumuzu bize ödettir Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
23 7 Sizden biri yatağına gireceği zaman, gömleğini çıkarıp onunla yatağını silsin, temizlesin. Zira o bilmez ki yatağından kalktıktan sonra yatağına bir şey oldu mu? (böcek, akreb v.s girdi mi?) Sonra sağ yanı üzerine yatsın ve şöyle dua etsin: "Ya Rabbi! Senin adını anarak sağ yanımı yere koydum. Ancak senin yardımınla kaldırabilirim. Eğer ruhumu kabzedersen ona merhamet eyle. Eğer onu geri verirsen salih kullarını muhafaza ettiğin şekilde onu koru Allahım". Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
23 8 Sizden biri bir meclise gelince selam versin. Oturma gözüküyorsa otursun. Kalkıp gitmek isterse yine selam versin. Zira birinci selam ikinci selamdan evla değildir. (İkinci selama da ihtiyaç vardır.) Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
23 9 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yaklaşmak isterse, önce abdest alsın. Hz. Ebû Said (r.a.)
23 10 Sizden biri helaline yakın olduktan sonra tekrar yakın olmak isterse, taharet alsın. Hz. Ömer (r.a.)
23 11 Sizden biri helaline yakın olmak istediğinde örtünsün, helalini de örtsün. Onlar merkeb çıplaklığı gibi üryan olmasınlar. (Allah'dan haya, meleklerden edep, şeytandan da kaçınmak için.) Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
23 12 Sizden biri helaline yakın olduğu zaman örtünsün. Vahşi merkeblerin çıplaklığı gibi soyunmasın. Hz. Utbe (r.a.)
23 13 Sizden biri defi hacet esnasında kıbleyi önüne almasın ve arkasını da döndürmesin. Batı veya doğu cihetine dönsün. Hz. Ebû Eyyub (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
347 1 Hakimin dili iki ateş arasındadır. Ya Cennete yol bulur veya Cehennemi hak edecek bir neticeye varır. Hz. Enes (r.a.)
347 2 Cehennem ateşini ihata eden perdeler dört duvar halindedir. Her duvarın kalınlığı kırk yıllık yoldur. Hz. Ebû Said (r.a.)
347 3 Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Kim bir mü'mine veya mü'mineye haksız olarak mahkumiyetini müstelzim isnadda bulunursa onu öldürmüş gibi olur. Hz. Sabit İbni Dahhak (r.a.)
347 4 Allah'ın, melaikenin ve bütün insanların laneti o kimse üzerinedir ki, kadınla münasebeti kesti (evlenmedi). Halbuki Zekeriya (a.s.) oğlu Yahya (a.s.)'dan sonra evlenmemekle sena olunmak yoktur. Hz. Atiyye İbni Beşir (r.a.)
347 5 Allah lanet etsin o kimselere ki, şairlerin şiire itina ettikleri gibi, hutbe söylemeye itina edenler. Hz. Muaviye (r.a.)
347 6 Allah lanet etsin, cenaze peşinden para ile ağlıyan kadına ve dinleyenlere, sıla-ı rahimi kesene, musibet sırasında feryadcılık yapana ve dövme nakış yapan ve yaptırana. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
347 7 Allah lanet etsin, halkanın ortasına oturana. (Yani güldürmek için sahneye çıkana.) Hz. Huzeyfe (r.a.)
347 8 Allah lanet etsin, saçını ekliyen kadına ve eklettirene ve dövme yapaan ve yaptırana. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
347 9 Allah içkiye, içene de, sunana da, satana da, satın alana da, sıkana ve sıktırana da, taşıyana da, kendine götürülene de ve parasını yiyene de lanet etsin. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
347 10 Allah lanet etsin, kadınlardan erkek kılığına, erkeklerin de kadın kıyafetine girene. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
347 11 Allah, faiz yiyene, yedirene, senedi yazana ve zekatı vermiyene de lanet etsin. Hz. Ali (r.a.)
347 12 Allah, süslenmek için yüzünü boyayıp yolana da, yoldurana da lanet etsin. Hz. Âişe (r.anha)
347 13 Allah, avrete bakana da baktırana da lanet etsin. Hz. Hasan (r.a.)
347 14 Allah, hayvanın azasından bir yeri kesene lanet etsin. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
347 15 Allah lanet etsin, anasına-babasına lanet edene. Allah'dan gayrisi için hayvan kesene lanet etsin. Mücrimi barındırıp himaye edene lanet etsin ve arazi hududunu değiştirene de lanet etsin. Hz. Ali (r.a.)
347 16 Allah, efendisinden başkasını efendi edinene lanet etsin. Allah, arazi işaretlerini bozana lanet etsin. Allah amayı yoldan itene lanet etsin. Allah, anasına-babasına lanet edene de lanet etsin. Allah, Allah'dan gayri için hayvan kesene lanet etsin. Allah, hayvana kötü iş yapana lanet etsin. Allah, Lûtîlik yapana lanet etsin. Allah, Lûtîlik yapana lanet etsin. Allah, Lûtîlik yapana lanet etsin. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
22 1 Kardeşlerinizi isimleri ile çağırınız. Onları lakapları ile çağırmayınız. Hz. Abdullah İbni Cerad (r.a.)
22 2 Abdestinizdeki şüpheyi, yakın bilginizle def edin. Namazda ise zannınıza göre hareket edin. (Abdestten şüphelendiğinde zanna göre değil, kat'i bilgiye dayanılır. Halbuki namazda ise tereddüde düşüldüğünde galip zanna göre hareket edilir.) Hz. Âişe (r.anha)
22 3 Ölülerinizi salih insanların arasına defnediniz. Zira ölü, kötü komşudan eza görür. Nasıl ki hayattaki bir kimse de kötü komşudan eza duyar. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
22 4 Siz, kan, saç ve tırnaklarınızı toprağa gömünüz ki, büyücüler onlarla sihir yapmasınlar. Hz. Câbir (r.a.)
22 5 Süt ile yağlanınız. Zira bu sizin için hanımlarınızın nezdinde daha haz vericidir. Menekşe yağı da sürünüz. Zira o yazın serinlik ve kışında hararet verici vasıftadır. Hz. Ali (r.a.)
22 6 Hac ve Umreye devam ediniz. Zira demirci ocağının, demirin pasını temizlemesi gibi, hac ile umre de fakirliği ve günahları yok eder. Hz. Câbir (r.a.)
22 7 Yetimi kendine yakın tut. Başını elinle okşa ve onu sofrana oturt. Böyle yaparsan, kalbin yumuşar ve hacetin görülür. Hz. Ebû İmran (r.a.)
22 8 Cennet ehlinden derecesi en az olan kimse için, seksen bin hadim ve yetmiş iki zevce vardır. Onun için, büyüklüğü Cabiye (Şam) ile San'a (Yemen) arası kadar olan inci, zebercet ve yakuttan bir kubbe kurulur. Hz. Ebû Said (r.a.)
22 9 Her hak sahibine hakkını veriniz. Çocuk yatağındır(yatak sahibinin). Zani için de recm vardır. Kim ki, efendisinden başkasını veli edinirse, yahud başkasına nisbet iddia ederse Allah'ın meleklerinin ve insanların hepsinin laneti onun üzerine olsun. Böylesinin ne nafile, ne de farz ibadeti kabul olunur. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
22 10 Allah'ı çok zikretmekle meclislerin hakkını verin. Doğru yolu gösterin ve gözlerinizi indirin. (Haramdan sakının). Hz. Sebi İbni Huneyf (r.a.)
22 11 Azimetleri yerine getirin ve ruhsatları da kabul edin. (Din kolaylıktır icabında faydalanın.) İnsanları bırakın (gizli hallerini ve ayıblarını araştırmayın). Onlara böyle yapmanız sizin için yeterlidir (şerlerinden emin olursunuz.) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
22 12 Şu maldan (dünyadan) istemeksizin ve tamah etmeksizin Allah Teala sana verdiğinde onu al ve ye, Onu mal edin. Hz. Ebud Derda (r.a.)
22 13 Allah sana bir mal verdiği zaman, Allah'ın bu nimet ve ikramının eseri senin üzerinde görülsün. Hz. Ebud Derda (r.a.)
22 14 Bir kimse ile kardeşlik kurduğunda onun adını ve babasının adını sor. Onun gaybutinde aile efradını korursun, hasta olursa ziyaret edersin, vefat ederse cenazesinde hazır olursun. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
22 15 Sizden biriniz bir hadim (köle) satın aldığında ona ilk yedireceği şey helva (tatlı) olsun. Onun alışması için bu daha iyidir. Hz. Muaz ibni Cebel (r.a.)
22 16 Marufu (iyilik) istediğiniz zaman onu güzel yüzlülerden taleb ediniz. Hz. Abdullah İbni Cerad (r.a.)
22 17 Sizlerden biri, müslümanlar hakkında hüküm vermek durumunda kaldığı zaman öfkeli iken hüküm vermesin. Onlara (davacı ve davalıya) bakışta, oturtma yerinde ve işaret etmede kendilerine eşit davranılmasını temin etsin. Hz. Ümmü Seleme (r.anha
Her hak sahibine hakkını veriniz. Çocuk yatağındır(yatak sahibinin). Zani için de recm vardır. Kim ki, efendisinden başkasını veli edinirse, yahud başkasına nisbet iddia ederse Allah'ın meleklerinin ve insanların hepsinin laneti onun üzerine olsun. Böylesinin ne nafile, ne de farz ibadeti kabul olunur.
Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
Sayfa: 22 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Allah'ın insanlardan en nefret ettiği kişi, sığırın diliyle ağzını karıştırdığı gibi (yanlışı doğru, doğruyu yanlış göstermek için) konuşurken dilini dolaştırıp duran belağat sahibi kimsedir.
Ravi: Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.)
Sayfa: 8 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel31 Temmuz 2025 23:25
Hacetini arz edemeyen kimsenin hacetini siz tebliğ ediniz. Her kim ki, ihtiyacını arza muktedir olamayan bir kimsenin hacetini Sultana bildirirse, Allah, onun ayaklarını kıyamet gününde sırat üzerinde sabit kılar.
Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)
Sayfa: 8 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
- Bunlar kolay cevaplanacak sorular değil? Cenab-ı Hak inşaallah güzel günler gösterecek. Herkes faaliyetlerini ya-pacak Cenab-ı Hak bir halte nasib edecek inga ba-şına. Dağınık olunca ta-bii hiç bir şey olamıyor. Lokman Hekim kırk tane
Cenab-ı Hak inşallah güzel günler gösterecek.
çöp bağlamış, "kırın" demiş, evlatlarından kimse ki ramamış. Çözmüş hepsini, çat çat kırmışlar. "Hepi-niz birleşin ki böyle kuvvetli olasınız." demiş. Bu an cak hiläfetle olur. Hilafete tam sahip olunursa, bir kaç kötü de erir gider.
Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür.
Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 16 / No: 17
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel4 Ağustos 2025 02:51
Allah, Hz. İbrahim (a.s.)'ı "Halil". Hz. Musa (a.s.)'ı "Neciy" ve Beni de "Habib" ittihaz etti. Sonra buyurdu ki: "İzzetim ve Celalim hakkı için Habibimi, Halilim ve Neciyyim üzerine tercih ederim."
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 11 / No: 11
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel4 Ağustos 2025 02:52
Cibril (a.s.) Bana geldi ve buyurdu ki: "Ya Muhammed (s.a.s.) Rabbin Sana selam ediyor ve şöyle buyuruyor: "Kullarımdan öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak zenginlikle salah bulur. Eğer onu fakir kılsa idim o küfranı nimet ederdi. Ve yine kullarımdan öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak fakirlikle salah bulur. Eğer onu zengin kılsa idim o küfrederdi. Kullarımdan öylesi de vardır ki onun imanı ancak sıhhatta olması ile tamam olur. Eğer ona hastalık versem, o küfrederdi. (Diğer bir nüshada şu ilave vardır) Kullarımdan öyle kimse de vardır ki, onun imanı ancak kendisinin hastalık içinde bulunması ile tamam olur. Eğer onu sıhhatte kılsam, o küfranı nimet ederdi"
Ravi: Hz. Ömer (r.a.)
Sayfa: 11 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel4 Ağustos 2025 02:53
Kendisinden çocuk peydah olacak meniyi, kayanın üstüne döksen, Allah (z.c.hz.) yaratacağını yaratır ve hiç şüphe yok ki Allah yaratacağı canı yaratır.
Ravi: Hz. Sumame (r.a.)
Sayfa: 354 / No: 14
Ramuz El-Ehadis
"Bir gün Peygamber (s.a.v.) in terkisinde (bineğinin arkasında) idim. Bana şöyle bu-yurdu:
"Ey genç! Sana bazı kelimeler öğreteyim: Allah'ı gözet ki, O da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki, O'nu karşında bulasın. Bir şey is-tediğinde Allah'tan iste. Yardım dilediğinde Allah'tan dile. Şunu bil ki, şayet bütün üm-met (insanlık) sana bir fayda vermek için bir araya gelse, ancak Allah'ın senin için yazdı-ğı kadarıyla fayda verebilirler. Yine şayet sana bir zarar vermek için bir araya gelseler, ancak Allah'ın senin aleyhine yazdığı kadar zarar verebilirler. Kalemler kaldırılmış, sa-hifeler kurumuş (yani her şey takdir edilmiş ve bitmiştir)." 8
Bu tavsiyeleri ile Rasul-i Zîşân Efendi-miz, tüm fillerimizde, düşüncelerimizde ve niyetlerimizde Allah'ın rızasını, emirlerini ve yasaklarını göz önünde bulundurma-mız gerektiğini işaret buyurur. Bu, Allah bilinciyle yaşamaktır ki, hayatın merkezine O'nu koymanın ta kendisidir. Yine O (s.a.v.), insanın tüm ihtiyaçlarında ve zorlukların-da ilk ve en nihai merci olarak Allah'ı gör-mesi gerektiğini belirtir. Bu, tam bir tevek-kül ve acziyetini bilerek yalnızca Yaratıcısı-na yönelme halidir.
i
İnsanlar onu tanıyacak diye faciri anmaktan çekiniyor musunuz? Facirden, bulunduğu hal üzere bahsedin ki, insanlar ondan sakınsınlar.
Ravi: Hz. Behz İbni Hakim (r.a.)
Sayfa: 12 / No: 13
Ramuz El-Ehadis
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
186 1 Yarabbi. Ona (Hz. Ali'ye) yardım et. Ve onu yardım vesilesi et. Ona rahmet et ve onu rahmet vesilesi et. Ona nusret ver ve onu nusret vesilesi et. Yarabbi, ona dost olana dost ol ve ona düşman olana da düşman. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
186 2 Yarabbi, bunları (hz. Hasan ve Hüseyin) Ben seviyorum. Sen de sev, Ve buğz edene sen de buğz et. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
186 3 Yarabbi, Abbas'a ve Abbas'ın evladına yardım et. Yarabbi Abbas'a ve Abbas'ın evladına yardım et. Yarabbi, Abbas'a ve Abbas'ın evladına yardım et. Ey amca, Mehdi senin sülalendendir. Teyid edilmiş, Radiye ve Merdiyye olarak. Hz. Abbas (r.a.)
186 4 Yarabbi, Ebu Bekir'e (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Ömer (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Osman'a (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Ebu Ubeyde İbnil Cerrah'a (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Yarabbi, Amr İbni As'a (r.a) rahmet et, Zira o, Seni de Resulünü de sever. Hz. İbni Yuhamir (r.a.)
186 5 Yarabbi, kim ki Bana inanır, Beni tasdik eder ve Senden Bana gelenin (kitabın) hak olduğuna şehadet ederse, Sen onun malını da evladını da az ver ve ruhunu da erken kabzet. Yarabbi, ona Sana kavuşmayı sevdir. Ve ölümünü de ta'cil et. Kim de Bana inanmaz ve Beni tasdik etmez ise ve getirdiğimin Hak olduğunu da bilmezse, onun malını ve evladını çoğalt ve ömrünü de uzun et. Hz. Muaz (r.a.)
186 6 Yarabbi Kureyş'e hidayet et. Zira onların alimi, arzı ilimle dolduracaktır. Yarabbi onlara (dünyevi) azabı tattırdığın gibi nimetini de tattır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
186 7 Yarabbi, ona (Hz. Muaviye ra) kitabı ve hesabı öğret. Onu memleketlerde hükmettir ve kendisini azabtan koru. Hz. Seleme İbni Muhalled (r.a.)
186 8 Yarabbi, ona (Hz. Muaviye r.a) ilim ihsan et. Ve onu hidayet rehberi ve Mehdi kıl. Ve onun sebebiyle de hidayet ver. Hz. Ömer (r.a.)
186 9 Yarabbi rüzgarın şerrinden ve rüzgarla gelecek şeyin şerrinden ve bilhassa Ad kavmini helak eden şimal rüzgarından sana sığınırım. Hz. Câbir (r.a.)
186 10 Yarabbi, Sen; ruhu, sinirlerin, kemiklerin ve parmak uçlarının arasından alırsın Sen Bana ölüm hususunda yardımcı ol. Onu Bana kolaylaştır. Hz. Tumet İbni Ğaylan (r.a.)
186 11 Yarabbi, imanı ruhuma içirdiğin gibi, kalbime de içir. Yaratılışımda takdir ettiğin şeyden bir şeyle Bana azab etme. Zira Sen Benim üzerimde her şeyi yapmaya muktedirsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Rivâyete göre bir gün Hazret-i Îså -aleyhisselâm-: "-Ölülerle oturmaktan sakının, zira kalpleriniz ölür!" buyurdu.
Kendisine: "-Ölüler kimlerdir?" diye sorulunca da, şu karşılığı verdi:
"-Ölüler, dünyaya dalanlardır. (Yani canlı cenazelerdir.)"
(Ebû Tálib el-Mekki, Kütü'l-Kulüb, Beyrut 1426, c. I, sf, 176)
RIN KERAN
TLIEKMP
"Sizi boş yere yarattığımızı ve sizin hakîkaten huzûrumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?"
(el-Mü'minûn, 115)
***
"Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların (yâni insanların) çoğu (gafletlerinden dolayı) bilmiyorlar." (ed-Duhân, 38-39)
Kadınlara itaat nedamettir.
Ravi: Hz. Âişe (r.anha)
Sayfa: 312 / No: 1
Ramuz El-Ehadis
Ehli cehenneme deneydi ki: "Dünyadaki taşlar adedince Cehennemde kalacaksınız" buna ferahlanırlardı. Cennet ehline de denseydi ki: "Taşlar adedince kalacaksınız." hüzünlenirlerdi. Lakin onlara ebediyet mukadder kılındı.
Ravi: Hz. İbni Mes'ud (r.a.)
Sayfa: 358 / No: 6
Ramuz El-Ehadis
Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliriz. Onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında aile-sini kurtaracağız. 23
Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."24
İki Kadından
Biri
Lut (a.s.) ın karısı; peygamber ko-casına îmanda ihanet etmiş iki ka-dından biri idi. 25 İman; gerçekten hidâyet işiydi. Nuh (a.s.) ın karısının düştüğü inanç-sızlık batağına Lut (a.s.) in eşi de düşmüştü. Her an yanında bulunan ilâhî ışıktan yararlanamamıştı.
Nuh ve Lut (aleyhimesselâm) peygamber olma-larına rağmen eşlerini helâk olmaktan kurtarama-mışlardı. Çünkü kurtuluş; soya, sopa, akrabalığa de-ğil, imana dayalı idi.
Elçi melekler İbrahim (a.s.) ın yanından ayrıl-dılar. Sedum'a vardılar. Lut (a.s.) 1 buldular. O'na misafir oldular.
"Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti. Çok sıkıldı. "Bu çetin bir gündür! dedi."26
Niçin çetindi?
Gelenler kimdi?
Lut (a.s.) bilmiyordu. Ama hepsi gençti, güzel-di, erkekti. Zaten milleti de böyle kişileri ele geçir-mek isterdi. Şimdi ise, evde bir grup genç erkek var-
(23) el-Ankebut 29/32, el-Hicr 15/58-59.
(24) el-Hicr 15/60.
(25). Bkz. et-Tahrim 66/10.
(26) Hûd 11/77.
(27) Bkz. Beyzavî 1/570.
97
Kur'an-ı Kerîme Göre
Peygamberler
ve
Tevhid Mücadelesi
1
N.Mehmed Solmaz
Dr. İsmail Lütfi Çakan
ENSAR NEŞRİYAT
karşısında duygulanıyor ve O'nun arkasından şöy-le sesleniyordu:
Gel, kardeşimin oğlu gell. İstediğini söy-le. Yemin ederim ki hiç bir şey karşısında seni onlara teslim etmem.»
Netice Muhammed (a.s.) için zaferdi.
Relslik, Mal ve Kadım
Bu girişimlerinin de etkisizliğini gören Mekkeliler bu kez Muham-med (a.s.) in kendisine müracaat
ettiler.
Reislik, mal ve kadın teklif ettiler...
Teklifleriyle dönüp gittiler..
Makam, para ve kadın...
Her devirde adam avlama araçlarıydı. Bugün de bu araçları pek hesablı ve sinsice kullananlar vardı...
Muhammed (a.s.) hepsini bir çırpıda reddetti.
O'nun ümmeti de öyle hareket edeceklerdi...
Taviz İsteği
Bir başka seferdi.. Geldiler. Putları kötü-lemekten olsun vaz geçmesini istediler.
Kur'an bu konuda şu bilgiyi verdi:
«...Onlar sana indirilen âyetlerden beğenme-diklerini bırakman suretiyle senin kendileriyle uyuşmanı isterler.
Böyle yapsan seni överler,>> Ta
Onlar överlerdi, ya Allah ne derdi?
«O takdirde sana hayatında ölümünde kat kat
(72) el-Kalem 68/9.
YanıtlaSil
Yuksel11 Ağustos 2025 04:33
(azab) ını taddırırdık. Sonra bize karşı bir yardım-cı da bulamazdın!» 73
di? Peygamber böyle bir uzlaşmaya nasıl gider-
Gitmedi. Taviz vermedi. Çünkü onu Allah Teâlâ pekiştirmişti.74
O'nun davasının güdücüleri de böylesi bölü-cü, kısmi anlaşmalara «evet» diyemezlerdi. Tev-hid'den taviz veremezlerdi. Tevhid'den taviz veril-mesini isteyen ana-baba da olsa, dinlenmezdi. On-lara böylesi konularda itaat gerekmezdi.75
«Sizin Dininiz
Size...»
Mekkeliler iyiden iyiye putların derdine düşmüşlerdi. Onları Mu-hammed (a.s.) ın hücumlarından kurtarmanın yollarını düşünmekteydiler. Geldiler:
<<- Sen dediler, bizim putlarımıza kulluk et, biz de senin Allahına kulluk edelim.>>>
Olacak şey miydi?
Vahy indi:
«De ki:
Ey cahiller, Bana Allah'dan başkasına kul-luk etmemi mi emredersiniz?» 76
«De ki:
Ey kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam.
Benim taptığıma da sizler tapmazsınız.
Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim.
(73) el-İsrâ 17/75.
(74) bkz. el-İsrâ 17/74.
(75) bkz, el-Ankebût 29/8; Lokman 31/15.
(76) el-Kafirun 109/1-6.
(77) el-Kehf 18/29.
50
YanıtlaSil
Yuksel11 Ağustos 2025 04:36
Kur'an-ı Kerim'e Göre
Peygamberler
ve
Tevhid Mücadelesi
2
PEYGAMBER EFENDİMİZİN MEKKE DEVRİ MÜCADELESİ
N.Mehmed Solmaz. Dr. İsmail Lütfi Çakan
e
ENSAR NEŞRİYAT
ŞANLI MAZİMİZDEN SEÇME NÜKTELER
MELEKLERİ GÖRDÜ
Medineli ilk müslümanlardan Üseyd bin Hudayr, Evs kabilesine mensuptu. İkinci Akabe Bey'atı'nda Allah Rasûlü ile görüştü.
Hazret-i Aişe onun hak-kında; "Üseyd insanların en fazi-letlilerindendi." derdi. Güzel söz-lerinden biri şöyledir:
“Bütün ömrümü üç hål üzerin-de geçirmek isterdim:
Birincisi, Kur'ân okuduğum
ve dinlediğim zamanki hâlimdir. İkincisi, Rasûlullah 'in hut besini dinlediğim zamanki hâlimdir.
Üçüncüsü, bir cenâze ile kar-şılaştığım zamanki hâlimdir ki, cenâzeyi görünce kendime ne ile meşgul olduğumu ve ölüm için ne hazırladığımı sorarım." (Ahmed, IV, s. 352; Håkim, Müstedrek, III, s. 327)
Bu yıldız şahsiyet, 641'de vefât etti. Kabri, Cennetü'l-Bakîdedir.
Abdullah Mesud HIDIR mahidir@gmai
Bir gece Üseyd, Bakara Sûre-si'ni okuyordu. Atını da yanına bağ-lamıştı. Kur'an'ı okurken at birden ha-reketlenmeye başladı. Üseyd sustu. O susunca at da sakinleşti. Üseyd tekrar okumaya başladı. At yine şah-landı. Üseyd sustu, at da sakinleş-ti. Bundan sonra Üseyd bir daha okumaya başladı, at yine hırçınlaştı. Üseyd artık vazgeçti. Üseyd'in oğlu Yahya ise ata yakın bir yerde (yatmakta) idi. Atın çocuğa bir za-rarı dokunmasından endişe ederek çocuğu geriye çekti. Bu sırada başını kaldırıp göğe baktığında, parlamakta olan birtakım şeyler gördü ve o şeyler uzaklaşarak gözden kayboldu.
lü ona;
Hudayr oğlu!" buyurdu. "-Oku ey Hudayr oğlu, oku ey
Üseyd;
"-Yâ Rasûlallah, başımı kal-dırıp göğe baktığımda beyaz bu-lut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi birçok şeyin parla-makta olduğunu gördüm. Sonra bu parlak cisimler göğe doğru çe-kilip gözden kayboldu." dedi.
Hazret-i Peygamber;
"-Bilir misin onlar nedir? Onlar meleklerdi, senin Kur'ân okuyuş sesine yaklaşmışlardı. Eğer okumaya devam etseydin sabaha kadar seni dinlerlerdi. İnsanlar da onlara bakarlardı. Onlar insanların gözünden gizlenemezler-di." buyurdu. (Buhâri, Fezaili'l-Kur'an, 15;
Üseyd, gece olanları Hazret-i Peygamber'e anlattı. Allah Rasû-
Müslim, Salāti'l-Müsafirin, 242)
Şuba rikin bab
ZIYAN!
Unlü âlim Fahreddin er-Râzî, 6 1149'da Rey'de doğdu. Önce bi-amli bir âlim ve iyi bir hatip olan hasından, sonra da devrin âlimle-den ilim öğrendi. Daha sonra He-a yerleşti. Tefsir, kelâm, mantık, tah, Arap dili, tarih ve tıp alanın-eserler te'lif etti, talebe yetiştirdi.
Fahreddin er-Rází, 29 Mart 1210'da vefât etti. Kabri, Herat'tadır.
Fahreddin Râzî; Asr Sûresi'ni tefsir ederken, tebdîl-i mekân yapa-rak zihnini biraz açmaya niyetlen-d. Bir dostunun yanına gitti. Dostu sohbet esnasında bir nükte anlattı:
*-Bir adam sıcak yaz gününde,
bunaltıcı bir havada şehrin merke-zine doğru ilerlemiş. Pazara yak-laştığında bir satıcının;
<<-Ana sermayesi eriyip yok olana merhamet ediniz! Ana ser-mayesi eriyip yok olana merhamet ediniz!>> diye nidâ ettiğini işitmiş;
<<-Ne satıyor ki böyle bağırı-yor?>>>diye merak ederek adamın tezgâhına yaklaşmış. Satıcının; in-sanlar ferahlasın diye dağdan buz getirdiğini, her an biraz daha eri-yen buzu satmaya çalıştığını gör-müş. Buz eridikçe adamın emeği ve kazancı da eriyormuş."
Nükte Fahreddin er-Râzînin zihninde tekrar tekrar dolaştı ve;
"-Asr Sûresi'nin mânâsı işte bu-dur. Çünkü, artık insanın üzerinden
ikindi de geçiyor, böylece ömrü biti-yor, ama insan henüz bir şeyler ka-zanmış değil. O hâlde insan ziyan-dadır" diyerek bu nükteyi tefsirine ekledi. (Fahreddin er-Razi, Mefatihu'l-ġayb, XXXII, 81) (*Asr; zaman, ikindi, ikindi nama-zı, asr-ı saâdet gibi månålara da gelir.)
Ömür; güneşin altındaki buz gibi hızla erimekte, hayat ırmağı hız-la akıp gitmekte... Muhasebe edenle-re, nefsini hesaba çekenlere, tevbe ve istiğfar edenlere ne mutlu...
Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür.
Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 16 / No: 17
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 01:58
Evet, Ben Kur'an'ı fehm ile okuyorum. Siz ise zahiri ile okuyorsunuz . Dediler ki: "Ya Resulallah, zahir ile batın (fehm)'in farkı nedir?" Buyurdu ki: "Ben Kur'an'ı okuyorum ve tefekkür ediyorum. Ve ahkamı ile amel ediyorum. Halbuki siz şöyle okuyorsunuz, buyurdu ve elini süratle geçirerek işaret etti. (Bu hadis-i şerif Ashabın peygamber Efendimize şöyle demeleri üzerine varid olmuştur: "Ya Rasülallah! Siz Kur'an-ı Kerim'i okuduğunuz zaman öyle bir manevi haz duyuyoruz ki, kendi kendimize okuduğumuzda bu halaveti duyamıyoruz.")
Ravi: Hz. Umeyr İbni Hani (r.a.)
Sayfa: 16 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
Evet, Ben Kur'an'ı fehm ile okuyorum. Siz ise zahiri ile okuyorsunuz . Dediler ki: "Ya Resulallah, zahir ile batın (fehm)'in farkı nedir?" Buyurdu ki: "Ben Kur'an'ı okuyorum ve tefekkür ediyorum. Ve ahkamı ile amel ediyorum. Halbuki siz şöyle okuyorsunuz, buyurdu ve elini süratle geçirerek işaret etti. (Bu hadis-i şerif Ashabın peygamber Efendimize şöyle demeleri üzerine varid olmuştur: "Ya Rasülallah! Siz Kur'an-ı Kerim'i okuduğunuz zaman öyle bir manevi haz duyuyoruz ki, kendi kendimize okuduğumuzda bu halaveti duyamıyoruz.")
Ravi: Hz. Umeyr İbni Hani (r.a.)
Sayfa: 16 / No: 9
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 02:24
Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onların hepsini yüzü koyun cehenneme atar.
Ravi: Hz. Ebû Bekre (r.a.)
Sayfa: 355 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 02:26
Bütün yer gök ehli bir mü'minin kanında ortak olsa, Allah onları Cehenneme atar.
Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Sayfa: 355 / No: 2
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 02:27
Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür.
Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Sayfa: 16 / No: 17
Ramuz El-Ehadis
Kitaplara adanmış bir ömür
İZLER
Bülent Acun
kulacuni@hotmail.com
M EZAR taşları sadece gö-rünüşleriyle değil, üzerlerine ya-zılmış nice ibretli cümlelerle de tam bir hikmet hazinele-ridir. İnsanın, dünya-nın, hayatın ve eşyanın künhüne vakıf olabilmek için mezar taşları ara-sında gerçekleştirile-cek küçük bir seyahat yeter de artar bile. İşte insanın bu-gününü ve yarınını özetleyen veciz bir mezar taşı yazısı; "En insan! Dün bende senin gibiydim. Unutma ki yarın sende benim gibi olacaksın!"
★
YanıtlaSil
Yuksel12 Ağustos 2025 04:37
müptelası idi. Ruhu şad, mekanı cennet,
makamı âli, menzili mübarek olsun.
Marifet yayınevinin kapandığı gün-lerdi. Ömer Ziya Belviranlı ağabey, Kamil Büyüker Hocam ve bendenizi yayınevine davet etmiş, "buradan dilediğiniz kitabı alabilirsiniz" demişti.
Birkaç tane kitap almış, daha fazlasını almaya elimiz varmamıştı. Bir yayınevinin kapanışına şahit olmak ikimize de çok ağır gelmişti. Ben bu atmosferde merhuma şöyle bir soru sormuştum:
"Abi, bu kitapları verecek yakınında ve çevrende kimsen yok mu?"
Merhum soruma cevaben "Olmaz olur mu? Elbette var hamdolsun" demiş ve fi-nali şu muhteşem cümle ile gerçekleştir-mişti: "Kitabın gerçek varisleri okurlarıdır."
DERİN DEVLET
kerini kıyıda durdurur. Ama arkada donanmanın desteği olduğu için denize dökemezler onları. Bunun üzerine İtalya'da büyük olay çıkar.
Atatürk'ten sonra gerçekten derin devlet vizyonuna sahip bir isim geldi mi?
Derin devlet vizyonuna sahip Alparslan Türkeş, olağanüstü derin ve karmaşık bir bakışı olan ve enteresan duruşlar sergileyen bir insandır. Mesela gün gelmiştir, Alparslan Türkeş Nazım Hik-met'ten şiir okumuştur. Çok farklı bir hareketti, ama ülkücüler bunu anlamamıştır. Bu adam şiirlerini Türkçe yazmış. İsterse va-tan haini olsun, bu bir Türk şairidir. Dolayısıyla bu adamın Türk-çeye bir hizmeti vardır. Türkeş'in onun şiirini okumasını böyle bir millet vefası olarak görmüşümdür.
Türkeş başka bir şey daha yaptı. Mesela Bakü-Ceyhan petrol boru hattı için, "Bu ortaklığın içinde Türkiye'nin payı yüzde on, Rusya'nın payı yüzde yirmi beş olmalı" dedi. Bir numaralı Rus düşmanı böyle bir şeyi nasıl yapabilir, diye düşünebilirsiniz. Tür-keş biliyor ki, Rusya istemezse petrol boru hattının gerçekleşme-si çok zor olur. Ayrıca eğer Rusya'ya yüzde yirmi beş verip de ya-nınıza almazsanız, bu sefer siz yüzde onu alsanız bile Amerika'yı bu işte o kadar etkin kılarsınız ki, dengelenmesi imkânsız bir güç olur. Türkeş'te bir devlet adamı kumaşı vardır.
Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa'nın liderliğindeki İt-tihat ve Terakki'nin Teşkilat-ı Mahsusa isimli bir istihbarat teş-kilatı vardı. Bu, Türk tarihindeki belki de en önemli gizli servis-lerden biri olarak kabul edilir. Ayrıca Yakup Cemil, Eşref Kuş-çubaşı, Yahya Efendi gibi önemli fedaileri vardı. Teşkilat-ı Mahsusa bir derin devlet oluşumu mudur?
Dönem İttihat Terakki dönemiydi. Daha doğrusu tarihin en önemli dönemlerinden bir tanesiydi. Teşkilat-ı Mahsusa ve onun öncülü sayabileceğimiz Jurnalciler Örgütü çağdaşlaşan ba-
Dosya
Gündem
Siyaset
Dünya
Ekonomi
Spor
Tarih
Filistin
Çanakkale
Ekonomi
Gündem
Eğitim
Aktüel
Sağlık
Dünya
Genel
Spor
Manisa
Edirne
Bolu
Yerel
Dosya
Filistin
Bilim,
Balıkesir
İstanbul
Ankara
Kayseri
Abdurrahman Dilipak
Dünya nereye götürülüyor?
Abdurrahman Dilipak
19.09.2024 - 00:05
Yayınlanma
Google News
Derin Gerçekler
Bakın dün başlayıp bu gün devam ettiğimiz, Pedefolik Satanist Siyonistlerin bu eylem planındaki işleri savunan partisinden, cemaatinden, mediasından, iş adamından, akademisyeninden uzak duralım. Bunların partilerinden, STK’larından ayrılın. Ya da içeride mücadele edin, orada olup bitenleri insanlara duyurun. Artık İnsan Hakları diye bir şey yok, çünkü insan yok. Çevre yalan, Kadın özgürlük hareketleri de yalan. Sağlık diye geni ile oynanmış gıdalar, sentetik et öneriyorlar. İlaçlar zehir.
Sıkı durun daha devamı var: CIA, FBI, eyalet ve yerel polis teşkilatları, IRS, FEMA, Sosyal Güvenlik'in ana dosyaları büyük ölçüde genişletilecek ve ABD’deki tüm bireylerin kişisel kayıtlarının temelini oluşturacaktır. Evlilik yasaklanacak ve bildiğimiz gibi bir aile hayatı olmayacak. Çocuklar erken yaşta ebeveynlerinden alınacak ve devlet malı olarak vesayet altında büyütülecek. Böyle bir deney, çocukların devlet tarafından sadakatsiz vatandaşlar olarak görülen ebeveynlerinden alındığı Doğu Almanya'da Erich Honnecker tarafından gerçekleştirilmişti. Kadınlar, "kadın kurtuluşu" hareketlerinin devam eden süreci boyunca aşağılanacak. Özgür seks zorunlu olacak. 20 yaşına kadar en az bir kez uyulmaması, şahsına karşı ağır misillemelerle cezalandırılır. Bir kadına iki çocuk doğduktan sonra kendi kendine kürtaj öğretilir ve uygulanır; bu kayıtlar, Tek Dünya Hükümeti'nin bölgesel bilgisayarlarındaki her kadının kişisel dosyasında yer alır. Bir kadın daha önce iki çocuk doğurduktan sonra hamile kalırsa, böyle bir kürtaj ve sterilizasyon yapılması için zorla bir kürtaj kliniğine götürülür.
Pornografi teşvik edilecek ve eşcinsel ve lezbiyen pornografisi de dahil olmak üzere her sinema salonunda zorunlu olarak gösterilecektir. Bakın ülkemizde, bugün yargı ve vergi muafiyeti verdiğimiz, Diplomatik dokunulmazlığa sahip, doğrudan ve dolaylı olarak Kamu, özel ve STK’larla hertürlü görüşme, iş birliği ve mali kaynak desteği, EGİTDONAT faaliyetine ilişkin imtiyaz sahi UN WOMAN Örgütü bu Pedefolik, Satanist, Siyonistlerin yüz milyon dolarları bulan fonlarını ülkemizde dağıtmaya devam ediyor. "Eğlence amaçlı" uyuşturucuların kullanımı teşvik edilecek ve her kişiye, dünyanın dört bir yanındaki One World Government mağazalarından satın alınabilen uyuşturucu kotaları tahsis edilecektir. Zihin kontrol uyuşturucuları yaygınlaştırılacak ve kullanımı zorunlu hale gelecektir. Bu tür zihin kontrol uyuşturucuları, insanların bilgisi ve/veya rızası olmadan yiyecek ve/veya su tedariklerinde verilecektir. One World Government çalışanları tarafından işletilen ve köle sınıfının boş zamanlarını geçirebileceği uyuşturucu barları kurulacaktır.
BİR AYET
...Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz. (Enbiya, 21/35)
MÜSLÜMAN'IN AFETLERE BAKIŞI NASIL OLMALIDIR?
İnsanın; Rabbine, kendine ve yaşadığı topluma karşı olduğu gibi tabiata karşı da yükümlülükleri vardır. Bu durum ona, öncelikle tabiatın bir nimet ve ema-net olduğu bilinciyle, onu tahrip ve ifsat etmeden hareket etme sorumluluğu yükler. Öte yandan insanoğlu, tabiatın doğal işleyişinden kaynaklanan birtakım afetlerle karşılaşabileceği gibi kendi ihmal ve hatalarının acı neticeleriyle de yüzleşmek durumunda kalabilmektedir. Bunlarla başa çıkabilmenin yolu, afet ve musibetler karşısında serinkanlı davranışlar sergilemekten geçer. Acı ve ıstıraplara sabredip en güzel şekilde mücadele edenler, ahirette büyük mükafata, ebedî huzur ve refaha kavuşacaklardır. Ancak musibetler karşısında sabret-mek, hiçbir şey yapmadan sadece beklemek ve sıkıntılara çaresizce katlanmak değildir. Aksine sabretmek, metîn olmak, olumsuzlukları gidermek için azim ve kararlılık göstermek, olanlardan dersler çıkarmak, sorumlulukları hatırla-mak, hülasa maddi ve manevi alanda yapılması gerekenleri yerine getirmektir.
440/Zübeyin Göndersto
Zübeyir Ağabey neşriyatın üzerinde çok dururu lik yayпечь durmuştu. Bunun sebebini Zubayir Ağabey söyle izah ederdi miz Mihrap Yayınevidir Mihrap Yayınevini Zubevir Ağabey kar
"Gazetede çıkan yazılar heder olmasın Çıkan güzel tefrikala ran kapatacak bir gelir kaynağı olur. Bu vesile ile o güzel yan Gazeteler geçmişte hep zarar ederek gelmiştir. Yayınevi de 20 n, makaleleri toplayıp kitap yapın. Gazeteler para kazanmaz lar da kitaplaşmış olur."
6. 1969, DIN ADINA SİYASİ HAREKETLER
27 Mayıs İhtilali, demokrasi kahramanlarını Yassıada'da da rağacına götürürken, Demokrat Partivi de tarih sahnesinden sil meye çalışmışlardı. Milli Şef İnönü, silah zoru ile ve idamın göl gesinde iktidara gelmişti.
Sindirilen geniş kitleler, çıkış yolu için bekliyordu. Demokrat Adalet Partisine doğru kaymış ve kısa zamanda bu partiyi ezici Parti'yi destekleyen halkın tabanı, 11 Şubat 1961'da kurulan çoğunlukla iktidar yapmıştı.
AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala'nın ölümü üzerine yapr lan AP Kongresinde Süleyman Demirel Genel Başkanlığa geti rilmiş ve 12 Eylül İhtiläline kadar bu partinin başında kalmıştı.
Gizli güçler, Süleyman Demirel ve Nur Talebelerinin arasında ki ilişkiyi yıllarca malzeme olarak kullanmış, bu durum, Demirel'e, "Said Nursî'nin halifesi" (1966 basın) demeye kadar götürülmüş tü. Adalet Partisi ezici çoğunlukla iktidara gelince İnönü, meydan lanı dolaşarak, "AP Nurcuların yardımı ile oy topluyor" demişti.
Gündüzalp, Said Nursi'nin hareket tarzını benimseyerek, si yasīleri ikaz etmeyi ihmal etmemişti. Gerektiğinde mektup gön dermiş, gerektiğinde ise hey'etler oluşturarak ilgili mercilerin ya nına göndermişti.
Zübeyir Gündüzalp, içinde Bekir Berk, Mehmet Kutlular ve Mehmet Fırıncı'nın sürekli olarak bulunduğu bir hey'eti, ihtiyaç
YanıtlaSil
Yuksel19 Ağustos 2025 12:13
Nurculuk HAREKETinde YENİ DÖNEM |
443
emirel in de bu kelimeyi kullanmamaya özen gösterdiğini ya-ebiliyorum.
Zubeyir Ağabey, bu tip yanlışlar olduğu zaman, sür'atle tashi-ister ya da ikaz gönderirdi.
1968'in başı idi. Müslümanları sıkıntıya sokacak bir kanun çı acaktı: Anayasa Nizamını Koruma Kanunu, Kanun ihtilal son-ası hazırlatılmıştı; ihtilalcilerin isteği doğrultusunda...
Zübeyir Ağabey bizleri çağırdı, Bekir Ağabey de vardı: "Gi-din, Süleyman Demirel'le görüşün. Bu kanun Müslümanları fev-kaläde sıkıntıya sokacak. Bu kanun çıkmasın" dedi.
Bekir Ağabeyle bir ekip gittik. Konuşmalar yapıldı. Bu kanu-nun çıkmaması lazım geldiği, eğer çıkarılıp tatbik edilirse Allah demenin bile suç olacağı, elāstikî bir durum bulunduğu ve Müs-Jümanların bundan çok zarar göreceği ifade edildi.
Süleyman Demirel de özetle, "Ben de sizinle aynı kanaatte-yim; ama Milli Güvenlik Kurulu mutlaka bu kanunun çıkarılma-sını istiyor. Bunun için de bize tazyik yapıyorlar. Şu anda yapa-cağımız bir şey yok" dedi.
Sonra zaten Demirel'le münasebetlerimiz daha fazlalaştı ve ek-seriyetle de Bekir Ağabey giderken Fırıncı Ağabeyi ve beni yanı-na alırdı. Demirel'e bir mesaj verilecekse, konuşulması gerekecek-se böyle ikili, üçlü, dörtlü Bekir Ağabey başta olarak gidiyorduk.
Milli Nizam Partisi
Zübeyir Gündüzalp'in son yılları, Nurculuk hareketini yakın-dan ilgilendiren ciddi bir problemle uğraşmakla geçmişti.
Din adına bir parti kuruluyordu. Kurulma aşamasında, Nur Talebesi bazı parlamenterler de fiili olarak çalışıyordu.
Hadise şöyle gelişmişti:
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş 'Beyaz Toroslar'ın sembolize ettiği faili meçhuller Türkiye'nin tarihinde kalmalı vurgusu yaptı.
>>HABERI SAYFA 4'TE
YanıtlaSil
Yuksel20 Ağustos 2025 22:13
TE
SEZGİN TANRIKULU:
Toros yakma olayının derin bağlantıları araştırılsın
>>> HABERİ SAYFA 4 TE
KÖTÜ HATIRALARI CANLANDIRDI
Beyaz Toros, faili mechulleri simgeliyor
>>4'TE
Mübalağa ihtilalcidir. (Mh.) 27:1. maka. 7. muk.
Mübalağa, lisandan lisana geçerken her lisandan mübalağa meyli ile çok hayalâtı kendinde toplar, büyür. (Mh.) 44:1.
maka. 12. mukaddime
Mübalağa zemm-i zımnîdir. (S.) 657:Lemaat
Ülfet, mübalağacıların gözlerini kapatmış. (Mh.) 43:1. maka. 12. muk.
Yaratılışta olan güzellik, azamet ve ulviyete kanaat etmemek mübalağayı netice verir. (Mh.) 43:1. makale 12. mukaddime
MÜBAREK GÜNLER
Bediügge
YanıtlaSil
Yuksel26 Ağustos 2025 06:14
Mu'tezile kaderi inkar eder. (S.) 431:26 Söz, 2. mebhas
Mu'tezile'nin kâtil ve maktül hakkındaki görüşü. (1.1.) 75
Mu'tezile mezhebindeki dâne-i hakikat. (S.) 650:Lemaat
Mu'tezile sebeplere tesir verir. (1.1.) 26.
Mutezileye göre amel imandan bir cüzdür. (1.1.) 199, 200; (L.) 80:13. Lem'a 7. işaret
Taklidin temeli atılıp ihtilaf çıkarmak Mûtezile, Cebriye, Mür-cie, Mücessime gibi dalålet fırkalarını netice vermiştir. (Mn.) 31.
Zemahşerî'nin "Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır" demesi. (M.) 437:29. Mektup, 7. telvih, 4. nükte
Zemahşerî Mu'tezilidir. (M.) 437:29. Mektup, 9. kıs. 7. tel. 4. nükte
MÜBALAĞA
Alemde bulunan intizamdaki güzellik ve kemal o derece nak-şolunmuş ki, bütün hayalperestlerin ve mübalağacıların hül-yalarından geçmiş olan harikulade hüsün ve kemale nisbet edilse, o harikulade kemaller gayet âdi ve âdetullah gayet ha-rikulade bir hüsün ve haşmet gösterecektir. (Mh.) 43:1. maka. 12. mukaddime
Ayın yarılması mucizesine mübalağa karışmış. (Mh.) 28:1. ma-kale 7. mukaddime
Bazan şiddetli belagat mübalağa görünür. (Sn.) 27
Gazeteler Meşrûtiyette belagat yerine mübalağayı ve yalanı esas aldılar. (D.H.Ö.) 44; (Т.Н.) 68.
Hak mübalağaya muhtaç değil. (Mh.) 28:1. makale 7. muka.
Herşeyin kıymetine kanaat edilmelidir. (Mh.) 28:1. maka. 7. muk.
İnsanda harikulâdeye olan meyil ile; teceddüt veya revaç vermek için mübalağa meyli doğar. (Mh.) 43:1, maka. 12. muk.
İnsanın kendi meylini kuvveden fiile çıkarmaya olan meyli mübalağayı doğurur. (Mh.) 44:1. makale, 12. mukaddime
İnsan mübalağa meyli ile hayali hakikat gösterir. (Mh.) 27:1. makale 7. mukaddime
FİHRİST/485
YanıtlaSil
Yuksel26 Ağustos 2025 06:15
Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
ZATO DE İKİNCİ BASKI
Peygamber efendimiz sav
ehl-i beytimi
ashabimi
sevmek için
salatu selam çok getirmek
sünnetine uymak
sırat ta ayağı kaymaz.
Yūsuf Sûresinden Çıkarılabilecek Önemli İlke ve Değerler
Affedici olmak!
İffetli ve edepli olmak!
Allah'a tevekkül etmek!
Sıkıntılara karşı sabretmek!
İnsanlara sevgiyle yaklaşmak!
İnsanlara karşı bağışlayıcı olmak!
Zorluklar karşısında sabırlı olmak!
Her türlü şeyden Allah'a sığınmak!
Kin ve düşmanlıktan uzak durmak!
Bize kötü davrananlara iyilik yapmak!
Haset nöbetlerinden Allah'a sığınmak!
Kardeşlerimize karşı iyi duygular beslemek!
Allah'ın emir ve yasaklarına uygun yaşamak!
Başkalarına iftira atmamalı ve yalan söylememek!
HZ. YÛSUF KISSASI 111 ÂYET & 111 MESAJ
İBRAHİM ORUÇ
Ey Peygamber!
Biz, sana bu Kur'ân-ı Kerim'i vahyetmekle, Geçmiş milletlerin ibret ve öğüt alınacak haberlerini, Kıssaların en güzelini anlatıyoruz.
Yûsuf, 12/3.
Yûsuf Sûresi Bize Neler Öğretti?
Bazı rüyalar gerçek olacak!
Sıkıntı elbette bir gün bitecek!
Üzülen elbette bir gün mutlu olacak!
Allah'a tevekkül eden elbette kazanır!
Sabr-ı cemîl'e sarılan her zaman kazanır!
Kaybolan ve özlenen elbette bir gün geri dönecek!
Sabredersen, belki tez değil ama tek olur ödülün, mey-vesi çok olur ve zamanlı değil sonsuz olur. Yeter ki sabret!
Her imtihanın sonunda mutlaka bir mükafat, bir ödül vardır; bütün mesele, imtihan yolculuğunda gösterilen sa-bır ve tahammüldedir!
Bütün kapılar kilitlense, duvar da olsa ve yüzüne de ka-pansa, Allah için azimle koştuğun, her zaman açık olan ve açık olduğuna inandığın Allah'ın kapısı olduğu müddetçe, hiçbir zaman darda, zorda ve yolda kalmazsın!
Saadet Düsturları
Ukbe bin Amiri'l Cüheni diyor ki: "Biz Tebük Seferi'ne çıktık. Bir madı. Peygamberimiz (asm) dedi ki: "Ya Bilal, bizi sabah namazına gece Resulullah (asm) uyuyordu. Güneş yükselinceye kadar uyan-kaldır demedim mi?" Hz. Bilal: "Ya Resulullah, sizin başınıza gelen sonra namaz kıldı. Sonra Allah'a hamd ü sena etti. Ve daha sonra bizim de başımıza geldi." Peygamberimiz azıcık yerinden ayrıldıktan aşağıdaki hadisi anlattı:
1- "Sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır"
(Zira o sözlerin üzerinden bin dört yüz sene geçtiği halde 6666 ayetten bir tanesi dahi geçerliliğini kaybetmemiştir.)
2- "En sağlam ip yani tutunulacak dal, takva yani kelime-i şehadettir."
(Zira kelime-i şehadet takvanın sebebi ve esasıdır. Takva ise ilahi bütün emirleri yerine getirmek ve yasaklardan sakınmaktır.)
3- "Milletlerin en hayırlısı, Hz. İbrahim (as)'in milleti olan Müslü-manlıktır."
(Buna binaendir ki Peygamberimiz (asm) o milletten olmayı em-
retmiştir.)
4- "Sünnetlerin en hayırlısı, Hz. Muhammed (asm)'in sünnetidir."
(öyleyse o sünnet, nur isteyenlere kâfidir.)
5- "Konuşmaların en şereflisi, Allah'ı zikretmektir."129
(Zira ona ait olmayan sözler malayani sayılabilir.)
6- "Kissaların en güzeli, bu Kur'an'dır."
(Zira Kur'an, bütün kıssalarında ümit ve korku dengesini muha-faza eder.)
129 Tezkire-i Kurtubi kitabında şu hadis rivayet edilmektedir: "Kim Allah'ın emirlerine uyarsa Allah'ı zikretmiş olur. Velev ki, kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve yaptığı hayırlar az olsun. Allah'a isyan eden, Allah'ı unutmuş olur. Velev ki, kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve yaptığı hayırlar çok olsun."
88
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 05:32
7- "İşlerin en hayırlısı farzlardır."
(Evet, bu zamanda farzları işleyen kebairi terk eden ehl-i necat olur.)
8- "İşlerin en şerlisi ise sonradan icad edilendir yani bid'alardır."
(Bid'a duanın kabulüne engeldir ve insanı helakete sevk eden en büyük yedi günahtan birisi de bid'alara taraftar olmaktır.)
9. "En güzel yol peygamberlerin yoludur."
(Zira hak ve hakikat nübüvvet içindedir ve nebilerin elindedir. Şer ve dalalet onlara muhalefet edenlerdedir.)
10- "Ölümlerin en şereflisi şehidlerin ölümüdür."
(Evet, bu zamanda imanı kurtarmanın en rahat yolu, şehid veya gazi olmaktır.)
11- "En büyük körlük hidayetten sonra dalalete gitmektir."
(Zira dalalete gitmek imanın kazandırdığı dünya ve ahiret dolusu daimi vücut nurlarını kaybettirir. Öyleyse bundan daha büyük bir körlük olamaz.)
12- "İlmin en hayırlısı faydalı olandır."
(Zira faydası olamayan ilim, sahibine vebal getirir. Ve ahirette aleyhinde şahitlik eder.)
13- "Hidayetin en hayırlısı ona uyulandır."
14- "En şerli körlük kalbin körlüğüdür."
(Yani basiretin kapanmasıdır. Zira onun kapalı olması dünya ve ahiret saadetinin ve nurlarının kaybolmasına sebeptir.)
15- "Veren el alan elden hayırlıdır."
16- "Az olup da yeten, çok olup da gaflete düşürenden hayırlıdır."
(Zira malın kıymeti ve değeri ahireti ve Rabb'imizin rızasını kazandırmaya vesile olması nisbetindedir.)
89
17- "Mazeretlerin en şerlisi ölüm anındaki mazerettir."
(Zira firavun gibi öleceği anda yapılan tevbe makbul değildir)
18- "Pişmanlıkların en şerlisi kıyamet günündeki pişmanlıktır
19- "İnsanlardan bir kısmı vardır ki, (büyük bir fenalık olarak) ancak vakit geçtikten sonra namaz kılarlar."
(Zira namazın kazaya kalması büyük günahlardandır.)
20- "İnsanlardan bir kısmı riyakârlıkla Allah'ı zikrederler."
(Yani, az olarak ancak başkasının gördüğü yerde ibadet eder. Halbuki riyakârlık gizli şirk olarak kabul edilmiştir)
21- "Hataların en büyüğü yalan söylemektir."
(Zira yalan küfrün temeli ve münafıklığın birinci alametidir.)
22- "En hayırlı zenginlik gönül zenginliğidir."
23- "En hayırlı azık takvadır."
(Takva günahlardan sakınmaktır. Takvanın en büyüğü ise kalbi Allah'tan başka her şeyden arındırmaktır.)
24- "Hikmetin başı Allah korkusudur."
(Zira Allah'tan korkan O'nun emir ve yasaklarına uymayı esas yapar.)
25- "Kalbe yerleşenlerin en hayırlısı yakîndir."
(Yakîn, dinimizin emrettiği şeyleri, şeksiz ve şüphesiz kabul et-mektir. Bu ise kişiye tahkiki imanı kazandırır ve iman ile Rabb'ine kavuşmasına vesile olur.)
26- "İman hakikatlerinin herhangi birisi hakkındaki şüphe küfür-dendir."
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 05:35
Evet, inanmamız lazım gelen İlahi emirlerden birisi hakkında süpheye düşen kişi: "Ben bu hakikate Allah ve Resulü nasıl isti-yorsa öyle inanıyorum" demeli ve acilen bilen bir âlime gidip o şüphesini gidermelidir.)
27- "Ölü üzerine bağırmak, feryat etmek cahiliye işidir."
28- "(Mü'minlere) Gizlice hainlik planlayan Cehennemliklerdendir."
29. "Zekâtı verilmeyen para sahibini yakan ateşten bir dağdır."
(Yani insanların toplumsal hayatında intizam ve asayişi temin eden köprü zekâttır.)
30- "(Haram olan) şiir şeytanın çalgılarındandır."
31- "İçki, bütün günahları içinde barındırır."
32- "Kadın şeytanın tuzağıdır."
(Zira Cennet annelerin ayakları altında olduğu gibi şeytanın ve bütün dünyayı ifsat etmeye çalışanların da en çok kullandıkları tuzak ise iffetini kaybeden kadınlardır.)
33- "Gençlik delilikten bir şubedir."
(Zira gençlerdeki hissiyatın kuvvetli olması nefsanî arzulara şiddetli meyletmeleri bazen aklın devre dışı kalmasına sebep olur.)
34- "Kazançların en şerlisi, faiz yoluyla kazanılandır."
(Evet, faiz Cenab-ı Hakk'a karşı savaşmak olduğu gibi kişinin ser-mayesini de bitirir.)
35- "En şerli yiyecek, (zulüm ile alınan) yetim malıdır."
36- "En bahtiyar adam, başkasından ders alan (istikamet yolunu bulan) dır."
37- "En şaki ve bedbaht adam daha annesinin karnında iken bed. baht olandır.
(Evet, takvim hazırlayan bir adamın tecrübeleriyle gelecek se-nenin nasıl geçeceğini bilip henüz sene gelmeden takvimi ha-zırladığı gibi aynen öyle de dünyaya gelecek bir insanın iyilik veya kötülükten hangisini tercih edip yapacağını Allah ilm-i ezelisi ile bilir. Ve bunu bildiği için annesinin karnındayken o kişinin iyi veya kötü olacağını, kaderinde yazar.)
38- "Şüphesiz hepinizin gideceği yer iki metrelik bir kabirdir."
(Evet, dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.)
39- "Her iş neticesine göredir."
(Evet, iman ve amel-i salihin neticesi ise bir saati dünyanın bin sene hayatından üstün olan Cennet ve Cennetin de bin senesi bir saatine mukabil gelmeyen Cemalullah'ı görmektir.)
40- "Rivayetlerin en şerlisi yalan olan bir şeyi rivayet etmektir."
(Zira yalan lanetlenen bir günahtır. Ve hikmet-i İlahiye'ye zıddır.)
41- "Her gelen yakındır."
(Öyleyse ölüm de yakındır. Her an hazırlıklı olmamız gerekir.)
42- "Mü'mine sövmek fasıklıktır."
43- "(Haksız yere ve helaldir diyerek) bir mü'mini öldürmek küfürdür."
44- "Mü'minin etini yemek yani gıybetini yapmak Allah'a karşı isyandır."
(Evet, nasıl ateş odunu yer bitirir, gıybet dahi salih amelleri yer bitirir.)
45- "Mü'minin kanını dökmek haram olduğu gibi (haksız yere) malını almak da haramdır."
46- "Kim Allah'a yemin ederek 'Allah şu işi yapar' diyorsa Allah'a iftara eder."
92
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 05:37
(Zira Cenab-ı Hak hikmetiyle iş yapar, hiç kimsenin istedigine uymak mecburiyetinde değildir.)
47- "Kim başkasının kusurunu örterse Allah da onun kusurunu örter."
48- "Kim başkasını affederse Allah da onu affeder."
49. "Kim (karşılığını yerine getirebileceği halde) öfkesini yenerse Allah da ona mükafat verir."
50- "Kim musibete sabrederse Allah o musibetin götürdüğünün yerini (daha hayırlısı) ile doldurur."
51- "Kim desinler için ibadet ederse Allah da onun ayıbını ifşa eder."
52- "Kim sabrederse Allah mükafatını kat kat verir."
53- "Kim Allah'a karşı isyan ederse Allah ona azab verir."
(Zira ne iyilik ne de fenalık karşılıksız kalmayacaktır.)
Dedikten sonra üç defa "Ya Rabb'i beni ve ümmetimi mağfiret eyle sizler ve kendim için Allah'tan mağfiret diliyorum, "130 buyurdu.
Elli üç maddeden ibaret olan bu hadis-i şerif, bütün kemalat-ı insaniyeyi, dünya ve ahiret saadeti için gereken bütün düsturları barındırdığından elimizden geldiği kadar tercüme etmeye gayret ettik. İmam Münavî'nin, Camiü's-Sağir'in şerhi olan Feyzu'l Ka-dir'inden ve Risale-i Nurlardan istifade ederek Ehl-i Sünnet aki-desine göre bir kısım izahlar yaptık. Cenab-ı Hak hatalarımızı affetsin. Bu hadis-i şeriften bütün ehl-i imanla birlikte bizleri de istifade edenlerden eylesin. Âmin. 131
130 Feyzu'l-Kadir, Şerhü'l-Camiüs-Sağir El-Munavi c. 2, s. 175 hadis no:1619 et-Tab'atus-Saniye, Daru'l Marife, Beyrut, 1972.
131 (Risale-i Nur'un muhtelif yerlerinden paragraflar aldık. Bu yazıyı okuyan kardeşlerden ricamız, bizzat o kaynakları okumalarıdır.)
iLiM ve KUR'AN HARFLERİ
Abdurrahman bin Ebu Bekre (ra) babasından, o da Peygamberimiz tasmi'den şöyle rivayet etmiştir. "Ya alim ol, ya talebe ol, ya dinteyenlerden ol yahut bunları sevenlerden ol, beşincisi olma helak olursun." Bu hadis-i şerif, âlim ol demek ile insan için en mühim hedefin ilim olduğunu göstermekte dir. Eğer âlim değilsem ne yapayım sualine: alim olabilmek için talebe olmayı, ya talebe değilsem ne yapayım sualine, talebe olabilmek için âlimleri dinlemeyi, ya âlimleri dinleye)miyorsam ne yapa-yım sualine ise, o âlimleri sev! diye cevap vermiştir.
Zira "Kişi sevdiğiyle beraberdir." Demek ki alimleri sevmek onlarla beraber olup onları dinlemeyi, onları dinlemek ise talebe olmayı, onlara talebe olmak ise âlim olmayı netice verir. Dikkat edilirse Allah Resulü (sav) aklımıza gelecek her suale ilmi hedef göstererek her Müslümanın ilim öğrenmesi gerekli olduğunu vurgulayarak cevap verir. Cenab-ı Hakk'a sığınırız ki, bu dört sınıftan birine girmez-sek beşincisi, yani helâke sebep olan cehalet yolunda gitmiş oluruz.
05116
SÜEDA
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:20
iLiM ve KUR'AN HARFLERİ
Muhammed Zakır ÇETİN
SÜEDA
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:22
بسم الله الرحم الرحيم
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:23
İÇİNDEKİLER
Önsöz
Birinci Bölüm: İlim
En Yüce Hedef İlimdir
1. Kur'an'a Göre İlim En Âlî Maksattır..
12
2. Hadis-i Şeriflere Göre İlim En Yüce Gayedir
17
Üstad Bediüzzaman (r.a)'ın Not Defterindeki "33 Hadis-i Şerif"
34
3. Alimlere Göre İlim En Büyük Mürşittir
46
4. Fıtrata Göre İlim En Ehemmiyetli Vazifedir
51
İkinci Bölüm:
Kur'an'ın Temel Taşı Harfleridir ve Şeairin Tağyiri
55
Neden İslam Harfleri?.
7
9
11
56
1. Müslümanların Yazısı Kur'an Harfleridir
56
2. Kur'ân Başka Harflerle Yazılmaz
57
3. Kur'ân Harfleriyle Yazmanın İbadet Olması
60
4. Kur'ân Harflerinin Beş Türlü İbadet Olması
61
YanıtlaSil
Yuksel27 Ağustos 2025 06:24
a) Manevi Cihat
61
b) Üstadına Yardım Etmek
61
c) İmana Hizmet Etmek
62
d) Kalemle İlmi Tahsil Etmek.
63
e) Tefekkürî Olan İbadeti Yapmak
63
5. Kur'ân Harflerinin Beş Türlü Dünyevî Faidesi
65
a) Rızıkta Bereket.
65
b) Kalpte Rahat ve Sürur..
65
c) Maişette Sühulet..
65
d) İşlerinde Muvaffakiyet.
66
e) Talebelik Faziletini Almak.
67
6. Bediüzzaman Hazretlerinin Kur'an Yazısına
Verdiği Ehemmiyet...
69
7. Şeair-i İslamiye Noktasında Yazının Ehemmiyeti.
75
8. Şahs-ı Mânevî..
80
Saadet Düsturları..
88
DÜNYAYI YÖNETEN İLLUMİNATİ
18. yüzyılda Yale'in başkanları, aristokrat Nazi sempatizanları, McCarthy dönemi anti-komünistleri ve Playboy'un eski editörünün ortak yönü nedir? Fransız Devrimi'nin kökenleri, Romanov cinayeti, doların dizaynı arasındaki bağlantılar nelerdir?
Cevap, dünyanın en gizemli, en korkulan ve tartışılan gizli örgütü İlluminati'de saklı.
Bu kitap, Illuminati'nin eşsiz tarihini sunarken örgüt hakkındaki farklı teorileri de araştırıyor. Toplulukla ilgili korkuların zaman içinde nasıl değişime uğradığını gösteriyor. En önemlisi de, yüzyılın en eski sorusuna cevap veriyor, Illuminati kimdir?
Tarihsel verilere göre, İlluminati 1600'lü yıllarda Vatikan'a karşı intikam yemini etmiştir. Galileo zamanındaki ilk Illuminati, Vatikan tarafından Roma'dan uzaklaştırılmış ve acımasızca yok edilmiştir. İlluminati, Katolik kilisesinden kaçan diğer mültecilere (mistik, simyacı, bilim adamı, doğaüstü güçlere inanan gruplar, Müslümanlar, Museviler) karışarak Bavyera'da saklanmıştır.
Dan Brown, 2001
Secdenin Hikmeti ve Müslümanın İmtihanı
A DEM'E secde etme yen kâfir oldu, Adem'in Rabb'i-ne secde etme-yen Müslüman kalabilir mi?" der Ahmed b. Han-bel. Bu söz, sade-ce bir hatırlat-ma değil, aynı zamanda insanın yaratılış hikmetini ve kulluğun özünü ortaya koyan güçlü bir uyarıdır. Prof. Dr. Ahmet TEKİN
Kur'an bize anlatır: Allah melekle-re, Adem'e secde etmelerini emret-ti. Iblis kibir ve inat yüzünden bu sec-deyi reddetti. İşte orada kibrin küfre dönüşen isyanını gördük. Secde sade-ce yere kapanmak değildir; secde, kalbin teslimiyeti, ruhun boyun eğişi, nefsin kırılmasıdır.
Şimdi kendimize soralım: Melekle-rin Adem'e secde ile sınandığı yerde, biz hangi secde ile sınanıyoruz? Biz-den Adem'e değil, Adem'in Rabb'i-ne secde etmemiz isteniyor. Namaz, bu secdenin zirvesidir, Kulun Rabbine en yakın olduğu an, alnını yere koy-duğu andır. Peki ya Rabbine secde etmeyen, namazı terk eden, kulluğun özünü reddeden bir insan Müslüman kalabilir mi?
Resûlullah (s.a.v.) buyurur: "Kul
ile küfür arasında sadece namazı terk etmek vardır." (Müslim) Bu hadis, secdenin sadece bir hareket değil, iman ile inkâr arasındaki çizgi oldu-ğunu gösteriyor. Namaz, kulun ima-nını canlı tutan bir kandil gibidir. O kandil sönerse geriye karanlık kalır.
Bugün toplumda nice insan var ki "Kalbim temiz" diyerek secdesiz bir hayatı normalleştiriyor. Oysa kal-bin temizliği, Allah'a boyun eğmek-le, secdede gözyaşıyla, itaatle müm-kün olur. İblis de Allah'a inanıyordu, hatta O'nun huzurundaydı. Ama kibri secdeye engel oldu. Demek ki iman, boyun eğmeyle, secdeyle korunur.
Ahmed b. Hanbel'in sorusu hâlâ kulaklarımızda çınlıyor: "Adem'in Rabb'ine secde etmeyen Müslüman kalabilir mi?"
Cevap aslında çok açık: Secdesiz Müslümanlık olmaz. Secde, İslam'ın omurgasıdır.
O halde gelin, alnımızı yere koyar-ken şunu unutmayalım: Her secde, bizi Adem'e secde etmeyen İblis'in yolundan uzaklaştırır; Rabbimizin rahmetine yaklaştırır. Ve secde, ahi-rette yüzümüzü ak edecek en büyük şahit olacaktır.
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
198 1 Tesbih, erkekler için el vurmak kadınlar içindir. (İmam namazda yanılınca) Bir adam namazda belirli bir işaret verirse namazı iade etsin. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
198 2 "Subhanallah" demek erkekler, el vurmak kadınlar içindir. Hz. Câbir (r.a.)
198 3 Gazinin, gazadaki tesbihi yetmiş bin hasenedir. Hasanesi ise on katıyladır. (Gazada olmıyan tesbihin yetmiş bin misli) Hz. Muaz (r.a.)
198 4 "Tesvif" (Yapacağı şeyi geriye atmak) şeytanın şuaıdır. Ve onu mü'minlerin kalblerine bırakır. (Bu da mü'mini oyalar.) Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.)
198 5 Allah'ın azameti hususunda, Cennet ve Cehennem hakkında bir lahza tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir. Ve Allah'ın zatını takdis hususunda, tefekkür eden, hayırlı kimsedir. İnsanların şerlisi de bunu yapmıyandır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
198 6 Dinde "tefekkuh" (dinin özünü ve icabatını öğrenmek) her müslümana borçtur. Hz. Enes (r.a.)
198 7 Cuma günü tırnak kesmek şifa getirir ve derdi giderir. Yemekten evvel ve sonra el yıkamak da zenginlik getirir ve fakirliği giderir. Hz. İbni Abbas (r.a.)
198 8 Müttaki adam, Allah (z.c.hz)'leri indinde muhteremdir. Facir ise şaki ve kıymetsizdir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
198 9 Bir adamın imamla alacağı tekbir, bin deveyi Haremi Şerif'e kurban yollamasından hayırlıdır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
198 10 "Telbîne" (Bal, süt ve unla yapılan bulamaç) hastanın yüreğine rahatlık verir ve hüznünün bir kısmını giderir. Hz. Âişe (r. anha)
198 11 Hurma hurmaya, tuz tuza, buğday buğdaya, altın altına, arpa arpaya misli misline satılır. Gümüş gümüşe de ayni tarzda. Arada fark olursa bu ribadır. (Hatta birisi fea hurmadan iki, iyiden bir almak istiyor. Bunu da men ediyor. Satın, diğerini alın buyuruyor) Hz. Bilal (r.a.)
198 12 Cumaya erken gitmek, ümmetimin fıkarasının haccıdır. Hz. Ali (r.a.)
198 13 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin ki, Allah sizi yükseltsin. Hz. Enes (r.a.)
198 14 Tevazu, kulda yükselmeden başka bir şey arttırmaz. Tevazu edin, Allah sizi yükseltsin. Afiv de azizlikten başka şey ziyade etmez. Af edin, Allah sizi izzetlendirsin. Sadaka da malı ziyadeden başka bir şey yapmaz. Tasadduk edin ki Allah size rahmet etsin. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.)
198 15 Tövbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
198 16 Tövbeyi Nasuh, günaha nedametinle Allah'dan mağfiret dilemen ve ifrat suretile bir günah yaptıktan ve tövbe ettikten sonra bir daha o günahı yapmamandır. Hz. Ubey İbni Kaab (r.a.)
198 17 Tevhid Cennetin, Hamid de nimetin bedelidir. Cenneti de amellere göre taksim ederler. (Çok ameli olan çok pay alır.) Hz. Enes (r.a.)
Cazip gelir müslümana düşmanlık, Durmadan mü'mine çatar münafık. Binlerce halt etse duymaz pişmanlık, Korkmadan günaha batar münafık.
Yüzüne gülse de itimat vermez, Menfaat olunca kimseyi görmez, İhtiyaç ânında yanında durmaz; Dostu beş paraya satar münafık.
Ne sadâkat bilir ne Hakk'a vefâ, Fütursuzca sürer dünyada sefâ, İslâm'ı hor görür bu köhne kafa; İnançsız kâfirden beter münafık.
Hayatına baksan insan yavşağı, Kıyafeti noksan belden aşağı, Avrupa zapt etmiş yeni kuşağı; Yabancı bir menzil tutar münafık.
Kalbini temiz der fitne yuvası, Yalan, riyâ, hıyânet tüm dâvâsı, Abdullah bin Übey meşhur ağası; Her devir yeniden biter münafık.
İnsanlık şaşırmış, sarmış cehalet, Bulunmaz işlerde düzen, halâvet, Görecek olsa da toptan felâket; İstemez ömründe düstur münafık.
Varoğlu, arama başkaca düşman, Hâinle doludur şu âhirzaman, Uyanık olmazsa eğer müslüman;
Fesâda tek kendi yeter münafık.
EL
He Omer ve Ailesi
Namazımız için kimseyi beklemeyiz" dedi.
Namazi eda edince de cemaate yönelerek şunları söyledi:
Bir takım insanlara ne oluyor ki cemaatten geri kalıyorlar, böy-başkalarının da geri kalmasına sebep oluyorlar. Vallahi içimden geçiyor: Onlara adam göndereyim, boyunlarından yakalanarak gennisinler ve onlara «Namaza iştirak edin!» denilsin. "568
Bir gece vaktiydi. Hz. Ömer (r.a.), mûtādı olduğu üzere Medine kaklarını gezmekteydi ki ansızın durakladı. Önünden geçmekte oldu-gu evde geçen bir tartışma dikkatini çekmişti. Bir anne, kızına:
-Kızım, yarın satacağımız süte biraz su karıştır!" demekteydi.
Kız ise:
-Anneciğim, halife süte su karıştırılmasını yasaklamadı mı?" dedi.
Anne, kızının sözlerine sert çıkarak:
--Kızım, gecenin bu saatinde halîfe süte su kattığımızı nereden
bilecek?!" dedi.
Gönlü Allah sevgisi ve korkusu ile dipdiri olan kız, şu muhteşem cevabı verdi:
dedi. -Anneciğim! Halife görmüyor diyelim, Allah da mı görmüyor?.."
Allah muhabbeti ve korkusuyla dolu temiz bir gönle sahip olan bu nezihe kızın cevabı, Hz. Ömer'i son derece duygulandırdı. Emî-rul-Mü'minîn, onu oğluna gelin olarak aldı. Bu gelinin kızından ise Beşinci Halîfe olarak zikredilen meşhûr Ömer b. Abdülazîz (r.a.) doğ-du,549
568 Abdürrazzak, el-Musannef , 1/519.
569 Ibnü'l-Cevzi. Sıfatü's-safue, 2/203, no: 202.
Salat ey-
yuksel21 Aralık 2019 19:30
ni ayân ve alât eyle.
Allah c.c.ım, senden bana hayırlı işler yapma gayreti, kötü işleri terk etme iradesi, yoksulları sevme arzusu vermeni, beni affetmeni, beni acımanı, eğer bir toplumu ağır bir fitneyle imtihan edeceksen, o fitneye muhatapolmaksızın benim canımı almanı niyaz ediyorum.5.
fermanına izerine sa-
Tercümeli Emrem
arafından ğerlerdi.)
Delâil-i Şerif Mecmuası.sy.291.
luğu za-de, has-e salât
El-Hizbul Azam.
doğru işi doğru zeminde yapmak
doğru sözü doğru zamanda söylemek çok önemlidir.
uya-e çık-le.
13 Nisan 2014 08:14
2025 |
EYLÜL
Dîn-i Mübîn-i
İslâm'ın erkânı üçtür!
İlim, amel,
ihlas.
Mahmûd Efendi Hazretleri
(Kuddise Sirruhů)
. Rahmân ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
1 Muhakkak ki Biz sana kitabı hak ile indirdik. İbadetini ihlas ile Ona yönelterek sådece Allah'a kulluk et. Bilin ki sirkten ve riyâdan uzak hâlis din Allah'a mahsustur
, . (Zümer Süresi, 2, 3.) 2. İnsanlar helâk olur: ancak, bilenler haric. Bilenler de helâk olur; ancak, bildiklerini yaşayanlar hariç. Bildiklerini yaşayanlar da helâk olur; ancak, ihlaslı olanlar haric. İhlaslı olanlar da her an onu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. (Keşfü'l-Hafâ, 2:312.)
lar
fa
ya
bin
da re
1. B
HAZIRLAYAN:
NURSEZA PARLAKOĞLU
11 Eylül 2001'de New York'taki İkiz Kule-lere düzenlenen ve ABD tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayda geçen olay baha-ne edilerek sonrasında başlatılan savaşların küresel sonuçları, aradan 24 yıl geçmesine rağmen hissedilmeye devam ediyor. Gerçek failleri hâlâ karanlıkta kalan ve tartışılan İkiz Kulelere düzenlenen saldırılar, yalnızca bin-lerce canın ölümüne sebep olmakla kalmadı; küresel güvenlik anlayışından toplumların birbirine bakışına kadar pek çok alanda ka-lıcı etkiler doğurdu. Zamanla CIA ve MOS-SAD GİBİ istihbarat örgütlerinin bir operas-yonu olduğu görüşünün ağırlık kazandığı saldırılar sonrasında yükselen İslamofobi dalgası ise en kalıcı sonuçlardan biri oldu.
MÜSLÜMANLAR HEDEF ALINDI
İkiz Kuleler ve Pentagon'u hedef alan sal-dırılar, uluslararası gündemin seyrini değiş-tirdi. ABD ve Batı dünyasında "terörle mü-cadele" söylemi ön plana çıkmaya başladı. Havalimanları ve kamusal alanlarda sıkı gü-venlik önlemleri yürürlüğe girdi. Bu süreç, hürriyetlerin kısıtlanması ve özellikle Müslü-manların hedef alınması gibi sonuçlara sebep oldu. 11 Eylül sonrası Batıda İslam ve Müs-lüman toplumlar, medya ve siyaset tarafın-dan sık sık haksız yere terörle ilişkilendirildi. Bu önyargılar, camilere yönelik saldırıları, ba-şörtülü kadınlara şiddeti ve göçmenlere karşı ayrımcılığı beraberinde getirdi.
İŞGALLER, OTORİTE BOŞLUKLARINA SEBEP OLDU
11 Eylül saldırılarının ardından ABD, 2001'de Afganistan'ı, 2003'te ise Irak'ı işgal etti. Bu operasyonlar bölgede derin otorite boşlukları doğurdu. Ortaya çıkan /İstihba-
YanıtlaSil
Yuksel13 Eylül 2025 04:24
AĞIR İNSANI VE EKONOMİK BEDEL
ABD 11 Eylül'ün ardından "terörle mü-cadele" politikası adı altında başta Afganis-tan ve Irak olmak üzere dünya genelinde özellikle İslâm coğrafyasında başlattığı sa-vaşlarda yaklaşık 5 trilyon dolar harcadı. Bu süreçte 7 binden fazla ABD askeri, 8 binden fazla ABD ordusu ile çalışan özel firma mensubu öldü ve çoğu Irak ve Afga-nistanda bulunan, büyük çoğunluğu Müs-lüman dünya genelinde 2 milyona yakın sivil can verdi. ABD'nin, 11 Eylül 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a ya-pılan saldırılarının ardından başlattığı te-rörle mücadele savaşlarında en az 37 mil-yon kişinin yerinden edildiği belirtildi. Aradan geçen yıllara rağmen bölgede ka-lıcı bir istikrar hâlâ sağlanabilmiş değil.
İkiz kulelerin saldırısı sonrası hali...
rat örgütleri tarafından kurulan ya da yön lendirilen yeni silahlı örgütler küresel çapta saldırılar düzenledi. "İslâm devleti kurma" iddiasıyla hareket eden bu yapıların şiddet eylemleri, Batılı devletler tarafından "İsla-mi terörizm" kavramı altında genelleştiril-di. Bu söylem, Müslümanların şiddet yan lısı ve demokrasi karşıtı bir topluluk olarak gösterilmesine zemin hazırladı.
11 EYLÜL'ÜN UZERINDEN 24 YIL GEÇTİ
bakımını yaptılar 1534 okulun
ALT
TERÖR, İŞGALLER VE YÜKSELEN İSLAMOFOBİ
LK
Kule-
11 EYLÜL'ÜN ARDINDAN BAŞLATILAN SAVAŞLAR İSLÂM COĞRAFYASINDA MİLYONLARCA ÖLÜME VE GÖÇE YOL AÇTI; YÜKSELEN İSLAMOFOBİ DALGASI İSE HÂLÂ TEHDİT EDİYOR.
11 EYLÜLLE BAŞLAYAN
KÜRESEL OYUN DEVAM EDİYOR
GERÇEK FAİLLERİ HĀLĀ KARANLIKTA KALAN SALDIRILAR, SONUÇLARI İTİBARIYLA MÜSLÜMANLARA AĞIR BEDELLER ÖDETİRKEN İFSAT KOMİTE-LERİNİN PLANLARINA DESTEK OLDU. İŞGALCİ İSRAİL'E CESARET VERDİ.
SALDIRILAR İSLAMAFOBİYİ TETİKLEDİ
11 EYLÜL 2001'de New York'taki İkiz Kulelere düzenlenen ve ABD tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayda geçen ve CIA, MOSSAD, M16 gibi istihbarat teşkilatları tarafından planlandığı ileri sürülen olay sonrası başlatılan savaşların küresel sonuçları, aradan 24 yıl geçmesine rağmen devam ediyor. İslâm coğrafyasında başlatılan işgaller milyonlarca can kaybına ve göçe yol açtı; yükselen İslamofobi ise hålå etkisini sürdürüyor.
AĞIR İNSANİ VE EKONOMİK BEDEL
ABD 11 Eylül'ün 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve saldırılarının ardından başlattığı "terörle mücadele" adı altında başta Afganistan ve Irak olmak üzere dünya genelinde özellikle İslâm coğrafyasındaki savaşlarda çoğunluğu Irak ve Afganistan'da dünya genelinde 2 milyona yakın sivil can verdi. İşkence ve tecavüze uğradı. 7 binden fazla ABD askeri, 8 binden fazla ABD ordusu ile çalışan özel firma mensubu öldü. 37 milyon kişi yerinden edildi. Aradan geçen yıllara rağmen bölgede kalıcı
bir istikrar hålå sağlanabilmiş değil. >> HABERİ 8'DE
0
KARADAĞI: SAL
Israil tüm s
ULUSLARARAS Alimler Birliği Ba Karadaği, Israil saldırı girişimin sınırları aşan te olarak değerk Ali el-Karada kinayarak hiçbir yasay antlaşmaya tuzuge sayg bu haydu tabiatını alçakça İşbirliğ Katar'c heyet
Avru
A A
DOMA KATAR
I hlas ve samimiyet, dinin özü, dindarlığın hülasasıdır. Ihlas ve samimiyet, inancın, kulluğun ve itaatin sadece ve sadece alemlerin Rabbi olan Allah'a ozgu kılınmasıdır. İhlas ve samimiyet, bútun ibadetlerin, her türlu riya, gösteriş ve çıkar kaygılarından arındırılıp sadece Allah rızası için yapılmasıdır.
İhlas, yaratıcısına gizli-açık hiçbir şeyi ortak koşmadan yapılan samimi imandır. İhlas, dünyevi bir çıkar beklemeden sırl Allah rızası için yapılan kulluktur. Ihlas, Allah'a karşı olduğu gibi insanlara, canlı-cansız bütün varlıklara karşı gösterilen samimiyettir. İhlas, nifak ve ikiyüzlülükten uzak bir kalp safiyetidir. İhlas, Allah rızasına göre hareket eden akıl ve kalbin karşılıksız, garazsız amelidir. İhlas, Hz. Mevlâna'nın ifadesiyle, olduğu gibi görünmek ve göründüğü gibi olmaktır.
Ad
2022-06-1-0003-10
ISBN 978-975-19-595
9789751 9595-
Şimdi valizleri çikarma zamanı
Kasırga, insanların sel hâlinde günahlara gittiği şu caddede... Kasırga, gençlerin ebedi hayatını tehlikeye uğrattığı bu büyük şehirde... Kasırga, iffetsiz mekân-larda, gayretsiz insanlarda ve boşa geçen koca bir ömürde... Kasırga, vahiyden uzak zihinlerde, Hak için yapılmayan işlerde... Kısacası kasırga burada! Bir kurtarma ekibi de buraya gönderin, tutun elimizden! Tu-tun biz gençlerin elinden!
Böyle bir zamanda yaşamak, böyle bir zamanda genç olmak gerçekten zor! Fakat Rabbimizin, her zorlukla beraber bir kolaylık yarattığını da hatırlayalım. İşte bu kitap, bu zamanın zorlukları karşısında bir kolaylık, bir rehber, bir açılım...
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
286 1 Ümmetimden mülhem olan arifleri bırakın. Cennete de, Cehenneme de kondurmayın Sahibine bırakın. Taki Allah kıyamet gününde onlar hakkındaki hükmünü versin. Hz. Ali (r.a.)
286 2 Ben sizi bıraktığım kadar siz de beni bırakın. Sizden evvelkiler, işte bunun için, çok sual sormak ve Peygamberleri ile ihtilafa düşmek sebebiyle helak oldular. Size neyi emrettimse, elinizden geldiği kadar onu yapınız. Neyi menettimse onu bırakınız. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
286 3 İslamın tepesinin tepesi Allah yolunda cihaddır. Buna ancak müslümanların efdali mazhar olur. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
286 4 Ana karnındaki yavrunun boğazlanması, anasının boğazlanması ile tahakkuk eder. (Diri çıkarsa bir bıçakta ona yetiştireceksin) Hz. Câbir (r.a.)
286 5 Tüylenmiş yavrunun kesilmesi, anasının kesilmesi ile tahakkuk eder. Mevcut kanı aksın diye ayrıca boğazlanır. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
286 6 Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlamak sadakadır Cehennemi hatırlamak cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi ateşten uzaklaştırır. İbadetin efdali çareyi terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür. Hz. Muaz (r.a.)
286 7 Öyle büyük bir günah vardır ki, insanlar ondan dolayı Allah'dan mağfiret dahi istemezler. Bu da "Dünya Sevgisi"dir. Hz. Muhammed İbni Umeyr (r.a.)
286 8 Alimin günahı bir günahtır. Cahilinki iki günahtır. Alim, günaha düşmesiyle azab olunur. Cahil ise hem günaha düştüğü, hem de öğrenmediği için azab olunur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
286 9 Gözün kör olması günahlara mağfirettir. Kulağın sağır olması da günahlara mağfirettir. İnsanın vücudundan kaybettiği her şey günahına sebebi mağfirettir. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
286 10 Annem Beni doğurduğunda kendisinden bir nur zahir oldu. Ve o nurla "Basrâ"nın köşkleri ışıklandı. Hz. Ebul acfa (r.a.)
286 11 Annem gördü ki, kendisinden bir nur zahir olmuş ve onunla Şamın köşkleri aydınlanmıştı. Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
286 12 Aklın başı, Allah'a imandan sonra haya ve iyi ahlaktır. Hz. Enes (r.a.)
286 13 Sidrenin yanında Cebrail (a.s.)'ı gördüm. Altıyüz kanadı vardı ve kanadlarının tüylerinden inci ve yakutlar saçılıyordu. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
286 14 Rabbimi uykumda gördüm. Bir yeşillikte ve zülfü bol bir genç şeklinde idi. Ayağında altından ayakkabılar ve yüzünde altın bir nikab vardı. Hz. Ümmü Tufeyl (r.a.)
4797- İki müslüman kişi, aralarında iki veya üç çocuk vefat eder de sabredip karşılığını yalnız Allah'tan beklerlerse, ka-tiyyen ateş yüzü görmezler.
٤٧٩٨ - مَا مِنْ مَلِكِ يَصِلُ رَحْمَةً وَذوى قرابته وَيَعْدِلُ عَلى رعيته الا شد اللهُ لَهُ مِلْكَهُ وَاجْزَلَ لَهُ ثَوَابَهُ وَاكْرَمَ مَأْيَهُ وَخَفَّفَ حِسَابَهُ ابو الحسن والديلمى خط
كر عن على
4798- Herhangi bir melik, akrabasını ziyaret edip halkı-na adil davranırsa Allah mülkünü sağlamlaştırır, bol sevap verir. Dönüşünü iyi kılar, hesabını hafifletir.
٤٧٩٩ - مَا مِنْ نَبِي إِلاَّ وَفِي أُمَّتِهِ مُعَلِّمٌ أَوْ مُعَلِّمَانِ فَإِنْ يَكُ فِي أُمَّتِي أَحَدٌ فَابْنُ الْخَطَّابِ إِنَّ الْحَقَّ عَلَى لِسَانِ عُمَرَ وَقَلْبِهِ (ابن سعد عن عائشة)
4799- Hiçbir peygamber yoktur ki, ümmeti arasında bir veya iki öğretici bulunmasın. Eğer benim ümmetim içinde bir ta-ne bulunursa o da Hattab'ın oğludur. Çünkü hak Ömer'in kal-binde de dilinde tahakkuk etmektedir.
٤٨٠٠ - مَا مِنْ نَبِي إِلا لَهُ نَظِيرٌ فِي أُمَّتِي وَأَبُو بَكْرٍ نَظِيرُ إِبْرَاهِيمَ وَعُمَرُ نَظِيرُ مُوسَى وَعُثْمَانُ نَظِيرُ هَرُونَ وَعَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ نَظِيرِي وَمَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى عِيسَى بْنِ مَرْيَمَ فَلْيَنْظُرْ إِلَى أَبِي ذَرِّ الْغِفَارِي (كر عن انس)
4800- Hiçbir peygamber yoktur ki, onun ümmetimde bir benzeri bulunmasın. Ebu Bekir İbrahim'in, Ömer Musa'nın, Os-man Harun'un benzeridir. Ali b. Ebi Talib de benim benzerimdir. Meryemoğlu İsa'yı görmekten hoşlanan kimse varsa, Ebu Zerri'l-Ğıfâri'ye baksın.
٤٨٠١ - مَا مِنْ نِعْمَةٍ وَإِنْ تَقَادَمَ عَهْدَهَا فَيُجَدِّدُهَا الْعَبْدُ بِالْحَمْدِ إِلَّا جَدَّدَ اللَّهُ لَهُ ثَوَابَهَا وَمَا مِنْ مُصِيبَةٍ وَإِنْ تَقَادَمَ عَهْدَهَا الْعَبْدُ بِالْاِسْتِرْجَاعِ إِلَّا جَدَّدَ اللَّهُ أَجْرَهَا وَثَوَابَهَا (الحكيم عن انس)
1135
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
212 1 Dünyada Zühd, helali haram etmek ve malı ziyan etmekte değildir. Zühd odur ki, Allah'ın elindekine kendi elindekinden fazla bağlanmaktır. Musibetin sevabına talib olmaklığın, musibeti çekmekte iken de varsa, zahidsin. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
212 2 Benim bu zamanımda, Zühd, altın ve gümüşten kaçmaktır. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, altın ve gümüşü terketmekteki zühdden, insanlardan kaçmak zühdü, kendileri için daha hayırlı olur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
212 3 Zühd, Allah'ın sevdiğini sevmen, Allah'ın sevmediğini de sevmemen ve dünyanın helalinin de haramı gibi sana ağır gelmesidir. (Hacetinden fazla helali). Zira, dünyanın helali hesab, haramı ise azabdır. Zühd, kendi nefsine merhametin gibi, bütün müslümanlara da merhamet etmen, haram sözden kaçındığın gibi faydasız sözden de kaçınman, çok kokmuş bir ölüden kaçtığın gibi, çok yemekten de kaçman, dünyanın servet ve zinetinden ateşten kaçar gibi kaçman ve dünyada emelini kısa tutmandır. İşte Zühd dediğin de budur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
212 4 Dul ve miskinlerin hizmetine koşan kimse, fisebilillah cihad eden, yahud gece kaim, gündüz saim olan gibidir. Hz Ebu Hureyre (r.a.)
212 5 Annesinin- babasının ihtiyacını karşılamak veya onları insanlardan müstağni kılmak için çalışan kimse, fisebilillah çalışıyor demektir. Ailesinin veya çocuklarının ihtiyacını karşılamak veya onları insanlardan müstağni kılmak için çalışan kimse de gene fisebilillah çalışıyor demektir. Kendi nefsinin ihtiyacını gidermek ve insanlara muhtaç olmamak için çalışan da yine fisebilillah çalışıyor gibidir. Hilede, hud'ada olan ise şeytan çalışıyor demektir. Hz. Enes (r.a.)
212 6 Hayra koşanlarla, itidal üzerine gidenler Cennete hesabsız giderler. Nefsine zulmedenler ise, kolay bir hesab gördükten sonra Cennete girer. Hz. Ebud Derda (r.a.)
212 7 Peygamberlerin icabetine önden uyan şu üç kişidir: Musa (a.s)'a, Yuşa bin Nun, İsa (a.s)'a Sahibi Yasin (Habibi Neccar) ve Hz. Muhammed (a.s)'a Ali İbni Ebi Talib. Hz. İbni Abbas (r.a.)
212 8 Yırtıcı hayvan haramdır. Hz. Ebû Said (r.a.)
212 9 İslamiyete önden icabet eden dört kişi vardır; Ben arabların ilkiyim, Suheyb Rumun, Selman Farsın ve Bilal de Habeşin ilkidir. Hz. Enes (r.a.)
212 10 Secde yedi aza üzerindedir: İki el, iki ayak, bir alın ve iki diz. Beytullahı gördüğünde, Safa ve Merve'de, Arafat'ta, Müzdelife'de, şeytan taşlamada ve namaza başlandığında eller kaldırılır. Hz. İbni Abbas (r.anhüma
Savaşlar Artık Batının Kalbinde
Geçmişte savaşlar ya Müslüman ülkelerde ya da Asya, Afrika ve Güney Amerika’da olur, Avrupa ve ABD ise bu savaşlardan keyifle istifade ederdi. Ukrayna Savaşı ile 2022’den itibaren sıcak savaşlar artık Avrupa’nın göbeğinde. ABD iç savaş tehlikesi ile karşı karşıya. Federal idare ile bazı önemli eyaletler arasındaki siyasi dil son derece düşmanca.
ABD, dikkatleri Karayipler ve Venezüella’ya odaklayarak Ortadoğu ve Asya’dan sessizce çekilmeye başladı.
Fransa, Afrika’nın tamamından tekme tokat kovuldu. Cumhurbaşkanı Macron 12.5 yıllık görevi döneminde 7. Başbakanı görevlendirdi. Ülkede artık siyaset dikiş tutmuyor.
Son gelişmelere bakılacak olursa Rusya-Ukrayna Savaşı, Polonya’ya da sıçrayacak gibi.
AB üyesi Macaristan’ın başbakanı Victor Orban “Ukrayna 3’e bölünecek, AB dağılacak” diyor.
ABD, Avrupalı “dostlarını” adam yerine koymuyor. Yarım düzine Avrupa liderini karşısına dizip talimatlar veriyor ve aşağılıyor. Aynı muameleyi Afrikalı liderlere de yapmıştı. ABD ve Avrupa ülkeleri korkunç bir güven ve güvenlik krizi yaşıyor. Bunun telafi edilebileceğine dair ne bir işaret var ne de siyasi bir potansiyel. Çöküş mukadder görünüyor.
“Onlar toplu olarak sizinle savaşamazlar; ancak müstahkem kaleler içinde veya siperlerin arkasından korka korka savaşırlar. Kendi aralarındaki çatışmaları ise çok şiddetlidir. Sen onları dışarıdan birlik içinde sanırsın; halbuki kalpleri darmadağınıktır. Çünkü onlar, akıllarını kullanamayan bir gürûhtur.”
Haşr Sûresi 14. Ayet.
Batı, kendi mezarını kazdı; tarih bunu böyle yazacak ve bu çöküş durdurulamayacak. Yeni bir dünya doğuyor, ama Batı bu dünyanın “kurucu” unsurları arasında olmayacak.
Fransa Genelkurmay Başkanı Thierry Burkhard bunu açıkça ifade etti. Komutan “Avrupalıları tehdit eden şey Rus tanklarından ziyade, Batı dışı alternatif bir düzenin kurulması ihtimalidir” dedikten sonra şöyle devam etti: “Bazı Avrupa ülkeleri güvenlik risklerini inkar etmeyi bırakmazlarsa Avrupa av olmaktan kurtulamayacak. Zayıflayan bir Avrupa, Batı'nın 200 yıldır damga vurduğu bir dönemden sonra yarın avlanan bir hayvan konumunda bulabilir.”
Son söz olarak şunu söyleyelim... Bundan böyle, günümüze kadar sömürülenlerin, ezilenlerin, mazlumların hesap soracağı, zalimlerin yargılanıp bedel ödeyeceği farklı bir döneme giriyoruz.
Kutlu olsun
BİR AYET
...Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçtim... (Mâide, 5/3)
SONRADAN İHDAS EDİLENLER: BİD'AT
"Kötü Çığır Açmak" olan bid'at İslam dininin inanç ve ibadet alanlarında son-radan ortaya çıkan ve dinin aslında, Kur'an ve sünnette örneği bulunmayan yeni uygulamalardır. Bir bid'atı uygulamak, Hz. Peygamber tarafından bizzat yaşanan, bizlere de örnek olarak sunulan dinî hayatın ve sünnetin dışına çıkmak demektir. Çünkü her bid'at bir sünnetin yerine konulmakta ve o sünneti işlevsiz hale getir-mektedir. Hz. Peygamber'in, sahabenin ve bütün İslam âlimlerinin bid'ata şiddetle karşı çıkmaları, sünnetin safiyetini korumaya yönelik çabaların bir göstergesidir. Bid'atı inanç ve ibadet alanının dışına çıkararak hayatın tüm alanlarındaki yeni gelişmeleri kapsayacak şekilde tanımlamak ise; hayatın durağanlaşmasına, deği-şime kapıların kapanmasına ve çağın gerektirdiği donanımdan mahrum olmaya sebep olacaktır. Halbuki İslam, getirdiği temel ilkelerle çelişmediği sürece her türlü yeniliğin önünü açmış, hatta bu konuda çığır açanların kat kat mükâfat-landırılacağını Peygamberimiz övgüyle anlatmıştır.
23 EYLÜL 2025 SALI
YENİASYA
Fıkıh Günlüğü
SÜLEYMAN KÖSMENE
Fikihqunluqu@veniasya.com
Tel: (0 501) 608 52.50
Namertlikle yapılan namertçe işler
Ermenek'ten Aysel Yildiz: "Filistin davasını nasıl anlayacağız? Mescid-i Aksa'nın bizim İçin önemi nedir?"
BU NAMERTLİKTİR
Filistinin havat-memat meselesi ile ilgili olarak alem-i İslam neden ses çıkarmıyor? Razi mi-dirlar bu durumdan? "Durun bakalım. Ne yapıyorsunuz orada? Insan onlar, hayvan değil! Savaş böyle mi yapılır? Savaşın bir hu kuku yok mudur? Savaş asker askere, erkek erkeğe yapılmaz mı?" demiyorlar!
Bu ne? Kadınları, çocukları, yaşlıları öl dürmek savaş mıdır? Hele çocukları... Ça-resiz, silahsız, amansız, namertçe... Bu ne-dir? Namertliktir! Bu korkaklıktır! Bu katliamdır.
Resulullah'ın Bedir Savaşında "Çocukları, kadınları, yaşlıları öldürmeyin" sözü hälä ku lağımda çınlar!
Bu savaş değildir! Bu, bir neslin kıyımıdır! Sessizce, savaş görünümüyle, dünyayı alda-tarak ve dünyanın gözü önünde.
KRAL FAYSAL'IN GAYRETİ
Suudi Arabistan kralı, merhum Kral Faysal Kudüs'ün işgalden kurtulmasını hayatının ga-yesi bilmişti. 1964 yılında ağabeyi kral Suuddan vazifeyi devralır almaz, İsrail'in Kudüs'teki ve Fi-listin'deki zulümlerine ses çıkarmayan ülkelere petrol ambargosu uyguladı.
Kral, Cidde radyosunda on üç dilde İslâm dünyasına açıkça hitap etti.
"Kardeşlerim neden bekliyorsunuz? Dün-yanın vicdana gelmesini mi bekliyorsunuz? Nerede dünyanın vicdanı? Mukaddes Ku-düs-ü Şerif bizleri çağırıyor. Kendisini kur-tarmamızı bekliyor. Ölümden mi korkuyo-ruz? Allah yolunda cihad ederek ölmekten daha faziletli ve şerefli bir ölüm var mıdır? WAH Harem-i Şerifimiz olan Kudüs ve mukadde-
satımız işgal ve tecavüz altındadır. Ve aşa-ğılanmaktadır. Orada günahlar, orada Al-lah'a isyan ve ahlaki çöküntüler vardır. Arzumuz milliyetçilik, ırkçılık ve bloklaşma değildir. Bizim İsteğimiz dinimiz, inancımız, mukaddesatımız ve harim-i İslâm için İslâm milliyeti ve İslâmi uyanıştır."
Kralın bu konuşması Bediüzzamanın, "Hakiki milliyetimizin esası, ruhu ise İslamiyet'tir. ha-kikatinin bir tecellisi idi.
Merhum Kral Faysal bu konuşmadan sonra ne mi oldu? Yeğeni tarafından bıçaklanarak şe
hit edildi.
"Dünyanın vicdana gelmesini beklemeyin" sözü hälä kulaklarımızda çınlamaktadır."
ÖLÜMÜ İSTEYİN!
Yahudiler en fazla ölümden korkuyorlar. Onlar dünya için çalışırlar. Ölümü isteyeme-veceklerdir. Dolayısıyla Allah için ve ahirette Bunda olmak için çalışamazlar
uzzaman'ın, "Hakiki milliyetimizin esası, ruhu ise İslamiyet'tira ha-kikatinin bir tecellisi idi.
Merhum Kral Faysal bu konuşmadan sonra ne mi oldu? Yeğeni tarafından bıçaklanarak şe-hit edildi.
"Dünyanın vicdana gelmesini beklemeyin" sözü hālā kulaklarımızda çınlamaktadır."
ÖLÜMÜ İSTEYİN!
Yahudiler en fazla ölümden korkuyorlar. Onlar dünya için çalışırlar. Ölümü isteyeme-yeceklerdir. Dolayısıyla Allah için ve ahirette haklı pozisyonda olmak için çalışamazlar. Bu nedenle Kur'ân, Yahudilerin istedikleri cevabı şöyle veriyor:
"Eğer (iddia ettiğiniz gibi) Allah katındaki ahi-ret yurdu (Cennet) diğer insanlar için değil de, yalnız sizin içinse ve doğru söyleyenler iseniz haydi ölümü isteyin!"3
Yahudileri İspanya'dan kurtaran maalesef ki, Osmanlıydı. 1492 yılında Endülüs devleti yıkıldıktan sonra kraliçe İzabella'nın emri ile Müslümanlar ile Yahudîler etnik temizliğe tâbî tutuldular. Müslümanlar Osmanlı tara-fından kabul edildi. Osmanlılar Yahudileri de vatansız bırakmadılar. Ülkelerine kabul ettiler ve Selanik'te onları iskan ettiler.
1665 yılında ise İzmir'de Sabatay Sevi, kendisini mehdi ilân etti ve İzmir'den hare-ket başlattı. Bu yüzden Osmanlı'da idamla yargılandı. Fakat iş mahkemeye düşünce Sabatay Sevi, Müslüman olduğunu söyle-yerek idamdan kurtuldu.
Yahudiler o günden itibaren Selanik'te yer-leşerek, kendi dinî kimliklerini de gizlediler Onlara Sabatayist dendi. Ve Müslüman nü-fustan hepten gizlendiler. Ama İsrail devletini gizlice savundular.
İsrail hep haksız gerekçelerle bu günlere geldi. Bugün de insanlığın başına böyle fe-caat açtılar.
Dipnotlar:
1- Bekir Berkle Hatıralar, M. N. Sungur, s.
2- Eski Said Dönemi Eserleri, s. 254
3- Bakara Suresi: 94.
GÜNÜN AYETİ
"Onların ateşin karşısında "Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de Rabbimizin âyetlerini yalan saymayıp inananlardan olsak" dediklerini bir görsen! Hayır! Geri gönderilseler bile yasaklanan şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar." (EN'AM 27-28)
YanıtlaSil
Yuksel26 Eylül 2025 00:59
GÜNÜN HADİSİ
"Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk'in işittiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah'ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.” (TİRMİZÎ, EBÛ DÂVÛD)
DERİN DEVLET
Tanımlanamayan Güç
"Almanya'da Balder Mainhoff, Italya'da Kızıl Tugaylar üyelerini bir gecede çökertmek Hasıl bir derin devlet operasyonu?
Amerika Başkanı Kennnedy hangi derin devletlerin yaptığı ittifak sonucu öldü? Susurluk kazası kimin eseri?
Sir perdest hala aralanmamış Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Necip Hablemitoğlu vb. cinayetler hangi istihbarat örgütünün operasyonu?
Dünyanın en iyi yapılanış derin devleti hangisi? PKK ve Abdullah Öcalan hangi derin devletin kucağında büyüdü?
Derin devletler niçin mafyaya ihtiyaç duyarlar?
Aklınızı kurcalayan, merak ettiğiniz tüm bu soruların cevaplarını deneyimli gazeteci Ömer Lütfi Mete ve eski istihbaratçı Mahir Kaynak veriyor.
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır.
Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
Sayfa: 33 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
İsrail gizli servisi Mossad neden dünyanın en iyi ve en çabuk iş bitiren istihbarat teşkilatı olarak biliniyor? Dünya üzerindeki uyuşturucu, fuhuş, silah kaçakçılığı, insan ticareti vb işlerin arkasında CIA mi var?
Alman gizli servisi BND, Türki Cumhuriyetler'de ne gibi faaliyetlerde bulunuyor? Irak işgali öncesi BND'yle CIA arasında ne tür anlaşmalar imzalandı? İngiliz derin devleti, M16 üzerinden nasıl Ortadoğu'ya hükmediyor?
MİT Bergama dosyasında neden yetersiz kaldı? 1970 darbesine giden yolda MİT kimlerden, nasıl bilgi aldı? Önemli istihbarat teşkilatları elemanlarını staj yapmaları için neden Türkiye'ye gönderiyor?
Gizli servisler mafyayı nasıl kullanır? Örtülü operasyonlar nasıl yapılır?
Stratejist Mahir Kaynak ile gazeteci Ömer Lütfi Mete gizli servislerle ilgili aklınızı kurcalayan soruları cevaplandırıyor, karanlık odalar ve kör noktaları aralıyorlar.
BİR HADİS
Siz kıyamet günü kendi isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağın lacaksınız. Öyleyse güzel isimler koyun. (ED)
İSLAMİYET'İN BATI KAPISI: FAS KRALLIĞI
Fas, İslam dünyasının Mağrip kapısıdır. Kuzey Afrika'nın en kallabalik deledic Başşehri, Atlas Okyanusu kıyısının kuzeyinde bulunan Rabattır. Fransa'nun hakimiyetinden kurtularak 1956 yılında bağımsızlığını kazanımıştır. Müsili manların Mağribü'l-aksā dedikleri Fas'a ilk ayak basan lider Ulkhe b. Näft dic Kuzey Afrika'daki valiliği döneminde Müslümanların Tunus'taki varlığı koru mak için Fas'ta askerî ve dinî bir üs kurmuştur. Ukbe b. Näfi ile başlayan İslam fetihleri 711 yılında Mūsā b. Nusayr ile tamamlandığında İslam dini, bölgede etkin bir güç olan Berberilerin direnmesi sebebiyle halkın içine tam olarak nüfuz edememişti. Devlet desteğine sahip olmamasına rağmen Endülüs yoluyla gelen Maliki mezhebi tanınmış âlimler vasıtasıyla Fas'ta etkisini göstermeye başladı. Kuzey Afrika'nın İslamiyet ile şereflenmesi sonucu Fas, Müslüman bir kimlik kazanmıştı. İslami dönemle birlikte Fas'ta canlanan ilmi hayat fıkıh hadis, tefsir, dil, edebiyat, tarih ve coğrafya alanlarında hızla gelişti.
DİYANET TAKVİMİ - 2025
28
EYLÜL PAZAR
Ay Doğuş: 13.21
6 Rebiu'l-Ahir 1447
Rumi: 15 Eylül 1441.
Hızır: 146
Ay Batig: 22.05 •
Gun/Katan Gün: 271/94
MSAK
Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamış, başları yukarıya kalkık, bakışları bir noktaya sabitlenmiş, zihinleri bomboş kalmış olarak toplanma yerine koşarlar. (İbrahim, 14/42-43)
GUNES
OGLE
IKINDI
AKSAM
YATSI
KIBLE
YanıtlaSil
Yuksel28 Eylül 2025 09:25
182
14- İBRAHİM SÜRESİ: 42-46
Meal-i Şerifi
Clic: 10
Cuz: 13
42- Ey Peygamber! Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah' p güne erteler. olduğunu sanma! Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacag
43- O gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır.
44- Ey Peygamber! İnsanları, azabın geleceği gün ile korkut. O gia zalimler şöyle diyecekler: "Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir zamana kadar er tele de senin davetine uyalım ve peygamberlere tabi olalım." Onları: "Daha önce ahirete intikal etmeyeceğinize dair yemin etmemiş miydiniz?" denilir.
45- Siz, kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasi azab ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller de vermiştik.
46- Gerçekten onlar çeşitli hileler ve tuzaklar kurdular. Allah katında oynatacak olsun. da onlara hilelerine karşı azab var; isterse onların hileleri dağları yerinden
47
4
bütün
4
Allah
Allah 5 5 bir te
olduğ
BİR AYET
Onları arındırmak ve temize çıkarmak üzere mallarından sadaka al! Bir de onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah her şeyi çok iyi işitmekte ve bilmektedir. (Teube, 9/103)
ZEKAT: MALIN ARINDIRILMASI
Zekât, İslam'ın beş esasından biridir. Rabbinin rızasına ermek arzusuyla zenginin yerine getirdiği bu ibadette birçok hikmet vardır. Zekât, bir yandan fakirlerin ihtiyacını karşılarken diğer yandan da veren kişinin şahsiyetini geliştirmektedir. Zekât, hem maldaki kirleri temizlemekte hem de sahibini arındırmaktadır. Zekâtın maddi boyutu olduğu gibi manevi ve ruhi bir boyutu da vardır. Yılda bir kez zekât vermek, hem malın hem de nefsin temizlenmesine yardımcı olmaktadır. Zekât, insanın benliğinde yer alan cimrilik hastalığının giderilmesine de yardımcı olur. Zekât fakirin hakkı olduğu için emaneti sahibine vermek gerekir. Müslüman zekâtını ödeyerek hem Allah (cc) hakkını yerine getirmiş hem de kul hakkını ödemiş olur ve böylelikle malını arındırmış olur. Zekât aynı zamanda malın temizlenerek bereketlenmesine vesile olur. Nite-kim Rabbimiz ayetinde şöyle buyurmaktadır: "Başkaları için ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Sebe', 34/39)
YanıtlaSil
Yuksel30 Eylül 2025 08:23
عيد
DİYANET TAKVİMİ - 2025
30
EYLÜL SALI
8 Rebîu'l-Ahir 1447
Rumî: 17 Eylül 1441.
Ay Batış: 23.59.
Hızır: 148
Gün/Kalan Gün: 273/92
IMSAK
Fiyatları artırmak i için Müslümanların fiyatla-rına (piyasalarına) müdahale eden kişiyi, Allah Teâlâ'nın kıyamet gününde büyük bir ateşe oturtması haktır. (İbn Hanbel, V, 28)
GÜNES:
ÖĞLE :
İKİNDİ :
AKŞAM:
YATSI :
Ay Doğuş: 15.03.
KIBLE:
Kim, ileri gelenlerin izni olmaksızın bir kavmin başına geçerse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olur. Kıyamet gününde de onun ne farzı, ne de nafilesi kabul olunur.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 415 / No: 4
Ramuz El-Ehadis
ES TV.
ESKİŞEHİR E SİLİKON VADİSİ KURULMASI İÇİN TEŞEBBÜS TE BULUNAN VALİ GÖREVDEN ALINDI.
NOT. AZ GOREV YAPAN VALI.
MÜCADELEDE ÖTEKİNİN VARLIĞINI KABULDE PROBLEMİ VAR. İNANANLAR VE İNANMAYANLAR KİM OLURSA OLSUN.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:33
HAKİKATEN OLAYLARI İYİ OKUYAN, İNSAN UNSURUNU İYİ TANIYAN VE BELLİ BİR EĞİTİMDEN GEÇMİŞ, SEYRİU SÜLUK GÖRMÜŞ BİR İNSAN TARİKATTA İNSANLARI KENDİNE DEĞİL ALLAH'A TAŞIYOR. BURADA EN BÜYÜK YANLIŞLIK İNSANLARI KENDİNE TAŞIMAK. ALLAH KORUSUN. MÜRŞİT KONUMUNDAKİ BİRİSİ, TARİKAT KURUCUSU, İNSANLARI KENDİNDE BIRAKIRSA İHANET ETMİŞ OLUR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:37
Aylık Mecmua
Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte.... http://www.altinoluk.com
ALTINOLUK
Eylül 2018 Sayı: 391. Zilhicce 1439-Muharrem 1440 14.00 TL (KDV dahil)
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:38
TARİKAT... CEMAAT... ÖRGÜT...
DOĞRULAR YANLIŞLARA
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz
Diyanet Din Dışı Yönelişlere
Müdahale Etmeli
BENİM KANAATİMCE BOZULMALAR GÜÇ ZEHİRLENMESİYLE BAŞLIYOR. SAYISAL VE EKONOMİK OLARAK BİR GÜCE ERDİĞİNİZDE VE BU GÜÇLE PEK ÇOK ŞEYİ YAPABİLMEYE KÂNİ OLDUĞUNUZ ZAMAN GÜÇ ZEHİRLENMESİ BAŞLIYOR. GÜCE ERİNCE CEMAATLER, ULUSLARARASI GÜÇLERİN VE İSTİHBÂRÂT ÖRGÜTLERİNİN DE İLGİ ALANINA GİRMEYE BAŞLIYOR HERHALDE.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:23
İSTER TARİKAT İSTER DERNEK İSTER CEMAAT, CEMİYET HANGİ VASIFTA OLURSA OLSUN KURUMLARIN ŞEFFAF OLMASI GEREKEN ALANLAR VAR. ŞEFFAF OLMASI GEREKEN ALANLARDAN BİRİNCİSİ BUNLARIN HEDEFLERİDİR. TARİKAT, CEMAAT, VAKIF VEYA DERNEK NE YAPMAK İSTİYOR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:25
BENCE BÜYÜK TEHLİKE DİĞERLERİNİ; FARKLI TARİKAT VE CEMAATLERİ ÖTEKİLEŞTİRMEKTİR. “BİZ VARIZ BAŞKASI YOK. BİZ HAKİKATİZ ONLAR DALALET." BENCE BİR BÜYÜK SAPMA DA BURADA. HİÇ KİMSE KENDİSİNİ HAKİKATİN TEK TEMSİLCİSİ GİBİ GÖRMEMELİ, GÖREMEZ. KUR'AN'A GÖRE DE GÖREMEZ, PEYGAMBER EFENDİMİZ ALEYHİSSELATU VESSELAMA GÖRE DE GÖREMEZ.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:27
lışın' de-olmaz, dar bü-'der
boş yanl kur de,
ka-
bir
SEVGİ, SAYGI GÜZEL BİR ŞEY AMA ONUN DA SINIRINI İYİ KOYMAK LAZIM. ALLAH RESÜLÜ -SALLALLAHU
ALEYHİ VE SELLEMİN- ISRARLA ‘BEN BEŞERİM, KULUM. SİZİN GİBİ BİR KULUM, İNSANIM' DEMİŞ OLMASI BENCE
ÇOK ANLAMLI VE ÖNEMLİ.
tül
gü lü va
19
ka
k
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:29
a
L
S
İnsanın insanı sevmesi, hocanın talebesini, talebenin hocasını sevmesi beşeri bir duygu olarak normal ve hakikaten kabul edilebilir bir şey. Ama bunun taabbudi bir bağlılığa dönüşmesi ve ihtiram ettiği kimseyi lâ yuhtî yâni hatasız, günaha düşmeyen bir varlık olarak algılayacak şekilde görmeye başlamış olması, bizim islamî değerlerimizle, ölçülerimizle asla
nsanın lebilir
tlerin
adet-
trol
war, h
-
bağdaşmayan bir husustur.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:31
TASAVVUFUN EN ÇOK TENKİT EDİLEN TARAFLARINDAN BİRİSİ DE, MENKIBE VE KERAMET TÜRÜ ŞEYLERDİR. HALBUKİ TASAVVUF BÜYÜKLERİNİN TA BAŞTAN BERİ EN ÇOK VURGULADIKLARI ŞEY, "NEFSİN SENDEN KERAMET İSTER. SEN KERAMETİ BIRAK İSTİKAМЕТЕ ВАК.
EN BÜYÜK KERAMET İSTİKAMETTİR."
"EMREDİLDİĞİN GİBİ DOSDOĞRU OL!"
BUYURULMUŞTUR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:32
BAŞ OLMA SEVDASI BİR SÜRE SONRA İNSANA, 'MENEM DİGER NİST' DEDİRTİYOR. YANİ 'BEN VARIM, BAŞKASI YOKTUR.' ALLAH KORUSUN.
DOLAYISIYLA İNSANIN ÖTEKİ İLE MÜCADELEDE ÖTEKİNİN VARLIĞINI KABULDE PROBLEMİ VAR. İNANANLAR VE İNANMAYANLAR KİM OLURSA OLSUN.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:33
HAKİKATEN OLAYLARI İYİ OKUYAN, İNSAN UNSURUNU İYİ TANIYAN VE BELLİ BİR EĞİTİMDEN GEÇMİŞ, SEYRİU SÜLUK GÖRMÜŞ BİR İNSAN TARİKATTA İNSANLARI KENDİNE DEĞİL ALLAH'A TAŞIYOR. BURADA EN BÜYÜK YANLIŞLIK İNSANLARI KENDİNE TAŞIMAK. ALLAH KORUSUN. MÜRŞİT KONUMUNDAKİ BİRİSİ, TARİKAT KURUCUSU, İNSANLARI KENDİNDE BIRAKIRSA İHANET ETMİŞ OLUR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:37
Aylık Mecmua
Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte.... http://www.altinoluk.com
ALTINOLUK
Eylül 2018 Sayı: 391. Zilhicce 1439-Muharrem 1440 14.00 TL (KDV dahil)
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:38
TARİKAT... CEMAAT... ÖRGÜT...
DOĞRULAR YANLIŞLARA
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz
Diyanet Din Dışı Yönelişlere
Müdahale Etmeli
YanıtlaSil
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
ZULKIFL A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
SÜLEYMAN A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
HUD A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
yuksel
Vasiyet ve mustafa
Profili ziyaret edin
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
Koca bir İslâm âlemi parçalandı. O şan ve şevketler söndü. Endülüs müslümanları mahv ve perişan oldu. Hindistan müslümanları esirlik altına girdi, Tunus gitti, Cezayir gitti, Fas gitti; Türkistan, Buhara, Kazan hep işte ne hale geldi-ler. Daha sonra Mısır neler çekiyor... Romanya'da, Bulgaris-tan'da, Girit'de bulunan müslümanlar ne oldu? Hep tefrika yüzünden mahvoldular. Sürüden, birlikten ayrıldıkları için kurtların ağzına düştüler. Gitgide o büyük âlem küçüldü.
Şimdi müslümanların bu günkü haline hamiyet sahip-leri ağlıyor. Bizi bu hale düşüren hep tefrika, hep nifak ve şikaktır [uyuşmazlık, bozuşma]. Artık bu kadar zillet, bu kadar miskinlik yeter!.. Bundan sonra millet uyanmalı, oku-malı, bu felâketlerin hep tefrika ve cehalet yüzünden gel-diğini anlamalı da, ona göre çaresine bakmalı. Zaman artık tefrika zamanı değildir, ittifak zamanıdır, birleşmek zama-nıdır. Şimdi Allah'ın lütfu bize yöneldi. Her zaman bu fırsat ele geçmez. Bu fırsatı kaçırmamalı, bundan istifade etmeli. Geçen geçti, olan oldu. Şimdi matem tutacak, esef edecek, kederle vakit geçirilecek zaman değildir. Matem, ölüyü di-riltmez, esef [vah vah deyip hayıflanmak] geçmişi geri ge-tirmez, keder musibeti def etmez. Selámetin anahtarı varsa yoksa iş'tir, hayırlı amel, İslâm aksiyonudur. Hulâsa, yük-selmek için doğruluktan, iyi niyetten ve bilgiden başka mer-diven yoktur. Korkmamalı. Korku helâkı çabuklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Ye'se [ümitsizliğe] düşmemeli. Yeis helâkten başka netice vermez. Kur'an-ı Kerimin hükmü bâ-kidir, sonsuz bir hayata mazhardır. Elverir ki biz O'na uya-lım.
Artık müslümanlar geçirdikleri bu felâketlerden ibret alarak uyanmalı, bütün tefrikalardan vazgeçmeli, bütün mü-minleri kardeş bilerek el birliği ile, yükselmeye çalışmalı; bi-
Memleket mahvoluyor, din de beraber gidiyor! Size Kur'an: «Bakınız sade uzaktan mı diyor?
11
الدين النصيحة
"Din nasihattir, (Hadis-i serîf)
İttihad yaşatır, yükseltir Tefrika yakar, öldürür
YAZAN.MEHMED AKİF
Bu risale, İslâm şairi Mehmed Akif Bey ile, såbık Diyanet İşleri Reisi Aksekili Ahmed Hamdi Efendi'nin irad ettikleri iki vaazdan meydana gelmiştir.
BEDİR YAYINEVİ
272
9. Tevbe Sûresi
Ayet: 24-25
zel istidaddan çıkıp uzaklaşanları "hidâyete erdirmez. ", Yani onlar güzel istidadlarını iptal ettikten sonra Allah onları yüce katına ulaştırmaz ve cemalinin feyzini kabüle müsait kılmaz.
Bişr b. el-Haris (r.a)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:
"-Rüyada Peygamber (s.a.)'i gördüm. Bana:
--Ya Bişr, bilir misin Allah Teâlâ seni niçin akranlarından üstün kıl-di?" diye sordu. Ben:
"-Hayır ya Rasûlallah." dedim. O:
"-Sünnetime tabi olman, sâlihlere hizmet etmen, din kardeşlerine nasihatta bulunman, ashabımı ve ehl-i beytimi sevmen sayesinde. Seni iyilerin (ebrar) makamına ulaştıran işte bunlardır." buyurdu.
Ben derim ki: Halis mahabbet, büyük bir kapıdır. Ancak kalb-i selim sahibi kimselere açılır. Halis mahabbetin tesiri çok büyüktür. Durumu şaşırtıcıdır.
Allah Teâla'dan bizleri Allah sevgisini ve Rasûlü'nün sevgisini, bun-ların dışında kalanların sevgisine tercih edenlerden kılmasını niyaz ede-riz. Amin!.
zan: Av
Của 10
Rühu'l-Beyan
269
قُلْ إِنْ كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَاخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادِ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ (٢٤)
24. De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, ke-sada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığı-nız meskenler size Allah'tan, Rasûlü'nden ve O'nun yolunda cihâd etmekten daha sevgili ise artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez."
Ey Muhammed! Hicreti terk eden kimselere "de ki: "Eğer babala-ınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız," Mek-ke'de "kazandığınız" ve elde ettiğiniz "mallar..." -Malların kazanıldığı-nın belirtilmesi, sıkıntı ve zorluk çekilerek elde edildiğinden onların ya-nında çok değerli olması sebebiyledir.- hac mevsiminde Mekke-i Müker-reme'de bulunmamanız sebebiyle revaç vakti geçerek "kesada uğrama-sından korktuğunuz ticaret" yani ticaret yapmak ve kâr etmek için satın aldığınız metalar, "hoşlandığınız meskenler" yâni son derece ne-zih oldukları için içlerinde ikamet etmekten memnun kaldığınız evler ve bahçeler, "size Allah'tan, Rasûlü'nden" yani Medine'ye hicret etmek suretiyle Allah'a ve Rasûlüne itaattten "ve O'nun yolunda" Allah'a itaat olarak "cihad etmekten daha sevgili ise..."
Buradaki 'sevgi'den maksad, ihtiyari (iradeye bağlı) sevgidir. Yani, Allah ve Rasûlünün emirlerini devamlı olarak yerine getirme, onları hiç terk etmeme sonucunu doğuran bir sevgidir. Yoksa insanda mutlaka bu-lunan fıtrî sevgi değildir. Çünkü fıtrî sevgi, insanın tercihine bağlı olma-dığından yükümlü tutulduğu bir sevgi değildir.
"artık Allah emrini" yani dünya veya ahirette vereceği cezayı başı-nıza "getirinceye kadar bekleyin." Bu ifade, nefsinin hazlarını dinin emirlerine tercih eden kimse için tehdit ifade etmektedir.
270
9. Teube Süresi
Ayet: 24
edinmek suretiyle itaatten çıkanları, kendileri için hayırlı olan şeye irşad "Allah, fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez, müşrikleri dost etmez.
Avet-i kerime'de çok şiddetli bir tehdit vardır ki bu tehditten ancak çok az kisi kurtulabilir. Çünkü qünümüzde zahid ve takva sahibi ihvani mızı bir araştırsan onların dünya ile ilgili en değersiz bir şeyi bile elden kaçırdıklarında nasıl şaşkınlığa düşüp üzüldüklerini görürsün. Halbuki onlar dini hazlardan en yücesini bile elden kaçırdıklarında hiç aldırış et-mezler.
Avetten anlaşıldığı kadarıyla kim dünyevi arzuları Rahman'a itaate tercih ederse dünyada ya da ahirette başına gelecek cezaya hazır olsun! Baksın bakalım tercih ettiği dünya hazları, kendisini bu korku ve felaket lerden kurtarabiliyor mu?!
Allah'ım, affını ve bağışlamanı niyaz ederiz, ey merhametlilerin en merhametlisi!
Kaşifi demiştir ki: Ey aziz! Dostluk iddiasının gerçek olması için İb-rahim gibi dünyadan yüz çevirecek adam olmak gerek. Nitekim o şöyle demişti: "İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)." (eş-Şuārā, 26/77) Malı misafire sarfedecek, çocuğu kurban etmeye niyet edecek, kendini de ateşe feda edecek.
Seni tanıyan kimse canı ne yapsın?
Çocuğu, evlâd u ıyâli ne yapsın? Her iki cihanı ona bağışlayarak divâne edersin Sana divâne olan iki cihanı ne yapsın?
Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Sizden hiçbiriniz, ben kendisine malından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça iman etmiş olmaz." 114 İbn Melek, bu hadisteki iman ile "kamil iman"ın, sevgi ile de "ihtiyârî sevgi"nin kastedildiğini söylemiştir. Meselâ Rasûlullah bir mümine şehit oluncaya kadar kafirlerle savaşması-nı emretse veya kâfir olan anne-babasını ve çocuklarını öldürmesini em-retse, o mümin selametinin Peygamber (a.s.)'ın emrine uymakta olduğu-
114. Buhárí, Iman, 8; Müslim, İman, 70
n: Av
Cr 10
Rühu'l-Beyân
271
bir insan tabiatı itibarıyla ilaçtan nefret eder, kaçar. Fakat yine de iyileş-nu bildiği için bu emre uyar, itaatsizlik etmeyi düşünmez. Nitekim hasta mesinin bu ilacı kullanmaya bağlı olduğunu bildiği için onu kullanır. O habe bir mümin nasıl olur da karşılık beklemeden bizim menfaatimize san, bize bizden, babalarımızdan ve çocuklarımızdan daha şefkatli ve merhametli olan Peygamberimiz'in (a.s.) emrine uymaz?!
Kadi (Beydavi) şöyle demiştir: Peygamber (a.s.)'ın sünnetine onu hya etmek suretiyle yardım etmek, getirdiği şeriatı muhafaza ve müda-faa etmek O'nu sevmekten ileri gelir.
Hz. Şeyhülislâm'dan şöyle nakledilir: Ahmed b. Yahya Dimaşkî bir gün anne ve babasının önünde oturmuş, Kur'an'dan Hz. İsmail'in kur-ban edilmesi hikâyesini okuyordu. Dediler ki: Ey Ahmed! Önümüzden kalk ve git. Çünkü biz seni Allah yoluna adadık. Ahmed kalktı ve şöyle dedi: Ey Rabbim! Şimdi senden başka kimsem yok. Ardından Kâbe'ye doğru yola çıktı. Yirmi dört yerde konakladı. Bir müddet sonra anne ba-basını ziyaret etmek istedi. Şam'a gelince evinin kapısına vardı, kapıyı çaldı. Annesi seslendi: Kapıda kim var? Oğlu cevap verdi: Ben Ahmed, oğlunuz. Annesi: Önceleri bir çocuğumuz vardı, onu Allah yoluna ada-dık. Bizim Ahmed'le Mahmud'la ne işimiz olsun! dedi.
Neyimiz varsa sana feda ettik
Canı senin aşkına esir ettik
Biz kendimizi terk ettik, iki cihanı da
Bu yaptıklarımızı sadece senin için ettik
İşte muhacirler hicret edip Allah Teâlâ için terk ettikleri bir beldede ölmeyi, hicretin sevabı noksanlaşır endişesiyle hoş karşılamıyorlardı. Çünkü terk edilen yurda zaruret hali dışında geri dönmek, yapılan hicret amelini bozmak demektir.
et-Te'vilât'ta şöyle denilmektedir: "Dinin aslı, Allah Teâlâ'nın sevgi-sidir. Allah'ı sevme (mahabbetullah) istidadını, zikredilen şeylere tahsis eden kimse fâsık olur. Fäsıklık, Yaratan'ı sevmeyi bırakıp yaratılanı sev-meye yönelmektir. Yaratılanın sevgisini Yaratan'ın sevgisine tercih eden ilāhi feyzi kabul için olan fıtrî istidadını yok etmiş ve mahrumiyeti hak etmiş olur, kahır ve perişanlığa düçar olur. "Artık Allah emrini" yani kahrını "getirinceye kadar bekleyin. Allah, fâsıklar topluluğunu" gü-
MÜSLÜMANLARIN ASIL KUSURU
I
393
âm
Yahudiler, siyonizm teşkilatı sayesinde, kendile-Devleti'ni parçalayıp Orta Doğu'ya yerleştiler; hâlen me en büyük iyiliği ve yardımı yapmış olan Osmanlı saynca az olmalarına rağmen birçok ülkenin yöneti-mini, kültürel hayatını, ekonomisini, dünya ticareti-ele geçirmiş, istediğini istediği ülkeye empoze et-trip yaptırabiliyorlar...
a-ve
Batılı devletlerin, daha başka, mason locaları, Li-ons kulüpleri, Rotary kulüpleri, Bilderbergler, misyo-ner teşkilatları, Yehova Şahitleri gibi nice nice dinî, sosyal, siyasî, gizli, âşikâr, etkili, faal teşkilatları var...
Ama biz müslümanların böyle kuruluşları yok; ku-rulmamış, kurulanlar tahrip edilmiş, kapatılmış, ya-saklanmış...
Emperyalistler bir İslâm ülkesini ele geçirdiler mi önce İslâm'ı unutturmaya, müslüman halkı dejene-re etmeye çalışırlar, en çok, gerçek İslâm'dan, halis müslümandan korkarlar. Çünkü İslâm, iman, Kur'an, irfan, ahlâk ve mâneviyat ile ilim, çalışma, gayret, şuur, onur, basiret, hürriyet, istiklal, kalkınma, re-fah, mutluluk, zenginlik, güçlülük arasında kuvvetli İlişkiler, sarsılmaz bağlar, kesin etki ve tepkiler oldu-ğunu çok iyi bilirler.
Müslümanlar eğer ezilmek, sömürülmek, horlan-mak, dışlanmak, yağmalanmak, öldürülmek, mazlum ve mağdur duruma düşürülmek istemiyorlarsa gerçek İslâm'a, Kur'an'a dönsünler.
Mü'minler, izzetle, şerefle, itibarla, rahat ve mü-reffeh yaşamak; huzur ve saadete ermek, yüce
336
İSLÂM DERGİSİ BAŞMAKALELERİ
Onlara çok borcumuz var, onların, üzerimizde çok bü yük hakları ve hatırları olmalı!
Şehir şehir dolaşmakta olduğum Avustralya'da en çok dikkatimi çeken, kiliselerin zenginligi ve sosyal hayata kâmilen hakimiyeti; bir de çok net, buram bu-ram tüten milliyetçilik duygusu ve tarih şuuru. Her kasabada bir anıt, her parkta bir plaket veya kitabe, savaşta ölenler için göze çarpıcı bir eser, üzerleri ne "Lest we forget", "Unutmayalım diye." yazılmış; ölenlerin isimleri, künyeleri bir bir hakkedilmiş abi-delerin duvarlarına; herkes Gelibolu'yu biliyor, ka-yıplarını biliyor. Mezarlıkları da gayet iyi muhafaza olunuyor, mezarlar çökmüş değil, isimler belli, du-varlar sağlam, kabirlerin üzerlerinde demet demet taze çiçek buketleri; demek ki sık sık ziyaret olun-maktalar...
Onlar böyleyken bizler ne yapmışız? Maalesef yü rekler acısı bir durum. Mezarlıklar istilaya uğramış, gecekondu dolmuş, istimlak edilmis, türbeler yıkıl-mış, kapatılmış, tozlu, harap, yağmalanmış; camile-re el konulmuş, halıları, levhaları, minberleri, mih-rapları, çinileri, hatta kubbe kurşunları çalınmış, en değerli eserler yıktırılmış, avluları yok edilmis: tarih sevdirilmemiş, ecdat kötülenmiş, gerici ve yobaz gös-terilmiş, vatan hainleri putlaştırılmış, kahramanlaştı-lerin tarihi binaları yıkılmış, yerlerini soğuk beton yl-rılmış; saraylar yağmalanmış, arşivler satılmış, şehir-ğınlar almış, vakıf eserler yağmalanmış, kütüphane-ler kapatılmış, en değerli kitaplar kaybolmuş, bir sü-rü yolsuzluk, hırsızlık, hainlik, düşmanlık, kadirbil-
mezli
M lanm suçlu Sark BU16
kö
ra
ri
Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 247 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
YanıtlaSil
yuksel25 Şubat 2026 23:59
TARINTE BLOON
- 1526-Macaristan Budinin fethi.
1956 - Afyon Mahkemesi bütün Risale-i Nurların beraetine ve sahiplerine iadesine karar verdi.
Risale-i Nur'un neşri serbest bırakıldı.
2001 - New York'un "İkiz Kule" gökdelenlerine yolcu uçaklarıyla terörist saldırı düzenlendi.
EYLÜL
11
PERŞEMBE
19 1447 R.EVVEL
RUMI: 29 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 129
BİR AYET
Onun hakimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri kuşatmıştır.
Bakara Suresi: 255
BİR HADİS
Dinini, emanetini ve amelinin neticesini Allah'a havale et.
Ebu Davud, Cihad: 73
Bir elmayı halk edecek, elbette dünyada bütün elmaları halk etmeye ve koca baharı icad etmeye muktedirdir. Baharı icad etmeyen, bir elmayı icad edemez. Zira o elma, o tezgâhta dokunuyor.
Sözler
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İmsak
Günes
Öğle
İkindi Aksam
Yatsı
YanıtlaSil
yuksel26 Şubat 2026 00:01
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
TARİHTE BUGÜN
1622 - Genç Osman olarak da bilinen II. Osman katledildi.
1954-Nur Talebelerinden Santral Sabri Arseven vefat etti.
ŞUBAT
20
CUMA
BİR AYET
Şüphesiz, Rabbinin kıskıvrak yakalayışı çok şiddetlidir.
(Bürûc: 12)
2 1447 RAMAZAN
BİR HADİS
Hediyeler verin ki, birbirinizi sevesiniz.
RUMI: 7 ŞUBAT 1441
KASIM: 105
Milletin kalb hastalığı, zaaf-ı diyanettir; bunu takviye ile sıhhat bulabilir.
Tarihçe-i Hayat
YanıtlaSil
yuksel26 Şubat 2026 00:04
TARİHTE BUGÜN
1909-Bediuzzaman'חו
"Lemean-ı Hakikat ve Izale-i Şübehat" başlıklı makalesinin son bölümü ile "Biraderim Derviş Vahdetî Bey'e başlıklı yazısı Volkan'da yayınlandı.
1909 - Bediüzzaman'ın "Kahraman Askerlerimize" başlıklı makalesi Mizan gazetesinde yayınlandı.
2022 BEDIOZZAMAN TA VIM
15
CUMA
FRIDAY
NİSAN
APRIL
BİR AYET
İşittik ve emrine uyduk. Affını ve mağfiretini dileriz, ey Rabbimiz!
Bakara Suresi: 285
BİR HADİS
Selâmı önce veren kişi, kibirden uzaktır.
Böyle bir zamanda en lüzumlu, en ehemmiyetli, en birinci vazife imanı kurtarmaktır.
Kastamonu Lahikası
EMİR ŞEKİB ARSLAN
OSMANLI'DA AYRILIK YANLISI ARAPLARA SESLENİŞ
UNUTMAYALIM:
DOSTTAN İNAYET, DÜŞMANDAN HIYÂNET BEKLENİR.
DOSTLARA HÂİNLİK, DÜŞMANLARA HADİMLİK DAHA NE KADAR SÜRECEK?
OSMANLI VE ONLARIN
TORUNLARI OLAN
BİZLER TESBİHİN
İPİ VE İMAMESİNİ
TEMSİL EDİYORUZ.
BU BİR IRKÇILIK DEĞİL, TARİHİN VE TECRÜBELERİN ORTAYA KOYDUĞU BİR GERÇEKLİKTİR.
ÇOCUKLARIMIZIN GERÇEK SAHİBİ ARTIK SOSYAL MEDYA.
HANİ HEP SÖYLENİR YA ÇOCUKLARIMIZ, GENÇLERİMİZ BİZİM GELECEĞİMİZDİR DİYE. BU ÇERÇEVEDEN BAKTIĞIMIZDA GELECEĞİMİZ SOSYAL MEDYANIN ELİNDE. ÜLKEMİZİN GELECEĞİNİ ŞU ANDA ANNE-BABALAR YA DA ÖĞRETMENLER DEĞİL SOSYAL MEDYA ŞEKİLLENDİRİYOR.
BİLMİYORUM OLAYIN CİDDİYETİNİ ANLATMAK İÇİN DAHA BAŞKA ΝΕ SÖYLENEBİLİR?
99
İnsanlığın Kurtuluşu Tevhidde
TEVHİDİN SIRRI İHLASTA
Kasım 2024/C. Evvel 1446 www.altinoluk.com
Sayı: 465130.00%
Ancak, devlet adamlarına gösterilmesi istenen bu saygı, onların zulüm ve haksız-lıklarını onaylama anlamına gelmez. Nite-kim Hz. Peygamber Yaratan'a isyan teşkil eden hususlarda yaratılmışa itaat edilme-yeceği ilkesini ifade etmenin (msl. bk. Buhârî, Ahkâm 4) yanısıra "Cihadın en üstünü, zalim hükümdar karşısında hakkı söylemektir" buyurmuştur (İbn Mâce, Fiten, 21; İbn Hanbel, V, 251, 256).
erier
makaled Ithad ve Terakki gazetesinde yayınlandı.
1923-Medresetüzzehra teklifi, Layiha Encumenince müzakereye değer bulundu.
1924 - Bediüzzaman'ın Van'a son gelişi.
1951-Bediüzzaman
"Demokratlara büyük bir hakikatı ihtar" başlıklı bir mektup kaleme aldı.
EYLUL
06
CUMARTESİ
14 1447 R.EVVEL
RUMI: 24 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 124
BIR AYET
By Peygamber, sana da, sana uyan mü'minlere de Allah kafidir.
Enfal Suresi: 64
BİR HADİS
Abdestli olmaya ancak kamil mu'min dikkat eder.
İbni Mâce, Tahare: 4
Bir şeyi dünyada var desen, yalnız o şeyi göstermek kâfi gelir. Eğer yok deyip nefyetsen, bütün dünyayı eleyip göstermek lazım gelir ki, tå o nefiy ispat edilsin. Lem'alar
Imsak
Günes
Ogle
İkindi
Akşam Yatsı
Innsak Günes
Ogle
kindi Aky
YanıtlaSil
yuksel2 Mart 2026 19:22
2026 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
TARINTE BUGÜN
1991-Varşova Pakti feshedildi.
ŞUBAT
25 ÇARŞAMBA
7 1447 RAMAZAN
RUME 12 ŞUBAT 1441 KASIM 110
BİR AYET
Nerede olursanız olun ölum size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!
(Nisă: 78)
BİR HADİS
Mü'min, aynı delikten (yerden) iki kere ısınılmaz.
Istiaze eden, şeytanın şerinden kurtular
Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel2 Mart 2026 19:24
TARİHTE BUGUN
1928-Pakistanlı İslâm Şairi Muhammed Ikbalin vefatı.
1944-Fransa'da kadınlar oy kullanma hakkını elde etti.
1994 - İlk Güneş dışı gezegenler keşfedildi.
21
PERŞEMBE
THURSDAY
BIR AYET O, çok bağışlayan ve çok sevendir.
Büruc Suresi: 14
NİSAN
BİR HADİS Arabın Aceme, kırmızının siyaha üstünlüğü yoktur!
APRIL
Ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkîde göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fânî ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır. Mesnevî-i Nuriye
HICRÍ: 20 RAMAZAN 1443 - RUMI: 8 NİSAN 1438
(
KASIM: 165 - GÜN: 111 KALAN: 254 GUN UZA-3 DK
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
Sadece senin bildiğin başka birisinin bilmediği ismin hürmetine, bütün hepsinin bildiğin isimlerinin hürmetine manevi âlemde ki, maddi âlemde ki, ilimleri, hayırları, nimetleri, afiyetleri, selâmet leri yakinleri ezelden ebede müminlerin ve hayırlı ların hürmetine ezelden ebede müminlerin hayırlıların üzerine indiriver yarabbi.
Y. C.
VIRDI OLMAYANIN ALLAH C. C GELEN İLHAMI OLMAZ.
٥٩٩٦ - لا عُقُوبَةً فَوْقَ عَشر ضَرَبَاتِ الا فى حَدٍ مِنْ حُدود الله رعب ج عن
رجل من الصحابة)
5996- On vuruştan fazla cezalandırmak olmaz. Ancak Allah'ın tespit ettiği cezalar müstesna.
٥٩٩٧ - لا فَقْرَ اَشَدُّ مِنَ الجَهْل وَلا غِنَى أَعْوَدُ مِنَ العقل ولا عبادة كَالتَّفَكُرِ" (الو بكر بن كامل وابن النجار عن الحرث عن على)
5997- Cehaletten daha kötü fakirlik olmaz. Akıllı olmak gibi zenginlik yoktur. Tefekkür gibi de ibadet olamaz.
٥٩٩٨ - لاَ قِرَانَةَ إِلا بِتَدَبُّرٍ وَلاَ عِبَادَةَ إِلا بِفِقْهِ وَمَجْلِسُ فِقْهِ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سِتِّينَ سَنَةً (قط عن ابن عمر (ضعيف)
5998- Manasını düşünmeden okumak olmaz. Anlama-dan yapılan ibadetin de pek kıymeti yoktur. Fıkıh meclisi, altmış yıllık ibadetten hayırlıdır.
٥٩٩٩ - لا قَطعَ فِي تمرٍ وَلاَ كَتَرٍ * عب) ط حم د ن هـ حب ت طبق ض وا قانع والدارمي عن رافع وفى لفظ حم لا قطع فيما دون عشرة دراهم وابن
5999- Ağaçtaki meyvede ve keterde (hurma ağacından elde edilerek yenen bir nesnede) hırsızlık halinde el kesme yoktur.
٦٠٠٠ - لا قَوْلُ إِلا بِعَمَلٍ وَلا قَوْلَ وَلاَ عَمَلَ إِلَّا بِنِيَّةٍ وَلَا قَوْلَ وَلَا عَمَلَ وَلَا
نِيَّةَ إِلا بِاصَابَةِ السُّنَّةِ (الديلمي عن على)
6000- Amelsiz sözün, niyetsiz amelin kıymeti yoktur. Sö-
zün de, amelin de, niyetin de eğer sünnete uygun değilse değeri yoktur.
٦٠٠١ - لاَ نَذْرَ فِي مَعْصِيَةٍ وَلَا غَضَبٍ وَكَفَّارَتُهُ كَفَّارَةُ يَمِينٍ (ن عن عمران)
6001- Masiyet ve gazap içinde adak olmaz. Onun kef-fareti yemin keffareti gibidir.
1391
MILAT
TV & SİNEMA 14
22 MART 2026 PAZAR
TEŞKİLAT
Altay ve Korkut görev başında
TEŞKİLAT dizisi bu akşam 174. Bölümüyle
seyirci karşısına geçecek. Altay, düşmanın büyük terör planını engelledikten sonra Teşkilat, Şir-ket'in geride kalan güçlerini çökertmek için ha-rekete geçer. Ekip, hedefe ulaşmak adına zekice ve riskli bir plan kurar. Şirket'in diğer yapılan-masıyla mücadele etmek üzere Korkut'a sınır Ötesi bir görev verilir. Görevin süresi belirsizdir.
Ancak bu kez Korkut için asıl zorluk görev değil. geride bırakacaklarıdır. Çünkü artık Bahar var-dır. Rutkay kaçış planları yaparken, Julla şüphe-lerinin peşini bırakmaz. Teşkilat operasyonunda öldüğü söylenen kişinin babası olmadığını iddia eder. Altay ve ekip büyük bir operasyonun için-deyken, asıl düşmanın sandıklarından çok daha
yakın olduğu ortaya çıkacaktır. TRT1 20.00
YanıtlaSil
yuksel22 Mart 2026 08:27
YENİ TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ
200
20-1
203
MILATOR
22 MART 2026 PAZAR
www.milatgazetesi.com
204
Fiyatı: 20 TL
KKTC: 30 TL
FÜZELERİ İRAN
20:2
20-4
TOT Aksakallilar Heyeti Başkanı Binali Yılde om, Turkiye'ye yönelen füzelerle ilgili yap tığı açıklamada "Sahte bayrak operasyonu yapıyorlar. Füzeyi başka yerden firiati yorlar. Böylece Iran'la takıştırmaya.
catıştırmaya çalışıyorlar. Biz 400 se nedir İran'la savaşmadık dedi, 8'de
955
NETANYAHU'NUN TESPİTİ DOĞRU AMA ÖNERMESİ YANLIŞ
RANSARTINI ACIKLADI
ADIM ADIM AYN CALUT'AL
İslam aleminin şu anki durumu Moğollar ile mu cadele dönemine cok benzivor. Ancak gidisat
Nitekim Ebû Saîd el-Harrâz, Hücvîrî, Gazzâlî, Sühreverdî gibi birçok sûfî, “zâhire aykırı düşen her bâtın bâtıldır” kaidesini benimsemişlerdir.
"Te'vîlât-ı Necmiyye Tefsiri"nde zikredildiğine göre; bu âyet-i kerîme-nin mânâsı: "Ledünn ilmine ulaşmak istiyorsanız Allah'tan başkasına iba-det yapmayın; şeytana da, dünyaya da, hevâya da, mâsivallâha (Allah'tan başkasına) da kulluk etmeyin.
RÜHU'L - FURKĀN
TEFSİRİ
20. Cild
Håd Süresi 1-60
HAZIRLAYANLAR
Mahmûd USTAOSMANOĞLU
riyásetindeki ilmi bir heyet
Bu cildde emeği geçen Cübbeli Ahmed Efendi ve arkadaşlarıma Alin ve Habir olan Mevla Te dld than evri azin niylz ederim.
Müceddid Mahmûd Efendi Hazretleri
ahıska
vavinevi
Ruhun Mahiyeti. Ruhun mahiyeti konusunda âlimler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. 1. Ruhun mahiyetini bilmek mümkün değildir, çünkü ruh rabbin emrinden olması itibariyle gaybî bir konudur. Bu görüşü benimseyen Ali el-Kārî, Ehl-i sünnet âlimlerinin ekserisinin aynı kanaatte olduğunu belirtir. Şa‘rânî ise bu anlayışı Sûfiyye çoğunluğu ile bazı kelâmcılara atfeder (Eş‘arî, s. 334; Bedreddin el-Aynî, XIV, 112; Şa‘rânî, II, 122). 2. Ruh bedenin şekline bürünen ve duyularla algılanamayan madde dışı bir varlıktır. Muhammed Abduh, Mâlik b. Enes’e nisbet edilen bu görüşle ruhun bedenin şeklini almış “esîr” denilen maddeden ibaret olduğunu savunan XX. yüzyıl ruh bilimcilerinin görüşleri arasında benzerlik bulunduğunu ileri sürer (Reşîd Rızâ, II, 39). 3. Ruh soyut, kutsal ve basit bir cevher olup bedenin bütününe yayılmıştır. Madde türünden bir cisim, cevher veya araz değil tek bir cevherdir, başlı başına vardır, zaman ve mekânla sınırlı değildir, duyularla algılanamaz. Allah’ın “ol” emriyle bedende yaratılmıştır, ruh bedenden alınınca insan ölür. Muammer b. Abbâd, Nazzâm, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, İbn Sînâ, Râgıb el-İsfahânî, Ebû Zeyd ed-Debûsî, Gazzâlî gibi farklı ekollere mensup kelâmcı ve filozofların yanı sıra bir grup Sûfiyye bu görüştedir (Eş‘arî, s. 329, 333-334; Kādî Abdülcebbâr, XI, 310; İbn Hazm, V, 202). 4. Ruh latif, nûrânî ve semavî bir cisimdir, gül suyunun gülün maddesine yayıldığı gibi bedene yayılmıştır. Ruh bedene ait bir araz olamaz, çünkü araz sürekli yok olup yeniden yaratılır. Eğer ruh araz olsaydı insanın her an farklı bir ruha, kimlik ve kişiliğe sahip olması gerekirdi. Naslarda ruhun ölümden sonra azap veya nimeti algılayacağının bildirilmesi de onun cisim olduğunu kanıtlar, ayrıca araz için böyle bir durumdan söz edilemez. Latif cisim olması duyularla algılanmasını gerektirmez, sadece maddî cisimlere benzemeyen bir cisim olmasını zorunlu kılar. İnsanın düşünen, akıl yürüten ve bilen bir varlık olması da ruhun araz niteliği taşımasını imkânsız kılar. Latif cisim olan ruh ile insandaki “biyolojik canlılık” anlamına gelen ruh aynı şey değildir. Ebû Ali el-Cübbâî, Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, İbn Hazm, Fahreddin er-Râzî, İbn Kayyim el-Cevziyye gibi âlimlerle bir grup Sûfiyye bu görüşü benimsemiştir (Eş‘arî, s. 333-334; İbn Fûrek, s. 257, 281; Cüveynî, s. 377; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XXI, 43-45; XXX, 177; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 177-186). 5. Ruh bedenin canlı olmasını sağlayan bir arazdır. Onun yansımaları konumunda bulunan ilim,
12
Hüd Süresi - Ayet:1
Cüz: 11 Süre: 11
İşte bu sözden anlaşıdığına göre; Kur'ân'ın muhkem kılınması âyetlerinin içinde müteşäbih bulunmadığı anlamına gelmediği gibi, kendi ayetlerinden bäzısının yine kendi âyetleri ile neshedilmediği mânâsı da taşımaz.
Nitekim:
مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ )
"O (Kur'a)ndan bir kısmı, (mânâsı anlaşılamayacak derecede kısalıktan ve farkı månålara ihtimalli olmaktan korunmuş olmaları hasebiyle) muh-kem (ve sağlam kılınmış) birtakım âyetlerdir ki onlar o Kitâb'ın anası (ve esäsı olduklarından, helål ve haram gibi hükümlerde başvurulacak yegâne kaynak olma özelliğini taşımakta)dır(lar).
Bir de (kısalığından veya lügat îtibarıyla muhkem bir âyete muhalif gö-züktüğünden dolayı farklı tefsîrlere müsäit bulunan) diğerleri (vardır) ki; (onlar) müteşåbih (âyet)ler(dir)." (Arin Süresi:7iden) kavl-i şerîfi ile:
مَا نَنْسَحْ مِنْ آيَةٍ أَوْ تُنْسِهَا تَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا )
"Biz herhangi bir ayeti(n lafzını yahut hükmünü veyå her ikisinin geçer-liliğini kaldırarak onu) neshedersek veya (hafızalardan silerek) onu unuttu-rursak, (onun yerine, hem kullara fayda ve kolaylık açısından, hem de sevåb bakımından) ondan daha iyisini veya (yükümlülük ve sevâb kazandırma yönünden) onun (bir) benzerini getiririz." (Bakara Süresi 106 den) âyet-i celilesi bu hakikati beyân etmektedir.
Fahrurrâzian beyârı vechile; Kur'ân âyetlerinin muhkem kılın-ması birkaç şekilde tefsir edilmiştir.
Birincisi, bu kitabın månålarının en mühimleri olan tevhîd, adâålet, nü-büvvet ve me'åd (âhiret) ile ilgili konular neshi kabûl etmediğinden hepsi son derece muhkemdirler.
İkincisi; Kur'ân'da bulunan âyetler tenākuz (ve çelişki) barındırmaz, bir-birine zit mefhumlar barındırmak ihkâm sıfatının zıttıdır, onun âyetleri te-zaddan hali olduğuna göre muhkemlik sıfatı hâsıl omuştur. -(Nitekim:
وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللَّهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافًا كَثِيرًا )
"Eğer (kafirlerin iddia ettiği gibi) o (Kur'ân-ı Kerîm), Allah'tan başkası ta-rafından (yazılmış) olsaydı elbette onun içerisinde (nazım bozukluğu ve mânâ çelişkisi gilhi) pek çok ihtilaf bulurlardı." (Nad Süresis) kaol-i şerifi bu hakikati açıklamaktadır.)
RÛHU'L - FURKĀN
TEFSİRİ
20. Cild
Hûd Sûresi: 1-60
HAZIRLAYANLAR
Mahmûd USTAOSMANOĞLU
riyasetindeki ilmi bir heyet
Bu cildde emeği geçen Cübbeli Ahmed Efendi ve arkadaşlarına Alîm ve Habîr olan Mevlâ Teâlâ dan ecr-i azîm niyâz ederim.
Müceddid Mahmûd Efendi Hazretleri
ahıska
yayınevi
كُنتُمْ صَادِقِينَ بَلَى مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ أَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kal-dırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kâdirdir.
(Sonra gelen bir âyetin, daha önceki âyetin hükmü-nü yürürlükten kaldırmasına «nesh» denir. Allah Teâlâ, insanlığın medenî ve kültürel gelişmesine ve bu gelişmenin doğurduğu ihtiyaçlara uygun olarak, ge-rektikçe yeni peygamber ve kitaplar göndermiş, önce-kilere ait bazı hükümleri yürürlükten kaldırmıştır. Naslarının hükmü ebedi olan Kur'an-ı Kerim nâzil olurken, bu döneme mahsus olmak üzere bazı âyetler, diğerlerini neshetmiştir; ancak bunların sayısı olduk-ça azdır ve ilk İslâm neslinin terbiye ve intibakını te-min maksadına yöneliktir.)
107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır?
Bore: 2
BAKARA SÜRERI
16
سورة البقرة
ما تَنْسَعُ مِنْ أَيَّةٍ أَوْ تُنْسِهَا تَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِنها الم تعلم أن الله عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ أَلَمْ تَعْلَمُ أَنَّ الله لا مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ ين ولي ولا نسيرٍ أَمْ تَرِيدُونَ أَنْ تَسْفَلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُبُلَ مُوسَى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُمُ بالإيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَّاءَ السَّبِيل (3) وَدْ كَثِيرٌ مِن أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ إِيمَا بِكُمْ كَفَّاراً حَسَدا مِنْ عِنْدِ أَنْفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقِّ فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَأَقِيمُوا الصَّلوةَ وَأَتُوا الرَّكُوةً وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ ) وَقَالُوا لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلَّا مَنْ كَانَ هُودًا أَوْ نَصَارَى تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِنْ كُنتُمْ صَادِقِينَ (3) بَلَى مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ أَجْرُهُ عِندَ رَبِّهِ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ .
Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
108. Yoksa siz de (Ey Müslümanlar), da-ha önce Musa'ya sorulduğu gibi peygambe rinize sorular sormak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfre değişirse, şüphesiz dosdoğru yoldan sapmış olur.
(Peygambere çok soru sorulman, hükümle rin çoğalmasını ve daralmasını gerektirir. Onun için Medine devrinde bir ara soru sormak yasak edilmiştir.)
109. Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendile-rine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerin-deki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini geti-rinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
110. Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yap-makta olduklarınızı noksansız görür.
111. (Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut Hıristiyanlar hariç hiç kimse cennete gire-meyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylü yorsanız delilinizi getirin, de.
112. Bilakis, kim muhsin olarak yüzünü Allah'a döndürürse (Allah'a hakkıyla kul-luk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Öyle-leri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çe-kerler.
(Bu âyette Allah'a kulluk etmek ihsan vasfı-na bağlanmıştır. Yani bir kimse ibadet etmek-le kendisini kurtaramaz. Kendini kurtarması için muhsinlerden olması gerekir. Muhsin: Yap-tığı işi Allah için yapan, sadece O'ndan korkan, o sebeple işini noksansız bitiren ve her işin hak-kını veren kimse demektir.)
TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI/86-A
KUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Hazırlayanlar
Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN
Prof. Dr. Ali ÖZEK
Prof. Dr. İbrahim Kâfi DÖNMEZ
Prof. Dr. Mustafa ÇAĞRICI
Prof. Dr. Sadrettin GÜMÜŞ
Doç. Dr. Ali TURGUT
1064
DELAIL I HAYRAT ŞERHİ
kahredicidir. Hiç kimsenin amellerini zay etmez; hatta hayırlı amelle-rine kat kat, şer amellerine de birine bir ceza verir.
Hannan.
Yani: Her şeyi İçine alan, büyük rahmet sahibidir. Kendinden iraz edenleri kabul edendir.
Daha açık mana ile şu demeğe gelir:
Çeşitli küfür, tuğyan, fısk, isyanla dolduktan sonra kendisinden yüz çevirenlere; irtikåp ettiklerinden hulusla tevbeye geldikleri zaman, onların yüz çevirmelerine bakmadan; geçmişte irtikap ettiklerini af-fedip geçer. Üzerlerine, rahmetle ikbal eder. Resulüllah S.A. efendi-mizin:
«Günahtan tevbe eden, günah işlememiş gibidir.>>>
Hadis-i şerifi manası ile anlatılanlara katar.
Mennan..
Yani: Kendisinden istenmeden, istihkaksız, garazsız. ivazsız tür-lü türlü üstün nimetleri, in'am ve ihsanını verir.
- Bais.
Yani: Mahlukunu öldürdükten sonra, yeniden onları diriltir.
Varis.. Yani: Mahlukunun fenasından sonra, kendi zatı bakidir. Yerde cümle mülkün sahipleri fena bulduktan sonra; cümle mülk, Ålemlerin Rabbı Allah'a döner.
Nitekim İsrafil a.s. birinci defa suru üflediği zaman, her şey ölür; o zaman şu ilahi hitap gelir:
- Bugün mülk kimin?.
Cümle àlem fena bulduğu için, cevap verecek kalmaz. O zaman, azamet şanı ile Yüce Allah şöyle buyurur:
Vahid Kahhar Allah'ındır.
Bir eserde şöyle anlatıldı:
Şanı büyük Allah, dünyada yaratıp kullarına verdiği altınları ve gümüşleri, iki büyük dağ gibi toplar; sonra şöyle buyurur:
Bunlar. bizim malımızdır. Dünya âleminde kullarımıza verdik. Onu, bazıları rızamız yoluna sarf ederek ebedi saadete nail oldular. Bazıları da, onu kibir, tuğyan ve masiyetler yoluna harcadılar; şekave-te eriştiler. Bunlrın cümlesi fani oldu; mal yine bize döndü.
Celâl ve İkram Sahibi..
Yani: İzzet, heybet, cemal, kemal, kuvvet, kudret, azamet, ikram, lütuf, in'am ve ihsan sahibidir.
Mutemed nüshaların çoğunda metin olarak, anlatılan isimler, an-latıldığı gibidir. Ancak bu isimlerin başında, takriri olarak, şu edat gel-mektedir:
Sen..
Devam edelim:
-Yaratılmışların kalbleri senin elindedir. Onların nasiyeleri sa-na dönüktür.
Hristiyanlar âlim olunca Hristiyanıda ala kaları kesilir.
«Müslümanlar da cahil olunca Islâmiyyetle alakaları kesilir.
Dost ve Düşman Gözü ile
TÜRK İSLÂM SENTEZİ
Yılmaz Boyunaga
YAĞMUR YATIMIAU
ANNUTT
üntüze
Dunin Gizli Jarihi 2
Turgut Gürsan
SAVAŞLAR, KANLI İHTİLALLER, BÜYÜK EKONOMİK KRİZLER VE BİTMEK BİLMEYEN BİR KAOS...
Hayat gözlerinizle gördüklerinizden, kulaklarınızla duyduk-larınızdan ya da elinizle hissettiklerinizden ibaret değildir. Esas gerçekler saklı ve gizli olanlardır. Bu gizli gerçeklere ses vermek kolay olmadığı için her ne kadar hayatımızı belirlese de bilin-meyen olarak kalır.
İşte bu kitap, 20. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar uzanan süreç içinde dünyanın kaderini değiştiren gizli örgütlere ilişkin konularda sağlam tarihi kanıtlar sunmakta ve bilinmeyen ger-çekleri gün yüzüne çıkartmaktadır.
-Birinci Dünya Savaşı Nasıl Çıkarıldı?
-İngiliz Masonluğunun Dünya Politikası?
-Ermeni İsyanlarındaki İngiliz Mason Parmağı?
-ABD'deki Siyonist Örgütler?
-Türkiye'yi Parçalamak İçin Yapılan Gizli Planlar Neler?
-Birinci Dünya Savaşı Sırasında Siyonist Faaliyetler?
Ve kanınızı donduracak birçok gizli plan...
KAYITSIZ
AMAYACAĞINIZ TEHLİKELİ GERÇEKLER
KOLTO
www.pegasusyayinlari.com
178-605-4263-08-0
054 263080
YanıtlaSil
yuksel11 Nisan 2026 10:45
Pegasus Yayınlar: 176
Strateji Analiz: 46
DÜNYANIN GİZLİ TARİHİ -2
TURGUT GÜRSAN
Yayın Yönetmeni: Oukan Oudem
Son Okuma: Fahrettin Levent
Bilgisayar Uygulama: Meral Gök
Kapak Tasarım: Yunus Bora Ülke
Film-Grafik: Mat Grafik
Baska-Cilt: Kilim Matbaası
Maltepe Mah. Litros Yolu Fatih Sanayi Sit.
No:12/204-232 Topkapı/İstanbul
Tel: 0212 612 95 59
1. Baskı: Şubat 2009 - CEP BOY
ISBN: 978-605-4263-08-0
PEGASUS YAYINLARI TURGUT GÜRSAN
Yayınevinden yazılı izin alınmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.
Yayıncı Sertifika No: 12177
PEGASUS YAYINLARI
Gümüşsuyu Mah. Osmanlı Sk. Alara Han
No: 27/9 Taksim/ISTANBUL
Tel: 0212 244 2350 (pbx) Faks: 0212 244 23 46
www.pegasusyayinlari.com/info@pegasusyayinlari.com
HALIME GURBUZ
Dosdoğru...
N
eyi nerede aradığımıza dikkat etmek gerek.
Ahırda misk kokusu bulun-
maz...
Zaten olmaz!
Hakikat satan, pazarda tezgah aç
maz mirim...
Hem hakikat satılmaz, dağıtılır!
Ne demiş irfan ehli;
"Yalan gürültü çıkarır, hakikat ise daima sessizdir!"
***
Unutma, her şeyin müşterisi kendi ka-litesine göredir!
Hakikatin, gürültüye patırtıya ihtiyacı yoktur.
Pazarcı bağırır, sarrafın bağırdığı ne-rede görülmüş?
Ki hakikatin sesi sükûtta gizlidir!
Ama onu duyan 'hakiki sağırlar' işite-mez!
★★★
Doğrulardan ayrılıp doğruluktan şaş-ma!
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovar-larmış.
Bunu, gözü köyde olanlar düşünsün!
Hakikati söyleyenin, dobranın, doğru-cunun dostu azdır!
Çünkü o, ne insanların keyfine göre konuşur,
Ne de nabza göre şerbet verir!
Ne demiş şair;
"İkna edilmişlerle yola çıkılmaz!
Yola, inanmışlarla çıkılır!"
Demem o ki;
Kimseyi ikna etmeye çalışma:
Bugün senin ikna ettiklerini yarın baş-aları ikna edebilir!
Başkasına ihanet eden, er geç ana da ihanet eder!
Her ikna edilmişin bir fiyatı vardır ama anmışı kimsə satın alamaz!
Yolunuza nimetleri için değil, külfetleri-e rağmen talip olanlarla yola çıkın...
★★★
Nemrut ne kadar büyük ateş yakarsa aksın,
Karıncanın su taşı-
dığı taraf galip gele-
cektir!..
Yolun sonu gelecek zaten be mirim...
Biz geçtiğimiz yer-leri güzelleştirelim yeter...
NINEM DİYOR Kİ;
Eğri bakandan, doğru iş beklen-mez.
12 NİSAN 2026 PAZAR
Hürkive
106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kal-anır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka Jaha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.
(Sonra gelen bir âyetin, daha önceki âyetin hükmü-nü yürürlükten kaldırmasına «nesh» denir. Allah Teâlâ, insanlığın medenî ve kültürel gelişmesine ve bu gelişmenin doğurduğu ihtiyaçlara uygun olarak, ge-rektikçe yeni peygamber ve kitaplar göndermiş, önce-kilere ait bazı hükümleri yürürlükten kaldırmıştır. Naslarının hükmü ebedi olan Kur'an-ı Kerim nâzil olurken, bu döneme mahsus olmak üzere bazı âyetler, diğerlerini neshetmiştir, ancak bunların sayısı olduk-ça azdır ve ilk İslâm neslinin terbiye ve intibakını te-min maksadına yöneliktir.)
107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır?
YanıtlaSil
yuksel13 Nisan 2026 10:24
Mn:Münazarat
YanıtlaSil
yuksel13 Nisan 2026 10:25
NESH
Zamanın hükmü nesh etmesi. (Mn.) 117.
NEVRUZ
Nevruz gününün açık olması. (S.T.) 22.
Nevruz-u Sultânî. (S.) 58:10. Söz, 10. sûret
Nevruza tefekkür gözlüğüyle bakmak. (S.) 78:10. Söz, 9. sûret
Ölüm Nevruz Bayramı günümüzdür. (Mn.) 101
FİHRIST/501
YanıtlaSil
yuksel13 Nisan 2026 10:20
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
ELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
273) Hadis-i şerifteki temsili anlatım-la, iyiliği emredip, kötülükten alıkoy-ma konusunda toplumsal duyarlılığın önemi vurgulanmıştır. (A.G.)
EMSÂLÜ'L-KUR'ÂN
Kur'ân'ın meselleri anlamına gelir. Tâbirde geçen "emsal" "mesel" keli-mesinin çoğuludur. "Mesel"; benzer ve delil demektir. "Atasözüne" de mesel denir.
Kur'ân'da meseller (örnekler) var-dır. Varlığının sebebi; düşündürme, hatırlatma, öğüt verme, duygulandırma, ibret verme ve böylece insanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendirmedir.
"Andolsun biz bu Kur'ân'da insan-lara öğüt almaları için her misali anlattık" (Zümer, 39/27), "Biz bu misal-leri insanlara anlatıyoruz ama onla-rı âlimlerden başkası düşünüp anla-maz" (Ankebût, 29/43) âyetleri ile Allah Kur'ân'da misaller anlattığını bildir-mektedir. Meseller, Tahrim sûresinin 11-12. âyetlerinde olduğu gibi sarih ve zahir; A'râf sûresinin 58. âyetinde oldu-ğu gibi gizli, remizli ve imalı olabilir. (Ι.Κ.)
EMVÂL ŞİRKETİ (Şirket-i Emval)
Ortakland
DİNÎ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ
Yayına Hazırlayan
Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ
Madde Yazarları
Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ
Doç. Dr. Fikret KARAMAN
Dr. İbrahim PAÇACI
Dr. Mehmet CANBULAT
Dr. Ahmet GELİŞGEN
İbrahim URAL
ANKARA-2017
DİB
YAYINLARI
48/Fıkhi Meseleler
DARU'L İSLÂM - DARU'L HARB
SORU - Müslümanın içinde bulunduğu şartlara göre değişken sınırların varlığından söz edilebilir mi? Özellik-le günümüzde uluorta her yerde konuşulmak eğiliminde olunan «Daru'l İslâm>> ve «Daru'l Harp» kavramları var. <<Daru'l İslâm'da» ve «Daru'l Harp'te» müslümanlar için sözkonusu olabilecek değişiklikler konusunda bizi aydın-latır mısınız?
CEVAP
- Elbette... Fıkhî hükümler, mü'minlerin
içinde bulundukları şartlara göre değişir. Umumi kaide-ler va'zetmek değil, münferit meselelerin fetvası ve kaza-sı önemlidir. Bu, fıkhın donup kalmasını önlemiş ve üm-metin maslahatını esas almıştır. Bu, küllî kaideler yoktur anlamına alınmamalıdır. Meseleyi daha da net olarak or-taya koyabilmek için bazı müşahhas misaller verelim. İs-lâm dini, yalan söylemeyi kesinlikle haram kılmıştır. Bir mü'minin asla yalancı olamıyacağı hususu kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Kâfirlerin eline esir düşen mü'min için durum değişir, yalan söylemesi şart olur. Çünkü doğ-ru söylediği takdirde Ümmet-i Muhammed'in hayatını teh-likeye atmış olur. Bu durumda «Hayır efendim, ben müs-lümanım asla yalan söylemem» demek, dindarlık filân de-ğildir. Aksine Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bu husustaki izni-ni ve emrini dikkate almamış olur ki, bu büyük bir teh-likedir. Daru'l İslâm'da kesinlikle haram olan Akd-i fasit, Daru'l Harp'te, mü'minin kâfirle yapması halinde caiz olur. Ayrıca ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalan bir mü'-min için, «Haram li Aynihi» olan bir madde, zaruret mik-tarı mübah olur. «İkrah-ı Mülci» ile karşı karşıya gelen bir mü'min dili ile kelime-i küfrü söyliyerek, hayatını kur-tarabilir. O anda kelime-i küfrün günahı kaldırılmış olur.
Daru'l İslâm Daru'l Harb / 49
Bütün bu hususlar kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Şart-ların değişmesi ile hükmün değişmesi, genellikle <>> ve «Ruhsat» bablarında yer almıştır.
Dikkat ederseniz, İslâm toplumunda «yazılı hukuk>>> diyebileceğimiz donuk kaidelere itibar olunmamıştır. Bu-nun en güzel örneği «Ta'zir> cezasında görülür. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in «İyi huylu, şahsiyet sahibi insanların haddler hariç, ufak tefek kusurlarını affediniz.» (Sü-nen-i Ebû Davûd, K. Hudud, c. II, sh. 446) emrini esas alan ulema, ta'zir cezasının insanın durumuna göre deği-şeceğini belirtmişlerdir.
<> ve «Daru'l Harp» kavramlarını gün-demde tutan mü'minlerden Allah (c.c.) razı olsun. Tağuti iktidarları ve çağdaş Bel'amları en çok rahatsız eden konu; bu ıstılâhlardır. Ancak şunu belirtelim ki, «Daru'l İslâm>> ve «Daru'l Harp> ıstılâhları, bizzat Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in Hadis-i Şeriflerinden alınmıştır, yeni bir me-sele değildir. Müçtehid imamlar, edille-i şer'iyyeyi esas alarak «Daru'l İslâm» ve «Daru'l Harp>'in mahiyetlerini ortaya koymuşlardır. Hanefî fukahası; İslâm fıkhının yü-rürlükte olmadığı bütün beldeleri «Daru'l Harp» ilân et-miştir. Nüfûs hiç önemli değildir. Bir beldenin sakinleri-nin % 99'u müslüman olsa, fakat orada İslâm fıkhı ile hükmedilmese, orası Daru'l Harp olur. Nüfusun %'l'i müslüman olsa, geri kalanı zimmet akdi ile Emiri'l - mü'-minine bağlansa, o belde Daru'l İslâm'dır. Türkiye'nin fık-hî durumuna gelince. Bu hususta ûlemanın hükmüne mü-racaat gerekir. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi: «Ka-nun bakımından dünya ikiye ayrılır. Daru'l İslâm ve Da-ru'l Harb. Birincisinde (Daru'l İslâm'da) İslâm fıkhı ha-yata hakimdir. Bütün işler Allah (c.c.)'ın indirdiği hü-kümlere göre tanzim edilir. Orada mü'minler hakim du-
Fıkhî Meseleler, F.: 4
50/Fıkhi Meseleler
rumdadırlar ve emniyet içerisindedirler. İkincisinde ise, İslâm fıkhı açıktan red olunur ve müslümanlar güvenlik-lerini yitirirler. Türkiye'de medeni hukuk'un kabulü ile İslâm fıkhı yürürlükten kaldırılmıştır ve diğer hususlar da Avrupa'dan getirilen kanunlarla tanzime başlanmıştır. Bu sebeble ikinci kısma dahil olmuştur.» (M. Sabri Efen-di, Kitab El İlm El Akl ve'l Makûl, sh: 8) hükmünü zik-reder. Bunun aksini iddia edenler yok mudur? diye bir sual sorulabilir. Muhakkak ki vardır. Ancak Türkiye'de din ile devlet işleri birbirinden ayrıldığı ve «Lâiklik» te-mel ilke olarak ortaya konulduğu için, «Efendim, Türki-ye'de Şer'i bir devletten söz edilemez, yani Daru'l İslâm değildir, ancak Daru'l Harp de denemez gibi yuvarlak laflar edilmektedir. Bunlar genellikle batı kültürü ile zi-hinlerini meşgul eden isanlardır. Bu sebeble Prof. Jo-seph Schacht'ın «İslâm Hukukuna Giriş isimli eserinden bir nakil yapalım. Bu ünlü Profesör, «Modernizm hare-ketlerinin mahiyetini izah ederken şunları kaydediyor: << hududları aynen bakidir. Ancak haddlerin icra edilmesi ve sadaka-ların emir tarafından toplanması hususu ihtilaflıdır. Asıl
Daru'l İslâm - Daru'l Harb / 51
se,
k-
le
ar
değişiklik, müslümanlarla, gayr-i müslimler arasındaki ilişkide meydana çıkar. Daru'l İslâm'da gayr-i müslimler <> oldukları için, can, mal, nesil, akıl ve din emniyetine haizdirler. Daru'l Harp'te bu zimmet or-tadan kalkar ve ilişkilerde farklılaşma olur.
* Meseleyi şu şekilde ortaya koymak mümkündür. Tür-kiye Cumhuriyeti Demokratik - Lâik bir devlettir. Dolayı-sıyla Daru'l Harp hükmündedir. Aksini iddia edenler, heva ve heveslerine tabi olup, «Farz-ı Ayn» haline ge-len cihadı terketmeye gayret eden tiplerdir.
YUSUF KERİMOĞLU
FIKHI MESELELER
FURKAN
Çeşitli Meseleler / 271
KÖLE HUKUKU
SORU: Fakültede bir solcu ile konuşurken konu «Kölelik» bahsine geldi. Ben Prof. Muhammed Hamidul-lah'ın «İslâm Peygamberi isimli eserinin ikinci cildi-nin 28'nci sahifesindeki «Köleliği müslümanlar icad etme-miştir. İlk müslümanlar, dünyada yaygın olan bu eski müesseseyi sadece almışlardır» hükmünü zikrettim. Tam ikna ettiğimi zannediyordum ki, o solcu acaip bir sual sordu: «Kölelik Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Muhammed'in tatbikatında yok mu?>> dedi. Ben de: «Elbette var>> diye cevap verdim. İş ilginç bir noktaya geldi: «O zaman siz yalan söylüyorsunuz, Kur'an'da hüküm varsa niçin baş-kalarından almış olsunlar?» deyince şaşırıp kaldım. Bu hususta bilgi verir misiniz?
CEVAP: Mektubunuzu kısaca özetledim. Ayrıca
şahsınıza «Hanefî fıkhında köle hukuku» başlıklı bir in-celeme gönderiyorum. Meseleye «Mal Nedir?>> sualine ce-vap arayarak girelim. İslâm ûleması malı şöyle tarif et miştir: «İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak için Allahü Teâlâ (c.c.) tarafından yaratılmış ve istenildiği zaman (meşru «Şer'i>> hududlar içerisinde) elde edilip kullanıla-bilen insandan maada «gayri» şeylere Mal denir.» (İbn-i Nüceym-i Mısrî, El Bahr'ur Raik, Kahire, 1333, c. V, sh. 277 vd.). «İnsandan gayri şeyler» ibaresi kölenin mal kabul edilmediğinin bir delili. Peki kölelik nedir? Usûl-i Fıkıh'ta «Ehliyet Arızaları» izah olunurken kölelik üze-rinde durulmuştur. (Molla Hüsrev, Mir'at El Usûl, İst., 1307, c. I, sh. 611-19). Galû Bela'daki «Zimmet» akdi sebeb ile bütün insanlar hür olarak doğarlar. Akil - Baliğ olduktan sonra «Emanet'e» ihanet eder ve İslâm'a karşı savaşırlarsa, durumları değişir. «Köle» müslüman olsa
272/Fıkhi Meseleler
dahi ehliyet arızası devam eder. Ta ki; arızayı giderince-ye kadar. Bu arızanın nasıl giderileceği de; müctehid imam-ların edille-i şer'iyyeyi esas alarak ortaya koydukları hü-kümlerde bellidir. Kölelik «ehliyet arızasına dayandığına göre şu suali sorabiliriz Bugün yeryüzünde yaşıyan in-sanların ehliyet durumu nedir?
Bu suale verilecek cevap «Köleliğin kalkıp - kalkma-dığının bir delili olacaktır... «Köle» kelimesi kaldırılmış, ancak yeryüzünde fiilî kölelik yaygınlaşmıştır. İdeolojile-rin insanları esir aldığı gerçeği ortada iken «Köleliğin>>> kalktığını iddia etmek mümkün değildir. Hatta tartıştı-ğınız insan da; bir ideolojinin «Kölesi» hükmündedir, fa-kat bunun şuurunda değil... Çünkü o ideoloji «Zimmet>>> akdini inkâr etmeyi beraberinde getirir. Zimmet akdini (Galû Bela'yı) inkâr eden, hürriyetini kaybeder, «Ehliyet Arızası başlar. Tartıştığınız solcu çocuk; Prof. M. Ha-midullah'a (Sizin şahsınızda) öyle güzel bir cevap vermiş ki; mektubunuzu okuyunca Allahü Teâlâ (c.c.) 'dan hida-yet vermesini temenni etmekten kendimi alamadım. Müt-hiş bir cevap...
MÜSİKİ'NİN HÜKMÜ
SORU: Şarkı ve Türkü dinlemek İslâm dininde caiz midir, caiz değil midir? Bazıları diyorlar ki, müzik ru-hun gıdasıdır. Bazı ilim adamları da, «türkü ve şarkı şeh-vetleri celbettiği ve insanı münkere meylettirdiği için ha-ramdır.» hükmünü zikrediyorlar. Bu konuda bilgi verir. seniz memnun oluruz.
CEVAP: Müzik, insanların ses ve alet ile icra et-tikleri malûm sanatın bütün şubelerine verilen isimdir.
Çeşitli Meseleler /
273
İslâmî hüküm bakımından, müziğin bütün şube ve şekil-leri aynı noktada değildir. Savaşta vurulan kös ve dü-ğünlerde çalınan def, şer'an caizdir. Bunun dışında mûsi-kî icrası ve bunun dinlenilmesi caiz değildir, haramdır. (El Merginanî, El Hidaye, Kerahiyye babı). İmam-ı Se-rahsî'ye göre, başkalarına dinletmek ve bununla rızkını temin etmek için değil de, sadece yalnızlığını defetmek için yapılırsa caizdir. (İbn-i Hümam, Fethu'l Kadir, c. VI, sh. 35 vd.). Merginanî, bunun da câiz olmadığı görü-şündedir. Hanefi fûkahasının müzik hakkındaki içtihad-ları, genel hatları ile bunlardır.
Diğer mezheplere gelince. Şafiî Fûkahası'na göre; müzik, harama alet edilmediği müddetçe câizdir. İmam-ı Gazzali, «İhya» isimli eserinde, müziğin tek bir hükme bağlanamıyacağı, durumuna göre haram, mekruh, mübah ve müstehab olabileceğini zikretmektedir. Dünya arzusu ve şehvet hisleri tahrik için yapılırsa, haramdır. Vakit-lerinin çoğunu buna veren ve müzikle iştiğali adet hali-ne getirenler için mekruhtur. Allah (c.c.) rızasını kazan-mak ve O'nun sevgisi ile dolup taşan insan için mübah ve müstehaptır.
Bu genel hükümlerden sonra, şunu zikretmemiz za-ruridir. Hem Hanefî, hem Şafiî fûkahasına göre, müzik icra eden kadın olur, dinleyen de bu sesten tahrik olur-sa, bu hal haramdır. Ayrıca şarkı ve türkünün güftesi bozuk, İslâm inancına ve ahlâkına aykırı ise, bunun mü-zikli veya müziksiz söylenmesi haramdır.
<<<<Müzik ruhun gıdasıdır» hükmü, mü'minlerle alâkalı değildir. Günümüzde, haramın işlendiği meclislerde, ha-rama alet edilen mûsikînin durumu bellidir. Güftesi ve ic-
Fıkhî Meseleler, F.: 18
1
274/Fıkhi Meseleler
rası; insanları münkere sürükleyen ve şehvetleri tahrik eden mûsikînin haramlığı hususunda ihtilaf yoktur.
NEZR-I MUALLAK
SORU: Çocuğum hastalandı ve iki gözü görmez oldu. O sırada «Eğer çocuğumun gözleri tekrar açılırsa bir kurban keseceğim,>> dedim. Allah Teâlâ (c.c.)'ya hamd ü senalar olsun, beş ay sonra çocuğumun gözleri yeniden sıhhat buldu. Şimdi, benim zikrettiğim sözler ile adak tahakuk eder mi? Ederse ne zaman kesmem gerekir?
CEVAP: Nezir (Adak) mübah olan bir şeyi Allah
(c.c.) rızası için kendi nefsine vacip kılmaktır. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) 'in «Her kim Allah (c.c.)'a itaati nezreder-se itaat etsin. (Nezrini yerine getirsin.) Her kim de Al-lah (c.c.)'a karşı ma'siyeti nezrederse, Allah (c.c.)'a asi olmasın (Nezrini yerine getirmesin).> buyurduğu bilin-mektedir. (Sahih-i Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, Ank., 1975, c. XII, sh. 237-238, Hadis No: 2073). Fû-kaha neziri (Adağı) ikiye ayırmıştır. Birincisi Nezr-i Mut-lak'tır. Bir mükellef «Bana muharrem ayında oruç tut-mak vacip olsun» dese, nezr-i mutlak tahakkuk eder. İkin-cisi Nezr-i Muallak'tır. Herhangi bir şarta bağlı olarak yapılan nezirler buna dahildir. Meselâ; «Çocuğum sıhhat bulursa, bir kurban keseyim» demek gibi... Melikûl Üle-ma İmam-ı Kasanî, «El Bedaiû's Sanaî» isimli eserinde: << hük-münü zikretmektedir. Sizin durumunuza gelince... Nezr-i Muallak'ta bulunmuşsunuz ve şartınız da tahakkuk et-miş... Mektbunuzda «Udhiye» niyeti olmadığı için «Na-hir> günlerini beklemeniz gerekmez, derhal nezrinizi (Ada-ğınızı) yerine getiriniz.
6274- Her sabah Cebrail'e nurdan bir denize girmesi ve yüzmesi emredilir. Oraya dalıp çıktıktan sonra bir silkinir ki, vücu dundan yetmiş bin damla damlar. Allah her damlasından bir me lek yaratır. Hepsine Beyt-i Ma'mur'a gidip namaz kılmaları emre. dilir. Giderler, namaz kılarlar. Sonra diledikleri yere gitmeleri için emredilir. Ve kıyamete kadar tesbihe devam ederler.
٦٢٧٥ - يَبْعَثُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ مِنْ هَذِهِ الْبُقْعَةِ وَمِنْ هَذَا الْحَرَمِ سَبْعِينَ أَلْفًا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ يَشْفَعُ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمْ فِي سَبْعِينَ أَلْفًا وُجُوهُهُمْ كَالْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ" (الديلمي عن ابن مسعود)
6275- Allah bu Buk'a'dan ve bu Harem'den yetmiş bin kişiyi diriltecek ve hepsi hesapsız cennete girecek. Onlardan her biri yetmiş bin kişiye şefaat edecek. Yüzleri dolunay gibi olacak.
٦٢٧٦ - يُبْعَثُ الْعَالِمُ وَالْعَابِدُ فَيُقَالُ لِلْعَابِدِ ادْخُلِ الْجَنَّةَ وَيُقَالُ لِلْعَالِمِ اثْبُتْ حَتَّى تَشْفَعَ لِلنَّاسِ بِمَا أَحْسَنْتَ أَدَبَهُمْ (عد هب عن جابر)
6276- Alim ile abid diriltilecek. Abide: "Haydi gir cenne-te." denilecek. Alime de: "Dur, insanları yetiştirdiğin gibi onlara şefaat et." diye hitap edilecek.
٦٢٧٧ - يَبْقَى مِنَ الْجَنَّةِ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ يَبْقِيَ ثُمَّ يُنْشِئُ اللَّهُ لَهَا خَلْقًا مِمَّا -يَشَاءُ" (عبد بن حميد م ع حب عن انس)
6277- Cennetten Allah'ın dilediği kadar bazı yerleri boş kalacak. Sonra tekrar dilediği kadar mahluk yaratacak ve onu dolduracaktır.
٦٢٧٨ - يَتْبَعُ الْمَيِّتَ ثَلاَثَةٌ اَهْلُهُ وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ فَيَرْجِعُ اثْنَانِ وَيَبْقَى وَاحِدٌ يَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَيَبْقَى عَمَلُهُ (ن حم خ م ت صحيح عن انس)
6278- Ölünün ardından üç şey gider: Ehli, malı, ameli. İkisi döner, biri yanında kalır. Ehli ile malı döner, ameli yanında kalır.
1452-
٦۲۷۹ - يَتْبَعُ الدَّجَّالُ مِنْ يَهُودِ اِصْبهَانَ سَبْعُونَ الْفَا عَلَيْهِمْ الطبالة رحم
م حب وابو عوانة عن الس)
6279- Üstlerinde şal bulunan İsfahan yahudilerinden tam yetmiş bin kisi Deccal'a iltihak edecektir.
٦۲۸۰ - يَتَقَارَبُ الزَّمَانُ وَيُقْبَضُ العِلْمُ وَيُلْقَى الشُّحُ وَتَظْهَرُ الْفِتَنُ وَيَكْثُرُ المرجُ قِيلَ وَمَا الْخَرَجُ يَا رَسُولَ اللهِ قَالَ الْقَتْلُ (ش حم خ م د عن ابي هريرة)
6280- "Zaman kısalacak, ilim kaldırılacak, aşırı cimrilik ve fitneler başgösterecek. Herc çoğalacak." "Ey Allah'ın Rasulül Herc nedir?" diye sordular. "Herc, öldürmek demektir." buyurdu.
٦٢٨١ - يَتَلاعَبُ بِكُمْ الشَّيْطَانُ فِي صَلَوتِكُمْ مَنْ صَلَّى فَلَمْ يَدْرِ أَشَفَعُ أَمْ وتْرٌ فَلْيَسْجُدْ سَجْدَتَيْنِ فَإِنَّهُمَا تَمَامُ صَلَوته (خ طس كر عن عثمان)
6281- Namazlarınızda şeytan size sataşır. Kim namaz kı-larken çift mi, ya da tek mi kıldığını kestiremezse, iki secde yap-sın. Bu namazını tamamlar.
٦٢٨٢ - يُجَاءُ بِجَهَنَّمَ تُقَادُ بِسَبْعِينَ أَلْفَ زَمَامٍ مَعَ كُلِّ زِمَامٍ مَعَ كُلِّ زَمَامٍ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكِ يَجُرُّونَهَا (طب عن ابن مسعود)
6282- Cehennem, kıyamet gününde getirilecektir. Öyle ki, yetmiş bin zincirle bağlı olduğu halde, her bir zincirden yetmiş bin zebani tutup onu sürükleyecekler.
٦٢٨٣ - يَجِينُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ نَاسٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ بِذُنُوبِ أَمْثَالِ الْجِبَالِ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ وَيَضَعُهَا عَلَى الْيَهُودِ" (م عن ابي موسى)
6283- Kıyamet günü müslümanlar, üzerlerinde dağlar gibi günahlarla gelecekler. Allah onlardan bunların tümünü ba-ğışlayacak, yahudilerin sırtına yükleyecektir.
٦٢٨٤ - يَجِينُ قَوْمٌ يُمِيتُونَ السُّنَّةَ وَيُوغِلُونَ فِي الدِّينِ فَعَلى أُولَئِكَ لَعْنَةُ اللَّهِ
1453-
nimet olur.
da onu ini ve k kıy
Dârı İslâm = İslâm memleketi: İslâm hükümlerinin uygulan-¿n memlekete denir.
Dar- harb = Yabancı ve düşman memleket: İslam ahkamı uy-gulanmıyan yerdir.
malla-Jarina hürri-etme-
Fetavă-i Hindiyye» adı ile şöhret bulan ve Hindistan'da ilim adamlarından ibaret bir heyet tarafından hazırlanan altı cildlik merin Siyer bölümünde dar-ı harb ile ilgili şu ifade mevcuddur:
ISLAM İLMİHALİ - F.: 25
386
ISLAM ILMIHALI
اعْلَمْ أَنَّ دَارَ الْحَرْبِ تَصِيرُ دَارَ الْإِسْلَامِ بِشَرْطِ وَاحِدٍ وَهُوَ إِظْهَارُ حُكْمِ الْإِسْلَام فِيهَا . قَالَ مُحَمَّدٌ رَحِمَهُ اللهُ تَعَالَى في الزِيَادَاتِ إِنَّمَا تَصِيرُ دَارُ الْإِسْلَامِ دَارَ الْخَوَّبِ عِنْدَ أَبِي حَنِيفَةَ رَحِمَهُ اللهُ تَعَالَى بِشُرُوطٍ ثَلَاثَةِ : إِجْرَاءُ أَحْكَامِ الْكُفَّارِ عَلَى سَبِيلِ الْإِسْتِهَارِ وَأَنْ لَا يُحْكَمَ فِيهَا بِحُكُمُ الْإِسْلَام وَالثَّانِي أَنْ تَكُونَ مُتَّصِلَةً بِدَارِ الْحَرْبِ لَا يَتَخَلَّلُ بَيْنَهُمَا بَلَدٌ مِنْ بِلَادِ الْإِسْلَام وَالثَّالِثُ أَنْ لَا يَبْقَى فِيهَا مُؤْمِنٌ وَلَادِي آمِنًا بِأَمَانِهِ الْأَوَّلِ الَّذِي كَانَ ثَابِتًا قَبْلَ اسْتِلَاءِ الْكُفَّارِ الْمُسْلِمِ بِإِسْلَامِهِ وَلِلدِّمِّي بِعَقْدِ الدِّمَةِ.
وَصُورَةُ الْمَسْئَلَةِ عَلَى ثَلَاثَةِ أَوْجُهِ :
إِمَّا يَغْلِبُ أَهْلُ الْحَرَبِ عَلَى دَارٍ مِنْ دُورِنَا أَوَارْتَدَّ أَهْلُ مِصْرٍ وَغَلَبُوا وَاجْرَوْا أَحْكَامَ الْكُفْرِ أَوْ نَقَضَ أَهْلُ الدِّمَةِ الْعَهْدَ وَتَغَلَّبُوا عَلَى دَارِهِمْ فَفِي كُلِّ مِنْ هَذِهِ الصُّورِ لَا تَصِيرُ دَارَ حَرْبِ إِلَّا بِثَلَاثَةِ شُرُوطٍ . وَقَالَ أَبُو يُوسُفَ وَمُحَمَّدٌ رَحِمَهُمَا اللَّهُ تَعَالَى بِشَرْطٍ وَاحِدٍ لَا غَيْرُ وَهُوَ إِظْهَارُ أَحْكَامِ الْكُفْرِ وَهُوَ الْقِيَاسُ .
İ'lem enne dârel harbi tasîru dârel islâmi bişartın vâhıdin ve
hüve izhâru hukmil islâmi fiyhâ. Kale mühammed rahimehül-lahü teâlâ fizziyâdâti innema tesıyrü dârül islâmi dârel har-bi inde ebî haniyfe rahımehüllahü teâlâ bişürûtın selâsetin:
İcrâü ahkâmil küffâri alâ sebiylil iştihâri ve en lå yühke-me fiyha bihukmil islâmi. Vessânî: En teküne müttesileten bi-
DAR-I HARB VE DAR-1 ISLAM
daril harbi lá yetehallelü beynehümä beledün min biladil is lámi. Vessâlisü: En lå yebka fiyhä mü'minün ve là zimmüyyün äminen biemânihil evveli ellezi kåne sábiten kabl eistiyläil küf fari lil müslimi biislâmihi ve lizzimmiyi biakdizzimmeti.
Ve sûretül mes'eleti alâ selåseti evcühin:
Imma en yeğlibe ehlül harbi alá dârin min dûrini evir tedde ehlü misrin ve ğalebů ve ecrev ahkâmel küfri ev neka-za ehlüz zimmetil ahde ve teğallebů alá dârihim feft küllin min hazihil suveri la tesıyrü dâre harbin illâ biseläseti şürütın. Ve kale ebû yûsüf ve mühammed rahımehümallahü teâlâ bişar tın vâhidin là gayrü ve hüve izharü ahkâmil küfri ve hüvel kı yas.
Bil ki, dar-ı harb bir şartla darı İslâm olur. Bu şart da o yer de İslâm hükmünü izhar etmektir. İmam Muhammed (Yüce Allah ona rahmet etsin) Ziyâdät kitabında şöyle demiştir:
Imam Ebu Hanife'ye göre, (Yüce Allah ona rahmet etsin) dår İslâm, üç şartla darı harb olur:
Birincisi, açıklıkla küfür ahkämını icra etmek ve o yerde Islam hükmü ile hüküm vermemek.
İkincisi, aralarına İslâm ülkelerinden bir ülke girmeyecek şe kilde o yer bir dar-ı harbe bitişik bulunmak.
Üçüncüsü, o yerde ne bir mü'min, ne de bir zimmi ilk doku-nulmazlık güvenliği üzere kalmamış olmak, o güven ki, kafirlerin istílásından önce, müslümanın islam oluşu ve zimminin de zimmet akdi ile sabitti.
Bu mesele üç şekilde özetlenir:
1) Ya ehl-i harb bizim ülkelerimizden bir ülkeye galip gelir.
2) Yahut bir yerin halkı dinden çıkarlar ve galip gelerek kü-für ahkamını icra ederler.
3) Yahut zimmet ehli sözleşmeyi bozarak memleketlerinde üs tünlük kazanırlar.
Bu üç şeklin her birinde üç şartla dârı harb meydana gelir. Allahü Teâlâ her ikisine rahmet etsin, Imam Ebû Yûsuf ve Imam Muhammed demişlerdir ki, yalnız bir şart ile dár-ı harb olur. O da küfür ahkamını izhar etmektir. Kıyas da budur (80).
(80) Hindiyye: C. II. S. 181, 1276, Kahire bak
A. FİKRİ YAVUZ
Ebert Kontrol Rapor (1)
Ahmed DAVUDOĞLU
(AÇIKLAMALI MUAMELATLI)
İSLÂM İLMİHALİ
ISLAM FIKHI ve HUKUKU
Eseri Tedkik - Takdim - Ropor (2)
Mehmed EMRE
Bilecik Mar)
ÇILE YAYINEVİ
(Beyazsoray No. 14)
Beyazıt Istanbul
(TH: 220094)
H. 1300-M. 1970
Levamiu'l-Ukül
531
صغير ويكثرُ أَوْلَادُ الزِّنَا حَتَّى إِنَّ الرَّجُلَ لَيُغَشِى الْمَرْأَةَ عَلَى قارعة الطريق ويلبسون جلود الضَّأْنِ عَلَى قُلُوبِ الذَّتَابِ أَمْثَلُهُمْ فِي ذَلِكَ الزَّمَانِ الْمُدَاهِنُ
Ahir zaman alametleri
410- "Kiyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için saygı gösterilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulmeder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni dalkavuktur "müdahin" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakandır).
إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمانُ "Zaman yaklaştığında..." Yani kıyamet saati yaklaştığında...
[1/221]
كثر ليس الطيالسة "taylasan giyme çoğalır" Rafiziler ve Şia gibi hak etmedikleri halde içi başka dışı başka, münafıklık için taylasan giyerler. Deccal çıkar ve Isfehan'dan taylasanlarla yetmiş bin kişi ona tabi olur.
وَ كَثُرَتِ التَّجَارَةُ ticaret çoğalır" Bu, açgözlülüğün çok olup, kanaatin olmamasından, nefis isteklerinin çok olmasındadır.
وَ كَثُرَ الْمَالُ "mal çoğalır" كثر kelimesi başka bir nüshada önceki kelimede olduğu gibi كَثرت şeklindedir. Dünya sevgisinin çokluğundan.
وَ عُظْمَ "saygı gösterilir" عظيم kelimesi التعظيم kökündendir.
رَبُّ الْمَالِ لِمَالِهِ "mal sahibine malı nedeniyle" Yani mal sahibi, dini için değil malı için, insanlar mala meylettikleri için saygın olur.
وَ كَثُرَبِّ الْفَاحِشَةُ "fuhuş çoğalır" Yani zina...
وَ كَانَتْ إِمَارَةُ الصِّبْيَانِ "Çocuklar amir olur" Yani yaşı genç olanlar. Nitekim Allah bir kavme azap ettiği zaman akılsızları veya çocukları yahut kadınları başlarına yönetici yapar. (Onlara bunları musallat eder.)
وَ كَثُرَتِ النِّسَاءُ "kadınlar çoğalır" Kütüb-i sitte'deki bir rivayette حَتَّى يَكُونَ لِخَمْسِينَ إمرأة "öyle ki elli kadına (bir adam düşer) bir başka rivayette ise لأَرْبَعِينَ قَيْمًا وَاحِدًا "kırk kadına bir erkek idareci düşer." şeklindedir.
Bu durum fitnelerin çokluğu nedeniyle erkeklerde öldürmeler artar. Çünkü savaşanlar kadınlar değil erkeklerdir. Bunun, fetihlerin çoğalacağına ve esirliğin artacağına işaret olduğu da söylenmiştir.
وَ جَارَ السُّلْطَانُ "Baştaki yönetici zulmeder" Çeşitli zulümlerle zulmeder.
1100 Taberâni, el-Mu'cemü'l-evsåt, V, 126, Hakim, Müstedrek, III, 386.
1101 Buhari, Illim 21; Müslim, llim 9; Ibn Máce, Fiten 25, Tirmizi, Fiten 34,
1102 Bk. Bezzar, Müsned, VIII, 112.
Levamiu'l-Ukül
32
وخفف في المكال والميزان ölçü ve tartıda eksiklik yapılır" Yani onlarda noksanlık yapılır Bu ifade, kayıp nedeniyle noksanlıktan kinayedir. Allahu Teala Olekte ve ويل للمطففين الذين إذا اكتالوا على الناس يستوفون وإذا كالوهم أو وزنوهُمْ يُحرُون tartida hileye sapanlarin vay haline! Ki onlar insanlardan ölçekle aldıkları zaman haklarını tastaman alanlar, onlara ölçekle yahut tartı ile verdikleri zaman ise eksiltenlerdir." buyurur. (el-Mutaffifin 1,2,3.)
وربى الرجل جزءًا Adamköpek yavrusu yetiştirip eitir kelimesi, "cim" harfinin esresiyledir. Köpek yavrusu demektir.
خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يُرَبِّي وَلَدًا لَهُ )Bu) Ona, kendisinin çocuğunu beslemekten daha iyi, yararlı olur. Çocuğunun kötülüklerinden, bereketsizliğinden, itaatsizliğinden dolayı.
وَلا يُوفِّرٌ كبيرٌ "büyüğe saygı duyulmaz" Yani ilim ve yaşça büyük olan hürmet görmez, ondan utanılmaz.
وَلَا يُرْحَمْ صغيرٌ "küçüğe merhamet edilmez" Iki cümledeki fiiller edilgen/mechül kiptedir. Yani insanlar çocuklara şefkat, merhamet gösteren kimseler değillerdir.
وَ يَكْتُرُ أَوْلَادُ الزَّنَا "zinadan olma çocuklar çoğalır" Zinanın çokluğu ve nikahların bozukluğu nedeniyle. Zinanın çokluğunu Resûlüllah (s.a.v)'ın;
oyleki adam yol ortasında kadınla حَتَّى إِنَّ الرَّجُلَ لَيُغَنِّي الْمَرْأَةَ عَلَى قَارِعَةِ الطريق yakın olur." Ifadesi teyit eder. Yani hanımından başkasıyla bile yol ortasında zina eder.
وَ يَلْبَسُونَ جُلُودَ الضَّأْنِ ")insanlar) koyun postu giyerler" الضأن kelimesi noktalı harf olan "ض/dat" harfinin üstünüyledir. Koyun demektir.
عَلَى قُلُوبِ الذَّتَابِ "kurt kalpleri üzerine" Bu ifade, onların görünüşte yumuşak olduklarını ve kalplerinin de katılığını açıklar. Onlar insanlara merhamet etmezler.
أمْثَلُهُمْ فِي ذَلِكَ الزَّمَانِ الْمُدَاهِنُ "bu zamanda insanların en iyisi, dalkavuk olandır" Onlar dalkavukluk, yağcılık ederler. Insanları günahlar işlerken görür, onları kendi hallerine bırakırlar.
Hadiste kastedilen şey bu işlerin aşikâre olması ve çoğalmasıdır. Yoksa bu işlerin aslı değildir. (Bu tür günahlar gizli ve az da olsa her devirde vardır.)
Hadisi Taberânî (el-Mu'cemü'l-kebîr'de), Hakim (el-Müstedrek'te) Ebu Zer (r.a)'den naklederler. Hadisin sahih olduğunu söyleyen Hâkim'i (el-Müstedrek alå Müstedreki'l-Hakim'de) Zehebî eleştirmiştir.
Bu hadiste, Resulallah (s.a.v)'ın söyledikleri aynen gerçekleşmekte olduğu için peygamberliğinin hayretengiz alametleri bulunmaktadır.
٤١١ - إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمَانُ لَمْ تَكَدْ رُؤْيَا الْمُسْلِمِ تَكْذِبُ وَأَصْدَقُكُمْ رُؤْيَا أَصْدَقُكُمْ حَدِيثًا وَ رُؤْيَا الْمُسْلِمِ جُزْءٌ مِنْ خَمْسَةٍ وَ أَرْبَعِينَ جُزْءً مِنَ النُّبُوَّةِ وَ الرُّؤْيَا ثَلَاثَةٌ فَالرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ
لوامع العقول شرح راموز الأحاديث
للكمشخانوي
Râmûzü'l-ehâdîs Şerhi
LEVAMI'U'L-‘UKÛL
ZEKA PARILTILARI
Hadis-i Serifler ve Açıklamaları
Ahmed Ziyâüddîn Gümüshânevî (1813-1893)
Editör
Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit
I. Cilt
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır.
Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
Sayfa: 33 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
-۷۲۱- إذا ظننتُمْ فلا تحققوا واذا حدة فلا تبقوا واذا عطبرة فالضوا
وعلى الله توكلوا واذا ورنهم فارحلوا (هـ) من (جلو)
721-Zanna kapildiniz mi araştırmayın. Haset effinia es an gitmeyin Plated arkasını takip etmeyin) Bir şeyi uğumuz odbrada zerinde durmayıp geçip işinize devam edin ve Al shio tevekkül edin ve tarttiniz mi dürüst tartın.
-۷۲۲- إذا ظهر الزنا والربا فى قرية فقد أحلوا بانفسهم كتاب الله اواسط الله
عذاب الله ب طب ك هب عن ابن عباس
722. Bir ülkede zina ve riba sökün edip yayıldığı zaman Allah'in kitabın başka bir rivayette Allah'ın azabını karşıla indo buluriar,
۷۲۳- إِذَا ظَهَرَ فِي أُمَّتِي خَمْسُ حَل عَلَيْهم الديار التلاعن والحمر والحرير وَالْمَعَارِفُ وَاكْتِفَاءُ الرِّجَالِ بِالرِّجَالِ وَالنِّسَاءُ بِالنِّسَاء" (لك والديلمي عن الس)
723- Ummetimde beş şey göründü mü üzerlerine helalk
çöker:
Lanetleşmek (birbirlerine küfür etmek).
İçki içilmesi.
İpek (erkeklerin kullanması).
Çalgılanın çalınması.
Erkeklerin (cinsi ilişkiler kurarak) erkeklerle yetinmesi, ko dinlann da (cinsiyet hususunda) kadınlarla yetinmesi.
٧٢٤ - إِذَا ظَهَرَ فِيكُمْ مِثْلُ مَا ظَهَرَ فِي بَنِي إِسْرَائِلَ إِذَا كَانَتِ الْفَاحِشَةُ فِي كباركُمْ وَالْمُلْكُ فِي صِغَارِكُمْ وَالْعِلْمُ فِي رُذَالِكُمْ (حم ع هـ عن انس قبل يا رسول الله على ندع الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر قال فذكرة ولفظ ع اذا ظهر الادهان في خياركم والفاحشة في شراركم وتحول الملك في صغاركم والفقه في رد الكم)
724. Sizde İsrailoğullarında meydana gelen şu hususlar meydana gelince ilahi azap üzerinize çöküverir;
182-
Büyüklerinizde hayasızlık (zina, fuhuş).
Küçüklerinizde hakimiyet.
Adi olanlarınızda ilim.
Hz. Enes (r.a.)'dan rivayet edilen hadiste, Peygamber E-fendimiz'e: "Ey Allah'ın Rasulü! Marufu emretmeyi ve münkerden nehyetmeyi ne zaman terk ederiz?" diye soruldu da, Peygamber (s.a.v.) cevaben bu hadisi zikretmiştir. (Begavi'nin rivayetindeki hadiste şöyle buyurulmuştur:
Hayırlılarınız içinde yağcılık.
Şerlileriniz arasında fuhşun yaygınlığı,
Devlet idaresinin gençlerin eline geçmesi.
Fıkıh (din) ilmi rezillerinizin eline geçtiği zaman (umumi belaları bekleyin.)
٧٢٥ - إِذَا ظَهَرَ السُّوءُ فِي الْأَرْضِ أَنْزَلَ اللهُ بَأْسَهُ بِأَهْلِ الْأَرْضِ وَإِنْ كَانَ فِيهِمْ قَوْمٌ صَالِحُونَ يُصِيبُهُمْ مَا أَصَابَ النَّاسُ ثُمَّ يَرْجِعُونَ إِلَى رَحْمَةِ اللَّهِ وَمَغْفِرَتِهِ (طب حل عن ام سلمة)
725- Yeryüzünde kötülük yaygın hale geldiği zaman, Al-lah yer ehline içinde salih kavim bulunsa bile bir azab indirir ki, onlara da isabet eder. Sonra onlar, (salih kavim) Allah'ın rahme-tine ve mağfiretine dönerler (ahirette).
٧٢٦ - إِذَا ظَهَرَ السُّوءُ فَلَمْ يَنْهَوْا عَنْهُ أَنْزَلَ اللهُ بِهِمْ بَأْسَهُ قِيلَ وَإِنْ كَانَ فِيهِمُ الصَّالِحُونَ قَالَ نَعَمْ يُصِيبُهُمْ مَا أَصَابَهُمْ ثُمَّ يُصِيرُونَ إِلَى مَغْفِرَةِ اللَّهِ وَرَحْمَتِهِ نعيم في الفتن ك عن مولاة صلعم)
726- Kötülük zuhur ettiğinde ondan kaçınmazlarsa, Allah onlara azabını indirir. "Ya içlerinde salih kimseler de varsa?" diye soruldu. "Evet, salih kimselere de onlara isabet eden azap, isabet eder. Sonra onlar (kıyamet gününde) Allah'ın rahmetine ve mağ-firetine mazhar olurlar." buyurdu.
۷۲۷ - إِذَا ظَهَرَ الْقَوْلُ وَحُزِنَ الْعَمَلُ وَاخْتَلَفَتِ الْأَلْسِنَةُ وَتَبَاغَضَتِ الْقُلُوبُ
183
الذئاب أمثلهم فى ذلك الزمان المداهن (طب) ك وتعاقب عن ابى قر) 409- Kıyamet yaklaştığı zaman, başlarına taylasan (bas
ve omuzları örten bir giyecek) giyenler çoğalacak. Ticaret artacak ve mal çoğalacak. Para sahibi sırf parasından ötürü saygı göre. Kadınlar çoğalacak, sultanın zulmű artacak, Tarlı ve ölçüde hile cek. Fuhuş yaygın hal alacak. Çocuklar hakim duruma gelecek. yapılacak. Kişi köpek yavrusunu beslemeyi çocuk yetiştirmekten daha hayırlı görecek. Büyüğe saygı, küçüğe de sevgi ve merha. met kalkacak. Zina çocukları çoğalacak, hatta kişi yol ortasında kadınla cinsi ilişki kuracak. Kurt kalpli olan kişiler koyun derileri giyecekler. (Dışları mülayim, içleri katı olacak). O zamanda en göze çarpan insan müdaheneci (kötülükleri görüp de mâni olma. yan) kişidir.
٤١٠ - إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمَانُ لَمْ تَكَدْ رُؤْيَا الْمُسْلِمِ تَكْذِبُ وَأَصْدَقُكُمْ رُؤْيَا أَصْدَقُكُمْ حَدِيثًا وَرُؤْيَا الْمُسْلِمِ جُزْءٌ مِنْ خَمْسَةِ وَأَرْبَعِينَ جُزْءً مِنَ النُّبُوَّةِ وَالرُّؤْيَا ثَلاثَ فَالرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ بُشْرَى مِنَ اللهِ وَرُؤْيَا تَحْزِينِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَرُؤْيَا مِمَّا يَحْدُتُ الْمَرْءُ نَفْسَهُ فَإِذَا رَأَى أَحَدُكُمْ مَا يَكْرَهُ فَلْيُقِمْ وَلْيَتْقُلْ وَلَا يُحَدِّثُ بِمَا النَّاسُ وَاحِبُّ الْقَيْدَ فِي النَّوْمِ وَاكْرَهِ الْغَلِ الْقَيْدَ ثَبَاتٌ فِي الدِّينِ (حم م د ت عن ابي
هريرة)
410- Kıyamet yaklaştığında, müslümanın rüyası yalana çıkmayacaktır. En doğru rüyayı en doğru konuşanınız görecektir. Gerçek müslümanın rüyası nübüvvetin kırk beş parçasından bir parçadır. Rüya üç kısımdır: Salih rüya, bu Allah'tan bir müjdedir. Hüzün veren rüya ki, bu da şeytandandır. Bir de kişinin kendi ku-runtularından gördüğü rüya. Kişi hoşlanmadığı bir rüya görürse, kalksın, okuyup üflesin. Kimseye onu anlatmasın. Rüyada kendini bağlı görmeyi sev. Boyundaki bağdan hoşlanma. Rüyada ayak-taki bağ dinde sebattır.
٤١١ - إِذَا اقْتَرَبَ السَّاعَةُ تَقَارَبَ الزَّمَانُ فَتَكُونُ السَّنَةُ كَالشَّهْرِ وَالشَّهْرُ
-112-
2692- Hayırsızlık meskende, kadında ve atta olur.
-٢٦٩٣ - اَلظَّلْمُ ثَلاثَةٌ فَظَلَمٌ لا يَتْرُكُهُ اللهُ وَظَلَمٌ يَغْفِرُ وَظُلْمٌ لا يَغْفِرُ فَامَّا الظُّلْمُ الَّذِي لَا يَغْفِرُ فَالشَّرْكُ لَا يَغْفِرُهُ اللَّهُ وَأَمَّا الظُّلْمُ الَّذِي يَغْفِرُهُ اللَّهُ فَقُلْمُ الْعَبْدِ فِيمَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ رَبِّهِ وَأَمَّا الظَّلْمُ الَّذى لا يَتْرُكُ يَقُصُّ اللهُ بَعْضَهُمْ مِنْ
بَعْضٍ (ط عن انس)
2693- Zulüm üçtür: Allah'ın bırakmadığı zulüm, affettiği zulüm, affetmediği zulüm. Affetmediği zulme gelince, o şirktir. O-nu Allah asla affetmez. Allah'ın bağışladığı zulüm ise kulun ken-disi ile Allah arasında irtikap ettiği zulümdür. Allah'ın terk etme-diği zulüm ise, kulların birbirlerine karşı işledikleri zulümdür ki, onlar aralarında hesaplaşmadıkça Allah yakalarını bırakmaz.
٢٦٩٤ - الْعَافِيَةُ عَشَرَةُ أَجْزَاء تِسْعَةٌ مِنْهَا فِي الصَّمْتِ وَالْعَاشِرَةُ الْإِعْتِزَالُ عَن
النَّاسِ (الديلمي عن ابن عباس)
2694- Afiyet on parçadır, dokuzu sukūnette (fazla konuş-mamakta) biri de uzlette (insanlardan ayrı kalmakta) dir.
15
٢٦٩٥ - الْعَافِيَةُ عَشَرَةُ أَجْزَاء تِسْعَةٌ فِي طَلَبِ الْمَعِيشَةِ وَجُزْءٌ فِي سَائِرِ
الأَشْيَاءِ الديلمي عن انس)
2695- Afiyet on parçadır, dokuzu geçim için çalışmakta,
birisi diğer şeylerdedir.
٢٦٩٦ - الْعَالِمُ وَالْمُتَعَلِّمُ شَرِيكَانِ فِي الْخَيْرِ وَسَائِرُ النَّاسِ لَا خَيْرَ فِيهِمْ (طب
عن أبي الدرداء)
2696- Âlim ve talebe hayırda müşterektirler, diğer insan-lara gelince onlarda hayır yoktur.
٢٦٩٧ - الْعَالِمُ أَمِينُ اللهِ فِي الْأَرْضِ (ابن عبد البر في العلم الديلمي عن معاذ)
2697- Alim, Allah'ın yeryüzündeki eminidir.
659
-٢٦٨٧ - الطبيبُ اللهُ وَلَعَلَّكَ تَرْفُقُ بِأَشْيَاءِ يَخْرُقُ بِمَا غَيْرَكَ الشيرازى فى
الالقاب عن مجاهد مرسلا)
2687- Gercek tabip Allah'tır. Her ne kadar sen baskalo. rının bulduğu bazı ilaçlarla tedavi etsen de.
-٢٦٨٨ - اَلطَّاهِرُ النَّائِمُ كالصائم القائم الديلمى عن عمرو بن حريث
2688- Tertemiz abdestli olarak uyuyan kişi gündüzü o ruçla, geceyi ibadetle geçiren insan gibidir.
٢٦٨٩ - الطَّهَارَاتُ اَرْبَعٌ قَصُّ الشَّارِبِ وَحَلْقُ الْعَانَةِ وَتَقْلِيمُ الْأَطْفَارِ
وَالسَّوَاكُ (ع) طب عن أبي الدرداء)
2689- Temizlik dörttür: Bıyıkları kırpmak, etek tıraşı ol-mak, tırnak kesmek, misvak kullanmak.
٢٦٩٠ - الطُّهُورُ شَطْرُ الإِيمَانِ وَالْحَمْدُ للهِ تَمْلأُ الْمِيزَانَ وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ اللهِ تَمَلآنِ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَالصَّلَوةُ نُورٌ وَالصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ وَالْقُرْآنُ حُجَّةٌ لَكَ اَوْ عَلَيْكَ كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو فَبَايَعَ نَفْسَهُ فَمُعْتِقَهَا أَوْ
موبقها (حم م ت عن ابي ملاك الاشعرى)
2690- Temizlik imanın yarısıdır. "Elhamdü lillâh" mizanı doldurur. "Sübhânellâhi vel hamdü lillâh" yer ile göğün arasını doldurur. Namaz nurdur, zekat bürhandır, sabır ziyadır. Kur'an ya lehine veyahut aleyhine bir hüccettir. Sabahleyin evinden çıkan herkes nefsinin satıcısıdır, onu ya azat eder, ya da helak eder.
٢٦٩١ - الطيرَةُ شِرْكَ الطَّيرَةُ شِرْكَ الطَّيرَةُ شِرْكٌ (ط حم هـ د ك هب عن ابن (مسعود)
2691- Uğursuz saymak şirktir. Uğursuz saymak şirktir. U-ğursuz saymak şirktir.
٢٦٩٢ - الطَّيرَةُ فِي الْمَسْكَنِ وَالْمَرْئَةِ وَالْفَرَسِ* (ابن جرير عن ابن عمر)
658
2878- Meclisler emanettir. Bir mü'minin diğer bir mü'-mine karşı çirkin bir harakette bulunması helal olmaz.
697
YanıtlaSil
yuksel21 Nisan 2026 05:29
ya peştemalsız girmesi helal olmaz. Mü'mine kadınlar ise oraya asla giremezler.
۳۰۸۰- بَيْت لا صبيان فيه لا بركة فيه وبَيْتٌ لاَ خَلٌّ فيه يُعَالُ لأَهْلِه
(ابو الشيخ فى الثواب عن ابن عباس)
3080- İçinde çocuk olmayan evde bereket yoktur. Sirke bulunmayan eve fakirlik gelir.
-۳۰۸۱- بَيْتُ الْمُقَدَّسِ اَرْضُ الْمَحْشَر وَالْمَنْشَ ائْتُوهُ فَصَلُّوا فِيهِ فَإِنَّ صَلوةَ فِيهِ كَالْفِ صَلَوةٍ فِي غَيْرِهِ فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَتُهْدِي لَهُ زَيْتًا يُسْرَجُ فِيهِ فَهُوَ كَمَنْ آتَاهُ فَصَلَّى فِيهِ (حم هـ طب ع عن ميمونة مولاه النبي عم)
3081- Beyt-i Makdis mahşer yeridir. Oraya gelin ve için. de namaz kılın. Çünkü orada kılınan bir namaz, diğer mescitler. de kılınan bin namaz gibidir. Buna gücün yetmezse oraya yakıla cak zeytinyağı hediye et. Böyle yapan kişi, oraya gelip namaz kılan insan gibi sevap alır.
۳۰۸۲ - بَيْنَ الْمَلْحَمَةِ وَفَتْحِ الْمَدِينَةِ سِتُّ سِنِينَ وَيَخْرُجُ الْمَسِيحُ الدَّجَّالُ فِي السابعة (حم) د هـ ع ونعيم فى الفتن قط ض ق عن عبد الله بن بسر)
3082- Melhame (büyük harp) ile Medine'nin fethi ara-sında altı sene olacaktır, yedinci senede ise Mesih Deccal zuhur edecektir.
۳۰۸۳ - بَيْنَ الْعَبْدِ وَالْجَنَّةِ سَبْعُ عِقَابِ أَهْوَنُهَا الْمَوْتُ وَأَصْعَبُهَا الْوُقُوفُ بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ تَعَالَى إِذَا تَعَلَّقَ الْمَظْلُومُونَ بِالظَّالِمِينَ (ابو سعيد في معجمه وابن النجار
عن أبي هدبة عن انس)
3083- Kul ile cennet arasında yedi tehlikeli geçit vardır. En kolay olanı ölümdür. En güç olanı da mazlumlar zalimlerin yakasına yapıştıkları an Allah'ın huzurunda durmak.
٣٠٨٤ - بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ مَسْخٌ وَخَسَفٌ وَقَذَفٌ (هـ عن ابن مسعود)
738
YanıtlaSil
yuksel21 Nisan 2026 05:30
cennetine koyacağına, yahut bir çok ecir ve ganimetle çıktığı eve dik etmekten başka bir niyetle evinden çıkmayan kimseye, onu salim döndüreceğine tekeffül etmiştir
-۳۲۳۰ تكلف لك الحوك وصنع ثم تقول إلى صالم كل وصم يان
مكانه (قط عن أبي سعيد قط عن جابر)
3230- Kardeşin sana mükellef bir yemek hazırlamış, sen ana: "Ben oruçluyuml" diyorsun, ye, Yerine sonra bir gün oruç ut. (nafile oruçlunun orucunu bozabileceğine bir delildir.)
-۳۲۳۱- تكمل يَوْمَ القِيمَة سَبْعُونَ أمَّهُ نَحْنُ آخِرُهَا وَخَيْرُها (هـ) عن كترين
حكيم عن ابيه)
3231- Kıyamet günü yetmiş millet tamamlanır. Sonuncu su ve hayırlısı biz oluruz.
٣٢٣٢ - تَكُونُ فِي أُمَّتِي رَجْفَةٌ يَهْلِكُ فِيهَا عَشْرُ الْآفِ عِشْرُونَ أَلْفًا ثَلاثُونَ أَلْفًا يَجْعَلُهَا اللَّهُ مَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَعَذَابًا عَلَى الْكَافِرِينَ" (كرعي
عروة بن رويم عن الانصاري)
3232- Ümmetim büyük bir depremle karşı karşıya kala-caktır. On bin, yirmi bin, otuz bin kişi ölecektir. Bu, mü'minler çin bir öğüt ve rahmet vesilesi olurken, kafirler için de serapa bir azap olacaktır.
۳۲۳۳ - تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعَهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مَلِكًا عَضُوضًا فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ مُلْكُ جَبْرِيَّةٍ ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَا
النبوَّة" (ط حم ن والروياني ض عن حذيفة)
3233- Peygamberlik içinizde, Allah'ın dilediği zamana
-773
sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu kaldıracak; kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra isiran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu Üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.
٣٢٣٤ - تَكُونُ الأَصْحَابِي زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد بن الحنفية عن ابيه)
3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.
٣٢٣٥ - تَكُونُ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ أَيَّامٌ يُرْفَعُ فِيهَا الْعِلْمُ وَيُنْزَلُ فِيهَا الْجَهْلُ وَيُكْثَرُ فِيهَا الْهَرَجُ وَالْهَرَجُ الْقَتْلُ (هـ عن ابن مسعود)
3235- Kıyamet öncesi öyle günler olacak ki, o günlerde ilim kalkacak, cehalet yaygın hal alacak, cinayetler çoğalacak.
٣٢٣٦ - تَكُونُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ بَنِي الْأَصْفَرِ هُدْنَةٌ فَيَغْدِرُونَ بِكُمْ فَيَسِيرُونَ إِلَيْكُمْ فِي ثَمَانِينَ غَايَةً تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اِثْنَى عَشَرَ أَلْفًا" (هـ عن عوف بن مالك)
3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hi-
yanette bulunup her birinin altında on iki bin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.
۳۲۳۷- تَكُونُ اَرْبَعُ فِتَنِ الأُولَى يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالثَّانِيَةُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ وَالثَّالِثُ يُسْتَحَلُ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ الْفَرْجُ وَالرَّابِعَةُ الدَّجَّالُ (نعيم
عن عمران بن حصين
3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öl-dürmek helal sayılacak. İkincisinde hem o, hem de mal, üçüncü-sünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.
۳۲۳۸ - تَكُونُ اَمَامَ الدَّجَّالِ سِنُونٌ خَوَادِعُ يُكْثَرُ فِيهَا الْمَطَرُ وَيُقَلُّ فِيهَا
774
M. Necati BURSALI
BİZ O'NA YÂR OLALIM
Muhammed Şah-ı Rusül.. Biz O'na yâr olalım;
Geçelim mâsivâdan terk-i diyâr olalım!
Sevmek için ey canlar, zaman geçmiş değildir.
İster bir civan, ister, bir ihtiyar olalım!
O'nun aşkı hayattır, köleyi sultan eder;
Hep yansın yüreğimiz, hep bahtiyar olalım!
Kevseri Cennetlerin arı duru ırmağı, Biz dahi bu meydanda Câfer Tayyâr olalım!
Bir aşk, evet, bir aşk ki, anne sütünden sıcak; Üç beş sevdalı değil, belki milyar olalım!
Gökler O'nu müjdeler, akıl O'nu gösterir Hem en kâmil insanlar, hem de hûş-yâr olalım! Saçının bir teline nice canlar fedadır,
O'nun güzel nezdinde bir zülf-ü yâr olalım!
Söz mülküne oturup nağmeler düzmek kolay;
Selmân, Bilâl, Ebû Zer gibi deyyâr olalım!
Eğer devlet ararsan hâk-i pâyine yüz sür.
Bu dünya gam evidir, burda seyyâr olalım!
Gül o Yârin remzidir... Cirân, civar olalım;
Selmân, Bilal, Ebû Zer gibi deyyar Eğer devlet ararsan hâk-i pâyine yüz sür. Bu dünya gam evidir, burda seyyâr olalım!
Gül o Yârin remzidir... Cirân, civar olalım; Hep çağlasın aşkımız, hep ümitvar olalım! Gülistan kenarında bülbül niye dem çeker? Durmak zamanı değil, bu cenkte var olalım! İnsanın yüreğine güneşler kondurur aşk; Alemde zulmetleri yırtan nevvâr olalım! Aşkımız çanaklarda tütsün buhurdan gibi, Biz varlıklar içinde, ey can, envâr olalım! Şefâat erişmezse sıratı aşmak muhal, İblîs, o büyük düşman, ister ki nâr olalım! Goncalar, tatlı güller, erguvanlar, zambaklar; Biz bir tûba yaprağı, biz bir gülnâr olalım! Nice şahlar, Velîler, ârifler bendesidir, O kervana karışıp saf, saf, par, par olalım! Aşıkların yüzleri ay gibi nur saçacak! Yarın mahşer yerinde istemez târ olalım! Nurunun incisine pervanedir ay, güneş... Her gün artsın şevkimiz lütfa mazhar olalım! Başka yerde arama Allah sevgisine yol; Biz dünya şahı değil, aşk-ı dîdâr olalım! Nice gönüller var ki, gam ipine bağlamış.
Bu uykular elverir, artık bîdâr olalım! O Cenâb-ı Muhammed Mahşerin Seyyididir; Yüz sürüp eşiğine âlî-tebâr olalım! Ey zamanın Yûsuf'u, sevgili vefâ bekler, Ya gidelim dünyadan, ya da Ammar olalım!
Batı medeniyeti şehvet,
İslâm medeniyeti şefkat üzerine kurulmuştur..
BATI HİÇBİR ZAMAN MEDENİYET OLAMAMIŞTIR
ALIYA İZZET BEGOVIC
2706- İbadet on de elin helal kazancındadır. parçadır. Dokuzu sessiz kalmakta, bin
۲۷۰۷ - الْعَرَبُ نُورُ اللهِ فِي الأَرْضِ وَفِنَاؤُهُمْ ظَلَمَةٌ فَإِذَا أَقْنِيَتِ الْعَرَبُ الظلمتِ الأَرْضُ وَذَهَبَ النُّورُ (ك عن الس)
2707- Arap, Allah'ın yeryüzündeki nurudur. Onların yok oluşu karanlıktır. Arap yok edildiğinde yeryüzü karanlık olur ve nur gider.
۲۷۰۸ - الْعَرَبُ كُلُّهَا بَنُو اسْمَعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ إِلَّا أَرْبَعٌ قَبَائِلُ السَّلَفِ وَالْأَوْزَاعُ وَحَضْرَ مَوْتَ وَثَقِيفُ (كر عن مالك بن يخامر)
2708- Arabın tümü İbrahim oğlu İsmail Aleyhisselam o. ğullarındandır. Ancak şu dört kabile onlardan değildir: Selef, Ev. za', Hadramut, Sakif.
۲۷۰۹ - الْعِرَافَةُ أَوَّلُهَا مُلامَنَةٌ وَآخِرُهَا نَدَامَةٌ وَالْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ (ط ق عن ابي هريرة)
2709- Reisliğin önü kınanmadır. Sonu pişmanlıktır, kıya-mette de azaptır.
۲۷۱۰ - الْعَرْفُ يَنْقَطِعُ فِيمَا بَيْنَ النَّاسِ وَلا يَنْقَطِعُ فِيمَا بَيْنَ اللَّهِ وَبَيْنَ مَنْ فَعَلَهُ الديلمي عن انس)
2710- İyilik insanlar arasında inkar edilebilir. Lakin onu yapanla Allah arasında katiyyen kaybolmaz.
۲۷۱۱ - الْعَجْمَاءُ جَرْحُهَا جُبَارٌ وَالْبِئْرُ جُبَارٌ وَالْمَعْدَنُ جُبَارٌ وَفِي الرُّكَّانِ الخمس" (مالك عب حم خ م د ت ه ن عن ابي هريرة)
2711- İşe yaramayan yaralı hayvan hederdir, kuyu he-derdir, maden hederdir. Ancak yerden çıkan değerli madenlerin beşte biri beytül malın, diğeri ise bulanındır.
662
YanıtlaSil
yuksel24 Nisan 2026 08:47
-۲۷۱۲ - اَلْعَجْوَةُ مِنَ الجَنَّة وَفِيهَا شِفَاءٌ مِنَ السَّمَ وَالْكُماة من المن ومالها
شِفَاءٌ لِلْعَيْنِ (حم ت ه ن عن ابي هريرة وابي سعيد وجابر)
2712- Acve hurması cennettendir. Onda zehire karşı şifa vardır. Beyaz mantar bir nevi helvadır, suyu göz hastalığına şifa-dir.
۲۷۱۳ - اَلْعَجْوَةُ وَالصَّخْرَةُ مِنَ الْجَنَّةِ (حم هـ ع والبغوى والباوردي وابن قانع
طب حل ك ض عن رافع بن عمرو)
2713- Hurma ve Beyt-i Makdis'in taşı cennettendir.
٢٧١٤ - الْعِدَةُ دَيْنٌ وَيْلٌ لِمَنْ وَعَدَ ثُمَّ اَخْلَفَ وَيْلٌ لِمَنْ وَعَدَ ثُمَّ أَخْلَفَ وَيْلٌ لِمَنْ وَعَدَ ثُمَّ أَخْلَفَ ض ط والديلمي وابن عساكر عن على)
2714- Söz vermek bir borçtur. Söz verip yapmayanın vay haline! Söz verip yapmayanın vay haline! Söz verip sözünde dur-mayanın vay haline!
٢٧١٥ - الْعَشْرُ عَشْرُ الأَضْحَى وَالْوِتْرُ يَوْمَ عَرَفَةَ وَالشَّفَعُ يَوْمَ النَّحْرِ" (حم ك
و ابن مردوية ض عن جابر)
2715- (Fecr Suresi'ndeki) "on gün" Kurban ayının ilk on günü, "Vitir" arafe günü, "Şef" de boğazlama günüdür.
٢٧١٦ - الْعَطَاءُ وَالنَّعَاسُ وَالتَّثَاؤُبُ فِي الصَّلَوةِ وَالْخَيْضُ وَالقَيْسُ وَالرُّعَافُ مِنَ
الشَّيْطَانِ (ت) والبغوى طب عن عدى عن ابيه عن جده)
2716- Namazda aksırmak, uyuklamak, esnemek, hayız
olmak, burun kanama şeytandandır.
۲۷۱۷ - الْعَقِيقَةُ تُذْبَحُ لِسَبْعِ أَوْ لأَرْبَعَ عَشْرَةَ أَوْ لِإِحْدَى وَعِشْرِينَ (طس ق
ض عن عبد الله بن بريدة عن ابيه)
2717- Akika kurbanı yedisinde, yahut on dördünde yahut
yirmi birinci gününde kesilir.
663
6346- Kalanınız Ürdün nehri üzerinde Deccal ile çarpisa cok. Onlar nehirin bahsında, siz ise doğusunda olacaksınız.
-٦٣٤٧ نقال لصاحب القرآن إذا دخل الجنة اقرأ واصعد فيلر ويضعاً. لكل آية درجة حتى يقرأ آخر شبي معده (حم هـ ع من عن أبي سعيد )
6347- Cennete girdiği zaman Kur'an ehline: "Oku ve yüksel" denilecek. Okuyacak ve her ayette bir derece yüksele cek. Hafızasında bulunanların hepsini okuyuncaya kadar (böyle yukan çıkıp yükselmekte devam edecek).
٦٣٤٨- يُقالُ لِلْعَاقِ اعْمَلْ ما شِئْتَ مِنَ الطَّاعَةِ فَإِلَى لَا الْفِرُ لَكَ وَيُقَالُ لِلْبَارَ اعْمَلْ مَا شِئْتَ فَإِلَى اغْفِرُ لَكَ (حل عن عائشة)
6348- Ana babasına asi olan kişiye: "Dilediğin kadar i-badet et, ben seni affetmem." denilir. Ana babasına muti olana da: "Dilediğini yap, ben seni bağışlarım." denilir.
٦٣٤٩ - يَقْبِضُ اللهُ الْعُلَمَاء وَيَقْبِضُ العِلم معهُمْ فَيَنْشُو أَحْدَاتٌ يَنْزَوْ بَعْضٍ عَلَى بَعْضٍ نَزْوَ الْعِيرِ عَلَى الْعِيرِ وَيَكُونُ الشَّيْخُ فِيهِمْ مُسْتَضْعِفًا (على عن أبي سعيد)
6349- Allah alimleri kabzeder. İlim de onlarla birlikte kabzedilir. Ondan sonra, bir çok olaylar başgösterir. Herkes de-venin deveye sıçradığı gibi, birbirinin üstüne sıçrar (livata ve zina ederler), ihtiyarlar da hakir görülür.
٦٣٥٠ - يَقْتُلُ الْمُحْرِمُ الْحَيَّةَ وَالْعَقْرَبَ وَالْفُوَيْسَقَةُ وَالْكَلْبِ الْعَفُور والحداة وَالسَّبُعَ الْعَادِي وَيَرْمِي الْغُرَابَ وَلَا يَقْتُلُهُ" (حم ق عن ابي سعيد)
6350- İhramda bir kimse, yılanı, akrebi, keleri, kuduz kö-peği, çaylağı ve saldırgan olan yırtıcı hayvanları öldürebilir. Kar-gaya taş atıp kovar, öldürmez.
٦٣٥١ - يَقْرُبُ مِنَ الْجِهَادِ طِيبُ الْكَلَامِ وَإِدَامَةُ الصِّيَامِ وَالْحَجَ كُلَّ عَامٍ وَلَا يَقْرُبُ مِنْهُ شَيْءٌ بَعْدُ (هب خ عن رجل من الصحابة)
1468-
YanıtlaSil
yuksel24 Nisan 2026 08:53
6351- Güzel söz söylemek, oruca devam etmek, her yıl hacca gitmek cihada yakın olur. Bunlardan başka derece bakı mindan onu hiçbir ibadet lutamaz.
-٦٣٥٢- يقطع صلوة الرَّجُل إِذا لم يكن بين يديه كاخرة الرَّحْل المزيد وَالحِمارُ والكلب الاسود قيل ما بال الأَسْوَدُ مِنَ الأحْمَر قَالَ الْكَلْبُ الاسود
شيطان (ط) حم دن هـ حبت صحیح حسن والدارمي وابن خزيمة عن ابي ذر )
6352- "Önünde bir siper yoksa, kişinin namazını, geçen kadın, merkep, siyah köpek keser (mâni olur)." "Siyah köpeğin kırmızıdan farkı nedir?" diye soruldu. "Siyah köpek şeytandır." buyurdu.
٦٣٥٣ - يَقْطَعُ الصَّلوةَ الْكَلْبُ وَالْحِمَارُ وَالْمَرْأَةُ الْحَائِضُ وَالْيَهُودِيُّ وَالنَّصْرَانِي وَالْمَجُوسِيَ وَالْخَنْزِيرُ وَيَكْفِيكَ إِذَا كَانُوا مِنْكَ عَلَى قَدَرِ رَمْيَةٍ بِحَجَرٍ لم يَقْطَعُوا صَلاتِكَ (ق عن ابن عباس)
6353- Önünden geçen köpek, eşek, ay başılı kadın, ya-hudi, nasrani, mecusi, hınzır namazı keser. (Namaza mâni olur). Aranızda bir taş atımı kadar mesafe varsa namazı kesmez (mâni olmazlar).
٦٣٥٤ - يُقْعُدُ الْمَقْتُولُ بِالْجَادَّةِ فَإِذَا مَرَّ الْقَاتِلُ أَخَذَهُ فَيَقُولُ يَا رَبِّ هَذَا قطعَ عَلَى صَوْمى وَصَلاتِي فَيُعَذَّبُ الْقَاتِلُ وَالآمِرُ بِهِ (طب عن أبي الدرداء)
6354- Maktul, Sırat'ın ortasında oturur. Katil geçtiğinde onu yakalar ve: "Ey Rabbim! Bu adam beni öldürmekle orucuma, namazıma mâni oldu." der. Bunun üzerine hem katil, hem de onu cinayete teşvik eden kişi azaba düçar edilir.
٦٣٥٥ - يَقُولُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ مَنْ لَمْ يَصُمْ جَوَارِحُهُ عَنْ مَحَارِمِي فَلَا حَاجَةَ لِي في أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ مِنْ أَجْلِي (ابو نعيم عن ابن مسعود)
6355- Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Bir kimse azasını haramdan çekmezse, Benim onun yemesini, içmesini terk etmesi-ne ihtiyacım yok."
1469
۲۷۱۸ - اَلْعَقيقَةُ حَقَّ عَن الغُلام شَاتَانِ مُكَافَاتَانِ وَعَن الجارية شَاةٌ (حم)
طب عن اسماء بنت يزيد)
2718- Akika kurbanı erkek için iki koyun, kız için bir ko. yun olarak tespit edilmiştir.
۲۷۱۹ - الْعُلَمَاءُ مَصَابِيحُ الْأَرْضِ وَخُلَفَاءُ الْأَنْبِيَاءِ وَوَرَثَتِي وَوَرَثَةُ الْأَنْبِيَاءِ" (عد وابو نعيم عن على)
2719- Âlimler yeryüzünün meşaleleri, peygamberlerin halifeleri, benim varislerim, peygambelerin de varisleridir.
۲۷۲۰ - الْعُلَمَاءُ أَمَنَاءُ الرُّسُلِ عَلَى عِبَادِ اللَّهِ وَاعْتَزِلُوهُمْ وَلَفْظُ الدَّيْلَمِي) وَاجْتَنِبُوهُمْ مَا لَمْ يُخَالِطُوا السُّلْطَانَ وَيُدَاخِلُوا الدُّنْيَا فَإِذَا خَالَطُوا السُّلْطَانَ وَدَاخَلُوا الدُّنْيَا فَقَدْ خَانُوا الرُّسُلَ فَاحْذَرُوهُمْ (الحسن بن سفيان عق ك في تاريخه والقاضي ابو الحسن بن احمد الاسد فى اماليه وابو نعيم والديلمي والرافع عن انس)
2720- Alimler, Allah'ın kulları üzerinde peygamber vekil-leridir. (Sultanlara karıştıklarında) onlardan ayrılın. (Deylemi'nin lafzı şöyledir.) Sultanla karşılaşıp görüşmedikleri ve dünyaya dal-madıkları sürece onlara saygı gösterin. Sultanla ihtilat edip dün-yaya dalarlarsa peygamberlere hıyanet etmişlerdir. Onun için bu takdirde onlardan kaçının.
۲۷۲۱ - الْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ الأَنْبِيَاءِ يُحِبُّهُمْ أَهْلُ السَّمَاءِ وَتَسْتَغْفِرُ لَهُمُ الْحِيتَانُ فِي الْبَحْرِ إِذَا مَاتُوا إِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ ابو نعيم والديلمي وابن النجار عن البراء)
2721- Alimler peygamberlerin varisleridir. Sema ehli on-ları sever. Öldükleri zaman, denizdeki balıklar bile (kıyamete ka-dar) onlar için Allah'tan rahmet dilerler.
۲۷۲۲ - الْعُلَمَاءُ أَمَنَاءُ اللهِ عَلَى خَلْقِهِ * (القضاعي وابن عساكر عن انس)
2722- Alimler, Allah'ın mahlukatı üstünde emin kişileri-
dir.
664
YUNUS EMRE VE DÜNYA DİLİ TÜRKÇE
Hak'tan gelen şerbeti içtik elhamdülillah, Şol kudret denizini, geçtik elhamdülillah.
Şol karşıki dağları, meşeleri, bağları, Sağlık safalık ile aştık elhamdülillah.
Kuru idik yaş olduk, ayak idik baş olduk, Kanatlandık kuş olduk, uçtuk elhamdülillah.
Vardığımız illere, şol safa gönüllere, Baba Tapduk manasın saçtık elhamdülillah.
Beri gel barışalım, yad isen bilişelim, Atımız eyerlendi eştik elhamdülillah.
İndik Rûm'u kışladık, çok hayr u şer işledik, Uş bahar geldi, geri göçtük elhamdülillah.
Dirildik pınar olduk, irkildik ırmak olduk, Aktık denize dolduk, taştık elhamdülillah.
Taptuk'un tapusunda, kul olduk kapısında, Yunus miskin çiğ idik, piştik elhamdülillah. (Tatçı, s. 292
Bilmek, olmak ve ermek dileğiyle.. Sevgiyle kalın.. Hoşça kalın... Allah'a emanet olun...
nin
Insan, A
ve kendi ve O, yaratılı haleli se yebilme Ve 60 ca b ebe pil
b
E ğitimin en önemli öğesi, doğru bilgidir. Doğru bilgi insan ruhuna bağışlanan bir gıdadır ve tüm erdemlerin aslıdır. İdeal bir eğitimin önündeki en büyük engel ise, bilginin yozlaştırılmasıdır.
Bunun temel nedeni de eğitici ve yönetici konumunda bulunan bazı kadroların edepten yoksun olmalarıdır.
Dünya çapında bütün insanların Kkarşı karşıya 1 kaldıkları sorunlar genelde yozlaştırılmış bilgiden ve edep yoksulu kimselerden kay-naklanmaktadır.
or em soy ğren-ahil kal-bedi ger-
-٦٣٧٤ - يَقُولُ اللهُ تَعَالَى يَا ابْنَ آدَمَ مَا تُنْصِفُي اتحبب اليك بالنعم وَتَتَمَقَّتُ إِلَى بِالْمَعَاصِي خَيْرِى إِلَيْكَ مُنْزَلَ وَشَرُّكَ إِلَى صَاعِدِ وَلا يَزال ملك كريم يأتيني عَنْكَ كُلَّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ بِعَمَل قَبيح يَا ابْنَ آدَمَ لَوْ سمعت وصفك من غَيْرِكَ وَاَنْتَ لاَ تَعْلَمَ مَنِ الْمَوْصُوفَ لَسَارَعْتَ إِلَى مَقْته الديلمي والرافعى عن على)
6374- Allah Teala buyuruyor: "Ey Âdemoğlu! Sende in-saf yok. Sana nimetler verip ben seni seviyorum. Sense masi-vetlerle beni gazaplandırıyorsun. Sana olan iyiliğim devamlı sana inmektedir. Senin kötülüğün de bana çıkmaktadır. Güzel bir me-lek her gün, her gece bana senin çirkin amelinle gelmektedir. Ey Ademoğlu! Sendeki ayıpları başkasından duyduğun zaman he-men ona kızarsın. Oysa sen sendeki kusur ve ayıpları bilmiyor-sun."
٦٣٧٥ - يَقُولُ اللهُ تَعَالَى إِنِّي لأَجِدُنِي اَسْتَحْيِي مِنْ عَبْدِي يَرْفَعُ يَدَهُ إِلَى ثُمَّ أَرُدُّهُمَا قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ الهَنَا لَيْسَ بِذَلِكَ أَهْلٌ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى لَكِنِّي أَهْلُ التَّقْوَى وَأَهْلُ الْمَغْفِرَةِ اُشْهِدُكُمْ أَنِّي قَدْ غَفَرْتُ لَهُ (الحكيم عن انس)
6375- Allah Teala buyuruyor: "Kul bana ellerini kadırdı-
ğında, kendimi onları boş çevirmekten utanır görüyorum. Melek-ler dediler ki: "Ey Mâbudumuz! O buna ehil değildir." Allah bu-yurdu: "Lakin benden ittika edenleri mağfirete ehilim. Onu bağış-ladığıma dair sizi tanık tutuyorum."
٦٣٧٦ - يَقُولُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ وَعِزَّتِى وَجَلَالِي لَأَنْتَقِمَنَّ مِنَ الظَّالِمِ فِي عَاجِلِهِ وَأَجَلِهِ وَلَانْتَقِمَنَّ مِمَّنْ رَأَى مَظْلُومًا فَقَدَرَ أَنْ يَنْصُرَهُ فَلَمْ يَنْصُرُهُ (طب كر
والحاكم والشيرازي والخرائطي عن ابن عباس)
6376-Allah Azze ve Celle buyuruyor:
"İzzetim ve celalim hakkı için, zalimden er geç mutlaka
intikam alacağım. Mazlumu görüp de ona yardım etmeye gücü yettiği halde yardım etmeyenden de mutlaka intikam alacağım."
包包
1475
ULEMANIN GÜCÜ
Önemli şahsiyetler, kendilerinden sonra halef ve vâris bırakırlar. Peygamberler de kendilerinden sonra davalarını sürdürmek için ulemâyı vâris ve halef bırakmışlardır. "Ulemâ, peygamberlerin vârisleridir." hadisini sık sık terennüm ederiz. Ancak, hadisin kastettiği ulemâ kimlerdir? Siret, şemail ve vasıfları nelerdir? "Ümmetim için kötü âlim, Deccâl'den daha zararlıdır." vecizesi de hadistir. O hâlde peygamber vârisleri ile Kârun, Ümeyye b. Halef'in vârislerini ayırmak gerekir.
Hz. Peygamber'in mirası vahiydir, güzel ahlâktır, irfandır, sadakattir, emanettir, cesarettir, fedakârlık ve izzettir. Bu vasıflarla bezenenler onun vârisleridir. Cehalet, kibir, pısırıklık, taassup, taklit, korkaklık, cimrilik, donukluk ise diğer kesim ulemâsının evsaf ve verasetidir.
RABİA'TÜL ADEVİYE
-kuddise sırruhâ-
HAZRETLERİ'NİN
SEHER VAKTİ YAPTIKLARI BİR MÜNACẬT
الهي غارَتِ النُّجُومُ ونامت العيون. وأغلقت أبواب الملوك وبابك مفتوحللسائلين، الهي وسيدي ما كان نصيبي من الدنيا اعطيته للكفار وما كان نصيبي من العقبى اعطيته لعصاة المؤمنين فلاأريد من الدنيا الأذكرك ولا من العقبي الا رؤيتك. الهي لَسْتُ فِي البلوى. ولا اشكو من البلوى مرادى منك ياسولي بلا من ولا سلوى. وإن أعطيتني الدنيا وان اعطيتني العقبي فلا أرضى مِنَ الدَّارِينِ الا رؤية المولى
Allah'ım! Yıldızlar kuytularına çekildi, gözler uyudu, meliklerin kapıları kitlendi. Senin kapın ise dilenenler için açık.
Allah'ım! Efendim! Dünyadan ne nasibim varsa kâfirlere verdim. Ahiretten olan nasibimi de mü'minlerin asilerine terkettim. Dünyadan ancak zikrini, ahiretten de ancak ru'yet-i cemâlini isterim.
İlâhi! Sıkıntıda değilim, beladan şikayetçi de değilim. Ey arzu ettiğim! Senden muradım menn-ü selvä değildir. Dünya ve ukbayı versen bana yine bu iki diyarda ancak ru'yetine râzı olurum.
420
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim
*****
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çikar madem ki yar vardır
Yoktanda vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Gögsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili...
Ey sevgili...
(Sezai Karakoç)
Varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, zâtında ve sıfatlarında eşi benzeri bulunmayan; kâinâtın Hâlik'ı, âlemlerin Rabb'i, dilek makamının en yücesi, ümit makamının en keremlisi, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah-u zül-celâl vel-kemâl Hazretleri'ne; O'nun sevdiği ve beğendiği şekilde bitmez-tükenmez hamd-ü senâlar olsun.
Bütün kâinat zât-ı Ahmedî'si ve nûr-i Muhammedî'si şerefine yaratılan, Allah-u Teâlâ'nın yüce Resul'ü ve biricik Habib'i, Rubûbiyet esrarının emini, ahlâk-ı hamide'nin ve eşsiz faziletlerin menbaı, dünya ve âhirette en büyük rehberimiz, en güzel numunemiz, Peygamberimiz Efendimiz'e, onun diğer peygamber kardeşlerine, hepsinin Al ve Ashâb-ı kiram'ına, etbâına, ihsan duygusuyla kıyamete kadar onlara tâbi olup izinden gidenlere; sonsuzların sonsuzuna kadar salât-ü selâmlar olsun.
EZELDEN EBEDE SELATU SELAM BÜTÜN MÜMİNLERİN ÜSTÜNE OLSUN. ALLAH RAHMET EYLESİN MEKANI CENNET OLSUN İNŞALLAH
1 MAYIS 2026 CUMA
YENİA
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Benimle cin ve insanların durumu Fok acâiptir: Ben yaratıyorum, başkasına kulluk yapılıyor. Ben aratlandırıyorum, başkasına şükrediliyor.
Camiü's-Sağir, No: 2863
ka
1 MAYIS 2026 CUMA
| YENİA
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Benimle cin ve insanların durumu çok acâiptir: Ben yaratıyorum, başkasına kulluk yapılıyor. Ben rızıklandırıyorum, başkasına şükrediliyor."
Camiü's-Sağir, No: 2863
sir?
2
Avet
Meali
O gün Cehennemi kâfirlerin gözleri önüne öyle bir sereceğiz ki!
Kehf Suresi: 100
Cüz: 6
Rûhu'l-Beyân
581
أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ (.)
50- Yoksa onlar câhiliye devrinin hükmünü mü arıyor-lar? Oysa yakînen bilen bir toplum için, Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?
"Yoksa onlar câhiliyye devrinin hükmünü mü arıyorlar?" Bu ifade, onların hallerine hayret ve onları kınama ifadesidir. Yani, senin hükmünden yüz çevirip cahiliyye hükmünü mü arıyorlar. Halbuki hevâ ve câhillikten ibā-ret olan câhiliyye dîni, ne bir kitaptan çıkar ve ne de bir vahye dayanır.
"Oysa yakînen bilen bir toplum için" Yani, bu soru yakînen bilen bir toplum içindir. Çünkü onlar işleri tetkik ederek düşünür ve Allah'ın hükmünün en güzel ve en adil hüküm olduğunu yakînen bilirler. Allah'ın hükmü yalnız bir kavme has değildir.
"Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?" ifadesi, hükmü Allah Teâla'nın hükmünden daha güzel ve ona denk birinin olabileceği-ni reddetmektedir. Gerçi âyette hükmü Allah Teâlâ'nın hükmüne denk birinin olamayacağı açıkça beyan edilmemiştir. Ama genel örf ve dilin genel kullanımı bunu gerektirir. Çünkü 'Filandan daha cömert kim var-dır?' veya 'Filandan daha faziletli kim vardır?' denildiğinde bu kimsenin tereddütsüz daha cömert ve daha faziletli olduğu anlaşılır.
Bu âyetler, dinlerin asıllarının bir olduğuna, farklılığın tâlî konularda olduğuna delalet eder. Allah Teâlâ'nın, her asır ve zamanda istediği gibi hükmetme hakkı vardır. Bunda pek çok hikmetler ve faydalar vardır. Bi-ze düşen boyun eğip teslim olmak, îtirazı terketmek, ölmeden ve fırsatı kaçırmadan önce hayırlı işlerde acele etmektir. Nitekim bir hadiste şöy-le buyurulmaktadır: "Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin;
1- "İhtiyarlıktan önce gençliğin," Çünkü insan ihtiyarlığında güç-süzlüğü sebebiyle yapamayacağı amelleri gençliğinde yapabilir. Yine kişi genç iken alıştığı ma'siyetten ihtiyarlayınca vazgeçemez.
2- "Hastalıktan önce sağlığın," Çünkü sağlam insanın malı ve ken-disi hakkında sözü geçerlidir. Hastalanınca bedeni ibadetlerde zaafa uğ-rar. Malının ancak üçte birini çekip çevirebilir.
582
5. Maide Sûresi
Ayet: 50
3- "Meşgüliyetten önce boş vaktin," İnsan geceleyin boş, gündüz ise meşgul olur. Geceleyin boş vakitte namaz kılmak, gündüz meşgul iken oruç tutmak gerekir. Özellikle kış günlerinde oruç tutmalıdır. Çünkü kışın oruç tutmak, mü'min için bir ganimettir. Nitekim bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: "Kış mü'minin ganimetidir. Gecesi uzundur, namaz-la ihya edilir, gündüzü de kısadır, oruçla ihyā edilir." 324 Başka bir ri-vayette de "Gece uzundur, uyuyarak kısaltma. Gündüz aydınlıktır gü-nahlarınla karartma." buyurulmaktadır.
4- "Fakirlikten önce zenginliğin," Yani, Allah'ın sana verdiği rızka râzı olmuşsan bunu ganimet bil. İnsanların elindekine tamah etme.
5- "Ölmeden önce hayatının kıymetini bil. " 325 Çünkü insan sağ ol-duğu müddetçe amel yapabilir. Ölünce ameli sona erer. Bu sebeple ölen-ler bir kere "La ilahe illallah" demek veya bir rek'at namaz kılmak için dünyaya dönmek isterler. Fırsat ganimettir, ömür ise çok kısadır.
Hafız şöyle demiştir:
Ey kardeş fırsatı kaçırmak Sıcak yerdeki buluta benzer Anla ki ömür çok değerlidir Elden çıkınca yazık olur Seyyid Şerif de oğluna şöyle demiştir:
Nasihat işte budur, bir tanem Ömrün değerlidir, kaybetme
Akıllı olanın ömrünü ziyan etmemesi gerekir. Hakîm, şöyle demiştir:
Çocuklukta oyun, Gençlikte sarhoşluk, İhtiyarlıkta gevşeklik, Peki Rabb'ine ne zaman ibadet edeceksin?
Şerîatle meşgüliyetin bitti mi tarikata çalış. Çünkü tarikat şerîatın özüdür. Akıl sahiplerine uy. Her peygamberin bir şerîat ve yolu olduğu gibi her velînin de takip ettiği özel bir tarikatı (yolu) vardır. Onların ay-dınlığını kaybeden yoldan çıkmış olur.
324. Aclúní, 1, 167 325. Aclūnī, 1, 167
نفسي روح البيك
Rûhu'l Beyân
- Kur'an Meâli ve Tefsiri
İsmail Hakkı BURSEVÎ
ERKAM YAYINLARI
CILT
4
-۲٨٣٥ - المؤمن يأكل فى معا واحد والكافر يأكل فى سبعة أمعاء" (طحوج
م ت هـ عن ابن عمر حم والدارمى م عن جابر ض طب عن الس ع وابو عوانة والبغوى وابن قائم والباوردى طلب عن جهجاه محب هـ عن ابى موسى وابو عوانة طب عن سمرة حم والدارمي ع وابو عوانة
عن أبي سعيد حم هـ عن أبى هريرة طب عن ميمونة)
2835- Mü'min, bir mide ile kafir ise yedi mide ile yer. Yedi sefer süt getirdiler, içti. O gün müslüman oldu, ertesi günü (Bir gün bir adam geldi. Peygamberimiz (s.a.v.)'e misafir oldu. bir sefer süt ile doydu.)
٢٨٣٦ - الْمُؤْمِنُ يَشْرَبُ فِي مِمَّا وَاحِدٍ وَالْكَافِرُ يَشْرَبُ فِي سَبْعَةِ أَمْعَاءِ (مالك
حم م ت حب عن ابي هريرة حم طب عن نضلة بن عمرو حم والبغوى عن رجل من جهينة)
2836- Mü'min bir kaptan, kafir ise yedi kaptan içer.
۲۸۳۷ - الْمُؤْمِنُ إِذَا اشْتَهَى الْوَلَدَ فِي الْجَنَّةِ كَانَ حَمْلُهُ وَوَضْعُهُ وَسِتُهُ فِي سَاعَةِ وَاحِدَةٍ كَمَا يَشْتَهِي (حم) وهناد وعبد بن حميد والدارميت حسن غريب هـ ع . وابو الشيخ في العظمة في ض عن ابي سعيد) ع حب
2837- Mü'min, cennette çocuk isterse hamli, vaz'ı ve ya-
şı hepsi istediği şekilde bir saat zarfında meydana gelir.
۲۸۳۸ - الْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِنِ" (د عن أبي هريرة ابن أبي عاصم طس ض عن انس)
2838- Mü'min mü'minin aynasıdır.
۲۸۳۹ - الْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِنِ وَالْمُؤْمِنُ أَخُو الْمُؤْمِنِ مِنْ حَيْثُ لَقِيَهِ يَكُفُّ عَلَيْهِ ضَيْعَتَهُ وَيَحُوطُ مِنْ وَرَائِهِ (د ق عن ابي هريرة)
2839- Mü'min, mü'minin aynasıdır. Mü'min mü'minin
kardeşidir. Bulduğu yerde onu korur.
٢٨٤٠ - الْمُؤْمِنُ يَأْلِفُ وَلا خَيْرَ فِيمَنْ لا يَأْلِفُ وَلا يُؤْلَفُ (حم عن سهل بن
سعد طس ض عن جابر ك ق خط عن ابي هريرة تمام عن ابن مسعود طب عن ابن مسعود موقوفا)
2840- Mü'min, ülfet eder. Sevmeyen ve sevilmeyende
hayır yoktur.
689
gördüğü yerde hemen selam verir. Münafık ise karşı tarafın selamin bekler, ilk o versin der.
٢٨٥٧ - اَلْمُؤْمِنُ بَيْنَ خمس شَدَائِدَ مُؤْمِنٌ يَحْسَدُهُ وَمُنافق يبغضه وكال يُقَاتِلُهُ وَنَفْسٌ تُنَازِعُهُ وَشَيْطَانٌ يُضِلُّهُ" (ابن لال عن ابان عن انس)
2857- Mü'min beş çetin şeyle karşı karşıyadır. Kendisini uskanan mü'min, kendisinden nefret eden münafık, kendisi ile çarpışan kafir, devamlı çekiştiği nefis, kendisini saptırmak için con atan seytan.
٢٨٥٨ - الْمُؤْمِنُ بَيْتُهُ قَصَبٌ وَطَعَامُهُ كِسْرٌ وَثِيَابُهُ خَلَقَ وَرَأْسُهُ شَعَثَ وَقَلْه خَاشِعٌ وَلَا يَعْدِلُ بِالسَّلَامَةِ شَيْئًا (الديلمي عن ابان عن انس)
2858- Mü'minin evi kamıştandır. Yemeği bir parça ek-mektir, elbisesi yırtıktır, başı tozlanmıştır, kalbi huşu içindedir. Hülasa doğru ve hak yoldan hiç ayrılmaz.
٢٨٥٩ - الْمُؤْمِنُ عَلَى لِسَانِهِ مَلَكٌ يَنْطِقُ وَالْكَافِرُ عَلَى لِسَانِهِ شَيْطَانٌ يَنْطِقُ وَالْمُؤْمِنُ حَبِيبُ اللَّهِ وَاللَّهُ يَصْنَعُ لَهُ الديلمي عن انس)
2859- Mü'minin dilinde konuşan. Melektir. Kafirin dilin-de konuşan ise şeytan. Mü'min Allah'ın sevgilisidir. Allah ona en büyük nimetini ihsan edecektir.
٢٨٦٠ - الْمُؤْمِنُ كَيْسٌ فَطِنٌ حَذِرٌ وِقَافٌ مُنِيبٌ لَا يُعَجِّلُ عَالِمٌ وَرِعٌ وَالْمُنَافِقُ هُمَزَةٌ لُمَزَةٌ حُطَمَةٌ لَا يَقِفُ عَلَى شُبْهَةٍ وَلَا عِنْدَ مُحَرَّمٍ وَكَحَاطِبِ اللَّيْلِ لَا يُبَالِي مِنْ أَيْنَ اِكْتَسَبَ وَلَا فِيمَا انْفَقَ (الديلمي عن انس)
2860- Mü'min yiğittir, zekidir, dikkatlidir, itaatlidir, acele etmeyendir, âlimdir, takva sahibidir. Münafık insanları arkaların-dan çekiştirir ve yüzlerine karşı dil uzatan bir cehennem (odunu-dur). Şüpheli şeylerde durmaz, harama riayet etmez, tıpkı gece odun toplayan kimse gibi, nereden kazandığına, nereye harcadı-ğına ehemmiyet vermez.
693
mıştır. Yanlarında oturmak bereket, yüzlerine bakmak ise aydın lıktır.
٢٨٧٤- الْمُتَّقُونَ سَادَةٌ وَالْفُقَهَاءُ فَادَةً وَالْجُلُوسُ إليهم زيادة وعالم ينتفع بِعِلْمِهِ أَفْضَلُ مِنْ أَلْفِ عَابِدِ الخليل عن على)
2874- Takvaya erenler ulu kişilerdir. Fakihler öncüdürler. Yanlarında oturmak kişinin (feyz ve bereketini) artırır. İlmi ile fay-dalanan âlim, bin abidden efdaldir.
٢٨٧٥ - الْمُتَوَلَّى عَنْهَا زَوْجُهَا لا تَلْبَسُ الْمُعَصْفَرَ مِنَ الثَّيَابِ وَلَا الْمُشْقَة ولا الخُلِى وَلا تَحْتَضِبُ وَلَا تَكْتَحِل (حم) د ق ن عن ام سلمة)
2875- Kocası ölen kadın, renkli elbiseler giymez, süslü ve ipekli elbiseler de giymez, eline kına yakmaz, sürme sürmez.
٢٨٧٦ - الْمُتِمُ الصَّلَوةَ فِي السَّفَرِ كَالْمُقَصِّرِ فِي الْحَضَرِ" (قط في الافراد وابن النجار عن ابي هريرة
2876- Seferde namazı tam kılan, hazerde namazı (sefer-de olduğu gibi) kısaltan gibidir.
۲۸۷۷ - الْمَجَالِسُ بِالْأَمَانَةِ إِلاَّ ثَلَاثَةُ مَجَالِسِ مَجْلِسٌ سُفِكَ فِيهِ دَمْ حَرَامٌ وَمَجْلِسٌ يَسْتَحِلُّ فِيهِ فَرْجٌ حَرَامٌ وَمَجْلِسٌ يَسْتَحِلُّ فِيهِ مَالٌ مِنْ غَيْرِ حَلَهِ الخرائطي عن جابر)
2877- Meclislerdeki sözler birer emanettir. (İfşa edilmez) ancak üç meclis hariç. Haram olan kan akıtma (adam öldürme) meclisi, zina meclisi, başkasına ait olan malı almak için konuşu-lan meclis.
۲۸۷۸ - الْمَجَالِسُ أَمَانَةٌ فَلا يَحِلُّ لِمُؤْمِنٍ أَنْ يَرْفَعَ عَلَى مُؤْمِنٍ قَبِيحًا (ابن
عن اسامة ابن زيد
2878- Meclisler emanettir. Bir mü'minin diğer bir r mine karşı çirkin bir harakette bulunması helal olmaz.
697-
2869. Allah için sevişenler, kendi gölgesinden başka hiç bir gölgenin bulunmadığı o gün, Allah'ın Ars'ının gölgesinde ola yakın olacaklardır ki, peygamberler, siddikler ve şehitler bile on-caklardır. Onlara nurdan bir kürsü konacaktır. Allah'a öylesine lara gipta edecektir.
۲۸۷۰ - المتحابون في الله في ظل العرش يوم لا ظل إلا ظله على منابر من نورٍ يَغْبِطُهُمْ مَكَاهُمُ النَّبِيُّونَ وَالصَّديقُونَ (طلب عن معاد)
2870- Allah için birbirlerini sevenler, onun gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı gün, Arş'ın gölgesinde, nur-dan minberler üstünde olacaklardır. Onların o yerlerine, pey-gamberler, sıddıklar bile gipta edecektir.
۲۸۷۱ - الْمُتَحَابُّونَ فِى الله على كراسي مِنْ يَاقُوتِ حول الْعَرْشِ (طب عن ابي ايوب
2871- Allah için birbirlerini sevenler, Arş'ın etrafında ya-kuttan kürsüler üzerinde olacaklardır.
۲۸۷۲ - الْمُتَعَجَلُ إِلَى الْجُمُعَةِ كَالَّذِى يُهْدِى جَزُورًا ثُمَّ الَّذِي يَلِيهُ كَالْمُهْدِى بَقَرَةً ثُمَّ الَّذِي يَلِيهُ كَالْمُهْدِى شَاةَ فَإِذَا جَلَسَ الإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ طُوبَتِ الصُّحُفُ وَجَلَسُوا يَسْتَمِعُونَ الذكر (انب الجويه عن ابي هريرة)
2872- Cumaya en erken giden, bir deve kurban etmiş gibi, ondan sonra giden bir sığır kurban etmiş gibi, onu takip eden bir koyun kurban etmiş gibi olur. İmam hutbe üzerinde oturduğu zaman, sahifeler dürülür, hutbeyi dinlemek için melek-ler otururlar.
۲۸۷۳ - الْمُتَّقُونَ سَادَةٌ الْعُلَمَاءُ وَالْفُقَهَاءُ قَادَةٌ أَخَذَ عَلَيْهِمْ أَدَاءَ مَوَاثِيقِ الْعِلْمِ وَالْجُلُوسُ إِلَيْهِمْ بَرَكَةً وَالنَّظَرُ إِلَيْهِمْ نُورٌ (خط عن عائشة)
2873- Takvaya erenler ulu kişilerdir. Alimler, fakihler ön-ülerdir. İlmi tebliğ edeceklerine dair kendilerinden kati söz alın-
696-
MAYIS 2026
ZAFER BEKLİYORSAK
SEYRİ (M. Alİ EŞMELİ)
Bugün Hakk'a iman mı, inkâr mıyız?
Büyük cedde benzer bir efkâr mıyız?
Misil yok mu fatih doğurmuş güne?
Zafer bekliyorsak, fedakâr mıyız?
Sıhhat!
Her şeyin yerine bir şey ko. yup da keyfine göre bir hayat yaşadığını zanneden insanoğlu, bir tek sadece sihhatin yerine bir şey koyamıyor. Çünkü hafif ol-sun ağır olsun nice dayanılmaz hastalıklar, bunu otomatik ola-rak engelliyor. Dişi çürüyen kişi keyfinden ve ihmålinden dolayı diş doktoruna gitmiyorsa eğer; öyle bir sancı başlatıyor ki has-talık, ecel gibi şiddetli ve ağır ağ-rılarla ister istemez canhıraş bir şekilde doktorun kapısına koştu ruyor insanı. İnsan yine sıhhatin yerine bir şey koyamıyor. İhma-li de koyamıyor, keyfi de koya mıyor. Dipdiri kesiliyor ağrılar karşısında sıhhate kavuşmak için. Eğer çok ciddi ve tehlikeli bir has talık devreye girmişse; o vakit hiç çekinmeden ve hiç düşünmeden bütün malını, mülkünü feda edi-yor. Dünyanın en cimri adamı bile birden en cömert adamı ke siliyor hastalık sebebiyle, sıhha tine kurban ediyor tüm servetini.
Dolayısıyla hastalık diyor ki:
"-Ey insan, hayalinde şöyle veya böyle hikâye okudun, sıh-hatinle dalga geçtin, ama hasta-lık yakana yapışınca en değerli ve vazgeçilmez şeyin sıhhat olduğu nu nasıl da anladın! Onun yeri-ne hiçbir şey koyamadın. Sıhhatin yerine bir şey koymak da ne ke-lime, onun yerine başka bir şeyi
zerre kadar sokmamak için ser-
vetini harcadın.
O halde uyan!
lylyken sıhhatle dalga geçtiğin halde, hastalığın pençesine düşün ce ondan daha ciddi bir meselen kalmadı. Sıhhatin yerini hiçbir şe yin alamayacağını gördün ve sım ka bir çare, ihtimal olarak bile yok. sıkı sarıldın bu gerçeğe. Çünkü baş-
İşte tam bunun gibi;
Allah'ın da hàşa yerine ko-nacak bir şey yok! Anlayacaksın, ama ahirette anlarsan eyvah!
Ecelin yerine koyabileceğin hiçbir şey yok! Anladığın gün, ölüm vakti ise eyvah!
Cennetin yerine koyabilece ğin hiçbir şey yok! Var zanneder-sen, gözünü cehennemde açarsın!
Cennete giden yolun da alter-natifi yok! Zorlukları ve çileleri yüzünden alternatif yollar açma ya kalkışırsan açtığın her yol, se-nin ateşe düştüğün en kestirme rotan olur.
-Ey insan!
Nefesin yerine bir şey koyabi lir misin?
Asla!
Manevi nefesin/îman ve Is-lâmın yerine de bir şey koyamaz-sın!
Suyun yerine bir şey koyabi-lir misin?
Asla!
vezifellin/feilin/tin/fü
Hayali bir iddia olarak belki, fakat hakikat ve ispat çerçevesin de asla!
Månevi suyun yerine de rah meten li'l-alemin olan Hazret-i
Peygamber'in ve mü'minlere rah-met olan Kuran'ın yerine de hiçbir şey
koyamazsın! Sualleri çoğaltalım:
-Beynin yerine bir şey koya-bilir misin?
-Rühun yerine bir şey koya-bilir misin?
-Ecelin yerine bir şey koyabi-lir misin?
-Kıyametin yerine bir şey ko-yabilir misin?
O halde boşu boşuna ne uğra şıyorsun ey gafil?
Neyi başaracaksın?
Şunu-bunu deme, sadece bir şeyi başarırsın bu gafletle, o da cehenneme girmeyi. İlahi emir-le meleklerin kendisine secde etti-rildiği Hazret-i Adem bile, Allah'ı dinlemediğinde neyi başarabildi? Cennetten düşmeyi!
Ancak tevbe edip dinleyince affa mazhar olabildi. Rahmete koştu. Ne güzel bir kul oldu. Se-çilenlerin ilki oldu.
Cennetlik oldu."
Anlayana ne mutlu!
Ya Rab,
Nasib et,
Amin!..
Yorum Gönder