15 Eylül 2007 Cumartesi

Nefislerin beyazlaşması..!!!

Dünya yeşillenirken nefisler beyazlaşması lazımdır.

6.552 yorum:

«En Eski   ‹Eski   6401 – 6552 / 6552
yuksel dedi ki...

Saadet Asrında Tasavvuf

Mürşid, mürid, tasavvuf gibi kelimeler, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) ve ashâb-ı kirâm zamanında yoktu. Fakat bunlarla anlatılan her şey vardı. O devirde iman, ilim, ihlas, ibadet, amel, takva, edep, hizmet, mücâhede gibi dinin bütün emirle-rinin üzerinde aynı derecede duruluyor ve gereği yapılıyordu. Her şeyden önce kalbe önem veriliyordu.

Ancak saadet asrından sonra aynı hassa-siyet gösterilemedi. Belirli vazifeler yerine getirildi, fakat birçok ilâhî emir ya ihmal ya da terkedildi. Namaz, oruç, zekât, hac

Kzı: Zarife

Erkek: Ömer

ve kurban gibi zâhirdeki ibadetlere sahip çıkıldı, fakat kalbe ait ilimler, edepler, hal ve ahlâklar ihmal edildi. Yakîn, ihlâs, huşû, huzur, zikir, murakabe gibi kalbe ait ibadet ve ahlâkların üzerinde aynı derecede durul-madı.

İşte gerçek sûfîler, kâmil mürşidler, üm-metin içine düştüğü bu boşluğu doldurmaya çalıştılar. Müslümanların zâhiri gibi bâtınını da güzelleştirmek ve İslâm'ı ihlásla, bütü-nüyle yaşatmak için gayret ettiler. Öncelikle kalbe yöneldiler, nefsin terbiyesiyle meşgul oldular. Böylece saadet asrındaki güzel kulluğun yolunu açtılar.

Lütfen takvim yapraklarını yere atmayınız!

yuksel dedi ki...

Mesnevî'den

Bir adam, bir gece, Rabb'inin adını anıyor, "Allah Allah" diyerek O'nun ismini zikrediyordu. Şeytan geldi ve ona dedi ki: "Bunca za-mandır senin 'Allah Allah' deyişine karşılık, Allah bir kerecik olsun, 'Ne istiyorsun ey kulum?' dedi mi? Sen daha ne vakte kadar böyle 'Allah Allah' deyip duracaksın? Hiç utan-man sıkılman yok mu? Sana bir cevap gelmiyor görmüyor musun?" Adamcağızın neşesi kaçtı, gönlü kı-rıldı. Rabb'ini anmaktan vazgeçti ve başını yastığa gömüp uyudu.

Rüyasında yemyeşil çayırlık çi-menlik bir yerde Hızır'ı gördü. Hızır

Kız: Azize

Erkek: Behlül

ona şöyle dedi: "Ne diye Rabb'ini vazgeçtin! Neden anmaktan

Allah'ın ismini anmaktan pişman oldun?" O şaşkın adam Hızır'a şöy-le cevap verdi: "Bunca zamandır 'Allah Allah' derim, ama bir kerecik olsun Rabbim bana cevap verme-di! Allah'ın kapısından kovulaca-ğımdan korkuyorum." Hızır dedi ki: "Senin 'Allah' deyişin, Allah'ın, 'Söyle ey kulum!' demesidir. Çünkü O'nun adını anma sevgisini kalbine koyan ve O'na yalvarma ihtiyacını sana hissettiren O'dur. Senin 'Rab-bim!' demen, O'nun 'kulum!' deme-sinden başka nedir?"

Lütfen takvim yapraklarını yere atmayınız!

yuksel dedi ki...

HADİS

Bir Müslüman bir ağaç diker de onun mahsulünden bir insan yahut hayvan yerse muhakkak o yenilen şey, ağacı diken kimse için bir sadaka olur.

(Buhârî, Edeb, 27)

VAKIF MEDENİYETTİR

Yüce dinimiz İslam'ın insanlığa hediye ettiği müesseselerden biri de vakıftır. Vakıf, sahip olduğumuz nimetleri Allah rızası için yaratılmışların istifadesine sunmaktır. Vakıf, Rabbimizin bizlere emanet olarak verdiği imkânları cennet anahtarı yapabilmenin yollarından biridir. Vakıf; insanların en hayırlısı insan-lara en yararlı olandır, anlayışına dayalı bir iyilik hareketidir. Vakıf, kesintisi olmayan bir hayır çeşmesidir. İslam dininde vakıf her daim teşvik edilmiştir. Yüce Rabbimiz "...İyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve haksızlıkta yardım-laşmayın..." (Mâide, 5/2) buyurmaktadır. Bu hakikatin idrakinde olan ecdadımız camiler, medreseler, hastaneler, aşevleri, kütüphaneler, kervansaraylar, köp-rüler ve çeşmeler inşa etmiştir. Geçmişten günümüze vakıflar kimsesizlerin kimsesi; yetimlerin, öksüzlerin ve yaşlıların sığınağıdır. İhtiyaç sahiplerine umut, evlenecek gençlere yuva olmuştur. Tarihimizde vakıf kültürü o kadar önemsenmiştir ki, göçmen kuşlar için bile vakıflar kurulmuştur.

yuksel dedi ki...

Ecdat gitti dünyada huzur kalmadı...

Feridun Ağabey, birkaç gün önce Osmanlı Devleti'nin kuru-luşunun 727'nci yıl dönümüydü. Asırlarca dünyanın en büyük ve en güçlü devleti olan Osman-lı İmparatorluğunun temelinin 27 Ocak 1299 tarihinde atıldığı kabul edilir. Sultan Osman'ın babası Ertuğrul Gazi'nin bir sa-vaşta Selçuklulara yardım ettiği için Bizans sınırındaki Söğüt ve Domaniç'e uç (sınır) beyi olmuş-tur. Onun oğlu Osman Bey bu topraklarda Osmanlı Devleti'ni kurmuştur. Osmanlılar asırlarca üç kıtaya hükmettiler.

Son zamanlarda basında

medyada TV'de ve internette bir tartışma aldı başını gidiyor. Bazı kesimler Osmanlıyı yerden yere vurmaya çalışıyor. Hatta o kadar ki Fatih Sultan Mehmet gibi Ka-nuni Sultan Süleyman gibi dün-yanın hayran kaldığı padişahlara bile dil uzatanlar oldu. Oysa bun-lar tarihin ne olduğunu bile bil-meyecek kadar ham kimselerdir. Tarih denildiğinde bize tarihi res-metmeye çalışanlar oldu. Biz de yıllarca resimle tarih değerlen-dirmesi yapmaya çalıştık. Oysa tarih resim değil fotoğraf gibi olmalıydı. Fotoğrafa siz müdaha-le edemezsiniz, karışamazsınız. Resmi ise istediğiniz gibi çizebi-lirsiniz. Osmanlıyı inkâr etmek Türklüğü ve Türk tarihini ve tüm geçmişimizi inkâr etmek demek-tir. Böyle düşünen bir kişinin ben Türklüğünden şüphe ederim. Dünya üzerinde nice devletler ve İmparatorluklar kurulmuş çok büyük başarılar elde etmiş sonra da tarih sahnesinden çekilmiş bir devleti karalamaya çalışmak hainlik değilse aptallığın kendisi-dir! Hatalarını, yaptığı yanlışları dile getirmek ayrı devlet olarak

kötülemek ayrıdır. Her şeyden önce Osmanlı İm-paratorluğu 622 yıl dünya üze-rinde varlığını devam ettirmiştir. Bunun ilk 300 yılı dünyanın en

büyük imparatorluğu geriye ka-lan 322 yılını da dünyanın en iyi 3 imparatorluğundan biri olarak sürdürmüştür. Osmanlı eğer bu art niyetli kimselerin sandığı gibi olsaydı bu kadar uzun süre ayakta kalabilir miydi? Ecdada düşmanlık yapmak yerine bu kadar uzun süre nasıl ayakta ka-labilmişiz önce bunu iyi okuyup anlamak lazımdır.

Osmanlı kurulduğundan ve Özellikle Balkanlara ve Avru-pa'ya geçtikten sonra gittiği yere insanlık medeniyet adalet ve doğruluk götürdü. Çünkü Osmanlı cihanşümul bir devletti. 622 yıl dünyada söz sahibi oldu dünyaya hükmetti.

Kimsenin dinine inancına karışmadı, ibadetlerini rahatça yapmasını sağladı. Fitne fesat peşinde olmadı, ayrımcılık bölü-cülük yapmadı, gayrimüsli arasında fark gözetmedi. Sade- + ce kendi tebaasıyla yetinmedi, herkesin Müslümanlarla kay-naşmasını sağladı. Darda zorda kalana, sıkışan milletlere yardım elini uzattı. Bu yardım elinden ABD Japonya bile nasibini aldı.

★★★

Osmanlı, Balkanlar'dan Kaf-kaslar'dan ve bilhassa Orta Doğu'dan çekildikten sonra bu topraklarda da huzur kalmadı, dünyada da huzur sağlanamadı. Bu sıkıntı her geçen gün artarak devam etmektedir. Dünyaya hu-zur ve adalet örneğinden başka bir şey getirmeyen ecdadımızı karalayanlara bakmak lazım. Her kabın içindeki sızar demiş-lerdir. Ben de buradan sizin aracılığınızla ecdadıma saygı göstermeyen saygısızları kını-yorum. Devletimi ve milletimi seven bir insan olarak ecdadımı da her daim saygıyla hürmetle yâd ediyorum. Mekânları cen-net olsun... Sağlık ve esenlik dileklerimle. > Aslan Torun

yuksel dedi ki...

TARİH

ENDERUN MEKTEBİ

zam, 3 Şeyhülislâm, 25 Kaptan Paşa yetişmiştir. Sokullular ve Köprülüler de bunlardandır.

Osmanlı sarayında bulu-nan bir mektepti. Buraya fethedilen yerlerden ve yur-dun her tarafından, test yapılarak, çok üstün zekâlı çocuklar alınırdı. Bu çocuk-lar, bir süre Acemi Oğlanlar Mektebi'nde yetiştirilirlerdi. Bunların da en zekilerinden 30 kişi, her sene seçilir, En-derun Mektebi'ne alınırdı. Burada yetiştirildikten sonra, vazîfe ile herhangi bir eyalete gönderilirdi. Vezir olamadıkça tekrar saraya giremezlerdi. Enderun Mek-tebi, Osmanlı Devleti'ni idare edecek devlet adamlarını yetiştiren bir yüksek mek-tepti. Buradan çok sayıda kalem ve kılıç sahibi üstün insanlar yetişmiştir.

ZEKA BULMACASI

A

B

Gördagunuz A

ve

DAIRELER

B

Enderun'dan 60 Sadra-

şekillerinde, kaçar tane daire olduğunu bula-bilecek misiniz?

(Cevabı yarın)

GÜNÜN TARİHİ

POLİS TEŞKİLATI

Osmanlı, bir devlet olarak ortaya çıktığı günden beri, güvenlik işlerine gereken önemi vermiş ve bunu sağlamak amacıyla da zamanla çeşitli adlar altında zabıta teşkilatları kurmuştur. Polis kelimesi kullanılmak suretiyle ilk polis teşkilatı, 10 Nisan 1845'te İstanbul'da kurulmuştur. O günden bugüne çeşitli sınıf ve branşlar-da hizmet gören polis teşkilatı, milletin hizmetinde yılmadan çalışan bir müessesemizdir.

Erkek: Sıddık - Kız: Sıdıka - Yemek: Yayla çorbası, Etli patates, Börek, Komposto.

yuksel dedi ki...

"Merhametliler (var yal)... Rahman, işte onlara merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki gökyüzündeki(ler) de size merhamet etsin." (Ebû Dâvúd, Edeb, 58)

OSMANLI'DAN ZENGİN İZLER

▲ Bugüne kadar san'atta erişilmezli-ğini muhafaza eden Süleymaniye ile Mimar Sinan, mükemmel şiirleri ile Bâkî ve Fuzûlî, cihana ışık tutan fetvâları ile Kemal Paşazâde ve Ebussuûd Efendi, gönülleri ulvî bir âleme yönlendiren Sünbül Efendi, Merkez Efendi ve Yahyâ Efendi, İslâm birliği için kuzey Afrika hüküm-ranlığından ferâgat eden, Osmanlı Kaptan-ı Deryâsı olarak Akdeniz'i

Çocuklarınıza İsim



Erkek: Mikail Kız: Habibe

göl hâline çeviren Barbaros Hay-reddîn Paşa, o devirde çizdiği dün-yâ haritası ile keşfolunmamış yer-leri dahî gösteren Pîrî Reis, aslen, papaz yetiştirmekle meşhur bir âileden geldiği halde, İslâm vecdin-de eriyip kemâle ulaşarak devletin cihan çapındaki pâdişâhları ayarın-da idârî dirâyet ve liyâkat göstermiş olan Sokullu, imparatorluğu

(Devamı Yarın)

Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız

yuksel dedi ki...

"...Dua, başa gelen ve henüz gelmeyen belaya karşı fayda sağlar. Öyleyse ey Allah'ın kulları, duaya sarılın!" (Tirmizi, Deavât, 101)

(Dünden Devam)

OSMANLI'DAN ZENGİN İZLER

kemâl noktasına getiren azametli bir oluşun devâsâ şahsiyetleridir.

* Târih şâhiddir ki Osmanlı, fethet-tiği yerleri bir müstemleke, yâni sömürge olarak görmemiş, aldı-ğı vergilerden kat kat fazlasını sarfederek bütün vatan sathında müstesnâ bir hizmet icra etmiştir. Gayr-i müslimlerden alınan vergiler, onlara yapılan kamu hizmetleri ve emniyeti te'mîn hususları için kul-

Çocuklarınıza İsim



Erkek: Yakup Kız: Münife

lanılmıştır. Bunun aksi durumlarda ise, toplanan vergiler geri verilmiş-tir. Nitekim Ankara mağlubiyetin-den sonra Selanik'in elden çıkması üzerine oradaki gayr-i müslimlere, kendilerinden alınan vergiler iâde edilmiştir. Yine Macaristan'dan alı-nan 7 milyon akçeye mukâbil, aynı yıl oraya 21 milyon akçelik yatırım yapılması da, kâ'bına varılmaz bir insaniyettir.

Erkam Matbaası Tel: (0212) 671 07 00

yuksel dedi ki...

KARINCAYI İNCİTMEYEN SULTAN: KANUNİ

Kanuni, Dünya padişahı olma-sına rağmen din ve ilim adamları-na, hocalarına son derece nazik, şefkatli ve saygılı davranıyordu. Bu saygı, sevgi, merhamet ve insanlık, sınıf ve sıfat ayrımı yapmaksızın bütün halkını kucaklıyordu. Hatta hayvanlan, bitki ve ağaçları bile içi-ne alıyordu...

Bu konuda çok hassas ve ince fikir-liydi. Bir defasında sarayın bahçesin-deki elma ağaçlarını karıncaların sardığını gördü. Fakat bunlara doku-namadı. Hocası Zembilli Ali Efendi'nin görüş ve tavsiyesine başvurmaya da utandı.

Çareyi, sarayın bahçesindeki bir ağacın üzerine şu şiiri yazmakta

buldu. Bu şiirin, hocasına okuttu-rulmasını emretti. Şiir şöyleydi:

Ağacı eğer sarmış ise karınca

Ne lazım gelir karıncayı kırınca.

Şeyhülislâm Zembilli Ali Efendi şiiri okudu. Cevap olarak aynı in-celik ve güzellikteki şu şiiri yazdı:

Yarın Hakk'ın huzuruna varınca Süleyman'dan hakkın alır karın-ca.

Hocasının yazdığı bu şiiri oku-yan Kanuni Sultan Süleyman bah-çedeki karıncaya dokunmadı. Zaten istese de bunu yapamazdı. Dünyayı titretmesine rağmen ka-rıncayı incitemeyecek kadar şef-katliydi ve kadife gibi bir yüreği vardı.

yuksel dedi ki...

OSMANLI ASKERİNİN BAZI VASIFLARI

Osmanlı'nın meşhur tarihçilerinden İdris-i Bitlisî, Yavuz Sultan Selim Han'ın, Mısır zaferi üzerine yazdığı ve etraftaki hükümdarlara gönderilen zafernâmesinde, Osmanlı askerinin bazı vasıflarını şöyle sıralamıştır:

Osmanlı askeri, halka iyilikle davrandıklarından, bütün insanlar, onları severler. Ónların hâli, Meryem Sûreşi'nin 96. âyet-i celîlesinde bildirildiği gibidir meâlen-: "İman edip de salih işler yapanlar var ya; Rahmân (olan Allâhü Teâlâ), bunlar için bir muhabbet verecektir (yani gönüller, onları sevecektir.)"

Hayırlı işler için bir araya gelir, yardımlaşırlar. Hadîs-i şerîfte buyurulduğu üzere, "Ruhlar, binekli askerler gibidir, ålem-i ervâhta birbirlerini hayır ehli olarak bilip tanışanlar, bu dünyaya geldiklerinde de de birbirleriyle kaynaşıp ülfet ederler. Orada birbirinden uzak düşenler ise, bu dünyada da birbirinden uzak dururlar.'

Onlar, sevdikleri kimseleri, sırf Allah için sever, sevmedikleri kimselere de sırf Allah için buğz ve düşmanlık ederler.

Din uğrunda bir cihada çağırıldıklarında, hemen ona icâbet ederler. Onların hali, Isa aleyhisselâm, "Allâh'a davette bana kim yardımcı olur?" diye sorduğunda; hemen, "Bizler, Allâh(ın dininin) yardımcılarıyız." diyen onun havârîleri gibidir. Bu itibarla da "Elbette Allâhü Teâlâ, dinine yardım edeni, muhakkak muzaffer kılacaktır." (Hac Sûresi, âyet 40) sırrına mazhar olurlar.

Her işlerinde ve hållerinde, Allah'ın rızâsını gözetirler, her işte niyetlerini hayırlı tutarlar.

Kalb-i selîm (temiz ve samimi bir kalp) sahibidirler. Kalpleri, şirk ve nifâk hastalıklarından ve bâtıl itikadlardan uzak olup Ehl-i Sünnet itikadı üzeredir.

Bir işe, cihâd ve mücâhedeye giriştiklerinde, gerekli her türlü tedbiri alırlar, neticesini de Cenâb-ı Hak'tan bekleyip ona itimat ve tevekkül ederler. Kul, tedbir eder; Mevlâ, takdir eder, derler.

Cihâd-ı asgar olan harp sahalarından döndüklerinde de cihâd-ı ekber olan, nefislerinin ıslahı ve tezkiyesi ile meşgul olurlar.

yuksel dedi ki...

OSMANLI'DA DELİLER MUSİKİYLE TEDAVİ EDİLİRDİ

Ruh ve akıl hastaları 18. yüz yıla kadar Avrupa'da "şeytanla iş-birliği yapan mel'un mahlûk" muamelesi görür, çok defa diri di-ri yakılırlardı.

Osmanlı'ya göre bu çeşit hasta-lar "meczub" idi. Allah'ın cezbesi-ne kapılmış zavallı, "Allahlık" insanlardı.

Delilere ayrı hastanelerde ba-kılırdı. Bu müesseselere "darüşşi-fa", halk arasında ise "tımarhane" denirdi. Deliler musiki ile tedavi edilirdi.

Hastalığın çeşidine göre Türk musikisi makamları kullanılırdı. Hüzzam melâl, hüzün; Sabâ ke-der, ümitsizlik; Ferahnak nėşe, ta-

biat, kır, bahar duygusunu; Segâh dini ve tasavvufi zühd zevki; Uş-şak derin aşk duygularını; Mahur sert karakteriyle canlılığı; Rast ali-cenap hislere hitap ederdi.

Hastalar yalnız musiki ile de-ğil; özel yemekler, çiçekler ve manzaralar ile de tedavi edilirdi. Özellikle kuş eti verilirdi. Her hastanın odasına iki pencere ko-nurdu. Pencereler genellikle gül bahçesine bakardı. Bu yöntemler-le meczuplar yeniden topluma kazandırılırdı.

Müzikle delileri tedavi etme metodu 1956 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde de uygu-lanmaya başlamıştır.

yuksel dedi ki...

BAB-I ALİ

Osmanlı Devleti büyüdükçe sadrazamların yetki ve sorumlu lukları arttı.

Sadrazamlar Topkapı Sarayı'na yakın olması bakımından İstan-bul'un bugünkü Eminönü ilçesin-deki Cağaloğlu semtinde yaptırılan konaklarda oturmaya başladılar.

1756 yılında Sultan III. Osman tarafından bu semtte yaptırılan Sadrazamlık konağı ilk bilinen resmi nitelikteki Sadrazamlık bi-nasıdır.

İlk önceleri binaya "Paşa Kapısı" ve "Bâb-ı Asafi" deniyordu. 1808 yılında Alemdar Mustafa Paşa'nın sadrazamlığı sırasına çıkan ayak-lanma sırasında binada olan pat-

lama sonucu bina gene kül olunca, yeniden yaptırılan binaya döne-min padişahı II. Mahmut'tan do-layı Mahmud-1 Adli dendi. Bu isim zamanla Bâb-ı Adl ya da Bâb-ı Adli isimlerine, 19. yüzyılın ikinci yarı-sında da Bâb-ı Ali deyimine dön-üştü.

GÜNÜN DUASI

Allahım!

Duaların kabulünü engelleyen günahlarımı affet!

GÜNÜN YEMEĞİ

Şnitzel, Patates Salata, Ayran, Sütlaç

ÇOCUĞUNUZA İSİM

Kız: Nermin, Erkek: Üveys

1839 yılındaki yangına kadar bina hep ahşap olarak inşa edil-mişti. 1844'te bina ilk defa olarak Stefan Kalfa tarafından kargir ola-rak inşa edildi. Ve o tarihten sonra bina sadrazamın yaşadığı yer ol-maktan çıkarılarak tamamen bir devlet dairesi durumuna geldi.

O bina, daha sonra yangınlar ve tamirler sonucu değişikliklere uğ-ramakla birlikte günümüze kadar gelen binanın esasını oluşturmak-tadır.

1878'deki yangında Şura-yı Devlet Dairesi, Ahkam-ı Adliye Dairesi, Dahiliye ve Hariciye neza-retleri tamamen yandı ve yeniden inşa edildi.

yuksel dedi ki...

Bir Devrin Sonu

Osmanlı'nın çöküşü, sadece ülke ve devletlerini kaybeden Araplara, Türklere ve diğer azınlıklara değil, bütün dünyanın be-olan bir hâdisedir. şerî, ahlâkî, sosyal ve dinî felaketine sebep

Müslümanların önce gerileyip sonra dünya liderliğinden uzaklaşmaları ve en so-nunda da dünyadaki konumlarını kaybet-meleri alelâde bir hâdise değildir. Çöken, yı-benzemez. kılan devlet veya kralların durumuna hiç

Osmanlı Cihan Devleti, müslüman Türk ler'in kurdukları en büyük İslâm Devleti'dir. Tarihçiler; Osmanlı Devleti'nin Asr-ı sa-âdet'ten sonra İslâm'ı tebliğ ve tatbik bakı-mından en büyük İslâm Devleti olduğuna kânidirler. Osmanlı Cihan Devleti, İslâm'a bağlı kaldığı ve İslâm'ı yaşadığı müddetçe hep muzaffer ve muvaffak oldu. Kanunî'den

sonra başlayan duraklama, gerileme ve çö-zülme ise 1800'lere kadar sürmüştür.

Bundan sonra Osmanlı Batı'nın etkisine girmiş tecrübesiz, dirayetsiz, liyakatsiz pa-şa ve yöneticiler Osmanlı'yı bitirmiştir. Son dönemdeki padişahların sadrazam ve ve-zirleri ya Batı hayranı, ya satılmış, ya da kendi çıkarını devletin çıkarından üstün sa-yan bir anlayışa sahipti. Batılılaşma hare-ketleri bir araç değil, amaç haline gelmişti.

Bu durum İslâm dünyası ve müslüman-lar için o kadar kötü idi ki, müslümanlar çok yara aldılar, bir daha bir araya gelmemek üzere dağıldılar. İslâm âlemi parçalanmış, başsız, lidersiz kalmıştı. Yeni kurulan Türki-ye Cumhuriyeti de İslâm dünyası ile değil,

Batı ile birleşme yolunu seçmişti. Ayet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Hiçbir millet ne süresinden ileri geçebilir, ne de geri kalabilir." (Müminun: 43)

1 Kamim

yuksel dedi ki...

Batı'nın Osmanlı Hakkındaki Önyargı ve Karalamaları

Batı'da bilim ve tarih adı altında Os-manlı'ya ve onun şahsında Türk tarihine önyargılı bir bakış ve karalama zihniyeti hakimdir. Batıcılar ve Osmanlı'nın dinî sa-mimiyetini hazmedimeyenler ise bu karala-malara dört elle sarılırlar.

"Osmanlı ailesi asil bir aile değildi, Kayı boyundan değildi.", "Osmanlılar göçebe idi, medeniyetten haberi yoktu.", "Osman-lılar ganimet için savaşan barbarlardı.", "Osmanlı ailesi alevî idi" gibi hakikatten yüzde yüz uzak, uydurma önermelerin or-talıkta dolaşmasının sebebi budur.

Osman Gazi'nin "Kayı boyundan oldu-ğu" ve "Kayı önde gelenleri tarafından fark-lı bir konuma oturtulduğu" tarihi kroniklerde yer almasına rağmen, herhangi bir delil öne sürmeden ve "bilimsel" hiçbir kaygı

gözetmeksizin- "uydurma" denilmesi buna bir örnektir.

Diğer bir yanlış ise "Avrupa merkezli" bakış açısıyla varsayımlar ortaya atmaları-dır. Avrupa'nın feodaliter kast sistemi anla-yışana göre asilzadeler çiftçilik ve çobanlık yapmaz, alt sınıf insanlarla muhatap ol-mazlar. Onlara göre "bir çiftçi, bir göçebe", "halkla birlikte oturup yemek yiyen, sürekli sıradan insanların kıyafetini giyip halkın arasına giren", ya da "marangozluk gibi "ol-madık" sanatlarla iştigâl eden" bir sultan "soylu" olamaz. Feodaliter geçmişe sahip bir Avrupalı'nın nazarında bu gibi durumlar "ahlâkî bir erdem" değil, bir "soylu" için "utanç vesîlesi"dir.

Batılıların ve yerli uzantılarının bu yak-laşımları kendi asaletsizliklerinin, kibirleri-nin delilidir ve insanlığa çektirdiklerin ezi-yetlerin arka planını gösteren "erdemsiz-lik'lerinin mühim bir göstergesidir.

9 Ekim

yuksel dedi ki...

OSMANLI İMPARATORLUĞU

Osmanlı Devleti dünya tarihinde eşi ve emsāli görülmemiş bir yapıya sahipti. Asr saådet ve Hulefă-i raşidin devirlerinden sonra hak ve adalette çok dikkatli, İslâm ve ehl-i sünneti yaşamaya çok riâyetli idi. Dünya tarih sahnesinde müstesnâ yeri olan Osmanlı İmparatorluğu; Avrupa, As-ya ve Afrika'da İslâm dininin yayılması için büyük bir aşk ve şevkle mücadele ve mü-câhede etmiş, kuruluşundan yıkılışına ka-dar İslâmiyet'in bayraktarlığını yapmıştır. Zaten bu İmparatorluğun bu kadar muaz-zam ve muhteşem oluşu, hizmet ettiği gâ-yenin ilâhî oluşundan kaynaklanmaktadır.

Madde, makam, mevki ve nam uğruna yaşamadıkları, Allah rızâsını amaç edin-dikleri için, Allah-u Teâlâ'nın desteğini de-vamlı beraberlerinde buluyorlardı.

Bunun yanında Osmanlılar, her zaman evliyâullah hazerâtının ve hakiki ilim adamlarının duâ ve himmetlerini almaya özen göstermişlerdir. Şeyh Edebali den başlayan bu silsile Akşemseddin-kuddise sırruh Hazretleri ile doruğa çıkmış, Aziz Mahmud Hüdâî -kuddise sırruh- Hazretle ri, Yahyâ Efendi -kuddise sırruh- Hazretle ri ile devam etmiştir. Bunlar Osmanlı Dev-leti'nin bir nevi mânevî pâdişahlarıdır.

Müesseselerini, cemiyetin çeşitli ihti-yaçlarına cevap verebilecek şekilde kuran Osmanlılar; ırk ve din gözetmeksizin her muhtaca yardımda bulunmak suretiyle medeniyetin en üstün seviyesine çıkmış-lardır. Osmanlılar İslâm'ın bahşettiği ada-let, eşitlik, cesåret, hayırseverlik, merha-met, doğruluk ve dürüstlük prensipleriyle, yüzyıllarca cihâna İslâm nûrunu yaymış-lardır.

yuksel dedi ki...

OSMANLI'DA ŞEYHÜLİSLÄMLIK MAKAMI

Şeyhülislâm, Osmanlı Devleti'nde şer'iyye mahkemeleri ile medrese ve talebelerin işlerine nezaret eden ilmiye sınıfının başı ve ulemânın reisi olan zâttır.

Osmanlı Devleti'nin kurulduğu, yeni yerlerin fethedilip, idarî taksimatının yapılmaya başlandığı günden beri bu yerlerin şer'î idaresini tanzim edecek, Müslümanların hukuku ile gayrimüslimlerin hukukunu tatbik edecek kâdılar tayin edilmiştir. Bunlara kâdı, kâdıasker denilmiştir. Harp kararı başta olmak üzere, devletin her türlü işinin yapılma izni, kâdıların vereceği fetvå ile yürütülürdü. Sultan Murad Han'ın daha o zamanlarda bile, Karamanoğlu İbrahim Bey üzerine sefere çıkmak için ulemadan fetvâ alması bunu gösterir.

"Şeyhülislâm" ünvanı, H. 4. asırda, hürmet lafzı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu ünvanla birçok büyük âlim ve fakîh, şöhret bulmuştur. Şeyhülislâm tabiri, Osmanlı'nın ilk devirlerinde de resmî bir unvan değildi. O devirlerde yaşamış ve şeyhülislâm diye anılan birçok zâta, fazilet ve kemâllerine binâen öyle denilmiştir.

Yıldırım Bâyezid Han zamanında Bursa Kadılığı yapan Molla Fenârî'ye, 1424 senesinde "müftîlik" vazifesi de verilmiştir. Bundan sonra, asırlarca devam edecek olan şeyhülislâmlık makamı da böylece tesis edilmiş oldu.

Adalet, tedrisat, hukuk, şer'î hükümlerin tatbiki vazifesini üzerine alan şeyhülislâmlık müessesesinin başında bulunan şeyhülislâm, protokolde padişah ve sadrazamdan sonra gelirdi. Devlet, şeyhülislâmın vereceği fetvaya bağlı idi. Şeyhülislâm, hiç kimsenin şahsî görüşüne göre hareket etmez; Kur'ân-ı Kerîm, sünnet, icma ve kıyas ile sabit olan hükümleri söyler ve bunları tatbik ederdi.

Padişahlara kılıç kuşatma vazifesini de şeyhülislâmlar yapmışlardır. Osmanlı Devleti'nde, en uzun şeyhülislamlık yapan zât, Kanûnî Sultan Süleyman Han ve İkinci Selim Han zamanlarında bu makamda bulunmuş olan Ebussuûd Efendi'dir.

yuksel dedi ki...

MAKALE

.....

OSMANLI DEVLETİ

Türklerin ve Müslümanların ta-rihteki bu en büyük ve en uzun ömürlü devleti Osmanlı'ya, bir asra yaklaşan bir zamandan beri, maalesef, haksız yere ağır itham ve iftiralar yapılmaktadır. Halbuki tarih, arşive dayanır. Bu sahadaki vesîkalar yeni yeni elden geçiri-lirken, yapılan asılsız ithamların elbette kıymetinin olmadığı ortaya çıkmaktadır. Yerli ve yabancı araştırmacılar, hâlâ bu cihan dev-letinin dehâsını anlamak ve isti-fade etmek için gayret sarf et-mektedirler. Arşivlerimiz, bunun için, yerlilerden çok, yabancı ilim adamları ile dolup taşmaktadır.

Dost-düşman herkesin kabul ettiği bir husustur ki; Osmanlı Devleti, İslâmiyet'in emrettiği şe-kilde, farklı din ve milletlere men-sup çeşitli unsurlar arasında sağ-lam bir ahenk tesîs etmiştir. Böy-lece geniş insan toplulukları nez-dinde sosyal adâleti kurmakla dünya tarihinde, kudretli ve ci-hânşümul bir siyasî varlık gös-termiştir. Osmanlı Devleti ve sul-tanlarının dâvâları, kendi tabirleri ile "Nizâm-ı âlem" üzerinde top-lanıyor, koca devletin hikmet-i vücudu ve cihadı da; millî, İslâmî ve insânî esaslara bağlı bulunan bir cihan hâkimiyeti düşüncesine dayanıyordu.

Bâzı televizyon ve gazetelerde, birtakım kendini bilmez ve ecdâ-dını tanımazlar tarafından haksız yere bâzı tenkidler yapılsa da, aklı başında olan yerli-yabancı herkes, Osmanlı Devletini övüyor. Dünyanın en uzun ömürlü häne-dânının ve en büyük devletlerin-den olan Osmanlı Devletinin ku-rucusu, Osmanlı sultanlarının ilki olan Sultan Birinci Osman Gâzî Hân'dır; Osmanlı Devleti'nin te-melini o atmıştır.

Bir aşîretten cihângîr bir impa-ratorluğa giden yolda, Osmanlı hânedan mensuplarının kudret kaynakları incelenecek olursa, devletin temelleri ve şaşırtıcı yük-selişi daha iyi anlaşılır. Nitekim, Fransız tarihçisi Grengur; "Bu yeni İmparatorluğun teessüsü, beşer tarihinin en büyük ve hay-rete değer vakalarından biridir." demektedir.

Mâlum olduğu üzere, dünya tarihinde, Peygamber Efendimizin "Asr-ı Saâdet"i ve "Hulefâ-i Râ-şidîn" devirlerinden sonra, hak ve adâlete riâyette en üstün se-viyeye yükselen Müslüman-Türk Devleti olan "Osmanlı Devleti", 14. asrın başından 20. asrın ilk çeyreğine kadar hüküm süren, şerefli ve en uzun ömürlü bir hâ-nedânın kurduğu devlettir.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı Gyürkiye 27.09.2022

Erkek: Zekeriyya - Kız: Yeşim - Yemek: Tarhana çorbası, Lahana sarması, Şekerpare.

yuksel dedi ki...

TARİH

........... KIZIL SULTAN DEĞİL

Bütün dünyada güçlü bir yazar olarak tanınan, Yunanistan kra-liyet ailesinden Prens Michel de Grece'nin 1991 yılında bütün Batıyı ayağa kaldıran ve Avru-palıların Kızıl Sultan demekten zevk aldıkları Sultan II. Abdül-hamid Hân'ın hayatını anlatan "LE DERNIER SULTAN" (Son Sultan) isimli bir kitabı yayınlandı. Bu eserde, Osmanlı Devleti'ni yıkmak için Batının çevirdiği bazı dolaplar sergileniyor. Fran-sa'da yayınlanan L'EXPRESS ve Point de vue Images du Monde dergisinin yazarla yaptığı bir röportajdan bazı kısımlar:

"... Ben Osmanlı sanat ve me-deniyetine çok büyük hayranlık ve saygı duyuyorum. Türkiye sadece bundan ibâret, değil... Gerçekten Osmanlı Impara-torluğu'nun yıkılışına esef edi-yorum. Çünkü Osmanlı, dün-yanın bu bölgesinin dengelevici

gücüydü. İster sevinin ister se-vinmeyin, fakat kabul etmek zo-rundasınız ki, Osmanlının kay-boluşundan bu yana, Ortadoğu istikrarsızlaşmış ve hep çalkan-tılar içinde yüzegelmiştir...

Avrupa devletleri, tahtta Sultan Abdülhamid bulunduğu müd-detçe, Osmanlı İmparatorluğunu yok edemeyeceklerini anladılar. Onu devirmek için ellerinden geleni yaptılar ve tahttan indir-diler. Sultan Abdülhamid düşü-rülür düşürülmez İngiltere, petrol kuyularının üzerine atıldı... Ο devrilir devrilmez, tam bir felâket yaşandı. Osmanlı İmparatorluğu 10 ayrı din ve 50 milletin ortak-laşa yaşama temeline dayanı-yordu. Buranın dirlik ve düze-ninin bozulmasında tek sorumlu olanlar yabancı güçlerdir... Sul-tan Abdülhamid aleyhine söy-lenenlerin hepsi yalandır, hepsi uvdurmadır (10 9 1001)

yuksel dedi ki...

TARİH SÜRGÜNDEKİ OSMANLI HANEDANI (1)

Sürgüne gönderilen Osmanlı hanedânı mensupları kısa zaman içinde büyük bir sefâlete düştü. Bunlara yardım eli uzatmak isteyenler, başka engele takıldı. Hudut harici edildikleri zaman, ellerine tek gidişe mahsus pasaport ve 1000 İngiliz lirası tutarında para verilmişti. Bir müddet sonra, acı hakikat bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı.

Hicaz Meliki Şerif Hüseyin; "Osmanlı ailesinin İslâmiyete ve Müslümanlara yaptığı hizmetler inkâr edilemez; kahramanlıkları küçük görülemez. Bu ailenin ihtiyaçlarını karşılamayı ve mâişet sıkıntısı çekmelerine mâni olmayı, İslâm kardeşliğinin bir icabı görüyoruz. Ecri büyük olan bu işe iştirak etmek isteyen mertlik erbabının, Mekke-i Mükerreme'de bulunan vekillerimize arzularını bildirmeleri lâzım gelir." diye beyannâme yayınladı. San Remo'daki Pâdişaha 2400 lira gönderdi... Ancak İngilizler, Ankara'yı küs-türmemek adına, hânedânın para sahibi olmasını istememiştir.

Haydarabad Nizamı, hanedânın hâlini öğrenince, esaslı bir yardım etmek istemiş; İngilizleri râzı edebilmek için de, Halife'nin meteliksiz ve açlıktan ölmek üzere olduğunu vurgulamıştır. Yardım için İngiliz ve Fransız hükümetine, Hindistan racalarına şehzadelerin yazdığı mektuplar, okuyanın içini parçalar...

Böylece sürgünün ilk seneleri inanılmaz sefalet içinde geçti. Sultan Vahîdeddin'in tabutuna alacaklılar haciz koy-dular. Borçları, Şerif Faysal ve Abdullah ödedi. Sultan Ha-mid'in hayattaki zevcesi, hükümete müracaat ederek, devlet reisi ve ordunun başkumandanının dulu sıfatıyla maaş talebinde bulunduysa da, reddedildi.

1931'de Halife Abdülmecid Efendi'nin kerîmesi Dürrişehvar Sultan, Haydarabad Nizamı'nın oğlu ile evlenince, hânedânın bir kısmı, biraz gün yüzü görebildi. Nizam, İngilizlerin izin verdiği limit içinde, hanedânı maaşa bağladı. II. Cihan Har-bi'nden sonra Hindistan kurulup, Nizam sürgüne çıkınca, bu da kesildi.

Adnan Menderes iktidara gelince örtülü ödenekten bâzı hânedân efradına maaş bağlattı; hanımların sürgünden dö-nüşüne izin çıkardı...

(Devamı yarın)

Erkek: Şükrü - Kız: Şükriye - Yemek: Ezogelin çorbası, Tas kebabı, Sütlaç.

yuksel dedi ki...

TARİH SÜRGÜNDEKİ OSMANLI HÅNEDÂNI (2)

Mısırlı prenslerle evlenenler de nisbi bir refaha kavuştu. Hâne-dâna en büyük iyiliği, Mısırlı Prensler Ömer Tosun ve Yusuf Kemal Paşa gösterdi. Prenses Mehveş Fâzıl, hanedânın hanım-larına 15 lira maaş bağlattı. 1952'de Mısır'da darbe oldu, prensler sürgün edildi.

Ellerine tahsisat ulaşmayanlar, çalışmak mecburiyetinde kaldı-lar. Ancak bir meslek ve kari-yerleri yoktu. Çoğu haymatlos (vatansız) olduğu için, birkaç li-san bildikleri hâlde, tahsilleri olsa bile, her mesleği icra et meleri kanunen mümkün değildi.

İsmin ve askerlik diplomasının işe yaramadığı gurbette, para getirecek tek şey, çalgıcılıktı. Nice şehzâdeler, kafelerde bir çingene gibi çalgıcılık yaparak ekmek parası temin etmeye çalıştılar. Kantarcılık, hamallik, taksi şoförlüğü, mezarlık bek-çiliği, müzede biletçilik, seyyar satıcılık, bulaşıkçılık... yaparak maişetini çıkarmaya çalışanlar çoktur. Gençler, olur olmaz ev-liliklere râzı oldu.

Bir tek Şehzâde Burhaned-din Efendi, petrol şirketinde iş bulmuş; o ve oğulları bu sa-yede müreffeh yaşamıştır.

Gece pazarlardaki çürük

meyve ve sebzeleri toplayanlar vardı. Çocukların, ayağı büyü-dükçe ayakkabılarının ucu ke-silerek idare ederlerdi.

Şehzade Ahmed Nuri Efen-di'ye, vaktiyle iyilikte bulunduğu bir Rum biraz yardım etmiştir.

Zekiye Sultan'ın Pau'da kal-dığı otel odasından, otelin sâhibi olan Ermeni ücret almamıştır.

Behiye Sultan, Kahire'de has-talanınca ilâç ve bakımını Ermeni bir kadın üstlenmiştir.

Sami Bey'e, vaktiyle İstan-bul'da yardım ettiği bir Rus pren-si el uzatmıştır.

Şehzâde Ahmed Nuri Efendi, bir parkta açlıktan ölmüş olarak bulundu.

Şehzâde Abdürrahim Efendi, sefâlete dayanamadı intihar etti.

Arife Kadriye Sultan, çok bü-yük bir sefalete düştü. Acılarına dayanabilmek için morfine alıştı ve kısa bir müddet sonra vefât etti. İki kızı yetimhaneye düştü.

Fehime Sultan, Nice'te elin-deki avucundaki bitince vereme yakalandı. Sadık bir zenci cari-yesi, geceleri sokaklarda dile-nerek efendisine bir çorba kay-natabilmişse de, Sultan hayata vedâ etmiştir.

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Jürkiye 10.01.2022

Erkek: Selim - Kız: Selime - Yemek: Sütlü çorba, Sulu köfte, Salata, Kavun.

yuksel dedi ki...

TARİH

Sıra Padişahın Adı

........ OSMANLI PADİŞAHLARI

Baba Adı

Doğum

Taht'a Çıkış

Vefat

Yıl

1 Sultan I. Osman Gazi

Ertuğrul Gazi

1258

1299

1326 27

2 Sultan Orhan Gazi Hân

Osman Gazi

1288

1326

1359 33

3 Sultan I. Murâd-ı Hüdavendigâr

Orhan Gâzi Hân

1326

1359

1389 30

4 Sultan I. Bayezid Hân

Murâd-ı Hüdâvendigår1360

1389

1403 13

5 Sultan I. Mehmed (Çelebi) Hân

Bâyezid Hân

1389

1403

1421 8

6 Sultan II. Murad Hân

Çelebi Mehmed Hân

1404

1421

1451 29

7 Sultan II. Mehmed (Fâtih) Hân

II. Murâd Hân

1431 1431-1451

1481 31

8 Sultan II. Bayezid Hân

II. Mehmed Hân

1447

1481

1512 31

9 Sultan I. Selim (Yavuz) Hân

II. Bâyezid Hân

1470

1512

1520 8

10

Sultan I. Süleyman (Kânunī) Hân

Yavuz Selîm Hân

1495

1520

1566 46

11 Sultan II. Selim Hân

Kânunî Süleyman Hân1524

1566

1574 8

12

Sultan III. Murâd Hân

II. Selîm Hân

1546

1574

1595 20

13 Sultan III. Mehmed Hân

III. Murâd Hân

1566

1595

1603 9

14 Sultan I. Ahmed Hân

III. Mehmed Hân

1590

1603

1617 14

15 Sultan I. Mustafa Hân

III. Mehmed Hân

1591

1617-1622

1639 2

16

Sultan II. Osman (Genç) Hân

I. Ahmed Hân

1604

1618

1622

4

17 Sultan IV. Murâd Hân

1. Ahmed Hân

1612

1623

1640 16

18 Sultan İbrâhim Hân

I. Ahmed Hân

1615

1640

1648 8

19 Sultan IV. Mehmed Hân

İbrâhim Hân

1642

1648

1693

39

20 Sultan II. Süleyman Hân

İbrâhim Hân

1642

1687

1691

4

21 Sultan II. Ahmed Hân

İbrâhim Hân

1642

1691

1695

4

22

Sultan II. Mustafa Hân

IV. Mehmed Hân

1664

1695

1703 9

23 Sultan III. Ahmed Hân

IV. Mehmed Hân

1673

1703

1736 27

24 Sultan I. Mahmud Hân

II. Mustafa Hân

1696

1730

1754 24

25 Sultan III. Osman Hân

II. Mustafa Hân

1699

1754

1757 13

26 Sultan III. Mustafa Hân

III. Ahmed Hân

1717

1757

1774 16

27 Sultan I. Abdülhamid Hân

III. Ahmed Hân

1725

1774

1789 15

28 Sultan III. Selîm Hân

III. Mustafa Hân

1761

1789

1808 18

29 Sultan IV. Mustafa Hân

1. Abdülhamid Hân

1779

1807

1808 1

30 Sultan II. Mahmud Hân

I. Abdülhamid Hân

1786

1808

1839 31

31 Sultan Abdülmecid Hân

II. Mahmud Hân

1823

1839

1861 22

32 Sultan Abdülaziz Hân

II. Mahmud Hân

1830

1861

1876 15

33 Sultan V. Murad Hân (93 gün)

Abdülmecid Hân

1840

1876

1904 0

34 Sultan II. Abdülhamid Hân

Abdülmecid Hân

1842

1876

1918 33

35 Sultan Reşâd Hân

Abdülmecid Hân

1844

1909

1918 9

36 Sultan Vahideddin Hân

Abdülmecid Hân

1861

1918

1926

4

Erkek: Rasim - Kız: Nermin - Yemek: İşkembe çorbası, Fırında köfte, Kabak tatlısı,

yuksel dedi ki...

Zamanın Kutbu

Ubeydullah Ahrar (k.s.) Hazretleri'nin İstan-bul'un fethine, Ortaasya'dan tayy-i mekân ederek iştirak etmiş olduğunu, torunu Hâce Muhammed Kasım şöyle nakleder:

"Ubeydullah Ahrar Hazretleri, perşembe günü öğleden sonra aniden atının hazırlan-masını emretti. Atına binip süratle Semer-kant'tan dışarı çıktı. Talebelerine: "Siz burada oturunuz!" buyurdu. Mevlânâ Şeyh adlı bir ta-lebesi, kendisini bir müddet takip etti. Ubey-dullah Ahrar (k.s.) Hazretleri'nin, atının üze-rinde bir sağa, bir sola meylinden sonra kay-bolduğunu haber verdi. Ubeydullah Ahrâr (k.s.) Hazretleri bir müddet sonra döndü. Ta lebeleri, heyecanla bu ani yolculuğun hikme-tini sordular. O da:

'Türk Sultanı Mehmed Han, benden istiâne etti. Yardım diledi. Ben de ona yardım etme-ye gittim. Allah-u Teâlâ'nın izni ile zafer kaza-nıldı.' buyurdular."

22 Mayıs

Horasan'dan gelip İstanbul'un fethine işti-rak eden Ubeydullah Ahrâr (k.s.) Hazretle-ri'nin oğlu Hâce Abdülhâdî şöyle anlatır:

"İstanbul'a gittiğimde Sultan II. Bayezid, babam Ubeydullah Ahrâr (k.s)'ın şekil ve şe-mâlini şu şekilde tarif etti: '-Babam Fâtih an-lattı: Fethin en şiddetli zamanında Rabb'ime ilticâ ederek, zamanın kutbunun imdada ye-tişmesini istedim. Şu şu vasıfta, bir beyaz atın üzerinde karşıma geldi. '-Korkma zafer senindir!" buyurdu. O pîre: 'Küffar askeri çok fazla!" dedim. O da bana cübbesini açarak: -İçine bak!" dedi. Hayretle cübbesinin yeninin içinden sel gibi akan bir ordu gördüm. '-Bu or-du sana yardıma geldi.' dedi. Devam etti: '-Şimdi şu tepenin üzerinden üç defa kös'e tok-mak vur! Ve bütün askere hücum emrini ver!' buyurdu. Ben de aynen öyle yaptım. O pîr de, ordusu ile hücuma iştirak etti. Feth-i mü-

bin gerçekleşti."

yuksel dedi ki...

TARİH ... OSMANLININ DÜNYA HAKİMİYETİ

Osmanlı Devleti, 623 senelik şanlı tarihi boyunca, 60 kadar ülkeyi egemenliği altına alıp, aşağıda gös-terilen sürelerde adaletle idare etmiştir:

DEVLETIN ADI... YIL

DEVLETIN ADI ... YIL

Bazı devletlerin kıyı şehirleri ve ada-larında da, değişik zamanlarda ve sü-relerle hâkimiyetler

Bulgaristan

Sırbistan.

545

İsrail

.539

Filistin

402

402

Karadağ

.539

Yemen

401

Bosna-Hersek..539

Umman 400

Hırvatistan.

.539

Katar

400

kurmuştur:

Makedonya ......539

Bahreyn

400

İtalya

Kosova...

.539

B.A.Emirlikleri. 400

Fransa

Ege adaları

541

S. Arabistan .... 399

İspanya

Romanya

490

Kuveyt

381

İngiltere

Moldova

490

Mısır... .459

Monako

Gürcistan

400

Libya

494

Hollanda

Arnavutluk

435

Sudan 397

Norveç

Slovenya

.250 Tunus 308

Almanya

Yunanistan

363

Cezayir 313

Portekiz

Ukrayna

308

Fas

50

İzlanda

Girit adası

267

Batı Sahra .50

İrlanda

Macaristan

160

Moritanya .50

Liechtenstein

Volvodina (Banat) 166

Nijer

300

Cebelitarık

Slovakya (Uyvar)..20

Çad

313

Danimarka

Polonya

25

Senegal 300

İran

Belarus

25

Nijerya 300

Hilafete bağlı Yerler

Letonya

25

Mali

.300

Hindistan,

Litvanya.

....25

Gambiya 300

Pakistan,

Ermenistan

20 Gine

300

Bangladeş,

Azerbaycan .....

25 293

Tanzanya 250

Singapur,

Kıbrıs

Kenya 350

Malezya,

Irak

402

Mozambik 150

Endonezya,

Suriye

402 Cibuti

350

Nijerya,

Lübnan

402

Somali 350

Kamerun

Ürdün

402

Eritre .350

Uganda.

Erkek: Cemil - Kız: Cemile - Yemek: Ezogelin çorbası, Fırında tavuk, Pilav, Turşu.

yuksel dedi ki...

GÜNÜN TARİHİ

OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU

Yüzyıllarca dünyanın en büyük ve en güçlü devleti olan Os-manlı İmparatorluğu'nun temelinin 27 Ocak 1299'da atıldığı ka-bul edilir. Sultan Ösman'ın babası Ertuğrul Gâzi, Selçuklulara büyük hizmetlerde bulunduğu için, Bizans sınırındaki Söğüt ve Domaniç'e uç (sınır) beyi olmuştu. Onun oğlu Osman Bey, bu topraklarda Osmanlı Devleti'ni kurdu.

Osman Bey'e, kayınpederi İslâm âlimi Şeyh Edebâlî hazretle-rinin, 700 yıl kadar önce söylediği sözler, hiç eskimedi:

"Ey Oğull Insanlar vardır şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Avun oğlum avun! Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelâmlısın, ama bunları nerede, nasıl kullanaca-ğını bilemezsen sabah rüzgârında savrulur gidersin.

Ofken ve nefsin bir olup aklım yener. Daima sabırlı, se-batlı ve iradene sahip olasın! Ananı, atanı say; bereket bü-yüklerle beraberdir.

Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne almal Gördün söyleme, bildin bilme! Sevildiğin yere sık gidip gelme! Kalkar muhabbetin itibar olmaz. Üç kişiye acı:

Cahiller arasındakı âlime,

Zenginken fakir düşene,

Hatırlı iken itibarını kaybedene.

Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emni-yette değildir. Haklı olduğunda mücadeleden korkma!

Ey Oğull Beysin!

Bundan sonra öfke bize; uysallık sana!

Güceniklik bize; gönül almak sana!

Suçlamak bize; katlanmak sana!

Acizlik bize; yanılgı bize; hoşgörmek sana!

Geçimsizlikler, çatışmalar, anlaşmazlıklar bize; adalet sanal Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana!

Ey Oğull Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana! Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek sana!

Ey Oğull Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaз! Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.

Ey Oğull Yükün ağır, işin çetin, gücün kıl'a bağlı.

Allahu teâlâ yardımcın olsun...""

yuksel dedi ki...

OSMAN GAZİ'NİN OĞLUNA VASİYETİ

Osman Gazi iyice yaşlanmıştı, âhiret yolculuğu için hazırlık yapmakla meşguldü. "En hayırlı azık, takvâdır." deyip ihlas ve takvå ile ibadetine devam etti. Dünyalıklardan yüz çevirip ihlas ve sadakat ile tâat ve ibadet edip Cenâb-1 Hakk'a yöneldi. Fânî ömrünü, bâkî hayatın tahsiline sarf eylemeye azmetti. Bir gün sıhhati bozulup bedeni zayıf düştü. Bu hâlinden anladı ki vefat vakti yakındır.

Haber gönderip oğlu Orhan Bey'i ve eşrâfı huzuruna topladı. Sonra şu nasihatlerde bulundu: "Ruhumuz gibi bu saltanat da bize Allâhü Teâlâ'nın bir emanetidir. Bunu bize sırf lütfundan ihsan eyledi. Öyleyse sen de idaresini üstlendiğin her nefsi, kendi nefsin gibi bil. Kendine münasip gördüğün şeyi Müslümanlara da lâyık gör. Dînî ve dünyevî bütün husūslarda Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şerîati üzere hareket edesin. Dine uymayan bir sözü, kim söylerse söylesin kabul etme. Nasihatlerin en faydalısı, en güzeli ve en sade şekli, Nahl Sûresi'nin "Haberiniz olsun ki Allah, size adaleti, ihsânı (iyiliği) ve akrabaya (muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emrediyor ve çirkin işlerden, münkerden, azgınlıktan nehyediyor, dinleyip anlayıp tutasınız diye size vaaz ediyor (öğüt veriyor)." meâlindeki, 90. âyet-i kerîmesidir. Bu düsturla dâima amel edesin. Fesat ehline karşı dâima gazâ ve cihâdla meşgul ol! Sana ve evladına vasiyetim olsun: Dine hizmette, devamlı ve kararlı olasınız. Tâ ki; saltanatının devamına sebep ve Allâhü Teâlâ'nın yardımına vesile olsun. Ümit edilir ki evlâdımız, saltanat İle kıyamet gününe kadar İslâm'a hizmet edip fesâdı defedeler."

"Sultanlık hizmetinde, ahalinin hâlinden gâfil olmayıp kimseye zulmettirme. İslâm'a uygun olmayan örf ve bidatlerin çıkmasına ve yayılmasına aslâ fırsat vermeyesin. 'Eskiden beri âdet olagelmiştir.' diye meşrû olmayan hiçbir işi işlemeyesin. Unutma ki padişahlar, Allah'ın kanunundan önde değildir! Ardımdan ağlayıp sızlanmak yerine dâima dua ile yad edip ruhumu şad edesiniz. "Bize şehitlik devleti nasip olmadı. Ümit ederim ki Cemâl-i İlâhı ile müşerref olmak nasip ola. Vefatımdan sonra naaşımı Bursa'ya defnedersiniz."

yuksel dedi ki...

Osman Gâzi'nin Mirası

Osman Gâzî son derece dinine bağlı, adaletli, Allah yolunda cihaddan bir an bi le geri durmayan bir mücahid idi. Onun için "Gâzilik ünvanı sultanlıktan daha değerli idi.

Zamanın velilerinden Şeyh Edebâlî kuddise sırruh- Hazretleri'nin evinde mi-safir olduğu bir gece gördüğü rüya üzeri-ne, Edebâlî -kuddise sırruh- Hazretleri Osman Gâzî'nin ve Osmanlılar'ın istik bali hakkında mühim tebşiratta bulun-muştu. Gerçekten de rüyada müjdelen-diği üzere Allah-u Teâlâ Osmanlılar'a ci-hanşümul bir devlet bahşetti. Osmanlılar, her zaman evliyâullah hazerâtının ve ha-kiki ilim adamlarının duâ ve himmetlerini almaya özen göstermişlerdir.

Osmanlılar'ın İslâm dininden feyz alıp kemâlleşen şahsi ve devlet ahlâkı fethet-

1 Matros

tikleri yerlerde yaşayan gayr-i müslim halkın şaşkınlık ve hayranlığını celbet-miştir. Kendi dindaşlarının yönetiminde bulamadıkları huzur ve sükünu Osmanlı Devleti'nin hâkimiyeti altında yakalamış-lardır. İslâm'ın bahşettiği adalet, eşitlik, cesaret, hayırseverlik, merhamet, doğru-luk ve dürüstlük prensipleriyle, yüzyıllar-ca cihâna İslâm nûrunu yaymışlardır.

Osman Gâzî'nin oğlu Orhan Gâzîye yaptığı vasiyetin bir kısmı şöyle idi: "Allah'ın buyruğundan gayrı iş iş-

lemeyesin. ... Zalim olma! Alemi ada-letle şenlendir. Cihadı terk etmeyerek beni şâd et. Ulemâya riâyet eyle ki, şe-riat işleri nizam bulsun.... Bizim mak-sadımız kuru bir kavga ve cihangirlik davası değildir. Yolumuz Allah yolu-dur. Maksadımız Allah'ın dinini yay-maktır."

yuksel dedi ki...

TARİH... OSMANLIDA OKULA BAŞLAMA

Ahmet Råsim, hâtıratında, okula başlama merasi-mini söyle anlatır:

"... Okula başlayacağım için evde bir basamak yükselir gibi oldum. Bana karşı herkesin davranışı değişti.

Birkaç gün sonra sandıktan bayramlık elbisem çıkartılıp giydirildi. Değerli bir lahur şal belime bağlanırken, üzerinde altın nazarlık olan fesimi de kafama geçirdiler...

Bütün ev halkı yola çıktık. Önce büyük babam ve büyük an-nemin elini öpmeye gittik. O gece orada kaldık. Ertesi gün hamama gidip, akşama kadar yıkandık.

Sabah olunca anneciğim yeniden bana yepyeni elbiseler giydirdi. Şehzade gibi oldum. Bütün okul orada idi. Hazır bir de ilâhici takımı, seven, öpen, ağlayan, duâ eden, nereden baksan yüz kişi vardı.

Beni ata bindirdiler. İlâhiler okunup âminler edilerek önce evime, oradan da okula geldik. Sınıfta, minderim konmuştu. Varıp hocamın mübârek elini öptüm, sonra da karşısında diz çöküp oturdum. İlk olarak da Elif'i öğrendim..."

ZEKA BULMACASI

BUZ YAPIŞIR MI

Buzluktan yeni çıkmış soğuk bir buz kabını tuttunuz mu? Tut-tuysanız, parmaklarınızın kaba yapıştığını farketmişsinizdir.

Acaba neden?

(Cevabı yarın)

GÜNÜN TARİHİ

IV. MURAD HÅNIN VEFATI

1609'da doğdu. 8 Şubat 1640'da vefât etti. Babası I. Ahmed Hânın Sultanahmet Câmii yanındaki türbesindedir. Kardeşi II. Osman Hân da buradadır. Yavuz Sultan Selim Hân gibi cesur idi. Annesi Mâhpeyker Kösem Sultanın yardımı ile iş başına kıymetli adamlar getirerek, ortalığı düzeltti. Memlekette birçok imar faaliyetinde bulundu. Kâbe-i Muazzama'yı tâmir ettirdi. Tütün ve enfiyeyi yasak etti. Kendisi içki içmemiştir. Avrupa ta-rihçileri bu padişaha iftira etmişlerdir. İran Şahı Abbâs, Bağdad'ı alıp, 30 bin Ehl-i sünnet Müslümanı; kadın, çocuk ayırmadan öl-dürdü. Murad Hân, bizzat giderek Bağdad'ı ve Tebriz'i geri aldı.

Erkek: Hamdi - Kız: Hamdiye - Yemek: Düğün çorbası, Türlü, Fırında makarna.

yuksel dedi ki...

GÜNÜN TARİHİ

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞU

Yüzyıllarca dünyanın en büyük ve en güçlü devleti olan Os-manlı İmparatorluğu'nun temelinin 27 Ocak 1299'da atıldığı kabul edilir. Sultan Osman'ın babası Ertuğrul Gazi, Selçuklular tarafından Söğüt ve Domaniç'e uç (sınır) beyi tâyin edilmişti. Ertuğrul Gazi vefat ettiğinde 4800 km² toprak vardı. Oğlu Osman Bey, bu topraklarda Osmanlı Devleti'ni kurdu. Bursa'nın fethinde vefât etti ve oraya defnedildi.

Osmanlı Devleti'ni kuran Osman Gâzi'nin babası Ertuğrul Bey, annesi ise Hayme Hatundur. 1258 yılında Söğüt'te doğdu. 1281 yılında 23 yaşında iken aşîretin başına geçti. Kısa zamada gerçekleştirdiği fetihlerle aşîretini beyliğe çevirdi. 45 yıl hüküm sürdü. Bursa'nın fethi sırasında vefât ederek burada Gümüşlü Kümbet denilen yere defnedildi. Orhan Beyden başka Alaaddin, Ali, Pazarlu, Çoban, Melik ve Hamid isimli oğulları ile Fatma adında bir kızı vardı.

Osman Bey orta boylu, geniş göğüslü, heybetli, cesur, cömert, tatlı dilli idi. Başına kırmızı çuhadan yapılmış Çağatay tarzında Horasan tâcı giyerdi. Eline ne geçerse fakirlere da-ğıtırdı. Ömrü boyunca devlet hazinesinden bir nesne alma-mıştır. Kendi koyunlarından hâsıl olan gelir ile geçinirdi.

Her ikindi vakti hanesindeki misafirlere ve fakirlere ziyafet verirdi. Topraklarını kuzeyde, Marmara sâhiline Sakarya nehri ağzına; güneyde, Kütahya yakınlarına kadar taşıdı. Bu hudutlar içinde; Söğüt, Eskişehir, Karacahisar, Har-mankaya, Bilecik ve Yarhisar bulunuyordu.

Gâzi Osman Bey, Selçuklulara ve İlhanlılara karşı saygısını bozmadığı gibi çevresindeki Türk beylikleri ile çatışmaktan da kaçınmıştır. O hep cihad hareketi ile meşgul olmuştur. Oğulları da hep aynı yolu takip etmişler, mecbur kalmadıkça Türk ve İslâm dünyası ile harp etmemişlerdir.

Bıraktığı devlette maddî ve mânevî temeller o kadar kuvvetliydi ki, kısa bir müddet sonra dünyanın en büyük devletleri arasına dâhil olurken, 150 yıl geçtiğinde ise süper güç hâline geldi. Anadolu beylikleri arasında en kü-çüğü olduğu hâlde, Anadolu'da Türk birliğini sağladı.

Erkek: Müfit - Kız: Maksude - Yemek: Tavuk suyu çorba, Tavuk, Pilav, Ayran.

yuksel dedi ki...

OSMANLI'DA ADALET

İstanbul'un Fethi'nden sonra mahkûmları serbest bırakan Fâtih Sultan Mehmed Han'ın huzuruna, zindandan çıkmak istemeyen iki papaz getirilir. Bunlar, Bizans İmparatoru Konstantin'e adil ve hakka riâyetli olmasını söylediklerinden zindana atılmış, sonra da "Böyle adaletsiz bir dünyada, içerisi dışarısından daha rahat." diye hapisten çıkmamaya karar veren papazlardı.

Fâtih Sultan Mehmed Han, bu iki papaza şöyle hitap eder: "Sizlere bir teklifim var: İslâm adaletinin tatbik edildiği memleketimizi dolaşınız. Müslüman hâkimlerin ve halkın davalarını dinleyiniz. Adaletsizlik ve zulüm görürseniz hemen gelip bana bildiriniz ki kararınızda haklı olduğunuzu gösteriniz!"

Bu teklifi kabul eden iki papaz, gezdikleri yerlerden İznik'te şöyle bir hâdiseye şahit olmuşlar:

Bir Müslüman, diğer bir Müslümandan bir tarla satın almış. Ekin zamanı tarlayı sürerken sabanın ucuna bir şey takılmış, çıkarıp bakmış ki, bir küp dolusu altın...

Bunları alıp, tarlanın eski sahibine getirmiş ve "Kardeşim! Ben, senden tarlanın üstünü satın aldım, altını değil. Eğer içinde bu altınların mevcut olduğunu bilseydin, bu fiyata bana satmazdın. Al şu altınlarını!" demiş. Tarlanın eski sahibi de "Hayır, ben, sana bu tarlanın içini dışını, altını üstünü, hepsini birden sattım. Senin nasibine çıkan bu altınlara şimdi ben nasıl sahip çıkarım, bunları alamam." demiş. Mesele kâdîya intikal etmiş. İznik kâdîsı, bu iki Müslümanın hakka riâyet husûsundaki ahlâkını takdirle karşılamış ve parayı her ikisine de taksîm etmiş. Her iki Müslüman da birbirine haklarını helâl ederek ayrılmışlar.

Papazlar, daha başka yere gitmeye ihtiyaç duymadan hemen İstanbul'a dönmüşler. Sultan'ın huzuruna çıkıp, şâhit oldukları hadiseleri anlattıktan sonra, "Bütün bunlar, Müslümanlardaki din kuvvetini, Allah korkusunu gösteren çok ibretli hadiselerdir. Bundan sonra biz karar verdik. Artık zindana girmeyeceğiz. Çünkü sizde böyle adalet tatbik edildikçe, sizden olmayan Hristiyan papazların dahi

zulme uğramayacağına inanmış bulunuyoruz." dediler. Bu iki papazın, Müslüman oldukları da kaydedilen vakalar arasındadır.

yuksel dedi ki...

Edebâlî'den Akşemseddîn'e, Akşemseddin'den Bugüne

Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan itibâ-ren halka yol gösteren ve Edebâlî -kuddi-se sırruh- Hazretleri'nden başlayıp Ak-şemseddîn Hazretleri'ne, Akşemseddîn Hazretleri'nden de bugüne kadar devam edegelen mânevî rehberler silsilesi, dîni ve vatanı yıkmaya yeltenen ehl-i küfrün karşısında dâimâ dimdik durmuşlar ve hal-ka yaptıkları öncülükle onların tuzaklarını bozmuşlardır. Dîni ve devleti kâfirlerin çir-kin emellerinden muhafaza etmek için el-lerinden gelen her türlü fedakarlığı göste-ren bu seçkin rehberler, İslâm'ın küfre gå-lip gelmesinde ve küfür ehlinin İslâm yur-dundan defedilmesinde en büyük rolü oy-namışlardır.

Bu zevât-ı kirâm'ın hem yaşantıları, hem de icraatları sünnet-i seniyye'ye mu-

vâfıktı. Hiçbiri ahkâm-ı ilâhiyye'nin ve sün-net-i seniyye'nin dışında tek bir adım at-mamıştı. Aşık Paşazâde'nin "Tevârîh-i Al-i 'Osman"ındaki ifadesine göre, bu mânevî rehberler zincirinin ilk halkası olan "Ede-bâlî yüz yigirmi biş yaşadı ve iki 'avret aldı, biri yiğitliğünde ve biri pîrliğünde (yaşlılığında). Ve evvelki hatununun kı-zını 'Osman'a virdi." (İbn-i Kemâl, "Tevârîh-i Âl-i 'Osmân", I. Defter, s. 93)

Kemal Paşazâde'nin ifadesine göre; bu gibi zâtlar "halkun haylî i'tikâd eyledüği" kimseler olduklarından, asırlar boyunca ehl-i küfrün ve taraftarlarının sabit hedefi olmuşlar, çeşitli bahânelerle halkın onlara olan güven ve itikâdını sarsmaya çalış-mışlardır. Bu gibi kimseler bütün kâinatın idaresini elinde bulunduran ve dilediğin-den dilediği şekilde intikamını almaya kâ-dir olan Zât-ı Kibriyâ'nın dostlarına sataş-maya kalkıştıklarının farkında değillerdir!

15 Ocak

yuksel dedi ki...

OSMANLI DEVLETİ

Ondördüncü asrın başında kurulan Os-manlı Devleti dünya tarihinde eşi ve emsali görülmemiş bir yapıya sahipti. Asr-ı saådet ve Hulefa-i raşidin devirlerinden sonra hak ve adalette çok dikkatli, İslâm ve ehl-i sünne ti yaşamaya çok riayetli idi.

Dünya tarih sahnesinde yüzyıllar boyun ca hüküm sürüp, müstesna yeri olan Os manlı Devleti, Avrupa, Asya ve Afrika'da İs-lâm dininin yayılması için büyük bir aşk ve şevkle mücadele ve mücahede etmiş, kuru luşundan yıkılışına kadar İslâmiyet'in bay-raktarlığını yapmıştır. Zaten bu devletin bu kadar muazzam ve muhteşem oluşu, hizmet ettiği gayenin ilâhî oluşundan kaynaklan maktadır. Allah-u Teâlâ, Osmanlılar'dan is-lâm'ı âli kılma niyetlerini muhafaza ettikleri sürece maddi ve manevi desteğini eksik et memiştir. Başlangıçta bir beylik iken çok kısa zamanda imparatorluğa dönüşen Osmanlılar

gerek zamanının gerekse günümüzün tarih ve ilim adamlarının hayranlığını celbetmiştir. Müesseselerini, cemiyetin çeşitli ihtiyaç

larına cevap verebilecek şekilde kuran Os-manlılar, vakıflar, cami, medrese, kütüphane, han, hamam, kervansaray, çeşme, sebil, köprü, yol, sağlık, şifahane, aşhane yapmış-lar, ırk ve din gözetmeksizin her muhtaca, yardımda bulunmak sureti ile medeniyetin en üstün seviyesine çıkmışlardır.

Osmanlı Beyliği daha kuruluşundan itiba-ren adli, askeri, mali kısaca bir bütün olarak devlet teşkilatına büyük önem vermiştir. Fakat bu zahiri sebepler cihan devleti

olan Osmanlılar'ın muhteşem yükselişinin ana sebebi değildi. Osmanlılar Kur'an ve Sünnet düsturlarını ve emirlerini yerine getir-meyi toplum ve devlet olarak niyet ve hedef edinmişti. Bunun yanında her zaman evliya-ullah hazerâtının ve hakiki ilim adamlarının duâ ve himmetlerini almaya özen göstermiş-lerdi.

200000

yuksel dedi ki...

TARİH

Hazret-i Ebû Bekir'in ha-lifeliği zamanında, cihada gidecek olan İslâm Ordu su, Medine dışında top-lanmıştı. Halife onlara su konuşmayı yaptı:

"Biliniz ki; Resûlullah efendimiz şu 10 husûsu haram kılmıştır:

.... İSLÂM DEVLETİ

İhtiyarlara, körlere, hastalara dokunmayın!

ekinleri tahrip etmeyin! Ağaçları kesmeyin ve

⑥ Düşman davar ve sı-ğırlarından, yemeklik dı-şında, fazlasını kesme-yin!

Savaşta ele geçecek

Kilise ve mâbetleri yık-mayın, içindeki din adam-larına dokunmayın!

Henüz savaşa katıl-mayan çocuklara sakın dokunmayın!

Kadınları öldürmeyin, nâmus ve iffetlerine asla dokunmayın!

olan ganîmet mallarından gizlice almayın!

Zina fiilini asla irtikâb etmeyin!

Yaralı düşmanı kova-lamayın ve kaçanı da öl-dürmeyin!

Esirleri asla öldürme-vin!

yuksel dedi ki...

OSMANLI SULTANLARININ GÜZEL VASIFLARI

Osmanlı sultanlarının güzel hasletleri pek çoktur. Onlara mahsus olan vasıflardan bazıları şunlardır:

Osmanlı sultanlarının tamamı, Ehl-i Sünnet ve Cemaat Mezhebi'ne bağlıdırlar. Onlardan kötü bir itikad naklolunmamıştır. Ayrıca onlar, itikadı bozuk kişilere itibar da etmemişlerdir.

Osmanlı sultanları, evliyâullâha ve Ehl-i Sünnet âlimlere hürmet göstermişlerdir. Kimseye zulmetmemişler, haramlarla meşgul olmamışlardır.

Osmanlı sultanları, dinin emirlerine kendileri çok bağlı oldukları gibi halkı da dinin emirlerine tam uymak ve nehiylerinden kaçınmak ile emrederlerdi. Bu zátlar, İşlerini kalp huzuru ile ve Cenâb-ı Hakk'a teveccüh ve itimad ederek yapmışlardır.

Bilhâssa Haremeyn-i Şerifeyn olmak üzere bütün beldelerin ve şehirlerin mescit ve medreselerine, hålleri kendilerine ulaşan âlimler ve salihlere, telif ve sanat sahiplerine hediye vermek ve ihsanda bulunmak husūsunda çok cömerttiler.

Osmanlı halkı, sultanlarına karşı derin bir muhabbet beslerdi. Bu sebeple dâima onları güzel vasıfları ile anarlar, onları methederlerdi. Allâhü Teâlâ, onlardan râzı olsun. Åmin.

SU TASARRUFU İÇİN BAZI TAVSİYELER

Musluklar kontrol edilmeli, su sızdıran musluk ve rezervuarlar tamir edilmelidir. Dakikada 100 damla su akıtan bir musluktan, ayda, takribî 1500 litre su israf olur.

Musluklar ihtiyaca göre mümkün olduğunca kısık bir şekilde açılmalıdır. Ucunda havalandırıcı bulunan, düşük akımlı tasarruflu musluklar kullanılmalıdır.

Dişler fırçalanırken veya tıraş olurken, musluk ihtiyaç oldukça açılmalı, devamlı açık tutulmamalıdır.

Musluktan sıcak su gelene kadar akan su, temizlik vb. başka bir işte değerlendirilmek üzere bir kaba alınmalı, boşa akıtılmamalıdır.

yuksel dedi ki...

GÜNÜN TARİHİ

LEHİSTAN (POLONYA)

SEFERİ

Fransız yazarı Antoine Galland, (1646-1715) Sultan IV. Mehmed Hân devri hakkında bize su mâlumatı vermektedir: "7 Mayıs 1672 Cumartesi günü, Sultan IV. Mehmed, Lehistan seferine çıkmak üzere İstanbul'dan ayrıldı. Hayatımda, bundan daha güzel, daha muhteşem bir alay görmedim. Dünyanın hiçbir yerinde, bundan daha parlak, daha düzenli, daha zengin bir geçit töreni yapı-lamaz. Ordunun bizzat padi-şahın kumandası altında İstanbul'dan çıkışı, güneşin doğmasından başlayarak 5 saat sürdü. Polonya sınırına kadar olan merkezlerdeki birlikler, yolda bu orduya ka-tılacaklardı. Geçen asker ka-dar atları da muhteşemdi. İnsan hangisini seyredeceği-

ni şaşırıyordu. İlk birlikler geçtikten sonra,

" kalabalık bir Mehter Takımı yürümeye başladı. Hem Ye-niçeri adımlarıyla yürüyor, hem de çalıp söylüyorlardı. Kösler ve davullar vurduğu zaman yer yerinden oynuyor-du. Gösterdikleri ihtişam, muazzamdı. Mehter Takı-mı'ndan sonra gene, sonu gelmez gibi görünen birlikler geçmeye başladı. Seyreden-leri, hayretle karışık bir hay-ranlık içinde bırakıyorlardı...'

ZEKA BULMACASI

KAÇ İNSAN

Şekilde, kaç adet insan res-mi görülüyor? Cevabı yarın)

GÜNÜN TARİHİ

...........

HIZIR GÜNLERİ

Bir sene; Hızır Günleri (Yeşil Mevsim) ve Kasım Günleri ol-mak üzere ikiye ayrılır. Mayıs ayının 6'sında Hızır Günleri ile yaz başlar ve 186 gün sürerek 7 Kasım'da sona erer. Kasım Günleri de, Kasım ayının 8'inde başlar, Şubat ayının 29 çektiği yıllarda 180 gün, diğer yıllarda ise 179 gün sürer ve 5 Mayıs'ta sona erer. Hızır Günleri yaz, Kasım Günleri de kış devresini ifade eder.

Erkek: Mürşid - Kız: Mürşide - Yemek: Pirinç çorbası, Barbunya, Ciğerli pilav, Cacık.

yuksel dedi ki...

TARİH ... OSMANLILARDA ZEKAT VE HAYRAT

"Türklerin riâyet ettikleri İslâ-mın beş şartının dördüncüsü zekâttır. İşte bu şart mûcibince her sene servetlerinin kırkta bi-rini fukaraya vermek mecbûriye-tindedirler. Eğer akrabaları için-de fakirler varsa onları diğerle-rine tercih ile mükelleftirler. Fa-kir yoksa zekâtlarını fakir kom-şularına ve o da yoksa önlerine gelen fukaraya verirler. Türkler bu şartın ifasında kusur etmez-ler, çünkü çok hayırseverler Din ve mezhep tefrik etmeksizin ister Müslüman, ister Hıristi-yan, ister Yahudi olsun, bütün muhtaçlara yardım ederler. Onun için Türkler arasında fuka-raya pek az tesadüf edilir. Böy-le demekle Türkleri dilencilikten meneden yegâne amilin zengin-lerinde görülen şefkat ve merha-metten ibaret olduğunu söyle-mek istemiyorum. Benim kana-atime göre, diğer birtakım se-bepler daha vardır. Meselâ; Türklerin çoğu padişahtan aylık alır, az masrafla yaşarlar, az şeyle mükellef yemek yaparlar. Meselâ; bir pilav, biraz et ve suyla muhteşem bir ziyafet çe-kerler, fakat hayrat ve hasenat-ları büyüktür. Kimisi daha ha-yattayken servetiyle fukaraya

bakar, kimisi ölürken hastane-de ler tesisi, yahut köprülerle ker-vansaraylar veyahut yol boyla-rında çeşmeler ve bunlara mü-masil şeyler inşası için muazzam sermayeler bırakır, hatta bir-çoklan da bu hayrat ve hasena-tı daha sağlıklarında yaparlar. Paralarıyla hayrat yapamayan-lar anayolların tamirinde çalışa-rak, yol boylarındaki su hazine-lerini doldurarak, sel sulannın ci-. varında durup yolculara tehlike işareti vererek kollarıyla hayır iş-lerler. Bütün bunlara mukabil katiyen para almazlar ve hatta eğer teklif edilecek olursa para için değil, fi-sebilillah çalıştıkla-rını söyleyerek reddederler..." Fransız seyyah M. de Thevenat 1665

ZEKA BULMACASI

YUMURTALAR

Bir masanın etrafında 15 çocuk ve masanın üstünde bir tabak içinde de 15 tane yumurta var. Her çocuk bi-rer yumurta aldı. Tabakta daha bir yumurta kaldı, bu mümkün mü? (Cevabı yarın)

Erkek: Nurullah - Kız: Mihriban - Yemek: Tarhana çorbası, Patlıcan oturtma, Salata..

yuksel dedi ki...

Osmanlı Padişahları

Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan çöküşüne kadar geçen 623 senede otuz altı padişah hükümdarlık yap-tı. Bu padişahlar, sadece Osmanlı Devleti'nin padişahı değillerdi. Aynı zamanda dokuzuncu padişah olan Yavuz Sultan Selim'in 1516 yılında halifelik unvanını almasından sonra 407 sene boyunca "müslümanların halífesi" sıfatını da taşımışlardır.

Padişahlar arasında en uzun hü-kümdarlığı kırk altı sene ile Kanûnî Sultan Süleyman, en kısa hüküm-

Kız: Remziye

Erkek: Rasim

darlığı da üç ay süre ile 5. Murad yapmıştır.

Osmanlı padişahlarının tümü, şeh-zadelik döneminde devrin ulaştığı dü zeye göre son derece iyi eğitim gör müşlerdir. Din ve fen ilimlerinde en iyi hocalardan dersler alan padişahla-rin çoğu aynı zamanda dönemlerinin önde gelen sanatkârlarından olmuş lardır. Padişahların yirmi ikisi şair, on ikisi hattat, sekizi bestekår, biri ku-yumcu, biri yay ve ok ustası, biri de marangozdu. İstisnasız hepsi sporcu ve askerdi. 4. Murad ata binme ve ağırlık kaldırmada, Sultan Abdülaziz özellikle de güreşte başarılıydılar.

Lütfen takvim yapraklarını yere atmayınız!

yuksel dedi ki...

"Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz."

on Mice, Talk10

SADAKA TAŞI

E ski İstanbul'da yardımların göze batmadan yapılması için "sada-ka taşları kullanılırdı. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermer-den olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşıması için birkaç basamak konurdu.

Ihtiyacı olmasına rağmen dilenmek ten çekinenler gecenin geç saatlerinde

Çocuklarınıza İsim

taşın yanına gelir ama bırakılan meb-lağın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul'u-nu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta bo-yunca kimsenin gelmediğini yazmıştı.

İstanbul'un dört yerinde sadaka ta-şı vardı: Şu anda sadece birisi ayak-ta kalmış. Üsküdar'da Gülfen Hatun Camii'nin avlusunda dikili olanı, ama o da yarısından fazlası toprağa gömülü vaziyette duruyor.

Erkek: Mektum Kiz. Hüsniye

Takvim Tapraklaries Tere Atmayers

yuksel dedi ki...

"Allah'ım! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!"

(Ebû Dâvûd, Vitr, 26)

ŞEHİRLERİ HARAP ETMEDEN

Osman Gazi, Eskişehir ve Karacahisar'ı aldıktan sonra bir gün kardeşi Gündüz Bey'e:

fırsatları kaçırmayıp, harap etmeden kaleleri zapt edelim." dedi.

"- Gündüz, ne tedbir idelüm? Ne veçhile küffåra huruç idelüm? Böyle âtıl durmaktan ne faide var?" "- Imdi civarımızda olan nahiyeleri ve vilâyetleri

vuralum.

Osman Gazi öldüğü zaman, Sakarya vadisinde-ki bütün kaleler zapt edilmiş, Bursa, İznik ve İzmit de muhasara edilmişti.

Tahsin Ünal Osmanlılarda Fazilet Mücadelesi,

s. 23

"- Olmaz. Bu doğru rey değüldür. Zira civa-rımızdaki nahiyeleri ve vilâyetleri mamurdur. Buraları harap etmek olmaz. Şehrin şenliği halk iledir. Kendi elimizle, kendimizin olacak yerleri yıkıp harabezâr eylemek olmaz. Rey-i sevab bu-dur kim, çevre komşularımızla iyi geçinelim. Bi-lecik tekfuruna, ettiğimiz gibi, sonra zuhur eden

Çocuklarınıza İsim

Erkek: Abdülkerim Kız: Züleyha

Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız

yuksel dedi ki...

"Rızkının bollaştırılmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse sıla-i rahimde (akraba ziyaretinde) bulunsun." Buhâri, Edeb 12

OSMANLI'DA AİLE HAYATI

Meşhur Fransız edibi Pierre Loti, dîni, kül-türü ve ırkı başka olduğu halde İstanbul'da yaşayan Türklerin İslami nezih, ahlak ve ada-bının hayranı olmuş, daima yazılarında bu duyguları tasvir etmiştir. Der ki:

"Müslüman Türklerin hayatları, kelimenin tam manasıyla başka bir dünyadır. Dünyanın başka hiçbir evinde bir erkek, hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz. Bu gerçe-ğin sırrı, Türk evinin kadını tarafından hazır-lanışındadır. İddia ederek söylüyorum; bir müslüman Türkün evinde odalar bile özel ve

Çocuklarınıza İsim Erkek: Abdurrahim Kız: Samia

maksatlı bir ahengi ve döşeme üslubu ile ha-zırlanmıştır. Evin sahibesi olan kadının giyi-nişi başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar ahenk içindedir. Kadın evine o kadar düşkün, temiz-liğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek öylesine zeka ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşamüzeri büyük bir hasretle kapıdan girer. Kadının temizliği maddi plan-da bir çiçek kadar saftır. Bu maddi temizliği, kadının ruh temizliğinden gelir. O kadın, içki,

kumar ve dış dünyayı bilmez."

Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız

yuksel dedi ki...

"Ben yetim ile yetim işine bakan kimseyle beraber Cennet'te şöyle bulunacağız (Peygamberimiz şehadet ve orta parmağını birbirine değdirerek göstermiştir)." Buhâri, Talak 25, Edeb 24

ARTAN YEVMİYE

Bâyezid Cami-i şerîfinin inşaatında çalışan usta ve işçilerin gündeliklerinin kaçar akçe olduğu tespit edilmişti. Bun-lar her gün küplere konarak bir köşeye bırakılır, herkes de küpten kendi payına düşeni alırdı. Ancak her gün küpteki ak-çelerde bir yevmiye artmaktaydı. Bunun üzerine kimin kendi payını alıp almadığı araştırıldı ve nihayet fakir bir işçinin bu İşi yaptığı öğrenildi. Adamcağızın akşam olunca bir yolunu bulup akçesini alma-dan inşaattan ayrıldığı öğrenildi. Kendi-

Çocuklarınıza İsim

Erkek: Mahmud Sami Kız: Hilye

sine bunu niçin yaptığını sorulunca; fakir işçi, sırrının ortaya çıkmasından mahcup bir şekilde;

"- Benim malım-mülküm yok! Bu se-beple şu fânî dünyada murad ettiğim gibi maddî bir hayır yapamadığım için daima mahzunum. Hiç olmazsa bu caminin inşa-atında para almadan çalışayım da gönlü-mü ferahlatıcı bir hayır işlemiş olayım diye düşündüm..." dedi.

İşte padişahıyla, işçisiyle Osmanlı böyle

bir toplumdu.

Takvim Yapraklarını

Yere Atmayınız

yuksel dedi ki...

"Biriniz bir şey içerken içtiği kabın içine nefes vermesin." (Müslim, Tahåret, 63)

OSMANLI'DA ŞEHİRLEŞME

Osmanlı Devleti'ndeki inşaat işlerinden en üst düzeyde sorumlu teşkilat Hassa Mimarları Ocağı'ydı.

Osmanlı mimarları inşa edecekleri binalar için önceden bir plan hazırlarlardı. Buna, plan veya kroki tabirleri yerine Osmanlı mimari terminolojisinde "re-sim ve tasvir" denilirdi.

Mimari tayin gerekçelerinde istenen mesleki va-sıflardan biri de resim veya tasvirde maharet sahibi olunması idi. Mimarbaşı veya hassa mimarlarından bi alındıktan sonra Divan-ı Hümayun'da tetkik edi-birisi tarafından hazırlanan planlar, padişahın tasvi-lir ve uygun görüldüğü bir hükümle mimarbaşına bildirilirdi.

İstanbul'daki evlerin yapılış tarzı da kanunlarla

Çocuklarınıza İsim

Erkek: Hamdi Kız: Meysûre

belirlenmişti. Ana caddeleri daraltacağı ve yangın-ların yayılmasını kolaylaştıracağı için evlerin önüne onsekiz parmağı aşan şahnişin çıkartılmasına, çardak ve dükkân yapılmasına veya üzerlerine tahtopus in-şasına izin verilmiyordu. Yeni yapılan binaların kargir (taş) olması, saçakların tuğla ve kiremitten yapılma-sı, ahşap yapılmaması emrediliyordu. Ayrıca Müslü-man ve gayrı müslim evlerinin yüksekliği de farklı idi. Müslüman evlerinin 12, gayrı müslim evlerinin 9 zira yüksekliğinde yapılması müslüman evlerinin 3, gayrı müslim evlerinin 2 kattan fazla olmaması ve gayri müslimlerin cami civarında ev yapmamaları, eğer önceden yapmış iseler Müslümanlara satmaları kanun icabı idi.

Fatma Afyoncu, Hassa Mimarlar Ocağı

Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız

yuksel dedi ki...

"İnsanlar nazarında kişiyi yücelten malı ise de Allah katında onu yücelten takvasıdır."

Tirmizi, Tefsiru'l-Kur'ân, 49

AHİLİK VE TİCARET AHLÂKI

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Ahilik ör-gütleri, "Bol, kaliteli, ucuz üretim, tüketici hakla-rı ve tüketicilerin korunması" felsefesini düstur edinmiştir. Ahi esnafında "Müşteri velinimettir".

Örneğin Pabuççular Loncası tarafından gerçekleş-tirilen, kalitesiz pabuç yapan ustanın "Pabucunu dama atma" eylemiyle bir yandan tüketici koru-nurken öte yandan meslek ve sanatta kalitesiz mala cevaz verilmesi ve haksız rekabet önlenmiş-tir. Yine Osmanlılar zamanında kurulan "İhtisap Ağalığı" kuruluşu da pazar denetimi yoluyla aynı işlevi gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.

Selçuklu ve Osmanlı'daki Ahi Birlikleri ve Lonca sistemleri İslam iş ahlakının ve tüketiciyi koruma

Çocuklarınıza İsim

Erkek:

Sadri Kız:

Kadriye

duyarlılığının somut uygulamalarını yansıtmışlar-dır. 17. yüzyıldan kalma Denizli

Babadağlılar Çarşısı'nın kapısındaki şu dizeler-de esnaf şöyle uyarılmaktadır:

"Sevgi göster herkese ha!

Selamdan kaçınma sakın

İnsanları ayırma ha!

Hepsine adil ver hakkın Niyetin iyi olsun ha!

Her şeyin gerçeğin söyle

Hayırlıdan ayrılma ha!

İyi belle unutma ha!

Önce hizmet sonra sensin."

Ferda Hekimci, Sürdürülebilirliğin Tüketim Boyutu, sh. 15

Altınoluk Dergisi Tel: (0212) 671 07 00

yuksel dedi ki...

"İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost edineceği kişiye

dikkat etsin!" (Tirmizi, Zühd, 45)

İHSAN KABUL EDEMEM!

Sultan Vahîdeddin Han, İtalya'ya sürgün gittiği zaman, San Remo'da kiralık bir villåda kalmaya başladı. Oradayken Kral Emanuel, Vahîdeddin Han'a bir yaver gönderip;

"Ülkenin muhtelif yerlerinde saraylarım vardır. Nerede oturmak istiyorsa emrine âmâdedir. Kendisine aylık belli bir miktar liret tahsis edilmiştir." diye haber gönderdi.

Sultan Vahîdeddin bunların hiçbirisini kabul etmedi.

Yaveri Miralay Fahri ENGİN o sırada tercümanlık yapıyordu;

"-Efendim bu kadar ikramı reddediyorsunuz. Herhâlde mutfağınızda kuru soğan bile olmadığını bilmiyorsunuz!." dedi.

Bunun üzerine Sultan Vahîdeddin;

"-Fahri Bey, maiyyetimde bulunmaya mecbur değilsiniz. Zor geliyorsa ayrılınız. Ben müslümanların halîfesi sıfatıyla bir gayr-i müslim hükümdarın ihsanını kabul edemem!"

dedi.

Erkek: Fevzi Kız: Meryem

Çocuklarınıza İsim

Erkam Matbaası Tel: (0212)

yuksel dedi ki...

GÜNÜN

DUASI

"(Allah'ım!) Zenginlikle imtihan edilmenin kötülüğünden sana sığınırım. Fakirlikle imtihan edilmenin kötülüğünden de sana sığınırım." (Buhârî, Deavât, 39)

PADİŞAHIN HUZURUNDA İLMÎ MÜZAKERE: HUZUR DERSLERİ

Osmanlı Devleti'nde padişahın huzurunda bir usul çerçevesinde yapılan ilmi müzakerelere huzur dersleri adı verilir. Padişah hu-zurunda ilmi müzakere geleneği Osman Gazi dönemiyle başlasa da, huzur derslerinin düzenli bir ilmî faaliyete dönüşmesi 18. yüz yılda Sultan III. Ahmed zamanında gerçekleşmiştir.

Özgür ilim ortamını teşvik etmek, ilim adamlarına gereken saygıyı gös-termek amacıyla tertip edilen hu-zur dersleri, Ramazan ayının belirli günlerinde, padişahın uygun gör-düğü yerde yapılırdı. Katılımcılar; padişah, dersi arz eden (mukarrir),

ona soru soranlar (muhataplar) ve dinleyicilerden oluşuyordu. Der-sin bütün katılımcıları önceden belirlenir, padişah dâhil herkes dersi minderler üzerinde yerde oturarak dinlerlerdi.

Huzur dersleri mukarririn ön-ceden belirlenen bir ayeti tefsir et-mesiyle başlar, ardından muhatap olarak katılanlar, mukarrire sorular yöneltirlerdi. Herkes kıdem ve liya-kat sırasına göre konuşma hakkına sahip olur, gündeme gelen soru ve itirazlarla özgür bir ilmî tartışma ortamı oluşurdu. Dersin sonunda mukarrir ve muhataplara padişahın ihsanları sunulurdu.

SÖZÜN ÖZÜ

Talebe, hakikatler olan bir mesleğin insanıdır, mekteplerin diploma müşterisi ve istikbalin mevki dilencisi değil.

peşinde koşmayı

meslek edinen

insandır, gayesi manevî olgunlaşma

Nurettin Topçu

yuksel dedi ki...

GÜNÜN "Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de beni DUASI yöneten, himaye eden sensin." (Yūsuf, 12/101)

OSMANLI DEVLETİ

Malazgirt Savaşı ile milletimize kapısı açılan Anadolu ve Batı coğ-rafyası, İslam dünyasının liderliğini elinde tutan Selçuklu Devleti'nin zayıflamasıyla elimizden çıkma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş ti. İşte böyle bir ortamda Osmanlı Devleti kuruldu. Osmanlı Devle-ti'nin kurulması, İslam dünyasında yeni bir diriliş oldu. Osmanlının üstlendiği bu misyon çok geniş bir alanda uzun bir süre, tam altı asır devam etti. Tarihte bu kadar uzun ömürlü başka bir devlet bulunma-maktadır.

Yapısı ve kurumları bakımından da göz kamaştırıcı bir tabloya ka-

vuşan Osmanlı Devleti, Bosna'dan Yemen'e, Kafkasya'dan Kırım'a ka-dar, farklı iklimlerdeki farklı insan yapılarına hakim olmuş, bununla birlikte bu toplumlara din hürriyeti sağlamış ve toplumsal örgütlen-meleri yönünde müsamaha gös-termiştir.

Din ve inanca asla baskı yapma-mıştır. Eğer Osmanlılar, insanları kılıç zoru ve ateşte yakma korku-suyla kendi dinlerine kazandırma düşüncesinde olsalardı, Batı'nın, Avrupa'nın dinî ve sosyal coğrafyası bugünkünden çok farklı olurdu.

SÖZÜN ÖZÜ

Ferman çıkar,dal

kılıçlar takınır, Meydanlarda Rabbe

dua okunur,

Gölgemizden bütün

cihan sakınır, Kosovalar, Plevneler bizsizdir,

Yosun tutmuş camilerim ıssızdır, Boynu bükük

minareler öksüzdür, Açmaz olmuş

Kızanlığın gülleri, Biz neyledik o koskoca elleri?..

Osman Yüksel Serdengeçti

yuksel dedi ki...

'Kültür'deki eksiklik kolay kapanmıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanı Abdurrahman Şen, Kadın ve Demokrasi Derneği'nin tertiplediği, "Kültür Sanatın Neresindeyiz?" başlıklı mülakata konuk oldu. Şen, derneğin Üs-küdar'daki merkezinde gerçekleştirilen faaliyette, sanatçıların kendi kimlikleriyle var olmaktan rahatsızlık duymayacaklan sivil toplum kuruluşlarına büyük ihtiyaç olduğunu söyledi. Kültürel sahadaki

eksiklerin tamamlanmasının çok kolay olmadığını kaydeden Şen, şöyle konuştu: Burada bazen şöyle bir yanılgıya düşebi-liyoruz. Bir inşaatı üç vardiyaya çıkartıp, bir senede biter denilen yeri dört ayda teslim edebilirsiniz ama kültürde 'Arka-daşlar kültürel alanda çok geriyiz' denil-diğinde aynı hızla sonuç almak elbette mümkün değildir. Eğitim silsileyle devam etmesi gereken bir hadise...

TAŞLITARLA

HAKAN DURAK

yuksel dedi ki...

Hadislerde görülen ikinci tür meseller, veciz konuşma özelliğine sahip olan Hz. Peygamber’in (bk. CEVÂMİU’l-KELİM) darbımesel halinde yaygınlaşan özlü sözleridir. Onun Huneyn Gazvesi’nde savaşın şiddetlendiği anda söylediği, “Bu tandırın kızıştığı zamandır” sözü ile (Müslim, “Cihâd”, 76) “İktisat eden muhtaç olmaz” (Müsned, I, 447); “Öyle söz vardır ki dinleyene sihir gibi tesir eder” (Buhârî, “Ṭıb”, 51; Müslim, “Cumʿa”, 47); “Mümin aynı yılan deliğinden iki defa sokulmaz” (Buhârî, “Edeb”, 83; Müslim, “Zühd”, 63); “Utanmadıktan sonra istediğini yapabilirsin” (Buhârî, “Enbiyâʾ”, 54) meâlindeki hadisleri bu türün belli başlı örnekleridir. Resûl-i Ekrem’in söylediği emsalin bir kısmının mefhum olarak daha önce Araplar tarafından bilindiği düşünülebilir. Onun zaman zaman ünlü Arap şairlerinin dillerde dolaşan bazı beyitlerini veya bu beyitlerin bir bölümünü mesel yerinde kullandığı da görülmektedir. Tarafe b. Abd’in, “Azık vermediğin kimse sana haberler getirir” mısraı (Müsned, VI, 31, 146; Tirmizî, “Edeb”, 70) bu tarz kullanımın örneklerinden biridir.

Sahâbe ve tâbiînden bazılarının mesel haline gelmiş sözleri bulunmakla beraber (İbn Düreyd, s. 36-55; Seâlibî, s. 28-35; Abdülmecîd Katâmiş, s. 169-174) bunlar Câhiliye devrinde söylenen mesellere nisbetle oldukça azdır. Bu durum, müslümanların Kur’an ve hadislerdeki mesellere büyük önem verip onlarla yetinmesi ve ancak nâdir hallerde mesel kullanma ihtiyacı duyması ile açıklanabilir. Hulefâ-yi Râşidîn içinde en çok meseli bulunan Hz. Ali’dir. Muallim Nâci onun mesellerinden 280 kadarını derleyerek Emsâl-i Ali adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (İstanbul 1303). Hz. Ali’nin bazı meselleri şöyledir: “Kanaatkârda gam olmaz”; “İlmin kemali hilim iledir”; “Dindar olan kurtulur”; “İlim her rütbenin üzerinde bir rütbedir.” Bunun yanında, “Bülbülün çektiği dili belâsıdır” atasözünün bir nevi karşılığı olmak üzere Hz. Ebû Bekir’in söylediği, “Belâ söz söylemeye dayalıdır”; Hz. Ömer’in, “Sevgin yük olmasın, öfken yok etmesin” ve evini kuşatan âsiler yüzünden ıstırabının son dereceye vardığını anlatmak üzere Hz. Osman’ın Hz. Ali’ye yazdığı mektuptaki, “Kolan sıyrılıp devenin memelerini geçti” sözleri meşhur birer mesel olmuştur. Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes‘ûd, Muâviye b. Ebû Süfyân ve Amr b. Âs gibi sahâbîlerin de emsal tarzında sözleri vardır.

yuksel dedi ki...

حرف التاء

۳۰۹۳- تَأْتِيكُمْ مِنْ بَعْدِى أَرْبَعُ فِتَنِ فَالرَّابِعَةُ الصَّمَاءَ الْعُمْيَاءَ الْمُطْبِقَةَ تَعْرُكُ الأُمَّةُ فِيهَا بِالْبَلَاءِ عَرُكَ الاِمَّمِ حَتَّى يُنْكَرَ فِيهَا الْمَعْرُوفُ وَيُعْرَفُ فِيهَا الْمُنْكَرُ تَمُوتُ فِيهَا قُلُوبُهُمْ كَمَا تَمُوتُ أَبْدَانُهُمْ (نعيم بن حماد في الفتن عن اى هريرة (ضعیف)

3093- Benden sonra size dört fitne gelecektir. Dördüncü-sü sağırlık ve körlüktür. Bu, ümmetime öyle bir bela getirecek ki, bu bela onları yılan gibi kıvrandıracak, dine uygun olan prensip-ler inkar edilecek, uygun olmayanlar kabul görecek. Kalpleri aynı bedenlerin öldüğü gibi ölecek.

٣٠٩٤ - تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ فَإِنَّ مُتَابَعَةَ بَيْنَهُمَا يَزِيدَانِ فِي الْأَجَلِ وَيَنْفِيَانِ الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفَى الْكِيْرَ الْخُبْثَ (حم والحميدي والعدنى هب ض عن عمر

3094- Hac ile umre arasını birleştirin. (Yani birbiri ardın-ca yapın). Çünkü bunlar ömrü artırır, fakirliği giderir, günahları da demirci körüğünün demirdeki kir ve pası erittiği gibi eritirler.

٣٠٩٥ - تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ فَإِنَّهُمَا يَنْفِيَانِ الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفِي الْكَيْرَ خُبْثِ الْحَدِيدِ وَالذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَلَيْسَ لِلْحَجَّةِ الْمَبْرُورَةِ ثَوَابٌ إِلا ت حسن صحيح غريب ن حب حل عن ابن مسعود الجنة (حم وابن زنجويه

3095- Hac ile umreyi birbiri ardınca yapın. Çünkü bun-lar fakirliği giderir, günahları demirci körüğünün demir, altın, gümüş pasını eritip giderdiği gibi giderirler. Kabul olunan haccın karşılığı cennetten başkası değildir.

-742

yuksel dedi ki...

-۳۰۹۶ ثانى الملائكة بأبى بكر مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصَّدِّيقِينَ تَزُفَهُ إلى الجنة وفا

الديلمي عن جابر)

3096- Kıyamet günü melekler, peygamberler ve siddik larla beraber Ebu Bekir'e gelirler. Onu alıp hemen alelacele doğru cennete götürürler.

۳۰۹۷ - تَبْلُغُ حِلْيَةُ أَهْلِ الْجَنَّةِ مَبْلَغَ الْوُضُوءِ" (حب عن ابي هريرة)

3097- Cennet ehlinin elbisesi, abdestin ulaştığı yerlere kadar ulaşacaktır.

۳۰۹۸- تبا لِلذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ قِيلَ فَمَا نَدَّخِرُ قَالَ لِسَانًا ذَاكِرًا وَقَلْبًا شَاكِرًا وَزَوْجَةً تَعِينُ عَلَى الْآخِرَة" (حم عن رجل من الصحابة)

3098- "Kahrolsun altın ile gümüş"

"Peki, dünyada sahip olacağımız şey nedir öyleyse?" diye sorduklarında şu cevabı verdiler: "Zikreden bir dil, şükreden bir kalp, ahiret için sana yardımcı olacak bir hanım."

۳۰۹۹- تُبْعَثُ الْمَلائِكَةُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِلَى أَبْوَابِ الْمَسَاجِدِ يَكْتُبُونَ الأَوَّلَ فَالْأَوَّلُ فَإِذَا صَعَدَ الإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ طُوِيَتِ الصُّحُفُ (طب عن ابي امامة)

3099- Cuma günü melekler mescitlerin kapısına gönde-rilir ve onlar ilk gelenlerden başlayarak sırası ile bütün gelenleri kaydederler. Yalnız imam minbere çıktığı zaman sahifeler dürülür (artık kimseyi kaydetmezler ondan sonra).

٣١٠٠ - تَبْكِينَ أَوْ لا تَبْكِينَ مَا زَالَتِ الْمَلَائِكَةُ تُظِلُّهُ بِأَجْنِحَتِهَا حَتَّى رَفَعْتُمُوهُ" (حم خ م ن عن جابر قال لما قتل ابى جعلت عمتى تبكى فقال رسول الله صلى

الله عليه وسلم فذكره

3100- Şehit için ister ağla, ister ağlama. Siz onu kaldırın-caya kadar, melekler devamlı olarak onu kanatları ile gölgeler-ler.

743

yuksel dedi ki...

Dış politikadaki dehası ile, sömürgecili ğin en azgın döneminde, üç kıt'a üzerinde. ki topraklarını korudu. Savaşa inanmazdı. İngiltere başbakanı Gladstone'un koyduğu "Haç'ın bir defa girdiği bir yere hilal av det edemez" prensibinin bütün Avrupalı lar'ca geçerli olduğunu biliyordu. Ince po-litikaya inanırdı. Diplomasiye güvenirdi. Bu nu en iyi uygulayan devlet adamlarından bi-ridir. Dehşetli bir gerçekçi idi ve hayalpe-restlikle ilgisi yoktu. Bu tutumu, Ingiltere, Fransa, Rusya'yı çok kızdırdı. Bir şey kopa-ramamanın hıncı ve çaresizliği içinde, git-tikçe daha geniş ölçüde hükümdarın şah-sını hedef aldılar. Bunu resmen yapmadı-lar. Fakat basın ve istihbarat teşkilatlarıyle

gerçekleştirdiler. Ekonomiu

yuksel dedi ki...

YAZAN

YILMAZ ÖZTUNA AYVAZ GÖKDEMİR

TÜRKİYE'DE ASKERİ MÜDAHALELER

yuksel dedi ki...

II. Abdülhamid devrinde Osmanlı istih-barat teşkilatı geliştirilmiş ve modern-leştirilmiştir. Yine bu dönemde Midhat Paşa Tuna valiliği sırasında burada özel-likle Bulgarlar'a karşı örnek bir gizli po-lis teşkilatı kurmuştur. Makedonya'daki ayaklanmalar ve gizli teşkilât için Ayna-roz'a Boşnak Hasib adlı bir ajan yerleş-tirilmiş, bundan çeşitli ihbarlar alınmış-tır. II. Abdülhamid'in özel casusları ha-fiyelerdi. Bu hükümdar zamanında kar-şı faaliyette bulunan çoğu gayri müslim casuslar da vardı. Bunlardan yahudi asıl-lı Emanuel Karasu, II. Abdülhamid'e kar-şı kurulan casusluk teşkilatının başına getirilmiş, padişahın tahttan indirilmesi için çalışmış ve sonunda bunu başar-mıştır. II. Abdülhamid'i tahttan indiren İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin iktidarı zamanında kurulan Teşkilât-ı Mahsûsa ise gerçek mânada çağdaş bir casusluk teşkilatıydı.

Devlet aleyhine faaliyet gösterenlerin cezası her devirde ağır olmuştur. Nite-kim İstanbul'un fethi sırasında Bizans lehine casusluk yapmakla itham edilen Vezîriāzam Çandarlı Halil Paşa XV. yüz-yıl ortalarında, yine casuslukla itham edilen Yorgaki adlı zimmî ise XVII. vüz-

YanıtlaSil

yuksel21 Mayıs 2026 01:04
GÜNÜN TARİHİ

TARİHİ BİR İHÂNET

Sultan II. Abdülhamid Hâna hâl'ini tebliğ edecek heyetin seçi-minde, İttihatçılar, ihanete varan bir hata işlediler. Seçilen heyet, Ayan meclisinden Ermeni Aram ve Bahriye Feriki Arif Hikmet, Selanik mebûsu Yahudi Emânuel Karasu ve Arnavut Esad Top-tanî'den meydana geliyordu. Ermeni Aram'ın düşmanlığı, Abdül-hamid Hânın Anadolu'da bir Ermenistan kurdurtmamış olmasıdır. Yahudi Emânuel Karasu, Türk düşmanlığı ile meşhurdur. Arnavut Esâd Toptanî padişahın eski yâverlerindendi. Efendisinden sonra Türkiye'ye de ihanet etmiş bir hâindir. Bu hadîseden sonra, Yıldız Sarayı İttihatçılar tarafından yağma edilmiştir. Yıldız'ın çok zengin kütüphanesi, Hafız-ı kütüp olan Sabri Bey tarafından kur-tarılmıştır. Sabri Bey, kapının önüne yatarak, askerlerin içeri gir-melerini önlemiş, böylece kütüphaneye girilememiştir.

"31 Mart Vakası'nın geniş değerlendirilmesi gereken bir olay ol-duğuna işaret eden Tarihçi Mustafa Armağan; (31 Mart Vakası) Si-yonizmin komplike bir olayıdır. Masonlar bunu sahipleniyor." diyor.

yuksel dedi ki...

Elif ile T birleşecek

bütun dünyaya meydan okuyacak.

Yuksel dedi ki...

Abdurrahman DİLİPAK

abdurrahmandilipak@yeniakit.com

Derin yapı

Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışarıdalar.

İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..

İşın kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi araların-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..

Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının içinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil eumiş gözukuvor. Bu işler, bu adamlan oraya so-kup, Işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-dükiarini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..

Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..

Adamlar kendilerinden çok eminier, "biz gide nzotekiler gelir, ama sonuçta bu düzen böyle de-vam eder anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,

İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..

Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yasanan örtülü hesaplaşmaların davası aynca görülecek..

Yerin sira 26 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha vüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunlann tümü-nú mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer va adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane da yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genei af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor lar..

Yuksel dedi ki...

Sanki iktidar da bu işi daha fazla dağıtmamak ister gibi.

MIT ve Emniyet niye elindeki bilgileri açıklamı-yor? Jandarma İçişleri Bakanlığı'na bağlı değil mi, niye bu işin üzerine gidilmiyor? Jandarma İstihbara-tının bilmediği bir şey mi var?

Yani birileri gerçekten Muhsin Yazıcıoğlu su-ikastı ile ilgili bligive sahip değilie: mi?

Bana kalırsa NATO ülkeleri de biliyor, ayrıca ve özellikle İsrail de, ABD ve tabii bizimkiler de..

Bana kalırsa şu şike işini biraz eşeleyin, bakın bakalım bu işin arkasından ne çıkar.. Sakın Ergene-kon çıkmasın..

İşe bakar mısınız, durup dururken bir şike ya-sası çıkardılar, daha yasanın mürekkebi kurumadan bir daha değiştirdiler. Önce 2 yıllık cezayı beş ylia, ardından da beş yıllık cezayı bir yıla indirdiler.. Peki bu nasıl oldu.. Bu konuda söyleyecek sözü olan var mı? Ayıp ya hu, insaf yahu!

Bir ülkede ne kadar çok yasa varsa o ülkede özgürlükler o kadar az ve baskı altındadır demek-tir.. Yasa ile düzenlediğiniz her alanda bürokrasinin borusu öter. Hani şu "bürokratik oligarşi" var ya o!

Bana sorarsanız şike yasası tam bir ŞİKE oldu! Benim adalet duygularım incindi..

Demokrasi, böyle işlerle örselenirse, demayoji-ye dönüşür.. Üzerinde yükseldiğimiz zemini tahrip etrniş oluruz.. Yasa dediğiniz şeyin saygınlığı, cay-dıncılığı kalmaz, yaz-boz tahtasına döner..

Bana kalırsa bu yase değişikliği SİKE cilen kur tarmaya yetmez.. Bu işi bir adım öteye götürürse-niz, çete olayı ile birleşir..

Yıldırım benim gözümde simdi daha çok Hace-ral'a benziyor.. Bu işe ecinnilerin kanştığını duşünü-yorum.. Birileri bu durumu savunmak yerine sussa-lar daha iyi ederler.. Çünki mızrak çuvala sığmıyor.. Bir de bu işin Dalan bağlantısı var. İşin ucu Ergene-kona kadar gidiyor..

Sahi şu 28 Şubatçılara sıra ne zaman gelecek? Ben Ergenekona da karşıyım, Balyozculara da,

kayıtdışı ekonomiye de, kayıtdışı siyasete de karşı-yım. Bunu yapan bizden ya da onlardan olabilir.. Halka karşı ihanet planı yapanlar, devleti ele geçinp topluma İlahlık ve Rablik taslayanlar, eğer bu işten vazgeçmeyeceklerse tümünün canı cehenneme! Selâm ve dua ile..

yuksel dedi ki...

٤٠٠ - كَانَ لا يَأْكُلُ مُتَّكِنًا وَلا يَطَأُ عَقَبَهُ رَجُلانِ (حم عن ابن عمرو)

400- Yaslanarak yemek yemezdi. Arkasından iki kişi yü-rümezdi.

٤٠١ - كَانَ لا يَأْكُلُ مِنْ هَدِيَّةٍ حَتَّى يَأْمُرَ صَاحِبَهَا أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا لِلشَّاةِ الَّتِي اهْدِيَتْ لَهُ (طب عن عمار)

401- Kendisine hediye edilen o mahut zehirli koyundan sonra, sahibi yemedikçe hediye olarak sunulan şeyden katiyyen yemezdi.

yuksel dedi ki...

18. CİLT

MEFHUMLAR FİHRİSTİ

Fitne-isyan: 5, 147.

Fitnenin çeşitleri: 13, 205-206.

Fitne Hz. Osman (r.a.)'ın hilafetiyle başladı: 17, 152.

Fitne patlak verince yapılacak tavsiye: 13, 177-178.

Fitne sebebiyle zaman fenalaşması: 17, 562,

Fitnenin geldiği cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13, 281-82-83.

Fitnenin girmediği ev kalmaz: 13, 274-75.

Fitnenin vasıfları: 13, 255-56.

Fitne sırasında Müslümanların takip edeceği siyaset: 13, 184.

Fitne yavaş gelişir: 13, 256-57.

81

Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır: 13, 269.

Fitneye karışmanın yasak olması: 13, 181-82.

Fitneye karışan sahâbeler: 13, 335-36.

Fitneyi ihbar: 13, 172.

Fitne zamanında dilini tutmak: 13, 201-202.

Fitne zamanında din lafta kalır: 13, 264-65.

Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13, 189-90-91.

Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve şaşkınlık olur: 13, 262-63.

Fitne zamanında irtidat artar: 13, 267-68.

Fitne zamanında kerahet: 13, 202.

Fitne zamanı katl vak'aları artar: 13, 271-72.

Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermemesi: 13, 178.

Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13, 194-95.

Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet malı) helal addedilir: 13, 274.

Fitne zamanında silah edinmemek: 13, 203-204.

Fitne zamanında terk-i diyâr etmek: 13, 191-92.

Fitne zamanında yalan artar: 13, 260.

Fitne zamanında zenginlik artar: 13, 268-69.

Fitnecileri yalnız bırakmak: 13, 188-89.

Demirbaş fitne: 13, 206.

Dört büyük fitne: 13, 230.

İctimaî kargaşa olarak fitne: 13, 168-69.

İsmen zikredilen fitneler: 13, 209-210.

İsmen zikredilmeyen fitneler: 13, 229.

yuksel dedi ki...

MEFHUMLAR FİHRİSTİ

83

18. CİLT

Milletin devlete karşı yaptığı vefasızlık: 12, 145.

Gaflet: 6, 116.

Galinos: 10, 524-25.

Ganimetler ve fey: 4, 105.

Ganimet içinde bulunan Müslüman malları, ganimete mi dahil yoksa sahi-bine mi iade edilir: 4, 165.

Ganimet malını yağmalama lâşe yemek gibidir: 4, 159.

Ganimet malları: 2, 383-84.

Ganimet payını almakta sabırsızlık gösteren Bedeviler: 7, 81.

Ganimetten çalanın dünyevi cezası: 4, 157.

Ganimet dağıtımı hususunda imam muhayyerdir: 7, 82.

Hz. Ali'nin (r.a.) ganimetten aldığı cariye ile o gün temasta bulunması: 12, 85.

Hz. Ali'nin ganimet taksiminde görevlendirilmesi: 12, 85.

Bazan Resulüllah (s.a.v.)'ın Müellefe-i Kuluba ganimetten fazla pay ver-mesi: 4, 122.

Diğer ümmetlere helal olmayan ganimetten Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)'e helal olması: 4, 149.

Komutanın ganimetten ayrı olarak askere verdiği hediye miktarı: 4, 120.

Kureyşin meşhurlarına verilen savaş ganimetleri: 12, 71.

Resulüllah (s.a.v.)'tan sonra O'nun ganimetten alacağı pay kimlere verilir: 4, 67.

Resulüllah (s.a.v.) ganimetten çalanın cenaze namazını kıldırmazdı: 4, 156.

Ganimetten çalan kimsenin dünyevî ve uhrevî cezası: 4, 152.

Ganimetten çalan kimsenin tevbe etmesi mümkün müdür?: 4, 155.

Ganimetten pay alan Zevi'l-Kurba kimdir?: 4, 130.

İslâm'a ısındırmak için kafire savaş ganimetinden pay vermesi: 11, 377.

Sağlığında Zevi'l-Kurba'ya ganimeti dağıtmakla Hz. Ali'yi görevlendirmesi:

4, 135.

Taksim edilmeden önce temellük edilemez: 1, 469.

Taksim edilmeyen ganimet malından satmamak: 11, 355.

Zahmetsiz ganimet: 9, 123.

Garânîk hadisesi: 8, 215-19.

Gars kuyusu: 7, 221.

GASB BÖLÜMÜ: 12, 113.

Gasbın azı da çoğu da haramdır: 12, 114.

Arazi gasbı büyük günahlardandır: 12, 115.

Haksız yere mal gasbedenin kıyametteki cezası: 12, 113.

yuksel dedi ki...

HADİS ANSİKLOPEDİSİ

KÜTÜB-İ SİTTE

Prof. Dr. İbrahim Canan

18

yuksel dedi ki...

3192- İlmi, kaldırılmadan önce öğrenin. Çünkü biriniz, yanındakine ne zaman muhtaç olacağını bilemez. İlim öğrenme. lisiniz. Gösterişten bidata sapmaktan, aşırı derine dalmaktan ka-çının. Eskilerle yetinin.

۳۱۹۳ - تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ فَإِنَّ تَعْلِيمَهُ اللهِ خَشْيَةٌ وَطَلَبَهُ عِبَادَةٌ وَمُذَاكَرَتَهُ تَسْبِيحٌ وَالْبَحْثُ عَنْهُ جِهَاد خط عن معاذ وفيه كنانة بن جيلة ضعيف والديلمي) وَزَادَ وَتَعْلِيمُهُ لِمَنْ لاَ يُعَلِّمُهُ صَدَقَةٌ وَبَذْلُهُ لاَهْلِهِ قُرْبَةٌ لأَنَّهُ مَعَالِمُ الْحَلَالِ وَالْحَرَامِ وَمَنَارُ سَبِيلِ الْجَنَّةِ وَالْأَنِيسُ فِي الْوَحْشَةِ وَالصَّاحِبُ فِي الْوَحْدَةِ وَالْمُحَدِّثُ فِي الْخَلْوَةِ وَالدَّلِيلُ عَلَى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالسّلاحُ عَلَى الْأَعْدَاءِ وَالزَّيْنُ عِنْدَ الْآخِلاءِ وَالْقُرْبُ عِنْدَ الْغُرَبَاءِ يَرْفَعُ اللَّهُ بِهِ أَقْوَامًا فَيَجْعَلُهُمْ فِي الْجَنَّةِ قَادَةً

ورواء ابن لال وابو نعيم بطوله عن معاذ موقوفا

3193- İlim öğrenin. Çünkü onu Allah için öğrenmek haş-

yetin (Allah korkusunun) bir ifadesidir. Onu talep etmek ibadettir. Müzakeresi ise tesbihtir. Onu araştırmak da cihattır. (Deylemi'den ilaveten): Bilmeyene onu öğretmek sadakadır. Ehline bezletmek yakınlıktır. Zira o, helalin ve haramın alamet yeridir. Cennet yo-lunun nurlanmış işaretleridir. Yalnızlık arkadaşı, vahşette enisi, halvette konuşanı, darda ve genişlikte delili, düşmanlara karşı silahı, dostlar yanında zineti, gariplikte yakınıdır. Allah onunla bir kısım kavmi yükseltir de cennette önder kılar.

٣١٩٤ - تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ جُبِّ الْحَزْنِ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا جُبُّ الْحَزَنِ قَالَ وَادٍ فِي جَهَنَّمَ تَتَعَوَّذُ مِنْهُ جَهَنَّمُ كُلَّ يَوْمِ أَرْبَعِمِائَةِ مَرَّةٍ يَدْخُلُهُ الْقُرَّاءُ الْمُرَاؤُنَ

-764

YanıtlaSil

yuksel29 Mayıs 2026 23:44
Hurilerin yetmiş hulle arkasından ilikleri görünmesi. (S.) 461: 28. Söz; (M.) 374:28. Mektup, 8. mesele, 4. nükte

İnsandaki duygular Cennette inkişaf eder. (L.) 160:20. Lem'a, 7. sebep, haşiye

Kararsız cismaniyetin ebediyetle alakası nedir? (S.) 459:28. Söz

Mü'min Cennete lâyık bir mahiyet kazanır. (S.) 32:6. Söz

Mü'minler Cennette Allah'ı görecekler. (S.) 534, 535:31. Söz 4. esas, 4, 5. meyve

On beş yaşından küçük olarak ölen çocuklar. (K.L.) 191.

CERBEZE

Ayn ayrı kusurları cerbeze ile toplamak. (D.H.Ö.) 21; (T.H.) 59.

Büyük işlerde yalnız kusurları gören cerbezelik ile aldanır veya aldatır. (Mn.) 73.

Cerbeze bir hâkimdir. (Tl. İç. R.) 1:192.

Cerbeze bütün çeşitleriyle garipliklerin makinasıdır. (Mn.) 73.

Cerbezenin fikirleri tesiri. (Tl. İç. R.) 1:192.

Cerbeze ihtilaf sebebidir. (Tl. İç. R.) 1:190.

Cerbeze ile insan adâlet yaparken zulme düşüyor. (D.H.Ö.) 21; (Τ.Η.) 59.

Cerbeze müthiş bir hastalık ve musibettir. (H.Ş.) 147:2. Zey. 2. kıs.

Cerbeze nedir? (İ.İ.) 29; (Tl. İç. R.) 1:190; (T.H.) 223:Esk. hayatı

Cerbezenin şe'ni bir seyyieyi sünbüllendirerek hasenata galip etmektir. (Mn.) 73.

İngiliz siyasetinin cerbezesi. (H. St.) 98-106:1-6. hatveler

Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51; (Τ.Η.) 71.

Peygamberimizin mesleği aldatmaktan ve cerbezeden müstağ-nidir. (H.Ş.) 148:2. zeylin 2. kısmı; (L.) 57:11. Lem'a, 3. mes.

Propağanda zâlim cerbezenin gayr-i meşrû çocuğudur. (Tl. İç. Reç.) 1:201.

FİHRİST/132

yuksel dedi ki...

FERİT DEVELLİOĞLU

OSMANLICA - TÜRKÇE

ANSİKLOPEDİK

LÛGAT

AK AYDIN

KİTABEVİ

yuksel dedi ki...

mektûbî-i sadr-i âlî: sadrâzam mektupcu-su.

mektûf مكتوف ))as): iki eli arkasına bağlan-

mış.

.a.s) مكتوم mektûm, mektume مكتومه ketm'den): 1. ketmolunmuş, gizli, sak-11. 2. hükümetten gizli tutulan. Emval-i mektûme: vergiden kaçırılan mallar. Mâl-i mektûm: gizli, saklı mal. Nüfûs-i mektûme: kütüğe kaydolunmamış kimse-ler. Vâridât-ı mektûme : deftere geçirilme-yerek şahıs elinde kalan devlet geliri.

mektûm mühimme : tar. Osmanlı

Devleti'nde Bâbıâlî'den gizli olarak yazılan ferman ve hükümlerin kopyaları.

mektûmat مكتومات ai mektûme'nin c.(: hükümeten kaçırılarak, gizli tutulan, yazdırılmayan vergi, gelir, nüfus, mal. ["mektûmat" evvelce, ekseriyâ me'murlar tarafından "ihtilasat" mânâsına kullanı-lırdı].

mekuk مكوك )..( : mekik, dokumacılıkta "atkı" veya "argaç” denilen ve enine olan iplikleri uzunlamasına olanların arasından geçirmeye yarayan masuralı âlet.

كول

me'kûlât): eklolunmuş,

me'kûl'ün c.): yiyecek-

yuksel dedi ki...

Ceza amelin cinsine göredir. (21. Mektup) 241.

Cezası çekilen suça tekrar ceza verilmez. (T.H.) 358:Esk. haya.

Ceza günahın lâzım-ı zâtisidir. (Sn.) 21.

Her hükümetin bir kanunu var. O kanuna göre ceza verir, (T.H.) 229:Esk. hayatı

İki ceza birden verilmez. (M.) 417:29. Mektup, Es'ile-i Sitte, 5. si İstanbul'da bir esnafın cinayetiyle Bağdat'daki bir esnafı ceza-landırmak. (M.) 66:16. Mektup, 2. nokta

Tesirli ceza Allah'ın emirleri namıyla olur. (H.Ş.) 83:6. kelime

CİFİR VE EBCED HESABI

Âlimler ve cifir hesabı. (S.T.) 80:1. Şua

Asr-1 Saadette cifir. (S.T.) 45, 80:27. Mektup, 1. Şua

Asr Sûresi, 2. Dünya Savaşı'nın Anadolu'ya sıçramayacağını müjde verir. (E.L.) 1:25.

Cifir hesabı. (K.L.) 15, 36, 41, 51, 54, 136, 137, 140, 151, 152; (L.N.) 79, 80.

Cifir ilmi meraklı ve zevkli bir meşgaledir. (L.N.) 79.

Cifir ilminin üstadı Hz. Ali'dir. (S.T. Ten.) 150, 161:28. Lem'a; (S.T.) 80.

Edebiyatçıların cifir hesabını kullanmaları. (S.T.) 80:1. Şua Fil Sûresinin cifir hesabı. (K.L.) 169; (S.T.) 45.

Gıybeti zecreden âyetin cifir hesabı. (S.T.) 53:27. Mektup

"inne'l-insane le yetka" âyetinin cifir hesabı taguta bakıyor. (E.L.) 25.

İslamın başına gelen rejim (1333'de). (K.L.) 74.

Kur'ân kelimesinin cifir hesabı. (M.) 415:29. Mektup, 6. kısım, Kudsî bir Tarihçe

Risale-i Nurlarla ilgili bir cifir hesabı. (S.T. Ten.) 150:28. Lem'a Tevâfuk cifir ilminin anahtarlarındandır. (S.T.) 129:8. Lem'a

Yakın tarihle ilgili bazı hesaplar. (Tils.) 172-176.

FIHRIST/134

yuksel dedi ki...

CİHAT

Asrımızın cihadı iman-ı tahkiki kılıncıyla olur. (Ş.) 228:11. Şua 11. mesele; (H.Ş.) 41.

Bediüzzaman, cihat ile ubudiyet ve takvâyı beraber götürdü.

(S.) 711:Konferans Bu zamanın cihadı muhabbet ve sevdirmekledir, korkutmakla değil. (Mk. İç. R.) 2:298.

Cihad farz-ı kifaye iken farz-ı ayın olmuş. (H.Ş.) 151:2. zeylin 2. kıs

Cihad-1 haricîyi Şeriatın kesin delillerinin elmas kılınçlarına ha-

vale edeceğiz. (D.H.Ö.) 64; (T.H.) 54; (Mk. İç. R.) 2:272.

Fen ve sanat silahıyla îlây-ı kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehil, fakr ve ihtilaf-1 efkara karşı cihad edeceğiz. (D.H.Ö.) 64; (T.H.) 64.

Hac ve zekât gibi cihatta da niyetin tasarrufu azdır. (H.Ş.) 151: 2. zeylin 2. kısmı

Hariçteki cihad başkadır, dahildeki başkadır. (E.L.) 1:39, 2:214. Hayatı koruma cihadı. (S.) 57:10. Söz

Herkes kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asga-rında cihad-1 ekber ile mükelleftir. (D.H.Ö.) 62; (T.Н.) 53.

İhtilafa karşı ittihatla cihad edeceğiz. (Mk. İç. R.) 2:273.

Mânevî cihad. (E.L.) 2:214, 217.

Müslümanların vazifesi Allah yolunda cihat etmektir. (E.L.) 2:57.

Savaşta karşı tarafın çocukları. (E.L.) 1:39. Zârurete karşı çalışmakla cihat edeceğiz. (Mk. İç. R.) 2:272.

yuksel dedi ki...

3204- Gece yansı gök kapılan açılır bir münadi seslenir: "Dua eden yok mu? Duası kabul edilecek. İsteyen yok mu? Dilegi verilecek. Sikuntida olan yok mu? Sikintisi bertaral edilecek." Oşür alıcı ile zaniye kadının dualan kabul edilmez. Bü-yük cürüm işledikleri için bunlardan başka tüm müslümanlann yaphiklan duayı Allah kabul eder.

٣٢٠٥- تفتح أبواب الجنة يوم الأثنين ويوم الخميس فيغفر الله فيهما لكن عبد مسلم لا يُشرك بالله شَيْئًا إلا رجلاً كانت بينه وبين أخيه شحناء فَيُقَالُ انْظُرُوا هَذَيْن حَتَّى يَصْطلحا (م) وابن زنجويه د ت حب عن أبي هريرة)

3205- Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapılan açı-Ir. Allah kendisine ortak koşmayan her müslüman kulunu affe-der. Ancak din kardeşi ile kendi arasında dargınlık bulunan kim-seyi bağışlamaz. "Birbirleri ile barışıncaya kadar bekletin." bunla-n emrini verir.

٣٢٠٦ - تُفْتَحُ فِيهِ يَعْنِي فِي رَمَضَانَ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ وَتُغْلَقُ فِيهِ أَبْوَابُ النَّارِ وَتُغَلُّ فِيهِ الشَّيَاطِينُ وَيُنَادِى مُنَادٍ كُلَّ لَيْلَةٍ يَا بَاغِيَ الْخَيْرِ هَلُمَّ وَيَا بَاغِيَ الشَّرِ أقصر (ن حب عن عتبة بن فرقد)

3206- Onda (Ramazan ayı kastediliyor) cennet kapıları

açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur. Her gece biri şöyle seslenir: "Ey hayn isteyen gel. Ey şer isteyicisi geri dur."

۳۲۰۷ - تَفَكَّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ قِيَامٍ لَيْلَةٍ (صالح ابن احمد في كتاب التبصرة

مرفوعا عن انس ابو الشيخ في العظمة

3207- Bir saat düşünmek, bir gecelik ibadetten daha iyi-

dir.

۳۲۰۸ - تَفَكَّرُوا فِي كُلِّ شَيْءٍ وَلاَ تَفَكَّرُوا فِي ذَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ بَيْنَ السَّمَاءِ

-767

yuksel dedi ki...

Tiyb çok zordur.
dükkanı kapatıp camiye gidersen Tiyb olur.
cemaat le kilamazsan namazı tiyblikten çıkar.
Mehmed Zahid kotku
Akra fm.

YanıtlaSil

yuksel1 Haziran 2026 08:21
Tiyb çok temiz helal demek tir.

yuksel dedi ki...

KÜTÜPHANE DOĞUMHÂNE OLDU

İmam Süyûtî, 3 Ekim 1445'te Kahire'de doğdu. Annesinin Türk veya Çerkez asıllı bir câriye oldu-ğu belirtilir. Babası vefât edince altı yaşında yetim kaldı. Aile bü-yükleri tarafından himaye edildi ve dinî ilimler tahsil etti. Sekizin-de hafız oldu, on yedisinde kitap te'lif etti, on sekizinde ders ver-

meye başladı. Tefsir, hadis ve fi-kıh ilimlerinde derinleşti. İmam Süyûtî, 18 Ekim 1505 tarihinde vefat etti. Kabri, Kahirededir.

*

İmam Süyûtîye «İbnü'l-Kü-tüb> yani «Kitapların Oğlu» de-nirdi. Zira ilim ehli olan babası bir gün mütalâa etmek üzere hanımın dan bir kitap isteyince, hanımı kü-tüphaneden kitabı getirmeye git-ti. Kitapların arasında iken sancısı

başladı ve İmam Süyûtîyi bu kü-tüphanede doğurdu. (Kamil ÇAKIN, Celaleddin es-Süyüti», Dini Araştırmalar Dergisi, Ankara, 2001, c. 4, s. 10,7-8)

yuksel dedi ki...

kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu kaldıracak; sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra ısıran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.

٣٢٣٤ - تَكُونُ لَأَصْحَابِى زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد بن الحنفية عن ابيه)

3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.

٣٢٣٥ - تَكُونُ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ أَيَّامٌ يُرْفَعُ فِيهَا الْعِلْمُ وَيُنْزَلُ فِيهَا الْجَهْلُ وَيُكْثَرُ فِيهَا الْخَرَجُ وَالْهَرَجُ الْقَتْلُ (هـ عن ابن مسعود)

3235- Kıyamet öncesi öyle günler olacak ki, o günlerde ilim kalkacak, cehalet yaygın hal alacak, cinayetler çoğalacak.

٣٢٣٦- تَكُونُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ بَنِي الْأَصْفَرِ هُدْنَةٌ فَيَغْدِرُونَ بِكُمْ فَيَسِيرُونَ إِلَيْكُمْ فِي ثَمَانِينَ غَايَةً تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اِثْنَى عَشَرَ أَلْفًا (هـ عن عوف بن مالك)

3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hi-yanette bulunup her birinin altında on iki bin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.

۳۲۳۷- تَكُونُ اَرْبَعُ فِتَنِ الأُولَى يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالثَّانِيَةُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ وَالثَّالِثُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ الْفَرْجُ وَالرَّابِعَةُ الدَّجَّالُ (نعيم عن عمران بن حصين

3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öl-dürmek helal sayılacak. İkincisinde hem o, hem de mal, üçüncü-sünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.

۳۲۳۸ - تَكُونُ أَمَامَ الدَّجَّالِ سِنُونٌ خَوَادِعُ يُكْثَرُ فِيهَا الْمَطَرُ وَيُقَلُّ فِيهَا

774

YanıtlaSil

yuksel4 Haziran 2026 00:20
النبتُ ويُكذِّبُ فيها الصَّادِقُ ويُصَدِّقُ فيها الْكَاذِبُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ ويُحوِّنُ فيها الأمين وتنطق فيها الرويبضة قيل يا رَسُولَ اللهِ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ من لا يُوبه له (طب عن عوف بن مالك)

3238- Deccal'den önce aldatıcı yıllar olacak. O yıllarda yağmur çok, bitki az olacak, doğru söyleyen yalanlanacak, yalan söyleyense doğrulanacak, haline güvenilecek emin olan kişi hain sayılacak, Ruvaybıza konuşacak. "Ruvaybıza nedir ey Allah'ın Ra-sulü?" diye sordular. "Ruvaybıza, kendisine önem verilmeyen ki-şi." buyurdu.

۳۲۳۹- تَكُونُ بَيْنَ النَّاسِ فِرْقَةً وَاخْتِلافُ فَيَكُونُ هَذَا وَأَصْحَابُهُ عَلَى الْحَقِّ

يعنى عَليًّا (طب عن كعب بن عجرة)

3239- İnsanlar arasında ayrılık ve ihtilaf olacak, bu ve arkadaşları doğru yol üzere olacaklar. (Hazreti Ali kastediliyor.)

٣٢٤٠ - تَمَنَّوْا الْمَوْتَ عِنْدَ خِصَالِ سِنّ عِنْدَ إِمَارَةِ السُّفَهَاءِ وَبَيْعِ الْحُكَمِ وَاسْتِخْفَافِ بِالدَّمِ وَكَثْرَةِ الشَّرْطِ وَقَطِيعَةِ الرَّحْمِ وَنُشُوءٍ يَسْتَخْذُونَ الْقُرْآنَ مَزَامِيرَ يُقَدِّمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنَيَهُمْ وَلَيْسَ بِافْقَههم (طب عن عابس لغفارى)

3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü te-menni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki, in-sanlar kendilerinden çok daha az bilgisi bulunan adama gelip ondan medet umarlar.

٣٢٤١ - تَنَاصَحُوا فِي الْعِلْمِ وَلاَ يَكْتُمُ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَإِنَّ خِيَانَةً فِي الْعِلْمِ أَشَدُّ مِنْ خِيَانَةٍ فِي الْمَالِ (حل عن ابن عباس)

3241- İlimde birbirinize yardımcı olun. Kimse kimseden ilmi gizlemesin. Çünkü ilimde hıyanet, maldaki hıyanetten daha şiddetlidir.

775-

yuksel dedi ki...

DAVASIZ MÜSLÜMANLAR!

Hasan KONÇ hasankonc1453@hotmail.com

<> suâlini sormayan,

Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar! Kālû belâ ahdine bedenini yormayan,

Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

Bir kötülük görünce; «Aman bana ne!» diyen, Haramı ayırmadan helâle katıp yiyen, Tefekkürden uzakta gaflet gömleği giyen;

Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

Haksıza mütebessim, zâlimin yalakası, Olmaz ki böylesinin mertlikle alâkası, Hiç umrunda değilse ölümsüzlük hırkası; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

Duvardan, taştan farksız; his yoksulu, kof kaya, Kaybetmişse edebi, uğramamışsa hayâ, Değişmez hasletiyse fitne, fesat ve riyâ; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

yuksel dedi ki...

Şu karanlık dünyada yol alınmaz güneşsiz, Dâvâ adamı olmaz; gözyaşsız, kalp ateşsiz, Er meydanında kayıp, ancak reklâmda eşsiz;

Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

Gönlü gülzâr eyleyip, kalbini açmak gerek, Nefsi put eyleyenden hemence kaçmak gerek! Sırât'ın üzerinden huzurla geçmek gerek! Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

Hasenî niyet ile hakkı haykır sözünden, Aldatma hiç kimseyi, hile saçma özünden, Aşkla yürü her dâim, can Nebî'nin izinden; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

عر

YanıtlaSil

yuksel5 Haziran 2026 05:45
Muhteşem Bir Máziden İhtişamlı Yaunlara...

YUZAKI

YIL 21 ARALIK 2025

AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSİ

Fecre andolsun!.. (Fecr, 1)

"Bu can bu tende oldukça;

Hazret-i Kur'ân'ın kölesiyim,

Hazret-i Muhammed Muhtar'ın

mübarek yolunun toprağıyım."

مَنْ بَنْدَهِ قُرْآنَمْ أَكَرْ جَانْ دَارَمْ مَنْ خَاكِ رَهِ مُحَمَّدٌ مُخْتَارَمْ

yuksel dedi ki...

abdest al (elini, ağzını ve) zekerini (tenasül uzvunu) yıka, sonra u-yu.

٣٢٥٢ - تَيَاسَرُوا فِي الصَّدَاقِ فَإِنَّ الرَّجُلَ لَيُعْطِي الْمَرْئَةَ حَتَّى يَبْقَى ذَلِكَ فِي نَفْسِهِ عَلَيْهَا حَسِيكَةً" (عب والخطابي عن ابن ابي حبيب مرسلا)

3252- Mehir hususunda kolaylık gösterin. Çünkü kişi ka-dına (mutaddan fazla) mehir verirse bu nefsinde evlendiği kadına karşı bir düşmanlık olarak kalır.

حرف الثاء

٣٢٥٣ - ثَلاثَ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِ حَلَاوَةَ الإِيمَانِ أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءُ لاَ يُحِبُّهُ إِلَّا لِلَّهِ وَأَنْ يَكْرَهُ أَنْ يَعُودَ فِي الْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنْقَذَهُ اللهُ مِنْهُ كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُلْقَى فِي النَّارِ (ط خ م م ت ن هـ حب طب عن انس وابي امامة

nı bulur: 3253- Üç şey vardır ki, bunları hisseden kişi imanın tadı-

malı, a) Allah ve Rasulü kendisine herşeyden fazla sevimli ol-

b) Kişi sevdiğini ancak Allah için sevmeli,

c) Allah kendisini küfür belasından kurtardıktan sonra,

tekrar küfre dönmekten ateşe atılmak gibi ürküp nefret etmeli.

٣٢٥٤ - ثَلَاثُ دَعَوَاةٍ لاَ تُرَدُّ دَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ وَدَعْوَةُ الصَّائِمِ وَدَعْوَةُ الْمَسَافِرِ (ابو الحسن بن مهروية في كتاب الثلاثيات ق ض عن انس)

3254- Üç dua vardır ki, katiyyen geri çevrilmez:

a) Babanın çocuğuna duası,

b) Oruçlu kimsenin duası,

c) Misafirin duası.

-778

YanıtlaSil

yuksel6 Haziran 2026 00:39
٣٢٥٥- ثلاث فيهنَّ شَفَاءٌ مِنْ كلّ دَاءِ إِلا السَّامَ السَّنَا وَالسَّنُوتَ قَالَ

مُحَمَّدٌ وَنَسِيَتْ الثَّالِثَةَ (ن ض وسمويه عن انس)

3255- Üç şey var ki, ölümden başka her şeye şifadır:

a) Sinameki,

b) Bal.

Ravi dedi ki: "Üçüncüsünü unuttum."

٣٢٥٦ - ثَلَاثَ مِنْ أَصْلِ الإِيمَانِ الْكَفُّ عَمَّنْ قَالَ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَلَا نُكَفِّرُهُ بِذَنْبٍ وَلَا تُخْرِجُهُ مِنَ الإِسْلامِ بِعَمَلٍ وَالْجِهَادُ مَاضٍ مُنْذُ بَعَثَنِيَ اللَّهُ إِلَى أَنْ يُقَاتِلُ آخِرُ أُمَّتِي الدَّجَّالُ لَا يُبْطِلُهُ جَوْرُ جَائِرٍ وَلَا عَدْلُ عَادِلٍ وَالْإِيمَانُ بِالْأَقْدَارِ كلها (د وابن منيع ق ض عن انس)

3256- Üç şey var ki, imanın aslındandır:

a) Lâ ilâhe illellâh diyene ilişmemek, Biz bunu diyen kimseyi, günahı yüzünden tekfir etmeyiz ve işlediği herhangi bir kötü amel sebebiyle de İslam'dan çıkarmayız.-

b) Cihat ki, beni Allah, peygamber olarak gönderdiği günden, ümmetimin en sonu Deccal'ı öldürünceye kadar devam edecektir. Onu ne zalimin zulmü ne de adilin adaleti katiyyen ip-tal edemez.

c) Bütün kaderlerin Cenabı Hakk'ın takdir ettiği zaman-da meydana geleceğine iman etmektir.

٣٢٥٧ - ثَلَاثَ لَنْ تَزَلَنَّ فِي أُمَّتِي التَّفَاخُرُ بِالْأَحْسَابِ وَالنِّيَاحَةِ وَالْأَنْوَاءِ (ع

3257- Üç şey vardır ki, ümmetimde devam edecektir:

ض ن عن انس)

a) Soylarla övünmek,

b) Ölünün ardından ağlamak,

c) Yıldızlarla yağmur istemek.

٣٢٥٨ - ثَلاثُ لا يَحِلُّ لَأَحْدٍ أَنْ يَفْعَلَهُنَّ لَا يَؤُمُّ رَجُلٌ قَوْمًا فَيَخُصُّ نَفْسَهُ

779

yuksel dedi ki...


MKSEARCH PROJESİ

(11.08.1966 -10.12.1972)

Önceki projenin bir varyasyonu. Amaç, düşman ajanlardan bilgi almak için "doğruluk serumu" niteliğinde bir madde geliştirmekti. Program ayrıca "uyuyan ajan" (zihinsel olarak programlanmış, gerektiğinde harekete geçirilen tetikçi) yaratılmasına yönelik çalışmaları da kapsıyordu.

Sao Paulo,

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:16
PAPERCLIP OPERASYONU

(1945-1947)

Nükleer, kimyasal ve balistik silahlar alanında Nazi rejimi için çalışmış Alman bilim insanları ve mühendislerin gizlice kaçırılarak ABD'ye transfer edilmesini amaçlayan operasyondu.

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:17
PHOENIX PROJESİ

(Ocak 1968 - Ağustos 1971)

Vietkong destekçilerini hedef alan gözaltı ve öldürme programi. Güney Vietnam'da binlerce sivilin

hayatını kaybetmesine yol açtı

HINT

OKY

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:19
CIA GİZLİ OPERASYONLARI

Komünizmin yayılmasına karşı yürüttüğü mücadelede CIA'in gizli operasyonları dünyanın dört bir yanına yayıldı. Ancak kendi kuruluş yasalarında yer alan hükümlerin aksine, kurum en gizli deneylerinden bazılarını Amerikan vatandaşları üzerinde de gerçekleştirdi.

CIA'İN EN ÜNLÜ PROJELERİ

CIA H

Doktor

canlı b

yerles

icin h

amel

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:21
CIA HİÇ HAYVANLARI CASUS OLARAK KULLANDI MI?

BU DÜŞÜNCEL

nyanın e, kurum

Doktor Sidney Gottlieb tarafından hazırlanan MKULTRA projesi raporuna göre, CIA bir kediyi canlı bir "keşif aracı"na dönüştürmeye çalıştı. Ajanlar hayvanın içine kablolar ve piller yerleştirdi. Kedi aç bırakılarak gözetleme alanında kalması sağlandı. Hayvan nihayet görev için hazır hale geldiğinde ise, sokağı geçerken bir kamyonun çarpması sonucu öldü. Kedinin ameliyatı ve boşa giden ekipmanların maliyeti, o dönemin parasıyla 15 bin dolan buldu.

LSD

GE

KUZEY

AUZ

Ca

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:24
CENTRAL INTELLIGENCE

GİZLİ

SERVİSLER

GÖLGELERDE GİZLENEN AJANLAR VE KİMSENİN GÖRÜP BİLMEDİĞİ, ADI KONMAMIŞ SAVAŞLAR

FBI

FB

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:26
akasya akasya, kitap

ANKARA'DA GİZLİ İSRAİL

DEVLETİ Mİ VAR?

Hasan DEMİR

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:28
GİZLENEN AJANL

DİĞİ, ADI KONY

F

OPERASYONLAR at beglama faaliyetleri, aikastlar ve daha fazlas

ALİ KUZU

HEDEF TÜRKİYE

KUTSAL KASE

Yabancı istihbarat kuruluşlarının Kutsal Kase'si Türkiye'dir. Kutsal Kase Türkiye, çok acıdır ama bir casus cennetidir. ABD, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa, İran ve benzeri ülkelerin casusları Türkiye söz konusu olduğunda, almış oldukları eğitimlerinin "gizlilik" gibi teknik düzeydeki temel hususları bir kenara bırakarak, pervasızca "icra-i faaliyet" gösterebilmektedirler.

"CIA ve KGB kızdıkları bazı ülkelerde, doğruluğu hakkında kesin bilgilere sahip olunmayan belgeleri, o ülkelerde tiraji yüksek olmayan gazetelere ulaştırırlar ve ülkeyi birbirine katarlar. Belge gercekmiş, değilmiş kimse üzerinde durmazdı önceleri... Bu belgeyi alanlar da 'Bu belgeyi bana neden verdiler? Amaçları nedir?' diye en ufak bir sorgulama yapmadan yazar... O ülkelerde bunlar hep oldu..."

Ali Kuzu'nun kaleminden yabancılar için Kutsal Kase olarak görülen ülkemiz üzerinde oynanan tüm oyunlardan haberdar olacaksınız.

50 00

HPC

www.kariyeryayinlari.com twitter.com/Kariyer Yayin

00

YanıtlaSil


Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
HUD A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
İBRAHİM A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
SALİH A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır

yuksel
Vasiyet ve mustafa
Profili ziyaret edin
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir

yuksel dedi ki...

yuksel7 Haziran 2026 09:08
ZR/RIFLE PROJESİ

(30 Ekim 1960 - 22 Ekim 1970)

ABD'nin çıkarlarına karşı duran ülkelerin

liderlerine yönelik suikastlar gerçekleştirmek amacıyla oluşturulmuş gizli bir CIA programı.

PAS OKY

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:10
(07.08.1960 - 22.10.1962)

Fidel Castro'yu herhangi bir yolla ortadan kaldırmayı hedefleyen planlar bütünü. Bu operasyon, Kennedy yönetimi döneminde ZR/RIFLE projesi kapsamındaki tüm eylemleri bu hedef etrafında yoğunlaştırdı.

k

CIA, 1940'lardan 1970'lere uzanan dönemde komünizme karşı yürüttüğü amansız mücadele kapsamında dünyanın dört bir yanında gizli operasyonlar gerçekleştirdi

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:12
MKULTRA PROJESİ

(13.04.1953-14.08.1964)

Uyuşturucular, cerrahi müdahaleler ve psikolojik testler kullanarak

zihin kontrolü yöntemleri

Boston

geliştirmeyi amaçlayan program

yuksel dedi ki...

üş

E

PİYON DEYİP GEÇME, GÜN GELİR ŞAH OLUR

SAHA DA FAZLA GÜVENME, GÜN GELİR MAT OLUR

yuksel dedi ki...

وَلاَ يُرَانِى بِشَيْئٍ مِنْ عَمَلِهِ وَإِذَا عُرضَ عَلَيْهِ أَمْوَانِ أَحَدُهُمَا لِلدُّنْيَا وَالآخر

للآخِرَةِ اِخْتَارَ أَمْرَ الآخِرَةِ عَلَى الدُّنْيَا (كر والديلمي عن ابي هريرة)

3314- Üç şeyi kendinde bulunduran, kâmil bir iman elde etmiş olur:

a) Allah yolunda kınayıcının kınamasından korkmamak,

b) Yaptığı amellere en küçük bir riya dahi karıştırma-

mak,

c) Biri dünya diğeri ahiret olan iki iş kendisine sunuldu-ğunda, ahiretinkini tercih etmek.

٣٣١٥ - ثَلاثَةٌ إِذَا رَأَيْتَهُنَّ فَعِنْدَ ذَلِكَ إِخْرَابُ الْعَامِرِ وَعِمَارَةُ الْخَرَابِ وَأَنْ يَكُونَ الْمَعْرُوفُ مُنْكَرًا وَأَنْ يَكُونَ الْمُنْكَرُ مَعْرُوفًا وَأَنْ يَكُونَ الْمَعْرُوفُ مُنْكَرًا وَأَنْ يَكُونَ الْمُنْكَرُ مَعْرُوفًا وَأَنْ يَتَمَرَّسَ الرَّجُلُ بِالْأَمَانَةِ تَمَرُّسَ الْبَعِيرُ بِالشَّجَرَةِ

ابو مندة كر عن عروة

3315- Şu üç şeyi gördüğün vakit, mamur olan şey hara-ba, harab olan şey de mamura çevirilmiş demektir (kıyametin kopması yakındır):

a) Ma'ruf (dine uygun) olan şeyin münker,

b) Münker olan şeyin ma'ruf sayılması,

c) Kişinin emaneti, devenin ağacı kemirdiği gibi kemir-

mesi.

٣٣١٦ - ثَلاثَةٌ لاَ يَرُدُّ اللَّهُ دُعَانَهُمْ الذَّاكِرُ اللهَ كَثِيرًا وَدَعْوَةَ الْمَظْلُومِ وَالْإِمَامُ الْمُقْسِطُ (هب عن ابي هريرة)

3316- Üç kişinin duasını Allah geri çevirmez: Allah'ı çok zikredenin duası, mazlumun duası, adil hükümdarın duası.

٣٣١٧ - ثَلَاثَةُ اَصْوَاتٍ يُبَاهِي اللهُ عَزَّ وَجَلَّ بِمِنَّ الْمَلَئِكَةَ الْأَذَانُ وَالتَّكْبِيرُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَرَفْعُ الصَّوْتِ بِالتَّلْبِيَة (ابن النجار والديلمي عن جابر)

3317- Üç ses vardır ki, Allah onlarla meleklerine karşı if-

795

yuksel dedi ki...

Ümmetim onbeş kötü hasleti işlerse başlarına gelecek belayı hak etmişlerdir.

- Yâ Resulellah! Onlar nelerdir?

Ganimetin (Devlet malının) muayyen kişiler arasında dolaş-ması. Emanetin ganimet bilinmesi. Zekâtın ağır bir cereme kabul edil-mesi. Kişinin karısına itaat edip annesine karşı gelmesi. Arkadaş ve dostlarına iyi davranıp, babasına cefa etmesi. Mescidlerde yüksek sesle konuşulması. En alçak ve adi kimselerin idareci olarak başa

549

YanıtlaSil

yuksel14 Haziran 2026 01:08
geçmesi. Şerrinden korkularak kişiye ikram ve itibar edilmesi. İçki İçmenin yaygın hale gelmesi. Erkeklerin ipekli elbise giymesi. Şar-kıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinilmesi. Bu ümmetten, sonunun geç-mişlerine lânet okuması.

İşte o zaman bir kızıl rüzgâr veya yere batma veya kılık değiş-tirme gibi bir belâ beklesinler.» (Tirmizî)

«Karanlık gece kıtaları gibi fitnelerden önce iyi amellere koşun. Bu karışıklıklar içinde, kişi mümin olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlayacak ve mümin olarak akşamlayıp kafir olarak sabahlaya-caktır. Onlardan biri, dünyanın değersiz bir metai mukabilinde dini-ni satacaktır.» (Tirmizî).

<>> (Tirmizî).

<<Buhranlı zamanlarda ibadet bana hicret gibidir.» (Müslim) «Allah-ü Teâlâ'nın kıyamet emri gelinceye kadar ümmetinden

Hakk'a yardımcı olan bir zümre daima bulunacaktır. Muhalefet eden-ler onlara zarar veremeyecektir.» (Ebu Davud)

550

yuksel dedi ki...

"Devletin

derini olmaz hukuku

99 olur

Dervişoğlu

İYİ Parti lideri Müsavat Der-vişoğlu: 'Derin devlet' safsata sını kökünden reddediyoruz.

4TE

yuksel dedi ki...

sistemin bir parçası haline ge-nin tirdiğini kaydetti. Dervişoğlu, "Türk siyasetini zehirleyen de-rin devlet safsatasını kökünden reddediyoruz. Bizim felsefe-miz nettir; bir devletin derini olmaz, hukuku olur" ifadelerini

yuksel dedi ki...

3577- İslam'ın en yüksek zirvesi, Allah yolunda savaş-maktır. Ona ancak üstünleri nail olur.

٣٥٧٨- ذَكَاةُ الْجَنِينِ ذَكَاةُ أُمِّهِ" (الدارمي د والبغوى والشاشي حل ك ق ض عن جابر طب ك حم ت د ع هـ حب قط عن ستة آخر)

3578- Ceninin (hayvanın karnındaki yavrunun) boğaz-lanması, annesinin kesilmesi ile tahakkuk eder.

٣٥٧٩ - ذَكَاةُ الْجَنِينِ إِذَا أَشْعَرَ ذَكَاةُ أُمِّهِ وَلَكِنَّهُ يُذْبَحُ حَتَّى يَنْصَابُ مَا فِيهِ مِنَ الدَّمِ (ك عن ابن عمر)

3579- Tüylenmiş canlı yavrunun boğazlanması, annesi boğazlandığında tahakkuk eder. Lakin o yavru helal olmadığın-dan değil de ondaki kanın dökülmesi için kesilir.

٣٥٨٠ - ذِكْرُ الأَنْبِيَاءِ مِنَ الْعِبَادَةِ وَذِكْرُ الصَّالِحِينَ كَفَّارَةُ الذُّنُوبِ وَذِكْرُ الْمَوْتِ صَدَقَةٌ وَذِكْرُ النَّارِ مِنَ الْجِهَادِ وَذِكْرُ الْقَبْرِ يُقَرِّبُكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ وَذِكْرُ الْقِيَامَةِ يُبَاعِدُكُمْ مِنَ النَّارِ وَأَفْضَلُ الْعِبَادَةِ تَرْكُ الْخِيَلِ وَرَأْسُ مَالِ الْعَالِمِ تَرْكُ الْكِبْرُ وَثَمَنُ الْجَنَّةِ تَرْكُ الْحَسَدِ وَالنَّدَامَةُ مِنَ الذُّنُوبِ التَّوْبَةُ الصَّادِقَةُ الديلمي عن معاذ)

3580- Peygamberleri anmak ibadet sayılır. Salihlerden söz etmek günahlara keffaret sayılır. Ölümü hatırlamak sadaka-dır. Cehennemi hatırlamak cihat sayılır. Kabri hatırlamak sizi cennete yaklaştırır, kıyameti hatırlamak sizi ateşten uzaklaştırır. En üstün ibadet, hileleri bırakmaktır. Alimin sermayesi kibiri terk et-mektir. Cennetin sermayesi ise hasedi terk etmektir. Günahlara karşı pişmanlık duymaksa gerçek tevbenin tâ kendisidir.

٣٥٨١ - ذَنْبٌ عَظِيمٌ لاَ يَسْأَلُ النَّاسُ اللَّهَ الْمَغْفِرَةَ مِنْهُ حُبُّ الدُّنْيَا (الديلمي

عن محمد بن عمير)

3581- İnsanların Allah'tan affetmesini dilemedikleri bü-yük bir günah vardır. O da dünya sevgisidir.

856

YanıtlaSil

yuksel15 Haziran 2026 02:07
٣٥٨٢- ذنب العالم ذنب واحد وذنب الجاهِلِ ذَنْبَانِ الْعَالَمُ يُعَذِّبُ عَلَى ركوبه الذنب والجاهل يُعَذِّبُ على ركوبه الذَّنْب وَتَركُهُ الْعِلْم الديلمي عن ابن عباس)

3582- Alimin günahı bir günahtır. Cahilinki iki günahtır. Ålim, günaha düşmesi ile azap olunur. Cahil ise hem günaha düştüğü, hem de öğrenmediği için azap olunur.

٣٥٨٣ - ذَهابُ الْبَصَرِ مَغْفِرَةٌ لِلذُّنُوبِ وَذَهَابُ السَّمَعِ مَغْفِرَةٌ لِلذُّنُوبِ وَمَا نقص مِنَ الْجَسَدِ فَعَلَى قَدْر ذَلِكَ (عد والديلمي خط عن ابن مسعود)

3583- Körlük günahların mağfiret edilmesini sağlar, sa-ğırlık günahların affedilmesini sağlar. Cesetten eksik olan her a-za, kendi ölçüsü nisbetinde günahların affını sağlar.

حرف الراء

٣٥٨٤ - رَأَتْ أَمَى حِينَ وَضَعَتْنِي سَطَعَ مِنْهَا نُورٌ أَضَانَتْ لَهُ قُصُورُ بَصَرِي ابن سعد عن ابي العجفاء

3584- Annem beni doğurduğunda, kendinden bir nur yükselip ta Basra'nın köşklerini aydınlattığını gördü.

٣٥٨٥ - رَأَتْ أُمّى كَأَنَّهُ خَرَجَ مِنْهَا نُورٌ أَضَانَتْ مِنْهُ قُصُورُ الشَّامِ (ابن سعد عن ابي امامة

3585- Annem kendisinden bir nur çıkıp Şam saraylarını aydınlattığını gördü.

٣٥٨٦ - رَأْسُ الْعَقْلِ بَعْدَ الإِيمَانِ بِاللَّهِ الْحَيَاءُ وَحُسْنُ الْخُلْقِ" (الديلمي عن انس)

857

yuksel dedi ki...

11

ŞERH-1 DELAILÜ'L-HAYRAT VE ŞEVARİKİ'L-ENVAR

388

ten fini ve şevkan ileyhi. Ve tâzimen likadrihi. Ve likevnihi sallallahü teâlâ aleyhi ve selleme chlen lizâlike fet kabbelha minni bifadlike vec'alni min ibadikes sålihine. Ve veffıkni likıraetihā aleddevâmi bi-câhihi indeke ve sallallahü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ve selleme.

Açıklama:

Eûzü billahi mineşneştânirracim. Yâni:

Ben recim (koğulmuş) olan şeytandan, bu kitabı okurken vesveseye dalmaktan ve lafızlarını değiştirmekten şanı yüce Allah'a sığınırım.

Bismillahirrahmanirrahim. Yâni:

Allahü Tébareke ve Teâlâ'nın mübarek isimleriyle bu kitabı ve içindekileri okumaya başladım. Öyle Allahü Zülcelâli vel İkram ki dünyada ve âhirette bütün nimetleri vericidir.

Elhamdü lillahi rabbil âlemîn. Yâni:

Bütün hamd edicilerin hamdi, âlemlerin Rabbisi olan şanı yü-ce Allah'a mahsustur ve såbittir.

Hasbiyellahü ve ni'mel vekil. Yâni:

Her işte, benim hasebim ve yeterim ancak şanı yüce Allah-tır. Hassaten, bu kitap içinde olan salavat-ı şerifeleri okumakta O'na tam bir tevekkül ile tevekkül ettim ve yüz tuttum. Dilimi yanlış oku-maktan, düzensiz okumaktan ve kalbimi başka ayrı şeylerle uğraş-maktan korusun. O şanı yüce Allah ne güzel vekildir.

Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm. Yâni:

Lâyıksız, yakışıksız hallerden kendimi çevirmeğe ve bu kita-

bı ve içinde olan salavat-ı şerifeleri okumaya kuvvetim ve liyakatım, gücüm yoktur. Ancak engellerden, mâni şeylerden kurtuluş Hak Cel-le ve Alå'nın korumasiyledir. Okumağa kudret ve liyakat ancak yü-ce ve yüksek olan Hak Celle ve Alâ'nın yardımı iledir.

Allahümme innî überriü min havli ve kuvveti ilâ havlike ve kuv-

vetike. Yâni:

Ya Allah, ben kendimi kudret ve kuvvetimden uzak tutarım. Çünkü kuvvet ve kudret sendedir. Senin kudret ve inâyetinle sala-vatla meşgul olurum.

Allahümme etakarrebü ileyke. Yâni:

Ya Allah, ben sana tam bir yaklaşma ile yaklaşmayı murad ederim.

Bissalāti alâ seyyidinâ Muhammedin. Yâni:

Seyyidimiz ve büyüğümüz ve Efendimiz Muhammedil Musta-

yuksel dedi ki...

BİLGİ VE TEKNOLOJİ ÇAĞINDA İNSANLIK

İslam medeniyetinde okuma ve bilgi edinme ibadet olarak görülmüştür. Bilginin neticesi güzel ahlaktır. Bilgi, hikmet ve ahlak bir bütündür. İnsanı öte-leyen, huzur ve güvene katkı sunmayan, davranış güzelliğine dönüşmeyen bilgi muteber görülmemiştir. Bu inanç ve gayeyle Müslümanlar, 7. asırdan 17. asra kadar matematikten edebiyata, astronomiden sanata kadar ilmin her sahasında insanlığa öncülük etmişlerdir. Bilgiyi güç devşirip zayıfları ezmek, yeryüzünü sömürmek için kullanmamışlardır. Ürettikleri bilgi ve teknikle dünyayı imar etmiş, adalet ve merhametin teminatı olmuşlardır. Bugün yaşadığımız bilgi ve teknoloji çağındaysa ilahi kaynaklı bilgi hayatın dışına itilmiş; hikmet, irfan ve güzel ahlaktan soyutlanan bilgi, insafsız bir güce dönüşmeye başlamıştır. Hayatımız fiziksel bakımdan kolaylaşırken geleceğe dair umutlar azalmış. kaygılar artmıştır. Unutmayalım ki insanlığın huzuru, bilgiyi yönetenlerin vicdanına, insan ve âlem tasavvuruna, merhamet ve adalet anlayışına bağlıdır.

yuksel dedi ki...

٣٥٨٨ - رَأَيْتُ رَبِّي فِي الْمَنَامِ فِي صُورَةٍ شَاتٍ مُوَفِّرٍ فِي الْخُضْرِ عَلَيْهِ نَعْلَانِ مِنْ ذَهَبٍ وَعَلَى وَجْهِهِ فِرَاسٌ مِنْ ذَهَبٍ (طب في السنة عن ام الطفيل امرأة ابي بن كعب)

3588- Rabbimi rüyamda yeşillere bürünmüş bir genç şeklinde gördüm. Üzerinde altından iki nalin vardı. Yüzünün üze-rinde de altından bir örtü vardı.

yuksel dedi ki...

وَتَعَالَى وَعِزَّتِى وَجَلالِي لأَنْصُرَنَّكَ وَلَوْ بَعْدَ حِينٍ (ط حم ت حسن هـ ق عن ابي هريرة وروى حب صدره الى قوله المظلوم

3325- Üç kişinin duası reddedilmez: Adil hükümdar, oruçlunun iftar anındaki duası, bir de mazlumun duası. Allah onu bulutların üstüne çıkarır, ona gök kapılarını açar ve Rab Teba-rake ve Teala şöyle der: "İzzetim ve Celalim hakkı için bir zaman sonra dahi olsa mutlaka sana yardım edeceğim."

yuksel dedi ki...

مِنْ مَالِهِ وَمَا نَفَعَنى مَالٌ فِى الإِسْلَام مَا نَفَعَنى مَالُ أبي بَكْرٍ وَرَحِمَ اللهُ عُمَرَ يَقُولُ الْحَقَّ وَإِنْ كَانَ مُنَّا لَقَدْ تَرَكَهُ الْحَقُّ وَمَا لَهُ مِنْ صَدِيقِ وَرَحِمَ اللهُ عُثْمَانَ تَسْتَحْيِيهُ الْمَلَئِكَةُ وَجَهَّزَ جَيْشَ الْعُسْرَةِ وَزَادَ فِي مَسْجِدِنَا حَتَّى وَسِعَنَا وَرَحِمَ اللهُ عَليًّا اللهمَّ أدر الحقَّ مَعَهُ حَيْثُ دَارَ (ت) غريب وابو نعيم في فضائل الصحابة كر عن على وروى ك اخره)

3619- Allah, Ebu Bekir'i esirgesin. Bana kızını verdi, hic. ret yurduna iletti. Bilal'ı da kendi parasıyla azat etti. Bana İslam-'da faydalı olan mal, Ebu Bekir'in bana verdiği mal olmuştur. Al-lah Ömer'i de esirgesin. Acı olsa bile daima hakkı söylemiştir. Hak, Osman'ı da esirgesin. Melekler bile ondan haya ediyor. Kendi malından Tebük gazasında orduyu teçhiz etmiştir ve mes. cidimizi genişlettik ki şimdi hepimizi alacak kadar genişlemiştir. Allah Ali'yi de esirgesin. Allah'ım! Nerede olursa olsun, Hakk'ı o-nunla bulundur.

٣٦٢٠ - رَحِمَ اللهُ رَجُلاً قَامَ مِنَ اللَّيْلِ فَصَلَّى ثُمَّ أَيْقَظَ أَهْلَهُ فَصَلُّوا رَحِمَ اللَّهُ امْرَأَةً قَامَتْ مِنَ اللَّيْلِ فَصَلَّتْ ثُمَّ أَيْقَظَتْ زَوْجَهَا فَصَلَّى (ش عن الحسن مرسلا)

3620- Gece kalkıp namaz kılan, sonra çocuklarını kal-dırıp namazlarını kıldıran kişiye Allah rahmet etsin. Gece kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandırıp namaz kılmasına vesile olan kadına da Allah rahmet etsin.

٣٦٢١ - رَحِمَ اللهُ عَبْدًا سَمِعَ مَقَالَتِي فَحَفِظَهَا فَرُبَّ حَامِلِ فِقْهِ غَيْرُ فَقِيهِ وَرُبَّ حَامِلِ فِقْهِ إِلَى مَنْ هُوَ أَفْقَهُ مِنْهُ ثَلَاثُ لَا يَغُلُّ عَلَيْهِنَّ قَلْبُ مُؤْمِنٍ إِخْلَاصُ الْعَمَلِ اللَّهِ وَمُنَاصَحَةُ وَلَاةِ الْمُسْلِمِينَ وَلُزُومُ جَمَاعَةِ الْمُسْلِمِينَ" (طب وكر وابن قانع عن النعمان بن بشير عن ابيه)

3621- Sözümü duyup ezberleyen kişiyi Allah esirgesin.

Nice fakih var ki, gerçek fakih değildir. Nice hamil-i fıkıh var ki, fikhı kendisinden daha iyi anlayana ulaştırır. Üç şeyde mü'minin

866

yuksel dedi ki...

kalbi hıyanet etmez: Allah için amelde ihlasta, müslümanların ha-kimlerine öğütte bulunurken, müslüman topluluğundan ayrılma-makta.

٣٦٢٢ - رَحِمَ اللهُ الأَنْصَارَ وَأَبْنَاءَ الْأَنْصَارِ وَأَبْنَاءَ أَبْنَاءِ الأَنْصَارِ" (هـ عن كثير

بن عبد الله عن ابيه عن جده

3622- Allah, Ensar'a, çocuklarına, çocuklarının çocukla-rına rahmet etsin.

٣٦٢٣ - رَحِمَ اللهُ امْرَءً اِكْتَسَبَ طَيِّبًا وَانْفَقَ قَصْدًا وَقَدَّمَ فَضْلاً لِيَوْمٍ فَقْرَهُ وَحَاجَتَهُ (ابن النجار عن عائشة)

3623- Allah, helal kazanç elde edip israfa kaçmadan harcayan, fakir ve muhtaç kalacağı kıyamet günü için de (biraz muhtaçlara) ayıran kişiye rahmet etsin.

٣٦٢٤ - رَحِمَ اللهُ عَبْدًا كَانَتْ لأَخِيهِ عِنْدَهُ مَظْلِمَةٌ فِي عِرْضٍ أَوْ مَالٍ فَجَانَهُ فَاسْتَحَلَّهُ قَبْلَ أَنْ يُؤْخَذَ وَلَيْسَ ثُمَّ دِينَارٌ وَلَا دِرْهَمْ فَإِنْ كَانَتْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ حَسَنَاتِهِ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ حَمَّلُوا عَلَيْهِ مِنْ سَيِّئَاتِهِمْ (ط خ ت صحيح عن

ابي هريرة

3624- Irz veya mal bakımından, üzerinde bir müslüman kardeşinin hakkını taşıyıp da onunla ölmeden helallaşan kişiye Allah rahmet etsin. Çünkü orada kıyamette ne dinar var, ne de dirhem. Eğer sevapları varsa, hak sahibi tarafından sevapların-dan alınır, sevapları yoksa kendisine onların günahlarından yük-letilir.

٣٦٢٥ - رَحِمَ اللهُ حِمْيَرًا أَفْوَاهُهُمْ سَلامٌ وَأَيْدِيهِمْ طَعَامٌ وَهُمْ أَهْلُ أَمْنٍ وَإِيمَانٍ*

حم ت عن ابي هريرة هب عن الصنابحي)

3625- Allah Himyerlilere (Yemen'de bir kabile) rahmet etsin. Onların ağızlarından selam, ellerinden yemek eksik olmaz. Onlar ehl-i emanet ve imandır.

867

yuksel dedi ki...

Hikmetli foyler

"Sana niçin yaptığını sorduklarında, utanacağın ve yalanlamaya kalkacağın işleri yapmaktan çekin."

Hazret-i Ali (Radıyallahu Anh)

"Nefsin, azgın bir binek atından daha çok şiddetle gemlenmeye muhtaçtır,"

Hasen-i Basri (Rahmetullahi Aleyh)

"İnsanları iki şey mahveder: Fazla mal toplama hırsı ve çok konuşmak,"

İbrahim en-Neba'i (Rahmetullahi Aleyh)

"Müslüman o kimsedir ki, İslâm'ın emirlerine uyar, fakat İslam'ı kendine uydurmaya kalkmaz. İslam'ı kendine uydurmaya çalışan kimse, hakiki Müslüman olamaz."

Mahmud Efendi (Kuddise Sirrubů) Hazretleri

"Anneler helal yemeli, edepli olmalı. Zira kötü huylar anne sütüyle çocuğa geçer, ergenlikte ortaya çıkar."

İmam-ı Gazali (Rahmetullahi Aleyh)

"Nefse günahtan kaçmak, ibadet yapmaktan daha zor gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır."

İmam-ı Rabbani (Kuddise Sirrubů) Hazretleri

"Adâletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Sonunda büküm isabetli olsa da, geciken adalet zulümdür."

Orban Gàzi Hân (Rahmetullahi Aleyb)

YanıtlaSil

yuksel21 Haziran 2026 07:41
Hicret-i Nebeviyye Esas Alınarak Başlayan 1448. Hicri Yılbaşınızı Tebrik Eder ve Aşûrá Günümüzün İslâm Ümmetinin Halâsına Vesile Olmasını Cenâb-ı Mevladan Niyaz Ederiz!

Lalegtu

Aylık İlim, Kültür ve Fikir Dergisi

Lâlegül Dergisi Yıl:14 Sayı:160 Zülhicce - Muharrem 1447-1448

Haziran 2026 150t

yuksel dedi ki...

HAKİMİYYET YOLU

«Çocuklarınıza atıcılığı öğretiniz. Çünkü atıcıık düşmanı kırıp geçirir. (1)

Fezâ çağında müslümanlar kendilerini nasıl koruma-lıdır?

Bunu izah eden bir âyeti kerime ile birkaç hadisi şe-rif arzedeceğiz...:

(Küfür ehli «siz müslümanlara karşı bir millettir.)

...

Bir gün Peygamber Efendimiz bazı sahabeye:

<- Yakında diğer milletler, oburların yemek tabağı üzerine üşüşmeleri gibi üzerinize üşüşeceklerdir. diye bu-yurdular.

Meclisde bulunanlardan biri:

- O gün için biz sayıca az mı olacağız?

Peygamber Efendimiz:

<<<- Hayır! Hatta o gün bu gündeki olan sayımızdan pek fazlasınız. Ancak sel süprüntüsünden farkımız olma-yacak. Günahlarınızdan ötürü Allah düşmanınızın yüreğin-den sizin korku saçan heybetinizi sökecektir. Sizin yüre-ğinize de VEHEN atacaktır.»

Mecliste buluanların biri:

Vehen nedir ya Rasulallah?

(1) Cami'us Sağir: 5479. Cabir radiyallahu anh'den.

YanıtlaSil

yuksel22 Haziran 2026 09:00
<-Vehen: Sizin hayatta kalıp yaşamayı sevmeniz ve ölümden korkmanızdır. buyurdular. (2)

Bu hadisi şerif şimdi içinde yaşadığımız bir hakikatı tasvir etmektedir. İslâm milleti, ilk önce Endülüsü kaybet-tikten sonra Türkistan, Kırım, Balkanları kaybetmiştir. Halen Türkiyemiz Kıbrıs için, Arabistan, Filistin, Somali ve Sudan Eriterya bir harp içinde sayılırlar. Nijerya yeni harpten çıkmış ise de durumu ciddidir. Pakistan ile Hin-distan harpten harbe girerler. Bu hâli bu hadisi şerifin anlattışından daha açık anlatmak mümkün mü?

1 KORKUTMA YOLU :

Kur'an-ı Kerîm, böyle bir hale geldiğimizde kendi-mizi nasıl koruyacağımızı şöyle bildirmiştir:

«O kâfirler yakalarını kurtarıp geçtiklerini ve sizi âciz bırakacaklarını asla zannetmesinler. Siz de onlara karşı her türlü kuvveti hazırlayın, at yularından başlaya-rak ki, bununla Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınız olanları ve bunlardan başka sizin bilmeyip de Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutasınız.>>

(Enfal sûresi: A: 59-60)

Bu âyeti kerimede iki mühim mesele bulunmaktadır: Biri askerî hazırlık, diğeri de bu hazırlıktan istenilen ğâye.

Hazırlık noktasına gelince, bunu izah eden bir hadisi şerif müslimde ve Ebû Davûd'da rivayet edilmiştir ve anlamı şöyledir:

Enfal sûresindeki âyeti kerîme vahy edildikten sonra Peygamber Efendimiz bu kısmı tefsir ve izah ederlerken şöyle buyurmuşlardır:

(2) Süneni Ebi Dâvud, 2/426. Mec'mauz Zevaid, 7/287.

181

yuksel dedi ki...

lyi bilin ki, güç ve kuvvet atmaktadır. İyi bilin ki, güç ve kuvvet atmaktadır. İyi bilin ki, güç ve kuvvet at-maktadır.) (3)

Sîreti İbni Hişam da (4) Peygamber Efendimiz İslâm tarihinde kullanışı ilk sayılan Mancılık-ı Taif muhasara-sında kendi elleri ile ilk defa kullanmışlardır. (5)

***

Düşmana uzaktan atmak onunla karşı karşıya çarpış-maktan daha iyi ve daha fa'aldir. Kurşun, bomba ve füze atmak süngüden daha fazla korkutur, ancak süngünün fazileti bambaşka.

Sevgili Peygamberimiz, Enfal sûresindeki âyeti keri-mede zikredilen kuvveti atmak'ta olduğunu tekrarla bu-yurup bu hakikatı tesbit ediyorlar. Bu sebebten bizim bu kuvveti en önce elde etmemiz gerekirdi.

Bu hazırlıktan istenilen, insanları öldürmek, canla-rına kıymak değil; gaye, insan hürriyetine taarruz, az-gınlık ve ifsad edenlere mani olmaktır. Onları öldürmek değil, korkutmaktır.

(3) Müslim tefsir babı. Ebu Dâvud, 2/12.

(4) Taif Muhasarası.

(5) Bak teratib-ul İdariyye, 1/373.

82

YanıtlaSil

yuksel22 Haziran 2026 09:03
Bugünün iki büyük devleti, devamlı icad etmekte ol-dukları silahlarla birbirlerini korkuttukları gibi diğer devuetleri de yerlerinde durduruyorlar. Hatta isteklerini bildirmekle alıyorlar... Korkutmakta budur... Fakat fesada ifsada bürülüdür. Hürriyet ve adâlet bunun neresinde?...

2 KORUNMA YOLU:

Diğer bir hadisi şerif ise şöyledir:

(Batıdan bir fitne gelir, Doğudan da diğer bir fitne gelir, her ikisi de Şam'ın içinde karşılaşırlarsa; o zaman yerin altı yerin üzerinden daha hayırlıdır.) (6)

Arapçada Şam; Sûriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin'e verilen isimdir. Şam'ın içi ise, şimdiki mâlum olayların cereyan ettiği bölgedir.

Batıdan gelen fitne Avrupa ve Amerika'cılıktır ki, bu İsrail çehresinde görünüyor.

Doğu fitnesi de şimdiki doğu devletlerinin tutunduğu fikri dâvâdır ve bu dâvâ mâlum Arap devletleri tarafın-dan kiminin arzusu kiminin mecburiyeti sebebiyle güdül-mektedir.

Yerin altı yerin yüzünden daha hayırlı olduğuna ge-lince, o da şöylece îzâh edilir ki gâyemiz bu noktayı ar-zetmektir:

İslâmiyyet,

<<Düşmanla çarpışmayı dilemeyin fakat karşılaştığı-nızda çarpışın kaçmayın.»

diye buyurmaktadır. Böyle bir emirde bulunan Din, fit-nelerin geldiği bir anda yerin altını tercih edin diye emir buyurmaz. Bilakis çarpışmayı emreder. Şu halde düşma-nın atacağı BOMBA, FÜZE ve kurşun gibi uzaktan atılacak maddeler tehlikesinden korunmak için, yerin altı yerin yüzünden daha hayırlıdır, daha emindir, zafere daha elverişlidir, demek istenmiştir.

(6) Râmûz-ul Ahadis, Hadis nu. 443.

183

yuksel dedi ki...

3 SAVUNMA YOLU:

Diğer bir hadisi şerifde de şöyle buyrulmuştur:

(Son zaman yakın olunca Semâdan kazif (atmak) hasif (yıkıntı ve çöküntü) ve mesih (hilkat değişmesi) vaki olacaktır.)

İbni Mâce: 4062

Kazif, uçaktan atmakla ve Top, Füze fırlatmakla vaki olur.

Hasif ise, bu atma sonucu meydana gelecek yıkıntı ve çöküntüdür.

Mesih de, Amerikanın Hiroşima'ya attığı Atom bom-bası sonucu meydana geldi. O patlamadan ölmeyenlerin çoklarının hilkati değişmişti, hatta bunlardan doğan bazı çocuklar bozuk simālarla doğdukları resmen nakil edil-miştir.

Modern ilim, Bomba, Top, Füze ve Kurşun atışının ciddî te'sirinden dolayı yer altı sığınaklar kullanılmasını uygun görmüştür. Bilhassa Atoma karşı Kubbe biçiminde yer altı sığınakları düşünmüş ve bazı batı devletleri de bunu gerçekleştirmiştir.

184

YanıtlaSil

yuksel22 Haziran 2026 09:05
ŞU HALDE MÜSLÜMAN NE YAPMALI?

1 Fezâ hâkimiyyetini sağlamalı,

2 Düşman saldırısından canını kurtarmak ve düş-manı yıldırmak için düşmanın Fezâdan veya uzaktan ata-cağı maddelerin zararından kurtulması için yer altından istifade etmeli.

***

Fezâ hâkimiyyeti: Yerden fezâya, fezadan fezaya, fezâden yere korkutucu, icabında öldürücü silâhlar yap-makla olacaktır.

Yerde kalmak için yer altında muhkem sığınaklar yapmalı ve bu sığınaklarda maişeti temin edecek madde-leri bulundurmalıdır.

***

Her müslüman feza hakimiyyeti için devletin açtığı <<> yardım kampan-yasına devamlı yardım etmelidir.

Bir de ROKET fabrikaları açmaya acele etmeli ve buna teşvikte bulunmalıdır. O zaman sevgili Peygamberi-mizin çağrısına kabul cevabını vermiş ve şöyle demiş olu-

ruz:

Sana salât ve selâm olsun ey Sevgili Peygamberimiz.

185

YanıtlaSil

yuksel22 Haziran 2026 09:06
KUR'AN IŞIĞINDA KAİNAT VE GÖKLERİN FETH

Hazırlayan: MEHMET EMİN EMİNOĞLU

UMÜMÎ TEVZİ İSLAMİ NEŞRİYAT YAYINEVİ

Türbe Cad. Matbaacılar Sokak Nu: 16 KONYA

yuksel dedi ki...

gafletle

uluyor.

iz hep

mlarını

Asla

meye

Pensilvanya'daki

Gülen alçağı ülkenin başına geçecekti

Häom Albay Ahmet Zeku Ucak, 2009 -da FETO cũ hainlerin kumpesinde tutuble-natak swansine girder Bel

Ordudaki Gülen yapılanmasıyla ilgili soruşturmaları yüzünden FETÖ'cü hainlerin kumpaslarıyla cezaevine giren Askeri Hâkim Üçok, 15 Temmuz'u yorumladı: Darbe olsaydı, katliam yapıp binlerce insanı öldürdükten sonra Pensilvanya'daki alçak gelirdi ve Türkiye'nin tek hâkimi olurdu

HBATATUCAN

Kuvvetlerindeks

ISA TATLICAN

Naanator:

hir sey olany di Persilvanya'daki

Turkiye'ye eniorek

Komutanları rehin alıp Erdoğan'ı öldüreceklerdi

Sabah, 25 Temmuz 2016

YanıtlaSil

yuksel23 Haziran 2026 23:27
yıkmaya

le dolu in büyük

Mısır'a,

ZÜ, S.

Ahmed Morsy:

Ellen Laipson:

BÜYÜKADA'DA 10 CIA AJANI

ÖZEL HASER

FETÖ yandaşı Henri Barkey'in 15 Temmuz'da Büyükada'da organize ettiği buluşmaya 6 Türk'le birlikte CIA'yla dirsək təmasında olan 10 yabancı da katıldı. Darbo püskürtülünce aynı gece hepsi otuli tork otti.

Julia Romano:

Sylvia Tiryaki:

yolunu konuşanan nerdeyse mis Tema Turkiyeye get up

REZERVASYON 2 GÜNLÜK

Samir Sumaidale:

Marwa Daudy:

İhanet

'İÇ SAVAŞ UZMANLARI Mase Serye ve hakkala

kötü.

Menni Karokhai

Ellie Geranmayeh:

HADERN DETAYLARI TE

Ali Vaez:

rüyor büyük

ona, küm der.

İdamlık katil MASADA!

YanıtlaSil

yuksel23 Haziran 2026 23:30
Darbenin komuta merkezi İNCİRLİK

Darbe girişimi Akıncılar üssünden değil, İncirlik'ten yönetildi silahlar Incirlik'ten alındı lis'te cok sayıda toplantı yapılırken

WABD'LI HEYETLE GORUSTU Darbenin kurmaylana-dan 39. Mekanize Tugay Komutanı Hasan Polat. Incirlik'te ABD'lerie 12 kez bulustu. Polat. Hatay'da da da dal Washing ton'dan gelen heyetlerle sık sık görüştü. İncirlik görüşme lerinde cuntaya, sivillerin direnişinin durmaması halind PKK/PYD militantarmın devreye gireceği garantisi veri

CIA BAŞKANI: HENÜZ BİTMEDI

. 15 Temmuz'da Malatya'ya inen & kargo uçağındaki "Erdoğan'sız döneme hazır olun" talimatları verildi.

ERDOGAN'SIZ SUREC GELECEK" Ceysul Mücahidin ve Ensar Grubu'nun Komutanı Albay Ebubekir. Yeni Safak'a son 1 yıl Adana ve Reyhani da muhalillerle toplantılar yapan Pentagon temsilcilerinin "Erdoğan'sız sürece hazır olury ve tercihintzi yapım" dediğini aktarch. Ebubekir karargahımızı vurturuz diye tehdit edildiklerini de söyledi. 14

BATI MEDYASINDA AKIL TUTULMASI

yuksel dedi ki...

15 TEMMUZ DARBESİ BAŞARILI OLSAYDI AVRUPA'NIN UÇAK LARI TÜRKİYE YI BOMBA LAMAK İÇİN HAZIR BEKLİYORLARDI.

yuksel dedi ki...

Yaşama Hakkı ve Kürtaj

Çâre Fitrata Do

DR. BETÜL NEFİSE İNAL

betulnefise_@hotmail.com

K

ürtaj, Bir Doğum Kontrol Usûlü müdür?

Rahim içindeki dokunun birtakım âletlerle kazınarak alınma sı mânâsına gelen kürtaj (küretaj) kesinlikle bir doğum kontrol yönte-mi olmamasına rağmen, maalesef çoğu kez bu şekilde uygulanmakta-dır. Her cerrâhî müdahalede olduğu gibi pek çok olumsuz ihtimali bün-yesinde taşıyan bu işlem akabinde; mevcut hâmilelik devam edebilece-ği gibi, basit bir enfeksiyondan, ciddî kanamalara, rahim kaybından ha-yatî tehlikeye kadar değişen ağır ne-ticelerle karşılaşılabilmektedir. Tek-nolojik gelişmeler, bu cerrâhî mü-dâhalenin kadınlar açısından daha konforlu hâle getirildiğini iddia etse de ilerlemiş hamilelik haftalarında yapılan kürtaj işlemleri, çocuk yaş taki hamilelikler ve merdiven altı metotlar göz önünde bulunduruldu-ğunda ortaya çıkan sonuçların, kâğıt üzerindeki istatistiklerden daha va-him olduğunu görürüz.

Güncel Veriler ve Ülkemizdeki Kanûnî Düzenlemeler

Dünya Sağlık Teşkilatı'nın

(WHO) güncel verilerine göre; dün-ya genelinde her yıl yaklaşık 225 milyon hamilelik meydana gel-mekte, bunların 132 milyonu canlı doğumla neticelenmektedir. Yılda 73 milyon kürtaj yapılmakta (gün-de 200.000); bütün hamileliklerin yaklaşık %29'u ve istenmeyen ha-mileliklerin %61'i kürtajla sonlan-dırılmaktadır.

Yılda 33 milyon kürtajın güven-siz ortamlarda yapıldığı tahmin edilmekte; bu vakaların %97'si ge-lişmekte olan ülkelerde gerçekleş-mektedir. Anne ölümlerinin %4,7-%13,2'si kürtaj kaynaklı olumsuz gelişmeler sebebiyle yaşanmakta lık problemleri neticesinde hasta-ve yılda 7 milyon kadın, kalıcı sağ-neye yatırılmaktadır.

Ülkemizde 1983 yılından beri yürürlükte olan düzenlemelere

Şebnem

YanıtlaSil

yuksel24 Haziran 2026 06:12
-

göre kürtaj, hamileliğin 10. hafta-sına kadar meşrû hâle getirilmiştir. 10 haftayı geçmiş hamileliklerde ise tıbbî zarurete dair hekim rapo-ru gerekmekte, 18 yaşından büyük ve bekâr kadınlar kendi rızâlarıyla, evli olanlar beylerinin de rızâsını alarak (vesika ile) bu işlemi yaptı-rabilmektedir. 18 yaşından küçük-lerde velî izni aranırken; 15 yaş altı vak'alarda hem velî izni hem de adlî mercilere bildirim zarûreti bu-lunmaktadır.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ülkemizde her yıl 15 yaş altında binlerce hamilelik bildirilmektedir. Dünya genelinde ise 10-14 yaş ara-sındaki çocuklarda (çok genç ado-lesanlar) gerçekleşen gebelik son-landırmaları, acı bir tıbbî gerçeklik olarak istatistiklerde yer almak-tadır. Gelişmekte olan ülkelerde her yıl yaklaşık 3,9 milyon güvenli olmayan kürtaj yaptırıldığı tahmin edilmekte ve bunun yaş aralığının 15-19 olduğu bildirilmektedir. Has-

yuksel dedi ki...

ta haklan ve gizlilik kuralları se-bebiyle resmi rakamlara tahminî kikatte bildirilenin çok üstünde ol-olarak yansıyan bu değerlerin, ha-duğu düşünülmektedir.

TÜİK tarafından paylaşılan son doğum istatistikleri, Türkiye'de do-ğurganlık hızının Cumhuriyet ta-rihindeki en alt sınır olan 1,48 de-ğerine gerilediğini göstermektedir. Nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,10'un oldukça altında kalan bu tabloya rağmen; hiçbir korun-ma yöntemi kullanmadığı hâlde hâmile kalan kadınların %80'inden fazlası, sadece çocuk istemedikleri gerekçesiyle kürtaja başvurmakta-dır.

Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştır-ması (TNSA) ve muhtelif akademik raporlara göre; kadınların yaklaşık %15-20'si hayatlarında en az bir kez isteyerek kürtaj yaptırmakta-dır. Ülkemizde her 100 gebelikten 5-6'sı kürtajla sonlandırılmakta; yıllık tahliye sayısının 100.000 ile 120.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir.

15-49 yaş arası her 1.000 kadın başına yaklaşılı

YanıtlaSil

yuksel24 Haziran 2026 06:15
yıllık

120.000 ara

edilmektedir.

15-49 yaş arası her 1.000 kadın başına yaklaşık 6,751 düzeyinde kaydedilen bu oran; hâlihazırda evladı olan ve başka çocuk iste-meyen 25-34 yaş grubundaki ka-dınlarda, âdeta bir "aile planla-ması yöntemi gibi" uygulanarak en yüksek seviyesine ulaşmakta-dır. Şehirli ve eğitimli nüfusta bu eğilim yükselmekte, kürtajların büyük çoğunluğu özel sağlık ku-ruluşlarında gerçekleştirilmekte-dir. (%70-80)

Âilem mi, Kariyerim mi?

Kapitalist ve modern sistemin dayatmalan, anneliğin ne kadar mühim bir vazife olduğunu unut-turmaya çalışırken; kadınlar "ça-lışma hayatı, kariyer ve aile" üç-geninde nerede konumlanacağını belirlemekte güçlük yaşıyor. Aile-sine sahip çıkan, onların hizme-tinde olan, çocuklarını büyütmeye çalışan kadın iltifat göreceği yerde, bazen bizzat kendi ailesi içinde dışlanıp ötekileştiriliyor.

yuksel dedi ki...

Kadın-erkek arasında bulun-ması gereken fıtrî çizginin ihlali, kadınların şahsiyetleri ve müreb-bîlikleri yerine dişilikleriyle ön planda olmaları gerektiğinin, med-ya aracılığı ile sürekli gündem edil-mesi, gayr-i meşrû ilişkilerin hem tabiîleştirilmesi hem de çocukluk diyeceğimiz yaşlara kadar inmesi, bu problemi derinleştirmektedir.

Aile müessesesinin korunma-sında yeterince emek sarf edilme-mesi, evliliklerin zorlaştırılarak nikâh akdi yerine "partner" birlik-teliklerinin artması, haz odaklı ve anlık keyiflere göre hayat tarzının özendirilmesi, kendine bile taham-mül edemeyen fertlerin bir başka-sının sorumluluğunu hiç almak istememesi gibi sebeplerle; top-lumumuz aile kurmaktan gitgide uzaklaşmaktadır.

Babalar Nerede?

Yuvasını kursa bile çocuk sa-hibi olmayı düşünmeyenlerin sa-yısı hiç de az değildir. Sekülerizm (dünyevîleşme), batı hayranlığı ve mâneviyat eksikliği, ekonomik veya başka sebeplerle ikinci-ü-

YanıtlaSil

yuksel24 Haziran 2026 06:22
-çüncü çocuğun bakılamayacağı - korkusu, zihni veya bedeni engeli - olan çocuklarla hayatın "kâbus"a dönüşeceği fikirleri vs. kadınla-n kürtaj masasına iten diğer bazı sebeplerdir. Kadınlar, kocalarının yeterince sorumluluk almaktan kaçındıklarını; çocuk sahibi olsalar bile onu tek başına yetiştirmek ve büyütmek zorunda kalacaklarının bir kehânet değil, hakikat olduğu-nu ifade etmektedirler.

haberle-Medyaya yansıyan re baktığımızda bu durumun bir vâkıa olduğunu, görünen köyün kılavuz istemediğini üzülerek görmekteyiz. Zira evli olup da ev-lât sahibi olmak isteyen hanımlar, beylerinden kâfi derecede destek bulamamaktadır. Bazı erkekler baba olma sorumluluğundan kaç-makta, planlanmamış hamilelik-lerin sonlandırılması hususunda hanımlarına baskı yapmakta, hat-tâ bazen bizzat kürtajın müsebbibi olmaktadırlar. (Devam edecek...)

Dipnotlar:

1- Bu rakam, dünya genelinde 1000 kadın başına 30-40'lara yükselmektedir.

Şebnem

75

YanıtlaSil

yuksel24 Haziran 2026 06:24
korun-

hâlde inden Hikleri nakta-

emik aştır-aşık bir kta-ten ta; :1

TÜİK TARAFINDAN PAYLAŞILAN SON DOĞUM İSTATİSTİKLERİ, TÜRKİYE'DE DOĞUR-GANLIK HIZININ CUMHURİYET TARİHİNDEKİ EN ALT SINIR OLAN 1,48 DEĞERİNE GE-RİLEDİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR. NÜFUSUN KENDİNİ YENİLEME EŞİĞİ OLAN 2,10'UN OLDUKÇA ALTINDA KALAN BU TABLOYA RAĞMEN; HİÇBİR KORUNMA YÖNTEMİ KULLANMADIĞI HÂLDE HÂMİLE KALAN KADINLARIN %80'İNDEN FAZLASI, SADECE ÇOCUK İSTEMEDİKLERİ GEREKÇESİYLE KÜRTAJA BAŞVURMAKTADIR.

yuksel dedi ki...

Küresel Kundakçılara k

İSLÂM NİZAMI

06

771302 531004

SAYI: 484

HAZİRAN

2026 ZİLHİCCE 1447

www.altinoluk.com

220.00も

yuksel dedi ki...

I MART TEZKERESI

GEÇSEYDİ ABD TÜRKİYE'Yİ İŞGAL EDECEKTİ

Yıl: 2003

Sira ile Afganistan, Irak ve rurkiye'yi işgal etmek için 11 Evlül'ü tezgahlayan ABD derin devleti, Türkiye'nin işgalinde tüm ümidini 1 Mart 2003 tezkeresine bağlamıştı. Masonik örgüt FETÖ'nün elebaşısı Gülen ise 1999'da ABD'ye kaçmamış, aksine ABD tarafından traktan sonra işgale uğrayacak olan Turkiye'nin başına getirilmek üzere eğitilmek üzere korumaya alınmıştı.

TBMM, 1 Mart 2003'de "1 Mart tezkeresi" olarak geçen tarihi bir oylamaya hazırlanıyordu. Oylamaya katılan 533 milletvekilinden 264'u yetki tezkeresinin kabulü yönünde

oy kullanırken, 250 milletvekili ret oyu vermişti. 19 milletvekili ise çekimser kalmıştı. Tezkerenin kabulü için 268 milletvekilinin kabul oyu vermesi gerekiyordu. Bu nedenle tezkere kabul edilmedi. Böylece ABD'nin 62 bin askeri, 60 helikopteri ve 255 uçağını Türkiye'de konuşlandırma ve buradan Irak'a girme, ayrıca Türkiye'nin Yeşilköy hariç tüm hava ve deniz limanları ile hava sahasını kullanma planı yatmış oldu. Mesele sadece Irak'ın işgali değildi. ABD bu bahaneyle Türkiye'ye çok miktarda asker konuşlandıracaktı. Bunun için de büyük miktarda

askeri teçhizat getirecekti. Irak'ın işgali başarılı olursa, Türkiye ve Irak'taki askerler Türkiye'yi işgale yöneleceklerdi. Elbette bu, ABD'nin o günlerde dile getirdiği bir şey olmadığı gibi kamuoyunda da pek konuşulmuyordu.

Oylama neticesini 2 Mart'ta "Meclis 'Barış' Dedi" başlığıyla manşetine taşıyan Yeni Şafak, "Tarihi oylamalarından birini yapan TBMM, yurtdışına asker gönderme ve yabancı askerlerin Türkiye'de konuşlanması için hükümete istediği yetkiyi vermedi" demişti. Ancak bundan evveli de vardı.

4 MAYIS 31 ARALIK 2020 129

yuksel dedi ki...

ÖZEL SAYI-1 Fiyatı 18 TL

4 MAYIS 31 ARALIK 2020

GERCEK HAYAT

İSLAM'IN SON 10 ASIRDAKİ EN BÜYÜK DÜŞMANI

gercekhayat.com.tr

FETO COZEL SAYI

FETO

BAŞTERÖRİST F. GÜLEN KİMDİR?

yuksel dedi ki...

ÇIPLAKLIK İNSANLIĞA DOĞRULTULMUŞ EN ESKİ SİLAHTIR. SON YILLARDA İÇİNE DÜŞTÜĞÜMÜZ FELAKET BU SİLAHIN GELİŞTİRİLMİŞ SON SÜRÜMÜ. KADIN BEDENİNİN İNSANLIĞIN GELECEĞİNE DOĞRULTULMUŞ SİLAH HALİNE GETİRİLMESİ, KADININ GÜZELLİK TUTKUSUNUN, BEDENİ MODA, ESTETİK, KOZMETİK SEKTÖRÜNÜN TEŞHİR TAHTASI HALİNE GETİRMESİ, ÇIPLAKLIĞIN NORMALLEŞTİRİLMESİ, SIRADANLAŞTIRILMASI KABUL EDİLEMEZ.

yuksel dedi ki...

ZAMAN

Küresel Kundakçılara Karşı İSLÂM NİZAMI

SAYI: 484-HAZİRAN 2026. ZİLHICCE 1447- www.alltinoluk.com-220.00%

yuksel dedi ki...

234

Dr. Ayşe Gültekin

Sûfiler genellikle ahlâka ve manevî hâl ve tecrübe. lere ait konuları ele aldıkları için zayıf hadisleri çokça kullanmaları büyük bir problem olarak değerlendiril-memiş, ancak çok zayıf, hatta uydurma rivayetleri eser-lerine almaları ve bunları kabul ettirebilmek için "Keşfen sahihtir." vb. yorumlara sarılmaları muhaddislerle sufi-lerin aralarının açılmasına sebep olmuştur. Onlara göre bilgi kaynakları duyu organları, akıl ve nakille sınırlı değildir. Rüya, keşif, ilham, yakaza vb. bilgi yollarıyla elde edilen bilgilere de itimat edilmesi gerekir. Hatta bu metotlarla elde edilen bilgiler, doğrudan vasıtasız elde edilen bilgiler olduğundan daha sağlam ve daha bağla-yıcı bilgilerdir. Ancak kişiye vehbî olarak verilen bu bil-gilerin subjektif olduğu ve genel bir hüküm koyamaya-cağı ortadadır. Rüyada Hz. Peygamber'den hadis işitme, hadisin doğru olup olmadığını rüyada Hz. Peygamber'e sorup sorgulama vb. uygulamalara itibar etmeleri veya o güne kadar hiç kimsenin işitmediği, hiçbir kitapta rast-lanmayan bir rivayetin keşif yoluyla sahih olduğunu ortaya koymaya çalışmaları, sûfîlere diğer İslâmî ilim-lerle meşgul olan ulemanın ağır eleştiriler yöneltmesine sebep olmuştur.

Genel itibarıyla sûfîlerin hadislere getirdikleri tasav-vufî yorumlar şerh edebiyatı içinde bir zenginlik olarak kabul edilirler. Ancak onların zühdü veya felsefeyi esas alan anlayışları, mezhep ve meşrepleri, itidal ve aşırılık-ları vb. yorumlarını etkilemiş ve bu yorumların İslam'ın bütünlüğü içerisinde değerlendirilmesi zarureti ortaya çıkmıştır. Bu değerlendirmelerde bütünü reddetme gibi bir yol tercih edilmemeli, sûfilerin anlayış farklılıklarına dikkat edilmeli ve Kur'ân ve sünnete bağlılıklarını her

yuksel dedi ki...



٣٦٦٣ - سَئَلْتُ رَبِّى أَنْ لاَ يُعَذِّبَ اللأَهِينَ مِنْ ذَرِيَّةِ الْبَشَرِ فَأَعْطَانِيهِمْ (ع قط في الافراد ض عن انس)

3663- Rabbimden bilmeyerek günah işleyen eblehlerin azaba uğramamalarını diledim ve onları bana bağışladı.

٣٦٦٤ - سَئَلْتُ رَبِّي اَنْ يَتَجَاوَزَ لِي عَنْ اِطْفَالِ الْمُشْرِكِينَ فَتَجَاوَزَ عَنْهُمْ وَادْخَلَهُمُ الْجَنَّةَ (ابو نعيم عن انس)

3664- Rabbimden, müşriklerin çocuklarını benim hatırım için bağışlamasını diledim, bağışladı ve onları cennete koydu.

٣٦٦٥ - سَئَلْتُ رَبِّي فِيمَا يَخْتَلِفُ فِيهِ أَصْحَابِي مِنْ بَعْدِي فَأَوْحَى إِلَيَّ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ أَصْحَابَكَ عِنْدِى بِمَنْزِلَةِ النُّجُومِ فِي السَّمَاءِ بَعْضُهَا أَضْوَءُ مِنْ بَعْضٍ فَمَنْ أَخَذَ بِشَيْءٍ مِمَّا هَمَّ عَلَيْهِ مِنْ اِخْتِلَافِهِمْ فَهُوَ عِنْدِي عَلَى هُدًى (ابو نصر وقال غريب والديلمي ونظام الملك فى اماليه والرافعى عن عمر وفيه عبد الرحيم بن زيد العمى عن ابيه ضعيفان)

3665- Rabbimden, benden sonra ashabımın ihtilafa dü-şecekleri meselelerdeki hatalarını affetmesini diledim. Buna şöyle vahyetti: "Ya Muhammed! Ashabın, nezdimde semadaki yıldızlar gibidir. Birbirinden aydındır. (Bazısı diğerinden daha bilgilidir.) Onların ihtilafa düştükleri meselelerden kim alıp tatbik ederse o nezdimde hidayet üzeredir."

٣٦٦٦ - سَئَلْتُ اللهَ يَا عَلِيُّ فِيكَ خَمْسًا فَمَنَعَنِي وَاحِدَةً وَأَعْطَانِي أَرْبَعًا سَلْتُ اللهَ أَنْ يَجْمَعَ عَلَيْكَ أُمَّتِي فَأَبَى عَلَيَّ وَأَعْطَانِي فِيكَ أَنَّ أَوَّلَ مَنْ تَنْشَقُّ

-876-

YanıtlaSil

yuksel26 Haziran 2026 08:39
عَنْهُ الأَرْضُ يَوْمَ القِيمة انا وانت معى معك لواء الحَمْدِ وَانتَ تَحْمِلُهُ بَيْنَ يديك تسبق به الأولين والآخرين واعطاني انك ولى الْمُؤْمِنِينَ بَعْدِى (خط والرافعي عن على)

3666- Ey Alil Ben senin hakkında Allah'tan beş şey dile-dim. Dördünü verdi, birini vermedi: Ümmetimin (benden sonra) senin emrin altında birleşmelerini diledim, vermedi. Senin hakkın-da verdikleri, yer yarıldığında (insanlar dirileceği zaman) ilk diri-lecek olan ben ve sen olacağız. Elinde Liväü'l-Hamd bulunmuş bir halde evvelkileri ve sonrakileri geçip, önümde yürüyeceksin. Benden sonra mü'minlerin velisi sen olacaksın. Rabbim senin hakkında bunu bana ihsan etti.

٣٦٦٧ - سَئَلْتُ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ أَنْ يُقَدِّمَكَ ثَلاثًا فَأَبَى عَلِيٌّ إِلَّا تَقْدِيمَ أَبِي بَكْرٍ قَالَهُ لِعَلِي (خط كر عن على)

3667- Allah Azze ve Celle'den, seni (ümmetim üzerine) takdim etmesini üç defa istedim, kabul etmedi. Ebu Bekir'i takdim etti. (Bunu Hazreti Ali'ye dediler.)

٣٦٦٨ - سَئَلْتُ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ أَنْ لَا أَتَزَوَّجَ إِلَى أَحَدٍ مِنْ أُمَّتِي وَلَا يَتَزَوَّجَ إِلَى أَحَدٍ مِنْ أُمَّتِي إِلا كَانَ مَعِي فِي الْجَنَّةِ فَأَعْطَانِي ذَلِكَ (طب ك عن عبد الله بن ابى

اولى كر وابن النجار عن ابن عمرو

3668- Rabbim Azze ve Celle'den, ümmetimden kendisi

ile evleneceğim kadının cennette benimle beraber olmasını dile-dim, bunu bana ihsan etti.

٣٦٦٩ - سَئَلْتُ رَبِّى اَنْ لا يُزَوّجَ إِلا مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَلَا أَتَزَوَّجُ إِلا مِنْ أَهْلِ الجنَّة" (الشيرازي عن ابن عباس)

3669- Rabbim Azze ve Celle'den cennet ehlinden olan kadınla evlendirilmemi, cennet ehlinden olan kadınla evlenmemi istedim.

-877

yuksel dedi ki...

3403- Hâmil-i Kur'an, İslam sancağının hâmilidir. Kim ona ikramda bulunursa Allah ona ikram eder. Kim de ona ihanet ederse, Allah Azze ve Celle'nin laneti üzerine olsun.

٣٤٠٤ - حَامِلاتُ وَالِدَاتٌ مُرْضِعَاتٌ رَحِيمَاتٌ بِأَوْلادِهِنَّ لَوْ لا مَا يَأْتِينَ إِلَى أَزْوَاجِهِنَّ دَخَلَ مُصَلِّيَاتُهُنَّ الْجَنَّةَ (ط) حم وابن منيع هـ طب ك ض عن ابي امامة)

3404- (Şu kadınlar var ya) Yüklenicilerdir, emziren vali-delerdir, evlatlarına merhamet edicilerdir. Şayet kocalarına ezi-yetleri olmasaydı, sırf namazları sayesinde cennete girerlerdi.

٣٤٠٥ - حُبُّ أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ سُنَةٌ وَبُغْضُهُمَا كُفْرٌ وَحُبُّ الْأَنْصَارِ إِيمَانٌ وَبُغْضُهُمْ كُفْرٌ وَحُبُّ الْعَرَبِ إِيمَانٌ وَبُغْضُهُمْ كُفْرٌ (ابن النجار عن انس)

3405- Ebu Bekr ile Ömer'i sevmek sünnettir. Onlardan nefret etmek küfürdür. Ensarı sevmek imandan, onlardan nefret etmek ise küfürden ileri gelir. Arab'ı sevmek imandan, onlardan nefret etmek ise küfürden ileri gelir.

٣٤٠٦ - حُبُّ عَلِيّ يَأْكُلُ الذُّنُوبَ كَمَا تَأْكُلُ النَّارُ الْخَطَبَ (كر عن ابن عباس و اورده ابن الجوزي في الموضوعات

3406- Ali'yi sevmek, günahları ateşin odunu yiyip erittiği gibi yer, eritir.

٣٤٠٧ - حُبِّبَ إِلَيَّ مِنْ دُنْيَاكُمُ النِّسَاءُ وَالطَّيِّبُ وَجُعِلَتْ قُرَّةُ عَيْنِي فِي الصَّلوةِ (حم ن وابن سعد ع ك ق ض عن انس)

3407- Dünyanızda bana, kadınlar ve güzel koku sevdi-rilmiştir. Göz aydınlığım da namaz kılınmıştır.

٣٤٠٨ - حُبُّ الْعَرَبِ إِيمَانٌ وَبُغْضُهُمْ نِفَاقٌ (قط في الافراد ك وتعقب عن انس

هب عن البراء)

816

YanıtlaSil

yuksel26 Haziran 2026 08:36
lak alametidir. 3408- Arab'ı sevmek iman, onlardan nefret etmekse ni-

٣٤٠٩- حُبُّ أبى بكر وَشُكُرُهُ وَاجِبٌ عَلى أُمَّتى (ك) فى تاريخه وابو نعيم

والخطيب عن سهل والديلمي وقال خط تفرد به عمر ابن ابراهيم وهو ذاهب الحديث)

3409- Ebu Bekr'i sevmek ve ona teşekkür etmek ümme-time vaciptir.

٣٤١٠ - حُبُّ الْغِنَا يُنْبِتُ النِّفَاقَ فِي الْقَلْبِ كَمَا يُنْبِتُ الْمَاءُ الْعَشْبَ" (حل)

والديلمي عن ابي هريرة

3410- Şarkıyı sevmek kalpte münafıklık bitirir, tıpkı suyun otu bitirdiği gibi.

٣٤١١ - حَيْبُوا اللَّهَ إِلَى عِبَادِهِ يُحْبِبْكُمُ اللهُ (طب ض عن ابي امامة)

3411-Allah'ı, kullarına sevdirin ki, Allah da sizi sevsin.

٣٤١٢ - حَجَّةٌ لِلْمَيِّتِ ثَلاثَةٌ لِلْمَحْجُوجِ عَنْهُ وَحَجَّةٌ لِلْحَاجَ وَحَجَّةٌ لِلْوَصِيِّ

الديلمي عن انس)

3412- Ölü namına yapılan hac üç hac olarak kaydedilir.

Kendi namına yapılan için, yapan için, bir de vasiyet eden kişi i-çin.

٣٤١٣ - حَجَّةٌ لِمَنْ لَمْ يَحُجَّ خَيْرٌ مِنْ عَشَرَ غَزَوَاتٍ وَغَزْوَةٌ لِمَنْ قَدْ حَجَّ خَيْرٌ مِنْ عَشْرِ حِجَجٍ وَغَزْوَةٌ فِي الْبَحْرِ خَيْرٌ مِنْ عَشْرِ غَزَوَاةٍ وَمَنْ آجَازَ الْبَحْرَ فَكَأَنَّمَا أَجَازَ الْأَوْدِيَةَ كُلَّهَا وَالْمَائِدُ فِيهِ كَالْمُتَشَحَطُ فِي دَمِهِ (طب هب ق عن ابن عمر)

3413- Hac yapmayan kimse namına haccetmek, on ga-

zadan hayırlıdır. Hacca gitmiş olan kimsenin namına gazaya çık-mak on hac yapmaktan hayırlıdır. Denizde harbe açılmak, kara-daki on gazadan hayırlıdır. Denizi geçen, tüm dereleri geçen gi-bidir. Su yüzünde gaza eden, kanı içinde kıvranan şehit gibidir.

-817-

yuksel dedi ki...

“Allah onları, onlar da Allah’ı severler” (el-Mâide 5/54) ifadesi Allah’la kullar arasındaki karşılıklı sevgiyi vurgulamaktadır. Allah’ın isimlerinden olan vedûd (Hûd 11/90; el-Burûc 85/14) onun kullarını çok sevdiğini ifade eder. Allah’a nisbet edilen yerlerde O’nun takvâ sahiplerini, iyilik severleri, maddî ve mânevî temizliğe önem verenleri, tevekkül ehlini, sabırlı davrananları, adaletli olanları, kahramanları, Hz. Peygamber’e uyanları sevdiği; inkârcıları, zulüm ve haksızlık yapanları, günahlarda ısrar edenleri, böbürlenip övünenleri, büyüklük taslayıp gerçeklere karşı çıkanları, nankörleri, hainleri, aşırılığa sapanları, şımarıkları sevmediği bildirilir.

yuksel dedi ki...

nimetini, ziynetini idrak edin. O nispetle Hazret-i Allah'a gönül verin. Allah için çalışın. Görüyorsunuz gaye yok, maksat yok, menfaat yok. Bunların hepsi Allah için yapılıyor. Bu cihad, küfrü söndürmek içindir.

Seyyid-i Kainat Sebeb-i Mevcûdat -sallallahu aleyhi ve sellem-

Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

و 101 النَّاسُ كُلُّهُمْ هَلَكَةٌ الا الْعَالِمِينَ وَالْعَالِمُونَ كُلُّهُمْ هَلَكَةٌ إِلَّا الْعَامِلِينَ وَالْعَامِلُونَ كُلُّهُمْ هَلَكَةٌ الا الْمُخْلِصِينَ وَالْمُخْلِصُونَ عَلَى خَطَرٍ عَظِيمٍ

"İnsanlar helâk olmuşlardır, ancak âlimler müstesna. Âlimler de helâk olmuşlardır, ilmi ile amel edenler müstesna. İlmiyle amel edenler de helâk olmuşlardır, ihlás sahipleri müstesna.

İhlas sahipleri de büyük bir tehlike üzerindedirler." (Keşf-ül hafa) Yolun özü; ihlas, istikamet, mahviyettir, Yol bu ün paulo alınır

Biz hic lim

za İşt

bi im

al ya

be

yuksel dedi ki...

Tam otuz yıl saatim işlemiş ben dur-muşum

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum

Diyorlar bana, kalsın şiir de söz de yerde

Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde

Anladım işi; sanat Allah'ı aramakmış

Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış

Göz kaptırdığım renkten kulak verdi-ğim sesten

Affet Allah'ım Sen'den habersiz aldı-ğım her nefesten.

Allah dostunu gördüm bundan altı yıl evvel

Bir akşamdı ki, zaman donacak ka-dar güzel

Bana yakan gözlerle bir kerecik bak-tınız

Ruhuma büyük temel çivisi çaktınız

Sual: Ey veli! İnsan nasıl olmalı söyle!

Cevap: Son anda nasıl olacaksa hep öyle.

Kur'an'da gafletle ilgili âyetlere baktı-ğımızda, gafletin çoğunlukla müminlere değil ancak kalpleri, gözleri ve kulakları mühürlenmis inkarcılara nispet edildiğini

YanıtlaSil

yuksel5 Temmuz 2026 05:09
İşitmeyen, Görmeyen, Hakkı İdrak Etmeyen

GÂFİLLERDEN OLMA!

SAYI: 485

TEMMUZ 2026 MUHARREM 1448 www.altinoluk.com

02 531004

07

・ 220.00も

YanıtlaSil

yuksel5 Temmuz 2026 05:10
ALTINOLUK

40

İnsanların hesap verme vakti iyice yaklaştı; fakat onlar hâlâ koyu bir gaflet ve umursamazlık içinde gerçeklerden inatla yüz çeviriyorlar.

(ENBİYA SÜRESİ-1)

yuksel dedi ki...

Gaflet İle Hakk'ı Buldum Diyenler

Er Yarın Hak Divânında Belli Olur!

ADEM ERGÜL

fısıltıla

içinde

hayat

lecek

B

Özel

sula

pasl

yett

rini

old

ise

lak

gaf

yuksel dedi ki...

Kim de Allah'a ve peygamberine isyan eder, Al-lah'ım (CC) bu sınırlarını çiğneyip geçerse onu da, içinde daim kahcı olarak, ateşe koyar. Onun için hor ve hakir edici bir azab vardır. (66)

Hanefi fukahası, feraize göre dağıtılmamış olan malın, haram olarak intikal ettiği hususunda mütte-fiktirler. Buna «Haram li gayrihi demişlerdir. Bu se-beple mü'min kadınlar, miras meselesinde Allah'ın koyduğu hududlara riayet hususunda titiz davranma ıdırlar. Hiçbir zaman unutmamalıdırlar ki, mülk Al-lah'ındır. O'nun koyduğu hududların dışında hudud-lar çizenler tağut'turlar.

(66) En Nisa Sûresi - 14

77

YanıtlaSil

yuksel10 Temmuz 2026 09:29
MELAHAT AKTAŞ

islàm toplumunda ve çağımızda

KADIN

4. Baskı

YanıtlaSil

yuksel10 Temmuz 2026 09:30
Ölçü yayınları: s

Ölçü yayınları

Hacıbayram cd.no:12

ankara

yuksel dedi ki...

selenin ehemmiyetini ortaya koyar, Talak'ta saka da, ciddi de birdir. Bir insan zevcini, şaka niyeti ile dahi bosasa, aralarındaki bağ sona егер.

NİKAH'IN FESH OLMASI

İslâm'da nikâh imana istinat eder. Eşlerden her hangi birisi zarurat-ı diniyyeden olan herhangi bir se yi (Mesela, ahiret gününü, namazı, orucu, şeriat') in kår ederse, nikahları fesh olmuştur. Bu sebeble her Mü'min «Elfaz-ı Küfr'ü öğrenmek zorundadır, bu da farz-ı ayın olan ilimlerdendir, (60) Bilhassa laik egi tim sisteminden geçmiş olan müslümanların ve farz-ı ayn olan ilimlerden habersiz olanların, herhangi bir dini meselede Allah ve Resûlü nasıl emrettiyse dog rusu odur, ona itikad ederim demesi gerekir.

Bugün, câhilliğin verdiği cüretle inanılması zaruri olan birçok mesele inkâr olunmakta ve nikahın feshi sağlanmaktadır ki, bu korkunç bir tehlikedir. Mesélá, bir kimse, ben insanların çoğuna uymak anlamında olan Ideolojilere kalben itikad ediyorum dese, Kur -an-ı Kerim'in birçok ayetini reddetmiş olur ki, nikâhı o anda fesh olur. Bu durumda derhal tecdid-i iman ve nikâh gerekir. Mü'min kadın ve erkeklerin bu husus-larda dikkatli olması zarurettir, (61)

(60) İbn-i Abidin A.g.e. C: 1 Sh: 29

(61) Nikah'ın hangi hallerde fesh olacağı hususu muteber fıkıh kitaplarında en ince ayrıntılarına kadar izah edil-miştir. Bu hususta şunları tavsiye edebiliriz: BİLMEN. Ömer Nasûhi Hukukı İslamiyye ve Istilahı fıkhiyye Kamusu İst: 1976 2. Cild; HALEBİ, İbrahim - İzahlı Mülteká El-Ebhûr Tercemesi İst: 1979 2. Cild. fbn'ul Hümam, Feth'ul Kadir, 4. Cild Sh: 407 ve diğerleri. «El-faz-ı Küfrə bilinmeden, fesh'in önüne geçmek imkân-sızdır. Bu sebeble İbn-i Abidin, Reddü'l Muhtar'ında, bu bahsi farz-ı ayn ilimler içinde zikre:miştir.

73

yuksel dedi ki...

getirilmemesi için tıbbi müdahale yapılmasıdır. Hal-buki azide ana rahmine düşmesine engelleme hususu mevcuttur.

Ayrıca en çok tartışılan hususlardan birisi de, do-tum kontrol haplarının kullanılıp kullanılımayacağı hususudur.

Bu meselede kesin bir hükme varmadan, doğum kontrolünün sebepleri üzerinde durmak mecburiyeti vardır. Eğer, batı emperyalistlerinin iddia ettiği gibi, nüfus kontrol altına alınmazsa, açlık meselesi ortaya çıkacak mıdır? Eğer çıkması mümkün isə yaşıyan İnsanların, sırf kendi çıkarları için, dünyaya gelecek-leri engellemesi ne derece Insani olacaktır? Bunlara kesin cevaplar bulmak zorundayız. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak:

Evládlarınızı fakirlik korkusu ile öldürmeyiniz.

Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Hakikat, onları öldürmek büyük bir suçtur.» (46)

buyurmaktadır. Gerçekten, insanlar, kendi hırs ve menfaatlerine düşkündürler. Lüks ve israfın alabildi-ğine arttığı çağımızın kokuşmuş sistemleri, gelecek insanı ortadan kaldırmak gayretine düşmüştür. Yuka-rıda bahsettiğimiz ayet-i kerime, açıkça bizleri uyar-makta ve gelecek çocuğun rızkının Allah tarafından verileceğini müjdelemektedir. Kaldı ki, bugün dünya-nın belirli bölgelerinde açlık hadisesi mevcuttur. Bu Üretimin eksikliğinden değil, tüketimin tağutların in-hisarından kurtulamamış olmasındandır.

İslam insanlığın hayrına olmıyan hiçbir şeye cevaz vermez. Doğum kontrolünün insanı olduğunu izah

(46) El-İsra Sûresi - Ayet: 31

87

yuksel dedi ki...

etmək mümkün değildir. O halde, azl meselesine si-ğınıp, doğum kontrolüne cevaz aramak güçtür. (*)

C. BOŞANMA

1. KISA BİR TARİHÇE

Hz. Adem'den (AS) bu yana devam eden insanlık tarihinde, tevhid akidesinde herhangi bir değişiklik ol-mamıştır. Ancak zaman zaman insanlar arasındaki münasebetlerin tanziminde farklılık meydana geldiği İslâm ulemasınca kabul edilmiştir.

Kabil'in, kardeşi Habil'i ailę sistemini ve vahiy dü-zenini ortadan kaldırmak kastı ile öldürmesinden bu yana, tağuti sistemlerin varlığına şahit oluyoruz. Ta-ğuti sistemlerde üç çeşit boşanma mevcuttur. Bun -lar:

1. Hususi ve serbest Hoşanma

2. Evlilikte adem-i zevål

3. Boşanma sebeblerine ve mahkeme usulüne müstenit boşanma. (47)

Birinci tip boşanma: Tek taraflı ve tek cinsin ira-desine dayanan boşanma şeklidir. Bazı müsteşrikler, erkeğin hiçbir sebeb göstermeden karısını boşayabi-leceği gerekçesini ileri sürerek İslam'ın Serbest bo-şanmadan yana olduğu iddiasındadırlar. Bilhassa Türkiye'de yayınlanan bütün ansiklopedilerde bu hu-

(*) Doğum kontrolü, Liberalizm'in klasik okulundan papaz Malthus'un teorisidir. Bu papaz Bırakınız yapsınlar, bi-rakınız geçsinler sloganına, bırakınız ölsünler'i ilave etmiştir. (M.Α.)

(47) SCHWARZ, Dr. Andreas (Ord. Prof) Aile Hukuku Sh: 130-132

68

yuksel dedi ki...

٦٠ - أَبْغَضُ الرِّجَالِ إِلَى اللهِ تَعَالَى الْبَلِيعُ الَّذِي يَتَخَلَّلُ بِلِسَانِهِ تَخَلَّلَ الْبَقَرَةِ بِلِسَانِهَا (ابو نصر السجزي في الابانة عن ابن عمرو)

60- "İnsanlar arasında Allah'ın en çok buğzettiği adam (yalanı doğru, doğruyu yalan göstermek için), sığırın geviş getirdi-ği gibi dilini kullanan, belagat sahibi insandır."

yuksel dedi ki...

lâı verdim. Fakat, buna karşı-lık, bütün mâneviyatlarını el. lerinden aldım. İşte vesikala-rım» demiş, her maddeye ait vesikayı ayrı ayrı reise vermiş ve kâtiplere okutmasını rica etmiştir. «Dinlemekle ikna ol-mayan arkadaşlar da, lûtfen hademeler vasıtası ile gönderi-len vesikaları incelesinler» de. miştir. Bu gizli maddelerin birkaçını burada bildirelim:

İslâmiyetin temellerinin balta-lanması, tevhid_i tedrisat ka-nunu, yâni bütün medreselerin kapatılması, müslümanların kâ firlere benzetilmesi, Kur'an-ı azimüşşanın mekteplerden kal-dırılması, okutulmaması ve bun lar gibi daha nice değişiklikler kabul edildi. Bütün bu yenilik. lerle birlikte, Lozan muahede-sinden kırk elli sene Türkiye'de müslümanlığın ya sak edilmesi ve hristiyanlığın ilân edilmesi de, Lozan'a dik-te ettirilen gizli maddeler ara sında idi. sonra

yuksel dedi ki...

Ümmetimden "Ehli kitabdan" bir cemaat ve "ehli liben" (çöl halkı) helak olacak. Denildi ki: "Ehli kitab kimdir?" Buyurdu ki: "Kitabullahı öğrenip müslümanlarla mücadele edecek bir kavimdir." Denildi ki: "Ehli Liben kimdir?" Buyurdu ki: "Şehvetlerine uyub, namazı terkedecek bir kavimdir."
Ravi: Hz. Ukbe (r.a.)
Sayfa: 304 / No: 6
Ramuz El-Ehadis

yuksel dedi ki...

Âhiret. Materyalist akımların ulûhiyyeti reddetmesinin neticesi olarak ölüm sonrası hayatı da inkâr etmesi Said Nursi’nin bu konuya daha çok yönelmesine sebep olmuştur. Haşrin aklî ispatını yapmaya İbn Sînâ’nın bile cesaret edemediğini söyleyen Nursi, Rûm sûresinde (30/50) yeryüzünün kış mevsiminde ölü hale gelmesinden sonra rahmetinin eseri olarak Allah tarafından canlandırılması gibi Cenâb-ı Hakk’ın ölüleri dirilteceği şeklindeki beyandan ilham alarak Allah’ın birer ismine dayandırdığı on iki yöntemle âhiret hayatını kanıtlamaya çalışır. Meselâ adl isminin gereği olarak tam bir adaletin tecelli etmesi beklendiği halde bu dünyada birçok kimse hak ettiği mükâfatı veya cezayı görmeden hayata veda etmektedir. Bu durumda insan aklı mükâfat ve cezalarının başka bir yere ve zamana ertelendiğine hükmetmek zorundadır. Ayrıca bu dünyada meydana gelen olaylar, saltanatlar, hızla akıp giden hayatlar vb. göz önüne alındığında onların daha mükemmel ve bâki bir hayata doğru gittiği anlaşılır. Âhiretin varlığı kabul edilmediği takdirde küçük bir taşa büyük dağ kadar hikmet ve gayeler veya büyük bir dağa çok az anlam ve görev yüklemek gibi bir durum ortaya çıkar. Bu ise akıl sahiplerinin kabul edemeyeceği bir şeydir. Kâinattaki işleyişin âhirete yönelik anlamlar içerdiğini ve ancak ebedî bir hayatın kabulü halinde fâni hayatın değer kazanacağını vurgulayan Said Nursi, kozmik sistemin sadece kısa bir ömür için yaratılmasının hikmetle bağdaşmayacağını söyler. Yaratılışta israf ve abes işler bulunmadığına göre sorumluluklarını yerine getiren insanların hiçliğe atılması düşünülemez. Sonsuzluk arzusunun gerçekleşmeyip dünyadaki mutlulukların yarım kalması yaratılış hikmetiyle uyuşmaz. Dünya hayatındaki tecrübeler de göstermektedir ki selim yaratılışları bozulmayan insanları tatmin edecek olan yegâne şey ebedî mutluluktur. Allah’ın rahmeti sonsuz olduğuna göre O bize kısmî mutlulukları tattırdığı gibi tam mutlulukları da lutfeder. Bu da ancak meşakkatli dünya hayatının ardından âhiretin gelmesiyle gerçekleşebilir (Külliyât, s. 19-43).

yuksel dedi ki...

Ümmetimden iki şahıs çıkacak. Bunlardan birine Allah vehbî ilim verecek. Diğerinin ise ümmet-i Muhammede fitnesi şey-tandan daha tesirli olacak." (Tıls.) 177.

yuksel dedi ki...

Kudsî metin

Sıtmaya razı etmek

Hadiselerin iyi-kötü, müsbet-menfi oluşu, nereden baktığınız la alakalıdır. Almanların "Ka-vimler Göçü" dediği büyük hadi-

seye, Fransızlar "Barbar İstilāsı" der. Lozan, Ankara hükümeti için diplomatik bir muvaffakiyet-tir. Her ulus-devlet, kurucu an-tlaşmaya kudsiyet atfettiği gibi, Lozan da böyle lanse edilmiştir. "Osmanlının küllerinden doğan yeni devletin kurucu vesikası" âdeta bir mukaddes metindir.

Sayesinde sıfırdan bir devlet kazandıkları düşünülürse, Lo-zan, Ankara kahramanları için bir "zafer"; saltanatı, hilafeti, medresesi, tekkesi, şerî hukuku, fesi ile koskoca mazisini kaybe-den muhafazakârlar için de inandıkları dünyanın yıkıldığını tescilleyen bir "hezimet" ve 1914'te dünyanın altı büyük im-paratorluğundan biri iken 10 sene dolmadan ehemmiyetsiz bir Asya devletçiğine dönüşün vesikası olduğu söylenebilir...

635

98

Sevr, ölü doğmuş bir vesikaydı; Lo-zan'ın mukaddimesi idi. Asıl hedef, Lo-zan'dı. Bunun için Sevr'de tarafı olma-dığı bir harbe girerek milletlerarası dü-zeni tehdit eden Türkleri biraz hırpala-mak; bir başka deyişle "Ölümü göste-rip sıtmaya razı etmek!" hedeflenmişti. İkisi de zamanın şartları çerçevesinde politik aktörler tarafından dikte ettiril-miştir. Fazlasını yapmaya ne Lozan he-yetinin ne de Ankara'nın gücü vardı.

27

A

MA

AL

DE

EN

E

EN

M

AS

YE

T

K

N

A

Lozan da, Sevr gibi, yaklaşık yüz yıldır parçalanmakta olan Osmanlı Devleti'nin, Wilson Prensipleri çerçe-vesinde ulus-devletlere bölünmesi planıdır. Şu kadar ki Sevr Antlaşması ile altı asırlık Osmanlı Devleti varlığı-nı devam ettirecekken Lozan Antlaş-ması ile Suriye, Irak gibi yeni bir Tür-kiye kurulmuştur.

Daily Telegraph 27 Aralık 1923 Curzon diyor ki: Türkler acemi bir halı satıcısı gibiydi. Ne iste-sek kolayca kabul ettiler.

yuksel dedi ki...

HILAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

one bu konuda iknaya çalismis, ancak o. "Hilafet Osmanoğullarının kalıntısıdır ve on larla beraber gitmelidir diyerek reddetmıştır.

bkz Armstrong. Mustafa Kemal'in Hayatı

10 Mustafa Sabri, Kemalistlerin Fransız devrimini taklit ederek ülkeyi laikleştirmeye çalıştığını görmuştur

Devrime kadar Kilise, Avrupa'da yegane otorite sahibiydi. Beğenmediği kralları dahi aforoz ederek alaşağı edebiliyordu. Otoritesine karşı gelen herkesi engizisyon mahkeme-leri ile şiddetli bir şekilde cezalandırıyordu. Farklı görüş ve düşünceleri savunan bilim adamlarını yakmaya kadar varan vahşi cezalarla yıldırmaya, bastırmaya çalışıyorlardı

Halk din adamlarının sömürü, zulüm ve baskısından bıkmıştı. Kilise ve din adam-larına karşı ayaklanan Avrupalı, kiliseyle beraber dini de hayatlarından çıkarıp attı. Din ışlerinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karışmaması ilkesini, yani laikliği be-nimsediler

Görülduğü gibi, laıklık tamamen Batı şartlarında oluşmuş, Batıya özel bir kavram-dır. İslamiyete tatbik edilmesi kesinlikle mümkün değildir. İslâm ve laiklik birbirleriyle asla bağdaşmaz, Islám nazarında laiklik, ládinîliğin ta kendisidir. Zira, devlet işlerine ka-rışmayan bir İslam dini yoktur. Böyle bir dın varsa bu Islām değildir.

11Ey okuyucu! Halifelerin istubdat ve zulümlerinden bahseden Halil Hulki ve llyas Sami gibi kimseler her zaman çıkarları doğrultusunda zalim ve diktatörlerin yanında yer almışlar, kendilerini onların hizmet ve uşaklığına adamışlardır.

Onları eğer biraz araştırırsan, İttihatçılar döneminde Enver, Talat ve Cemal'in etra-fında pervane olduklarını, şimdi de çıkarları doğrultusunda Mustafa Kemal'in sadık uşaklığını yaptıklarını görürsün. Böyle kimseler, Anayasanın ilanından önce de Abdül-hamid'in etrafında pervane olmuşlardı. Cenab-ı Hak çıkarlarının kölesi bu münafıkların serrinden Muslümanları korusun! (Mustafa Sabri)

12Şeyh Galib el-Mevlevi (Mustafa Sabri)

yuksel dedi ki...

HILAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

dir lan yüzde 5 in yönetimi ise isimleri Musluman, ozleri laiklerin elinde

manların durumundan çok daha kötudur Cunku Seyh Resid Riza in Bu ikinci kısım Muslamanların durumu, birinci kısımdakı Müsta da dediği gibi laikler İslam'a karşı diğer duşmanlardan daha siddeth, Is lam'ı tahrib ve tahrif etmede daha beceriklidirler:

Frenkleşmiş Muslumanlar, Islâm'a ve Muslumana gayrimuslimler. den daha duşman ve daha zararlıdırlar."

Nasıl olmasın kı? Onlar Muslümanlarla aynı kan, dil ve toprakları paylaşıyorlar, beraber yaşıyorlar. Bugün Anadolu bunların kontroller altındadır. Tüm guç ve hileleriyle din kalesini içerden fethetmeye çalış maktadırlar. Bunlar her ne kadar gerçek Müslümanlara göre sayıca az olsalar da, güç ve etkinlik bakımından çok daha üstündürler. Bunlar bugün hilafet ve yönetimi birbirinden ayırmayı başardılar. Nihai hedef. leri ise dinin etkinliğini kırmak, hükümlerini silmek ve dini dünya ve siyasetten tecrid etmektir. 5

Insanı üzen ve kahreden şey, dini kökünden kazımak isteyen bu ta-ifenin, gündüzleyin yıldızları görebilecek kadar keskin gözlere, planla-rını her turlü tehlikelere rağmen uygulayacak cesaret ve atılganlığa, hızlılığa sahip olmalarıdır. Bâtıllarına sarılma hususunda birbirleriyle yardımlaşma ve dayanışma içindedirler.

Dindar Müslümanlara gelince: Kardeşlerinin imdat çığlıklarına ku-lak tıkamışlar, kendilerini evlerine hapsetmişlerdir. Rahatlarını ve evde oturup ibadet etmeyi tercih ederler, tå ki zulüm eli olanlara da uzansın! Bu gafil ve cahiller "Oturan, ayaktakilerden hayırlıdır" anlamındaki fit-ne hadislerine imtisal ettiklerini söylemektedirler.

Böylece İslâm ve Müslümanlara karşı sorumluluklarından kurtul-maya çalışırlar.

Gerçekte ise, sözkonusu hadisler, hak ve bâtılın birbirinden ayırı edilemediği, neyin hak ve neyin bâtıl olduğunun belli olmadığı olay ve zamanlarda yapılması gerekeni ifade eder.

Günümüzde ise hak ve bâtıl ayrılmıştır. Bir yanda Islām, diğer yan-da ise küfür ve dinsizliğin olduğu amansız bir savaş sözkonusudur. Bir yanda Allah'ın dini; diğer yanda ise mahzā laiklik! O halde öne sürü-len bu bahanenin hiçbir haklı ve geçerli yanı yoktur.

Birtakım bahaneler öne sürerek Allah'ın dinine yardım etmeyenle-rin özürleri, zalimlerin özürlerinin hiçbir fayda etmeyeceği günde-kabul etmeyecektir

80.

yuksel dedi ki...

262

HILAFETIN ILGASININ ARKAPLANI

tumnalar olmakla beraber, Muslumanlarım seçkimlerimin hali boyle Laiklerin yanında ver ahp, Islam ve Muslumanlarla savaşanlar elhette Gamman shamdat

Muslumanlarm avamı ise derin kas uykusundaki canlılar gibidirler Haktan cok batila, dosttan çok dusmana yakındırlar. Cimriler gibi bir akun azne ve bahanelere sarılmakta, en küçük bir gayret gösterme mektedirler

to vil boyunca din duşmanı tagutlardan kendimi ve dinimi koruya Anek için hieret edip, Islam aleminde dolaşmaya başladım. Karşılaştı gim manzara beni saskına çevirdi

Musluman halk, benim ülkemdeki ladint yöneticileri tanımamakta, onların Islam devletini, hilaletini yıktığını bilmemektedirler. Hatta M Kemali kendilerine örnek almakta, lider edinmektedirler.

Bent uzen diğer birşey de; alim ve aydınların, yönetimin zulüm ve slamından korktukları için değil de, sırf kamuoyundaki genel yaygın kanaate ters düşmemek için, hakikati anlatamamaları, bilakis gizleme-leridir.

O alim ve aydınların çoğu, İslam ve hükümlerine savaş açan, hayat-tan silmeye çalışanlara olan düşmanlığımı açıklamamamı tavsiye ettiler.

Maksatları beni sıkıntı ve eziyetlerden korumaktı. Yazıklar olsun! Eğer susacak ve konuşmayacak idiysem niye yurdumu terkettim. Hayatımı ve geçimimi onca tehlikelere attım. Bu yolda bundan çok daha büyük sıkıntı ve zorluklar çektikten sonra, niçin davamdan döneyim?

Alim ve aydınlara düşen; cahillere uymak, onların yolundan gitmek midir? Yoksa onları irşad etmek; yanlışlarını göstermek midir?

Yazık ki yazık! Ben dini savunurken Müslümanlardan destek değil, köstek göreceğim. Müslümanların dininden ezayı gidermeye çalışırken, Müslümanların ezasına maruz kalacağım!

O halde hayat kötü, ilaç hastalıktır ki, doktor hastaya tabi oluyor. Islām, bu yeni ve gizli düşmanlarından, ayrıca korkak ve ahmak dostla-rından gördüğü zararı, hiçbir eski düşmanından görmemiştir.

Ne yazık ki, uyuyanlar için uykusuz kalmışım!

Resulullah (sav) şöyle buyuruyor:

"Ümmetimin zalime 'sen zalimsin' demekten korktuğunu gördüğün za-man onlara veda et. "6

Başka bir hadiste de şöyle buyuruldu:

81.

yuksel dedi ki...

HILAFETIN ILGARININ AREAPLANI

Insanlara ayle bu zaman gelecek ki, doğru söyleyen valanlanacak valancı doğrulanacak, emin hain olarak göralecek, hain the emin görnle cektir Danyanın en mutlu insanı Allah ve Resulane inanmayan Lalca ogla

Bu giristen sonra, başarı Allahlandır diyerek asıl konumuza bagla yalım

Kemalistlerin hilafet ve hükümeti birbirinden ayırmalarının Islam şeriatına aykırı olduğu selim fitrat sahipleri için hiçbir tartışma ve araş tırmaya yer bırakmayacak kadar açık, bedihi bir gerçektir.

Müslümanların bir gün bu mesele üzerinde tartışacakları hiç hatırı ma gelmezdil

Bu olayda, Muslumanların göremedikleri çok ince bir nokta vardır. Bu olayın şeriata aykırılığı normal olarak değerlendirilemez. Bu olay, günahkar Müslümanların bazen iyi, bazen kötü ameller işleyip, bunları birbirine karıştırması olayına benzemez. Çünko Allah'ın böyle kullarını affetme olasılığı vardır. Kemalistler ise bu olayı bilinçli olarak tasarla mış ve yapmışlardır. Çünkü onların asıl hedefleri tamamen lalam şeri atından yukümluluklerinden kurtulmaktır. Şeriatı yok etmektir.

yuksel dedi ki...

HILAFETİN ILGASININ ARKAPLANI

Boylece bir bakıma halife tarafindan egemen oldukları devletlen is lam şeriatına uygun olarak yönetmek uzere atanınmış oluyorlardı

dur Bilakis Abdulmecidin kendisi, Ankara hukometi tarafından atan Oysa Ankara hukometinin ne vekaleti, ne de atanmat sözkonusu miştir

Tarihi vesikalar, halifenin sultan ve emirleri atadığım gösterir. Aksh ne delalet eden bir vesikaya rastlamak ise mümkün değildir.

3. Tariht vesikalardan anlaşıldığı üzere geçmiş mustaz af halifeler donemindeki halifeler emir ve sultanlara, Islam şeriatını uygulamalan üzerine hükümet yetkisi ve vekaleti verirlerdi.

Kemalistler ise, sırf dint hükümler uygulanmasın diye, hilafet ma kamını maskaralık hale sokmuşlardır

4- Geçmiş dönemde vuku bulan başkaldırılar, İslam dinine değil, halifelerin şahsına veya otoritelerine yönelikti. Günümüzde ise hedef bizzat İslam dinidir. İslam dini hayattan sökülüp atılmak istenmektedir.

FRANSIZ DEVRİMINI TAKLIT 10

5- Kemalistler, Fransızların kilise ve devlet işlerini birbirinden ayır makla sonuçlanan büyük devrimlerini taklit etmeye çalışmaktadırlar. Beyanatları ve eylemleri bunu gösteriyor.

Muslüman ulemanın ise, bu devrimin tahlilini yapmak bir yana, daha bu devrimden bile haberleri yok.

Dolayısıyla da hilafet ve devlet işlerinin ne anlama geleceğini idrak edemiyorlar!

6- Geçmiş dönemdeki emir ve sultanlar, halifeden aldıkları vekalet dolayısıyla, halifenin halifeleri konumundaydılar. Böylece hilafet ve hü-kûmet etme yetkilerine sahip olmaları hasebiyle filen halife-sultan idi-ler. Aslında gerçek halife onlardı. Hükümet etine olanağından yoksun halifenin halifeliği ise, isimden ibaretti.

Hilafet, Resulullah (sav)in ümmetini yönetmek üzere, ona vekalet etmekten ibarettir. Kısaca, kim Islam şeriatını uygular ve Müslümanla rın çıkarlarını sağlayıp korursa, ünvanı halife olmasa da, gerçek halife odur. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor. "Ey Davud! Biz seni yeryüzünde ha life kıldık. O halde insanlar arasında hükmet" (Sad süresi).

Bu esasa binaen, diyebiliriz ki, yönetim ve hükmetme gücune sahip bir sultanın halifeliği, hükümet etme gücünden yoksun halifenin hali-feliğinden daha geçerli ve daha sahihtir. Şeriatm ruhuna ve usulüne da-ha uygundur.

100.

yuksel dedi ki...

HİLAFETİN İLGASININ ARKAPLANI

nasıl diledikleri gibi müsadere ettiklerinin açık bir belgesi. Bu kitabın bendeki çok az sa yısından bir tanesini değerli arkadaşım eski Meşihakatul-Islamiye vekili Mehmed Za-hide hediye etmiştim. O da diğer bir kitabımla beraber (Müctehidlerin Kıymeti) bu ki tabımı Müslümanların istifade etmesi için Kahire Merkez Kütüphanesine bağışladığını bildirdi. Her ne kadar bu kitapların dili Türkçe ise de umulur ki, istifade edenler olur. (Mustafa Sabri)

YanıtlaSil

yuksel14 Temmuz 2026 10:13
CAMIU D-DUVEL

CAMIU'D-DÜVEL

Osmanlı Tarihi (1299-1481)

Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah

Yayıma Haz. Doç. Dr. Ahmet Ağırakıça (Büyük boy)

"Müneccimbaşı Tarihi" adıyla ün kazanmış olan Câmiu'd-Düvel, daha çok "Sahäifu'l-Ahbar ünvanıyla, yazılışından kısa bir süre sonra yapılmış Türkçe tercümesiyle tanınır. İslami genel dünya tarihi yazma geleneğinin son temsilcisi sayılabilecek bu muhteşem eser, Islâm ve Osmanlı tarihiyle uğraşanların daima başvurmak zorunluluğu duydukları bir kaynak kitap olma özelliği taşıyor. Buna karşılık eserin aslı basılmadığı için pratik ve teknik zorluklar yüzünden pek az istisnayla hemen bütün araştırmacılar tarafından sadece Türkçe tercümesinden yararlanılmasının ilmi bakımdan sakıncalı olacağı açıktır. Bu düşünceden hareketle gerçekleştirdiğimiz çalışmanın, konuyla ilgilenen meraklı okuyucular ve araştırmacılar için yararlı olacağını umuyoruz.

yuksel dedi ki...

IZMIR DÜŞMANLARDAN ALINIYOR VE YIKILIYOR

Yeni Hind seyhi Gandi, meydan okuyucu olum orucunu tuttu

Belk, Hind ve Sindin seyhulistami ise olaman kenarında gezinmekte

Ancak dki eru arasında, inkar edilemeyecek acaip ve ebedi bir fark vardı

bulmakla beraber oruc tutmakta, Ben ise Mısır'a geldiğimden beri birşey bulama-

Onun orucu rom insanların mevzubahsi olurken, Benin erucumdan ise benden başka kimsenin haberi yok."

Konumuz Gandi değil, ama okuyucunun dikkatini önemli bir noktaya çevirmek is-morum Medyanın Gandiye büyük ilgisinin asıl nedeni, onun bu tavırlarıyla ülkede In-gihzlere karşı Muslumanların başlattığı İslamı cihad hareketine engel olması nedeniyle-du

Seyhulislam Mustala Sabri daha sonra, Islam yolunda çektiği sıkıntılara değiniyor:

"Cektiğim tüm sıkıntılar İslam yolunda Ben ölürsem bile, benden sonra o yaşasın Cagdas Muslimanlara rağmen yaşasın, ki Onlar dinlerini ziyan ettiler, ahtlerine vefa etmediler Benim gibisi ölür bilinmez, Eger seyhleri Hind seyhi olsaydı!"

Abdulfettah Ebu Gudde (Safahat min Sabri'l-Ulema)

Turkiye'de Arap harflerinin kaldırılması, Türk milleti ile Kur'ân-ı Kerim arasında engel koymak içindi. Böylece bir hükümet kararıyla Türk milleti, tüm bir kültür mira-sından mahrum bırakılıyor, halk bir gün içinde okuma-yazma bilmeyen ümmi konumu-na düşürülüyordu. Bu tarihin en garip kararlarından biridir. Bundan dolayı, Türkiye şimdiye kadar ne uluslararası çapta bir edebiyatçı, ne bir bilim adamı, ne de tarihçi ye-tiştirmiştir. Nasıl yetişsin? Yazmayı daha iki nesil önce keşfettiler.

bkz. Muhammed Celal Keşk, Hıvar fi Ankara.

Hadisi, Ahmed, Tirmizi ve Ibni Mace, Sehl b. Saad'dan rivayet etmişlerdir.

Dint Müceddidler isimli kitabımda, bu sözün bir hadis olmadığını açıklamıştım. Bu kitap henuz daha yeni basılmışken, aniden İstanbul'dan ayrılmamız gerekti. Ne yazık ki kitabımın basılmış bir nüshasını almaya vaktim olmadı. 950 adet kitap, Evkaf Matba-asında iken, gazetelerden anladığıma göre Kemalist hükümet tarafından müsadere edil-miştir. Kitap, laiklerin zayıf akıllarıyla eleştirdikleri birçok İslamı hükmü savunmaktay-h. Eger Islam uleması bu kitabı görebilselerdi, sonra da Kemalistlerin bu kitabı müsade-re ederek yayılmasını engellediklerini bilselerdi, sadece bu husus, onların anlayışlarını düzeltmeye ve işin gerçek yüzünü görmelerine yeterdi. İşte Kemalistlerin ilme göster-dikleri saygı! İşte fikir hürriyeti! Bana ait bir malı ki bir nüshasıbır Türk lirası idi-

205.

yuksel dedi ki...

HILAFETİN ILGASININ ARKAPLANI

Kemalistlerm bedenlerinde, Itihatçıların ruhlarını yeniden tade ettiler Bunun için de. galip devlet salatıyla, Istanbul hukümetinin tüm olumlu icraatlarını engellediler. Huka metin elini kolunu bağladılar ve çalışmalarını engellediler, aciz bıraktılar. Kemalısı ha kümet kurulduğunda ise, onlara her türlü yardım ve kolaylığı gösterdiler. Yunanlıların Izmir'den çıkarılmaları da ancak Ingilizlerin onayından sonra gerçekleşmiştir. Şüphesiz Ingilizler bu tyliklerini Mustafa Kemal'den korktukları için değil, bazı çıkarları doğrul tusunda yapmışlardır. İngilizler böylece Mustafa Kemal'i muzaffer komutan olarak, Müslümanların gözunde kahramanlaşmasım istediler. Zira onun Islam'a olan tavrının farkındaydılar. Kendilerinin yapamadıklarını, o yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu.

O halde, ben nasıl İngilizlerle anlaşmakla suçlanıyorum? Hakikat şu ki, İngilizler vatanımızı işgal ederek tüm zenginliklerimize el koydular, biz ise, boş ceplerimizle ulke mizi terketmek zorunda kaldık. Biz, devletin en ust makamlarına yükselmemize rag men, devletin olan bir çöpe dahi dokunmadık. Sermayemiz, yoksulluk ve iffetimizden ibarettir. Devletin malını canımız pahasına korumaya çalıştık. İngilizlerin bize tek iyili-gi, İstanbul'dan güvenli bir şekilde ayrılmamızı temin etmeleri olmuştu. Zira o gün Ke-malistler Ali Kemal Bey'i ele geçirerek şehid etmişlerdi. Yanımızda ancak giyeceklerimiz ve birkaç ev eşyası vardı. Geminin ancak üçüncü mevkiine binebildik. Ailemin arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olmasına rağmen, bizi soğuktan koruyacak kışlık giysiler-den mahrumduk.

Ingilizlerin bizi zorla ülkemizden çıkarmamalarına ve çıkarken de bize yumuşak davranmalarına, Kemalistlerin ise ülkeyi bizden temizlediklerine dayandırarak mı bizi vatan haini, ülke satıcısı ilan etmekteler? Madem öyle, ülkeyi İngilizlerden niçin temiz lemediler? Bu büyük mutluluğa erişmek için, gerekli güç ve maharetten mi yoksunlar, yoksa ülkeyi İngilizler'e satan aslında onlar mı? Bizim yoksulluğumuz, güvenilirliğimi-zin en büyük kanıtı olduğu gibi, bazı hasımlarımızın zenginlikleri rakiplerimiz hakkın da şüphe uyandırmaktadır. Zira onlar bu zenginliklerine, Ingilizlerin ülkeyi işgal etme lerinden sonra kavuşmuşlardır. Bu acı ittihamdan dolayı, kimse bizi kınamasın. Çünkü onların bize yönelttikleri mantıkla karşılık veriyorum. Bu luks saraylar onlara babaların-dan mı kaldı?

(Mustafa Sabri)

Şeyhülislam Mustafa Sabrinin, hasımlarını cevaptan aciz bırakan sözleri. Sonra, gazetelerden Hindli lider Gandi'nin, Ingilizleri protesto amacıyla oruç tuttuğunu öğreni yor ve duyguları bir anda alevleniyor. Bunu, yazdığı şiirde söyle ifade ediyor.

204.

yuksel dedi ki...

İZMİR DÜŞMANLARDAN ALINIYOR VE YIKILIYOR

Bu kıyaslama, bugun için de geçerlidir Bu milliyetçı, Batıcı ve ithal rejimlerinin ayıbı olarak sırıtmaktadır Insafla düşünelim Sorunlarımız daha çoğalmış, kımlığımız sı-lınmış ve birliğimiz yıtirilmemiş mıdır? Düşmanlarımız bızı dilediklerı yöne şimdi daha çok süruklemiyorlar mı?

2Sözünü ettiğimiz bu gerçekler iyice araştırılırsa, Ismet Paşa'nın Lozan Konferansın-da elde ettiğı başarı konusunda ipucu elde edilebilir Ismet Paşa, Lozan'da, Osmanlı Devleti'ni ezen kapıtülasyonların ve Batı devletlerine tanınan diğer ayrıcalıkların kaldı-rılması başarısını göstermiştir. Peki, savaş meydanlarında Ingilizlere karşı hiçbir başarı gösteremeyen Ismet Paşa, acaba Lozan'da bu başarıyı nasıl gösterdi?

Lozan Konferansının dağılıp, siyasi heyetlerin kendi ülkelerine dönmelerinden son-ra, Ingiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, İsmet Paşa'nın başarısındaki gizli sırra işaret et-miştır İngiliz Parlamentosunda bu konu tartışılırken, bazı parlamenterler Lozan Antlaş-masının sonuçlarına itiraz etmekte, bunun Ingilizler için siyasi bir yenilgi olduğunu sa-vunmaktaydılar. Bunun üzerine müsteşar, şöyle demiştir: "Türklerin eski devletleriyle yeni ulusal devletleri arasındaki farkı iyi ölçün. Yani yeni devlet, geçmişiyle ve İslâm älemiyle ilişkilerini koparmış, kendi içine kapanmış küçük bir devletçiktir. Osmanlı devleti defalarca Yunan'ı yenmiş, Atina kapılarına kadar dayanmıştı, ama yabancılara ta-nınan bu imtiyazları kaldıramamıştı.

Istanbul ve Ankara gazeteleri arasında yaşanan gerginlikten sonra, Istanbul'da bası-lan Vakit gazetesi, sözünü ettiğimiz Lozan başarısının gizli sırlarına değinmişti. Gazete-nin yazarlarından Mehmed Asım 10 Kasım 1923 tarihli başyazısında şöyle diyor: "Ingi-liz gazetelerinin, hilafet ve yönetim şekli böyle oldukça, azınlıkların haklarının savunu-lamayacağını ve yönetimin çağdaşlaşamayacağını yazdıklarını unutmadık. Sevr Antlas-masının bu denli ağır maddeler içermesinin nedeni, devletin hilafet hükümeti tarafından yönetilmesiydi."

Ingilizler, Sultan Vahdeddin'le anlaşıp devletin bu yapısını değiştiremediler, ama Ke-malistlerle anlaşarak bu gayelerine ulaştılar.

* Ingiliz vesikalarından öğrendiğimize göre, Lozan'da yapılan gizli görüşmelerde In-gilizler barış için şu şartları koymuşlardı: 1- Kesin olarak hilafetin kaldırılması, 2- Tür-kiye'de Islam şeriatının kaldırılması, 3- Türkiye'deki tüm dini faaliyetlerin durdurulma-sı, 4- Osmanlı anayasasının yeni, laik anayasa ile değiştirilmesi.

3Savaş henüz daha yeni bitmişti ve biz büyük bir yenilgiye uğramıştık. Oysa Mısır için böyle birşey söz konusu değildi. Yeni bir savaşa girmekten kaçındığımız için bizi mazur görmeleri gerekiyor. Sonra Ingilizlerin ülkemizi işgal etmelerine sebep olanlar, Kemalistlerin kardeş ve ortakları İtuhatçılardır. İngilizler, hedeflerinı tamamlamak için,

203.

yuksel dedi ki...

3859- Sağ elini ağrı duyduğun yere koy, yedi kere oraya onu şöyle diyerek sür: "Eûzü bi izzetillâhi ve kudratihî min şerri mâ ecidü." Her sürmede bunu oku.

-٣٨٦٠ ضَعِى يَدَكِ عَلَيْهِ ثُمَّ قُولى ثَلاَثَ مَرَّاتٍ بِسْمِ اللهِ اللَّهُمَّ أَذْهِبْ عَلَى مَّرَ مَا أَجِدُ بِدَعْوَةِ نَبِيِّكَ الطَّيِّبِ الْمُبَارَكِ الْمَكِينِ عِنْدَكَ بِسْمِ اللهِ الخرائطى كر عن اسما بنت ابى بكر قالت خرج فى عنفى خراج فتخوفت منه فسألت النبي ع ص قال فذكره)

3860- Elini çıbanın üstüne koy, üç kere şöyle de:

"Bismillah. Allâhümme ezhib annî şerre mâ ecidü bi dô. veti nebiyyiket tayibil mübârakil mekîni ındeke bismillah."

٣٨٦١ - ضُمَّ سَعْدٌ فِي الْقَبْرِ ضُمَّةً فَدَعْوَتُ اللَّهَ أَنْ يَكْشِفَ عَنْهُ (ابن سعد والحكيم ك عن ابن عمر)

3861- Sa'd (r.a.)'a kabri iyice daraldı. Onu rahata ka-vuşturması için Allah'a dua ettim.

٣٨٦٢ - ضَعِي يَدَكِ الْيُمْنَى عَلَى فُؤَادِكِ فَامْسَحِيهِ وَقُولِي بِسْمِ اللَّهِ اللَّهُمَّ دَاوِنِي بِدَوَائِكَ وَاشْفِنِي بِشَفَائِكَ وَاغْنَنِي بِفَضْلِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ وَاحْذِرْ عَنِّى أَذَاكَ قَالَهُ لِغَيْرِى (طب وابن السني عن ميمونة بنت ابي عسيب)

3862- Sağ elini kalbinin üstüne koy, onu sür ve şöyle de:

"Bismillah* Allâhümme dêvinî bi devâike veşfinî bi şifâike ve ağninî bi fadlike ammen sivâke vahzir annî ezâke" duayı Ra-sulü Ekrem bir kadına öğretmiştir.

w

926

yuksel dedi ki...

حرف الطاء

٣٨٦٣ - طَاعَةُ الإِمَامِ حَقٌّ عَلَى الْمَرْءِ الْمُسْلِمِ مَا لَمْ يَأْمُرْ بِمَعْصِيَةٍ فَإِذَا أَمَرَ بِمَعْصِيَةِ اللَّهِ فَلَا طَاعَةَ لَهُ (هب خط عن ابي هريرة)

3863- Allah'ın masiyetini emretmedikçe, bir müslümanın hükümdara itaat etmesi vazgeçmez bir görevdir. Allah'a masiyeti emrettiği zaman ona katiyyen itaat yoktur.

٣٨٦٤ - طَاعَةُ النِّسَاءِ نَدَامَةٌ (عق والقضاعي وابو على الحداد في معجمه كر عن عائشة)

getirir. 3864- Mühim işlerde kadınlara boyun eğmek pişmanlık

٣٨٦٥ - طَاعَةُ اللهِ طَاعَةُ الْوَالِدِ وَمَعْصِيَةُ اللهِ مَعْصِيَةُ الْوَالِدِ (طس عن ابى هريرة)

3865- Allah'a itaat etmek, anneye, babaya itaaat etmek-tedir. Anneye babaya isyan eden, Allah'a isyan etmiş olur.

٣٨٦٦ - طَالِبُ الْعِلْمِ بَيْنَ الْجُهَالِ كَالْحَقِّ بَيْنَ الْأَمْوَاتِ (العسكري وابو موسى عن حسان مرسلا)

3866- Cahiller arasında ilim tahsil edicisi, ölüler arasın-daki diri gibidir.

٣٨٦٧ - طَالِبُ الْعِلْمِ طَالِبُ الرَّحْمَنِ طَالِبُ الْعِلْمِ رَكْنُ الْإِسْلَامِ وَيُعْطَى أَجْرُهُ مَعَ النَّبِيِّينَ (الديلمي عن انس)

3867- İlmin talibi Rahmân'ın talibi demektir. İlmin talibi İslam'ın rüknüdür. O peygamberlerle birlikte mükafatlandırıla-caktır.

927

yuksel dedi ki...

dan ilgisini kesmiş kimseye durmadan beddua eden silasi rahim den dolayı gülüyorum." Ben de: "(Sıla-i rahimi etmeyenle edilme yen) arasında kaç kuşak var?" diye sordum. O da: "Bes baba ku şak diye cevap verdi."

-٨٤ اثاني جبريل فقال لى أن الله يأمرك أن تأمر أَصْحَابَكَ أنْ يَرْفَعُوا أصواتهم بالتلبية فانها من شعار الحج (حم) هـ ع هب حب ك ض طب وعبد بن حميد وابن خزيمة عن زيد بن خالد)

84- "Cebrail bana gelip şöyle dedi: "Allah ashabina, tel.

biyede seslerini yükseltmelerini emretmen için ferman buyuruyor. Çünkü o, haccın alametindendir."

أَتَانِي جِبْرِيلُ بِقِدْرٍ يُقَالُ لَهُ الْكَفِيتَ فَأَكَلْتُ مِنْهُ أَكْلَةً فَأَعْطِيتُ قُوَّةَ أَرْبَعِينَ رَجُلاً فِي الجَمَاعِ (حل عن صفوان عن أبي هريرة)

85- "Cebrail bana adını (kifit) denilen bir kapla geldi. Ben de içindeki cennet yemeğinden yedim. Bunun üzerine bang kırk kişinin cinsi münasebet gücü verildi."

٨٦- أَتَانِي جِبْرِيلُ آئِفًا فَقَالَ إِنَّا للهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ قُلْتُ أَجَلْ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ فَمِمَّ ذَاكَ يَا جِبْرِيلُ فَقَالَ إِنَّ أُمَّتَكَ مُفْتَتِنَةٌ بَعْدَكَ بِقَلِيلٍ مِنَ الدَّهْرِ غَيْرَ كَثِيرٍ قُلْتُ فِتْنَةٌ كُفْرٍ أَوْ فِتْنَةٌ ضَلَالَةٍ قَالَ كُلُّ ذَلِكَ سَيَكُونُ قُلْتُ وَمِنْ أَيْنَ ذَاكَ وَأَنَا تَارِكٌ فِيهِمْ كِتَابَ اللهِ قَالَ بِكِتَابِ اللَّهِ يَضِلُّونَ وَأَوَّلُ ذَلِكَ مِنْ -قَبْلُ قُرَّائِهِمْ وَأَمَرَائِهِمْ يَمْنَعُ الْأَمْرَاءُ النَّاسَ حُقُوقَهُمْ وَلَا يُعْطُونَهَا فَيَقْتَتِلُوا وَيَتْبَعُ الْقُرَّاءُ أَهْوَاءَ الأَمَرَاءِ فَيَمُدُّونَ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لَا يُقَصِّرُونَ قُلْتُ يَا جِبْرِيلُ فَبِمَ سَلِمَ مَنْ سَلِمَ مِنْهُمْ قَالَ بِالْكَفِ وَالصَّبْرِ إِنْ أَعْطُوا الَّذِي لَهُمْ أَخَذُوهُ وَإِنْ مَنْعُوهُ تَرَكُوهُ (الحكيم عن عمر ولاه)

innâ ileyhi râciûn" dedi. Ben de: "Evet, inna lillâhi ve innâ ileyhi 86- "Cebrail bana ansızın (hemen) gelip: "İnnâ lillâhi ve

36

YanıtlaSil

yuksel15 Temmuz 2026 01:56
ráción. Neden böyle söyledin ey Cibril?" dedim. Cebrail: "Um-metin senden az sonra fitneye düşecektir" dedi. Ben: "Küfür fitne si mi yoksa sapıklık fitnesi mi?" diye sordum. O da: "Hepsi de olacak" diye cevap verdi. Ben de: "Onlara ben Allah'ın kitabını bırakıyorum, şu halde nereden anz olacak bu hal onlara?" de-dim. Cebrail: "Allah'ın kitabı ile amel etmeyecekler. Bundan do-layı sapacaklar ve bunun ilki de âlimleri ve amirleri tarafından olacaktır. Çünkü emirler insanlara haklarını vermeyecekler. On-lar da bu sebeple çarpışacaklar. Alimler de emirlerin arzularına tabi olacaklar, sapıklığa iyice dalıp gidecekler dedi. Ben de: "Onlardan kurtulmak isteyen bundan nasıl kurtulur?" diye tekrar sordum. Cebrail de: "Onların yanından uzaklaşarak ve sabrede-rek. Kendilerine verdiklerini alıp, vermediklerini de terk edenler (kurtulacaklar bu fitneden)" dedi.

۸۷- أَتَانِي جِبْرِيلُ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ رَبُّكَ يَقْرَأُ عَلَيْكَ السَّلَامَ وَيَقُولُ لَكَ أَنَّ مِنْ عِبَادِي مَنْ لَا يُصْلَحُ إِيمَانُهُ إِلَّا بِالْغِنَى وَلَوْ اَفْقَرْتُهُ لَكَفَرَ وَإِنَّ مِنْ عِبَادِي مَنْ لَا يُصْلَحُ إِيمَانُهُ إِلَّا بِالْفَقْرِ وَلَوْ اَغْنَيْتُهُ لَكَفَرَ وَإِنَّ مِنْ عِبَادِي مَنْ لَا يُصْلَحُ إِيمَانُهُ إِلَّا بِالصَّحَّةِ وَلَوْ أَسْقَمْتُهُ لَكَفَرَ (خط عن عمر )

87- "Bana Cibril gelip dedi ki: Ey Muhammed! Rabbin sana selam söylüyor ve şöyle diyor: "Kullarım arasında imanını ancak zenginlikle muhafaza edenler vardır. Onları fakir kılarsam hemen küfre saparlar. Kullarım içinde fakirlikle imanlarını koru-yanlar da vardır. Onları zengin yaparsam hemen küfre saparlar. Kullarım içinde imanlarını sıhhat sayesinde koruyanlar da var. Şayet onları hasta yaparsam hemen küfre saparlar."

۸۸- آثانِي جِبْرِيلُ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ اللهَ لَعَنَ الْخَمْرَ وَعَاصِرَهَا وَمُعْتَصِرَهَا وَشَارِبَهَا وَحَامِلَهَا وَالْمَحْمَولَةَ إِلَيْهِ وَبَايِعَهَا وَمُبْتَاعَهَا وَسَاقِيهَا وَمُسْقَيهَا" (طب ك هب ض عن ابن عباس)

88- "Cibril bana gelip şöyle dedi: "Ey Muhammed! Al-lah, şaraba, onu yapan, yaptırana, içene, taşıyana ve kendisine taşınana, satana, satın alana, içene, içtirene lanet etmiştir."

37

yuksel dedi ki...


Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
46 1 Sizden biri hoşuna giderken bir rüya gördüğünde sol gördüğünde üç defa tükürsün ve şeytandan Allah'a sığınsın ve üzerinde olduğu yanından başka bir yere dönsün. Hz. Câbir (ra)
46 2 Sizden biri hoşlandığı bir rüya görürse o ancak Allah'tandır. Öyle ise Allah'a hamd etsin ve onu anlatsın. Bunun gayrısını, yani hoşlanmadığı bir rüya görürse, o da ancak şeytandandır. Bulunduğu yerde Allah'a sığınsın ve onu hiç kimseye anlatmasın. Bu takdirde kendisine bir zarar olmaz. Hz. Ebû Said (ra)
46 3 Sizden biri kendinde, malinde veya kardeşinde hoşuna giden bir şey görürse bereketle dua etsin. Zira nazar haktır. Hz. Amr İbni Rabia (ra)
46 4 Sizden biri derde yaşadığı birini gördüğünde kendi kendine: "Hamd olsun o Allah'a ki, onu mübtela ettiği şeyden bana afiyet verdi. Onun ve pek çok kulunun üzerine beni tafdil etti." derse bu, nimetin şükrü olur. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
46 5 Sizden biri bir ölüm gerçekleştiğinde onunla birlikte yürümeyecekse cenazeyi arkada bırakıncaya kadar, yahud cenaze onu arkada bırakana kadar, yahud da o onu arkada bırakmazdan önce cenaze yere indirilinceye kadar ayakta kalsın. Hz. Abir İbni Rebia (ra)
46 6 Sizden biri yaralanmış veya kızıl olduğundan kendinden üstün birini görürse, kendisine ait olanın daha yüksek birine bakması, kendinden daha aşağısına bakması. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
46 7 insanların alışverişlerini, emanetlerini hafife aldıklarını, ve -parmaklarını bir arada geçirip-böyle bir şekilde görüldüğün zaman evini tercih et, lisanına sahip ol, maruf kişinin al, münkeri bırak, kendi işlerinile zamanlarında ol ve aminin olanları bırakır. Hz. Abdullah İbni Amr (ra)
46 8 Ümmetimin zalime "Sen zalimsin" demekten korkulannu görürseniz başarısız olursunuz. Hz. Abdullah İbni Amr (ra)
46 9 Alimin sultanla çok sıkı ihtilatta olduğunu görürsen bil ki, o hırsızdır. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
46 10 Bir kul masiyetlere devam ederken, dünyadan sevdiği şeyleri Allah'ın ona tavsiye ettiği zaman, bu muhakkak ki o kimse için Allah'tan bir "istidraç" tır. Hz. Ukbe İbni Amir (ra)
46 11 Kardeşinde haya, emanet ve sıdk gibi üç hasleti görüldüğünde ondan (dilediğin bir şeyi) ricada bulun. detayları göremediğinde ricada bulunmuyor. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
46 12 Şayet ahiretle ilgili bir şey talep edildiğinde onun sana kolaylaştırıldığı ve ancak, dünya çapında arzu edilen bir şeyin zorlaştırıldığı görüldüğünde bunu bil ki, sen mutlaka güzel bir hal üzerindesin. Yine de sen ahirette eklenen bir değişiklik zorlaştırılıyor ve dünya çapındaki arzunun sağladığı bir şeyin sana kolaylaştırıldığını görüyorsen bil ki, sen kötü bir hal üzerindesin. Hz. Ömer (ra)
46 13 Mezi görüldüğünde uzvunu yıkadı ve namaz abdesti gibi abdest al, meni (fışkırarak) geldiğinde gusül abdesti al. Hz. Ali (ra)
46 14 İki mü'min kardeşinin arzdan bir karış toprak için muhhasama göreceğinde, o yerden hemen çık. Hz. Ebüdderda (ra)
46 15 Müteşabih ayetlere tabi kişilere gördüğünüzde, işte onlar Allah'ın Kur'an'da isimlendirdiği kimselerdir ki, yetişenlerden uzak durun. Hz. Âişe (r.anha

yuksel dedi ki...


Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
389 1 Semadan inen ve semaya çıkan hiç bir melek yoktur ki, Lâ havle velâ kuvvete illâ billah demesin. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
389 2 Hiç bir sadaka malının eksiltir olmadığı. Allah affeden kulun ancak izzetini arttırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse, Allah da onu yükseltir. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
389 3 Sizin yazdığınız ve Bana ulaşan şu kitaplar nedir? Allah'ın kitabı ile bir kitab mı? Nerede ise Allah onu yazmanızdan gazab sürecek. Allah isterse geceleyin onu yürütür, yapraklarında ve bazında ondan bir şey bırakmaz onu giderir. Kimin de hayrını murad ederse "Lâ ilahe illallah"ı baki eder. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
389 4 Bir kavim ahdi bozarsa aralarında katl zuhur eder. Bir kavimde fuhuş zahir olursa onların ölümü musallat olur. Bir kavim de zekatını verense Allah'ın desteklediği yağmuru tutar (Bereket kalır). Hz. Abdullah İbni Büreyde (ra)
389 5 Bir adam, yetmiş şeytandan kurtulmadıkça, sadakadan elinden bir şey çıkaramaz. Hz. Büreyde (ra)
389 6 Erkek ve kadın mü'mine nefsine, çocuğa ve malına, Allah'a mulaki zamana kadar bela gelinceye kadar devam eder, nihayet bir günahı kalmayana kadar. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
389 7 Bende olan hayrı Benden asla saklamam. Kim iffetli kalmak isterse Allah ona iffet verir. Kim mustağni kalmak üzere Allah onu ağani olarak kullanır. Kim sabr etmek isterse Allah onu kullanır. Hiç bir kimseye ata ve hayır cihetiyle "sabır"dan daha geniş daha ihsan verilmemiştir. Hz. Ebû Said (ra)
389 8 Sizden biri bir din kardeşinin nefsinde veya malinde hoşuna giden bir şeye gelen onu tebrik etsin ve "Bârekallah" desin. Zira nazar haktır. Hz. Sehl (ra)
389 9 Seni beni dinlemeye, sana sabaha geldiğinde ve akşama vardığında şöyle söylemeni tavsiye etmeme ne mani oluyor? "Ya hayyu ya kayyum, birahmetike esteğîsu aslih lî ve şe'nî küllihî ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin" (Ya Hayyu ya Kayyum Rahmetinden istimdad ederim. Bütün işimi islah et ve beni göz kapayacak kadar bir zaman bile nefsime bırakmaya kadar) Hz. Enes (ra)
389 10 Maîşeti müşkilleşmiş bir kimsenin evinden geldiğinde bunu demesine ne mani var?: "Bismillahi alâ nefsî ve mâlî ve dînî Allahümme raddinî, bi kadâike ve bâriklî fîmâ kuddiralî hattâ lâ uhibbe ta'cîle mâ ahharte ve te'hîra mâ acelte." (Allah adı ile başlar, nefsimi, malımı ve dinimi korumasını dilerim. Hz. İbni Ömer (r.anhüma

yuksel dedi ki...

Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 247 / No: 3
Ramuz El-Ehadis

yuksel dedi ki...

يَشْكُلُ فَكِلْهُ إِلَى عَالِمِهِ الديلمي عن معاذ)

3921- Kur'an ilmi üç kısımdır: Helalları vardır, ona uy. Haramları vardır, ondan kaçın. Müşkül olan müteşabihleri vardır, onu âlimine havale et.

۳۹۲۲- عَلَّمَ اللهُ تَعَالَى آدَمَ أَلْفَ حِرْفَةٍ مِنَ الْحِرَفِ وَقَالَ لَهُ قُلْ لِوَلَدِكَ وَذُرِّيَّتِكَ إِنْ لَمْ تَصْبِرُوا فَاطْلُبُوا الدُّنْيَا بِهَذِهِ الْحِرَفِ وَلَا تَطْلُبُوهَا بِالدِّينِ فَإِنَّ الدِّينَ لِي وَحْدِى خَالِصًا وَيْلٌ لِمَنْ طَلَبَ الدُّنْيَا بِالدِّينِ وَيْلٌ لَهُ (ك في تاريخه عن عطية بن بسر)

3922- Allah, Adem Aleyhisselam'a bin sanat öğretti ve ona şöyle buyurdu: "Çocuğuna ve zürriyetine de ki: "Sabredemi-yorsanız, dünya maişetini ve geçimini bu sanatlarda çalışarak isteyin, dini alet ederek maişet temin etmeyi istemeyin. Çünkü din sadece bana mahsustur, benim için icra edilir. Dünyayı din ile is-teyenin vay haline, vay haline!"

٣٩٢٣ - عَلِّمُوا الصَّبِيَّ الصَّلَوةَ ابْنَ سَبْعِ سِنِينَ وَاضْرِبُوهُ عَلَيْهَا ابْنَ عَشَرَ حم طب ك ت صحيح عن مسرة)

3923- Çocuğa yedi yaşına girince namazı öğretin, on yaşına girince kılmazsa dövün.

٣٩٢٤ - عَلَى الْوَالِي خَمْسَ خِصَالٍ جَمْعُ الْفَيْنِ مِنْ حَقِّهِ وَوَضْعُهُ فِي حَقِّهِ وَأَنْ يَسْتَعِينَ عَلَى أُمُورِهِمْ بِخَيْرٍ مَنْ يَعْلَمُ وَلاَ يُجَمِّرُهُمْ فَيُهْلِكُهُمْ وَلَا يُؤَخِّرُ أَمْرَ يَوْمٍ -لِغَدٍ (عق عن واثلة)

3924- Bir valide beş hasletin bulunması gerekir: Hakkıy-la ganimet toplama, onu yerinde harcamak, halkın işlerini gör-mek için bildiği iyi kimsenin yardımını istemek, halka iyi davran-mak (onları zor durumda bırakıp helak etmemek), bugünkü işi yarına bırakmamak.

941

yuksel dedi ki...

KIYAMET

5. Idarecileri Allah'ın Kitabı ile amel etmeyip, indirdiği hüküm lerden işlerine geleni seçtikçe, Allah onların hesabını kendi araların da görur (fitne, fesat ve anarşi belasına maruz kalırlar)." (Ibn-i Mace, Fiten, 22, Hakim, IV, 583/8623; Beyhaki, Suab, III, 197)

Rasûlullah K Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

"(İdarecilik ve håkimlik gibi) işlerini kadınlara veren bir toplum kesinlikle felaha eremez!" (Buhari, Meğāzi, 82)

"İdarecileriniz hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz cömert kimselerse, işlerinizi aranızda istişare ile hallediyorsanız, bu durum da yerin üstü, altından hayırlıdır.

Eğer idarecileriniz şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleri niz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden daha hayırlıdır." (Tirmizi, Fiten, 78/2266)

Zira böyle bir toplumda artık dînin emirlerini ikäme imkânı kalmaz...

Hazret-i Ali anlatıyor:

Rasûlullah bir gün:

"-Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belânın gelmesi vâcip olur!" buyurmuşlardı.

Yanındakiler:

"-Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?" diye sordular.

Rasûlullah Efendimiz şöyle sıraladı:

"1. Ganimet (yani millî servet, fakir-fukarâya uğramadan sade-ce zengin ve mevkî sahibi kimseler arasında) tedâvül eden bir metâ hâline geldiği,

2. Emanet, ganimet gibi görülüp hıyânet edildiği,

YanıtlaSil

yuksel22 Temmuz 2026 06:25
204

EBEDİYET YOLCULUĞU

3. Zekât, ibadet olarak görülmeyip büyük bir yük ve kayıp ola rak teläkki edildiği.

4. Kişi, (gayr-i meşrü işlerde) kadınına itaat ettiği,

5. Kişi, annesine karşı itaatsizlikte bulunduğu,

6-7. Kişi, arkadaşına iyilikte bulunduğu hâlde babasına kaba davrandığı,

8. Mescitlerde sesler yükseldiği (huşû kaybolduğu),

9. Bir milletin idarecisi en alcakları olduğu, (Nitekim bu, zaman zaman dünyanın muhtelif devletlerinde görülebilen bir hådisedir.)

10. Bir kişiye şerrinden korkularak hürmet edildiği,

11. Çeşitli isimlerle îmâl edilen içkilerin serbestçe içildiği,

12. İpek elbiselerin erkekler tarafından giyildiği,

13-14. Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletlerine alâka arttığı, (Günü-müzde sanat, bale, konser vb. adlar altında; bar, gazino ve benzeri sa-lonlarda ve hatta radyo, televizyon gibi çeşitli mecrâlarda -maalesef- çok yaygın hâldedir.)

15. Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip ge-çenlere lânet ettiği zaman, (Günümüzde bazı gâfillerin ecdâdımız Osmanlı'ya ve geçmiş İslâm âlimlerine buğz etmesi gibi.)

İşte o zaman, (mü'minlerin ruhlarını kabzeden) kızıl rüzgârı, ye re batışı veya domuz ve maymunlara çevrilmeyi, 110 zelzeleyi ve gök-ten taş yağmasını bekleyin.

Ondan sonra birbiri ardınca pek çok alâmet zuhûr eder ve bun-lar, ipi kopan eski bir gerdanlığın ardı ardına düşen taneleri gibi bir-birini takip ederler. "111

110. Bkz. Tirmizi, Fiten, 38/2210.

111. Tirmizi, Fiten, 38/2211.

YanıtlaSil

yuksel22 Temmuz 2026 06:26
مولتاقي

EBEDİYET

YOLCULUĞU

-Ölüm/Kabir/Kıyamet ve Ötesi-

Osman Nûri TOPBAŞ

ALTINOLUK

yuksel dedi ki...

۳۹۲۵ عِلْمُ البَاطِن سِرٌّ مِنْ أَسْرَارِ الله تَعَالَى وَحُكْمُ مِنْ حُكم الله يقذفه فى

قُلُوب مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِباده الديلمى عن على)

3925- İlm-i bâtın, Allah'ın sırlarından bir sır, Allah'ın hik. metlerinden bir hikmettir. Bunu dilediği kulların kalplerine koyar.

٣٩٢٦ - عَلَيْكَ بكثرة السُّجُود فَإِنَّكَ لاَ تَسْجُدُ اللهَ سَجْدَةَ الأَ رَفَعَكَ اللهُ بمَا دَرَجَةً وَحَطَّ عَنْكَ بِمَا خَطِيئَةً (حم) م ت حسن صحيح ن هـ حب وابن خزيمة عن لوبان وابي الدرداء معا)

3926- Secdeye devam etmelisin. Çünkü ne zaman Allah. 'a bir secde yaparsan, mutlaka sana bir derece ihsan eder, bir hatanı (amel defterinden) düşürür.

۳۹۲۷- عَلَيْكَ السَّمْعَ وَالطَّاعَةَ فِي عُسْرِكَ وَيُسْرِكَ وَمَنْشَطِكَ وَمَكْرَهِكَ وَأَثْرَةِ عَلَيْكَ (حم م ن وابن جرير عن ابي هريرة)

3927- Güçlükte, kolaylıkta, neşe ve üzüntü hallerinde ol-sun, mutlaka emiri dinleyip itaat etmelisin.

۳۹۲۸ - عَلَيْكَ بِطِيبِ الْكَلاَمِ وَبَدْلِ السَّلامِ وَإِطْعَامِ الطَّعَامِ (حب عن هاني بن يزيد )

3928- Güzel söz söylemelisin, bol selam vermelisin. Ye-mek yedirmelisin.

۳۹۲۹ - عَلَيْكَ بِالصَّوْمِ فَإِنَّهُ لاَ مِثْلَ لَهُ (حم ن ع حب طب ك هب ق ض وابن خزيمة عن ابي امامة)

yoktur. 3929- Oruç tutmalısın. Çünkü onun ibadette benzeri

۳۹۳۰ - عَلَيْكَ بِتَقْوَى اللَّهِ فَإِنَّهَا جِمَاعُ كُلِّ خَيْرٍ وَعَلَيْكَ بِالْجِهَادِ فَإِنَّهُ رَهْبَانِيَّةُ الْمُسْلِمِينَ وَعَلَيْكَ بِذِكْرِ اللَّهِ وَتِلاوَةِ كِتَابِ اللَّهِ فَإِنَّهُ نُورٌ لَكَ فِي الْأَرْضِ وَذِكْرٌ

-942

YanıtlaSil

yuksel23 Temmuz 2026 01:34
kapılanından bir kapıdır. Cehennem kapılarından bir kapı olan 3934- Doğrudan ayılmayın. Çünkü doğruluk, cennet yalandan da şiddetle kaçının.

٣٩٣٥ عَلَيْكُمْ بالبانَة فَمَنْ لم يستطع فعليه بالصوم فإنَّهُ لَهُ وَجَاء (طس

ض عن الس)

3935- Evlenmelisiniz. Buna qücü yetmiyen oruç tutmal dır. Çünkü orucun şehveti kıracak gücü vardır.

٣٩٣٦ - عَلَيْكُمْ بِقِيَامِ اللَّيْلِ فَإِنَّهُ دَابُ الصَّالِحِينَ قَبْلَكُمْ وَإِنَّ قِيامَ اللَّيْلِ قُرْبَةٌ إلى اللهِ وَمَنْهَاةً عَن الاثم وَتَكْفِيرٌ لِلسَّيِّئَاتِ وَمَطْردَة لِلدَّاءِ عَن الْجَسَدِ (حمت

ق ك وابن السنى وابو نعيم عن بلال وثمانية عن ثلثة)

3936- Gece ibadetine önem vermelisiniz. Bu sizden ön. ceki salih kişilerin adetidir. Çünkü gece ibadeti kişiyi Allah'a yak. laştırır, günahtan uzaklaştırır, kötülükleri bertaraf eder, cesetten hastalıkları da kovar.

۳۹۳۷ - عَلَيْكُمْ بِالْحُزْنِ فَإِنَّهُ مِفْتَاحُ الْقَلْبِ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكَيْفَ الْحُزْنُ قَالَ أَجِيعُوا أَنْفُسَكُمْ بِالْجُوعِ وَاظْمِؤُهَا" (طب عن ابن عباس)

3937- Hüzünden ayrılmayın. Çünkü o, kalbin anahtarı-dır. "Ey Allah'ın Rasulü! Hüzün nasıl olur?" diye sordular. "Kendi-nizi açlık ve susuzlukla terbiye edin." buyurdu.

۳۹۳۸- عَلَيْكُمْ بِالصَّفِّ الأَوَّلِ وَعَلَيْكُمْ بِالْمَيْمَنَةِ وَإِيَّاكُمْ وَالصَّفِ بَيْنَ

السَّوارى (طب عن ابن عباس)

3938- Birinci safta bulunmalısınız. Sağda olmalısınız. Di-rekler arasında saf teşkil etmekten kaçının.

٣٩٣٩ - عَلَيْكُمْ بِالْعِمَائِمِ فَإِنَّهَا سِيمَا الْمَلَئِكَةِ وَارْخُوا لَهَا خَلْفَ ظُهُورِكُمْ

طب عن ابن عمر)

-944-

yuksel dedi ki...

Çamlıktan

M. FAHRI UTKAN

mfutkan@yahoo.com

Sünnet'te iş güvenliği-1

Is qüvenliği kavramı modern bir terim olmakla birlikte, İslâm dini ve Peygamber Efendimizin (asm) hadisleri, can güvenliğini koruma, işi sağ-lam ve güzel yapma, kul hakkına riayet etme ve adaleti gözetme gibi temel ilkelerle iş güvenliğine işaret eden önemli esaslar koymuştur.

İş güvenliği ile doğrudan ilişkilendirilebilecek, işin sağlam yapılması, can ve mal emniyetine önem verilmesi gibi konuları içeren bazı hadis-i şeriflere bakarsak:

1. İŞİN SAĞLAM VE GÜZEL YAPILMASI

İş güvenliğinin temelini, yapılan işin özenle, ku-sursuz ve sağlam bir şekilde yapılması oluşturur. "Allah Teâlâ, birinizin yaptığı işi en güzel şekilde yapmasından ( itkan) memnun kalır."

Bu hadis, işin sağlam yapılmasının önemini vur-gular. İşin sağlam ve hatasız yapılması, hem kaza-ların önlenmesi hem de üretilen mal ve hizmetin kalitesi açısından hayatî öneme sahiptir. (Taberāni, Mu'cemü'l-Kebir, XXIV, 306.)

2.CAN GÜVENLİĞİ VE İNSAN HAYSİYETİNİN KORUNMASI

İslâm, can emniyetini temel haklardan sayar. Bu, çalışma ortamında da geçerlidir.

"Gerçek Müslüman, diğer insanların elinden ve dilinden selamette olduğu, gerçek mü'min de in-sanların kanları ve malları konusunda güvende ol-duğu kimsedir."

İnsanların can ve mal güvenliğini tehdit etme-mek, Müslümanlığın temel vasıflarındandır. İşve-ren, işçinin hayatını tehlikeye atacak bir ortam oluşturmamalıdır.

İşçiye gücünün yetmeyeceği işi yüklememek: "Onlar (hizmetinizde çalışanlar) sizin kardeşleriniz olup Allah onları sizin sorumluluğunuz altına kıl-mıştır. Böyle bir din kardeşi eli altında bulunan kimse, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giy-dirsin. Onlara güçlerinin yetmeyeceği işleri yükle-meyiniz. Şayet yüklerseniz onlara yardımcı olunuz"

İşçiye kapasitesinin üzerinde ve sağlığını tehli-keye atacak zorlukta iş yüklememek, iş güvenliği-nin önemli bir unsurudur. Eğer zor bir iş verilecek-se, işveren buna yardım etmeli ve iş yükünü azalt-malıdır. (Buhârî, Itk, 16.)

3. İŞÇİ HAKKININ VE ÜCRETİNİN ADALETLE ÖDENMESİ

yuksel dedi ki...

meyiniz. Şayet yukle!!

İşçiye kapasitesinin üzerinde ve sagligi keye atacak zorlukta iş yüklememek, iş güvenliği-nin önemli bir unsurudur. Eğer zor bir is verilecek-se, işveren buna yardım etmeli ve iş yükünü azalt malıdır. (Buhârl, Itk, 16.)

3. İŞÇİ HAKKININ VE ÜCRETİNİN ADALETLE ÖDENMESİ

İş güvenliği, sadece fiziki koşullarla sınırlı değil-dir, işçinin mali ve ruhi güvenliğini de içerir. "Çalı-şana ücretini, alın teri kurumadan önce veriniz." (İbni Mace, Rühün, 4.)

Ücretin zamanında ve eksiksiz ödenmesi, İşçi-nin emeğinin karşılığını hemen alması, onun eko-nomik güvencesini sağlar.

"Üç kişi vardır ki, kıyamet günü ben onların düş manı olacağım: (...) üçüncüsü de bir işçi tutup da onun emeğini istediği gibi kullanıp (işini bitirip) hakkını vermeyen istismarcılar." (Buhârí, Büyü, 106)

İşçinin emeğinin ve hakkının gasp edilmesi bü-yük bir haksızlıktır. Bu hadis, işçi haklarını koruma-da işverene ağır bir sorumluluk yükler.

4. EMANETE RİAYET VE SORUMLULUK BİLİNCİ

İşçinin de iş güvenliğine katkıda bulunması ge-reken sorumlulukları vardır.

"Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz. Hizmetçi, efendisinin malı üzerin-de çobandır ve emri altındakilerden sorumludur." (Buhâri, Cum'a, 11; Müslim, İmâre, 20)

İşçi, işverenin malını, teçhizatını ve çalıştığı yeri korumaktan sorumludur. Bu, ekipmanların doğru kullanılmasını ve işyerine zarar verilmemesini içe-rir ki, bu da dolaylı olarak iş güvenliğini etkiler.

Bu hadisler ve ilkeler, İslâm'ın, çalışma hayatın-da adalet, hakkaniyet, can emniyeti ve işi en iyi şekilde yapma gibi evrensel değerlere verdiği önemi göstermektedir. (Devam edecek)

erdaloda

yuksel dedi ki...

BEKÂYA GİDEN YOL FENÂDAN GEÇER

am, udu er-an-sa-en-m-erin ye-if-atır. ne-ma in-ey ak, n-eli ir,

Bekâya giden yol ölümden geçer, Ordaki yerini dünyada seçer, Burda ektiğini ukbada biçer, Burası mezraa ahiret beyder.

Bu dünya bir handır yolcular için, Her gelen gidiyor durmazlar niçin? Cennet-Cehennemi bu handa seçin, Bu fânî hayattan bekâya geçin.

Bir misafirhane, bu fânî dünya, Burda kalmak ise pek boş bir hülya, Ahiret yolunda kalmayın yaya, Burada hazırlan dâr-ı bekâya.

Şimşek gibi geçer bu fânî hayat, Bâkî hayatadır burdan seyahat, Yolculukta lazım âlât edevât, Sana lazım şeyler sabır ve sebat.

Hayat sel gibidir akıp gidiyor, Sele kapılanlar heder oluyor, Cenab-ı Hak bize "çare var" diyor, "İman kalesine gir kurtul" diyor.

Hayatın binası yıkılır çabuk, Gün çabuk bitiyor kararır ufuk, Hemen her gün düşer binadan bir taş, Masiyete girme hemen uzaklaş.

Haraba yüz tutar bu fânî beden, Bunu anlamalı niçin ve neden, Burda bittiğinde senin vazifen, Hesap vereceksin her amelinden.

Esma-i Hüsna'nın aynası dünya, Bunları başlayın hep okumaya, Tefekkürle başlar anlaşılmaya, Tevhide deliller bitmez saymaya.

MEHMED KOVANCI

mehmet_kovanci_19@hotmail.com

sadüf üzerine kura niyetin en bâriz b anlamak için değ sürekli şüphe ün akıl, kâinattaki % zamı, rahmeti, İ mezden gelip; iza ratuvarda veya kavrayamadığı % hane ederek büt mu inkâr etmeye

Bulmac

ERDAL C

1

2

3

4

5

12

yuksel dedi ki...

٣۹۷۱ غريبتان كلمة حكمة من سفيه فاقبلوها وكلمة سفه من حكيم اغْفِرُوهَا فَإِنَّهُ لاَ حَلِيمَ إِلا ذُو عثرة ولا حكيم الأ ذو تجربة الديلمي من

علی) 3977. İki garip şey vardır: Bir sefih kimseden çıka "hikmet sözü ki, onu kabul edin. Hâkim adamın sefih sÖZÜ, K onu affedin. Zira hiçbir hakim yoktur ki, ayağı sürçmesin. Ve hic bir hakim yoktur ki, tecrübe sahibi olmasın.

۳۹۷ - غَطَّوا الإِنَاءَ وَأَوْكُوا السَّقَاءَ فَإِنَّ فِي السَّنَةِ لَيْلَةً يَنزِلُ فِيهَا وَبَاءً لا سر بِإِنَاءٍ لَمْ يُغَطَّ وَلاَ سَقَاءٌ لَمْ يُوكَ إِلَّا وَقَعَ فِيهِ مِنْ ذَلِكَ الْوَبَاءِ (حوم عن جابي)

3978- Kapları örtün. Kırbaları bağlayın. Çünkü senenir içinde vebanın nazil olduğu bir gece vardır. Üstü örtülmemiş kap veya bağlanmamış kırbanın içine mutlaka o vebadan bir şeyle düşer.

۳۹۷۹ - غَطُوا الإِنَاءَ وَأَوْكَؤُا السَّقَاءَ وَاغْلُقُوا الْأَبْوَابَ وَاطْفُوا السَّرَاحَ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ لا يَحِلُّ سَقَاءً وَلاَ يَفْتَحُ بَابًا وَلا يَكْشِفُ إِنَاءً فَإِنْ لَمْ يَجِدُ أَحَدُكُمْ الأَ أَنْ يَعْرِضَ عَلَى اِنَائِهِ عُودًا وَيَذْكُرُ اسْمَ اللَّهِ فَلْيَفْعَلْ فَإِنَّ الْفُوَيْسَفَةَ تَضْرِمُ عَلَى اهْلِ الْبَيْتِ بَيْتَهُمْ (م هـ عن جابر)

3979- Kapların üstünü örtün. Su kaplarının (deriden o-lanlann) başını bağlayın. Kapıları kapatın, lambayı söndürün. Çünkü şeytan başı bağlanmış su kaplarına hulul edemez, kapıyı açamaz. Üstü örtülü kabı da açamaz. Kabını örtecek odun par-çasından başka bir şey bulamazsa Besmele çekip onu örtsün. Çünkü küçük bir fare bile ev halkının başına evi yıkabilir.

۳۹۸۰ - غَسْلُ الإِنَاءِ وَطَهَارَةُ الْفِنَاءِ يُورَثَانِ الْغِنَى (خط وابن النجار عن انس)

3980- Kaplan yıkamak, evin önünü temizlemek zenginlik

getirir.

952-

YanıtlaSil

yuksel28 Temmuz 2026 01:15
۳۹۸۱ - غَزْوَةً فِي الْبَحْرِ خَيْرٌ مِنْ عَشْرِ غَرَوَاةٍ فِي الْبَرِّ وَمَنْ أَجَاز البحر فَكَانَمَا أَجَازَ الْأَوْدِيَةَ كُلَّهَا وَالْمَايِدُ فِيهِ كَالْمُتَشَحَطِ فِي دَمِهِ" (ك عن ابن عمرو)

3981- Denizde yapılan harp, karada yapılan harptan on derece fazladır. Denizi geçen, bütün vadileri geçmiş demektir. Denize batan, kanı içinde kımıldayan şehit gibidir.

۳۹۸۲ - غَشِيَتْكُمُ السَّكَرَتَانِ سَكَرَةُ حُبِّ الْعَيْشِ وَحُبُّ الْجَهْلِ فَعِنْدَ ذَلِكَ لا تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَلاَ تَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْقَائِمُونَ بِالْكِتَابِ وَالسُّنَّةِ كَالسَّابِقِينَ الأَوَّلِينَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ" (حل عن عائشة)

3982- İki aşırı sevgi sizi iyice saracak. Yaşama sevgisi, cehalet sevgisi. İşte o zaman ne ma'rufu emredeceksiniz, ne de münkerden nehyedeceksiniz. Allah'ın kitabı ile sünneti tatbik e-denler, ilk hicret eden muhacirlerle ensar gibidir.

۳۹۸۳ - غَطَّوا حُرْمَةَ عَوْرَتِهِ فَإِنَّ حُرْمَةَ عَوْرَةِ الصَّغِيرِ كَحُرْمَةِ عَوْرَةِ الْكَبِيرِ وَلَا يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَى كَاشِفِ عَوْرَةٍ (ك وتعقب عن محمد بن عياض)

3983- Onun (küçük çocuğun) avretini de kapatın. Çün-kü küçüğün avretinin haram oluşu büyük kimsenin avretinin ha-ram oluşu gibidir. Allah avret açıcısını sevmez.

٣٩٨٤ - غَفَرَ اللهُ لِرَجُلٍ اَمَاطَ غُصْنَ شَوْكِ عَنِ الطَّرِيقِ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ (ابو الشيخ عن ابي هريرة) *

3984- Allah, yoldan dikenli dalı kaldıran kişinin geçmiş ve gelecek günahlarını affetmiştir.

٣٩٨٥ - غَفَرَ اللهُ لَكَ يَا عُثْمَانُ مَا قَدَّمْتَ وَمَا أَخَّرْتَ وَمَا أَسْرَرْتَ وَمَا أَعْلَنْتَ وَمَا أَخْفَيْتَ وَمَا أَبْدَيْتَ وَمَا كَانَ مِنْكَ وَمَا هُوَ كَائِنٌ إِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ ابو نعيم عن ابي موسى

953-

yuksel dedi ki...

İçindekiler

Ön Söz

Her başın bir ağrısı var.

Birinin musibeti birine nimet.

Şerde hayırlar var. Nice faydalar var, zararla birlikte gelir.

Cahilin yükünü halim selim kişiler taşır.

Sıla-i rahmi kesen ölmüş gibidir.

Küçük gören, mahrum bırakır.

Olayların başı ilk bakışta benzer görünür. Hakikat ise arkalarını dönüp gittiklerinde zuhur eder.

Sen rüzgâr olursan kasırgayla karşılaşırsın.

Herkes evinde bir çocuk.

Ev cimri ben değil!

Kardeşini uyarman onu kaybetmenden daha hayırlıdır.

En hayırlı malın sana faydası olandır.

Cimri, zalimden daha mazur görülür.

Şefkatli olan suizanna müptela.

Çok tatlı olma yutarlar, çok acı olma atarlar.

Alimin hatasıyla âlem hataya düşer.

Sana cehalet olarak şüphen yeter.

Kurtla baş başa kalırsan daha saldırgan olur.

Yalnızlık bela.

Kendisini yılan sokan kişi halattan sakınır.

Uysal hayvanı olmayan hırçına biner.

Harbin başlangıcı acemiliklerle dolu.

YanıtlaSil

yuksel29 Temmuz 2026 05:14
Tek başına at koşturan benden hızlı var mı, der.

Düzgün yola giren tökezleme bilmez.

Nice sözler var ki yaralamaktan beter.

Çok konuşan gece oduncusu gibidir.

İyice tanımadığını fazlaca övme.

Güzeli çekemeyen eksik olmaz.

Mazeretler yalansız olmaz.

Fevri karar kişinin aleyhine döner.

Beğenmekte acele etme.

Ok atmadan önce kılıflar doldurulur.

Tadına bak ki rızkın olsun.

Mûsâ ile kurtulamayan Firavun ile batar.

Tamamına el atan tamamını kaybeder.

Maymun anasının gözünde ceylandır.

Pahalının bir cazibesi olur.

Dertli olan nasıl fikir vereceğini bilmez.

Kim ne üzere yetişmişse o şey üzere yaşlanır.

Gelin için kim şahitlik eder? Tabii ki annesi, teyzesi ve on komşusu.

Hapsedilmeyi en çok hak eden şey: Dilimiz.

Her topluluk kendi gibi evlat yetiştirir.

Nasihat vermekte ayarı kaçırırsan zan altında kalmaya hazırlıklı ol.

Daha başa gelmemişse her musibet küçük.

Dikenden üzüm bekleme!

Korkak olanın eceli hemen tepesindedir.

Vakit gelmişse gözün şaşı oluverir.

Önce iltifat sonra marifet.

yuksel dedi ki...

Ne yavaş ne de hızlı...

Her şimşek yağmur getirmez.

El ancak kolla iş görür.

Karnı aç olana misk sürülmez.

İlk başlatan en zalimdir.

At ayakla değil, karnıyla koşarmış.

Hurma kuyuda...

Kendine zarar vermek isteyene ne yapabilirsin ki?

Çamura su dökme!

Kısmetindir asıl olan, çaban değil.

Eşek yoksa da sıpası var.

Her atın bir tökezlemesi var.

En hayırlı ilim gemin battığında seninle yüzebilendir.

Seni en güzel sağanı süsüyorsun.

Sen onu ekersin o seni söker.

Söküğün çözümü dikmektir.

Nice öylesine atışlar var lakin isabetli.

Bir lokma çok lokmalardan eder.

Bir kavmin idarecisi onların en mutsuz olanıdır.

Taş yerinde, söz zamanında ağır.

Korkağın asası uzun olurmuş.

Bir de yaşayacaklarının sözü var.

Biraz ayrı tut ki birbirlerini sevsinler.

Eşeği suyun kenarında bırak, haydi deme.

Ateşle susuzluk giderilir mi?

Her insan kendi sürüsünden haberdardır.

Ele geçen değersiz oluyor.

İşini severek yapan iyi yapar.

YanıtlaSil

yuksel29 Temmuz 2026 05:16
Şaka kinin aşısıdır.

Kimseye vermemek herkesi hoşnut eder.

Beklemediğin hüner acemiden gelir.

Sürü dağılmışsa, iş uyuz keçiye düşer.

Kedi yokken oyna dur, ey fare!

Geç gelen mazeretini hazırlar.

Denenmiş olanı tekrar denemeye gerek yok.

Sevdiğin balsa tamamını yeme!

Çok tartışanın gıybeti öyle tatlı olur ki...

Sahip çıkılmayan rızık insanlara haramı öğretir.

Akrabalar arasında haset cevher, başkalarında ise arazdır.

Bedenin zekâtı: Hastalıklar!

Kötü ahlak bulaşıcı...

Boğazlanmış koyuna derisinin yüzülmesi acı vermez.

Cehennem kolay, cennet mesele!

Umman sandalla aşılmaz!

Beyanda sihir vardır.

Sıska doyarsa ölürmüş.

Bir kına iki kılıç girmez.

Evin camdan ise kimseye taş atma!

Bana vurdu ve ağladı, hemen koşup beni şikâyet etti.

Muhalefet et ki meşhur olasın.

Her düğümün bir de çözümü vardır.

Benim sırtımı benim elim gibi kaşıyabilen yok.

yuksel dedi ki...

Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

Yayın No: 1216

ARAPÇADA ATASÖZLERİ

Doç. Dr. Adnan Arslan

Yayın Koordinatörü: Murat Aydemir

Editör: Prof. Dr. Şehmus Demir

Tashih: Ayşe Adan Kurt

Kapak: Yılmaz Cahit Aydın

İç Tasarım: Şevval Kocabay

1. Baskı, Aralık 2023, Ankara, 500 Adet

ISBN: 978-625-428-382-6

Sertifika No: 48058

Bütün yayın hakları Türkiye Diyanet Vakfı'na aittir. Bu eser, Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık Ticaret İşletmesi Yönetim Kurulu'nun 29.12.2022 tarih ve 174 sayılı kararı ile basılmıştır.

TDVA

YAYIN MATBAACILIK TİC. İŞLETMESİ BASIMEVİ | PRINTING HOUSE

Ostim OSB Mh. 1256. Cd. No: 11

Yenimahalle/ANKARA

0312 354 91 31 (pbx)

0312 354 91 32

bilgi@tdv.com.tr

yuksel dedi ki...

Beyin hızında çalışan çip

PEKİN Üniversitesi tarafından yürü-tülen araştırmada, insan beyninin kıvrımlı yüzeyini 10 milisaniyenin al-tında bir sürede ve yüksek hassasiyetle modelleyebilen yeni bir memristör çip geliştirildi. Çin Bilimler Akademisi Şanghay Mikrosistem ve Bilgi Tekno-lojileri Enstitüsü iş birliğiyle üretilen çiple ilgili çalışma, "Science" dergisin-de yayımlandı. Zaman içinde karma-şık sistemleri takip etmek üzere nöral ağları matematiksel denklemlerle eş-leştiren yapay zeka sistemleri; fiziksel modelleme, tıbbî görüntüleme ve 3 boyutlu beyin rekonstrüksiyonunda kullanılıyor. Ancak geleneksel bilgisa-yarların bellek ile işlemci arasında sü-rekli veri transferi yapması, işlem sü-recini yavaşlatarak yüksek enerji tü-ketimine yol açıyordu. Yeni geliştirilen çip, kritik hesaplamaları doğrudan ve-rilerin depolandığı yerde gerçekleşti-rerek bellek ile işlemci arasındaki veri aktarımı ihtiyacını ortadan kaldırdı. Bu sayede beyin modelleme süreçleri çok daha hızlı ve düşük enerjiyle ta-mamlandı. 40 nanometrelik üretim süreciyle imal edilen ve 0,28 milimet-rekarelik alan kaplayan çip, 50 MHz frekansında çalışıyor. TRT Haber

yuksel dedi ki...

Beyin hızında çalışan çip

PEKİN Üniversitesi tarafından yürü-tülen araştırmada, insan beyninin kıvrımlı yüzeyini 10 milisaniyenin al-tında bir sürede ve yüksek hassasiyetle modelleyebilen yeni bir memristör çip geliştirildi. Çin Bilimler Akademisi Şanghay Mikrosistem ve Bilgi Tekno-lojileri Enstitüsü iş birliğiyle üretilen çiple ilgili çalışma, "Science" dergisin-de yayımlandı. Zaman içinde karma-şık sistemleri takip etmek üzere nöral ağları matematiksel denklemlerle eş-leştiren yapay zeka sistemleri; fiziksel modelleme, tıbbî görüntüleme ve 3 boyutlu beyin rekonstrüksiyonunda kullanılıyor. Ancak geleneksel bilgisa-yarların bellek ile işlemci arasında sü-rekli veri transferi yapması, işlem sü-recini yavaşlatarak yüksek enerji tü-ketimine yol açıyordu. Yeni geliştirilen çip, kritik hesaplamaları doğrudan ve-rilerin depolandığı yerde gerçekleşti-rerek bellek ile işlemci arasındaki veri aktarımı ihtiyacını ortadan kaldırdı. Bu sayede beyin modelleme süreçleri çok daha hızlı ve düşük enerjiyle ta-mamlandı. 40 nanometrelik üretim süreciyle imal edilen ve 0,28 milimet-rekarelik alan kaplayan çip, 50 MHz frekansında çalışıyor. TRT Haber

yuksel dedi ki...

ma anlam-

sızlığa katlanamaz” demişti.

Bana göre önümüzdeki yüzyılın en önemli felsefi sorularından biri de tam olarak budur.

Bu yazı, Papa XIV. Leo'nun yapay zekâ uyarıları, Yuval Noah Harari'nin "hackable humans" (Hacklenebilir insanlar) kavramı ve Said Nursînin 1 Eskişehir Hapishanesi'nde inşa ettiği e tefekkür mesleğinin özü olan "irade, tefekkür ve hakikat" anlayışıyla bir-- likte okunduğunda çok daha güçlü bir çerçeve kazanacaktır (29. Lema).

-

i -

-

Özellikle Nursî'nin insan zihnini yalnızca bilgi üreten bir mekanizma değil, hakikati arayan ve ahlâkî so-rumluluk taşıyan bir emanet olarak görmesi, Meerloo'nun zihinsel öz-gürlüğe yaptığı vurguyla dikkat çeki-ci bir diyalog kurmaktadır.

Bedenimiz gibi, zihnimiz de bize verilmiş bir emanet ise, bu emanete sahip çıkmak ve korumak öncelikli vazifemiz olmalıdır.

yuksel dedi ki...

sunu kendimize yönelte-bilmektir. Fikrî tevazuyu içselleştir-

mek; iyi bir dinleyici olmaktır.

Belki de eğitim sistemlerinin önündeki en önemli görev artık yal-nızca bilgi aktarmak değildir; zihin-sel bağımsızlığı koruyabilecek birey-ler yetiştirmektir. Çünkü özgürlüğü-müz yalnızca konuşma hakkımızla ölçülmez.

Gerçek özgürlük, başkalarının bi-zim yerimize düşünmesine izin ver-memektir.

Bugün kendime ve öğrencilerime sık sık şu soruyu soruyorum:

Zihnimizi gerçekten biz mi yöneti-yoruz, yoksa görünmez algoritmala-rın, ekonomik çıkarların, siyasî pro-pagandaların ve dijital platformların yönlendirdiği bir akışın içinde mi ya-şıyoruz?

Bu soru yalnızca teknolojiyle ilgili değildir.

Bu soru, insan olmanın ne anlama geldiğiyle ilgilidir. Viktor Frankl, İn-sanın Anlam Arayışı kitabında, “İn-san her şeye katlanabilir; ama anlam-sızlığa katlanamaz” demişti.

Bana göre önümüzdeki yüzyılın en önemli felsefî sorularından biri de tam olarak budur,

C S

yuksel dedi ki...

betulnefise_@hotmail.com

i statistiklere göre ülkemizde iste ğe bağlı kürtajların %90'ını evli ve -çocuk sahibi kadınlar yaptırmak tadır. Bekârlarda ve gayr-i meşrû iliş kilerdeki oranların düşüklüğünün temel sebebi, bu gruptaki işlemlerin ekseriyetle kayıt dışı kalmasıdır.

Zorla yaptırılan kürtajlar ve ka-dınların en fitrî duygulan olan "an-neliğin" baskı altına alınması, onlan psikolojik olarak derin bir yıkıma sü rüklemektedir. Neticede karşımıza; kariyer sahibi olduğu, çalışıp para kazandığı hâlde, görünüşte özgür ve özenilen lâkin hakikatte antidepre-san kullanan, mutsuz ve yorgun bir kadın profili çıkmaktadır. Bir gökde-len dairesinde evcil hayvan besle-yerek tesellî bulmaya çalışan asrın "modern" kadını, aslında rûhundaki derin boşluğu bunlarla doldurmaya çalışmaktadır.

Tabiî hâlâ evliliğini devam ettire-biliyorsa... Zira bu ağır travmadan sonra pek çok kadın, kendisini kür-taja zorlayan kocasını terk etmekte,

hatta yaşadığı cinnet hâlinin tesiriy-le kendisine veya varsa diğer çocuk-larına zarar verebilmektedir. Zira hâmilelikte salgılanan hormonlar, anne ile bebeği arasında duygusal bir bağın oluşmasına yol açmakta-dır. Tıbbî zarûrete bağlı olsun veya olmasın kürtaj sonrasında kadın-lar, suçluluk, pişmanlık, ret ve inkâr, öfke, depresyon, boşluk, kayıp hissi, hüzün gibi karmaşık duygular yaşa-makta ve ciddî bir psikolojik deste-ğe ihtiyaç duymaktadırlar.

Elbette teknik imkânlar, yapılan işlemlerin insanın ruh dünyasında meydana getirdiği tahribatla ilgile-nemez. Lâkin insan, sadece beden-den ibâret bir varlık değildir. Üstelik kürtaj; rahme sımsıkı tutunurken vücuda salgılattığı hormonlarla da annenin rûhuyla kenetlenen bir varlığın, hayatına son vermenin adıdır. Bu rühî tahribâtın müşahhas neticesini göstermesi bakımından, zikredilen şu çalışmalar câlib-i dik-kattir:

yuksel dedi ki...

betulnefise_@hotmail.com

i statistiklere göre ülkemizde iste ğe bağlı kürtajların %90'ını evli ve -çocuk sahibi kadınlar yaptırmak tadır. Bekârlarda ve gayr-i meşrû iliş kilerdeki oranların düşüklüğünün temel sebebi, bu gruptaki işlemlerin ekseriyetle kayıt dışı kalmasıdır.

Zorla yaptırılan kürtajlar ve ka-dınların en fitrî duygulan olan "an-neliğin" baskı altına alınması, onlan psikolojik olarak derin bir yıkıma sü rüklemektedir. Neticede karşımıza; kariyer sahibi olduğu, çalışıp para kazandığı hâlde, görünüşte özgür ve özenilen lâkin hakikatte antidepre-san kullanan, mutsuz ve yorgun bir kadın profili çıkmaktadır. Bir gökde-len dairesinde evcil hayvan besle-yerek tesellî bulmaya çalışan asrın "modern" kadını, aslında rûhundaki derin boşluğu bunlarla doldurmaya çalışmaktadır.

Tabiî hâlâ evliliğini devam ettire-biliyorsa... Zira bu ağır travmadan sonra pek çok kadın, kendisini kür-taja zorlayan kocasını terk etmekte,

hatta yaşadığı cinnet hâlinin tesiriy-le kendisine veya varsa diğer çocuk-larına zarar verebilmektedir. Zira hâmilelikte salgılanan hormonlar, anne ile bebeği arasında duygusal bir bağın oluşmasına yol açmakta-dır. Tıbbî zarûrete bağlı olsun veya olmasın kürtaj sonrasında kadın-lar, suçluluk, pişmanlık, ret ve inkâr, öfke, depresyon, boşluk, kayıp hissi, hüzün gibi karmaşık duygular yaşa-makta ve ciddî bir psikolojik deste-ğe ihtiyaç duymaktadırlar.

Elbette teknik imkânlar, yapılan işlemlerin insanın ruh dünyasında meydana getirdiği tahribatla ilgile-nemez. Lâkin insan, sadece beden-den ibâret bir varlık değildir. Üstelik kürtaj; rahme sımsıkı tutunurken vücuda salgılattığı hormonlarla da annenin rûhuyla kenetlenen bir varlığın, hayatına son vermenin adıdır. Bu rühî tahribâtın müşahhas neticesini göstermesi bakımından, zikredilen şu çalışmalar câlib-i dik-kattir:

yuksel dedi ki...

٢٦٣ - إِذَا ابْتَلَى الله العبد المُسلم ببلاء في جَسَدِهِ قَالَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ اكْتُبْ له صلاح عمله الَّذِي كَانَ يَعْمَلُ فَإِنْ شَفَاهُ غَسَلَهُ وَطَهَّرَهُ وَإِنْ قبضه غفر له ورحمة (حم عن انس)

263- Allahü Teala müslüman kulunu cesedinde bir bela-ya maruz bıraktığı zaman, Allah Azze ve Celle şöyle buyurur: "Ey melek! Onun yapmış olduğu güzel amelini yaz." Şayet hastalığın-dan iyileşip kalkarsa onu yıkar ve tertemiz kılar. Kabzederse (has-talıktan ölürse) onu bağışlar ve esirger.

٢٦٤ - إِذَا أَبْعَضَ اللهُ عَبْدًا نَزَعَ مِنْهُ الْحَيَاءَ فَإِذَا نُزِعَ مِنْهُ الْحَيَاءُ لَمْ تَلْقَهُ إِلَّا بَغِيضًا مُبَعْضًا وَنَزَعَ مِنْهُ الأَمَانَةَ فَإِذَا نَزَعَ مِنْهُ الأَمَانَةُ نَزَعَ مِنْهُ الرَّحْمَةُ فَإِذَا نَزَعَ مِنْهُ الرَّحْمَةُ نَزَعَ مِنْهُ رَبَقَةِ الإِسْلامِ فَإِذَا نَزَعَ مِنْهُ رَبَقَةُ الإِسْلَامِ لَمْ تَلْقَهُ إِلَّا شَيْطَانًا مَرِيدًا (هب عن ابن عمر )

264- Allah bir kula buğzetti mi, ondan hayayı çıkarır. Ondan haya kalkınca, kimse tarafından sevilmediği gibi, kendisi de kimseyi sevemez. (Yine) ondan emaneti çıkarır, emanet çı-kınca ondan rahmet de çıkar. Rahmet çıkınca İslam bağlantısı kopuverir. Ondan İslam bağı kopuverince de artık onu azılı bir şeytan olarak görürsün.

٢٦٥ - إِذَا أَبْغَضَ الْمُسْلِمُونَ عُلَمَانَهُمْ وَأَظْهَرُوا عِمَارَةَ أَسْوَاقِهِمْ وَتَنَاكَحُوا عَلَى جَمِيعِ الدَّرَاهِمِ رَمَاهُمُ اللَّهُ بِأَرْبَعِ خِصَالِ بِالْقَحْطِ مِنَ الزَّمَانِ وَالْجَوْرِ مِنَ السُّلْطَانِ وَالْخِيَانَةِ مِنْ وُلاةِ الْحَكَامِ وَالصَّوْلَةِ مِنَ الْعَدُو" (ك وتعقب والديلمي عن على)

265- Müslümanlar, ehli ulemaya buğzettiklerinde çarşı ve pazarlarını imar ettikleri ve dirhem elde etmek için evlendikleri zaman, Allah onlara dört şey gönderir. Kıtlık, hükümdarın zulmü, iş başında olanlardan hıyanet, düşman saldırısı.

77-

yuksel dedi ki...

HADİS

eden kimsedir. (Temisto-cha 2)

...Mücahid, Yüce Allah'a itaat yolunda nefsinin isteklerine karşı mücadele

İYİ VE KÖTÜNÜN MÜCADELE ALANI: NEFİS

Nefis; iyiliği ve kötülüğü, fazileti ve rezaleti aynı anda barındıran bir alan-dır. İyiliği ve fazileti egemen kılmak için nefisle edilen mücadele insanın kendisiyle, hırslarıyla, sınırsız istek ve arzularıyla imtihanından başka bir şey değildir. Resûl-i Ekrem bu mücadelenin önemine bizzat değinerek şöyle buyurmuştur: "Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır..." (Tirmizi, Sifat-kayame, 25) İnsanın, kendisinden ve ailesinden başlamak suretiyle ciddi bir nefis ve irade eğitimi alması gerekmektedir. Zira sık sık rastladığımız ahlaki yozlaşmaların temelinde, insanın iradesini basiretsizce kullanarak nefsine boyun eğmesi, adeta onun sınırsız arzularının esiri durumuna düşmesi yatmaktadır. Bugün hapishanelerin dolup taşması, intihar olayları, aile içi huzursuzluklar ve toplumu sarsan daha birçok olumsuzluğun; bireyin bir anda, kontrolsüzce yaptığı davranışlardan, nefsinin gayrimeşru ve geçici isteklerine boyun eğmesinden kaynaklandığı unutulmamalıdır.

YanıtlaSil

yuksel8 Ağustos 2026 11:22
Mücahid, Tüce Allalia laut yolunda nefsinin isteklerine karşı mücadele eden Antisedited)

İYİ VE KÖTÜNÜN MÜCADELE ALANI: NEFİS

Nefis iyiliği ve kötülugu, fazileti ve rezaleti aynı anda barındıran bir alan-dır. İyiliği ve fazileti egemen kılmak için nefisle edilen mücadele insanın kendisiyle, hırslarıyla, sınırsız istek ve arzularıyla imtihanımdan başka bir şey değildir. Resül-i Ekrem bu mücadelenin önemine bizzat değinerek şöyle buyurmuştur: "Akılı kişi, nefsine hakim olan ve ölüm sonrası için çalışandır..." 25 Insanın, kendisinden ve ailesinden başlamak suretiyle eiddi bir nefis ve irade eğitimi alması gerekmektedir. Zira sık sık rastladığımız ahlaki yozlaşmaların temelinde, insanın iradesini basiretsizce kullanarak nefsine boyun eğmesi, adeta onun sınırsız arzularının esiri durumuna düşmesi yatmaktadır. Bugün hapishanelerin dolup taşması, intihar olayları, aile içi huzursuzluklar ve toplumu sarsan daha birçok olumsuzluğun: bireyin bir anda, kontrolsüzce yaptığı davranışlardan, nefsinin gayrimeşru ve geçici isteklerine boyun eğmesinden kaynaklandığı unutulmamalıdır.

yuksel dedi ki...

BADIS

Hellyeleşin. Çanki hediye gönülder ki sat

SEVGİNİN İŞARETİ HEDİYE

Yoksul biri, müminlerin annesi Hr. Age demerging bingin yardım istemişti. Osurada evinde tek bir ekmekten başka bir şey bulunmayam Hz. Aişe, anath cariyesine "Ekmeği ona ver." dedi. Cartye "Orucu için başka bir şey yok!" deyince Ha. Aise tekur "Ekmeği ona ver?" dedi. Car devamını şöyle anlatmiştir: "Aişe'nin dediğini yaptım. Akşam olunca b ekmeğe sarılmış vaziyette koyun eti hediye edildi..."Gal mektedir ki Peygamberimizin hediyeleşme konusundaki şefkatlive frdokir ball, hane halkına da sirayet etmişti. 2. Allah'n hediyeyi gönülifien vermi daima daha güzeliyle mükafatlandıracağı haber vermişti. Hediye, yürek ten duyulan bir sevginin nişanesidir. Bu yüzdendir ki azlığına çokluğuna, değerli veya değersiz oluşuna bakarak hediyede kusur aramak, hediyeleme adahı ile uyuşmaz. Ayrıca Sevgili Peygamberimiz, maddi yönden fakir ama gönlü zengin insanlarla karşılık hediyeleşmeye ayrıca duen gösteringtie

yuksel dedi ki...

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ.

48 Yılla Yargılanırken Tahliye Oldu

Torbacı Polis, Sivil Polis Aracıyla Geldi...

Kirli Ticaretin Rotası

Kolombiya'da Yakalanan Kokainin Türkiye ile İlgisi Ne.

616 Paket Kokainin Belgeleri.

Kim Bu Öz Şimşekler.

Yine Kolombiya, Yine Muz, Yine Kokain..

Kızıl Ordu Subayının Yakalanan Kokainleri

Türkiye'nin Narcos'u.

"HalkTV'yi Aç! O O... Çocuğu HalkTV'ye Çıkmış O Murať"

Türkiye - Ekvador Hattında "Ticaret" Hızlanıyor...

Mersin'deki Sır Toplantı

Muz ve Kokainin Kokusu Çok Benzer.

Kim Bu Khadra?

Khadra'nın Avukatı Ersan Şen Neler Anlattı?

Bakanlık Son 10 Yıla Baksa Her Şeyi Anlayacak..

Adli Emanetten Uyuşturucu Kaçıran Memur.

"Breaking Bad" Gerçek Oldu.......

Süleyman Soylu'nun Cevapsız Bıraktığı Sorular.

"Bu Nasıl Cemaat Arkadaş, Dini İmanı Para".

PKK'ya 60 Milyon Avro Aktarmış

YanıtlaSil

yuksel8 Ağustos 2026 22:58
6

"Türk Escobar" Nejat Daş

Yine Bir Adliye Yine Uyuşturucu Kaçakçılığı

FETÖ'cü Savcının Yarım Ton Uyuşturucu Kaçırdığı İddiası.

Fırın İçinde Uyuşturucu.

"Breki" Yakalıyor BAM Bir Haftada Salıyor..

Kokaini Kumla Değiştirdiler..

Kokain Ünlü İş İnsanına Gidiyor.

Eski Büyükelçilik Müşaviri 100 Kilo Eroinle Yakalanırsa...

Döviz Bürosu ve Kuyumcular Üzerinden Dönen Para

Paranın İzini Sürebilmek İçin Almanya'ya Gittim: Havala Sistemi

Türkiye'ye Kaçırılan Altınlar.

Uykusuzluk Nedeniyle Ortaya Çıkan Havala Şebekesi.

"Vubrag" Kuruluyor.

Usame'ye 2015 Yılında Mülteci Statüsü Verildi.

Yetkililer Usame'nin İstediğini Yapmasına İzin Verdi

Büyük Operasyon Başlıyor.

İş İzmir'e Uzarıyor: "Alman Devletini Her Gün S....yorum"

Karşıma Yine Mersin Çıktı

Heisem Miri'yi Araştırdıkça Ortaya Çıkan Türkiye Tablosu.

"Berlin Cumhurbaşkanı" Lakaplı Aşiret Lideri...

Almanya'nın 15 bin Kişilik Aşireti..

Türklerin Kurduğu Havala Sistemi

FETÖ ve PKK'nın Kullandığı Havala Sistemi.

"Havala" Sistemiyle Para Aktarımı Yapılmış.

Kaçak Afganların Havala Sistemi

Husilere Havala Yapan Türk Kuyumcu.

Bütün Yollar Türkiye'ye Çıkıyor.

"Varlık Barışı" Başımızı Yaktı

Emniyetin Raporundan Çıkan Çarpıcı Veriler.

Dünya Ortalamasından Uzaktayız

Çeteler Başımıza Bela Oldu....

YanıtlaSil

yuksel8 Ağustos 2026 22:59
Meğer Motorcu Çeteymiş.

Tüm Milletlerden Yakalanan Çete Liderleri Var

Avrupa Onun Peşindeydi... Kod Adı: Putin.

Ali Yerlikaya'nın Açıkladığı "Türk Escobar'ı"....

Evinizin Karşısında Satılıyor

yuksel dedi ki...

yuksel8 Ağustos 2026 22:53
Uyuşturucu kaçakçılığı, göçmen krizi, terör finansmanı... Bu üç büyük sorun nerede buluşuyor?

Türkiye'ye giren uyuşturucu parası nasıl bir yolla aklanıyor?

Uyuşturucu tacirleri ve kara para sahipleri milyonlarca doları yurtdışına çıkarmak için hangi yöntemleri deniyorlar?

Döviz büroları ve kuyumcuların kara para akışındaki rolü ne?

Kokain ticaretinde muz ithalatı neden en kullanışlı yöntem?

Varlık Barışı'ndan yararlanan suçlular kimler?

Varlık Barışı hangi amaca hizmet etti?

Her geçen gün gelişen teknolojiye rağmen, uluslararası suç örgütleri neden "geleneksel" para aktarma sistemini kullanıyorlar

Tüm dünyayı ilgilendiren "Havala" nedir? Türkiye'de kimler kullanıyor?

Gazeteci Murat Ağırel, bu kitapta Türkiye'de son yıllarda giderek daha sık duyduğumuz para transferi sistemi "Havala"yı ve kara paranın nasıl aklandığını masaya yatırıyor.

YanıtlaSil

yuksel8 Ağustos 2026 22:55
Kırmızı Kedi Yayınevi: 1744

İnceleme: 187

Havala

Murat Ağırel

Murat Ağırel, 2024

Kırmızı Kedi Yayınevi, 2024

Yayın Yönetmeni: Enis Batur

Editör: Kamil Erdoğdu

Son Okuma: Mustafa Çolak

Asistan: Mert Taşçılar

Kapak Tasarımı: Yüksel Doğru

Sayfa Tasarımı: Serap Bertay

Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında, yayıncının yazılı izni alınmaksızın hiçbir şekilde kopyalanamaz, elektronik veya mekanik yolla çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

Birinci Basım: Nisan 2024, İstanbul

ISBN: 978-625-418-278-5

Kırmızı Kedi Sertifika No: 40620

Başkı: Asya Basım Yayın Sanayi Tic. Ltd. Şti.

15 Temmuz Mah. Gülbahar Cad. No: 62/B

Güneşli/Bağcılar/İSTANBUL

T: 0212 693 00 08 Sertifika No: 52508

Kırmızı Kedi Yayınevi

kirmizikedi@kirmizikedi.com / www.kirmizikedi.com

facebook.com: kirmizikediyayinevi / twitter.com: krmzkedikitap

instagram: kirmizikediyayinevi

Ömer Avni Mah. Emektar Sok. No: 18 Gümüşsuyu 34427 İSTANBUL

yuksel dedi ki...

kul

sebepleri benzer. Yani ilaç kullanımı

mental rahatsızlıkları tedavi etmede

tek başına yeterli olmuyor.

Bu noktada antidepresanlar cidden tedavi için mi kullanılıyor sorusunu sormamız gerekiyor. Hastalıkları tedavi ederken semptomları gider-mekle sınırlı kalmak yerine sorunun kaynağını bulup ortadan kaldırmak gereklidir. Düşünsenize, uzun süredir başınız ağrıdığı için doktora gidi-yorsunuz ve doktor MR, tomografi çekmeden size ilaç yazıp gönderiyor. Günümüzde antidepresan tedavisi de bu örnekten pek de farklı değil. İlaç kullanımını açığa çıkaran sebepler toplumsal. Toplumsal sorunları anlayıp onlarla mücadele etmek yerine onlara tıbbi çözümler üret-meye çalışan bir sağlık sisteminde, antidepresan kullanımı daha da artmaya devam edecektir.

Peki gerçek tedavi nasıl olur?

İlaçların bazıları hastalığı tedavi ederken bazıları da tedavi süreçlerinde semptomları baskılayarak hastaya iyi gelmektedir.

YanıtlaSil

yuksel9 Ağustos 2026 01:55
Antidepresanlar İyileştirmek için mi var?

GÜNLÜK

emeğin sesi, gerçeğin habercisi

EMEP Milletvekili

evrensel

ANTIDEPRESAN paylaşımı da hayatımızın bir parçası oldu. İnsanlar neden antidepresan kullanma ihtiya-cı hissediyor? İlaç kullanımını açığa çıkaran sebepler toplumsal. Asıl soru şu: Kahve masasında birbirimize anti-depresan uzattığımız bir toplumda, bizi asıl uyutan ilaçlar mı, yoksa bu ilaçları

gerekli kılan düzen mi?

Halil Onur Altay'ın yazısı sayfa 14'te

Doku ailesi avukatı:

www.evrensel.net

9 Ağustos 2026 Pazar

Yıl: 24 Sayı: 9102

«En Eski ‹Eski   6401 – 6552 / 6552   Yeni› En yeni»