15 Eylül 2007 Cumartesi

Nefislerin beyazlaşması..!!!

Dünya yeşillenirken nefisler beyazlaşması lazımdır.

6.474 yorum:

«En Eski   ‹Eski   6401 – 6474 / 6474
yuksel dedi ki...

Saadet Asrında Tasavvuf

Mürşid, mürid, tasavvuf gibi kelimeler, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) ve ashâb-ı kirâm zamanında yoktu. Fakat bunlarla anlatılan her şey vardı. O devirde iman, ilim, ihlas, ibadet, amel, takva, edep, hizmet, mücâhede gibi dinin bütün emirle-rinin üzerinde aynı derecede duruluyor ve gereği yapılıyordu. Her şeyden önce kalbe önem veriliyordu.

Ancak saadet asrından sonra aynı hassa-siyet gösterilemedi. Belirli vazifeler yerine getirildi, fakat birçok ilâhî emir ya ihmal ya da terkedildi. Namaz, oruç, zekât, hac

Kzı: Zarife

Erkek: Ömer

ve kurban gibi zâhirdeki ibadetlere sahip çıkıldı, fakat kalbe ait ilimler, edepler, hal ve ahlâklar ihmal edildi. Yakîn, ihlâs, huşû, huzur, zikir, murakabe gibi kalbe ait ibadet ve ahlâkların üzerinde aynı derecede durul-madı.

İşte gerçek sûfîler, kâmil mürşidler, üm-metin içine düştüğü bu boşluğu doldurmaya çalıştılar. Müslümanların zâhiri gibi bâtınını da güzelleştirmek ve İslâm'ı ihlásla, bütü-nüyle yaşatmak için gayret ettiler. Öncelikle kalbe yöneldiler, nefsin terbiyesiyle meşgul oldular. Böylece saadet asrındaki güzel kulluğun yolunu açtılar.

Lütfen takvim yapraklarını yere atmayınız!

yuksel dedi ki...

Mesnevî'den

Bir adam, bir gece, Rabb'inin adını anıyor, "Allah Allah" diyerek O'nun ismini zikrediyordu. Şeytan geldi ve ona dedi ki: "Bunca za-mandır senin 'Allah Allah' deyişine karşılık, Allah bir kerecik olsun, 'Ne istiyorsun ey kulum?' dedi mi? Sen daha ne vakte kadar böyle 'Allah Allah' deyip duracaksın? Hiç utan-man sıkılman yok mu? Sana bir cevap gelmiyor görmüyor musun?" Adamcağızın neşesi kaçtı, gönlü kı-rıldı. Rabb'ini anmaktan vazgeçti ve başını yastığa gömüp uyudu.

Rüyasında yemyeşil çayırlık çi-menlik bir yerde Hızır'ı gördü. Hızır

Kız: Azize

Erkek: Behlül

ona şöyle dedi: "Ne diye Rabb'ini vazgeçtin! Neden anmaktan

Allah'ın ismini anmaktan pişman oldun?" O şaşkın adam Hızır'a şöy-le cevap verdi: "Bunca zamandır 'Allah Allah' derim, ama bir kerecik olsun Rabbim bana cevap verme-di! Allah'ın kapısından kovulaca-ğımdan korkuyorum." Hızır dedi ki: "Senin 'Allah' deyişin, Allah'ın, 'Söyle ey kulum!' demesidir. Çünkü O'nun adını anma sevgisini kalbine koyan ve O'na yalvarma ihtiyacını sana hissettiren O'dur. Senin 'Rab-bim!' demen, O'nun 'kulum!' deme-sinden başka nedir?"

Lütfen takvim yapraklarını yere atmayınız!

yuksel dedi ki...

ŞİİR

İNSANIN NEFSİ

Bir an gelir kabarır, atlasta dalga gibi, Muhit olur rûhuna, kırılmaz halka gibi.

Bir an gelir, durulur, soğuk bir pınar olur, Her sözü kabül eden, en kıymetli yâr olur.

Bir an gelir, ah çeker, herşey benim olsa der, Bütün dünyayı versen, nankördür daha ister.

Bir an gelir inanır, Mevlânın sözlerine, Nedâmet yaşı dolar, o âsî gözlerine.

Bir an gelir ki gürler, ufkunda şimşek çakar, Yılların mahsûlünü, tutar bir ânda yakar.

Bir an gelir, dalgasız, sessiz bir ummân olur, Bütün yaptıklarına, utanır, pişman olur.

Bir an gelir, Fir'aun, Şeddâd ve Nemrûd olur, Damarlarda dolaşan, Hannâs-ı merdûd olur.

Bir an gelir mutî'dir, herşeyi kabûl eder, Dünya gözünde olmaz, dâim ibâdet ister.

Bir an gelir, şahlanır, kükremiş arslan gibi, Yâhut kana susamış, yaralı kaplan gibi.

Bir an gelir, uslanıp bir (seng-i miheng) olur, Her arzûsu, Resûlün sözlerine denk olur.

Bir an gelir, zâlimdir, rûhu inletir zâr zâr, Kendi kötü eliyle, kendine mezar kazar.

Ey kalb, böyle bir nefse, uyarsan hâlin yaman! Onun hîlelerine, aldanma hiçbir zaman!

Tam İlmihal - Seâdet-i Ebediyye

DÜNKÜ CEVAP Bir bardak suyun üstüne, bardağın

yüzeyinden küçük ince bir kağıt konur. Bunun da üstüne ıslanmamış bir iğne konur. Kağıt bir başka iğneyle suyun içine düşürülür. İğne yüzmeye devam edecektir.

Erkek: Taha - Kız: Zehra - Yemek: Tarhana çorbası, Z. yağlı barbunya, Revani.

yuksel dedi ki...

HADİS

Bir Müslüman bir ağaç diker de onun mahsulünden bir insan yahut hayvan yerse muhakkak o yenilen şey, ağacı diken kimse için bir sadaka olur.

(Buhârî, Edeb, 27)

VAKIF MEDENİYETTİR

Yüce dinimiz İslam'ın insanlığa hediye ettiği müesseselerden biri de vakıftır. Vakıf, sahip olduğumuz nimetleri Allah rızası için yaratılmışların istifadesine sunmaktır. Vakıf, Rabbimizin bizlere emanet olarak verdiği imkânları cennet anahtarı yapabilmenin yollarından biridir. Vakıf; insanların en hayırlısı insan-lara en yararlı olandır, anlayışına dayalı bir iyilik hareketidir. Vakıf, kesintisi olmayan bir hayır çeşmesidir. İslam dininde vakıf her daim teşvik edilmiştir. Yüce Rabbimiz "...İyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve haksızlıkta yardım-laşmayın..." (Mâide, 5/2) buyurmaktadır. Bu hakikatin idrakinde olan ecdadımız camiler, medreseler, hastaneler, aşevleri, kütüphaneler, kervansaraylar, köp-rüler ve çeşmeler inşa etmiştir. Geçmişten günümüze vakıflar kimsesizlerin kimsesi; yetimlerin, öksüzlerin ve yaşlıların sığınağıdır. İhtiyaç sahiplerine umut, evlenecek gençlere yuva olmuştur. Tarihimizde vakıf kültürü o kadar önemsenmiştir ki, göçmen kuşlar için bile vakıflar kurulmuştur.

yuksel dedi ki...

Ecdat gitti dünyada huzur kalmadı...

Feridun Ağabey, birkaç gün önce Osmanlı Devleti'nin kuru-luşunun 727'nci yıl dönümüydü. Asırlarca dünyanın en büyük ve en güçlü devleti olan Osman-lı İmparatorluğunun temelinin 27 Ocak 1299 tarihinde atıldığı kabul edilir. Sultan Osman'ın babası Ertuğrul Gazi'nin bir sa-vaşta Selçuklulara yardım ettiği için Bizans sınırındaki Söğüt ve Domaniç'e uç (sınır) beyi olmuş-tur. Onun oğlu Osman Bey bu topraklarda Osmanlı Devleti'ni kurmuştur. Osmanlılar asırlarca üç kıtaya hükmettiler.

Son zamanlarda basında

medyada TV'de ve internette bir tartışma aldı başını gidiyor. Bazı kesimler Osmanlıyı yerden yere vurmaya çalışıyor. Hatta o kadar ki Fatih Sultan Mehmet gibi Ka-nuni Sultan Süleyman gibi dün-yanın hayran kaldığı padişahlara bile dil uzatanlar oldu. Oysa bun-lar tarihin ne olduğunu bile bil-meyecek kadar ham kimselerdir. Tarih denildiğinde bize tarihi res-metmeye çalışanlar oldu. Biz de yıllarca resimle tarih değerlen-dirmesi yapmaya çalıştık. Oysa tarih resim değil fotoğraf gibi olmalıydı. Fotoğrafa siz müdaha-le edemezsiniz, karışamazsınız. Resmi ise istediğiniz gibi çizebi-lirsiniz. Osmanlıyı inkâr etmek Türklüğü ve Türk tarihini ve tüm geçmişimizi inkâr etmek demek-tir. Böyle düşünen bir kişinin ben Türklüğünden şüphe ederim. Dünya üzerinde nice devletler ve İmparatorluklar kurulmuş çok büyük başarılar elde etmiş sonra da tarih sahnesinden çekilmiş bir devleti karalamaya çalışmak hainlik değilse aptallığın kendisi-dir! Hatalarını, yaptığı yanlışları dile getirmek ayrı devlet olarak

kötülemek ayrıdır. Her şeyden önce Osmanlı İm-paratorluğu 622 yıl dünya üze-rinde varlığını devam ettirmiştir. Bunun ilk 300 yılı dünyanın en

büyük imparatorluğu geriye ka-lan 322 yılını da dünyanın en iyi 3 imparatorluğundan biri olarak sürdürmüştür. Osmanlı eğer bu art niyetli kimselerin sandığı gibi olsaydı bu kadar uzun süre ayakta kalabilir miydi? Ecdada düşmanlık yapmak yerine bu kadar uzun süre nasıl ayakta ka-labilmişiz önce bunu iyi okuyup anlamak lazımdır.

Osmanlı kurulduğundan ve Özellikle Balkanlara ve Avru-pa'ya geçtikten sonra gittiği yere insanlık medeniyet adalet ve doğruluk götürdü. Çünkü Osmanlı cihanşümul bir devletti. 622 yıl dünyada söz sahibi oldu dünyaya hükmetti.

Kimsenin dinine inancına karışmadı, ibadetlerini rahatça yapmasını sağladı. Fitne fesat peşinde olmadı, ayrımcılık bölü-cülük yapmadı, gayrimüsli arasında fark gözetmedi. Sade- + ce kendi tebaasıyla yetinmedi, herkesin Müslümanlarla kay-naşmasını sağladı. Darda zorda kalana, sıkışan milletlere yardım elini uzattı. Bu yardım elinden ABD Japonya bile nasibini aldı.

★★★

Osmanlı, Balkanlar'dan Kaf-kaslar'dan ve bilhassa Orta Doğu'dan çekildikten sonra bu topraklarda da huzur kalmadı, dünyada da huzur sağlanamadı. Bu sıkıntı her geçen gün artarak devam etmektedir. Dünyaya hu-zur ve adalet örneğinden başka bir şey getirmeyen ecdadımızı karalayanlara bakmak lazım. Her kabın içindeki sızar demiş-lerdir. Ben de buradan sizin aracılığınızla ecdadıma saygı göstermeyen saygısızları kını-yorum. Devletimi ve milletimi seven bir insan olarak ecdadımı da her daim saygıyla hürmetle yâd ediyorum. Mekânları cen-net olsun... Sağlık ve esenlik dileklerimle. > Aslan Torun

yuksel dedi ki...

TARİH

ENDERUN MEKTEBİ

zam, 3 Şeyhülislâm, 25 Kaptan Paşa yetişmiştir. Sokullular ve Köprülüler de bunlardandır.

Osmanlı sarayında bulu-nan bir mektepti. Buraya fethedilen yerlerden ve yur-dun her tarafından, test yapılarak, çok üstün zekâlı çocuklar alınırdı. Bu çocuk-lar, bir süre Acemi Oğlanlar Mektebi'nde yetiştirilirlerdi. Bunların da en zekilerinden 30 kişi, her sene seçilir, En-derun Mektebi'ne alınırdı. Burada yetiştirildikten sonra, vazîfe ile herhangi bir eyalete gönderilirdi. Vezir olamadıkça tekrar saraya giremezlerdi. Enderun Mek-tebi, Osmanlı Devleti'ni idare edecek devlet adamlarını yetiştiren bir yüksek mek-tepti. Buradan çok sayıda kalem ve kılıç sahibi üstün insanlar yetişmiştir.

ZEKA BULMACASI

A

B

Gördagunuz A

ve

DAIRELER

B

Enderun'dan 60 Sadra-

şekillerinde, kaçar tane daire olduğunu bula-bilecek misiniz?

(Cevabı yarın)

GÜNÜN TARİHİ

POLİS TEŞKİLATI

Osmanlı, bir devlet olarak ortaya çıktığı günden beri, güvenlik işlerine gereken önemi vermiş ve bunu sağlamak amacıyla da zamanla çeşitli adlar altında zabıta teşkilatları kurmuştur. Polis kelimesi kullanılmak suretiyle ilk polis teşkilatı, 10 Nisan 1845'te İstanbul'da kurulmuştur. O günden bugüne çeşitli sınıf ve branşlar-da hizmet gören polis teşkilatı, milletin hizmetinde yılmadan çalışan bir müessesemizdir.

Erkek: Sıddık - Kız: Sıdıka - Yemek: Yayla çorbası, Etli patates, Börek, Komposto.

yuksel dedi ki...

"Merhametliler (var yal)... Rahman, işte onlara merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki gökyüzündeki(ler) de size merhamet etsin." (Ebû Dâvúd, Edeb, 58)

OSMANLI'DAN ZENGİN İZLER

▲ Bugüne kadar san'atta erişilmezli-ğini muhafaza eden Süleymaniye ile Mimar Sinan, mükemmel şiirleri ile Bâkî ve Fuzûlî, cihana ışık tutan fetvâları ile Kemal Paşazâde ve Ebussuûd Efendi, gönülleri ulvî bir âleme yönlendiren Sünbül Efendi, Merkez Efendi ve Yahyâ Efendi, İslâm birliği için kuzey Afrika hüküm-ranlığından ferâgat eden, Osmanlı Kaptan-ı Deryâsı olarak Akdeniz'i

Çocuklarınıza İsim



Erkek: Mikail Kız: Habibe

göl hâline çeviren Barbaros Hay-reddîn Paşa, o devirde çizdiği dün-yâ haritası ile keşfolunmamış yer-leri dahî gösteren Pîrî Reis, aslen, papaz yetiştirmekle meşhur bir âileden geldiği halde, İslâm vecdin-de eriyip kemâle ulaşarak devletin cihan çapındaki pâdişâhları ayarın-da idârî dirâyet ve liyâkat göstermiş olan Sokullu, imparatorluğu

(Devamı Yarın)

Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız

yuksel dedi ki...

"...Dua, başa gelen ve henüz gelmeyen belaya karşı fayda sağlar. Öyleyse ey Allah'ın kulları, duaya sarılın!" (Tirmizi, Deavât, 101)

(Dünden Devam)

OSMANLI'DAN ZENGİN İZLER

kemâl noktasına getiren azametli bir oluşun devâsâ şahsiyetleridir.

* Târih şâhiddir ki Osmanlı, fethet-tiği yerleri bir müstemleke, yâni sömürge olarak görmemiş, aldı-ğı vergilerden kat kat fazlasını sarfederek bütün vatan sathında müstesnâ bir hizmet icra etmiştir. Gayr-i müslimlerden alınan vergiler, onlara yapılan kamu hizmetleri ve emniyeti te'mîn hususları için kul-

Çocuklarınıza İsim



Erkek: Yakup Kız: Münife

lanılmıştır. Bunun aksi durumlarda ise, toplanan vergiler geri verilmiş-tir. Nitekim Ankara mağlubiyetin-den sonra Selanik'in elden çıkması üzerine oradaki gayr-i müslimlere, kendilerinden alınan vergiler iâde edilmiştir. Yine Macaristan'dan alı-nan 7 milyon akçeye mukâbil, aynı yıl oraya 21 milyon akçelik yatırım yapılması da, kâ'bına varılmaz bir insaniyettir.

Erkam Matbaası Tel: (0212) 671 07 00

yuksel dedi ki...

KARINCAYI İNCİTMEYEN SULTAN: KANUNİ

Kanuni, Dünya padişahı olma-sına rağmen din ve ilim adamları-na, hocalarına son derece nazik, şefkatli ve saygılı davranıyordu. Bu saygı, sevgi, merhamet ve insanlık, sınıf ve sıfat ayrımı yapmaksızın bütün halkını kucaklıyordu. Hatta hayvanlan, bitki ve ağaçları bile içi-ne alıyordu...

Bu konuda çok hassas ve ince fikir-liydi. Bir defasında sarayın bahçesin-deki elma ağaçlarını karıncaların sardığını gördü. Fakat bunlara doku-namadı. Hocası Zembilli Ali Efendi'nin görüş ve tavsiyesine başvurmaya da utandı.

Çareyi, sarayın bahçesindeki bir ağacın üzerine şu şiiri yazmakta

buldu. Bu şiirin, hocasına okuttu-rulmasını emretti. Şiir şöyleydi:

Ağacı eğer sarmış ise karınca

Ne lazım gelir karıncayı kırınca.

Şeyhülislâm Zembilli Ali Efendi şiiri okudu. Cevap olarak aynı in-celik ve güzellikteki şu şiiri yazdı:

Yarın Hakk'ın huzuruna varınca Süleyman'dan hakkın alır karın-ca.

Hocasının yazdığı bu şiiri oku-yan Kanuni Sultan Süleyman bah-çedeki karıncaya dokunmadı. Zaten istese de bunu yapamazdı. Dünyayı titretmesine rağmen ka-rıncayı incitemeyecek kadar şef-katliydi ve kadife gibi bir yüreği vardı.

yuksel dedi ki...

OSMANLI ASKERİNİN BAZI VASIFLARI

Osmanlı'nın meşhur tarihçilerinden İdris-i Bitlisî, Yavuz Sultan Selim Han'ın, Mısır zaferi üzerine yazdığı ve etraftaki hükümdarlara gönderilen zafernâmesinde, Osmanlı askerinin bazı vasıflarını şöyle sıralamıştır:

Osmanlı askeri, halka iyilikle davrandıklarından, bütün insanlar, onları severler. Ónların hâli, Meryem Sûreşi'nin 96. âyet-i celîlesinde bildirildiği gibidir meâlen-: "İman edip de salih işler yapanlar var ya; Rahmân (olan Allâhü Teâlâ), bunlar için bir muhabbet verecektir (yani gönüller, onları sevecektir.)"

Hayırlı işler için bir araya gelir, yardımlaşırlar. Hadîs-i şerîfte buyurulduğu üzere, "Ruhlar, binekli askerler gibidir, ålem-i ervâhta birbirlerini hayır ehli olarak bilip tanışanlar, bu dünyaya geldiklerinde de de birbirleriyle kaynaşıp ülfet ederler. Orada birbirinden uzak düşenler ise, bu dünyada da birbirinden uzak dururlar.'

Onlar, sevdikleri kimseleri, sırf Allah için sever, sevmedikleri kimselere de sırf Allah için buğz ve düşmanlık ederler.

Din uğrunda bir cihada çağırıldıklarında, hemen ona icâbet ederler. Onların hali, Isa aleyhisselâm, "Allâh'a davette bana kim yardımcı olur?" diye sorduğunda; hemen, "Bizler, Allâh(ın dininin) yardımcılarıyız." diyen onun havârîleri gibidir. Bu itibarla da "Elbette Allâhü Teâlâ, dinine yardım edeni, muhakkak muzaffer kılacaktır." (Hac Sûresi, âyet 40) sırrına mazhar olurlar.

Her işlerinde ve hållerinde, Allah'ın rızâsını gözetirler, her işte niyetlerini hayırlı tutarlar.

Kalb-i selîm (temiz ve samimi bir kalp) sahibidirler. Kalpleri, şirk ve nifâk hastalıklarından ve bâtıl itikadlardan uzak olup Ehl-i Sünnet itikadı üzeredir.

Bir işe, cihâd ve mücâhedeye giriştiklerinde, gerekli her türlü tedbiri alırlar, neticesini de Cenâb-ı Hak'tan bekleyip ona itimat ve tevekkül ederler. Kul, tedbir eder; Mevlâ, takdir eder, derler.

Cihâd-ı asgar olan harp sahalarından döndüklerinde de cihâd-ı ekber olan, nefislerinin ıslahı ve tezkiyesi ile meşgul olurlar.

yuksel dedi ki...

OSMANLI'DA DELİLER MUSİKİYLE TEDAVİ EDİLİRDİ

Ruh ve akıl hastaları 18. yüz yıla kadar Avrupa'da "şeytanla iş-birliği yapan mel'un mahlûk" muamelesi görür, çok defa diri di-ri yakılırlardı.

Osmanlı'ya göre bu çeşit hasta-lar "meczub" idi. Allah'ın cezbesi-ne kapılmış zavallı, "Allahlık" insanlardı.

Delilere ayrı hastanelerde ba-kılırdı. Bu müesseselere "darüşşi-fa", halk arasında ise "tımarhane" denirdi. Deliler musiki ile tedavi edilirdi.

Hastalığın çeşidine göre Türk musikisi makamları kullanılırdı. Hüzzam melâl, hüzün; Sabâ ke-der, ümitsizlik; Ferahnak nėşe, ta-

biat, kır, bahar duygusunu; Segâh dini ve tasavvufi zühd zevki; Uş-şak derin aşk duygularını; Mahur sert karakteriyle canlılığı; Rast ali-cenap hislere hitap ederdi.

Hastalar yalnız musiki ile de-ğil; özel yemekler, çiçekler ve manzaralar ile de tedavi edilirdi. Özellikle kuş eti verilirdi. Her hastanın odasına iki pencere ko-nurdu. Pencereler genellikle gül bahçesine bakardı. Bu yöntemler-le meczuplar yeniden topluma kazandırılırdı.

Müzikle delileri tedavi etme metodu 1956 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde de uygu-lanmaya başlamıştır.

yuksel dedi ki...

BAB-I ALİ

Osmanlı Devleti büyüdükçe sadrazamların yetki ve sorumlu lukları arttı.

Sadrazamlar Topkapı Sarayı'na yakın olması bakımından İstan-bul'un bugünkü Eminönü ilçesin-deki Cağaloğlu semtinde yaptırılan konaklarda oturmaya başladılar.

1756 yılında Sultan III. Osman tarafından bu semtte yaptırılan Sadrazamlık konağı ilk bilinen resmi nitelikteki Sadrazamlık bi-nasıdır.

İlk önceleri binaya "Paşa Kapısı" ve "Bâb-ı Asafi" deniyordu. 1808 yılında Alemdar Mustafa Paşa'nın sadrazamlığı sırasına çıkan ayak-lanma sırasında binada olan pat-

lama sonucu bina gene kül olunca, yeniden yaptırılan binaya döne-min padişahı II. Mahmut'tan do-layı Mahmud-1 Adli dendi. Bu isim zamanla Bâb-ı Adl ya da Bâb-ı Adli isimlerine, 19. yüzyılın ikinci yarı-sında da Bâb-ı Ali deyimine dön-üştü.

GÜNÜN DUASI

Allahım!

Duaların kabulünü engelleyen günahlarımı affet!

GÜNÜN YEMEĞİ

Şnitzel, Patates Salata, Ayran, Sütlaç

ÇOCUĞUNUZA İSİM

Kız: Nermin, Erkek: Üveys

1839 yılındaki yangına kadar bina hep ahşap olarak inşa edil-mişti. 1844'te bina ilk defa olarak Stefan Kalfa tarafından kargir ola-rak inşa edildi. Ve o tarihten sonra bina sadrazamın yaşadığı yer ol-maktan çıkarılarak tamamen bir devlet dairesi durumuna geldi.

O bina, daha sonra yangınlar ve tamirler sonucu değişikliklere uğ-ramakla birlikte günümüze kadar gelen binanın esasını oluşturmak-tadır.

1878'deki yangında Şura-yı Devlet Dairesi, Ahkam-ı Adliye Dairesi, Dahiliye ve Hariciye neza-retleri tamamen yandı ve yeniden inşa edildi.

yuksel dedi ki...

Bir Devrin Sonu

Osmanlı'nın çöküşü, sadece ülke ve devletlerini kaybeden Araplara, Türklere ve diğer azınlıklara değil, bütün dünyanın be-olan bir hâdisedir. şerî, ahlâkî, sosyal ve dinî felaketine sebep

Müslümanların önce gerileyip sonra dünya liderliğinden uzaklaşmaları ve en so-nunda da dünyadaki konumlarını kaybet-meleri alelâde bir hâdise değildir. Çöken, yı-benzemez. kılan devlet veya kralların durumuna hiç

Osmanlı Cihan Devleti, müslüman Türk ler'in kurdukları en büyük İslâm Devleti'dir. Tarihçiler; Osmanlı Devleti'nin Asr-ı sa-âdet'ten sonra İslâm'ı tebliğ ve tatbik bakı-mından en büyük İslâm Devleti olduğuna kânidirler. Osmanlı Cihan Devleti, İslâm'a bağlı kaldığı ve İslâm'ı yaşadığı müddetçe hep muzaffer ve muvaffak oldu. Kanunî'den

sonra başlayan duraklama, gerileme ve çö-zülme ise 1800'lere kadar sürmüştür.

Bundan sonra Osmanlı Batı'nın etkisine girmiş tecrübesiz, dirayetsiz, liyakatsiz pa-şa ve yöneticiler Osmanlı'yı bitirmiştir. Son dönemdeki padişahların sadrazam ve ve-zirleri ya Batı hayranı, ya satılmış, ya da kendi çıkarını devletin çıkarından üstün sa-yan bir anlayışa sahipti. Batılılaşma hare-ketleri bir araç değil, amaç haline gelmişti.

Bu durum İslâm dünyası ve müslüman-lar için o kadar kötü idi ki, müslümanlar çok yara aldılar, bir daha bir araya gelmemek üzere dağıldılar. İslâm âlemi parçalanmış, başsız, lidersiz kalmıştı. Yeni kurulan Türki-ye Cumhuriyeti de İslâm dünyası ile değil,

Batı ile birleşme yolunu seçmişti. Ayet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Hiçbir millet ne süresinden ileri geçebilir, ne de geri kalabilir." (Müminun: 43)

1 Kamim

yuksel dedi ki...

Batı'nın Osmanlı Hakkındaki Önyargı ve Karalamaları

Batı'da bilim ve tarih adı altında Os-manlı'ya ve onun şahsında Türk tarihine önyargılı bir bakış ve karalama zihniyeti hakimdir. Batıcılar ve Osmanlı'nın dinî sa-mimiyetini hazmedimeyenler ise bu karala-malara dört elle sarılırlar.

"Osmanlı ailesi asil bir aile değildi, Kayı boyundan değildi.", "Osmanlılar göçebe idi, medeniyetten haberi yoktu.", "Osman-lılar ganimet için savaşan barbarlardı.", "Osmanlı ailesi alevî idi" gibi hakikatten yüzde yüz uzak, uydurma önermelerin or-talıkta dolaşmasının sebebi budur.

Osman Gazi'nin "Kayı boyundan oldu-ğu" ve "Kayı önde gelenleri tarafından fark-lı bir konuma oturtulduğu" tarihi kroniklerde yer almasına rağmen, herhangi bir delil öne sürmeden ve "bilimsel" hiçbir kaygı

gözetmeksizin- "uydurma" denilmesi buna bir örnektir.

Diğer bir yanlış ise "Avrupa merkezli" bakış açısıyla varsayımlar ortaya atmaları-dır. Avrupa'nın feodaliter kast sistemi anla-yışana göre asilzadeler çiftçilik ve çobanlık yapmaz, alt sınıf insanlarla muhatap ol-mazlar. Onlara göre "bir çiftçi, bir göçebe", "halkla birlikte oturup yemek yiyen, sürekli sıradan insanların kıyafetini giyip halkın arasına giren", ya da "marangozluk gibi "ol-madık" sanatlarla iştigâl eden" bir sultan "soylu" olamaz. Feodaliter geçmişe sahip bir Avrupalı'nın nazarında bu gibi durumlar "ahlâkî bir erdem" değil, bir "soylu" için "utanç vesîlesi"dir.

Batılıların ve yerli uzantılarının bu yak-laşımları kendi asaletsizliklerinin, kibirleri-nin delilidir ve insanlığa çektirdiklerin ezi-yetlerin arka planını gösteren "erdemsiz-lik'lerinin mühim bir göstergesidir.

9 Ekim

yuksel dedi ki...

OSMANLI İMPARATORLUĞU

Osmanlı Devleti dünya tarihinde eşi ve emsāli görülmemiş bir yapıya sahipti. Asr saådet ve Hulefă-i raşidin devirlerinden sonra hak ve adalette çok dikkatli, İslâm ve ehl-i sünneti yaşamaya çok riâyetli idi. Dünya tarih sahnesinde müstesnâ yeri olan Osmanlı İmparatorluğu; Avrupa, As-ya ve Afrika'da İslâm dininin yayılması için büyük bir aşk ve şevkle mücadele ve mü-câhede etmiş, kuruluşundan yıkılışına ka-dar İslâmiyet'in bayraktarlığını yapmıştır. Zaten bu İmparatorluğun bu kadar muaz-zam ve muhteşem oluşu, hizmet ettiği gâ-yenin ilâhî oluşundan kaynaklanmaktadır.

Madde, makam, mevki ve nam uğruna yaşamadıkları, Allah rızâsını amaç edin-dikleri için, Allah-u Teâlâ'nın desteğini de-vamlı beraberlerinde buluyorlardı.

Bunun yanında Osmanlılar, her zaman evliyâullah hazerâtının ve hakiki ilim adamlarının duâ ve himmetlerini almaya özen göstermişlerdir. Şeyh Edebali den başlayan bu silsile Akşemseddin-kuddise sırruh Hazretleri ile doruğa çıkmış, Aziz Mahmud Hüdâî -kuddise sırruh- Hazretle ri, Yahyâ Efendi -kuddise sırruh- Hazretle ri ile devam etmiştir. Bunlar Osmanlı Dev-leti'nin bir nevi mânevî pâdişahlarıdır.

Müesseselerini, cemiyetin çeşitli ihti-yaçlarına cevap verebilecek şekilde kuran Osmanlılar; ırk ve din gözetmeksizin her muhtaca yardımda bulunmak suretiyle medeniyetin en üstün seviyesine çıkmış-lardır. Osmanlılar İslâm'ın bahşettiği ada-let, eşitlik, cesåret, hayırseverlik, merha-met, doğruluk ve dürüstlük prensipleriyle, yüzyıllarca cihâna İslâm nûrunu yaymış-lardır.

yuksel dedi ki...

OSMANLI'DA ŞEYHÜLİSLÄMLIK MAKAMI

Şeyhülislâm, Osmanlı Devleti'nde şer'iyye mahkemeleri ile medrese ve talebelerin işlerine nezaret eden ilmiye sınıfının başı ve ulemânın reisi olan zâttır.

Osmanlı Devleti'nin kurulduğu, yeni yerlerin fethedilip, idarî taksimatının yapılmaya başlandığı günden beri bu yerlerin şer'î idaresini tanzim edecek, Müslümanların hukuku ile gayrimüslimlerin hukukunu tatbik edecek kâdılar tayin edilmiştir. Bunlara kâdı, kâdıasker denilmiştir. Harp kararı başta olmak üzere, devletin her türlü işinin yapılma izni, kâdıların vereceği fetvå ile yürütülürdü. Sultan Murad Han'ın daha o zamanlarda bile, Karamanoğlu İbrahim Bey üzerine sefere çıkmak için ulemadan fetvâ alması bunu gösterir.

"Şeyhülislâm" ünvanı, H. 4. asırda, hürmet lafzı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu ünvanla birçok büyük âlim ve fakîh, şöhret bulmuştur. Şeyhülislâm tabiri, Osmanlı'nın ilk devirlerinde de resmî bir unvan değildi. O devirlerde yaşamış ve şeyhülislâm diye anılan birçok zâta, fazilet ve kemâllerine binâen öyle denilmiştir.

Yıldırım Bâyezid Han zamanında Bursa Kadılığı yapan Molla Fenârî'ye, 1424 senesinde "müftîlik" vazifesi de verilmiştir. Bundan sonra, asırlarca devam edecek olan şeyhülislâmlık makamı da böylece tesis edilmiş oldu.

Adalet, tedrisat, hukuk, şer'î hükümlerin tatbiki vazifesini üzerine alan şeyhülislâmlık müessesesinin başında bulunan şeyhülislâm, protokolde padişah ve sadrazamdan sonra gelirdi. Devlet, şeyhülislâmın vereceği fetvaya bağlı idi. Şeyhülislâm, hiç kimsenin şahsî görüşüne göre hareket etmez; Kur'ân-ı Kerîm, sünnet, icma ve kıyas ile sabit olan hükümleri söyler ve bunları tatbik ederdi.

Padişahlara kılıç kuşatma vazifesini de şeyhülislâmlar yapmışlardır. Osmanlı Devleti'nde, en uzun şeyhülislamlık yapan zât, Kanûnî Sultan Süleyman Han ve İkinci Selim Han zamanlarında bu makamda bulunmuş olan Ebussuûd Efendi'dir.

yuksel dedi ki...

MAKALE

.....

OSMANLI DEVLETİ

Türklerin ve Müslümanların ta-rihteki bu en büyük ve en uzun ömürlü devleti Osmanlı'ya, bir asra yaklaşan bir zamandan beri, maalesef, haksız yere ağır itham ve iftiralar yapılmaktadır. Halbuki tarih, arşive dayanır. Bu sahadaki vesîkalar yeni yeni elden geçiri-lirken, yapılan asılsız ithamların elbette kıymetinin olmadığı ortaya çıkmaktadır. Yerli ve yabancı araştırmacılar, hâlâ bu cihan dev-letinin dehâsını anlamak ve isti-fade etmek için gayret sarf et-mektedirler. Arşivlerimiz, bunun için, yerlilerden çok, yabancı ilim adamları ile dolup taşmaktadır.

Dost-düşman herkesin kabul ettiği bir husustur ki; Osmanlı Devleti, İslâmiyet'in emrettiği şe-kilde, farklı din ve milletlere men-sup çeşitli unsurlar arasında sağ-lam bir ahenk tesîs etmiştir. Böy-lece geniş insan toplulukları nez-dinde sosyal adâleti kurmakla dünya tarihinde, kudretli ve ci-hânşümul bir siyasî varlık gös-termiştir. Osmanlı Devleti ve sul-tanlarının dâvâları, kendi tabirleri ile "Nizâm-ı âlem" üzerinde top-lanıyor, koca devletin hikmet-i vücudu ve cihadı da; millî, İslâmî ve insânî esaslara bağlı bulunan bir cihan hâkimiyeti düşüncesine dayanıyordu.

Bâzı televizyon ve gazetelerde, birtakım kendini bilmez ve ecdâ-dını tanımazlar tarafından haksız yere bâzı tenkidler yapılsa da, aklı başında olan yerli-yabancı herkes, Osmanlı Devletini övüyor. Dünyanın en uzun ömürlü häne-dânının ve en büyük devletlerin-den olan Osmanlı Devletinin ku-rucusu, Osmanlı sultanlarının ilki olan Sultan Birinci Osman Gâzî Hân'dır; Osmanlı Devleti'nin te-melini o atmıştır.

Bir aşîretten cihângîr bir impa-ratorluğa giden yolda, Osmanlı hânedan mensuplarının kudret kaynakları incelenecek olursa, devletin temelleri ve şaşırtıcı yük-selişi daha iyi anlaşılır. Nitekim, Fransız tarihçisi Grengur; "Bu yeni İmparatorluğun teessüsü, beşer tarihinin en büyük ve hay-rete değer vakalarından biridir." demektedir.

Mâlum olduğu üzere, dünya tarihinde, Peygamber Efendimizin "Asr-ı Saâdet"i ve "Hulefâ-i Râ-şidîn" devirlerinden sonra, hak ve adâlete riâyette en üstün se-viyeye yükselen Müslüman-Türk Devleti olan "Osmanlı Devleti", 14. asrın başından 20. asrın ilk çeyreğine kadar hüküm süren, şerefli ve en uzun ömürlü bir hâ-nedânın kurduğu devlettir.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı Gyürkiye 27.09.2022

Erkek: Zekeriyya - Kız: Yeşim - Yemek: Tarhana çorbası, Lahana sarması, Şekerpare.

yuksel dedi ki...

TARİH

........... KIZIL SULTAN DEĞİL

Bütün dünyada güçlü bir yazar olarak tanınan, Yunanistan kra-liyet ailesinden Prens Michel de Grece'nin 1991 yılında bütün Batıyı ayağa kaldıran ve Avru-palıların Kızıl Sultan demekten zevk aldıkları Sultan II. Abdül-hamid Hân'ın hayatını anlatan "LE DERNIER SULTAN" (Son Sultan) isimli bir kitabı yayınlandı. Bu eserde, Osmanlı Devleti'ni yıkmak için Batının çevirdiği bazı dolaplar sergileniyor. Fran-sa'da yayınlanan L'EXPRESS ve Point de vue Images du Monde dergisinin yazarla yaptığı bir röportajdan bazı kısımlar:

"... Ben Osmanlı sanat ve me-deniyetine çok büyük hayranlık ve saygı duyuyorum. Türkiye sadece bundan ibâret, değil... Gerçekten Osmanlı Impara-torluğu'nun yıkılışına esef edi-yorum. Çünkü Osmanlı, dün-yanın bu bölgesinin dengelevici

gücüydü. İster sevinin ister se-vinmeyin, fakat kabul etmek zo-rundasınız ki, Osmanlının kay-boluşundan bu yana, Ortadoğu istikrarsızlaşmış ve hep çalkan-tılar içinde yüzegelmiştir...

Avrupa devletleri, tahtta Sultan Abdülhamid bulunduğu müd-detçe, Osmanlı İmparatorluğunu yok edemeyeceklerini anladılar. Onu devirmek için ellerinden geleni yaptılar ve tahttan indir-diler. Sultan Abdülhamid düşü-rülür düşürülmez İngiltere, petrol kuyularının üzerine atıldı... Ο devrilir devrilmez, tam bir felâket yaşandı. Osmanlı İmparatorluğu 10 ayrı din ve 50 milletin ortak-laşa yaşama temeline dayanı-yordu. Buranın dirlik ve düze-ninin bozulmasında tek sorumlu olanlar yabancı güçlerdir... Sul-tan Abdülhamid aleyhine söy-lenenlerin hepsi yalandır, hepsi uvdurmadır (10 9 1001)

yuksel dedi ki...

TARİH SÜRGÜNDEKİ OSMANLI HANEDANI (1)

Sürgüne gönderilen Osmanlı hanedânı mensupları kısa zaman içinde büyük bir sefâlete düştü. Bunlara yardım eli uzatmak isteyenler, başka engele takıldı. Hudut harici edildikleri zaman, ellerine tek gidişe mahsus pasaport ve 1000 İngiliz lirası tutarında para verilmişti. Bir müddet sonra, acı hakikat bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı.

Hicaz Meliki Şerif Hüseyin; "Osmanlı ailesinin İslâmiyete ve Müslümanlara yaptığı hizmetler inkâr edilemez; kahramanlıkları küçük görülemez. Bu ailenin ihtiyaçlarını karşılamayı ve mâişet sıkıntısı çekmelerine mâni olmayı, İslâm kardeşliğinin bir icabı görüyoruz. Ecri büyük olan bu işe iştirak etmek isteyen mertlik erbabının, Mekke-i Mükerreme'de bulunan vekillerimize arzularını bildirmeleri lâzım gelir." diye beyannâme yayınladı. San Remo'daki Pâdişaha 2400 lira gönderdi... Ancak İngilizler, Ankara'yı küs-türmemek adına, hânedânın para sahibi olmasını istememiştir.

Haydarabad Nizamı, hanedânın hâlini öğrenince, esaslı bir yardım etmek istemiş; İngilizleri râzı edebilmek için de, Halife'nin meteliksiz ve açlıktan ölmek üzere olduğunu vurgulamıştır. Yardım için İngiliz ve Fransız hükümetine, Hindistan racalarına şehzadelerin yazdığı mektuplar, okuyanın içini parçalar...

Böylece sürgünün ilk seneleri inanılmaz sefalet içinde geçti. Sultan Vahîdeddin'in tabutuna alacaklılar haciz koy-dular. Borçları, Şerif Faysal ve Abdullah ödedi. Sultan Ha-mid'in hayattaki zevcesi, hükümete müracaat ederek, devlet reisi ve ordunun başkumandanının dulu sıfatıyla maaş talebinde bulunduysa da, reddedildi.

1931'de Halife Abdülmecid Efendi'nin kerîmesi Dürrişehvar Sultan, Haydarabad Nizamı'nın oğlu ile evlenince, hânedânın bir kısmı, biraz gün yüzü görebildi. Nizam, İngilizlerin izin verdiği limit içinde, hanedânı maaşa bağladı. II. Cihan Har-bi'nden sonra Hindistan kurulup, Nizam sürgüne çıkınca, bu da kesildi.

Adnan Menderes iktidara gelince örtülü ödenekten bâzı hânedân efradına maaş bağlattı; hanımların sürgünden dö-nüşüne izin çıkardı...

(Devamı yarın)

Erkek: Şükrü - Kız: Şükriye - Yemek: Ezogelin çorbası, Tas kebabı, Sütlaç.

yuksel dedi ki...

TARİH SÜRGÜNDEKİ OSMANLI HÅNEDÂNI (2)

Mısırlı prenslerle evlenenler de nisbi bir refaha kavuştu. Hâne-dâna en büyük iyiliği, Mısırlı Prensler Ömer Tosun ve Yusuf Kemal Paşa gösterdi. Prenses Mehveş Fâzıl, hanedânın hanım-larına 15 lira maaş bağlattı. 1952'de Mısır'da darbe oldu, prensler sürgün edildi.

Ellerine tahsisat ulaşmayanlar, çalışmak mecburiyetinde kaldı-lar. Ancak bir meslek ve kari-yerleri yoktu. Çoğu haymatlos (vatansız) olduğu için, birkaç li-san bildikleri hâlde, tahsilleri olsa bile, her mesleği icra et meleri kanunen mümkün değildi.

İsmin ve askerlik diplomasının işe yaramadığı gurbette, para getirecek tek şey, çalgıcılıktı. Nice şehzâdeler, kafelerde bir çingene gibi çalgıcılık yaparak ekmek parası temin etmeye çalıştılar. Kantarcılık, hamallik, taksi şoförlüğü, mezarlık bek-çiliği, müzede biletçilik, seyyar satıcılık, bulaşıkçılık... yaparak maişetini çıkarmaya çalışanlar çoktur. Gençler, olur olmaz ev-liliklere râzı oldu.

Bir tek Şehzâde Burhaned-din Efendi, petrol şirketinde iş bulmuş; o ve oğulları bu sa-yede müreffeh yaşamıştır.

Gece pazarlardaki çürük

meyve ve sebzeleri toplayanlar vardı. Çocukların, ayağı büyü-dükçe ayakkabılarının ucu ke-silerek idare ederlerdi.

Şehzade Ahmed Nuri Efen-di'ye, vaktiyle iyilikte bulunduğu bir Rum biraz yardım etmiştir.

Zekiye Sultan'ın Pau'da kal-dığı otel odasından, otelin sâhibi olan Ermeni ücret almamıştır.

Behiye Sultan, Kahire'de has-talanınca ilâç ve bakımını Ermeni bir kadın üstlenmiştir.

Sami Bey'e, vaktiyle İstan-bul'da yardım ettiği bir Rus pren-si el uzatmıştır.

Şehzâde Ahmed Nuri Efendi, bir parkta açlıktan ölmüş olarak bulundu.

Şehzâde Abdürrahim Efendi, sefâlete dayanamadı intihar etti.

Arife Kadriye Sultan, çok bü-yük bir sefalete düştü. Acılarına dayanabilmek için morfine alıştı ve kısa bir müddet sonra vefât etti. İki kızı yetimhaneye düştü.

Fehime Sultan, Nice'te elin-deki avucundaki bitince vereme yakalandı. Sadık bir zenci cari-yesi, geceleri sokaklarda dile-nerek efendisine bir çorba kay-natabilmişse de, Sultan hayata vedâ etmiştir.

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Jürkiye 10.01.2022

Erkek: Selim - Kız: Selime - Yemek: Sütlü çorba, Sulu köfte, Salata, Kavun.

yuksel dedi ki...

TARİH

Sıra Padişahın Adı

........ OSMANLI PADİŞAHLARI

Baba Adı

Doğum

Taht'a Çıkış

Vefat

Yıl

1 Sultan I. Osman Gazi

Ertuğrul Gazi

1258

1299

1326 27

2 Sultan Orhan Gazi Hân

Osman Gazi

1288

1326

1359 33

3 Sultan I. Murâd-ı Hüdavendigâr

Orhan Gâzi Hân

1326

1359

1389 30

4 Sultan I. Bayezid Hân

Murâd-ı Hüdâvendigår1360

1389

1403 13

5 Sultan I. Mehmed (Çelebi) Hân

Bâyezid Hân

1389

1403

1421 8

6 Sultan II. Murad Hân

Çelebi Mehmed Hân

1404

1421

1451 29

7 Sultan II. Mehmed (Fâtih) Hân

II. Murâd Hân

1431 1431-1451

1481 31

8 Sultan II. Bayezid Hân

II. Mehmed Hân

1447

1481

1512 31

9 Sultan I. Selim (Yavuz) Hân

II. Bâyezid Hân

1470

1512

1520 8

10

Sultan I. Süleyman (Kânunī) Hân

Yavuz Selîm Hân

1495

1520

1566 46

11 Sultan II. Selim Hân

Kânunî Süleyman Hân1524

1566

1574 8

12

Sultan III. Murâd Hân

II. Selîm Hân

1546

1574

1595 20

13 Sultan III. Mehmed Hân

III. Murâd Hân

1566

1595

1603 9

14 Sultan I. Ahmed Hân

III. Mehmed Hân

1590

1603

1617 14

15 Sultan I. Mustafa Hân

III. Mehmed Hân

1591

1617-1622

1639 2

16

Sultan II. Osman (Genç) Hân

I. Ahmed Hân

1604

1618

1622

4

17 Sultan IV. Murâd Hân

1. Ahmed Hân

1612

1623

1640 16

18 Sultan İbrâhim Hân

I. Ahmed Hân

1615

1640

1648 8

19 Sultan IV. Mehmed Hân

İbrâhim Hân

1642

1648

1693

39

20 Sultan II. Süleyman Hân

İbrâhim Hân

1642

1687

1691

4

21 Sultan II. Ahmed Hân

İbrâhim Hân

1642

1691

1695

4

22

Sultan II. Mustafa Hân

IV. Mehmed Hân

1664

1695

1703 9

23 Sultan III. Ahmed Hân

IV. Mehmed Hân

1673

1703

1736 27

24 Sultan I. Mahmud Hân

II. Mustafa Hân

1696

1730

1754 24

25 Sultan III. Osman Hân

II. Mustafa Hân

1699

1754

1757 13

26 Sultan III. Mustafa Hân

III. Ahmed Hân

1717

1757

1774 16

27 Sultan I. Abdülhamid Hân

III. Ahmed Hân

1725

1774

1789 15

28 Sultan III. Selîm Hân

III. Mustafa Hân

1761

1789

1808 18

29 Sultan IV. Mustafa Hân

1. Abdülhamid Hân

1779

1807

1808 1

30 Sultan II. Mahmud Hân

I. Abdülhamid Hân

1786

1808

1839 31

31 Sultan Abdülmecid Hân

II. Mahmud Hân

1823

1839

1861 22

32 Sultan Abdülaziz Hân

II. Mahmud Hân

1830

1861

1876 15

33 Sultan V. Murad Hân (93 gün)

Abdülmecid Hân

1840

1876

1904 0

34 Sultan II. Abdülhamid Hân

Abdülmecid Hân

1842

1876

1918 33

35 Sultan Reşâd Hân

Abdülmecid Hân

1844

1909

1918 9

36 Sultan Vahideddin Hân

Abdülmecid Hân

1861

1918

1926

4

Erkek: Rasim - Kız: Nermin - Yemek: İşkembe çorbası, Fırında köfte, Kabak tatlısı,

yuksel dedi ki...

Zamanın Kutbu

Ubeydullah Ahrar (k.s.) Hazretleri'nin İstan-bul'un fethine, Ortaasya'dan tayy-i mekân ederek iştirak etmiş olduğunu, torunu Hâce Muhammed Kasım şöyle nakleder:

"Ubeydullah Ahrar Hazretleri, perşembe günü öğleden sonra aniden atının hazırlan-masını emretti. Atına binip süratle Semer-kant'tan dışarı çıktı. Talebelerine: "Siz burada oturunuz!" buyurdu. Mevlânâ Şeyh adlı bir ta-lebesi, kendisini bir müddet takip etti. Ubey-dullah Ahrar (k.s.) Hazretleri'nin, atının üze-rinde bir sağa, bir sola meylinden sonra kay-bolduğunu haber verdi. Ubeydullah Ahrâr (k.s.) Hazretleri bir müddet sonra döndü. Ta lebeleri, heyecanla bu ani yolculuğun hikme-tini sordular. O da:

'Türk Sultanı Mehmed Han, benden istiâne etti. Yardım diledi. Ben de ona yardım etme-ye gittim. Allah-u Teâlâ'nın izni ile zafer kaza-nıldı.' buyurdular."

22 Mayıs

Horasan'dan gelip İstanbul'un fethine işti-rak eden Ubeydullah Ahrâr (k.s.) Hazretle-ri'nin oğlu Hâce Abdülhâdî şöyle anlatır:

"İstanbul'a gittiğimde Sultan II. Bayezid, babam Ubeydullah Ahrâr (k.s)'ın şekil ve şe-mâlini şu şekilde tarif etti: '-Babam Fâtih an-lattı: Fethin en şiddetli zamanında Rabb'ime ilticâ ederek, zamanın kutbunun imdada ye-tişmesini istedim. Şu şu vasıfta, bir beyaz atın üzerinde karşıma geldi. '-Korkma zafer senindir!" buyurdu. O pîre: 'Küffar askeri çok fazla!" dedim. O da bana cübbesini açarak: -İçine bak!" dedi. Hayretle cübbesinin yeninin içinden sel gibi akan bir ordu gördüm. '-Bu or-du sana yardıma geldi.' dedi. Devam etti: '-Şimdi şu tepenin üzerinden üç defa kös'e tok-mak vur! Ve bütün askere hücum emrini ver!' buyurdu. Ben de aynen öyle yaptım. O pîr de, ordusu ile hücuma iştirak etti. Feth-i mü-

bin gerçekleşti."

yuksel dedi ki...

TARİH ... OSMANLININ DÜNYA HAKİMİYETİ

Osmanlı Devleti, 623 senelik şanlı tarihi boyunca, 60 kadar ülkeyi egemenliği altına alıp, aşağıda gös-terilen sürelerde adaletle idare etmiştir:

DEVLETIN ADI... YIL

DEVLETIN ADI ... YIL

Bazı devletlerin kıyı şehirleri ve ada-larında da, değişik zamanlarda ve sü-relerle hâkimiyetler

Bulgaristan

Sırbistan.

545

İsrail

.539

Filistin

402

402

Karadağ

.539

Yemen

401

Bosna-Hersek..539

Umman 400

Hırvatistan.

.539

Katar

400

kurmuştur:

Makedonya ......539

Bahreyn

400

İtalya

Kosova...

.539

B.A.Emirlikleri. 400

Fransa

Ege adaları

541

S. Arabistan .... 399

İspanya

Romanya

490

Kuveyt

381

İngiltere

Moldova

490

Mısır... .459

Monako

Gürcistan

400

Libya

494

Hollanda

Arnavutluk

435

Sudan 397

Norveç

Slovenya

.250 Tunus 308

Almanya

Yunanistan

363

Cezayir 313

Portekiz

Ukrayna

308

Fas

50

İzlanda

Girit adası

267

Batı Sahra .50

İrlanda

Macaristan

160

Moritanya .50

Liechtenstein

Volvodina (Banat) 166

Nijer

300

Cebelitarık

Slovakya (Uyvar)..20

Çad

313

Danimarka

Polonya

25

Senegal 300

İran

Belarus

25

Nijerya 300

Hilafete bağlı Yerler

Letonya

25

Mali

.300

Hindistan,

Litvanya.

....25

Gambiya 300

Pakistan,

Ermenistan

20 Gine

300

Bangladeş,

Azerbaycan .....

25 293

Tanzanya 250

Singapur,

Kıbrıs

Kenya 350

Malezya,

Irak

402

Mozambik 150

Endonezya,

Suriye

402 Cibuti

350

Nijerya,

Lübnan

402

Somali 350

Kamerun

Ürdün

402

Eritre .350

Uganda.

Erkek: Cemil - Kız: Cemile - Yemek: Ezogelin çorbası, Fırında tavuk, Pilav, Turşu.

yuksel dedi ki...

GÜNÜN TARİHİ

OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU

Yüzyıllarca dünyanın en büyük ve en güçlü devleti olan Os-manlı İmparatorluğu'nun temelinin 27 Ocak 1299'da atıldığı ka-bul edilir. Sultan Ösman'ın babası Ertuğrul Gâzi, Selçuklulara büyük hizmetlerde bulunduğu için, Bizans sınırındaki Söğüt ve Domaniç'e uç (sınır) beyi olmuştu. Onun oğlu Osman Bey, bu topraklarda Osmanlı Devleti'ni kurdu.

Osman Bey'e, kayınpederi İslâm âlimi Şeyh Edebâlî hazretle-rinin, 700 yıl kadar önce söylediği sözler, hiç eskimedi:

"Ey Oğull Insanlar vardır şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Avun oğlum avun! Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelâmlısın, ama bunları nerede, nasıl kullanaca-ğını bilemezsen sabah rüzgârında savrulur gidersin.

Ofken ve nefsin bir olup aklım yener. Daima sabırlı, se-batlı ve iradene sahip olasın! Ananı, atanı say; bereket bü-yüklerle beraberdir.

Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne almal Gördün söyleme, bildin bilme! Sevildiğin yere sık gidip gelme! Kalkar muhabbetin itibar olmaz. Üç kişiye acı:

Cahiller arasındakı âlime,

Zenginken fakir düşene,

Hatırlı iken itibarını kaybedene.

Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emni-yette değildir. Haklı olduğunda mücadeleden korkma!

Ey Oğull Beysin!

Bundan sonra öfke bize; uysallık sana!

Güceniklik bize; gönül almak sana!

Suçlamak bize; katlanmak sana!

Acizlik bize; yanılgı bize; hoşgörmek sana!

Geçimsizlikler, çatışmalar, anlaşmazlıklar bize; adalet sanal Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana!

Ey Oğull Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana! Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek sana!

Ey Oğull Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaз! Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.

Ey Oğull Yükün ağır, işin çetin, gücün kıl'a bağlı.

Allahu teâlâ yardımcın olsun...""

yuksel dedi ki...

OSMAN GAZİ'NİN OĞLUNA VASİYETİ

Osman Gazi iyice yaşlanmıştı, âhiret yolculuğu için hazırlık yapmakla meşguldü. "En hayırlı azık, takvâdır." deyip ihlas ve takvå ile ibadetine devam etti. Dünyalıklardan yüz çevirip ihlas ve sadakat ile tâat ve ibadet edip Cenâb-1 Hakk'a yöneldi. Fânî ömrünü, bâkî hayatın tahsiline sarf eylemeye azmetti. Bir gün sıhhati bozulup bedeni zayıf düştü. Bu hâlinden anladı ki vefat vakti yakındır.

Haber gönderip oğlu Orhan Bey'i ve eşrâfı huzuruna topladı. Sonra şu nasihatlerde bulundu: "Ruhumuz gibi bu saltanat da bize Allâhü Teâlâ'nın bir emanetidir. Bunu bize sırf lütfundan ihsan eyledi. Öyleyse sen de idaresini üstlendiğin her nefsi, kendi nefsin gibi bil. Kendine münasip gördüğün şeyi Müslümanlara da lâyık gör. Dînî ve dünyevî bütün husūslarda Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şerîati üzere hareket edesin. Dine uymayan bir sözü, kim söylerse söylesin kabul etme. Nasihatlerin en faydalısı, en güzeli ve en sade şekli, Nahl Sûresi'nin "Haberiniz olsun ki Allah, size adaleti, ihsânı (iyiliği) ve akrabaya (muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emrediyor ve çirkin işlerden, münkerden, azgınlıktan nehyediyor, dinleyip anlayıp tutasınız diye size vaaz ediyor (öğüt veriyor)." meâlindeki, 90. âyet-i kerîmesidir. Bu düsturla dâima amel edesin. Fesat ehline karşı dâima gazâ ve cihâdla meşgul ol! Sana ve evladına vasiyetim olsun: Dine hizmette, devamlı ve kararlı olasınız. Tâ ki; saltanatının devamına sebep ve Allâhü Teâlâ'nın yardımına vesile olsun. Ümit edilir ki evlâdımız, saltanat İle kıyamet gününe kadar İslâm'a hizmet edip fesâdı defedeler."

"Sultanlık hizmetinde, ahalinin hâlinden gâfil olmayıp kimseye zulmettirme. İslâm'a uygun olmayan örf ve bidatlerin çıkmasına ve yayılmasına aslâ fırsat vermeyesin. 'Eskiden beri âdet olagelmiştir.' diye meşrû olmayan hiçbir işi işlemeyesin. Unutma ki padişahlar, Allah'ın kanunundan önde değildir! Ardımdan ağlayıp sızlanmak yerine dâima dua ile yad edip ruhumu şad edesiniz. "Bize şehitlik devleti nasip olmadı. Ümit ederim ki Cemâl-i İlâhı ile müşerref olmak nasip ola. Vefatımdan sonra naaşımı Bursa'ya defnedersiniz."

yuksel dedi ki...

Osman Gâzi'nin Mirası

Osman Gâzî son derece dinine bağlı, adaletli, Allah yolunda cihaddan bir an bi le geri durmayan bir mücahid idi. Onun için "Gâzilik ünvanı sultanlıktan daha değerli idi.

Zamanın velilerinden Şeyh Edebâlî kuddise sırruh- Hazretleri'nin evinde mi-safir olduğu bir gece gördüğü rüya üzeri-ne, Edebâlî -kuddise sırruh- Hazretleri Osman Gâzî'nin ve Osmanlılar'ın istik bali hakkında mühim tebşiratta bulun-muştu. Gerçekten de rüyada müjdelen-diği üzere Allah-u Teâlâ Osmanlılar'a ci-hanşümul bir devlet bahşetti. Osmanlılar, her zaman evliyâullah hazerâtının ve ha-kiki ilim adamlarının duâ ve himmetlerini almaya özen göstermişlerdir.

Osmanlılar'ın İslâm dininden feyz alıp kemâlleşen şahsi ve devlet ahlâkı fethet-

1 Matros

tikleri yerlerde yaşayan gayr-i müslim halkın şaşkınlık ve hayranlığını celbet-miştir. Kendi dindaşlarının yönetiminde bulamadıkları huzur ve sükünu Osmanlı Devleti'nin hâkimiyeti altında yakalamış-lardır. İslâm'ın bahşettiği adalet, eşitlik, cesaret, hayırseverlik, merhamet, doğru-luk ve dürüstlük prensipleriyle, yüzyıllar-ca cihâna İslâm nûrunu yaymışlardır.

Osman Gâzî'nin oğlu Orhan Gâzîye yaptığı vasiyetin bir kısmı şöyle idi: "Allah'ın buyruğundan gayrı iş iş-

lemeyesin. ... Zalim olma! Alemi ada-letle şenlendir. Cihadı terk etmeyerek beni şâd et. Ulemâya riâyet eyle ki, şe-riat işleri nizam bulsun.... Bizim mak-sadımız kuru bir kavga ve cihangirlik davası değildir. Yolumuz Allah yolu-dur. Maksadımız Allah'ın dinini yay-maktır."

yuksel dedi ki...

TARİH... OSMANLIDA OKULA BAŞLAMA

Ahmet Råsim, hâtıratında, okula başlama merasi-mini söyle anlatır:

"... Okula başlayacağım için evde bir basamak yükselir gibi oldum. Bana karşı herkesin davranışı değişti.

Birkaç gün sonra sandıktan bayramlık elbisem çıkartılıp giydirildi. Değerli bir lahur şal belime bağlanırken, üzerinde altın nazarlık olan fesimi de kafama geçirdiler...

Bütün ev halkı yola çıktık. Önce büyük babam ve büyük an-nemin elini öpmeye gittik. O gece orada kaldık. Ertesi gün hamama gidip, akşama kadar yıkandık.

Sabah olunca anneciğim yeniden bana yepyeni elbiseler giydirdi. Şehzade gibi oldum. Bütün okul orada idi. Hazır bir de ilâhici takımı, seven, öpen, ağlayan, duâ eden, nereden baksan yüz kişi vardı.

Beni ata bindirdiler. İlâhiler okunup âminler edilerek önce evime, oradan da okula geldik. Sınıfta, minderim konmuştu. Varıp hocamın mübârek elini öptüm, sonra da karşısında diz çöküp oturdum. İlk olarak da Elif'i öğrendim..."

ZEKA BULMACASI

BUZ YAPIŞIR MI

Buzluktan yeni çıkmış soğuk bir buz kabını tuttunuz mu? Tut-tuysanız, parmaklarınızın kaba yapıştığını farketmişsinizdir.

Acaba neden?

(Cevabı yarın)

GÜNÜN TARİHİ

IV. MURAD HÅNIN VEFATI

1609'da doğdu. 8 Şubat 1640'da vefât etti. Babası I. Ahmed Hânın Sultanahmet Câmii yanındaki türbesindedir. Kardeşi II. Osman Hân da buradadır. Yavuz Sultan Selim Hân gibi cesur idi. Annesi Mâhpeyker Kösem Sultanın yardımı ile iş başına kıymetli adamlar getirerek, ortalığı düzeltti. Memlekette birçok imar faaliyetinde bulundu. Kâbe-i Muazzama'yı tâmir ettirdi. Tütün ve enfiyeyi yasak etti. Kendisi içki içmemiştir. Avrupa ta-rihçileri bu padişaha iftira etmişlerdir. İran Şahı Abbâs, Bağdad'ı alıp, 30 bin Ehl-i sünnet Müslümanı; kadın, çocuk ayırmadan öl-dürdü. Murad Hân, bizzat giderek Bağdad'ı ve Tebriz'i geri aldı.

Erkek: Hamdi - Kız: Hamdiye - Yemek: Düğün çorbası, Türlü, Fırında makarna.

yuksel dedi ki...

GÜNÜN TARİHİ

OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞU

Yüzyıllarca dünyanın en büyük ve en güçlü devleti olan Os-manlı İmparatorluğu'nun temelinin 27 Ocak 1299'da atıldığı kabul edilir. Sultan Osman'ın babası Ertuğrul Gazi, Selçuklular tarafından Söğüt ve Domaniç'e uç (sınır) beyi tâyin edilmişti. Ertuğrul Gazi vefat ettiğinde 4800 km² toprak vardı. Oğlu Osman Bey, bu topraklarda Osmanlı Devleti'ni kurdu. Bursa'nın fethinde vefât etti ve oraya defnedildi.

Osmanlı Devleti'ni kuran Osman Gâzi'nin babası Ertuğrul Bey, annesi ise Hayme Hatundur. 1258 yılında Söğüt'te doğdu. 1281 yılında 23 yaşında iken aşîretin başına geçti. Kısa zamada gerçekleştirdiği fetihlerle aşîretini beyliğe çevirdi. 45 yıl hüküm sürdü. Bursa'nın fethi sırasında vefât ederek burada Gümüşlü Kümbet denilen yere defnedildi. Orhan Beyden başka Alaaddin, Ali, Pazarlu, Çoban, Melik ve Hamid isimli oğulları ile Fatma adında bir kızı vardı.

Osman Bey orta boylu, geniş göğüslü, heybetli, cesur, cömert, tatlı dilli idi. Başına kırmızı çuhadan yapılmış Çağatay tarzında Horasan tâcı giyerdi. Eline ne geçerse fakirlere da-ğıtırdı. Ömrü boyunca devlet hazinesinden bir nesne alma-mıştır. Kendi koyunlarından hâsıl olan gelir ile geçinirdi.

Her ikindi vakti hanesindeki misafirlere ve fakirlere ziyafet verirdi. Topraklarını kuzeyde, Marmara sâhiline Sakarya nehri ağzına; güneyde, Kütahya yakınlarına kadar taşıdı. Bu hudutlar içinde; Söğüt, Eskişehir, Karacahisar, Har-mankaya, Bilecik ve Yarhisar bulunuyordu.

Gâzi Osman Bey, Selçuklulara ve İlhanlılara karşı saygısını bozmadığı gibi çevresindeki Türk beylikleri ile çatışmaktan da kaçınmıştır. O hep cihad hareketi ile meşgul olmuştur. Oğulları da hep aynı yolu takip etmişler, mecbur kalmadıkça Türk ve İslâm dünyası ile harp etmemişlerdir.

Bıraktığı devlette maddî ve mânevî temeller o kadar kuvvetliydi ki, kısa bir müddet sonra dünyanın en büyük devletleri arasına dâhil olurken, 150 yıl geçtiğinde ise süper güç hâline geldi. Anadolu beylikleri arasında en kü-çüğü olduğu hâlde, Anadolu'da Türk birliğini sağladı.

Erkek: Müfit - Kız: Maksude - Yemek: Tavuk suyu çorba, Tavuk, Pilav, Ayran.

yuksel dedi ki...

OSMANLI'DA ADALET

İstanbul'un Fethi'nden sonra mahkûmları serbest bırakan Fâtih Sultan Mehmed Han'ın huzuruna, zindandan çıkmak istemeyen iki papaz getirilir. Bunlar, Bizans İmparatoru Konstantin'e adil ve hakka riâyetli olmasını söylediklerinden zindana atılmış, sonra da "Böyle adaletsiz bir dünyada, içerisi dışarısından daha rahat." diye hapisten çıkmamaya karar veren papazlardı.

Fâtih Sultan Mehmed Han, bu iki papaza şöyle hitap eder: "Sizlere bir teklifim var: İslâm adaletinin tatbik edildiği memleketimizi dolaşınız. Müslüman hâkimlerin ve halkın davalarını dinleyiniz. Adaletsizlik ve zulüm görürseniz hemen gelip bana bildiriniz ki kararınızda haklı olduğunuzu gösteriniz!"

Bu teklifi kabul eden iki papaz, gezdikleri yerlerden İznik'te şöyle bir hâdiseye şahit olmuşlar:

Bir Müslüman, diğer bir Müslümandan bir tarla satın almış. Ekin zamanı tarlayı sürerken sabanın ucuna bir şey takılmış, çıkarıp bakmış ki, bir küp dolusu altın...

Bunları alıp, tarlanın eski sahibine getirmiş ve "Kardeşim! Ben, senden tarlanın üstünü satın aldım, altını değil. Eğer içinde bu altınların mevcut olduğunu bilseydin, bu fiyata bana satmazdın. Al şu altınlarını!" demiş. Tarlanın eski sahibi de "Hayır, ben, sana bu tarlanın içini dışını, altını üstünü, hepsini birden sattım. Senin nasibine çıkan bu altınlara şimdi ben nasıl sahip çıkarım, bunları alamam." demiş. Mesele kâdîya intikal etmiş. İznik kâdîsı, bu iki Müslümanın hakka riâyet husûsundaki ahlâkını takdirle karşılamış ve parayı her ikisine de taksîm etmiş. Her iki Müslüman da birbirine haklarını helâl ederek ayrılmışlar.

Papazlar, daha başka yere gitmeye ihtiyaç duymadan hemen İstanbul'a dönmüşler. Sultan'ın huzuruna çıkıp, şâhit oldukları hadiseleri anlattıktan sonra, "Bütün bunlar, Müslümanlardaki din kuvvetini, Allah korkusunu gösteren çok ibretli hadiselerdir. Bundan sonra biz karar verdik. Artık zindana girmeyeceğiz. Çünkü sizde böyle adalet tatbik edildikçe, sizden olmayan Hristiyan papazların dahi

zulme uğramayacağına inanmış bulunuyoruz." dediler. Bu iki papazın, Müslüman oldukları da kaydedilen vakalar arasındadır.

yuksel dedi ki...

Edebâlî'den Akşemseddîn'e, Akşemseddin'den Bugüne

Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan itibâ-ren halka yol gösteren ve Edebâlî -kuddi-se sırruh- Hazretleri'nden başlayıp Ak-şemseddîn Hazretleri'ne, Akşemseddîn Hazretleri'nden de bugüne kadar devam edegelen mânevî rehberler silsilesi, dîni ve vatanı yıkmaya yeltenen ehl-i küfrün karşısında dâimâ dimdik durmuşlar ve hal-ka yaptıkları öncülükle onların tuzaklarını bozmuşlardır. Dîni ve devleti kâfirlerin çir-kin emellerinden muhafaza etmek için el-lerinden gelen her türlü fedakarlığı göste-ren bu seçkin rehberler, İslâm'ın küfre gå-lip gelmesinde ve küfür ehlinin İslâm yur-dundan defedilmesinde en büyük rolü oy-namışlardır.

Bu zevât-ı kirâm'ın hem yaşantıları, hem de icraatları sünnet-i seniyye'ye mu-

vâfıktı. Hiçbiri ahkâm-ı ilâhiyye'nin ve sün-net-i seniyye'nin dışında tek bir adım at-mamıştı. Aşık Paşazâde'nin "Tevârîh-i Al-i 'Osman"ındaki ifadesine göre, bu mânevî rehberler zincirinin ilk halkası olan "Ede-bâlî yüz yigirmi biş yaşadı ve iki 'avret aldı, biri yiğitliğünde ve biri pîrliğünde (yaşlılığında). Ve evvelki hatununun kı-zını 'Osman'a virdi." (İbn-i Kemâl, "Tevârîh-i Âl-i 'Osmân", I. Defter, s. 93)

Kemal Paşazâde'nin ifadesine göre; bu gibi zâtlar "halkun haylî i'tikâd eyledüği" kimseler olduklarından, asırlar boyunca ehl-i küfrün ve taraftarlarının sabit hedefi olmuşlar, çeşitli bahânelerle halkın onlara olan güven ve itikâdını sarsmaya çalış-mışlardır. Bu gibi kimseler bütün kâinatın idaresini elinde bulunduran ve dilediğin-den dilediği şekilde intikamını almaya kâ-dir olan Zât-ı Kibriyâ'nın dostlarına sataş-maya kalkıştıklarının farkında değillerdir!

15 Ocak

yuksel dedi ki...

OSMANLI DEVLETİ

Ondördüncü asrın başında kurulan Os-manlı Devleti dünya tarihinde eşi ve emsali görülmemiş bir yapıya sahipti. Asr-ı saådet ve Hulefa-i raşidin devirlerinden sonra hak ve adalette çok dikkatli, İslâm ve ehl-i sünne ti yaşamaya çok riayetli idi.

Dünya tarih sahnesinde yüzyıllar boyun ca hüküm sürüp, müstesna yeri olan Os manlı Devleti, Avrupa, Asya ve Afrika'da İs-lâm dininin yayılması için büyük bir aşk ve şevkle mücadele ve mücahede etmiş, kuru luşundan yıkılışına kadar İslâmiyet'in bay-raktarlığını yapmıştır. Zaten bu devletin bu kadar muazzam ve muhteşem oluşu, hizmet ettiği gayenin ilâhî oluşundan kaynaklan maktadır. Allah-u Teâlâ, Osmanlılar'dan is-lâm'ı âli kılma niyetlerini muhafaza ettikleri sürece maddi ve manevi desteğini eksik et memiştir. Başlangıçta bir beylik iken çok kısa zamanda imparatorluğa dönüşen Osmanlılar

gerek zamanının gerekse günümüzün tarih ve ilim adamlarının hayranlığını celbetmiştir. Müesseselerini, cemiyetin çeşitli ihtiyaç

larına cevap verebilecek şekilde kuran Os-manlılar, vakıflar, cami, medrese, kütüphane, han, hamam, kervansaray, çeşme, sebil, köprü, yol, sağlık, şifahane, aşhane yapmış-lar, ırk ve din gözetmeksizin her muhtaca, yardımda bulunmak sureti ile medeniyetin en üstün seviyesine çıkmışlardır.

Osmanlı Beyliği daha kuruluşundan itiba-ren adli, askeri, mali kısaca bir bütün olarak devlet teşkilatına büyük önem vermiştir. Fakat bu zahiri sebepler cihan devleti

olan Osmanlılar'ın muhteşem yükselişinin ana sebebi değildi. Osmanlılar Kur'an ve Sünnet düsturlarını ve emirlerini yerine getir-meyi toplum ve devlet olarak niyet ve hedef edinmişti. Bunun yanında her zaman evliya-ullah hazerâtının ve hakiki ilim adamlarının duâ ve himmetlerini almaya özen göstermiş-lerdi.

200000

yuksel dedi ki...

TARİH

Hazret-i Ebû Bekir'in ha-lifeliği zamanında, cihada gidecek olan İslâm Ordu su, Medine dışında top-lanmıştı. Halife onlara su konuşmayı yaptı:

"Biliniz ki; Resûlullah efendimiz şu 10 husûsu haram kılmıştır:

.... İSLÂM DEVLETİ

İhtiyarlara, körlere, hastalara dokunmayın!

ekinleri tahrip etmeyin! Ağaçları kesmeyin ve

⑥ Düşman davar ve sı-ğırlarından, yemeklik dı-şında, fazlasını kesme-yin!

Savaşta ele geçecek

Kilise ve mâbetleri yık-mayın, içindeki din adam-larına dokunmayın!

Henüz savaşa katıl-mayan çocuklara sakın dokunmayın!

Kadınları öldürmeyin, nâmus ve iffetlerine asla dokunmayın!

olan ganîmet mallarından gizlice almayın!

Zina fiilini asla irtikâb etmeyin!

Yaralı düşmanı kova-lamayın ve kaçanı da öl-dürmeyin!

Esirleri asla öldürme-vin!

yuksel dedi ki...

OSMANLI SULTANLARININ GÜZEL VASIFLARI

Osmanlı sultanlarının güzel hasletleri pek çoktur. Onlara mahsus olan vasıflardan bazıları şunlardır:

Osmanlı sultanlarının tamamı, Ehl-i Sünnet ve Cemaat Mezhebi'ne bağlıdırlar. Onlardan kötü bir itikad naklolunmamıştır. Ayrıca onlar, itikadı bozuk kişilere itibar da etmemişlerdir.

Osmanlı sultanları, evliyâullâha ve Ehl-i Sünnet âlimlere hürmet göstermişlerdir. Kimseye zulmetmemişler, haramlarla meşgul olmamışlardır.

Osmanlı sultanları, dinin emirlerine kendileri çok bağlı oldukları gibi halkı da dinin emirlerine tam uymak ve nehiylerinden kaçınmak ile emrederlerdi. Bu zátlar, İşlerini kalp huzuru ile ve Cenâb-ı Hakk'a teveccüh ve itimad ederek yapmışlardır.

Bilhâssa Haremeyn-i Şerifeyn olmak üzere bütün beldelerin ve şehirlerin mescit ve medreselerine, hålleri kendilerine ulaşan âlimler ve salihlere, telif ve sanat sahiplerine hediye vermek ve ihsanda bulunmak husūsunda çok cömerttiler.

Osmanlı halkı, sultanlarına karşı derin bir muhabbet beslerdi. Bu sebeple dâima onları güzel vasıfları ile anarlar, onları methederlerdi. Allâhü Teâlâ, onlardan râzı olsun. Åmin.

SU TASARRUFU İÇİN BAZI TAVSİYELER

Musluklar kontrol edilmeli, su sızdıran musluk ve rezervuarlar tamir edilmelidir. Dakikada 100 damla su akıtan bir musluktan, ayda, takribî 1500 litre su israf olur.

Musluklar ihtiyaca göre mümkün olduğunca kısık bir şekilde açılmalıdır. Ucunda havalandırıcı bulunan, düşük akımlı tasarruflu musluklar kullanılmalıdır.

Dişler fırçalanırken veya tıraş olurken, musluk ihtiyaç oldukça açılmalı, devamlı açık tutulmamalıdır.

Musluktan sıcak su gelene kadar akan su, temizlik vb. başka bir işte değerlendirilmek üzere bir kaba alınmalı, boşa akıtılmamalıdır.

yuksel dedi ki...

GÜNÜN TARİHİ

LEHİSTAN (POLONYA)

SEFERİ

Fransız yazarı Antoine Galland, (1646-1715) Sultan IV. Mehmed Hân devri hakkında bize su mâlumatı vermektedir: "7 Mayıs 1672 Cumartesi günü, Sultan IV. Mehmed, Lehistan seferine çıkmak üzere İstanbul'dan ayrıldı. Hayatımda, bundan daha güzel, daha muhteşem bir alay görmedim. Dünyanın hiçbir yerinde, bundan daha parlak, daha düzenli, daha zengin bir geçit töreni yapı-lamaz. Ordunun bizzat padi-şahın kumandası altında İstanbul'dan çıkışı, güneşin doğmasından başlayarak 5 saat sürdü. Polonya sınırına kadar olan merkezlerdeki birlikler, yolda bu orduya ka-tılacaklardı. Geçen asker ka-dar atları da muhteşemdi. İnsan hangisini seyredeceği-

ni şaşırıyordu. İlk birlikler geçtikten sonra,

" kalabalık bir Mehter Takımı yürümeye başladı. Hem Ye-niçeri adımlarıyla yürüyor, hem de çalıp söylüyorlardı. Kösler ve davullar vurduğu zaman yer yerinden oynuyor-du. Gösterdikleri ihtişam, muazzamdı. Mehter Takı-mı'ndan sonra gene, sonu gelmez gibi görünen birlikler geçmeye başladı. Seyreden-leri, hayretle karışık bir hay-ranlık içinde bırakıyorlardı...'

ZEKA BULMACASI

KAÇ İNSAN

Şekilde, kaç adet insan res-mi görülüyor? Cevabı yarın)

GÜNÜN TARİHİ

...........

HIZIR GÜNLERİ

Bir sene; Hızır Günleri (Yeşil Mevsim) ve Kasım Günleri ol-mak üzere ikiye ayrılır. Mayıs ayının 6'sında Hızır Günleri ile yaz başlar ve 186 gün sürerek 7 Kasım'da sona erer. Kasım Günleri de, Kasım ayının 8'inde başlar, Şubat ayının 29 çektiği yıllarda 180 gün, diğer yıllarda ise 179 gün sürer ve 5 Mayıs'ta sona erer. Hızır Günleri yaz, Kasım Günleri de kış devresini ifade eder.

Erkek: Mürşid - Kız: Mürşide - Yemek: Pirinç çorbası, Barbunya, Ciğerli pilav, Cacık.

yuksel dedi ki...

TARİH ... OSMANLILARDA ZEKAT VE HAYRAT

"Türklerin riâyet ettikleri İslâ-mın beş şartının dördüncüsü zekâttır. İşte bu şart mûcibince her sene servetlerinin kırkta bi-rini fukaraya vermek mecbûriye-tindedirler. Eğer akrabaları için-de fakirler varsa onları diğerle-rine tercih ile mükelleftirler. Fa-kir yoksa zekâtlarını fakir kom-şularına ve o da yoksa önlerine gelen fukaraya verirler. Türkler bu şartın ifasında kusur etmez-ler, çünkü çok hayırseverler Din ve mezhep tefrik etmeksizin ister Müslüman, ister Hıristi-yan, ister Yahudi olsun, bütün muhtaçlara yardım ederler. Onun için Türkler arasında fuka-raya pek az tesadüf edilir. Böy-le demekle Türkleri dilencilikten meneden yegâne amilin zengin-lerinde görülen şefkat ve merha-metten ibaret olduğunu söyle-mek istemiyorum. Benim kana-atime göre, diğer birtakım se-bepler daha vardır. Meselâ; Türklerin çoğu padişahtan aylık alır, az masrafla yaşarlar, az şeyle mükellef yemek yaparlar. Meselâ; bir pilav, biraz et ve suyla muhteşem bir ziyafet çe-kerler, fakat hayrat ve hasenat-ları büyüktür. Kimisi daha ha-yattayken servetiyle fukaraya

bakar, kimisi ölürken hastane-de ler tesisi, yahut köprülerle ker-vansaraylar veyahut yol boyla-rında çeşmeler ve bunlara mü-masil şeyler inşası için muazzam sermayeler bırakır, hatta bir-çoklan da bu hayrat ve hasena-tı daha sağlıklarında yaparlar. Paralarıyla hayrat yapamayan-lar anayolların tamirinde çalışa-rak, yol boylarındaki su hazine-lerini doldurarak, sel sulannın ci-. varında durup yolculara tehlike işareti vererek kollarıyla hayır iş-lerler. Bütün bunlara mukabil katiyen para almazlar ve hatta eğer teklif edilecek olursa para için değil, fi-sebilillah çalıştıkla-rını söyleyerek reddederler..." Fransız seyyah M. de Thevenat 1665

ZEKA BULMACASI

YUMURTALAR

Bir masanın etrafında 15 çocuk ve masanın üstünde bir tabak içinde de 15 tane yumurta var. Her çocuk bi-rer yumurta aldı. Tabakta daha bir yumurta kaldı, bu mümkün mü? (Cevabı yarın)

Erkek: Nurullah - Kız: Mihriban - Yemek: Tarhana çorbası, Patlıcan oturtma, Salata..

yuksel dedi ki...

Osmanlı Padişahları

Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan çöküşüne kadar geçen 623 senede otuz altı padişah hükümdarlık yap-tı. Bu padişahlar, sadece Osmanlı Devleti'nin padişahı değillerdi. Aynı zamanda dokuzuncu padişah olan Yavuz Sultan Selim'in 1516 yılında halifelik unvanını almasından sonra 407 sene boyunca "müslümanların halífesi" sıfatını da taşımışlardır.

Padişahlar arasında en uzun hü-kümdarlığı kırk altı sene ile Kanûnî Sultan Süleyman, en kısa hüküm-

Kız: Remziye

Erkek: Rasim

darlığı da üç ay süre ile 5. Murad yapmıştır.

Osmanlı padişahlarının tümü, şeh-zadelik döneminde devrin ulaştığı dü zeye göre son derece iyi eğitim gör müşlerdir. Din ve fen ilimlerinde en iyi hocalardan dersler alan padişahla-rin çoğu aynı zamanda dönemlerinin önde gelen sanatkârlarından olmuş lardır. Padişahların yirmi ikisi şair, on ikisi hattat, sekizi bestekår, biri ku-yumcu, biri yay ve ok ustası, biri de marangozdu. İstisnasız hepsi sporcu ve askerdi. 4. Murad ata binme ve ağırlık kaldırmada, Sultan Abdülaziz özellikle de güreşte başarılıydılar.

Lütfen takvim yapraklarını yere atmayınız!

yuksel dedi ki...

"Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz."

on Mice, Talk10

SADAKA TAŞI

E ski İstanbul'da yardımların göze batmadan yapılması için "sada-ka taşları kullanılırdı. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermer-den olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşıması için birkaç basamak konurdu.

Ihtiyacı olmasına rağmen dilenmek ten çekinenler gecenin geç saatlerinde

Çocuklarınıza İsim

taşın yanına gelir ama bırakılan meb-lağın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul'u-nu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta bo-yunca kimsenin gelmediğini yazmıştı.

İstanbul'un dört yerinde sadaka ta-şı vardı: Şu anda sadece birisi ayak-ta kalmış. Üsküdar'da Gülfen Hatun Camii'nin avlusunda dikili olanı, ama o da yarısından fazlası toprağa gömülü vaziyette duruyor.

Erkek: Mektum Kiz. Hüsniye

Takvim Tapraklaries Tere Atmayers

yuksel dedi ki...

"Allah'ım! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!"

(Ebû Dâvûd, Vitr, 26)

ŞEHİRLERİ HARAP ETMEDEN

Osman Gazi, Eskişehir ve Karacahisar'ı aldıktan sonra bir gün kardeşi Gündüz Bey'e:

fırsatları kaçırmayıp, harap etmeden kaleleri zapt edelim." dedi.

"- Gündüz, ne tedbir idelüm? Ne veçhile küffåra huruç idelüm? Böyle âtıl durmaktan ne faide var?" "- Imdi civarımızda olan nahiyeleri ve vilâyetleri

vuralum.

Osman Gazi öldüğü zaman, Sakarya vadisinde-ki bütün kaleler zapt edilmiş, Bursa, İznik ve İzmit de muhasara edilmişti.

Tahsin Ünal Osmanlılarda Fazilet Mücadelesi,

s. 23

"- Olmaz. Bu doğru rey değüldür. Zira civa-rımızdaki nahiyeleri ve vilâyetleri mamurdur. Buraları harap etmek olmaz. Şehrin şenliği halk iledir. Kendi elimizle, kendimizin olacak yerleri yıkıp harabezâr eylemek olmaz. Rey-i sevab bu-dur kim, çevre komşularımızla iyi geçinelim. Bi-lecik tekfuruna, ettiğimiz gibi, sonra zuhur eden

Çocuklarınıza İsim

Erkek: Abdülkerim Kız: Züleyha

Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız

yuksel dedi ki...

"Rızkının bollaştırılmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse sıla-i rahimde (akraba ziyaretinde) bulunsun." Buhâri, Edeb 12

OSMANLI'DA AİLE HAYATI

Meşhur Fransız edibi Pierre Loti, dîni, kül-türü ve ırkı başka olduğu halde İstanbul'da yaşayan Türklerin İslami nezih, ahlak ve ada-bının hayranı olmuş, daima yazılarında bu duyguları tasvir etmiştir. Der ki:

"Müslüman Türklerin hayatları, kelimenin tam manasıyla başka bir dünyadır. Dünyanın başka hiçbir evinde bir erkek, hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz. Bu gerçe-ğin sırrı, Türk evinin kadını tarafından hazır-lanışındadır. İddia ederek söylüyorum; bir müslüman Türkün evinde odalar bile özel ve

Çocuklarınıza İsim Erkek: Abdurrahim Kız: Samia

maksatlı bir ahengi ve döşeme üslubu ile ha-zırlanmıştır. Evin sahibesi olan kadının giyi-nişi başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar ahenk içindedir. Kadın evine o kadar düşkün, temiz-liğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek öylesine zeka ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşamüzeri büyük bir hasretle kapıdan girer. Kadının temizliği maddi plan-da bir çiçek kadar saftır. Bu maddi temizliği, kadının ruh temizliğinden gelir. O kadın, içki,

kumar ve dış dünyayı bilmez."

Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız

yuksel dedi ki...

"Ben yetim ile yetim işine bakan kimseyle beraber Cennet'te şöyle bulunacağız (Peygamberimiz şehadet ve orta parmağını birbirine değdirerek göstermiştir)." Buhâri, Talak 25, Edeb 24

ARTAN YEVMİYE

Bâyezid Cami-i şerîfinin inşaatında çalışan usta ve işçilerin gündeliklerinin kaçar akçe olduğu tespit edilmişti. Bun-lar her gün küplere konarak bir köşeye bırakılır, herkes de küpten kendi payına düşeni alırdı. Ancak her gün küpteki ak-çelerde bir yevmiye artmaktaydı. Bunun üzerine kimin kendi payını alıp almadığı araştırıldı ve nihayet fakir bir işçinin bu İşi yaptığı öğrenildi. Adamcağızın akşam olunca bir yolunu bulup akçesini alma-dan inşaattan ayrıldığı öğrenildi. Kendi-

Çocuklarınıza İsim

Erkek: Mahmud Sami Kız: Hilye

sine bunu niçin yaptığını sorulunca; fakir işçi, sırrının ortaya çıkmasından mahcup bir şekilde;

"- Benim malım-mülküm yok! Bu se-beple şu fânî dünyada murad ettiğim gibi maddî bir hayır yapamadığım için daima mahzunum. Hiç olmazsa bu caminin inşa-atında para almadan çalışayım da gönlü-mü ferahlatıcı bir hayır işlemiş olayım diye düşündüm..." dedi.

İşte padişahıyla, işçisiyle Osmanlı böyle

bir toplumdu.

Takvim Yapraklarını

Yere Atmayınız

yuksel dedi ki...

"Biriniz bir şey içerken içtiği kabın içine nefes vermesin." (Müslim, Tahåret, 63)

OSMANLI'DA ŞEHİRLEŞME

Osmanlı Devleti'ndeki inşaat işlerinden en üst düzeyde sorumlu teşkilat Hassa Mimarları Ocağı'ydı.

Osmanlı mimarları inşa edecekleri binalar için önceden bir plan hazırlarlardı. Buna, plan veya kroki tabirleri yerine Osmanlı mimari terminolojisinde "re-sim ve tasvir" denilirdi.

Mimari tayin gerekçelerinde istenen mesleki va-sıflardan biri de resim veya tasvirde maharet sahibi olunması idi. Mimarbaşı veya hassa mimarlarından bi alındıktan sonra Divan-ı Hümayun'da tetkik edi-birisi tarafından hazırlanan planlar, padişahın tasvi-lir ve uygun görüldüğü bir hükümle mimarbaşına bildirilirdi.

İstanbul'daki evlerin yapılış tarzı da kanunlarla

Çocuklarınıza İsim

Erkek: Hamdi Kız: Meysûre

belirlenmişti. Ana caddeleri daraltacağı ve yangın-ların yayılmasını kolaylaştıracağı için evlerin önüne onsekiz parmağı aşan şahnişin çıkartılmasına, çardak ve dükkân yapılmasına veya üzerlerine tahtopus in-şasına izin verilmiyordu. Yeni yapılan binaların kargir (taş) olması, saçakların tuğla ve kiremitten yapılma-sı, ahşap yapılmaması emrediliyordu. Ayrıca Müslü-man ve gayrı müslim evlerinin yüksekliği de farklı idi. Müslüman evlerinin 12, gayrı müslim evlerinin 9 zira yüksekliğinde yapılması müslüman evlerinin 3, gayrı müslim evlerinin 2 kattan fazla olmaması ve gayri müslimlerin cami civarında ev yapmamaları, eğer önceden yapmış iseler Müslümanlara satmaları kanun icabı idi.

Fatma Afyoncu, Hassa Mimarlar Ocağı

Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız

yuksel dedi ki...

"İnsanlar nazarında kişiyi yücelten malı ise de Allah katında onu yücelten takvasıdır."

Tirmizi, Tefsiru'l-Kur'ân, 49

AHİLİK VE TİCARET AHLÂKI

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Ahilik ör-gütleri, "Bol, kaliteli, ucuz üretim, tüketici hakla-rı ve tüketicilerin korunması" felsefesini düstur edinmiştir. Ahi esnafında "Müşteri velinimettir".

Örneğin Pabuççular Loncası tarafından gerçekleş-tirilen, kalitesiz pabuç yapan ustanın "Pabucunu dama atma" eylemiyle bir yandan tüketici koru-nurken öte yandan meslek ve sanatta kalitesiz mala cevaz verilmesi ve haksız rekabet önlenmiş-tir. Yine Osmanlılar zamanında kurulan "İhtisap Ağalığı" kuruluşu da pazar denetimi yoluyla aynı işlevi gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.

Selçuklu ve Osmanlı'daki Ahi Birlikleri ve Lonca sistemleri İslam iş ahlakının ve tüketiciyi koruma

Çocuklarınıza İsim

Erkek:

Sadri Kız:

Kadriye

duyarlılığının somut uygulamalarını yansıtmışlar-dır. 17. yüzyıldan kalma Denizli

Babadağlılar Çarşısı'nın kapısındaki şu dizeler-de esnaf şöyle uyarılmaktadır:

"Sevgi göster herkese ha!

Selamdan kaçınma sakın

İnsanları ayırma ha!

Hepsine adil ver hakkın Niyetin iyi olsun ha!

Her şeyin gerçeğin söyle

Hayırlıdan ayrılma ha!

İyi belle unutma ha!

Önce hizmet sonra sensin."

Ferda Hekimci, Sürdürülebilirliğin Tüketim Boyutu, sh. 15

Altınoluk Dergisi Tel: (0212) 671 07 00

yuksel dedi ki...

"İnsan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost edineceği kişiye

dikkat etsin!" (Tirmizi, Zühd, 45)

İHSAN KABUL EDEMEM!

Sultan Vahîdeddin Han, İtalya'ya sürgün gittiği zaman, San Remo'da kiralık bir villåda kalmaya başladı. Oradayken Kral Emanuel, Vahîdeddin Han'a bir yaver gönderip;

"Ülkenin muhtelif yerlerinde saraylarım vardır. Nerede oturmak istiyorsa emrine âmâdedir. Kendisine aylık belli bir miktar liret tahsis edilmiştir." diye haber gönderdi.

Sultan Vahîdeddin bunların hiçbirisini kabul etmedi.

Yaveri Miralay Fahri ENGİN o sırada tercümanlık yapıyordu;

"-Efendim bu kadar ikramı reddediyorsunuz. Herhâlde mutfağınızda kuru soğan bile olmadığını bilmiyorsunuz!." dedi.

Bunun üzerine Sultan Vahîdeddin;

"-Fahri Bey, maiyyetimde bulunmaya mecbur değilsiniz. Zor geliyorsa ayrılınız. Ben müslümanların halîfesi sıfatıyla bir gayr-i müslim hükümdarın ihsanını kabul edemem!"

dedi.

Erkek: Fevzi Kız: Meryem

Çocuklarınıza İsim

Erkam Matbaası Tel: (0212)

yuksel dedi ki...

GÜNÜN

DUASI

"(Allah'ım!) Zenginlikle imtihan edilmenin kötülüğünden sana sığınırım. Fakirlikle imtihan edilmenin kötülüğünden de sana sığınırım." (Buhârî, Deavât, 39)

PADİŞAHIN HUZURUNDA İLMÎ MÜZAKERE: HUZUR DERSLERİ

Osmanlı Devleti'nde padişahın huzurunda bir usul çerçevesinde yapılan ilmi müzakerelere huzur dersleri adı verilir. Padişah hu-zurunda ilmi müzakere geleneği Osman Gazi dönemiyle başlasa da, huzur derslerinin düzenli bir ilmî faaliyete dönüşmesi 18. yüz yılda Sultan III. Ahmed zamanında gerçekleşmiştir.

Özgür ilim ortamını teşvik etmek, ilim adamlarına gereken saygıyı gös-termek amacıyla tertip edilen hu-zur dersleri, Ramazan ayının belirli günlerinde, padişahın uygun gör-düğü yerde yapılırdı. Katılımcılar; padişah, dersi arz eden (mukarrir),

ona soru soranlar (muhataplar) ve dinleyicilerden oluşuyordu. Der-sin bütün katılımcıları önceden belirlenir, padişah dâhil herkes dersi minderler üzerinde yerde oturarak dinlerlerdi.

Huzur dersleri mukarririn ön-ceden belirlenen bir ayeti tefsir et-mesiyle başlar, ardından muhatap olarak katılanlar, mukarrire sorular yöneltirlerdi. Herkes kıdem ve liya-kat sırasına göre konuşma hakkına sahip olur, gündeme gelen soru ve itirazlarla özgür bir ilmî tartışma ortamı oluşurdu. Dersin sonunda mukarrir ve muhataplara padişahın ihsanları sunulurdu.

SÖZÜN ÖZÜ

Talebe, hakikatler olan bir mesleğin insanıdır, mekteplerin diploma müşterisi ve istikbalin mevki dilencisi değil.

peşinde koşmayı

meslek edinen

insandır, gayesi manevî olgunlaşma

Nurettin Topçu

yuksel dedi ki...

GÜNÜN "Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de beni DUASI yöneten, himaye eden sensin." (Yūsuf, 12/101)

OSMANLI DEVLETİ

Malazgirt Savaşı ile milletimize kapısı açılan Anadolu ve Batı coğ-rafyası, İslam dünyasının liderliğini elinde tutan Selçuklu Devleti'nin zayıflamasıyla elimizden çıkma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş ti. İşte böyle bir ortamda Osmanlı Devleti kuruldu. Osmanlı Devle-ti'nin kurulması, İslam dünyasında yeni bir diriliş oldu. Osmanlının üstlendiği bu misyon çok geniş bir alanda uzun bir süre, tam altı asır devam etti. Tarihte bu kadar uzun ömürlü başka bir devlet bulunma-maktadır.

Yapısı ve kurumları bakımından da göz kamaştırıcı bir tabloya ka-

vuşan Osmanlı Devleti, Bosna'dan Yemen'e, Kafkasya'dan Kırım'a ka-dar, farklı iklimlerdeki farklı insan yapılarına hakim olmuş, bununla birlikte bu toplumlara din hürriyeti sağlamış ve toplumsal örgütlen-meleri yönünde müsamaha gös-termiştir.

Din ve inanca asla baskı yapma-mıştır. Eğer Osmanlılar, insanları kılıç zoru ve ateşte yakma korku-suyla kendi dinlerine kazandırma düşüncesinde olsalardı, Batı'nın, Avrupa'nın dinî ve sosyal coğrafyası bugünkünden çok farklı olurdu.

SÖZÜN ÖZÜ

Ferman çıkar,dal

kılıçlar takınır, Meydanlarda Rabbe

dua okunur,

Gölgemizden bütün

cihan sakınır, Kosovalar, Plevneler bizsizdir,

Yosun tutmuş camilerim ıssızdır, Boynu bükük

minareler öksüzdür, Açmaz olmuş

Kızanlığın gülleri, Biz neyledik o koskoca elleri?..

Osman Yüksel Serdengeçti

yuksel dedi ki...

'Kültür'deki eksiklik kolay kapanmıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanı Abdurrahman Şen, Kadın ve Demokrasi Derneği'nin tertiplediği, "Kültür Sanatın Neresindeyiz?" başlıklı mülakata konuk oldu. Şen, derneğin Üs-küdar'daki merkezinde gerçekleştirilen faaliyette, sanatçıların kendi kimlikleriyle var olmaktan rahatsızlık duymayacaklan sivil toplum kuruluşlarına büyük ihtiyaç olduğunu söyledi. Kültürel sahadaki

eksiklerin tamamlanmasının çok kolay olmadığını kaydeden Şen, şöyle konuştu: Burada bazen şöyle bir yanılgıya düşebi-liyoruz. Bir inşaatı üç vardiyaya çıkartıp, bir senede biter denilen yeri dört ayda teslim edebilirsiniz ama kültürde 'Arka-daşlar kültürel alanda çok geriyiz' denil-diğinde aynı hızla sonuç almak elbette mümkün değildir. Eğitim silsileyle devam etmesi gereken bir hadise...

TAŞLITARLA

HAKAN DURAK

yuksel dedi ki...

Hadislerde görülen ikinci tür meseller, veciz konuşma özelliğine sahip olan Hz. Peygamber’in (bk. CEVÂMİU’l-KELİM) darbımesel halinde yaygınlaşan özlü sözleridir. Onun Huneyn Gazvesi’nde savaşın şiddetlendiği anda söylediği, “Bu tandırın kızıştığı zamandır” sözü ile (Müslim, “Cihâd”, 76) “İktisat eden muhtaç olmaz” (Müsned, I, 447); “Öyle söz vardır ki dinleyene sihir gibi tesir eder” (Buhârî, “Ṭıb”, 51; Müslim, “Cumʿa”, 47); “Mümin aynı yılan deliğinden iki defa sokulmaz” (Buhârî, “Edeb”, 83; Müslim, “Zühd”, 63); “Utanmadıktan sonra istediğini yapabilirsin” (Buhârî, “Enbiyâʾ”, 54) meâlindeki hadisleri bu türün belli başlı örnekleridir. Resûl-i Ekrem’in söylediği emsalin bir kısmının mefhum olarak daha önce Araplar tarafından bilindiği düşünülebilir. Onun zaman zaman ünlü Arap şairlerinin dillerde dolaşan bazı beyitlerini veya bu beyitlerin bir bölümünü mesel yerinde kullandığı da görülmektedir. Tarafe b. Abd’in, “Azık vermediğin kimse sana haberler getirir” mısraı (Müsned, VI, 31, 146; Tirmizî, “Edeb”, 70) bu tarz kullanımın örneklerinden biridir.

Sahâbe ve tâbiînden bazılarının mesel haline gelmiş sözleri bulunmakla beraber (İbn Düreyd, s. 36-55; Seâlibî, s. 28-35; Abdülmecîd Katâmiş, s. 169-174) bunlar Câhiliye devrinde söylenen mesellere nisbetle oldukça azdır. Bu durum, müslümanların Kur’an ve hadislerdeki mesellere büyük önem verip onlarla yetinmesi ve ancak nâdir hallerde mesel kullanma ihtiyacı duyması ile açıklanabilir. Hulefâ-yi Râşidîn içinde en çok meseli bulunan Hz. Ali’dir. Muallim Nâci onun mesellerinden 280 kadarını derleyerek Emsâl-i Ali adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (İstanbul 1303). Hz. Ali’nin bazı meselleri şöyledir: “Kanaatkârda gam olmaz”; “İlmin kemali hilim iledir”; “Dindar olan kurtulur”; “İlim her rütbenin üzerinde bir rütbedir.” Bunun yanında, “Bülbülün çektiği dili belâsıdır” atasözünün bir nevi karşılığı olmak üzere Hz. Ebû Bekir’in söylediği, “Belâ söz söylemeye dayalıdır”; Hz. Ömer’in, “Sevgin yük olmasın, öfken yok etmesin” ve evini kuşatan âsiler yüzünden ıstırabının son dereceye vardığını anlatmak üzere Hz. Osman’ın Hz. Ali’ye yazdığı mektuptaki, “Kolan sıyrılıp devenin memelerini geçti” sözleri meşhur birer mesel olmuştur. Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes‘ûd, Muâviye b. Ebû Süfyân ve Amr b. Âs gibi sahâbîlerin de emsal tarzında sözleri vardır.

yuksel dedi ki...

حرف التاء

۳۰۹۳- تَأْتِيكُمْ مِنْ بَعْدِى أَرْبَعُ فِتَنِ فَالرَّابِعَةُ الصَّمَاءَ الْعُمْيَاءَ الْمُطْبِقَةَ تَعْرُكُ الأُمَّةُ فِيهَا بِالْبَلَاءِ عَرُكَ الاِمَّمِ حَتَّى يُنْكَرَ فِيهَا الْمَعْرُوفُ وَيُعْرَفُ فِيهَا الْمُنْكَرُ تَمُوتُ فِيهَا قُلُوبُهُمْ كَمَا تَمُوتُ أَبْدَانُهُمْ (نعيم بن حماد في الفتن عن اى هريرة (ضعیف)

3093- Benden sonra size dört fitne gelecektir. Dördüncü-sü sağırlık ve körlüktür. Bu, ümmetime öyle bir bela getirecek ki, bu bela onları yılan gibi kıvrandıracak, dine uygun olan prensip-ler inkar edilecek, uygun olmayanlar kabul görecek. Kalpleri aynı bedenlerin öldüğü gibi ölecek.

٣٠٩٤ - تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ فَإِنَّ مُتَابَعَةَ بَيْنَهُمَا يَزِيدَانِ فِي الْأَجَلِ وَيَنْفِيَانِ الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفَى الْكِيْرَ الْخُبْثَ (حم والحميدي والعدنى هب ض عن عمر

3094- Hac ile umre arasını birleştirin. (Yani birbiri ardın-ca yapın). Çünkü bunlar ömrü artırır, fakirliği giderir, günahları da demirci körüğünün demirdeki kir ve pası erittiği gibi eritirler.

٣٠٩٥ - تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ فَإِنَّهُمَا يَنْفِيَانِ الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفِي الْكَيْرَ خُبْثِ الْحَدِيدِ وَالذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَلَيْسَ لِلْحَجَّةِ الْمَبْرُورَةِ ثَوَابٌ إِلا ت حسن صحيح غريب ن حب حل عن ابن مسعود الجنة (حم وابن زنجويه

3095- Hac ile umreyi birbiri ardınca yapın. Çünkü bun-lar fakirliği giderir, günahları demirci körüğünün demir, altın, gümüş pasını eritip giderdiği gibi giderirler. Kabul olunan haccın karşılığı cennetten başkası değildir.

-742

yuksel dedi ki...

-۳۰۹۶ ثانى الملائكة بأبى بكر مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصَّدِّيقِينَ تَزُفَهُ إلى الجنة وفا

الديلمي عن جابر)

3096- Kıyamet günü melekler, peygamberler ve siddik larla beraber Ebu Bekir'e gelirler. Onu alıp hemen alelacele doğru cennete götürürler.

۳۰۹۷ - تَبْلُغُ حِلْيَةُ أَهْلِ الْجَنَّةِ مَبْلَغَ الْوُضُوءِ" (حب عن ابي هريرة)

3097- Cennet ehlinin elbisesi, abdestin ulaştığı yerlere kadar ulaşacaktır.

۳۰۹۸- تبا لِلذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ قِيلَ فَمَا نَدَّخِرُ قَالَ لِسَانًا ذَاكِرًا وَقَلْبًا شَاكِرًا وَزَوْجَةً تَعِينُ عَلَى الْآخِرَة" (حم عن رجل من الصحابة)

3098- "Kahrolsun altın ile gümüş"

"Peki, dünyada sahip olacağımız şey nedir öyleyse?" diye sorduklarında şu cevabı verdiler: "Zikreden bir dil, şükreden bir kalp, ahiret için sana yardımcı olacak bir hanım."

۳۰۹۹- تُبْعَثُ الْمَلائِكَةُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِلَى أَبْوَابِ الْمَسَاجِدِ يَكْتُبُونَ الأَوَّلَ فَالْأَوَّلُ فَإِذَا صَعَدَ الإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ طُوِيَتِ الصُّحُفُ (طب عن ابي امامة)

3099- Cuma günü melekler mescitlerin kapısına gönde-rilir ve onlar ilk gelenlerden başlayarak sırası ile bütün gelenleri kaydederler. Yalnız imam minbere çıktığı zaman sahifeler dürülür (artık kimseyi kaydetmezler ondan sonra).

٣١٠٠ - تَبْكِينَ أَوْ لا تَبْكِينَ مَا زَالَتِ الْمَلَائِكَةُ تُظِلُّهُ بِأَجْنِحَتِهَا حَتَّى رَفَعْتُمُوهُ" (حم خ م ن عن جابر قال لما قتل ابى جعلت عمتى تبكى فقال رسول الله صلى

الله عليه وسلم فذكره

3100- Şehit için ister ağla, ister ağlama. Siz onu kaldırın-caya kadar, melekler devamlı olarak onu kanatları ile gölgeler-ler.

743

yuksel dedi ki...

Dış politikadaki dehası ile, sömürgecili ğin en azgın döneminde, üç kıt'a üzerinde. ki topraklarını korudu. Savaşa inanmazdı. İngiltere başbakanı Gladstone'un koyduğu "Haç'ın bir defa girdiği bir yere hilal av det edemez" prensibinin bütün Avrupalı lar'ca geçerli olduğunu biliyordu. Ince po-litikaya inanırdı. Diplomasiye güvenirdi. Bu nu en iyi uygulayan devlet adamlarından bi-ridir. Dehşetli bir gerçekçi idi ve hayalpe-restlikle ilgisi yoktu. Bu tutumu, Ingiltere, Fransa, Rusya'yı çok kızdırdı. Bir şey kopa-ramamanın hıncı ve çaresizliği içinde, git-tikçe daha geniş ölçüde hükümdarın şah-sını hedef aldılar. Bunu resmen yapmadı-lar. Fakat basın ve istihbarat teşkilatlarıyle

gerçekleştirdiler. Ekonomiu

yuksel dedi ki...

YAZAN

YILMAZ ÖZTUNA AYVAZ GÖKDEMİR

TÜRKİYE'DE ASKERİ MÜDAHALELER

yuksel dedi ki...

II. Abdülhamid devrinde Osmanlı istih-barat teşkilatı geliştirilmiş ve modern-leştirilmiştir. Yine bu dönemde Midhat Paşa Tuna valiliği sırasında burada özel-likle Bulgarlar'a karşı örnek bir gizli po-lis teşkilatı kurmuştur. Makedonya'daki ayaklanmalar ve gizli teşkilât için Ayna-roz'a Boşnak Hasib adlı bir ajan yerleş-tirilmiş, bundan çeşitli ihbarlar alınmış-tır. II. Abdülhamid'in özel casusları ha-fiyelerdi. Bu hükümdar zamanında kar-şı faaliyette bulunan çoğu gayri müslim casuslar da vardı. Bunlardan yahudi asıl-lı Emanuel Karasu, II. Abdülhamid'e kar-şı kurulan casusluk teşkilatının başına getirilmiş, padişahın tahttan indirilmesi için çalışmış ve sonunda bunu başar-mıştır. II. Abdülhamid'i tahttan indiren İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin iktidarı zamanında kurulan Teşkilât-ı Mahsûsa ise gerçek mânada çağdaş bir casusluk teşkilatıydı.

Devlet aleyhine faaliyet gösterenlerin cezası her devirde ağır olmuştur. Nite-kim İstanbul'un fethi sırasında Bizans lehine casusluk yapmakla itham edilen Vezîriāzam Çandarlı Halil Paşa XV. yüz-yıl ortalarında, yine casuslukla itham edilen Yorgaki adlı zimmî ise XVII. vüz-

YanıtlaSil

yuksel21 Mayıs 2026 01:04
GÜNÜN TARİHİ

TARİHİ BİR İHÂNET

Sultan II. Abdülhamid Hâna hâl'ini tebliğ edecek heyetin seçi-minde, İttihatçılar, ihanete varan bir hata işlediler. Seçilen heyet, Ayan meclisinden Ermeni Aram ve Bahriye Feriki Arif Hikmet, Selanik mebûsu Yahudi Emânuel Karasu ve Arnavut Esad Top-tanî'den meydana geliyordu. Ermeni Aram'ın düşmanlığı, Abdül-hamid Hânın Anadolu'da bir Ermenistan kurdurtmamış olmasıdır. Yahudi Emânuel Karasu, Türk düşmanlığı ile meşhurdur. Arnavut Esâd Toptanî padişahın eski yâverlerindendi. Efendisinden sonra Türkiye'ye de ihanet etmiş bir hâindir. Bu hadîseden sonra, Yıldız Sarayı İttihatçılar tarafından yağma edilmiştir. Yıldız'ın çok zengin kütüphanesi, Hafız-ı kütüp olan Sabri Bey tarafından kur-tarılmıştır. Sabri Bey, kapının önüne yatarak, askerlerin içeri gir-melerini önlemiş, böylece kütüphaneye girilememiştir.

"31 Mart Vakası'nın geniş değerlendirilmesi gereken bir olay ol-duğuna işaret eden Tarihçi Mustafa Armağan; (31 Mart Vakası) Si-yonizmin komplike bir olayıdır. Masonlar bunu sahipleniyor." diyor.

yuksel dedi ki...

Elif ile T birleşecek

bütun dünyaya meydan okuyacak.

Yuksel dedi ki...

Abdurrahman DİLİPAK

abdurrahmandilipak@yeniakit.com

Derin yapı

Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışarıdalar.

İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..

İşın kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi araların-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..

Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının içinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil eumiş gözukuvor. Bu işler, bu adamlan oraya so-kup, Işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-dükiarini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..

Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..

Adamlar kendilerinden çok eminier, "biz gide nzotekiler gelir, ama sonuçta bu düzen böyle de-vam eder anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,

İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..

Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yasanan örtülü hesaplaşmaların davası aynca görülecek..

Yerin sira 26 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha vüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunlann tümü-nú mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer va adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane da yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genei af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor lar..

Yuksel dedi ki...

Sanki iktidar da bu işi daha fazla dağıtmamak ister gibi.

MIT ve Emniyet niye elindeki bilgileri açıklamı-yor? Jandarma İçişleri Bakanlığı'na bağlı değil mi, niye bu işin üzerine gidilmiyor? Jandarma İstihbara-tının bilmediği bir şey mi var?

Yani birileri gerçekten Muhsin Yazıcıoğlu su-ikastı ile ilgili bligive sahip değilie: mi?

Bana kalırsa NATO ülkeleri de biliyor, ayrıca ve özellikle İsrail de, ABD ve tabii bizimkiler de..

Bana kalırsa şu şike işini biraz eşeleyin, bakın bakalım bu işin arkasından ne çıkar.. Sakın Ergene-kon çıkmasın..

İşe bakar mısınız, durup dururken bir şike ya-sası çıkardılar, daha yasanın mürekkebi kurumadan bir daha değiştirdiler. Önce 2 yıllık cezayı beş ylia, ardından da beş yıllık cezayı bir yıla indirdiler.. Peki bu nasıl oldu.. Bu konuda söyleyecek sözü olan var mı? Ayıp ya hu, insaf yahu!

Bir ülkede ne kadar çok yasa varsa o ülkede özgürlükler o kadar az ve baskı altındadır demek-tir.. Yasa ile düzenlediğiniz her alanda bürokrasinin borusu öter. Hani şu "bürokratik oligarşi" var ya o!

Bana sorarsanız şike yasası tam bir ŞİKE oldu! Benim adalet duygularım incindi..

Demokrasi, böyle işlerle örselenirse, demayoji-ye dönüşür.. Üzerinde yükseldiğimiz zemini tahrip etrniş oluruz.. Yasa dediğiniz şeyin saygınlığı, cay-dıncılığı kalmaz, yaz-boz tahtasına döner..

Bana kalırsa bu yase değişikliği SİKE cilen kur tarmaya yetmez.. Bu işi bir adım öteye götürürse-niz, çete olayı ile birleşir..

Yıldırım benim gözümde simdi daha çok Hace-ral'a benziyor.. Bu işe ecinnilerin kanştığını duşünü-yorum.. Birileri bu durumu savunmak yerine sussa-lar daha iyi ederler.. Çünki mızrak çuvala sığmıyor.. Bir de bu işin Dalan bağlantısı var. İşin ucu Ergene-kona kadar gidiyor..

Sahi şu 28 Şubatçılara sıra ne zaman gelecek? Ben Ergenekona da karşıyım, Balyozculara da,

kayıtdışı ekonomiye de, kayıtdışı siyasete de karşı-yım. Bunu yapan bizden ya da onlardan olabilir.. Halka karşı ihanet planı yapanlar, devleti ele geçinp topluma İlahlık ve Rablik taslayanlar, eğer bu işten vazgeçmeyeceklerse tümünün canı cehenneme! Selâm ve dua ile..

yuksel dedi ki...

٤٠٠ - كَانَ لا يَأْكُلُ مُتَّكِنًا وَلا يَطَأُ عَقَبَهُ رَجُلانِ (حم عن ابن عمرو)

400- Yaslanarak yemek yemezdi. Arkasından iki kişi yü-rümezdi.

٤٠١ - كَانَ لا يَأْكُلُ مِنْ هَدِيَّةٍ حَتَّى يَأْمُرَ صَاحِبَهَا أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا لِلشَّاةِ الَّتِي اهْدِيَتْ لَهُ (طب عن عمار)

401- Kendisine hediye edilen o mahut zehirli koyundan sonra, sahibi yemedikçe hediye olarak sunulan şeyden katiyyen yemezdi.

yuksel dedi ki...

Hikmetti Soyles

"Sana niçin yaptığını sorduklarında, utanacağın ve yalanlamaya kalkacağın işleri yapmaktan çekin,"

Hazret-i Ali (Radıyallahu Anb)

"Nefsin, azgın bir binek atından daha çok şiddetle gemlenmeye muhtaçtır."

Hasen-i Basri (Rahmetullahi Aleyh)

"İnsanları iki şey mahveder: Fazla mal toplama hırsı ve çok konuşmak."

Ibrahim en-Neba'i (Rahmetullahi Aleyh)

"Müslüman o kimsedir ki, İslâm'ın emirlerine uyar, fakat İslâm'ı kendine uydurmaya kalkmaz. İslam'ı kendine uydurmaya çalışan kimse, hakiki Müslüman olamaz."

Mahmud Efendi (Kuddise Sirrubû) Hazretleri

"Anneler helâl yemeli, edepli olmalı. Zirá kötü huylar anne sütüyle çocuğa geçer, ergenlikte ortaya çıkar."

İmam-ı Gazali (Rahmetullahi Aleyh)

"Nefse günahtan kaçmak, ibadet yapmaktan daha zor gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır."

İmam-ı Rabbani (Kuddise Sirrubû) Hazretleri

"Adâletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Sonunda büküm isabetli olsa da, geciken adâlet zulümdür."

Orhan Gazi Hàn (Rahmetullahi Aleyb)

44

yuksel dedi ki...

18. CİLT

MEFHUMLAR FİHRİSTİ

Fitne-isyan: 5, 147.

Fitnenin çeşitleri: 13, 205-206.

Fitne Hz. Osman (r.a.)'ın hilafetiyle başladı: 17, 152.

Fitne patlak verince yapılacak tavsiye: 13, 177-178.

Fitne sebebiyle zaman fenalaşması: 17, 562,

Fitnenin geldiği cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13, 281-82-83.

Fitnenin girmediği ev kalmaz: 13, 274-75.

Fitnenin vasıfları: 13, 255-56.

Fitne sırasında Müslümanların takip edeceği siyaset: 13, 184.

Fitne yavaş gelişir: 13, 256-57.

81

Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır: 13, 269.

Fitneye karışmanın yasak olması: 13, 181-82.

Fitneye karışan sahâbeler: 13, 335-36.

Fitneyi ihbar: 13, 172.

Fitne zamanında dilini tutmak: 13, 201-202.

Fitne zamanında din lafta kalır: 13, 264-65.

Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13, 189-90-91.

Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve şaşkınlık olur: 13, 262-63.

Fitne zamanında irtidat artar: 13, 267-68.

Fitne zamanında kerahet: 13, 202.

Fitne zamanı katl vak'aları artar: 13, 271-72.

Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermemesi: 13, 178.

Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13, 194-95.

Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet malı) helal addedilir: 13, 274.

Fitne zamanında silah edinmemek: 13, 203-204.

Fitne zamanında terk-i diyâr etmek: 13, 191-92.

Fitne zamanında yalan artar: 13, 260.

Fitne zamanında zenginlik artar: 13, 268-69.

Fitnecileri yalnız bırakmak: 13, 188-89.

Demirbaş fitne: 13, 206.

Dört büyük fitne: 13, 230.

İctimaî kargaşa olarak fitne: 13, 168-69.

İsmen zikredilen fitneler: 13, 209-210.

İsmen zikredilmeyen fitneler: 13, 229.

yuksel dedi ki...

MEFHUMLAR FİHRİSTİ

83

18. CİLT

Milletin devlete karşı yaptığı vefasızlık: 12, 145.

Gaflet: 6, 116.

Galinos: 10, 524-25.

Ganimetler ve fey: 4, 105.

Ganimet içinde bulunan Müslüman malları, ganimete mi dahil yoksa sahi-bine mi iade edilir: 4, 165.

Ganimet malını yağmalama lâşe yemek gibidir: 4, 159.

Ganimet malları: 2, 383-84.

Ganimet payını almakta sabırsızlık gösteren Bedeviler: 7, 81.

Ganimetten çalanın dünyevi cezası: 4, 157.

Ganimet dağıtımı hususunda imam muhayyerdir: 7, 82.

Hz. Ali'nin (r.a.) ganimetten aldığı cariye ile o gün temasta bulunması: 12, 85.

Hz. Ali'nin ganimet taksiminde görevlendirilmesi: 12, 85.

Bazan Resulüllah (s.a.v.)'ın Müellefe-i Kuluba ganimetten fazla pay ver-mesi: 4, 122.

Diğer ümmetlere helal olmayan ganimetten Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)'e helal olması: 4, 149.

Komutanın ganimetten ayrı olarak askere verdiği hediye miktarı: 4, 120.

Kureyşin meşhurlarına verilen savaş ganimetleri: 12, 71.

Resulüllah (s.a.v.)'tan sonra O'nun ganimetten alacağı pay kimlere verilir: 4, 67.

Resulüllah (s.a.v.) ganimetten çalanın cenaze namazını kıldırmazdı: 4, 156.

Ganimetten çalan kimsenin dünyevî ve uhrevî cezası: 4, 152.

Ganimetten çalan kimsenin tevbe etmesi mümkün müdür?: 4, 155.

Ganimetten pay alan Zevi'l-Kurba kimdir?: 4, 130.

İslâm'a ısındırmak için kafire savaş ganimetinden pay vermesi: 11, 377.

Sağlığında Zevi'l-Kurba'ya ganimeti dağıtmakla Hz. Ali'yi görevlendirmesi:

4, 135.

Taksim edilmeden önce temellük edilemez: 1, 469.

Taksim edilmeyen ganimet malından satmamak: 11, 355.

Zahmetsiz ganimet: 9, 123.

Garânîk hadisesi: 8, 215-19.

Gars kuyusu: 7, 221.

GASB BÖLÜMÜ: 12, 113.

Gasbın azı da çoğu da haramdır: 12, 114.

Arazi gasbı büyük günahlardandır: 12, 115.

Haksız yere mal gasbedenin kıyametteki cezası: 12, 113.

yuksel dedi ki...

HADİS ANSİKLOPEDİSİ

KÜTÜB-İ SİTTE

Prof. Dr. İbrahim Canan

18

yuksel dedi ki...

3192- İlmi, kaldırılmadan önce öğrenin. Çünkü biriniz, yanındakine ne zaman muhtaç olacağını bilemez. İlim öğrenme. lisiniz. Gösterişten bidata sapmaktan, aşırı derine dalmaktan ka-çının. Eskilerle yetinin.

۳۱۹۳ - تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ فَإِنَّ تَعْلِيمَهُ اللهِ خَشْيَةٌ وَطَلَبَهُ عِبَادَةٌ وَمُذَاكَرَتَهُ تَسْبِيحٌ وَالْبَحْثُ عَنْهُ جِهَاد خط عن معاذ وفيه كنانة بن جيلة ضعيف والديلمي) وَزَادَ وَتَعْلِيمُهُ لِمَنْ لاَ يُعَلِّمُهُ صَدَقَةٌ وَبَذْلُهُ لاَهْلِهِ قُرْبَةٌ لأَنَّهُ مَعَالِمُ الْحَلَالِ وَالْحَرَامِ وَمَنَارُ سَبِيلِ الْجَنَّةِ وَالْأَنِيسُ فِي الْوَحْشَةِ وَالصَّاحِبُ فِي الْوَحْدَةِ وَالْمُحَدِّثُ فِي الْخَلْوَةِ وَالدَّلِيلُ عَلَى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالسّلاحُ عَلَى الْأَعْدَاءِ وَالزَّيْنُ عِنْدَ الْآخِلاءِ وَالْقُرْبُ عِنْدَ الْغُرَبَاءِ يَرْفَعُ اللَّهُ بِهِ أَقْوَامًا فَيَجْعَلُهُمْ فِي الْجَنَّةِ قَادَةً

ورواء ابن لال وابو نعيم بطوله عن معاذ موقوفا

3193- İlim öğrenin. Çünkü onu Allah için öğrenmek haş-

yetin (Allah korkusunun) bir ifadesidir. Onu talep etmek ibadettir. Müzakeresi ise tesbihtir. Onu araştırmak da cihattır. (Deylemi'den ilaveten): Bilmeyene onu öğretmek sadakadır. Ehline bezletmek yakınlıktır. Zira o, helalin ve haramın alamet yeridir. Cennet yo-lunun nurlanmış işaretleridir. Yalnızlık arkadaşı, vahşette enisi, halvette konuşanı, darda ve genişlikte delili, düşmanlara karşı silahı, dostlar yanında zineti, gariplikte yakınıdır. Allah onunla bir kısım kavmi yükseltir de cennette önder kılar.

٣١٩٤ - تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ جُبِّ الْحَزْنِ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا جُبُّ الْحَزَنِ قَالَ وَادٍ فِي جَهَنَّمَ تَتَعَوَّذُ مِنْهُ جَهَنَّمُ كُلَّ يَوْمِ أَرْبَعِمِائَةِ مَرَّةٍ يَدْخُلُهُ الْقُرَّاءُ الْمُرَاؤُنَ

-764

YanıtlaSil

yuksel29 Mayıs 2026 23:44
Hurilerin yetmiş hulle arkasından ilikleri görünmesi. (S.) 461: 28. Söz; (M.) 374:28. Mektup, 8. mesele, 4. nükte

İnsandaki duygular Cennette inkişaf eder. (L.) 160:20. Lem'a, 7. sebep, haşiye

Kararsız cismaniyetin ebediyetle alakası nedir? (S.) 459:28. Söz

Mü'min Cennete lâyık bir mahiyet kazanır. (S.) 32:6. Söz

Mü'minler Cennette Allah'ı görecekler. (S.) 534, 535:31. Söz 4. esas, 4, 5. meyve

On beş yaşından küçük olarak ölen çocuklar. (K.L.) 191.

CERBEZE

Ayn ayrı kusurları cerbeze ile toplamak. (D.H.Ö.) 21; (T.H.) 59.

Büyük işlerde yalnız kusurları gören cerbezelik ile aldanır veya aldatır. (Mn.) 73.

Cerbeze bir hâkimdir. (Tl. İç. R.) 1:192.

Cerbeze bütün çeşitleriyle garipliklerin makinasıdır. (Mn.) 73.

Cerbezenin fikirleri tesiri. (Tl. İç. R.) 1:192.

Cerbeze ihtilaf sebebidir. (Tl. İç. R.) 1:190.

Cerbeze ile insan adâlet yaparken zulme düşüyor. (D.H.Ö.) 21; (Τ.Η.) 59.

Cerbeze müthiş bir hastalık ve musibettir. (H.Ş.) 147:2. Zey. 2. kıs.

Cerbeze nedir? (İ.İ.) 29; (Tl. İç. R.) 1:190; (T.H.) 223:Esk. hayatı

Cerbezenin şe'ni bir seyyieyi sünbüllendirerek hasenata galip etmektir. (Mn.) 73.

İngiliz siyasetinin cerbezesi. (H. St.) 98-106:1-6. hatveler

Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51; (Τ.Η.) 71.

Peygamberimizin mesleği aldatmaktan ve cerbezeden müstağ-nidir. (H.Ş.) 148:2. zeylin 2. kısmı; (L.) 57:11. Lem'a, 3. mes.

Propağanda zâlim cerbezenin gayr-i meşrû çocuğudur. (Tl. İç. Reç.) 1:201.

FİHRİST/132

yuksel dedi ki...

FERİT DEVELLİOĞLU

OSMANLICA - TÜRKÇE

ANSİKLOPEDİK

LÛGAT

AK AYDIN

KİTABEVİ

yuksel dedi ki...

mektûbî-i sadr-i âlî: sadrâzam mektupcu-su.

mektûf مكتوف ))as): iki eli arkasına bağlan-

mış.

.a.s) مكتوم mektûm, mektume مكتومه ketm'den): 1. ketmolunmuş, gizli, sak-11. 2. hükümetten gizli tutulan. Emval-i mektûme: vergiden kaçırılan mallar. Mâl-i mektûm: gizli, saklı mal. Nüfûs-i mektûme: kütüğe kaydolunmamış kimse-ler. Vâridât-ı mektûme : deftere geçirilme-yerek şahıs elinde kalan devlet geliri.

mektûm mühimme : tar. Osmanlı

Devleti'nde Bâbıâlî'den gizli olarak yazılan ferman ve hükümlerin kopyaları.

mektûmat مكتومات ai mektûme'nin c.(: hükümeten kaçırılarak, gizli tutulan, yazdırılmayan vergi, gelir, nüfus, mal. ["mektûmat" evvelce, ekseriyâ me'murlar tarafından "ihtilasat" mânâsına kullanı-lırdı].

mekuk مكوك )..( : mekik, dokumacılıkta "atkı" veya "argaç” denilen ve enine olan iplikleri uzunlamasına olanların arasından geçirmeye yarayan masuralı âlet.

كول

me'kûlât): eklolunmuş,

me'kûl'ün c.): yiyecek-

yuksel dedi ki...

Ceza amelin cinsine göredir. (21. Mektup) 241.

Cezası çekilen suça tekrar ceza verilmez. (T.H.) 358:Esk. haya.

Ceza günahın lâzım-ı zâtisidir. (Sn.) 21.

Her hükümetin bir kanunu var. O kanuna göre ceza verir, (T.H.) 229:Esk. hayatı

İki ceza birden verilmez. (M.) 417:29. Mektup, Es'ile-i Sitte, 5. si İstanbul'da bir esnafın cinayetiyle Bağdat'daki bir esnafı ceza-landırmak. (M.) 66:16. Mektup, 2. nokta

Tesirli ceza Allah'ın emirleri namıyla olur. (H.Ş.) 83:6. kelime

CİFİR VE EBCED HESABI

Âlimler ve cifir hesabı. (S.T.) 80:1. Şua

Asr-1 Saadette cifir. (S.T.) 45, 80:27. Mektup, 1. Şua

Asr Sûresi, 2. Dünya Savaşı'nın Anadolu'ya sıçramayacağını müjde verir. (E.L.) 1:25.

Cifir hesabı. (K.L.) 15, 36, 41, 51, 54, 136, 137, 140, 151, 152; (L.N.) 79, 80.

Cifir ilmi meraklı ve zevkli bir meşgaledir. (L.N.) 79.

Cifir ilminin üstadı Hz. Ali'dir. (S.T. Ten.) 150, 161:28. Lem'a; (S.T.) 80.

Edebiyatçıların cifir hesabını kullanmaları. (S.T.) 80:1. Şua Fil Sûresinin cifir hesabı. (K.L.) 169; (S.T.) 45.

Gıybeti zecreden âyetin cifir hesabı. (S.T.) 53:27. Mektup

"inne'l-insane le yetka" âyetinin cifir hesabı taguta bakıyor. (E.L.) 25.

İslamın başına gelen rejim (1333'de). (K.L.) 74.

Kur'ân kelimesinin cifir hesabı. (M.) 415:29. Mektup, 6. kısım, Kudsî bir Tarihçe

Risale-i Nurlarla ilgili bir cifir hesabı. (S.T. Ten.) 150:28. Lem'a Tevâfuk cifir ilminin anahtarlarındandır. (S.T.) 129:8. Lem'a

Yakın tarihle ilgili bazı hesaplar. (Tils.) 172-176.

FIHRIST/134

yuksel dedi ki...

CİHAT

Asrımızın cihadı iman-ı tahkiki kılıncıyla olur. (Ş.) 228:11. Şua 11. mesele; (H.Ş.) 41.

Bediüzzaman, cihat ile ubudiyet ve takvâyı beraber götürdü.

(S.) 711:Konferans Bu zamanın cihadı muhabbet ve sevdirmekledir, korkutmakla değil. (Mk. İç. R.) 2:298.

Cihad farz-ı kifaye iken farz-ı ayın olmuş. (H.Ş.) 151:2. zeylin 2. kıs

Cihad-1 haricîyi Şeriatın kesin delillerinin elmas kılınçlarına ha-

vale edeceğiz. (D.H.Ö.) 64; (T.H.) 54; (Mk. İç. R.) 2:272.

Fen ve sanat silahıyla îlây-ı kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehil, fakr ve ihtilaf-1 efkara karşı cihad edeceğiz. (D.H.Ö.) 64; (T.H.) 64.

Hac ve zekât gibi cihatta da niyetin tasarrufu azdır. (H.Ş.) 151: 2. zeylin 2. kısmı

Hariçteki cihad başkadır, dahildeki başkadır. (E.L.) 1:39, 2:214. Hayatı koruma cihadı. (S.) 57:10. Söz

Herkes kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asga-rında cihad-1 ekber ile mükelleftir. (D.H.Ö.) 62; (T.Н.) 53.

İhtilafa karşı ittihatla cihad edeceğiz. (Mk. İç. R.) 2:273.

Mânevî cihad. (E.L.) 2:214, 217.

Müslümanların vazifesi Allah yolunda cihat etmektir. (E.L.) 2:57.

Savaşta karşı tarafın çocukları. (E.L.) 1:39. Zârurete karşı çalışmakla cihat edeceğiz. (Mk. İç. R.) 2:272.

yuksel dedi ki...

3204- Gece yansı gök kapılan açılır bir münadi seslenir: "Dua eden yok mu? Duası kabul edilecek. İsteyen yok mu? Dilegi verilecek. Sikuntida olan yok mu? Sikintisi bertaral edilecek." Oşür alıcı ile zaniye kadının dualan kabul edilmez. Bü-yük cürüm işledikleri için bunlardan başka tüm müslümanlann yaphiklan duayı Allah kabul eder.

٣٢٠٥- تفتح أبواب الجنة يوم الأثنين ويوم الخميس فيغفر الله فيهما لكن عبد مسلم لا يُشرك بالله شَيْئًا إلا رجلاً كانت بينه وبين أخيه شحناء فَيُقَالُ انْظُرُوا هَذَيْن حَتَّى يَصْطلحا (م) وابن زنجويه د ت حب عن أبي هريرة)

3205- Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapılan açı-Ir. Allah kendisine ortak koşmayan her müslüman kulunu affe-der. Ancak din kardeşi ile kendi arasında dargınlık bulunan kim-seyi bağışlamaz. "Birbirleri ile barışıncaya kadar bekletin." bunla-n emrini verir.

٣٢٠٦ - تُفْتَحُ فِيهِ يَعْنِي فِي رَمَضَانَ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ وَتُغْلَقُ فِيهِ أَبْوَابُ النَّارِ وَتُغَلُّ فِيهِ الشَّيَاطِينُ وَيُنَادِى مُنَادٍ كُلَّ لَيْلَةٍ يَا بَاغِيَ الْخَيْرِ هَلُمَّ وَيَا بَاغِيَ الشَّرِ أقصر (ن حب عن عتبة بن فرقد)

3206- Onda (Ramazan ayı kastediliyor) cennet kapıları

açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur. Her gece biri şöyle seslenir: "Ey hayn isteyen gel. Ey şer isteyicisi geri dur."

۳۲۰۷ - تَفَكَّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ قِيَامٍ لَيْلَةٍ (صالح ابن احمد في كتاب التبصرة

مرفوعا عن انس ابو الشيخ في العظمة

3207- Bir saat düşünmek, bir gecelik ibadetten daha iyi-

dir.

۳۲۰۸ - تَفَكَّرُوا فِي كُلِّ شَيْءٍ وَلاَ تَفَكَّرُوا فِي ذَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ بَيْنَ السَّمَاءِ

-767

yuksel dedi ki...

Tiyb çok zordur.
dükkanı kapatıp camiye gidersen Tiyb olur.
cemaat le kilamazsan namazı tiyblikten çıkar.
Mehmed Zahid kotku
Akra fm.

YanıtlaSil

yuksel1 Haziran 2026 08:21
Tiyb çok temiz helal demek tir.

yuksel dedi ki...

KÜTÜPHANE DOĞUMHÂNE OLDU

İmam Süyûtî, 3 Ekim 1445'te Kahire'de doğdu. Annesinin Türk veya Çerkez asıllı bir câriye oldu-ğu belirtilir. Babası vefât edince altı yaşında yetim kaldı. Aile bü-yükleri tarafından himaye edildi ve dinî ilimler tahsil etti. Sekizin-de hafız oldu, on yedisinde kitap te'lif etti, on sekizinde ders ver-

meye başladı. Tefsir, hadis ve fi-kıh ilimlerinde derinleşti. İmam Süyûtî, 18 Ekim 1505 tarihinde vefat etti. Kabri, Kahirededir.

*

İmam Süyûtîye «İbnü'l-Kü-tüb> yani «Kitapların Oğlu» de-nirdi. Zira ilim ehli olan babası bir gün mütalâa etmek üzere hanımın dan bir kitap isteyince, hanımı kü-tüphaneden kitabı getirmeye git-ti. Kitapların arasında iken sancısı

başladı ve İmam Süyûtîyi bu kü-tüphanede doğurdu. (Kamil ÇAKIN, Celaleddin es-Süyüti», Dini Araştırmalar Dergisi, Ankara, 2001, c. 4, s. 10,7-8)

yuksel dedi ki...

kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu kaldıracak; sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra ısıran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.

٣٢٣٤ - تَكُونُ لَأَصْحَابِى زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد بن الحنفية عن ابيه)

3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.

٣٢٣٥ - تَكُونُ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ أَيَّامٌ يُرْفَعُ فِيهَا الْعِلْمُ وَيُنْزَلُ فِيهَا الْجَهْلُ وَيُكْثَرُ فِيهَا الْخَرَجُ وَالْهَرَجُ الْقَتْلُ (هـ عن ابن مسعود)

3235- Kıyamet öncesi öyle günler olacak ki, o günlerde ilim kalkacak, cehalet yaygın hal alacak, cinayetler çoğalacak.

٣٢٣٦- تَكُونُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ بَنِي الْأَصْفَرِ هُدْنَةٌ فَيَغْدِرُونَ بِكُمْ فَيَسِيرُونَ إِلَيْكُمْ فِي ثَمَانِينَ غَايَةً تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اِثْنَى عَشَرَ أَلْفًا (هـ عن عوف بن مالك)

3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hi-yanette bulunup her birinin altında on iki bin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.

۳۲۳۷- تَكُونُ اَرْبَعُ فِتَنِ الأُولَى يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالثَّانِيَةُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ وَالثَّالِثُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ الْفَرْجُ وَالرَّابِعَةُ الدَّجَّالُ (نعيم عن عمران بن حصين

3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öl-dürmek helal sayılacak. İkincisinde hem o, hem de mal, üçüncü-sünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.

۳۲۳۸ - تَكُونُ أَمَامَ الدَّجَّالِ سِنُونٌ خَوَادِعُ يُكْثَرُ فِيهَا الْمَطَرُ وَيُقَلُّ فِيهَا

774

YanıtlaSil

yuksel4 Haziran 2026 00:20
النبتُ ويُكذِّبُ فيها الصَّادِقُ ويُصَدِّقُ فيها الْكَاذِبُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ ويُحوِّنُ فيها الأمين وتنطق فيها الرويبضة قيل يا رَسُولَ اللهِ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ من لا يُوبه له (طب عن عوف بن مالك)

3238- Deccal'den önce aldatıcı yıllar olacak. O yıllarda yağmur çok, bitki az olacak, doğru söyleyen yalanlanacak, yalan söyleyense doğrulanacak, haline güvenilecek emin olan kişi hain sayılacak, Ruvaybıza konuşacak. "Ruvaybıza nedir ey Allah'ın Ra-sulü?" diye sordular. "Ruvaybıza, kendisine önem verilmeyen ki-şi." buyurdu.

۳۲۳۹- تَكُونُ بَيْنَ النَّاسِ فِرْقَةً وَاخْتِلافُ فَيَكُونُ هَذَا وَأَصْحَابُهُ عَلَى الْحَقِّ

يعنى عَليًّا (طب عن كعب بن عجرة)

3239- İnsanlar arasında ayrılık ve ihtilaf olacak, bu ve arkadaşları doğru yol üzere olacaklar. (Hazreti Ali kastediliyor.)

٣٢٤٠ - تَمَنَّوْا الْمَوْتَ عِنْدَ خِصَالِ سِنّ عِنْدَ إِمَارَةِ السُّفَهَاءِ وَبَيْعِ الْحُكَمِ وَاسْتِخْفَافِ بِالدَّمِ وَكَثْرَةِ الشَّرْطِ وَقَطِيعَةِ الرَّحْمِ وَنُشُوءٍ يَسْتَخْذُونَ الْقُرْآنَ مَزَامِيرَ يُقَدِّمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنَيَهُمْ وَلَيْسَ بِافْقَههم (طب عن عابس لغفارى)

3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü te-menni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki, in-sanlar kendilerinden çok daha az bilgisi bulunan adama gelip ondan medet umarlar.

٣٢٤١ - تَنَاصَحُوا فِي الْعِلْمِ وَلاَ يَكْتُمُ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَإِنَّ خِيَانَةً فِي الْعِلْمِ أَشَدُّ مِنْ خِيَانَةٍ فِي الْمَالِ (حل عن ابن عباس)

3241- İlimde birbirinize yardımcı olun. Kimse kimseden ilmi gizlemesin. Çünkü ilimde hıyanet, maldaki hıyanetten daha şiddetlidir.

775-

yuksel dedi ki...

DAVASIZ MÜSLÜMANLAR!

Hasan KONÇ hasankonc1453@hotmail.com

<> suâlini sormayan,

Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar! Kālû belâ ahdine bedenini yormayan,

Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

Bir kötülük görünce; «Aman bana ne!» diyen, Haramı ayırmadan helâle katıp yiyen, Tefekkürden uzakta gaflet gömleği giyen;

Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

Haksıza mütebessim, zâlimin yalakası, Olmaz ki böylesinin mertlikle alâkası, Hiç umrunda değilse ölümsüzlük hırkası; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

Duvardan, taştan farksız; his yoksulu, kof kaya, Kaybetmişse edebi, uğramamışsa hayâ, Değişmez hasletiyse fitne, fesat ve riyâ; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

yuksel dedi ki...

Şu karanlık dünyada yol alınmaz güneşsiz, Dâvâ adamı olmaz; gözyaşsız, kalp ateşsiz, Er meydanında kayıp, ancak reklâmda eşsiz;

Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

Gönlü gülzâr eyleyip, kalbini açmak gerek, Nefsi put eyleyenden hemence kaçmak gerek! Sırât'ın üzerinden huzurla geçmek gerek! Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

Hasenî niyet ile hakkı haykır sözünden, Aldatma hiç kimseyi, hile saçma özünden, Aşkla yürü her dâim, can Nebî'nin izinden; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!

عر

YanıtlaSil

yuksel5 Haziran 2026 05:45
Muhteşem Bir Máziden İhtişamlı Yaunlara...

YUZAKI

YIL 21 ARALIK 2025

AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSİ

Fecre andolsun!.. (Fecr, 1)

"Bu can bu tende oldukça;

Hazret-i Kur'ân'ın kölesiyim,

Hazret-i Muhammed Muhtar'ın

mübarek yolunun toprağıyım."

مَنْ بَنْدَهِ قُرْآنَمْ أَكَرْ جَانْ دَارَمْ مَنْ خَاكِ رَهِ مُحَمَّدٌ مُخْتَارَمْ

yuksel dedi ki...

abdest al (elini, ağzını ve) zekerini (tenasül uzvunu) yıka, sonra u-yu.

٣٢٥٢ - تَيَاسَرُوا فِي الصَّدَاقِ فَإِنَّ الرَّجُلَ لَيُعْطِي الْمَرْئَةَ حَتَّى يَبْقَى ذَلِكَ فِي نَفْسِهِ عَلَيْهَا حَسِيكَةً" (عب والخطابي عن ابن ابي حبيب مرسلا)

3252- Mehir hususunda kolaylık gösterin. Çünkü kişi ka-dına (mutaddan fazla) mehir verirse bu nefsinde evlendiği kadına karşı bir düşmanlık olarak kalır.

حرف الثاء

٣٢٥٣ - ثَلاثَ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِ حَلَاوَةَ الإِيمَانِ أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءُ لاَ يُحِبُّهُ إِلَّا لِلَّهِ وَأَنْ يَكْرَهُ أَنْ يَعُودَ فِي الْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنْقَذَهُ اللهُ مِنْهُ كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُلْقَى فِي النَّارِ (ط خ م م ت ن هـ حب طب عن انس وابي امامة

nı bulur: 3253- Üç şey vardır ki, bunları hisseden kişi imanın tadı-

malı, a) Allah ve Rasulü kendisine herşeyden fazla sevimli ol-

b) Kişi sevdiğini ancak Allah için sevmeli,

c) Allah kendisini küfür belasından kurtardıktan sonra,

tekrar küfre dönmekten ateşe atılmak gibi ürküp nefret etmeli.

٣٢٥٤ - ثَلَاثُ دَعَوَاةٍ لاَ تُرَدُّ دَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ وَدَعْوَةُ الصَّائِمِ وَدَعْوَةُ الْمَسَافِرِ (ابو الحسن بن مهروية في كتاب الثلاثيات ق ض عن انس)

3254- Üç dua vardır ki, katiyyen geri çevrilmez:

a) Babanın çocuğuna duası,

b) Oruçlu kimsenin duası,

c) Misafirin duası.

-778

YanıtlaSil

yuksel6 Haziran 2026 00:39
٣٢٥٥- ثلاث فيهنَّ شَفَاءٌ مِنْ كلّ دَاءِ إِلا السَّامَ السَّنَا وَالسَّنُوتَ قَالَ

مُحَمَّدٌ وَنَسِيَتْ الثَّالِثَةَ (ن ض وسمويه عن انس)

3255- Üç şey var ki, ölümden başka her şeye şifadır:

a) Sinameki,

b) Bal.

Ravi dedi ki: "Üçüncüsünü unuttum."

٣٢٥٦ - ثَلَاثَ مِنْ أَصْلِ الإِيمَانِ الْكَفُّ عَمَّنْ قَالَ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَلَا نُكَفِّرُهُ بِذَنْبٍ وَلَا تُخْرِجُهُ مِنَ الإِسْلامِ بِعَمَلٍ وَالْجِهَادُ مَاضٍ مُنْذُ بَعَثَنِيَ اللَّهُ إِلَى أَنْ يُقَاتِلُ آخِرُ أُمَّتِي الدَّجَّالُ لَا يُبْطِلُهُ جَوْرُ جَائِرٍ وَلَا عَدْلُ عَادِلٍ وَالْإِيمَانُ بِالْأَقْدَارِ كلها (د وابن منيع ق ض عن انس)

3256- Üç şey var ki, imanın aslındandır:

a) Lâ ilâhe illellâh diyene ilişmemek, Biz bunu diyen kimseyi, günahı yüzünden tekfir etmeyiz ve işlediği herhangi bir kötü amel sebebiyle de İslam'dan çıkarmayız.-

b) Cihat ki, beni Allah, peygamber olarak gönderdiği günden, ümmetimin en sonu Deccal'ı öldürünceye kadar devam edecektir. Onu ne zalimin zulmü ne de adilin adaleti katiyyen ip-tal edemez.

c) Bütün kaderlerin Cenabı Hakk'ın takdir ettiği zaman-da meydana geleceğine iman etmektir.

٣٢٥٧ - ثَلَاثَ لَنْ تَزَلَنَّ فِي أُمَّتِي التَّفَاخُرُ بِالْأَحْسَابِ وَالنِّيَاحَةِ وَالْأَنْوَاءِ (ع

3257- Üç şey vardır ki, ümmetimde devam edecektir:

ض ن عن انس)

a) Soylarla övünmek,

b) Ölünün ardından ağlamak,

c) Yıldızlarla yağmur istemek.

٣٢٥٨ - ثَلاثُ لا يَحِلُّ لَأَحْدٍ أَنْ يَفْعَلَهُنَّ لَا يَؤُمُّ رَجُلٌ قَوْمًا فَيَخُصُّ نَفْسَهُ

779

yuksel dedi ki...


MKSEARCH PROJESİ

(11.08.1966 -10.12.1972)

Önceki projenin bir varyasyonu. Amaç, düşman ajanlardan bilgi almak için "doğruluk serumu" niteliğinde bir madde geliştirmekti. Program ayrıca "uyuyan ajan" (zihinsel olarak programlanmış, gerektiğinde harekete geçirilen tetikçi) yaratılmasına yönelik çalışmaları da kapsıyordu.

Sao Paulo,

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:16
PAPERCLIP OPERASYONU

(1945-1947)

Nükleer, kimyasal ve balistik silahlar alanında Nazi rejimi için çalışmış Alman bilim insanları ve mühendislerin gizlice kaçırılarak ABD'ye transfer edilmesini amaçlayan operasyondu.

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:17
PHOENIX PROJESİ

(Ocak 1968 - Ağustos 1971)

Vietkong destekçilerini hedef alan gözaltı ve öldürme programi. Güney Vietnam'da binlerce sivilin

hayatını kaybetmesine yol açtı

HINT

OKY

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:19
CIA GİZLİ OPERASYONLARI

Komünizmin yayılmasına karşı yürüttüğü mücadelede CIA'in gizli operasyonları dünyanın dört bir yanına yayıldı. Ancak kendi kuruluş yasalarında yer alan hükümlerin aksine, kurum en gizli deneylerinden bazılarını Amerikan vatandaşları üzerinde de gerçekleştirdi.

CIA'İN EN ÜNLÜ PROJELERİ

CIA H

Doktor

canlı b

yerles

icin h

amel

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:21
CIA HİÇ HAYVANLARI CASUS OLARAK KULLANDI MI?

BU DÜŞÜNCEL

nyanın e, kurum

Doktor Sidney Gottlieb tarafından hazırlanan MKULTRA projesi raporuna göre, CIA bir kediyi canlı bir "keşif aracı"na dönüştürmeye çalıştı. Ajanlar hayvanın içine kablolar ve piller yerleştirdi. Kedi aç bırakılarak gözetleme alanında kalması sağlandı. Hayvan nihayet görev için hazır hale geldiğinde ise, sokağı geçerken bir kamyonun çarpması sonucu öldü. Kedinin ameliyatı ve boşa giden ekipmanların maliyeti, o dönemin parasıyla 15 bin dolan buldu.

LSD

GE

KUZEY

AUZ

Ca

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:24
CENTRAL INTELLIGENCE

GİZLİ

SERVİSLER

GÖLGELERDE GİZLENEN AJANLAR VE KİMSENİN GÖRÜP BİLMEDİĞİ, ADI KONMAMIŞ SAVAŞLAR

FBI

FB

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:26
akasya akasya, kitap

ANKARA'DA GİZLİ İSRAİL

DEVLETİ Mİ VAR?

Hasan DEMİR

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:28
GİZLENEN AJANL

DİĞİ, ADI KONY

F

OPERASYONLAR at beglama faaliyetleri, aikastlar ve daha fazlas

ALİ KUZU

HEDEF TÜRKİYE

KUTSAL KASE

Yabancı istihbarat kuruluşlarının Kutsal Kase'si Türkiye'dir. Kutsal Kase Türkiye, çok acıdır ama bir casus cennetidir. ABD, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa, İran ve benzeri ülkelerin casusları Türkiye söz konusu olduğunda, almış oldukları eğitimlerinin "gizlilik" gibi teknik düzeydeki temel hususları bir kenara bırakarak, pervasızca "icra-i faaliyet" gösterebilmektedirler.

"CIA ve KGB kızdıkları bazı ülkelerde, doğruluğu hakkında kesin bilgilere sahip olunmayan belgeleri, o ülkelerde tiraji yüksek olmayan gazetelere ulaştırırlar ve ülkeyi birbirine katarlar. Belge gercekmiş, değilmiş kimse üzerinde durmazdı önceleri... Bu belgeyi alanlar da 'Bu belgeyi bana neden verdiler? Amaçları nedir?' diye en ufak bir sorgulama yapmadan yazar... O ülkelerde bunlar hep oldu..."

Ali Kuzu'nun kaleminden yabancılar için Kutsal Kase olarak görülen ülkemiz üzerinde oynanan tüm oyunlardan haberdar olacaksınız.

50 00

HPC

www.kariyeryayinlari.com twitter.com/Kariyer Yayin

00

YanıtlaSil


Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
HUD A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
İBRAHİM A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
SALİH A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır

yuksel
Vasiyet ve mustafa
Profili ziyaret edin
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir

yuksel dedi ki...

yuksel7 Haziran 2026 09:08
ZR/RIFLE PROJESİ

(30 Ekim 1960 - 22 Ekim 1970)

ABD'nin çıkarlarına karşı duran ülkelerin

liderlerine yönelik suikastlar gerçekleştirmek amacıyla oluşturulmuş gizli bir CIA programı.

PAS OKY

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:10
(07.08.1960 - 22.10.1962)

Fidel Castro'yu herhangi bir yolla ortadan kaldırmayı hedefleyen planlar bütünü. Bu operasyon, Kennedy yönetimi döneminde ZR/RIFLE projesi kapsamındaki tüm eylemleri bu hedef etrafında yoğunlaştırdı.

k

CIA, 1940'lardan 1970'lere uzanan dönemde komünizme karşı yürüttüğü amansız mücadele kapsamında dünyanın dört bir yanında gizli operasyonlar gerçekleştirdi

YanıtlaSil

yuksel7 Haziran 2026 09:12
MKULTRA PROJESİ

(13.04.1953-14.08.1964)

Uyuşturucular, cerrahi müdahaleler ve psikolojik testler kullanarak

zihin kontrolü yöntemleri

Boston

geliştirmeyi amaçlayan program

«En Eski ‹Eski   6401 – 6474 / 6474   Yeni› En yeni»